Nietzsche ve İnsan: “İnsanları sevmiyorum! İnsanı sevmek beni yok edebilirdi.” - IRCForumlari.Net - IRC Sunucu sahipleri ve kullanicilari bulusma noktasi
IRCForumlari.Net - IRC Sunucu sahipleri ve kullanicilari bulusma noktasi

Go Back   IRCForumlari.Net - IRC Sunucu sahipleri ve kullanicilari bulusma noktasi Din, Felsefe, Tarih ve Coğrafya Felsefe Toplum ve Felsefe


Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 15 Aralık 2010, 15:31   #1
Hande
Guest
 
Hande - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Mesajlar: n/a
Alinan Teşekkür:
IRC Sunucusu:
WEB Sitesi:
İlgi Alanı:
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
Standart Nietzsche ve İnsan: “İnsanları sevmiyorum! İnsanı sevmek beni yok edebilirdi.”

-- Sponsor Baglantı --

Nietzsche Ağladığında adlı romanda, romanın başkahramanlarından birisi olan Breuer; “Havadan sudan konuşacak bir adam değil diye düşündü”Nietzsche hakkında.. Breuer haksız sayılmaz; Nietzsche gerçekten de havadan sudan konuşacak bir adam değildi. “Nietzsche, bütün düşünce tarihinin en aykırı düşünürü olarak bilindi.”Bugün düşüncelerine yüksek değerler atfettiğimiz pek çok isim onun düşünce dünyasından beslendi. Pek çok bilim dalı onun varlığı sayesinde bugün yere çok daha sağlam basıyor: “Ölümünün üzerinden geçen bir asrı aşkın sürede felsefe, psikoloji ve teoloji alanlarındaki düşünce üretimi ondan o kadar çok etkilendi ki Nietzsche olmasa sudan çıkmış balığa döner belki de bu alanlar.”
Onu aykırı kılan şey, diğer pek çoklarından farklı olan düşünce yapısıydı. Bu düşünce yapısına uzanan yolda o büyük mucizeler gerçekleştirmedi, sadece döneminin bilgi birikimini harmanlamasını bildi. Lamarck ve evrim teorisinin ana kuramcısı Charles Darwin ile başlayan en üstün türün ayakta kaldığı düşüncesi ve Maltus’un öğretileri onun düşünce yapısının temelleri oldu. Bu temel, insanoğluna özetle şu mesajı veriyordu: “Canlıların yaşamda kalması için tek yol, birbirleriyle savaşmalarıdır. Doğada bir seçme-ayıklama süreci vardır. Buna göre her soyun en uygun niteliklere sahip olan temsilcileri, yaşamda kalır. Doğanın yasası budur.” O, bu temel üzerinden çok büyük (iyi veya kötü anlamında değil, etkileri noktasında) düşünceler inşa etti.
Nietzsche; insanları, genel geçer yargıların doğruluğunu tekrar gözden geçirmeye çağırdı. Hayatta doğru bildiklerimizin, aslında o kadar da doğru olamayabileceğini söyledi bize: “Parçalayınız kardeşlerim, eski levhaları parçalayınız.”Bunlar ağır sözlerdi bizler için: pek çoklarımız Nietzsche’yi doğru buldu ve ama çok çok daha fazlamız yanlış. Doğru ya da yanlış bulsak da Nietzsche düşünceleriyle insanoğlunun dünya üzerindeki serüvenini etkilemeyi başardı. En azından bizi şaşırtmasını, titretmesini bildi. Nietzsche Ağladığında adlı romanın kahramanı Breuer’ın şaşkınlığı, aslında insanoğlunun Nietzsche karşısındaki şaşkınlığının bir bedene bürünmüş haliydi: “Bir de Nietzsche’nin söylemeye cesaret ettiği o sözler! Bir düşünün! Ümidin en büyük kötülük olduğunu söylemesi! Tanrı öldü demesi! Hakikat, onsuz yaşayamayacağımız bir yanlıştır demesi! Hakikatin düşmanı yalanlar değil, inançlar demesi! Ölümün son iyiliğinin bir daha ölünmeyecek olmasıdır demesi! Doktorların, insanların kendini ölümlerini ellerinden almaya hakları olmadığını söylemesi! Kötücül düşünceler!”
Nietzsche bizi çok şaşırttı, şaşırtmaya da devam ediyor, edecek de.. Daha yüzyıllar boyunca dostlarımıza tıpkı Freud gibi şu soruyu soracağız: “Bu adam zeki biri Josef. Acaba bu zekâ bir deliye mi yoksa dâhiye mi ait?”
Nietzsche’nin zeki olduğu noktasında sanırım hiçbir insan şüphe duymamıştır, delilik ve dâhilik noktasında ise insandan insana değişen yargılar olabileceği muhtemel. “Kimilerine göre düşünceleriyle çağını aşmış, dünyanın en zeki insanı, kimilerine göre ise çağının içinde kalmaktan kurtulamamış tehlikeli bir deli.”Nietzsche. İster deli olsun ister dahi; şunu unutmamalıyız: “başkalarının yargılarıyla akıllı sayılmaktansa, kendi yargılarımızla deli olmak” çok daha tercih edilesi birşeydir.
Nietzsche’nin düşünce dünyasına uzanan bu kısacık metinde/yolda onun konular hakkındaki düşüncelerini maddeler halinde sıralamak ve değerlendirmek çok daha anlaşılır olur inancındayım. Bu noktada onun insan, toplum ve demokrasi, sosyalizm, tanrı ve inanç, hakikati arayış, ölüm, kadın ve cinsellik, dostluk, ahlak, eylemsel değer, üstün insan, savaş, Adolf Hitler ve benzeri konulara yaklaşımını maddeler halinde ele almaya çalışacağım..
