IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  kral sohbet




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 17 Aralık 2010, 18:28   #1
Çevrimdışı
Sovyetler birliginin dagılmasi


sohbet


99 yılı dünya tarihi için yeni bir dönüm noktası teşkil etti. Çünkü bu tarihten itibaren Avrupa ve Asya'nın siyasi haritası yeniden değişti. 1917'de temelleri atılan ve 1922'de kurulan Sovyetler Birliği ortadan kalktı ve yerini, geleceği henüz belli olmayan Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)'na bıraktı.

Sovyetler Birliği'nin çöküşü, Avrasya'nın merkezinde jeopolitik bir boşluk yarattı. Yakın çağın bu güçlü İmparatorluğu'nun içine düştüğü durum Batı Avrupa ve Uzak Asya uçları arasında kalan bölgede yeni sıkıntıları ve belirsizlikleri de beraberinde getirdi. Bölgenin yakın geleceği tıpkı yakın geçmişi gibi tartışma konularına sahne oldu. Doğu Bloku'nda meydana gelen bu boşluk, Batı Avrupa ülkeleri üzerindeki tehdidi kaldırırken, uzun dönemde ciddi ve yeni politik gelişmelerin olabileceği endişesini de muhafaza etmektedir. Sovyetler Birliği'nin ve Warşova Paktı'nın çöküşünü daha iyi anlayabilmek için olayların gelişmesini kısaca belirtmek gerekir. Gelişmeler özetle şöyle olmuştur:

Stalin 5 Mart 1953'de ölünce yerine oldukça uzun bir mücadele sonunda ve 1957 yılında Nikita Kruşçev tek başına Sovyet iktidarını ele geçirmeyi başardı. Kruşçev döneminde Doğu-Batı ilişkileri çok sert ve tehlikeli boyutlara ulaştı. 1958'de başlayan Mao, Kruşçev mücadelesi, 1958'de Kruşçev'in bir saray darbesiyle iktidardan düşürülmesi ile sonuçlandı. Kruşçev'in yerine 18 yıl iktidarda kalacak olan Leonid Brejnev geçti. Brejnev döneminin en önemli olayı ise, l Ağustos 1975'de 35 ülkenin imzaladığı Helsinki Nihai Senedi veya diğer adıyla Helsinki Deklarasyonu oldu.

Sosyalist Blok'un temellerini sarsan Helsinki Nihai Senedi; Mart 1985'de iktidara gelen Gorbaçov'un ortaya attığı Glasnost (Açıklık) ve Perestrokya (Siyasi sistemin, devlet örgütünün ve hükümet organlarının yeniden yapılanması) fikir ve uygulamaları ile bütünleşince dağılma kaçınılmaz oldu. Çünkü, Doğu-Batı ilişkilerine bir yumuşama ve yakınlık getirilmek istenen Helsinki Nihai Senedi'nin yürürlüğe girmesi, Doğu Avrupa'daki tüm Sovyet uydusu ülkelerinde aydınları ve milliyetçileri harekete geçirdi. İnsan hakları ve hürriyet hareketleri şeklinde başlayan gelişmeler zamanla Moskova'nın hegemonyasına karşı bağımsızlık mücadelesine dönüştü. Ancak, bunlar patlama şeklinde değil, yavaş yavaş gelişen bir seyir takip etti.

Kısacası, Gorbaçov iktidara geldiğinde Sovyet komünizminin yapısını değiştirmeye karar vermişti. Bu değişme veya yeniden yapılanma iki koldan olacaktı. Bunlardan; Birincisi: Siyasal iktidarın veya devlet yapısının de-ğiştirilmesiydi. Bunun için hedef, komünist iktidarın varlığına son verilerek halkın egemenliğinin hakim kılınması idi. İkinci hedef ise; ekonomik yapıda radikal değişikliklerin gerçekleştirilmesiydi. Bu suretle Sovyet Sistemi'ni güçlendirmeyi düşünen Gorbaçov, Amerika ile rekabet düzeyine ulaşacağını umuyordu. Bu iki ana hedefin yanında silahsızlanma gayretlerini de gözardı etmedi. Bir bakıma Sovyetler Birliği'ni kurtarmak için her yolu denedi. Ancak, tüm çabalar tarih içindeki ömrünü tamamlamış olan Sovyetler Birliği'nin dağılmasını önlemeye yetmedi.

Gorbaçov iktidarının dördüncü yılı tanımlandığında, Sovyetler Birliği'nin siyasal yapısında çözülmeler başlamış bulunuyordu. Bu çözülmeler, 1991 yılı sonunda dağılmaya dönüştü. (581) "Glasnost " ve " Perestrokya" ilkelerinin 1987 yılından itibaren uygulanmaya konulmasından hemen sonra Baltık ülkeleri başta olmak üzere bağımsızlık ilanları başladı.

Baltık ülkeleri 23 Ağustos 1939'da Nazi Almanyası ile Sovyetler Birliği arasında imzalanan Tarafsızlık ve Saldırmazlık Antlaşması ile Sovyet Rusya'ya terkedilmişti. Bu ülkelerden Litvanya Parlamentosu 11 Mart 1990'da; Letonya Parlamentosu 4 "Mayıs 1990'da; Estonya Parlamentosu'da 8 Mayıs 1990'da ülkelerinin bağımsızlıklarını ilan ettiler. Ancak, bağımsızlık ilanları Sov-yetler'in dağılmasını istemeyen Gorbaçov başta olmak üzere Rus yöneticileri tarafından tepki ile karşılandı. Mücadele 21 Ağustos 1991'de Gorbaçov'u devirmek için girişilen darbe gününe kadar devam etti. Bu ülkeler aynı gün bir kere daha bağımsızlık ilanında bulundular.

