IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  kral sohbet




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 26 Aralık 2010, 01:28   #1
Çevrimdışı
Küfür Ocakları, köy Enstitüleri...


sohbet


Küfür Ocakları, köy Enstitüleri...


‘Köy Enstitüleri 17 Nisan 1940 tarihinde kuruldu.
Amaç ‘tek parti diktatöryası’nı köylerde oluşturulan barikatlarla kavileştirmekti.
Adı üstünde,köylü çocukları alıp yetiştirecek, ‘aydın’ sıfatıyla cumhuriyet totalitarizminin bekçiliğine memur edecekti.

Zira Köy Enstitüleri,istisnalar hariç,mürekkep yalamış cahil üretmiştir.
Buradaki eğitim sistemi,halkçı geçinen ve ilericilik babında mangalda kül bırakmayan,ama aslında ne halk ne de aydın olan ‘vasat’ ordusunu oluşturmuştur.

Zaten cüret,cehaletten geldiği için de,Enstitülü zevatın ‘ileri’ kültürü,kasaba meyhanelerinde ‘sol’ nutuk çekmek;asla edebi ve beşeri değeri olmayan anti-Amerikancı kitap yazmak veya sanki çok matah bir şeymiş gibi Müslüman kimlikli Türkiye halkına domuz eti yemeyi öğütlemekle sınırlı kalmıştır.
Onların aydınlı yarı cehaletin en tehlikeli karanlığını oluşturmuştur.’
(Ahmet Kekeç, Yurtta Sus, Cihanda Sus, Emre Yy. Sh.103-104)

Köy Enstitüleri,Tek Partili Dikta’nın köydeki mutemet bürokratlarını yetiştirmek istiyordu.Bu okulların açılışı,tedrisatı,verdiği neticeler,taraftarları tek tek incelendiğinde yeni dönemin birçok hususiyeti tesbit edilmiş olur.Köy enstitüleri,öğretmenlerin Cumhuriyet imamlığı yapmalarını istiyordu.
‘Ahmed Ağaoğlu ‘Cumhuriyet başlı başına bir dindir’ diyordu ve yakınıyordu:
‘Fakat bu dinin henüz kitabı yazılmadı’
(R.Şükrü Apuhan, İhanetin Türküsü s.57, Timaş Yy.)

Halbuki kitabı zikredenler de vardı:
‘Yaratan,kuran ve yaşatan Atatürk,İnkılabın ve Türk Milleti’nin mukaddes kitabı olan Nutuk’ta şöyle diyordu…
(Tan,İkinci Teşrin 13.1938)

1940’da Savaştepe Köy Enstitüsü’ne giden İsmet İnönü bir çocuğun çantasında Sophokles’in Antigonesini bulunca sevinir.Çocuk, ‘Efendim,bütün okul okuyor’ dediği zamanda gözleri yaşarır…
(20 Ekim 1984 Cumhuriyet)


Köy Enstitüleri farkımız olmasın diye bütün farklılıklarımızın kesilip atıldığı bir fikir mezbahası olarak kullanıldı.

İsmet İnönü, 1 Kasım 1925’de Meclis’i açarken Osmanlı İmparatorluğu’nu ‘Her manası ile bir ortaçağ kurumu’ olarak suçluyordu.

Köy Enstitüleri’nin havası işte buydu.
Bazı kız öğrencilerin diploma yerine bebekle çıktıkları bu okullar,bütün mukaddeslerimizin altında alev alev yanıyordu.Sovyetler Birliği’ndeki parti okulları ile ancak mukayese edilebilecek olan bu okullar da köylerinden koparılmış gençler birer dinsiz olarak yetiştiriliyorlardı.