Nietzsche ve İnsan: “İnsanları sevmiyorum! İnsanı sevmek beni yok edebilirdi.”
İnsanları sevmiyor, Nietzsche. Bunu açıkça ve hiç çekinmeden haykırıyor: “İnsanları sevmiyorum. İnsan bence oldukça eksik bir varlıktır. İnsanı sevmek beni yok edebilirdi.”Bununla da kalmıyor, daha da hırpalıyor insanı: “İnsanlara gitme, ormanda kal. Hayvanlar arasına gitsen daha iyi.” Gerçi kendisi de insanı hayvandan sayıyor ve şunları yazıyor: “İnsan çok yalancı, yapay ve kapalı kutu hayvan, diğer hayvanlara karşı pek kuvvetiyle değil de, hile ve kurnazlığıyla korkutucu olabiliyor.”
Nietzsche’nin “sıradan” insana karşı bu aşağılayıcı söylemini geçmişine ve başarılarına bağlayanlar var: “Üniversitede klasik diller konusunda eğitim gören düşünür, öylesine başarılıdır ki daha öğrenciyken kendisine önerilen filoloji profesörlüğünü kabul ederek, çalışmaya başlar. Böyle bir ömür süren Nietzsche’nin, sıradan kişilerin hırdavatlar olduğunu söylemesi, şaşırtıcı değildir.”Bu çıkarım, yani Nietzsche’nin kendi başarılarından ve üstünlüklerinden ötürü diğer insanları aşağılık görmesi düşüncesi pek de doğru görünmüyor. En azından bu düşüncenin sahipleri Nietzsche’yi fazlaca hafife almak hatasına düşüyor olabilirler. Her nedense bunun üstün insana ulaşma savaşında taktiksel ve bilinçli bir tercih olabileceğini görmüyorlar:
Nietzsche aslında tüm bunları insana olan inancından dolayı yapıyor. İnsana ve insanın evrimsel süreç sonrası üstün bir varlık olacağına inandığı için tüm bu yıkıcı sözler.. İnsanı yıkması gerektiğini düşünüyor ve bunun için saldırıyor insana. Diyor ki, “En büyük kötülük, en büyük iyiliktir. Çünkü iyilik yaratıcılıktır. Yıkıcı olmadan, yok etmeden yaratılamayacağına göre, iyilik kötülükten doğar.”Onun insana karşı olan duruşu işte budur: Yeni ve üstün bir insanı inşa etmek için öncelikle adi ve sıradan insanı yıkmak gerekmektedir. Sorar tüm insanlara: “Kendi alevinle yakmaya hazır olmalısın kendini: Önce kül olmadan nasıl yeni olabilirsin ki?”
Nietzsche, Toplum ve Demokrasi: “Bu salaklar sürüsü…”
Sıradan insanın yıkılması gerektiğini düşünen bir insandan, topluma ve demokrasiye karşı pozitif yaklaşımlar beklemek, pek tabii, anlamsız. Nietzsche, toplumu ve toplumun bir bütün halinde yönetime katılmasından başka bir şey olmayan demokrasiyi sakat ve tehlikeli buluyor. Zerdüşt’ün ağzından şunları söylüyor: “İnsanlar arasında olmak, hayvanlar arasında olmaktan daha tehlikeli.”Böylesine tehlikeli bir canlının “üstün insanların” yapabileceği yönetime katılabilmeleri Nietzsche için anlamsız. Ona göre “Milyonlarca salak dediği halkın yönetime katılması gibi taleplerle ortaya çıkması, ahlaksızlıktır.”
Evet, Nietzsche’ye göre toplum bir solucanlar sürüsüdür, demokrasi ahlaksızlıktır: “Uysal ve edilgen insanlar ahlaksızdırlar. Onlar miskin miskin oturur, efendilerinin buyruklarını beklerler. Azıcık konuşacak olsalar sesleri düğümlenir. Kurnaz ve bencildirler. Onları köle yapan her şey, onlar için değerlidir. Onlar boyun eğmenin ve dalkavukluğun ustalarıdır. Nerede küçüklük, hastalık, adilik varsa solucan gibi oraya sokulurlar. Bu salaklar sürüsünün elinde ne varsa almak gerekir. Çünkü onlar küçülmüşlerdir ve daha da küçüleceklerdir. Mutluluk ve erdemleri de safkan aptallıktır. Onlar kendilerine acı verebileceğinden korktukları insanları seviyormuş gibi yaparlar. Böylece kendi değersiz bedenlerini garanti altına almak isterler. Onların erdemleri korkaklık, yalancılık ve bencilliktir. Yaşamları boyunca bir tek defa kendi ayaklarının üzerinde duramaz ve adam gibi konuşamazlar. ‘evet efendim, sepet efendim’ derler.”
21.yüzyılda bu görüşleriyle Nietzsche çağın gerisinde kalmış görünse de onun gibi (en azından törpülenmiş şekliyle) düşünen yüzlerce düşünce adamı göz önüne alındığında bu düşüncesinde çok da yalnız (ve hatta haksız) olmadığını görebiliyoruz. Ayrıca Nietzsche insana demokrasilerin vermediği değeri ve hakları da, en hazından kendi hayatları noktasında, sunduğunu belirtmek gerekiyor; bu noktada ise 21. yüzyıl Nietzsche’nin gerisinde kalıyor:
Nietzsche, hala dünyanın pek çok ülkesine yasak olan kendi hayatını sonlandırma hakkını toplumun bireylerine veriyor. Aynen yaşama hakkı gibi doğal olan ölme hakkını insana sunuyor. Ötenaziye bu noktada çok yüksek değer atfediyor ve diyor ki: “Kendi hükmünü kendi verdiği an, onun en yüksek anıydı.Bununla da kalmıyor Nietzsche, insana pek çok demokratın vermediği değeri atfediyor ve onun ölüm döşeğinde dahi öleceğinden habersiz bırakılmaması gerektiğini iddia ediyor: “Doktorların” diyor; “insanların kendi ölümlerini ellerinden almaya hakkı yoktur!” Özetle; Nietzsche sıradan insanın elinden yönetime katılma hakkının alınmasını, buna rağmen kendi yaşamına yön verebilme hakkının sağlanmasını öğütlüyor.
Nietzsche, topluma herhangi bir değer atfetmiyor ve hatta insanları salaklar sürüsü olarak görüyor ama bir şeylerin el birliğiyle olacağını da biliyor. Bunu Zerdüşt’ün halinden anlıyoruz: “Etrafına, ormana ve sakinliğe hayretle baktı. Sonra aniden bir sevinç kapladı içini. Çünkü yeni bir gerçeğe erişmişti yine. Kendi kendine şöyle dedi: ‘Gözümde bir ışık çaktı. Ölülere ve istediğim yere taşıyabileceğim cenazelere değil, canlılara ve yoldaşlara ihtiyacım var. Kendi arzularıyla ve benim istediğim yere kadar beni izleyen canlı yoldaşlara muhtacım.’”
Nietzsche ve Marksizm: “Yönetimi ayak takımına ve milyonlarca salağa vermek!”
Nietzsche ile aynı havayı soluyan iki düşünür olan “Karl Marks ve Engels yeni bir toplumsal düzenin özlemi içindedirler. Onlar bütün insanların eşit olduğunu savunmaktadırlar. İnsanların büyük çoğunluğunun üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet düzeni yüzünden mutsuz olduğunu ve bu nedenle mülkiyetin kamulaştırılmasını ve yönetme hakkının üretim gücünü elinde bulunduran işçi sınıfına verilmesini istemektedirler.”
Nietzsche; bu düşünceyi, yönetimi ayak takımına veya milyonlarca salağa vermek olarak değerlendiriyor ve bunun bir saçmalık olduğunu söylüyor. Bu noktada demokrasi ve Marksizm den uzak olan Nietzsche, sanıyorum, aristokratik bir yönetimi ahlaklı ve mantıklı buluyor. Şunları söylüyor Nietzsche: “İnsanın yükselişi aristokratik gelenektedir.”
Nietzsche, Tanrı ve İnanç: “Tanrı öldü, artık üstün insan yaşasın istiyoruz biz!”
Nietzsche’nin en bilindik ve en fazla eleştirilen sözlerinden bir tanesi, onun tanrı ve inanç dünyasına olan bakışını çok açık özetliyor. Tanrı için, “Tanrı ölmüştür” diyen Nietzsche, inançları hakikatin en azılı düşmanı olarak görüyor. “Nietzsche, Tanrının yokluğunda yaşayabilecek yeni bir kültür bina edilebilmesi için tüm değerlerin yeni baştan değerlendirilmesinin bir yolunu arıyor.”Ve diyor ki: “Parçalayınız kardeşlerim, eski levhaları parçalayınız!... Adı iyi ve kötü olan eski bir kuruntu vardı. Kardeşlerim şimdiye kadar yıldızlar ve gelecek üstüne ancak kuruntular kurulmuş, oysa hiçbir şey bilinmemiştir.”
Bugün Nietzsche’nin bu düşüncesine karşı olan pek çok insan, “Tanrı hala ölmedi, ölmeyecek ama Nietzsche çoktan öldü” yollu espriler yapadursun 21. yüzyılda Tanrı da Nietzsche de hala alabildiğine yaşıyor.
Nietzsche, Tanrı’yı ve inançları sıradan insanların, sığındığı bir liman olarak görüyor. Hakikatin aslında bu olmadığını, insanoğlunun hakikatle yüzleşemediği için kendine putlar yapıp, kendi yaptığı putlara daha sonrasında taptığını söylüyor. Her insanın, hakikatin ne kadarına dayanabileceğini seçmesi gerektiğine inanıyor. Ve tüm insanlara diyor ki; “Rahatlık ve gerçek sorgulama arasında seçimizi yapmak zorundasınız! Eğer bilimi seçerseniz, doğaüstü şeylerin teselli veren zincirinden kurtulmak isterseniz, eğer iddia ettiğiniz gibi inançlardan sakınıp, tanrısızlığı benimserseniz, o zaman insanların o küçük rahatlamalarının özlemini duyamazsınız! Tanrıyı öldürürseniz, onun tapınağına sığınmaktan da vazgeçmek, orayı terk etmek zorundasınız!”Nietzsche Tanrı’yı öldürmenin acılara gebe olduğunu ama sonunda ise en yüce zevke erişileceğini düşünüyor: “Eğer tanrısız özgürlüğün coşkusunu ve büyümenin zevkini tatmak isteyen ender insanlardan biriyseniz, acıların en büyüğüne karşı kendinizi hazırlamalısınız. Bunlar bir arada gelirler ve asla birbirinden ayrı yaşayamazlar! Daha az acı istiyorsanız, Stoacıların yaptığı gibi siz de beklentilerinizi küçültmeli ve en yüce zevkten vazgeçmelisiniz.”
Nietzsche; inananları birer kurban, din adamlarını ise zehirli yaratıklar olarak görüyor: “Dünyaya, yaşamaya sadık kalın ve size öbür dünya ümitlerinden bahsedenlere kanmayın. Bunlar bilerek veya bilmeyerek zehir saçanlardır.”
