IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası

IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası (https://www.ircforumlari.net/)
-   Aşk ve Sevgi Köşesi (https://www.ircforumlari.net/ask-ve-sevgi-kosesi/)
-   -   Bu yazı picus dergisinden alınmıştır. (https://www.ircforumlari.net/ask-ve-sevgi-kosesi/994672-bu-yazi-picus-dergisinden-alinmistir.html)

Missy 07 Aralık 2022 17:02

Bu yazı picus dergisinden alınmıştır.
 
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Çağın hızına ve ağırlığına dayanabilmek sürekli canlı tutulan melankoliyle mümkün belki de. 'Kendimize baktığımızda tıklım tıklım yalnız olduğumuzu' fark ettiğimiz anda dışarıdaki kalabalığın anlamsız hareketliğine bir anlam verebiliriz ancak. Kentin sokaklarından gece gündüz akan binlerce yalnızlık dolu bedenin 'dünya düşmüş üstüne.' Yükleri ağır ama yine de kentsel akışın hızına ayak uydurmak zorundalar, daha da yabancılaşarak daha da yalnızlaşarak, kalabalığın ortasında 'sonsuz bir şimdi içinde nefessiz kalarak.' Geçmişin nostaljik olmadığı çünkü artık özlemle hatırlanacak, tutunulacak bir şeyin kalmadığı, her şeyin unutuşa terk edildiği; geleceğin ise mutlu ve umutlu hayallerden ziyade birikerek katlanarak çoğalan bir yalnızlık albümüne dönüştüğü bu modern çağın en moda hali 'aşk'tır. Kentli insanın yaşam enerjisi aşktır ve hatta aşk acısına olan yatkınlığıdır. Onu şimdiye hapseden de bu acının peşine düşmesidir. Gündelik hayatın temposunun giderek hızlanması aşkların da ömrünü kısaltmıştır, aşk acısının da... Kent hep yeni hikayelerle geçmişten ve gelecekten koparır bizi; tam da o melankolik şimdiye bağımlı kılar. Bu yeni kent hikayelerinin anlatıcılarından birisidir Teoman. Kentli insanın aşk söyleminin sözcüsüdür. Kent yaşamı aşkı acıya tercüme ederken, Teoman, yalnızlığına sığınan, aşıkken bile yalnız kalan, dünyadan kaçıp kendi hikayelerini biriktiren insanı tasvir eder. Dünyanın hikayelerinin yavanlığından, televizyondan dökülen seslerin ve görüntülerin birörnekliğinden, artık gerçekleşmeyeceğini fark ettiğimiz ışıltılı hayallerin sahteliğinden, dergilerdeki aynı kadınlardan/erkeklerden ve sokaklarda yine onlara benzemeye çalışan acemi taklitlerinden sıkılan kentli insan kendisini hikayelerine kapatır. 'Bir ülkenin bodrum katındaki kirli savaş'ın televizyondan akan haberiyle uyanan kişinin midesi bulanır, galiba 'dünya tutmuştur' bu kişiyi. Teoman'ın dile getirdiği modern insan belki de tam bu yüzden hep kendi hikayesine döner. Kendi hikayesini kentin hikayeleriyle yorumlar. Başkalarının hikayelerini dinleyecek zamanı azdır, onlar için de hikayeler uydurur. Bu yüzden 'O'nun hikayesi'ni veya 'En Güzel Hikaye'sini anlatır, özenle dokur, işler ve dünyaya tahammül etmeye çalışır. Kalabalığın içinde yalnız olan kişinin elinde kalan bir hikayeler koleksiyonudur. Hayat o kadar hızlanmıştır ki; bir insanı ancak hikaye kahramanı yapacak kadar tanıyabilir kentli insan, onun hikayesine dahil olacak kadar değil... Walter Benjamin'in o güzel deyişiyle 'büyük şehir insanını büyüleyen aşktır, ama ilk bakışta değil, son bakışta aşk.' Büyülenme anıyla başlayan ebedi bir elveda bir anlamda. Ve tam da o andan sonra başlayan hikaye kurma süreci. Köprünün tırabzanlarına tutunan ıslak saçlı kızın pencere camının buğusuna yazdığı 'Hoşça kal' sözcüğünden sonra başlar hikaye. Bir kar tanesinin ağızda erimesi kadar sürer. Sonra yeni hikayeler başlar, yeni melankoliler, yeni son bakışta aşklar. Veya sadece son bakışta hayranlıklar, 'daha 17'nin 'Elveda zalim dünya' şarkısının sonuna yetişilmesi gibi mesela veya Kardelen'in elinden uçup gitmesi yeniden açmasını beklerken veya Papatya'nın nasıl 'en sevdiği filmden sonra kısacık kestirmesi saçlarını ve içmesi ilk sigarasını' hikayesini dinlerken 'içindeki seslerin bastırması diğer sesleri'... 'Yalnızlık asla dışarıdan doldurulmaya izin vermez, aynı zamanda kendi başına kendinden kaçıp kurtulmayı da istemez ve beceremez'. Teoman belki de bu çıkmazı dile getirir şarkılarında. Belki de bu yüzdendir yalnızlık dolu bedenlere duyulan ihtiyaç: yalnızlığı paylaşmak için değil, yan yana ayrı ayrı yalnız olmak için. Bir anlamda, bedenin belleğini konuşturuyor aslında Teoman. Her dokunuşun en derinlere nüfuz eden silinmeyecek izini bulup çıkarır. Ama bu melankolik bir açığa çıkarıştır çünkü izi bırakan artık yoktur; geriye kalan buğulu bir anıdır. Bazen ise ne yaparsan yap acı dinmez çünkü bulduğun iz 'En güzel hikaye'nin izidir. Bedene en çok haz veren ve de en çok kanatan. Ondan sonra zaman ikiye bölünür : 'senden önce senden sonra.' Hikayeleri kesintiye uğratan asıl hikayedir bu. Bundan sonra anlatılanlar, hep bu hikayeyi yeniden bulabilmek veya umutsuzca unutmaya çalışmak amacındadır. Fakat 'bitmiştir en güzel hikaye' artık yapılması gereken hikayeler koleksiyonuna yeni hikayeler ekleyerek, O'nun vücudunun ardından başka vücutları sevmeye çalışmak, yara izini iyileştirmeye çalışmaktır… Yine kalabalığın içinde yalnız olma vaktidir, 'kalbinin kırıklarını aldırma' vaktidir. Ve yeniden son bakışta aşklarla, tesadüflere bırakmak gerekir kendini. Kentli aşk bu döngünün içine sıkışıp kalmıştır..