Hasan Ali Yücel,Maarif Teşkilatı’na gönderdiği bir tamimimde ‘Cumhuriyet öğretmeni,partimizin temel fikirlerinin ilk yayıcı,aydınlatıcı ve koruyucusudur’ demekteydi.
(Nejdet Sancar,İsmet İnönü ile Hesaplaşma s.117)

Osman Yüksel Serdengeçti,bu enstitülerin peygamberi olarak bilinen İsmail Hakkı Tonguç’un bir enstitü ziyaretini şöyle anlatır:

‘Bakar ki kızlar-oğlanlar ayrı ayrı.Öfkelenir,Enstitü idarecilerine çıkışır.Nedir bu haremlik-selamlık vaziyeti?Nedir bu ayrılık?
Sonra öğrencilere döner: ‘Karışın çocuklar..Sevişin çocuklar..’
Talebeler karışırlar.
O sırada müdür Tonguç’un kulağına eğilir: ‘Aman efendim böyle demeyiniz,iyice şımarırlar.İçlerinde çocuk düşürenler bile var.’
Tonguç gazaba gelir,yüksek sesle bağırır: ‘Olsun efendim!Biraz da bu işi karakızlarla Karaoğlanlar yapsınlar!’
(Sakin Öner,Köy Enstitülerinden Eğitim Enstitülerine İst.1979 s.51)

Milli irade bütün sıkıntılarına rağmen bu okulları tarihe gömmeye muvaffak olunca Temel fikirlere sıkı sıkıya bağlı bir zat:
‘Köy Enstitüleri,İmam Hatip okullarına,Kur’an kurslarına,ortaçağımsı gerici kuruluşlara feda edildi diyecektir.’
(Nadir Nadi, Ben Atatürkçü Değilim,s.99)

Devam edeceğim...
Küfür Ocakları, köy Enstitüleri...


‘Köy Enstitüleri 17 Nisan 1940 tarihinde kuruldu.
Amaç ‘tek parti diktatöryası’nı köylerde oluşturulan barikatlarla kavileştirmekti.
Adı üstünde,köylü çocukları alıp yetiştirecek, ‘aydın’ sıfatıyla cumhuriyet totalitarizminin bekçiliğine memur edecekti.

Zira Köy Enstitüleri,istisnalar hariç,mürekkep yalamış cahil üretmiştir.
Buradaki eğitim sistemi,halkçı geçinen ve ilericilik babında mangalda kül bırakmayan,ama aslında ne halk ne de aydın olan ‘vasat’ ordusunu oluşturmuştur.

Zaten cüret,cehaletten geldiği için de,Enstitülü zevatın ‘ileri’ kültürü,kasaba meyhanelerinde ‘sol’ nutuk çekmek;asla edebi ve beşeri değeri olmayan anti-Amerikancı kitap yazmak veya sanki çok matah bir şeymiş gibi Müslüman kimlikli Türkiye halkına domuz eti yemeyi öğütlemekle sınırlı kalmıştır.
Onların aydınlı yarı cehaletin en tehlikeli karanlığını oluşturmuştur.’
(Ahmet Kekeç, Yurtta Sus, Cihanda Sus, Emre Yy. Sh.103-104)

Köy Enstitüleri,Tek Partili Dikta’nın köydeki mutemet bürokratlarını yetiştirmek istiyordu.Bu okulların açılışı,tedrisatı,verdiği neticeler,taraftarları tek tek incelendiğinde yeni dönemin birçok hususiyeti tesbit edilmiş olur.Köy enstitüleri,öğretmenlerin Cumhuriyet imamlığı yapmalarını istiyordu.
‘Ahmed Ağaoğlu ‘Cumhuriyet başlı başına bir dindir’ diyordu ve yakınıyordu:
‘Fakat bu dinin henüz kitabı yazılmadı’
(R.Şükrü Apuhan, İhanetin Türküsü s.57, Timaş Yy.)

Halbuki kitabı zikredenler de vardı:
‘Yaratan,kuran ve yaşatan Atatürk,İnkılabın ve Türk Milleti’nin mukaddes kitabı olan Nutuk’ta şöyle diyordu…
(Tan,İkinci Teşrin 13.1938)

1940’da Savaştepe Köy Enstitüsü’ne giden İsmet İnönü bir çocuğun çantasında Sophokles’in Antigonesini bulunca sevinir.Çocuk, ‘Efendim,bütün okul okuyor’ dediği zamanda gözleri yaşarır…
(20 Ekim 1984 Cumhuriyet)


Köy Enstitüleri farkımız olmasın diye bütün farklılıklarımızın kesilip atıldığı bir fikir mezbahası olarak kullanıldı.

İsmet İnönü, 1 Kasım 1925’de Meclis’i açarken Osmanlı İmparatorluğu’nu ‘Her manası ile bir ortaçağ kurumu’ olarak suçluyordu.