Nietzsche insanoğluna din adamlarının elinden kurtulmalarını öğütlüyor ve Zerdüşt’ün ağzından şunları haykırıyor: “Artık başınızı kutsal şeylerin sırrına gömmeyin. Aksine, onu özgürce taşıyın. Yaşama anlam kazandıran bir kafa taşıyın.”Zerdüşt, Pazar yerinde insanoğluna sesleniyor: “ Bu Tanrı öldü artık! Ey yüksek insanlar, bu Tanrı sizin en büyük tehlikenizdi. Ancak o mezara gireli dirildiniz siz. Ancak şimdi geliyor büyük öğle, şimdi efendi olabilir yüksek insan! Bu sözleri anladınız mı ey kardeşlerim? İrkiliyor musunuz ne? Yüreğiniz mi sersemleşti? Uçurum mu açılıyor önünüzde? Cehennem köpeğimi havlıyor size? Haydi, yüksek insanlar haydi! Ancak şimdi doğum sancıları içindedir insan geleceğin dağı. Tanrı öldü: artık üstün insan yaşasın istiyoruz biz.”
Tanrı inancı olmaması, Nietzsche’nin insan bedenine yüksek değer atfetmesine yol açıyor. Diyor ki Nietzsche, “Bedeni ve hayatı aşağılayan ‘tanrı katını’ ve ‘kurtarıcı kandamlasını’ bulan, hastalardır. Ben tamamen bedenden ibaretim. Başka hiçbir şeyim yok ve ruh ancak bedende olan bir şeyin adıdır. Beden, büyük bir akıl, tek hedefli birçokluk, bir savaş ve bir barıştır. O bir sürü ve bir çobandır.”
Nietzsche ve Hakikati Arayış: “Kutsal olan hakikat değil, kişinin hakikati için çıktığı arayıştır..”
İnançları ve Tanrıyı hayatın içinden çıkartan Nietzsche, onların yerine hakikate ulaşma çabasını koyar. Hakikat, değişkendir ve kişiseldir. Bu noktada hakikatin kutsallığı değil, hakikate uzanan yolda yürüyen insan kutsaldır. Felsefede sözü edildiği gibi, Nietzsche için de önemli olan yolun sonuna ulaşmak değil, yolda olmaktır.
Hakikate uzanan yolda ise insanın kendisini sorgulaması vardır. Sorar Nietzsche; “Kendi kendini sorgulamaktan daha kutsal bir şey olabilir mi?” diye. Sonrasında ise devam eder, her insanın bünyesinin hakikati kaldıramayacağına inanarak: “Her insan, hakikatin ne kadarına dayanabileceğini seçmeli.”der. Hakikate ulaşma yolunda insanın mutluluğundan olabileceğini yazar: “Bütün büyük filozoflar neden kasvetli olurlar diye bir sorun kendinize. Sorun bakalım, kimler daha emniyette, kimler daha rahat, kimler sonsuza dek mutludur? Ben size yanıtını söyleyeyim: Yalnızca sığ zihinli olanlar, yani sıradan insanlar ve çocuklar!”
Hakikatin yolunda ise tek doğru aracın bilim ve akıl olduğunu düşünür Nietzsche. Şöyle der; “Eğer bilimi seçerseniz, doğaüstü şeylerin teselli veren zincirinden kurtulmak isterseniz, eğer iddia ettiğiniz gibi inançlardan sakınıp, tanrısızlığı benimserseniz…”
Araştırma ve bilim hakikatin ana araçlarıdır ve bu araçları kullanmak için insanın inanmaması gerekir. Nietzsche’ye göre “Araştırma ve bilim, önce inançsızlıkla başlar.”
Nietzsche ve Ölüm: “Beni Öldürmeyen Şey Beni Güçlendirir.”
Nietzsche hemen her konuda bardağın boş tarafında baksa da kendi zaafları noktasında bardağın dolu tarafına bakmıştır. Bu noktada onun Polyana rolünü çok iyi oynadığını bir zamanlar ciddi ciddi düşünsem de (Mesela, şiddetli baş ağrılarının sebebini kafasının bir sürü kitaba gebe olmasına bağlaması vs. noktasında) bugün görüyorum ki Nietzsche çoğu zaman hakikati söylüyor. Hayatı boyunca acılar içinde ve hastadır Nietzsce. Ölüm korkusu hayatının hemen her anında vardır ve Nietzsche’yi Nietzsche yapan şey de işte bu ölüm korkusudur! Bunu ben değil, kendisi söylüyor: “Ölümün sizi tehdit etmesi güzel bir durum, büyük bir lütuf: Hiç durmaksızın yazdım durdum, çünkü yazmam gerekenleri bitiremeden öleceğimi sanıyordum. Felaketle sonlandığında o eser daha büyük olmaz mı? Ölümün ağzımdaki tadı bana hem bir yön çizdi hem de cesaret verdi. En önemlisi bana kendim olma cesaretini verdi. Ben bir profesör müyüm? Filolog muyum? Filozof muyum? Kimin umurunda?”
Nietzsche’nin ölüm korkusu elbette ölüm karşısındaki çaresizlik değildir. (Nietzsche Epikurus’tan habersiz değildir nede olsa: “Ölüm varken ben yokum. Ben varken ölüm yok. O halde üzülecek ne var?) Nietzsche söylemesi gerekenleri söyleyemeden ölüp gitmekten korkmaktadır. Bu noktada hastalığı onun ve tabii ki insanoğlu için bir nimettir: “Beni öldürmeyen şey beni güçlendirir. Yine söylüyorum, hastalığım bir nimettir.”
Nietzsche, Kadın ve Cinsellik: “Kadınlara mı gidiyorsun, kır****** yanına al!”