elis simson

Tanem 07 Aralık 2022 17:03

Cevap: Bu yazı picus dergisinden alınmıştır.
 
Alıntı:

Missy Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 1042751462)
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Çağın hızına ve ağırlığına dayanabilmek sürekli canlı tutulan melankoliyle mümkün belki de. 'Kendimize baktığımızda tıklım tıklım yalnız olduğumuzu' fark ettiğimiz anda dışarıdaki kalabalığın anlamsız hareketliğine bir anlam verebiliriz ancak. Kentin sokaklarından gece gündüz akan binlerce yalnızlık dolu bedenin 'dünya düşmüş üstüne.' Yükleri ağır ama yine de kentsel akışın hızına ayak uydurmak zorundalar, daha da yabancılaşarak daha da yalnızlaşarak, kalabalığın ortasında 'sonsuz bir şimdi içinde nefessiz kalarak.' Geçmişin nostaljik olmadığı çünkü artık özlemle hatırlanacak, tutunulacak bir şeyin kalmadığı, her şeyin unutuşa terk edildiği; geleceğin ise mutlu ve umutlu hayallerden ziyade birikerek katlanarak çoğalan bir yalnızlık albümüne dönüştüğü bu modern çağın en moda hali 'aşk'tır. Kentli insanın yaşam enerjisi aşktır ve hatta aşk acısına olan yatkınlığıdır. Onu şimdiye hapseden de bu acının peşine düşmesidir. Gündelik hayatın temposunun giderek hızlanması aşkların da ömrünü kısaltmıştır, aşk acısının da... Kent hep yeni hikayelerle geçmişten ve gelecekten koparır bizi; tam da o melankolik şimdiye bağımlı kılar. Bu yeni kent hikayelerinin anlatıcılarından birisidir Teoman. Kentli insanın aşk söyleminin sözcüsüdür. Kent yaşamı aşkı acıya tercüme ederken, Teoman, yalnızlığına sığınan, aşıkken bile yalnız kalan, dünyadan kaçıp kendi hikayelerini biriktiren insanı tasvir eder. Dünyanın hikayelerinin yavanlığından, televizyondan dökülen seslerin ve görüntülerin birörnekliğinden, artık gerçekleşmeyeceğini fark ettiğimiz ışıltılı hayallerin sahteliğinden, dergilerdeki aynı kadınlardan/erkeklerden ve sokaklarda yine onlara benzemeye çalışan acemi taklitlerinden sıkılan kentli insan kendisini hikayelerine kapatır. 'Bir ülkenin bodrum katındaki kirli savaş'ın televizyondan akan haberiyle uyanan kişinin midesi bulanır, galiba 'dünya tutmuştur' bu kişiyi. Teoman'ın dile getirdiği modern insan belki de tam bu yüzden hep kendi hikayesine döner. Kendi hikayesini kentin hikayeleriyle yorumlar. Başkalarının hikayelerini dinleyecek zamanı azdır, onlar için de hikayeler uydurur. Bu yüzden 'O'nun hikayesi'ni veya 'En Güzel Hikaye'sini anlatır, özenle dokur, işler ve dünyaya tahammül etmeye çalışır. Kalabalığın içinde yalnız olan kişinin elinde kalan bir hikayeler koleksiyonudur. Hayat o kadar hızlanmıştır ki; bir insanı ancak hikaye kahramanı yapacak kadar tanıyabilir kentli insan, onun hikayesine dahil olacak kadar değil... Walter Benjamin'in