Köy Enstitüleri’nin havası işte buydu.
Bazı kız öğrencilerin diploma yerine bebekle çıktıkları bu okullar,bütün mukaddeslerimizin altında alev alev yanıyordu.Sovyetler Birliği’ndeki parti okulları ile ancak mukayese edilebilecek olan bu okullar da köylerinden koparılmış gençler birer dinsiz olarak yetiştiriliyorlardı.

Hasan Ali Yücel,Maarif Teşkilatı’na gönderdiği bir tamimimde ‘Cumhuriyet öğretmeni,partimizin temel fikirlerinin ilk yayıcı,aydınlatıcı ve koruyucusudur’ demekteydi.
(Nejdet Sancar,İsmet İnönü ile Hesaplaşma s.117)

Osman Yüksel Serdengeçti,bu enstitülerin peygamberi olarak bilinen İsmail Hakkı Tonguç’un bir enstitü ziyaretini şöyle anlatır:

‘Bakar ki kızlar-oğlanlar ayrı ayrı.Öfkelenir,Enstitü idarecilerine çıkışır.Nedir bu haremlik-selamlık vaziyeti?Nedir bu ayrılık?
Sonra öğrencilere döner: ‘Karışın çocuklar..Sevişin çocuklar..’
Talebeler karışırlar.
O sırada müdür Tonguç’un kulağına eğilir: ‘Aman efendim böyle demeyiniz,iyice şımarırlar.İçlerinde çocuk düşürenler bile var.’
Tonguç gazaba gelir,yüksek sesle bağırır: ‘Olsun efendim!Biraz da bu işi karakızlarla Karaoğlanlar yapsınlar!’
(Sakin Öner,Köy Enstitülerinden Eğitim Enstitülerine İst.1979 s.51)

Milli irade bütün sıkıntılarına rağmen bu okulları tarihe gömmeye muvaffak olunca Temel fikirlere sıkı sıkıya bağlı bir zat:
‘Köy Enstitüleri,İmam Hatip okullarına,Kur’an kurslarına,ortaçağımsı gerici kuruluşlara feda edildi diyecektir.’
(Nadir Nadi, Ben Atatürkçü Değilim,s.99)

Devam edeceğim...
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Alt 31 Aralık 2010, 22:08   #2
Çevrimdışı
Cevap: Küfür Ocakları, köy Enstitüleri...




Köy Enstitüleri çağ dışında kalan kuruluşlardı

Köy Enstitüleri üzerine bildiklerimi yazsam, bu sütun ebadında 40 sütun bile kâfi gelmez.
Köy Enstitüleri gerici bir zihniyetle kurulmuşlardı. Mezunlarına imkân ve fırsat eşitliği tanınmıyordu. Mezunlar, 20 yıl köyde kalmak mecburiyetindeydiler. Enstitüler, önce CHP tarafından frenlenmeseydi, sonra DP tarafından islah edilmeseydi, milletimiz, devletimiz için büyük felâketlere yol açabilirlerdi.
Özdemir İnce’ye göre: “Birtakım kimseler, ağızdan dolma bilgilerle Köy Enstitülerini karalamakta onların komünizm yuvaları olduğunu söylemektedirler“ Breh! Breh! Breh!
Bu konuda, enstitülerin fikir babalarından İsmail Hakkı Tonguç’un oğlu Engin Tonguç’un açıklaması şöyle: “Köy Enstitüleri sistemi başlıbaşına, ne bir okuma-yazma kampanyası, ne bir öğretmen yetiştirme çabası, ne bir köy kalkınması sorunu idi. Temel amacı bakımından, tarihsel koşulların hazırladığı bir olanaktan yararlanarak, iktidara katılıp, elde edilen yürütme gücü ile, emekçi sınıfları bilinçlendirmek ve devrimsel süreci hızlandırmak için girişilmiş bir devrim stratejisi ve taktiği idi.”
Neymiş efendim? Demek ki Köy Enstitüleri öyle köylüye okuma-yazma öğretmek, öğretmen yetiştirmek için kurulmamış. Köy Enstitüleri, işçi sınıfını teşkilatlandırmak, bilinçlendirmek ve en kısa zamanda Marksist devrimi gerçekleştirmek için düzenlenen taktiklermiş.
Yine Özdemir İnce’ye göre: “Bir takım kimseler Köy Enstitülerine kara çalıyorlarmış. Enstitülerde din düşmanlığı yapıldığını iddia ediyorlarmış“
Adam, herkesi kör, alemi sersem sanarak desteksiz atıp duruyor. Milli Eğitim Bakanlığı Başmüfettişlerinden Fethi İsfendiyaroğlu kılı kırk yararak tuttuğu raporda diyor ki:

1- Enstitülerde, Komünist Manifestosu teksir edilerek dağıtılmıştır.
2- Rus eğitim sistemi övülmüş, enstitülerde de Rus eğitiminin uygulanması istenmiştir.
3- Düziçi Köy Enstitüsünde, bayrağımızdaki ay-yıldız yerine orak-çekiç resmi çizilmiştir.
4- Öğrenciler için düzenlenen konferanslarda denilmiştir ki:

“Bugün biz komunizmi kabul etmiyorsak, bu o rejimin kötülüğünden değil, bizim kafamızın geriliğindendir.”

“Aile kudsiyeti, bir saçmadan başka bir şey değildir. Tabiat, senin karın-benim karım diye bir ayırım yapmamıştır. Bu insan egoizminin ortaya çıkardığı bir şeydir. Bunları bizler ortadan kaldırmalıyız.”

“Arkadaşlar, köle olarak yaşayan köylüyü kurtarmak bize kalmıştır. Yegâne çare hükümeti devirerek yerine geçmek, komünizmi ilân etmektir.”

“Köy Enstitüsü dergisinde açıkça zengin düşmanlığı yapılmakta sermaya sahipleri hain olarak gösterilmektedir.”

Köy Enstitüleri, gerici bir zihniyetle kurulmuşlardı. Enstitü mezunlarına imkân ve fırsat eşitliği tanınmıyordu. Oradan mezun olanlar 20 yıl köylerde kalmak mecburiyetindeydiler. Maaşlarını Özel idareden alıyorlardı. Aylıkları sadece 25 liraydı. DP devrinde Tevfik İleri, Köy Enstitüsü mezunlarına da fırsat ve imkân eşitliği sağladı. İsteyenler köylerde kaldılar. Daha ileri seviyede eğitim almak isteyenler, şehirlerde okudular. Maaşları 105 liraya çıkarıldı. Şehirlere yerleşenler, eğitimde, şöhrette daha çok yükselenler, kendilerine bu imkânı sağlayan DP’ye ve Tevfik İleri’ye düşman kesildiler. Niçin? diyeceksiniz. Komünist oldukları için.

Yavuz Bülent Bakiler

  Alıntı ile Cevapla

Alt 02 Ocak 2011, 16:43   #3
Çevrimdışı
Cevap: Küfür Ocakları, köy Enstitüleri...




KÖY ENSTİTÜLERİ
Necip Fazıl Kısakürek
22.3.1962
----------

Son günlerde peçesi kaldırılan ve bazı temayyüllere göre tekrar ihyası için zemin aranan Köy Enstitüleri dâvası, memleketimizdeki komünizma hululünün şahdamarını çizer. Komünizmanın hassasiyetle ele alındığı hissini veren bugünlerde, bazılarınca bu dâvanın gözden kaçırılması ve üzerine kül dökülmesi lâzım gelirken, aksine ortaya atılması ve inkılâp hamlelerine bağlanmak istenmesi, daima inkılâplardan faiz üstüne faiz isteyen solculuk taktikasına ne parlak işarettir! Bir ân için hükümete kadar sindirildiği zannını veren sert bir taarruz hamlesi karşısında komünizma taktikası, siperinde büzülmek yerine boy göstermekten, mukabil taarruza geçmekten geri kalmıyor; ve bir taraftan Komünizmaya lanet, öbür taraftan ilericiliğe hürmet gibi şaşırtmaca oyunları içinde bünyemizi tezada boğmak gayesini hiç kaybetmiyor.

Köy Enstitüleri, Anadolu çocuğunun ruh topografyasını silerek, dümdüz ederek, üzerinden silindir gibi geçerek boşalan yere, ALLAHSIZLIK, MİLLİYETSİZLİK, MADDECİLİK VE KOMÜNİZMA çatısının kurulması için girişilen hesaplı ve tesviyeli bir arsa teşebbüsüdür; Anadolu çocuğunun ruh mezbahasıdır; ve dış ifadesiyle değil, iç gayesiyle, Türke ait bütün kıymetler bakımından en ağır küfür merkezidir.