Sıradan insanları ve özellikle de kadınları sevmiyor Nietzsche. Bunda yaşadığı ve beklediği gibi bitmeyen ilişkisinin de büyük etkisinin olduğu düşünülebilir. Nietzsche kadınları utanılacak varlıklar olarak görüyor, “ona göre kadının utanılması gereken çok şeyi vardır.”
Köle ahlakının en iyi temsilcisi olarak görüyor kadınları. Güçsüz olduklarını düşünüyor. Aşağılık varlıklar olarak niteliyor.
Kadınları aşağıda gören birisi olarak kadınlarla sürekli ilişkilere pek de sıcak bakmıyor. Cinselliği sürülere özgü zevkler olarak görüyor. Ayrıca cinselliğin de günlük ilişkilerden farksız olduğunu, tüm yaşananların bir güç mücadelesi olduğunu iddia ediyor: “Cinsel arzu, aslında, karşındaki insanın zihni ve bedeni üzerinde mutlak hâkimiyet kurmak için duyulan arzudan ibarettir. Daha derinlere bakarsanız, bu arzunun da tüm diğer insanlardan daha üstün olma arzusu olduğunu görürsünüz. “Âşık”, seven kişi değildir; aslında o, sevdiği kişinin mutlak sahibi olmayı amaçlar. Bütün isteği, tüm dünyayı o değerli malından korumaktır.”
Cinselliği bir güç mücadelesi olarak gören Nietzsche, bu mücadelede kaybeden erkeklerden nefret ediyor ve şunları söylüyor: ”İhtiyacı olduğunda cinselliği yaşayan bir erkeğe diyeceğim yok! Ama bunun için yalvaran, bütün gücünü onu idare eden kadına; kendi zayıflığını ve erkeğin gücünü, kendi dişi gücü haline çeviren o hilekâr kadına bırakan erkeklerden nefret ederim.”
Nietzsche ve Dostluk: “Inter pares dostluk, eşitler arası dostluk!”
Hayatı bir güç mücadelesi olarak gören Nietzsche’nin dostluk ilişkilerini tozpembe görmesini beklememeliyiz. Nietzsche’ye göre hayatın hemen her alanında olduğu gibi dostluk da en nihayetinde bir güç savaşımıdır. Çıkarlar insanları dost yapar ve çıkarlar dostlukları değersiz kılar. Bu noktada Nietzsce eşitler arası dostluk kavramını ortaya atar ve bu tür dostluk ilişkilerine değer atfeder.
Evliliğe de bu açıdan yaklaşan Nietzsche şunları söyler: “İdeal evlilik ilişkisi, her iki insanın da yaşamını sürdürebilmesi için bu ilişkiye muhtaç olmadığı zaman kurulandır.”
Nietzsche ve Güç: “Dünya güçlüleridir!”
Nietzsche güç konusunda olağanüstü duyarlıdır. Hayatta olagelen hemen her şeyi bir güç çatışması olarak değerlendirir. Ona göre insanların karşı, ya da aynı, cinsle cinsel ilişki yaşaması bile özünde bir güç mücadelesidir. Özellikle Şen Bilim adlı kitabında bu konu üzerinde yazılar kaleme alır ve der ki: “Cinsel arzu, aslında, karşındaki insanın zihni ve bedeni üzerinde mutlak hâkimiyet kurmak için duyulan arzudan ibarettir. Daha derinlere bakarsanız, bu arzunun da tüm diğer insanlardan daha üstün olma arzusu olduğunu görürsünüz. ‘Âşık’, seven kişi değildir; aslında o, sevdiği kişinin mutlak sahibi olmayı amaçlar. Bütün isteği, tüm dünyayı o değerli malından korumaktır.”
Onun için cinsel deneyimler içerisinde bile böylesine olan güç, hayati bir öneme sahiptir. Bunun iki açıklaması olabilir; birincisi doğal seçilimde sadece güçlülerin ayakta kaldığı gerçeğidir ve ikincisi ise onun geçmişine ilişkindir: “Nietzsche’nin yaşamı incelendiği zaman, onun hasta bir vücut ve ruh yapısı içinde geliştiği görülür. Çocukluğu, güçsüzlüğün acısıyla kıvranarak geçmiştir. Güçlülük kavramı, onun için metafizik bir kavramdır ve ülküsel anlamıyla din kurumunda dile gelir.”
İster bir tercih olsun ister çocukluğunda yaşadıklarının bir sonucu; Nietzsche için güç önceliklidir. Bu öncelik öylesine önemlidir ki onun için, ahlak güçten sonra gelir:
Nietzsche ve Ahlak: “Ahlaklı insan, ahlaksız insandan daha aşağı bir türdür.”
Her düşünce adamı gibi Nietzsche de ahlak üzerine bolca söz sarf etmiştir. Fakat onun olaya bakış açısı, bu sefer de, diğer pek çoklarından farklıdır. Nietzsche’ye göre, ahlak belli bir çağın değer yargıları ve “iyidir-kötüdür” dediği şeylerin tablosudur. Bu şekilde algılanan göreli değerler tablosundan uzak durmak gerekir. Kendi ifadesiyle ”Ahlaksal olan diye bir şeyden bahsedilemez, ancak olayların ahlaksal bir yorumundan bahsedilebilir.”“Böyle Buyurdu Zerdüşt’te Nietzsche sıradan sürünün ortalama insanı ile karşıtlık içinde gördüğü ideal insanını, üstün insan’ı betimler. ‘İyinin ve kötünün ötesinde’ olan üstün insan herhangi başka bir sözle ‘ahlaksal dünya düzeni’ni yadsıyarak kendi değerlerini yaratır.”Yani gelişmek için mevcut ahlakı reddetmek gereklidir.