Bu arada 23 Ağustos 1990'da da Ermenistan, Sovyetler Birliği içinde kalmakla birlikte, bağımsızlığını ilan etti. Gorbaçov, ülkede gerginliğin giderek artması üzerine 16 Mart 1991'de bir halk oylaması yaptırdı. Oylamada; halkın, " Eşit egemenlik ilkesi içerisinde bir federasyon" isteyip istemediği soruldu. Üç Baltık ülkesi ile Gürcistan, Ermenistan ve Moldova'nın boykot ettiği halk oylamasına katılan diğer 8 ülkeden evet oyu çıktı. 11 Haziran 1991'de, Rusya Federasyonu Cumhuriyeti, Rusya Anayasası'nın Birlik Anayasası'ndan üstün olduğu iddiası ile egemenliğini ilan etti. Boris Yeltsin Rusya Federasyonu Başkanı seçildi.

Radikal Komünistler 16 Ağustos 1991'de Gorbaçov'u karşı bir hükümet darbesi yaptılar. Gorbaçov, Kırım'da oturmak zorunda bırakıldı. Ancak Boris Yeltsin karşı bir hareketle Gorbaçov'un Moskova'ya gelmesini ve görevine devem etmesini sağladı. 19 Ağustos 1991'de Kremlin Sarayı'nda 1917'den önceki Rus bayrağı çekildi. Gorbaçov gelişmeler üzerine Komünist Parti Genel Sekreterliğini bıraktı ve 24 Ağustos 1991'den itibaren sadece Devlet Başkanlığı görevini üstlendi. Gelişmeleri, yeni bağımsızlık ilanları takip etti. Sovyetler Birliği'nin dağılmasındaki en büyük gelişme Ukrayna'nın bir halk oylaması ile 24 Ağustos 1991'de bağımsızlığını açıklaması oldu. 25 Ağustos 1991'de de Beyaz Rusya'nın bağımsızlık ilanı, birliğin tamamen dağılmasına sebebiyet verdi. 29 Ağustos 1991'de, Sovyet Komünist Partisi Yüksek Sovyet kararı ile resmen kaldırıldı. Bu karardan sonra Türk Cumhuriyetleri'nden Azerbaycan 30 Ağustos 1991'de; Özbekistan ve Kırgızistan 31 Ağustos 1991'de; Türkmenistan 27 Ekim 1991'de; Kazakistan 16 Aralık 1991'de bağımsızlıkla ilgili halk oylamaları yapıldı ve oylama sonunda ilgili ülke ve halklarının büyük çoğunluğu bağımsızlıklarını istediler.


Gorbaçov, glasnost ve perestroyka ile, hem ekonomiye ve hem de siyasal yapıya yeni bir düzen getirmeye çalışırken, Sovyetler Birliği'nin "federal" yapısına da yeni bir şekil vermek, yani "milli" cumhuriyetlerin merkezi otorite ile bağlarını yapılandırmak ihtiyacını da duydu. Başka bir deyişle, ta Lenin'denberi, Sovyetler Birliği'nin, denebilir ki, daima temellerini sarsan "milliyetler sorunu"na, perestroyka, yani yeniden yapılanma çerçevesinde yeni bir çözüm getirmek istedi.

Konu ilk defa Temmuz-Haziran 1988'deki 19'uncu Parti Konferansı'nda ele alınmıştır. Parti Konferansı, Sovyetler Birliği'nin parlamentosu olan Yüksek Sovyeti, iki meclisli bir hale getirmiş ve biri Birlik Konseyi, diğeri de Milliyetler Konseyi kurulmasına karar vermişti. Milliyetler Konseyi, tamamen cumhuriyetler, özerk cumhuriyetler, özerk bölge ve topraklar temsilcilerinden meydana gelecekti.

1990 Aralık ayında yapılan Halk Temsilcileri Kongresi'nde ise Gorbaçov, Egemen Devletler Birliği Antlaşması tasarısını ortaya attı. Bu yeni birliğin adı, Egemen Sovyet Cumhuriyetleri Birliği olacaktı. Birliğin esas tutkalı ise, "ekonomik birlik" idi. Gorbaçov, ekonomik bütünlüğün korunmasına çok önem veriyordu.

Lakin, Gorbaçov'un Sovyetler Birliği'ne vermek istediği bu yeni yapılanma, bir takım tepkilerin ortaya çıkmasına sebep oldu. Birincisi, bu gelişmelerin, cumhuriyetlerdeki "ayrılıkçı" eğilimleri harekete geçirmesi ve bu eğilimlere hız vermesidir. İkincisi, bu ayrılıkçı eğilimlerin Ordu'yu rahatsız etmesidir. Halk Temsilcisi Kongresi'nin Aralık 1990'daki toplantısından önce Ordu, Gorbaçov'dan, ayrılıkçı hareketlere karşı sert tedbirler alınmasını ve bu bölgelerde olağanüstü hal ilan edilmesini istemiştir. Hatta Kuvvet Komutanları, tepkilerini dile getiren bir bildiri de yayınladılar.

19 Ağustos 1991'deki darbenin liderlerinden, KGB Başkanı ve eski lider Andropov'un adamı Vladimir Kryuchkov, Kongre'nin 22 Aralık 1990 günlü oturumunda gayet sert ve tehditkar bir konuşma yaparak; ayrılıkçı hareketler ve etnik çatışmalar devam ederse, KGB'nin, yani Devlet Güvenlik Örgütü'nün müdahale edeceğini bildirdi. Bu sözler 19 Ağustos 1991 darbesinin habercisi olmasına rağmen, ne Gorbaçov'un ne de Yeltsin'in bunu anlayamadığı görülüyor. Bununla beraber, Kongre, Sovyetler Birliği'nin adını Egemen ve Eşit Devletler Federasyonu olarak kabul etti.