o güzel deyişiyle 'büyük şehir insanını büyüleyen aşktır, ama ilk bakışta değil, son bakışta aşk.' Büyülenme anıyla başlayan ebedi bir elveda bir anlamda. Ve tam da o andan sonra başlayan hikaye kurma süreci. Köprünün tırabzanlarına tutunan ıslak saçlı kızın pencere camının buğusuna yazdığı 'Hoşça kal' sözcüğünden sonra başlar hikaye. Bir kar tanesinin ağızda erimesi kadar sürer. Sonra yeni hikayeler başlar, yeni melankoliler, yeni son bakışta aşklar. Veya sadece son bakışta hayranlıklar, 'daha 17'nin 'Elveda zalim dünya' şarkısının sonuna yetişilmesi gibi mesela veya Kardelen'in elinden uçup gitmesi yeniden açmasını beklerken veya Papatya'nın nasıl 'en sevdiği filmden sonra kısacık kestirmesi saçlarını ve içmesi ilk sigarasını' hikayesini dinlerken 'içindeki seslerin bastırması diğer sesleri'... 'Yalnızlık asla dışarıdan doldurulmaya izin vermez, aynı zamanda kendi başına kendinden kaçıp kurtulmayı da istemez ve beceremez'. Teoman belki de bu çıkmazı dile getirir şarkılarında. Belki de bu yüzdendir yalnızlık dolu bedenlere duyulan ihtiyaç: yalnızlığı paylaşmak için değil, yan yana ayrı ayrı yalnız olmak için. Bir anlamda, bedenin belleğini konuşturuyor aslında Teoman. Her dokunuşun en derinlere nüfuz eden silinmeyecek izini bulup çıkarır. Ama bu melankolik bir açığa çıkarıştır çünkü izi bırakan artık yoktur; geriye kalan buğulu bir anıdır. Bazen ise ne yaparsan yap acı dinmez çünkü bulduğun iz 'En güzel hikaye'nin izidir. Bedene en çok haz veren ve de en çok kanatan. Ondan sonra zaman ikiye bölünür : 'senden önce senden sonra.' Hikayeleri kesintiye uğratan asıl hikayedir bu. Bundan sonra anlatılanlar, hep bu hikayeyi yeniden bulabilmek veya umutsuzca unutmaya çalışmak amacındadır. Fakat 'bitmiştir en güzel hikaye' artık yapılması gereken hikayeler koleksiyonuna yeni hikayeler ekleyerek, O'nun vücudunun ardından başka vücutları sevmeye çalışmak, yara izini iyileştirmeye çalışmaktır… Yine kalabalığın içinde yalnız olma vaktidir, 'kalbinin kırıklarını aldırma' vaktidir. Ve yeniden son bakışta aşklarla, tesadüflere bırakmak gerekir kendini. Kentli aşk bu döngünün içine sıkışıp kalmıştır..

elis simson

Kuzum Paylaşım için teşekkürler

Missy 07 Aralık 2022 17:04

Cevap: Bu yazı picus dergisinden alınmıştır.
 
Alıntı:

Tanem Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 1042751463)
Kuzum Paylaşım için teşekkürler

@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] ben tsk ederim kuzum


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 16:33.

Powered by vBulletin® Version 3.8.8 Beta 3
Copyright ©2000 - 2024, vBulletin Solutions, Inc.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO
Copyright ©2004 - 2024 IRCForumlari.Net