Dünyanın özüne güçler arası çatışmaları koyan Nietzsche, pek çok ahlakçıyı “Kimseyi incitme!” buyruğunu ahlak sorunun temeline yerleştirmesinden ötürü eleştirir. Şöyle der; “Güçlü olan gücünün gerektirdiğini yapmalıdır ve dünya güçlülerindir.”Bu noktada görüyoruz ki Nietzsche’ye göre güç ve güçlü meşrudur ve her zaman haklıdır: “Nietzsche, güce başlı başına bir hayranlık duymuş ve onu ahlaksal ölçülere ya da etik unsurlara bakılmaksızın kazanılacak bir şey olarak görmüştür.”
Ona göre; “Değer yargıları çağdan çağa değişmekte, yani değerler, değer taşıyan şeyler değil ama bu değerlerin yorumlanması değişmektedir.”Yani durağan bir ahlak söz konusu değildir ve olamaz da. Ayrıca ahlak yasaları, bugüne kadar insanların gereksinimleri göz önüne alınmadan yapıldığı için eksiktirler.
“Ahlaklı bir insan, ahlaksız insandan daha aşağı ve zayıf bir türdür. Çünkü ahlaklı insanın değerinin ölçütü kendisinin dışındadır.”Nietzsche, insanı iradesinin zenginliğine ve kudretinin miktarına göre değerlendirir. Ona göre, insanın kendi iradesini reddetmesi ve olumsuzlanması insanı düşüren ve ona iftira eden bir öğretinin sonuçlarıdır.
Nietzsche ve Eylemsel Değer: “Yüceliğe erişmek isteyen ağaç fırtınalı hava ister..”
Nietzsche insanın yaratısına verdiği önem kadar yaratının nasıl bir ortamda yaratıldığını da önemser. İyi bir kaptanın, yücelebilmek için dalgalı denizler istediğini iddia eder ve şöyle der: “Gururlu bir yüceliğe erişmek isteyen ağaç, fırtınalı hava ister!”
Tatlı bir hayat yaşayan insan; yaratısının değerini düşürür. Çünkü Nietzsche’ye göre: “Seni iyi tanıyan herkes, olağanüstü yeteneklerin olduğunu bilir. Bunun sana getirdiği büyük bir yük var: Toprak ne kadar zengin olursa, orada bir şey yetiştirmemen de o kadar affedilmez olur.”
Nietzsche ve Üstün İnsan: “İçinizde birçok şey hala solucandır.”
“Siz solucandan insanlığa kadar yol aldınız ve içinizde birçok şey hala solucandır, diyor Nietzsche. Ben size insanüstü’nü öğretiyorum. İnsan aşılması gereken bir şeydir. Onu yenmek için ne yaptınız? İnsanüstü yeryüzünün amacıdır.”
Üstün insan ya da insanüstü, yeryüzünün amacıdır. İnsanoğlu bu amaç yolunda yeri geldiği zaman ölmesini de bilmelidir. Asıl erdem insanüstüne giden yolda yürümektir. İnsanoğluna şöyle sesleniyor Nietzsche, “Şimdiye kadar bütün varlıklar kendilerinden üstün varlık yarattılar. Siz bu büyük yaratışın gerisinde mi kalacaksınız? İnsanı aşacağınız yerde hayvana dönmeyi mi tercih edeceksiniz? İnsana göre maymun nedir? Gülünecek veya acı bir utanç verecek bir şey. İşte insan da üstün insana göre böyle olmalıdır: Gülünecek veya acı bir utanç verecek bir şey!”
Nietzsche üstün insan amacını belirledikten sonra (“İnsan aşılması gereken bir şeydir. Onu yenmek için ne yaptınız? İnsanüstü yeryüzünün amacıdır.”) bu amaca ulaşmak için izlenecek yolu da çizer ve der ki: “Sürülere bağlı olmak istemeyenler sadece kendilerini hafife almaktan vazgeçmelidir, kendilerine ‘Kendin ol! Şu an yaptığın, düşündüğün, istediğin her şey kendin değilsin’ diyen vicdanının sesini dinlemelidir.”
Nietzsche ve Savaş: “Davayı kutsal yapan şey iyi bir savaştır!”
Daha önce de belirttim üzere; Lamarck ve evrim teorisinin ana kuramcısı Charles Darwin ile başlayan en üstün türün ayakta kaldığı düşüncesi ve Maltus’un öğretileri Nietzsche’nin düşünce yapısının temelleri oldu. Bu temel, insanoğluna özetle şu mesajı veriyordu: “Canlıların yaşamda kalması için tek yol, birbirleriyle savaşmalarıdır. Doğada bir seçme-ayıklama süreci vardır. Buna göre her soyun en uygun niteliklere sahip olan temsilcileri, yaşamda kalır. Doğanın yasası budur.”
Doğanın yasasını böyle gören ve savaşarak üstün insana uzanan yolda yeni adımlar atıldığına inanan Nietzsche bu noktada savaşı kutsamış ve şunları söylemiştir: “Diyorsunuz ki savaşı kutsal kılan şey iyi bir davadır. Ben size derim ki her davayı kursal yapan şey iyi bir savaştır.”
Bu düşünce belki realisttir ama asla insani değildir. 21. yüzyılda ve sanıyorum gelecek yüzyıllarda da bu düşünce kabul görmeyecektir.
Hayatı güçten ibaret gören Nietzsche, güçlerin çarpışmasından ve güçsüz olanın elenmesinden başka bir şey olmayan savaşı üstün insana ulaşma noktasında bir araç olarak savunmuştur. Belki doğrudur ama hazmı çok zordur.
Nietzsche ve Adolf Hitler: “Benimse yanlış bile olsa anlayan tek bir öğrencim olmadı!”