Her iki taraftan gelen bu tepkiler karşısından Gorbaçov, bu tepkileri önlemek için çareyi, Kongre'den olağanüstü yetkiler almakta buldu. Bu, Gorbaçov "diktatörlüğünün" tesisi idi. Bir Kongre delegesi, "Demokrasi güneşi batarken, muhafazakar kuvvetler harekete geçiyor" diyordu. Dışişleri Bakanı Şevardnadze de, Gorbaçov'un bu diktatörlük yetkilerini protesto için görevinden istifa etti. Kongre'den sonra da Gorbaçov, Baltık cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarına son vermek için, bu cumhuriyetlere asker sevketti. Baltık Ülkeleri, 50 yıl sonra, bir kere daha Sovyetler Birliği'nin "işgaline" uğruyordu.

Gorbaçov, Kongre'nin kabul ettiği yeni "Federasyon" tasarısını diğer cumhuriyetlere de kabul ettirmek için 1991 yılı başından itibaren bunlarla müzakerelere girişti. Bu müzakerelerde, tasarıda bir takım değişiklikler de yapıldı. 1991 Haziranında, Estonya, Letonya, Litvanya, Ermenistan, Gürcistan, Moldova, Tacikistan ve Özbekistan hariç, 7 devlet imza etti. Gorbaçov, diğerleri üzerinde de çabalarını sürdürdü ve Temmuz 1991 sonunda 15 cumhuriyetten 10 tanesi tasarıyı kabul etti. Bunun üzerine, yeni federasyon tasarısının, kabul eden cumhuriyetlerin parlamentolarının onayına sunulması işi kalıyordu.

Bu işi de başarmış ve hayatından memnun olan Gorbaçov, 5 Ağustosta, ailesi mensupları ve gerekli personel ile birlikte Kırım'daki daça'sına yaz tatiline gitti. Dönüş programı 20 Ağustos olup, o gün yeni federasyon anlaşması imzalanacaktı.

Lakin 18 Ağustos 1991 günü öğleden sonra, KGB birlikleri (yani Kryuchkov'un birlikleri, Gorbaçov'un kaldığı daça'yı kontrol altına alarak kendisini ve ailesini ev hapsine aldılar. 19 Ağustos sabahı ise, saat 07:00 de Tass Ajansı, Olağanüstü Hal Devlet Komitesi'nin bir bildirisini yayınlarken, tanklar Moskova caddelerini kontrol altına almaya başladı. Gece sokağa çıkma yasağı uygulanacağı bildirilirken her türlü siyasi faaliyet ve serbest basın da yasaklanıyordu. Bunun arkasından, Olağanüstü Hal Devlet Komitesi, uzun bir bildiri yayınladı. Bildiri de, Gorbaçov yönetimi yerden yere vurularak, ülkenin yönetilmez hale getirildiğini uzun uzun anlattıktan sonra, Devlet Komitesi'nin ülkeyi bu uçurumdan kurtarma sorumluluğunu üzerine aldığı ve bu arada da,yeni bir "birlik anlaşması" tasarısının tartışmaya açılacağı belirtilerek halktan Komite'ye yardımcı olması isteniyordu.

Yine yapılan açıklamaya göre, Devlet Komitesi şu 8 kişiden meydana geliyordu: Gennadi İ. Yanayev, Cumhurbaşkanı (yani Gorbaçov'un) yardımcısı; Vladimir A. Kryuchkov, KGB (Devlet Güvenlik Örgütü) Başkanı; Dmitri T. Yazov, Savunma Bakanı; Valentin S. Pavlov, Başbakan; Boris K. Pugo, İçişleri Bakanı; Oleg D. Baklanov, Milli Savunma Konseyi Başkan Yardımcısı; Vasily A. Starodubtsev, Çiftçiler Birliği Başkanı; Aleksandr I. Tizyakov, İktisadi Devlet Teşekkülleri Topluluğu Başkanı.

Görülüyor ki, darbe aşağıdan gelen bir hareketin itmesiyle değil, doğrudan yukarıdan gelen bir hareket niteliğini taşımaktaydı. Gorbaçov ve ailesini ev hapsine alan KGB birlikleri, Ordu'nun emriyle hareket ettiklerini söylemişti. Halbuki gerçeğin hiç de böyle olmadığı, darbenin, hiç bir hesaba kitaba dayanmadan, çocukça bir şekilde hazırlandığı anlaşılmıştır. Çünkü darbe, nerdeyse 48 saat bile devam edememiştir.

19 Ağustos günü öğleye doğru tanklar, Rusya Federasyonunun parlementosunu çembere almaya başlayınca, Boris Yeltsin, mürettebatının bırakıp kaçtığı bir tankın üzerine çıkıp, toplanmış olan halka hitaben, darbenin anayasaya aykırı olduğunu söylemiş ve darbeciler için "hainler" ve "darbeciler" deyimlerini kullanmıştır. Yeltsin, bütün Rusya halkından darbecilere karşı grevlere gitmesini istemiştir. Ayrıca, Beyaz Saray denen, Rusya Federasyonu meclis binasında kurulan bir radyo istasyonu da, darbeciler aleyhine yayına başlamıştır. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev ile Ukrayna Cumhurbaşkanı Leonid Kravçuk, 20 Ağustosta yayınladıkları bildirilerle Yeltsin'i desteklerken, Ordu'dan ve büroksariden darbeciler lehine bir destek gelmemiştir. Bazı yerlerde askerlerle siviller arasında çarpışmalar olduysa da, bu da dar çapta bir olay niteliğini aşamamıştır.