Bir devrin veba veya kolerası gibi gelip geçmiş, fakat ruhlardaki ukdesini olduğu gibi muhafaza etmiş olan bu faciayı, bugün, bugünün fevkalade nazik şartları içinde, dibine ve köküne kadar gözden geçirmek, millî vazifelerin en büyüğüdür.
Komünizma meselesini alevlendirmekte baş âmil olduğumuz gibi, bunda da birinci olacak; Ege kıyılarından Karadeniz sahillerine kadar memleketi sarmaya başlayan Köy Enstitüsü tartışmalarının temel kimliğini ve Ölçüsünü göz önüne sereceğiz.
Bu suikast çatısının, devrin Cumhurbaşkanı İnönü’yü inkılâp ve ilericilik nikabı altında aldatmaya memur başlıca iki mimarı vardır: Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç… Bunlar Devlet Reisini en hesaplı (illüzyonist) oyunlariyle aldatmışlar, izlerini Cumhuriyetin en aziz ve hayırlı bir müessesesi halinde göstermişler, üstelik Halk Partisinin en hassas mevkilerindeki gizli koruyuculariyle elele, vatan ve cemiyet yükselticileri edasına bürünerek, Türklük bakımından mahut manevî kıtal tezgâhını kurmuşlar ve işletmişlerdir.

Bir zamanlar Köy Enstitüleri kuruldu ve başına İsmail Hakkı Tonguç getirildi. Yahut, başına İsmail Hakkı Tonguç’un veya ona ait başın getirilmesi için Köy Enstitüleri kuruldu.
Böyle oldu; ve böyle olur olmaz İsmail Hakkı Tonguç İlk Öğretim Genel Müdürü oluverdi.
İsmail Hakkı Tonguç, Almanyada (Baden) civarında bir muallim mektebinde okumuş ve derecesi yüksek olmayan bu mektepten aldığı vesika Talim ve Terbiye Heyeti Reisi merhum İhsan Sungu tarafından daima redde uğradığı için, makamına “asîl” kaydiyle değil de, “vekil” olarak atanmıştı.
Tonguç, nam-ı diğer Tonguç Baba, vaktiyle İstanbul’da başlıca Komünizma organları olan Kurtuluş, Aydınlık vesaire gibi neşir vasıtalarını tutanlardan ve onların fikir iklimi içinde beslenen malûm çiçeklerdendi; ve Ankara Üniversitesi rektörü iken gençliğinde yaptığı Komünist yayınlarının açığa vurulması üzerine makamından alınan Şevket Aziz Kansu’nun bacanağıydı. O Şevket Aziz Kansu ki, C.H.P. Genel Sekreterliğine kadar yükselmiş Nafi Atuf Kansu’nun öz kardeşi… Düşünün; nerelere kadar ve ne türlü kuşatılmışız!
Tonguç da, Nafi Atuf ve Şevket Kansu gibi, Anadolu Türklerinden değil, Balkanlı, Romanyalıdır; ve bu nokta son derece hassas bir (karakteristik)tir.
Tonguç, İlk Öğretim Genel Müdürü olur olmaz, hemen yardımcılarını ve şube müdürlerini, vaktiyle haklarında solculuk takibatı yapılmış insanlardan seçti ve işe koyuldu.

Köy Enstitülerinin kuruluşu ve plânlaştırılışı işiyle, Ankarada Dil-Tarih Fakültesi Profesör ve Doçentleri ve bunlar arasında hususiyle materyalist ve Komünist ruh taşıyanlar alâkalandırıldı. Başta, artık bugün olanca mahiyet ve faaliyetiyle malûm bulunan Pertev Nail Boratav, Behice Boran vesaire…

Ankara civarında kurulan Hasanoğlan Köy Enstitüsü, öbür Köy Enstitülerine öğretmen yetiştirmek gayesiyle kurulan merkez ocak ve ana mihrak… Zehir dağıtım üssü…
Hasanoğlan Köy Enstitüsüne, Dil-Tarih Fakültesinin belli başlı mezunları getirilerek, bunlar tarafından belli başlı bir grup kurulmasına dikkat edildi.
İşte bu sıralarda, Köy Enstitülerinin bütün içyüzünü meydana vuran bir hâdise patlak veriyor:
Sağlık Bakanlığı, Hasanoğlan Köy Enstitüsüne, Profesör Kadri Olcak isminde, Amerikada tahsil görmüş, Komünizma düşmanı bir zatı tâyin ediyor. Bu zat Enstitüye giderken, yolda bir öğretmen genç kıza rastlıyor. Kız, Kadri Olcak’a bir münasebetle diyor ki:
“- Bana şu bu vız gelir; ben ancak Stalin için ölebilirim!”
Hâdise duyuluyor; ve kız öğretmen, güya ceza olarak -o zamanki Maarif cihazını kaplayıcı gizli şebeke sayesinde-İzmirde bir orta okula naklediliyor.

Bu ses, Köy Enstitüleri teknesinde maya tutturulmaya bakılan ilerici ruhtan ilk nâradır:
“- Ben ancak Stalin için ölebilirim!”
Artık naralar ve hamleler üstüste yığılan bir ip kangalı gibi boşanır ve Köy Enstitülerinin bütün içyüzünü ifşa etmeye memurdur.
Köy Enstitüleri inşaat işlerinde suiistimaller mi istersiniz?
Enstitü öğretmenleri arasında her türlü cinsî ahlâk felâketleri mi? Öğretmenlerin, maddeci ahlâk şaheseri (!), müstehcenlikte eşsiz şiirleri mi?
Mezunlardan bazılarının ilk tatbikat olarak, masum köylüleri toplayıp onlara “Allah yoktur!” diye telkine kalkması ve onun üzerine çıkan hâdiseleri mi?
Mersinde 14 yaşında bir Köy Enstitüsü talebesi genç kız, Süreyya Kalabalık isimli bir doktorun sıhhat yurduna yatırılıyor. Kız gebedir ve ---inin kimden olduğunu bilmemektedir. 14 yaşındaki zavallının namus kaatilleri, sayıca, her halde onun yaşından fazla…

Köy Enstitülerinde, sırf Anadolu köylüsünün an’anevî inancını yıkmak için, şarap ve domuz eti propagandası yapılması hususunda Tonguç Babanın resmî tamimleri vardır.
Adana Köy Enstitüsünde Tonguç Baba şerefine verilen ziyafette çağlayanlar gibi şarap akıtılmış ve genç köylü kızlara sakilik yaptırılmıştır.
Sanki bunlar, Türk anavatanını, Anadolu iffetini kirletmeye ve tarihî İslâv intikamını almaya memur Moskof ajanlarıdır.
Bir Köy Enstitüsünde Rusça kitaplar bulunuyor ve bazı talebelerin “Güzel Ukrayna” şarkısını söyledikleri tesbit ediliyor:
“Güzel Ukrayna! Yeşil yuvalarında Su içmek isterdim!”
1949 yılının Haruniye Köy Enstitüsü rezaleti o zaman gazetelere kadar düşmüştü…
Enstitüde bir tahrik heyeti bulunurken, direkten gizlice Türk bayrağı indiriliyor ve yerine Komünist Rus bayrağı çekiliyor.
Mersinde Sanat Enstitüsünde bulunan saatli bomba…

Hadsiz hesapsız, fuhuş, kepazelik, başıboşluk, bütün ulvîlikleri kirletme, kutsîlikleri pisletme, mahremlikleri mıncıklama ve didikleme levhaları…
Bütün bunlara karşı efsanevî bir gaflet ve kayıtsızlık…
Üstelik Parti gazetesinde, Parti İdeologu geçinen muharririn imzasiyle “Tonguç Baba” isimli methiyeler ve Köy Enstitülerini, ülküleştiren destanlar…

NETİCE:
Nihayet, başta Karaoğlan Köy Enstitüsü, mahut feyizli (!) çatılar altında Komünist tahrikleri yapıldığı etrafa yayılıyor ve artık her şeyden haberdar olmak lüzumu doğuyor.
Hattâ o zamanki Millet Meclisinde bir mebus, Enstitüler hakkında bazı ufak tefek ifşalar da yapıyor ve hesap istiyor.
Meclis Reisi General Kâzım Karabekir, bu işle şahsen alâkalanıyor, Hasanoğlan Köy Enstitüsünü görmeye gidiyor, bir takım haller tesbit ediyor, vesikalar topluyor. Ve hemen İsmet İnönü’ne!.. Edindiği bilgilerle vesikaları ortaya seriyor.
İnönü, derhal Hasan Ali Yücel ile İ. Hakkı Tonguç’u davet ediyor ve “Beni aldattınız!” diyerek Tonguç Babayı huzurundan kovuyor.
Tonguç Baba 24 saat içinde “ferman ferma” olduğu saltanat makamından uzaklaştırılıyor; evet ama, bu defa Talim ve Terbiye Heyeti âzalığına getiriliyor. Peşinden İlk Öğretim Genel Müdürlüğünün gizli dosyasına bir heyet el koyuyor. İçinde Müfettiş İrfan ve Yunus Kâzım Köni’nin de (Yunus Kâzım da komünizma zanlılarından) bulunduğu bu heyet korkunç vesikalar elde ediyor. Peşinden Hasan Ali Yücel de yıllar boyunca bir gedik gibi yapıştığı Maarif Vekilliğinden nihayet düşüyor ve yerini Reşat Şemsettin Sirer alıyor.

İlk Öğretim Genel Müdürlüğünün sevk ve idare dosyalarına el koyan heyetin raporları üzerine Reşat Şemsettin Sirer, Köy Enstitüleri kadrosundan tam 576 kişiyi yerinden oynatıyor ve Köy Enstitüleri faaliyetini şiddetli bir murakabe altına almak gayretini güdüyor.
Anadolucu ve Milliyetçi tarafları olan Şemseddin Sirer, bu hareketi üzerine bazı komünist organların “MÜRTECİ -GERİCİ!” ithamına hedef tutuluyor. İşte Milliyetçi veya böyle sanılan bir şahsın, mahut organlardan gördüğü alâka!..
Fakat Reşat Şemsettin, Millî Eğitim Bakanlığındaki Komünist çevreyi nihayet kıstırmaya başlıyor ve İçişleri Bakanlığı teşkilâtiyle elele, gözünü, Bakanlıktaki Tercüme Bürosu üzerine dikiyor. (Büro, bir zamanlar solcu fikriyatın genel kurmayı halindeydi.)
Reşat Şemsettin zamanındaki, Türk siyasî zabıtası, Köy Enstitülerinde Komünistlerin (Selül) hücre teşkilâtı bulunduğunu tesbit ediyor.
Derken, Koy Enstitüleri gizli faaliyetine ve (Selül) teşkilâtına ait vesikaların bulunması lâzımgelen odanın bitişiğinde, meşhur Maarif Vekâleti yangını çıkıyor; ve Bakanlık bu vesikalarla beraber yanıp kül oluyor!!!
Yangının arkasından İsparta hâdisesi; Isparta’daki Romanyalı öğretmenin haykırışı; “Maarif Vekâletini bizimkiler yaktı!”
Açılan takibat; fakat hiçbir netice yok!..
Artık Tonguç Baba, o zamana dek eşi görülmemiş bir rütbe tenziliyle Ankara Erkek Lisesi Resim ve Elişleri öğretmenidir; fakat ektiği tohumlar, üstüne bir an için kum dökülmüş olmasına rağmen, için için faaliyet ve hayatiyettedir.
Vaziyet, bu minval üzere 1950 ye kadar geliyor; ötesi malûm…

Bugün Tonguç babası, Hasan Ali Yücel’i; karşı taraftan da Reşat Şemsettin Sirer’i, İhsan Sungusu ile baş aktörlerin ölü bulunduğu bu dâva, çatısı başından uçurulmuş olmasına rağmen hortlama vaziyetindedir.
Gerisi Türk millî vicdanına havale olunur.

(Başmakalelerim 3, Büyük Doğu Yayınları, 2. Baskı / s. 50-57)

  Alıntı ile Cevapla

Cevapla

Etiketler
enstitüleri, küfür, köy, ocakları

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Garp Ocakları nedir? Zen Osmanlı Tarihi 0 07 Mayıs 2014 21:29
Garb (Garp) Ocakları Violent Osmanlı Tarihi 0 18 Mart 2014 21:42
Kapıkulu Ocakları Kalemzede Osmanlı Tarihi 0 05 Eylül 2011 00:14