Nietzsche, daha önce de belirttiğim gibi, insanoğlunun evrendeki serüvenine büyük etkileri olmuş bir isim. Pek çok insanın düşünce yapısını etkilemiştir. İşte bu insanlardan birisi de Adolf Hitler’dir. Hitler ideolojisini Nietzsche’nin ve Darwin’in bir takım saptamalarını da kullanarak kurmuştur.
Bu noktada bir takım insanlar Nietzsche’yi ve Darwin’i Adolf Hitler gibi isimler üzerinden değerlendirmek hatasına düşüyorlar. Diyorlar ki, “Yarı çatlak Alman düşünürü Friedrich Nietzsche, insanüstü varsayımıyla, geleceğin Nazizm ve faşizm gibi ünlü canavarlıklarının temellerini atmaktadır.”ya da “I. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa anamalcılığının dört elle sarıldığı faşist diktatörlükler işte bu düşünsel temeller üstünde yükselecektir.”Oysaki her ikisinin (Nietzsche ve özellikle Darwin) yaptığı da hayata dair hakikatlerin peşinden koşmaktan başka bir şey değildir. Bugün atomu parçalara ayıran ismi atom bombalarından ötürü nasıl suçlamıyorsak, Nietzsche’yi ve özelikle de Darwin’i de suçlayamayız.
“Nietzsche öldüğünde, Adolf Hitler henüz çocuktur. Ama bu çocuk büyüdüğünde onu en iyi anlayan öğrencisi olacaktır. Yalnız onun öğretisine Almanların en büyük ırk olduğunu ve bu nedenle dünyayı yönetme hakkının kendilerine ait olduğunu söyleyerek küçük bir ek yapmıştır. Bu durumda kendisini bir tek öğrencisinin anladığını onun da yanlış anladığını düşünen Hegel’e göre, Nietzsche oldukça şanslıdır. Üstelik onun öğrencisi anlamakla yetinmemiş, bu düşüncelerini pratikte gerçekleştirerek insanın insanla savaşının en anlamsız örneklerinden birini vermiştir.”düşüncesi de bu noktada anlamsız olacaktır. Irvin D. Yalom, yazdığı romanda Nietzsche’nin ağzından tüm bunların farkında bile olmadan bu iddiaları çok güzel cevaplamıştır. Roman içerisinde Nietzsche şunları söylemektedir: “Bana anlatılanlara göre Hegel ölüm döşeğindeyken, kendisini bir tek öğrencisinin anladığını, ama onun da yanlış anladığını söylemiş! Benimse, yanlış bile olsa anlayan tek bir öğrencim olmadı.”
Sanıyorum Nietzsche hala anlaşılamadığı için Hitler gibi bir isimle değerlendirilmeye çalışılıyor. Ve bunun sonucu olarak da yanlış saptamalar kaçınılmaz oluyor. Elbette hatalı görülebilecek, insanlıktan uzak atfedilebilecek düşünceleri de olmuştur ama bu düşünceler için Nietzsche’yi tamamen yok saymak ya da aşağı görmek büyük bir hata olacaktır. Ki eleştirilerin birçoğu da yersiz eleştirilerdir: “Nietzsche felsefesine ulusal ideoloji kimliği veren Hitler evrimcilikten kaynaklanan ırkçı öğretinin bir bakıma kaçınılmaz sonucudur.”gibi bir düşüncenin ayakları yere basmamaktadır örneğin. Nitekim “Nietzsche'nin ‘ateşli evrimci’ olduğu savı doğru değildir; öyle olsa bile, onun ‘üstün insan’ öğretisinden evrimci düşünceyi sorumlu tutmak, dahası Faşizmin faturasını bilime çıkarmak dürüstçe bir tutum mudur?”
Nietzsche ve Nietzsche: “Ben kendime bilim adamı demeyi yeğliyorum!”
Bir son verirken, başladığımız romanla sonlandırmak istedim yazıyı. Nietzsche’ye göre Nietzsche nasıldı tam olarak bilmek imkânımız yok. Ama edebiyat bize bu imkânı tam gerçekliği hiçbir zaman sağlayamayacak olsa da veriyor. Nietzsche, kendi hakkında şu saptamaları yapıyor:
“Benim için çok şey söylediler; filozof, ruh bilimci, putperest, tahrikçi, deccal dediler. Hatta bana hiç de hoş sayılmayacak adlar takanlar bile oldu. Ama ben kendime bilim adamı demeyi yeğliyorum; çünkü benim felsefe yöntemimi belirleyen özellik, bütün bilim yöntemlerinde olduğu gibi inanmamaktır. Her zaman mümkün olduğu kadar kuşkucu bakış açısını korumaya özen gösteririm…”
Nietzsche aslında hiçbir kalıba sokulamayacak bir isim. Ne sadece bilim adamı ne sadece filozof ne de sadece başka bir şey. Emin olduğum tek şey; Nietzsche’nin insanoğlunun dünya üzerindeki serüvenini etkilemiş ve etkilemeye de devam edecek bir isim olduğu. Nietzsche bu noktada o kadar kendinden emindir ki “Bir arkadaşına şöyle der: ‘Bir gün gelecek, İsa’dan önce ve sonra terimleri yerine, tarihi belirlemek için, Nietzsche’den önce ve Nietzsche’den sonra terimleri kullanılacak.”Anlaşılıyor ki, o gün daha gelmedi; belki de hiçbir zaman gelmeyecek. Ama şu da bir gerçek ki, takvimlerde olmasa bile dünyada yaşayan milyonlarca insanın düşünce evreni için Nietzsche’den önce ve Nietzsche’den sonra ayrımı fazlasıyla var ve yarınlarda da olacak..
[/URL]Nietzsche Ağladığında
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
Alt 15 Aralık 2010, 15:49   #2
Pentagram
Guest
 