20 Ağustostan itibaren Devlet Komitesi'nde çözülmeler başladı. O gün, Başkan Pavlov ve arkasından da KGB Başkanı Kryuchkov ve Savunma Bakanı Yazov, Komite'den istifa ettiler. Zira, darbeciler içerden bir destek alamadıkları gibi, dışardan da, başta Amerika olmak üzere Batı, Yeltsin'e tam destek verdi.

Irak lideri Saddam Hüseyin ile Libya Lideri Muammer Kaddafi, Rusya'daki darbe teşebbüsünü desteklemişlerdir.

21 Ağustosta darbenin başarısızlığı kesinleşmişti ve Sovyetler Birliği'nin kaderi bu tarihten itibaren Boris Yeltsin'in eline geçmiş bulunuyordu. Batı dünyasının gözünde Yeltsin, sadece Sovyetler Birliği'ni kurtaran değil, aynı zamanda bu ülkede demokrasiyi de kurtaran bir kişi haline geldi. Bütün Batı dünyası, artık Gorbaçov'dan söz etmiyor Yeltsin'i göklere çıkarıyordu. İşte bu atmosfer için Gorbaçov, 22 Ağustosta Kırım'dan Moskova'ya döndü. Lakin, artık bir "kahraman" değildi. 22 Ağustosta Moskova'da yaptığı basın toplantısında, darbe sırasında başından geçenleri ve şimdiye kadar olan icratını anlattıktan sonra, soru üzerine, bir ara Yeltsin'den çok kısa bir şekilde söz etmesi de dikkati çekmişti.

Yeltsin bir defa iktidarı ele geçirmişti. Şüphesiz, bu işin ucunu bırakmayacaktı. 24 Ağustosta, Gorbaçov Sovyetler Birliği Komünist Partisi liderliğinden istifa ettiğini açıkladıktan sonra, S.B. Yüksek Sovyeti (parlamento) de 24 Ağustos 1991 de Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin bütün faaliyetlerinin sona erdirildiğini ilan etti. Bu olaydan sonra, bir çok Sovyet cumhuriyeti bağımsızlıklarını ilan etmeye başladılar.

Komünist Partisinin feshedilmesi ve Gorbaçov'un da Parti Liderliğinden istifasından sonra, Gorbaçov'un devlet başkanlığının devam etmesine rağmen, yönetim artık tamamen Yeltsin'in eline geçmişti. Darbenin başarısızlığından sonra Yeltsin, devletin üst kademelerinde büyük değişiklikler ve atamalar yaptı. Bunları yaparken, Gorbaçov'a danışmadığı gibi, bazı atamaları da Gorbaçov'un muhalefetine rağmen yaptı.

Bu durum bir kaç ay sürdü. 21 Aralık 1991 de, 11 eski Sovyet Cumhuriyeti Kazakistan'ın başkenti Almaty'de (eski Alma Ata) bir takım deklarasyonlar imzalıyarak, Bağımsız Devletler Topluluğu'nu kurdular. Bu deklarasyonlar, Topluluk Paktı Protokolü, Alma-Ata Deklarasyonu, Askeri İşler Deklarasyonu, Topluluk Kurumları Hakkında Deklarasyon, Birleşmiş Milletler Hakkında Deklarasyon ve Nükleer Silahlar Deklarasyonu'dur.

Alma-Ata Deklarasyonu'nda, üye ülkelerin birbirleriyle münasebetlerinde, devlet egemenliği ve egemen eşitlik, self-detarminasyon, birbirlerinin içişlerine karışmama, birbirlerine karşı baskı aracı olarak kuvvete veya herhangi bir araca başvurmama, anlaşmazlıkların barışçı yollarla çözümü, insan hakları ve hürriyetlerine saygı ve milli azınlıkların haklarına saygı ilkelerine dayanacakları belirtilmekteydi. Topluluk silahlı kuvvetlerinin başına Rus Generali Yevgeni Şapaşnikov getirilirken, Nükleer Silahlar Hakkındaki Deklarasyonla da, taraflar, topraklarının nükleer silahlardan arındırılmasını ve hiçbir zaman nükleer silahlara başvurmamayı öngörmekteydiler.

Gorbaçov 23 Aralık 1991 de Yeltsin ile, Başkanlığın kendisine devri konusunu müzakere ettikten sonra, 25 Aralık 1991 günü Televizyondan yaptığı uzun bir veda konuşması ile, Başkanlık görevinden istifa ettiğini açıkladı. Konuşmasını yapmadan önce de, Sovyetler Birliği'nin nükleer savaş şifrelerinin bulunduğu çantayı Yeltsin'e teslim etti.

Bu suretle, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği tarih içindeki ömrünü tamamlıyarak, hem Rusya'nın tarihinde ve hem de milletlerarası politika ile kuvvet dengesi münasebetlerinde yeni bir dönem açılıyordu. Bu, aynı zamanda, dünyanın da yeni bir yapılanmaya doğru adım atmasıydı
99 yılı dünya tarihi için yeni bir dönüm noktası teşkil etti. Çünkü bu tarihten itibaren Avrupa ve Asya'nın siyasi haritası yeniden değişti. 1917'de temelleri atılan ve 1922'de kurulan Sovyetler Birliği ortadan kalktı ve yerini, geleceği henüz belli olmayan Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)'na bıraktı.

Sovyetler Birliği'nin çöküşü, Avrasya'nın merkezinde jeopolitik bir boşluk yarattı. Yakın çağın bu güçlü İmparatorluğu'nun içine düştüğü durum Batı Avrupa ve Uzak Asya uçları arasında kalan bölgede yeni sıkıntıları ve belirsizlikleri de beraberinde getirdi. Bölgenin yakın geleceği tıpkı yakın geçmişi gibi tartışma konularına sahne oldu. Doğu Bloku'nda meydana gelen bu boşluk, Batı Avrupa ülkeleri üzerindeki tehdidi kaldırırken, uzun dönemde ciddi ve yeni politik gelişmelerin olabileceği endişesini de muhafaza etmektedir. Sovyetler Birliği'nin ve Warşova Paktı'nın çöküşünü daha iyi anlayabilmek için olayların gelişmesini kısaca belirtmek gerekir. Gelişmeler özetle şöyle olmuştur:

Stalin 5 Mart 1953'de ölünce yerine oldukça uzun bir mücadele sonunda ve 1957 yılında Nikita Kruşçev tek başına Sovyet iktidarını ele geçirmeyi başardı. Kruşçev döneminde Doğu-Batı ilişkileri çok sert ve tehlikeli boyutlara ulaştı. 1958'de başlayan Mao, Kruşçev mücadelesi, 1958'de Kruşçev'in bir saray darbesiyle iktidardan düşürülmesi ile sonuçlandı. Kruşçev'in yerine 18 yıl iktidarda kalacak olan Leonid Brejnev geçti. Brejnev döneminin en önemli olayı ise, l Ağustos 1975'de 35 ülkenin imzaladığı Helsinki Nihai Senedi veya diğer adıyla Helsinki Deklarasyonu oldu.

Sosyalist Blok'un temellerini sarsan Helsinki Nihai Senedi; Mart 1985'de iktidara gelen Gorbaçov'un ortaya attığı Glasnost (Açıklık) ve Perestrokya (Siyasi sistemin, devlet örgütünün ve hükümet organlarının yeniden yapılanması) fikir ve uygulamaları ile bütünleşince dağılma kaçınılmaz oldu. Çünkü, Doğu-Batı ilişkilerine bir yumuşama ve yakınlık getirilmek istenen Helsinki Nihai Senedi'nin yürürlüğe girmesi, Doğu Avrupa'daki tüm Sovyet uydusu ülkelerinde aydınları ve milliyetçileri harekete geçirdi. İnsan hakları ve hürriyet hareketleri şeklinde başlayan gelişmeler zamanla Moskova'nın hegemonyasına karşı bağımsızlık mücadelesine dönüştü. Ancak, bunlar patlama şeklinde değil, yavaş yavaş gelişen bir seyir takip etti.

Kısacası, Gorbaçov iktidara geldiğinde Sovyet komünizminin yapısını değiştirmeye karar vermişti. Bu değişme veya yeniden yapılanma iki koldan olacaktı. Bunlardan; Birincisi: Siyasal iktidarın veya devlet yapısının de-ğiştirilmesiydi. Bunun için hedef, komünist iktidarın varlığına son verilerek halkın egemenliğinin hakim kılınması idi. İkinci hedef ise; ekonomik yapıda radikal değişikliklerin gerçekleştirilmesiydi. Bu suretle Sovyet Sistemi'ni güçlendirmeyi düşünen Gorbaçov, Amerika ile rekabet düzeyine ulaşacağını umuyordu. Bu iki ana hedefin yanında silahsızlanma gayretlerini de gözardı etmedi. Bir bakıma Sovyetler Birliği'ni kurtarmak için her yolu denedi. Ancak, tüm çabalar tarih içindeki ömrünü tamamlamış olan Sovyetler Birliği'nin dağılmasını önlemeye yetmedi.

Gorbaçov iktidarının dördüncü yılı tanımlandığında, Sovyetler Birliği'nin siyasal yapısında çözülmeler başlamış bulunuyordu. Bu çözülmeler, 1991 yılı sonunda dağılmaya dönüştü. (581) "Glasnost " ve " Perestrokya" ilkelerinin 1987 yılından itibaren uygulanmaya konulmasından hemen sonra Baltık ülkeleri başta olmak üzere bağımsızlık ilanları başladı.

Baltık ülkeleri 23 Ağustos 1939'da Nazi Almanyası ile Sovyetler Birliği arasında imzalanan Tarafsızlık ve Saldırmazlık Antlaşması ile Sovyet Rusya'ya terkedilmişti. Bu ülkelerden Litvanya Parlamentosu 11 Mart 1990'da; Letonya Parlamentosu 4 "Mayıs 1990'da; Estonya Parlamentosu'da 8 Mayıs 1990'da ülkelerinin bağımsızlıklarını ilan ettiler. Ancak, bağımsızlık ilanları Sov-yetler'in dağılmasını istemeyen Gorbaçov başta olmak üzere Rus yöneticileri tarafından tepki ile karşılandı. Mücadele 21 Ağustos 1991'de Gorbaçov'u devirmek için girişilen darbe gününe kadar devam etti. Bu ülkeler aynı gün bir kere daha bağımsızlık ilanında bulundular.

Bu arada 23 Ağustos 1990'da da Ermenistan, Sovyetler Birliği içinde kalmakla birlikte, bağımsızlığını ilan etti. Gorbaçov, ülkede gerginliğin giderek artması üzerine 16 Mart 1991'de bir halk oylaması yaptırdı. Oylamada; halkın, " Eşit egemenlik ilkesi içerisinde bir federasyon" isteyip istemediği soruldu. Üç Baltık ülkesi ile Gürcistan, Ermenistan ve Moldova'nın boykot ettiği halk oylamasına katılan diğer 8 ülkeden evet oyu çıktı. 11 Haziran 1991'de, Rusya Federasyonu Cumhuriyeti, Rusya Anayasası'nın Birlik Anayasası'ndan üstün olduğu iddiası ile egemenliğini ilan etti. Boris Yeltsin Rusya Federasyonu Başkanı seçildi.

Radikal Komünistler 16 Ağustos 1991'de Gorbaçov'u karşı bir hükümet darbesi yaptılar. Gorbaçov, Kırım'da oturmak zorunda bırakıldı. Ancak Boris Yeltsin karşı bir hareketle Gorbaçov'un Moskova'ya gelmesini ve görevine devem etmesini sağladı. 19 Ağustos 1991'de Kremlin Sarayı'nda 1917'den önceki Rus bayrağı çekildi. Gorbaçov gelişmeler üzerine Komünist Parti Genel Sekreterliğini bıraktı ve 24 Ağustos 1991'den itibaren sadece Devlet Başkanlığı görevini üstlendi. Gelişmeleri, yeni bağımsızlık ilanları takip etti. Sovyetler Birliği'nin dağılmasındaki en büyük gelişme Ukrayna'nın bir halk oylaması ile 24 Ağustos 1991'de bağımsızlığını açıklaması oldu. 25 Ağustos 1991'de de Beyaz Rusya'nın bağımsızlık ilanı, birliğin tamamen dağılmasına sebebiyet verdi. 29 Ağustos 1991'de, Sovyet Komünist Partisi Yüksek Sovyet kararı ile resmen kaldırıldı. Bu karardan sonra Türk Cumhuriyetleri'nden Azerbaycan 30 Ağustos 1991'de; Özbekistan ve Kırgızistan 31 Ağustos 1991'de; Türkmenistan 27 Ekim 1991'de; Kazakistan 16 Aralık 1991'de bağımsızlıkla ilgili halk oylamaları yapıldı ve oylama sonunda ilgili ülke ve halklarının büyük çoğunluğu bağımsızlıklarını istediler.


Gorbaçov, glasnost ve perestroyka ile, hem ekonomiye ve hem de siyasal yapıya yeni bir düzen getirmeye çalışırken, Sovyetler Birliği'nin "federal" yapısına da yeni bir şekil vermek, yani "milli" cumhuriyetlerin merkezi otorite ile bağlarını yapılandırmak ihtiyacını da duydu. Başka bir deyişle, ta Lenin'denberi, Sovyetler Birliği'nin, denebilir ki, daima temellerini sarsan "milliyetler sorunu"na, perestroyka, yani yeniden yapılanma çerçevesinde yeni bir çözüm getirmek istedi.

Konu ilk defa Temmuz-Haziran 1988'deki 19'uncu Parti Konferansı'nda ele alınmıştır. Parti Konferansı, Sovyetler Birliği'nin parlamentosu olan Yüksek Sovyeti, iki meclisli bir hale getirmiş ve biri Birlik Konseyi, diğeri de Milliyetler Konseyi kurulmasına karar vermişti. Milliyetler Konseyi, tamamen cumhuriyetler, özerk cumhuriyetler, özerk bölge ve topraklar temsilcilerinden meydana gelecekti.

1990 Aralık ayında yapılan Halk Temsilcileri Kongresi'nde ise Gorbaçov, Egemen Devletler Birliği Antlaşması tasarısını ortaya attı. Bu yeni birliğin adı, Egemen Sovyet Cumhuriyetleri Birliği olacaktı. Birliğin esas tutkalı ise, "ekonomik birlik" idi. Gorbaçov, ekonomik bütünlüğün korunmasına çok önem veriyordu.

Lakin, Gorbaçov'un Sovyetler Birliği'ne vermek istediği bu yeni yapılanma, bir takım tepkilerin ortaya çıkmasına sebep oldu. Birincisi, bu gelişmelerin, cumhuriyetlerdeki "ayrılıkçı" eğilimleri harekete geçirmesi ve bu eğilimlere hız vermesidir. İkincisi, bu ayrılıkçı eğilimlerin Ordu'yu rahatsız etmesidir. Halk Temsilcisi Kongresi'nin Aralık 1990'daki toplantısından önce Ordu, Gorbaçov'dan, ayrılıkçı hareketlere karşı sert tedbirler alınmasını ve bu bölgelerde olağanüstü hal ilan edilmesini istemiştir. Hatta Kuvvet Komutanları, tepkilerini dile getiren bir bildiri de yayınladılar.

19 Ağustos 1991'deki darbenin liderlerinden, KGB Başkanı ve eski lider Andropov'un adamı Vladimir Kryuchkov, Kongre'nin 22 Aralık 1990 günlü oturumunda gayet sert ve tehditkar bir konuşma yaparak; ayrılıkçı hareketler ve etnik çatışmalar devam ederse, KGB'nin, yani Devlet Güvenlik Örgütü'nün müdahale edeceğini bildirdi. Bu sözler 19 Ağustos 1991 darbesinin habercisi olmasına rağmen, ne Gorbaçov'un ne de Yeltsin'in bunu anlayamadığı görülüyor. Bununla beraber, Kongre, Sovyetler Birliği'nin adını Egemen ve Eşit Devletler Federasyonu olarak kabul etti.

Her iki taraftan gelen bu tepkiler karşısından Gorbaçov, bu tepkileri önlemek için çareyi, Kongre'den olağanüstü yetkiler almakta buldu. Bu, Gorbaçov "diktatörlüğünün" tesisi idi. Bir Kongre delegesi, "Demokrasi güneşi batarken, muhafazakar kuvvetler harekete geçiyor" diyordu. Dışişleri Bakanı Şevardnadze de, Gorbaçov'un bu diktatörlük yetkilerini protesto için görevinden istifa etti. Kongre'den sonra da Gorbaçov, Baltık cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarına son vermek için, bu cumhuriyetlere asker sevketti. Baltık Ülkeleri, 50 yıl sonra, bir kere daha Sovyetler Birliği'nin "işgaline" uğruyordu.

Gorbaçov, Kongre'nin kabul ettiği yeni "Federasyon" tasarısını diğer cumhuriyetlere de kabul ettirmek için 1991 yılı başından itibaren bunlarla müzakerelere girişti. Bu müzakerelerde, tasarıda bir takım değişiklikler de yapıldı. 1991 Haziranında, Estonya, Letonya, Litvanya, Ermenistan, Gürcistan, Moldova, Tacikistan ve Özbekistan hariç, 7 devlet imza etti. Gorbaçov, diğerleri üzerinde de çabalarını sürdürdü ve Temmuz 1991 sonunda 15 cumhuriyetten 10 tanesi tasarıyı kabul etti. Bunun üzerine, yeni federasyon tasarısının, kabul eden cumhuriyetlerin parlamentolarının onayına sunulması işi kalıyordu.

Bu işi de başarmış ve hayatından memnun olan Gorbaçov, 5 Ağustosta, ailesi mensupları ve gerekli personel ile birlikte Kırım'daki daça'sına yaz tatiline gitti. Dönüş programı 20 Ağustos olup, o gün yeni federasyon anlaşması imzalanacaktı.

Lakin 18 Ağustos 1991 günü öğleden sonra, KGB birlikleri (yani Kryuchkov'un birlikleri, Gorbaçov'un kaldığı daça'yı kontrol altına alarak kendisini ve ailesini ev hapsine aldılar. 19 Ağustos sabahı ise, saat 07:00 de Tass Ajansı, Olağanüstü Hal Devlet Komitesi'nin bir bildirisini yayınlarken, tanklar Moskova caddelerini kontrol altına almaya başladı. Gece sokağa çıkma yasağı uygulanacağı bildirilirken her türlü siyasi faaliyet ve serbest basın da yasaklanıyordu. Bunun arkasından, Olağanüstü Hal Devlet Komitesi, uzun bir bildiri yayınladı. Bildiri de, Gorbaçov yönetimi yerden yere vurularak, ülkenin yönetilmez hale getirildiğini uzun uzun anlattıktan sonra, Devlet Komitesi'nin ülkeyi bu uçurumdan kurtarma sorumluluğunu üzerine aldığı ve bu arada da,yeni bir "birlik anlaşması" tasarısının tartışmaya açılacağı belirtilerek halktan Komite'ye yardımcı olması isteniyordu.

Yine yapılan açıklamaya göre, Devlet Komitesi şu 8 kişiden meydana geliyordu: Gennadi İ. Yanayev, Cumhurbaşkanı (yani Gorbaçov'un) yardımcısı; Vladimir A. Kryuchkov, KGB (Devlet Güvenlik Örgütü) Başkanı; Dmitri T. Yazov, Savunma Bakanı; Valentin S. Pavlov, Başbakan; Boris K. Pugo, İçişleri Bakanı; Oleg D. Baklanov, Milli Savunma Konseyi Başkan Yardımcısı; Vasily A. Starodubtsev, Çiftçiler Birliği Başkanı; Aleksandr I. Tizyakov, İktisadi Devlet Teşekkülleri Topluluğu Başkanı.

Görülüyor ki, darbe aşağıdan gelen bir hareketin itmesiyle değil, doğrudan yukarıdan gelen bir hareket niteliğini taşımaktaydı. Gorbaçov ve ailesini ev hapsine alan KGB birlikleri, Ordu'nun emriyle hareket ettiklerini söylemişti. Halbuki gerçeğin hiç de böyle olmadığı, darbenin, hiç bir hesaba kitaba dayanmadan, çocukça bir şekilde hazırlandığı anlaşılmıştır. Çünkü darbe, nerdeyse 48 saat bile devam edememiştir.

19 Ağustos günü öğleye doğru tanklar, Rusya Federasyonunun parlementosunu çembere almaya başlayınca, Boris Yeltsin, mürettebatının bırakıp kaçtığı bir tankın üzerine çıkıp, toplanmış olan halka hitaben, darbenin anayasaya aykırı olduğunu söylemiş ve darbeciler için "hainler" ve "darbeciler" deyimlerini kullanmıştır. Yeltsin, bütün Rusya halkından darbecilere karşı grevlere gitmesini istemiştir. Ayrıca, Beyaz Saray denen, Rusya Federasyonu meclis binasında kurulan bir radyo istasyonu da, darbeciler aleyhine yayına başlamıştır. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev ile Ukrayna Cumhurbaşkanı Leonid Kravçuk, 20 Ağustosta yayınladıkları bildirilerle Yeltsin'i desteklerken, Ordu'dan ve büroksariden darbeciler lehine bir destek gelmemiştir. Bazı yerlerde askerlerle siviller arasında çarpışmalar olduysa da, bu da dar çapta bir olay niteliğini aşamamıştır.

20 Ağustostan itibaren Devlet Komitesi'nde çözülmeler başladı. O gün, Başkan Pavlov ve arkasından da KGB Başkanı Kryuchkov ve Savunma Bakanı Yazov, Komite'den istifa ettiler. Zira, darbeciler içerden bir destek alamadıkları gibi, dışardan da, başta Amerika olmak üzere Batı, Yeltsin'e tam destek verdi.

Irak lideri Saddam Hüseyin ile Libya Lideri Muammer Kaddafi, Rusya'daki darbe teşebbüsünü desteklemişlerdir.

21 Ağustosta darbenin başarısızlığı kesinleşmişti ve Sovyetler Birliği'nin kaderi bu tarihten itibaren Boris Yeltsin'in eline geçmiş bulunuyordu. Batı dünyasının gözünde Yeltsin, sadece Sovyetler Birliği'ni kurtaran değil, aynı zamanda bu ülkede demokrasiyi de kurtaran bir kişi haline geldi. Bütün Batı dünyası, artık Gorbaçov'dan söz etmiyor Yeltsin'i göklere çıkarıyordu. İşte bu atmosfer için Gorbaçov, 22 Ağustosta Kırım'dan Moskova'ya döndü. Lakin, artık bir "kahraman" değildi. 22 Ağustosta Moskova'da yaptığı basın toplantısında, darbe sırasında başından geçenleri ve şimdiye kadar olan icratını anlattıktan sonra, soru üzerine, bir ara Yeltsin'den çok kısa bir şekilde söz etmesi de dikkati çekmişti.

Yeltsin bir defa iktidarı ele geçirmişti. Şüphesiz, bu işin ucunu bırakmayacaktı. 24 Ağustosta, Gorbaçov Sovyetler Birliği Komünist Partisi liderliğinden istifa ettiğini açıkladıktan sonra, S.B. Yüksek Sovyeti (parlamento) de 24 Ağustos 1991 de Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin bütün faaliyetlerinin sona erdirildiğini ilan etti. Bu olaydan sonra, bir çok Sovyet cumhuriyeti bağımsızlıklarını ilan etmeye başladılar.

Komünist Partisinin feshedilmesi ve Gorbaçov'un da Parti Liderliğinden istifasından sonra, Gorbaçov'un devlet başkanlığının devam etmesine rağmen, yönetim artık tamamen Yeltsin'in eline geçmişti. Darbenin başarısızlığından sonra Yeltsin, devletin üst kademelerinde büyük değişiklikler ve atamalar yaptı. Bunları yaparken, Gorbaçov'a danışmadığı gibi, bazı atamaları da Gorbaçov'un muhalefetine rağmen yaptı.

Bu durum bir kaç ay sürdü. 21 Aralık 1991 de, 11 eski Sovyet Cumhuriyeti Kazakistan'ın başkenti Almaty'de (eski Alma Ata) bir takım deklarasyonlar imzalıyarak, Bağımsız Devletler Topluluğu'nu kurdular. Bu deklarasyonlar, Topluluk Paktı Protokolü, Alma-Ata Deklarasyonu, Askeri İşler Deklarasyonu, Topluluk Kurumları Hakkında Deklarasyon, Birleşmiş Milletler Hakkında Deklarasyon ve Nükleer Silahlar Deklarasyonu'dur.

Alma-Ata Deklarasyonu'nda, üye ülkelerin birbirleriyle münasebetlerinde, devlet egemenliği ve egemen eşitlik, self-detarminasyon, birbirlerinin içişlerine karışmama, birbirlerine karşı baskı aracı olarak kuvvete veya herhangi bir araca başvurmama, anlaşmazlıkların barışçı yollarla çözümü, insan hakları ve hürriyetlerine saygı ve milli azınlıkların haklarına saygı ilkelerine dayanacakları belirtilmekteydi. Topluluk silahlı kuvvetlerinin başına Rus Generali Yevgeni Şapaşnikov getirilirken, Nükleer Silahlar Hakkındaki Deklarasyonla da, taraflar, topraklarının nükleer silahlardan arındırılmasını ve hiçbir zaman nükleer silahlara başvurmamayı öngörmekteydiler.

Gorbaçov 23 Aralık 1991 de Yeltsin ile, Başkanlığın kendisine devri konusunu müzakere ettikten sonra, 25 Aralık 1991 günü Televizyondan yaptığı uzun bir veda konuşması ile, Başkanlık görevinden istifa ettiğini açıkladı. Konuşmasını yapmadan önce de, Sovyetler Birliği'nin nükleer savaş şifrelerinin bulunduğu çantayı Yeltsin'e teslim etti.

Bu suretle, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği tarih içindeki ömrünü tamamlıyarak, hem Rusya'nın tarihinde ve hem de milletlerarası politika ile kuvvet dengesi münasebetlerinde yeni bir dönem açılıyordu. Bu, aynı zamanda, dünyanın da yeni bir yapılanmaya doğru adım atmasıydı
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
birliginin, dagılmasi, sovyetler

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
AB Sovyetler Birliği gibi çökecek PassioN Haber Arşivi 0 26 Nisan 2012 20:12
Sovyetler Birliği'nin Özerk Cumhuriyetleri efLatun Dünya Tarihi 0 09 Nisan 2012 21:23
Sovyetler Birliği Filo Amirali efLatun Dünya Tarihi 0 09 Nisan 2012 21:22
Sovyetler Birliği'nde Felsefe Kalemzede Felsefe 0 04 Nisan 2012 08:01
60'ların Sovyetler'inden Gelecek Hayalleri! System Bilim Dünyasından Son Haberler 0 27 Kasım 2011 02:19