Pentagram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Mesajlar: n/a
Alinan Teşekkür:
IRC Sunucusu:
WEB Sitesi:
İlgi Alanı:
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
Standart Cevap: Nietzsche ve İnsan: �İnsanları sevmiyorum! İnsanı sevmek beni yok edebilirdi.�

Şeref Zazaoğluda aynısını söylüyor: "Ben insanları sevmiiiiimmm" diye.


ahahahahahahahahahahahahah Halt etmiş Nietzsche
  Alıntı ile Cevapla

Alt 15 Aralık 2010, 15:52   #3
Hande
Guest
 
Hande - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Mesajlar: n/a
Alinan Teşekkür:
IRC Sunucusu:
WEB Sitesi:
İlgi Alanı:
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
Standart Cevap: Nietzsche ve İnsan: “İnsanları sevmiyorum! İnsanı sevmek beni yok edebilirdi.”

konuyu okumadan bu yorumu yaptın ya. helal olsun sana!
  Alıntı ile Cevapla

Alt 15 Aralık 2010, 16:11   #4
Pentagram
Guest
 
Pentagram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Mesajlar: n/a
Alinan Teşekkür:
IRC Sunucusu:
WEB Sitesi:
İlgi Alanı:
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
Standart Cevap: Nietzsche ve İnsan: “İnsanları sevmiyorum! İnsanı sevmek beni yok edebilirdi.”

Başlık dikkatimi çekti ve ondan öyle yazdım )) Yoksa yazıda nelerden bahsedildiğini konu başlıklarına bakarak anlayabiliyorum. İşim bu benim çünkü ) Nietzsche Güç istenci, üstün insan Darwin vs ))
  Alıntı ile Cevapla

Alt 15 Aralık 2010, 16:55   #5
Hande
Guest
 
Hande - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Mesajlar: n/a
Alinan Teşekkür:
IRC Sunucusu:
WEB Sitesi:
İlgi Alanı:
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
Standart Cevap: Nietzsche ve İnsan: “İnsanları sevmiyorum! İnsanı sevmek beni yok edebilirdi.”

bilir kişi olmak başka birşey
  Alıntı ile Cevapla

Alt 15 Aralık 2010, 17:02   #6
 
Luis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 05 Ağustos 2009
Bulunduğu yer: ankara
Mesajlar: 3.052
Alinan Teşekkür: 335
IRC Sunucusu: ~
WEB Sitesi: www.devrimciruh.com.tr
İlgi Alanı: vBulletin
IF Ticaret Sayısı: (0)
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
Tepkiler: 1
Aldığı Tepki: 0 (0 Mesajda)
Standart Cevap: Nietzsche ve İnsan: “İnsanları sevmiyorum! İnsanı sevmek beni yok edebilirdi.”

Noya: peki nitsşe de bizi görebilecek mi? (Cmylmz ağzzıyla)
Luis isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Alt 15 Aralık 2010, 17:03   #7
 
overdose - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16 Ocak 2006
Bulunduğu yer: Moskova
Mesajlar: 4.110
Alinan Teşekkür: 2710
IRC Sunucusu: -
WEB Sitesi: -
İlgi Alanı: Yok
IF Ticaret Sayısı: (0)
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
Tepkiler: 0
Aldığı Tepki: 0 (0 Mesajda)
Standart Cevap: Nietzsche ve İnsan: “İnsanları sevmiyorum! İnsanı sevmek beni yok edebilirdi.”

Bir ara sayesinde sıkı bir misantropist olacaktım neredeyse. Hangisi daha iyi bilemiyorum hâlen ancak o kadar cesur olabilecek hâlde değilim henüz galiba
Teşekkürler paylaşım için.
__________________
Özgürlük!
overdose isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Alt 15 Aralık 2010, 17:27   #8
Pentagram
Guest
 
Pentagram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Mesajlar: n/a
Alinan Teşekkür:
IRC Sunucusu:
WEB Sitesi:
İlgi Alanı:
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
Standart Cevap: Nietzsche ve İnsan: “İnsanları sevmiyorum! İnsanı sevmek beni yok edebilirdi.”

Bir insan, insan olduğu halde nasıl insandan nefret edebilir ki?
  Alıntı ile Cevapla

Alt 15 Aralık 2010, 17:31   #9
 
overdose - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16 Ocak 2006
Bulunduğu yer: Moskova
Mesajlar: 4.110
Alinan Teşekkür: 2710
IRC Sunucusu: -
WEB Sitesi: -
İlgi Alanı: Yok
IF Ticaret Sayısı: (0)
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
Tepkiler: 0
Aldığı Tepki: 0 (0 Mesajda)
Standart Cevap: Nietzsche ve İnsan: “İnsanları sevmiyorum! İnsanı sevmek beni yok edebilirdi.”

İnsan doğasından nefret ediyor. İnsani dürtülerden huylardan güdülerde vs. yaratılışını yahut doğasını eleştiriyor beğenmiyor. İnsan kendisinden de nefret edemez mi ki insanlıktan etmesin ?
__________________
Özgürlük!
overdose isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Alt 15 Aralık 2010, 18:01   #10
Pentagram
Guest
 
Pentagram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Mesajlar: n/a
Alinan Teşekkür:
IRC Sunucusu:
WEB Sitesi:
İlgi Alanı:
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
Standart Cevap: Nietzsche ve İnsan: “İnsanları sevmiyorum! İnsanı sevmek beni yok edebilirdi.”

konu sahibi banlanmış ya. Hey allahım. artık hiç kimse düşüncelerini yazamayacak ya şurada. Kim kimin diniyle ırkıyla alay etmiş ya da tartışmaya açmış ki anlayamadım. neyse.
  Alıntı ile Cevapla

Cevapla

Etiketler
beni, edebilirdi”, nietzsche, sevmek, sevmiyorum, İnsan, İnsanı, yok, “İnsanları

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık