IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  kral sohbet




 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 09 Şubat 2007, 19:51   #221
Çevrimdışı
Yanıt: Türkiye ve Dünyadan Haberler ( 2007 )




El Al'ın kararına Türkiye Yahudilerinden tepki...

İsrail Hava Yolları El Al’ın İstanbul uçuşlarını durduracağın açıklaması Türkiye’deki Yahudi toplumunun ve İsrailli diplomatların tepkisini çekti.
Amerika’da yayınlanan The Jewish Week dergisinin haberine göre, karardan dolayı hayal kırıklığına uğrayan Türkiye’deki Yahudiler ve İsrailli diplomatlar, bu durumun İsrail’in Müslüman dünyadaki en yakın müttefiki Türkiye’ye yanlış bir mesaj gönderdiği uyarısında bulundu.
Haberde, İsrail’in Ankara Büyükelçisi Pinhas Avivi’nin, söz konusu kararı “dehşetö olarak değerlendirdiği vurgulandı. Avivi, “Ekonomik kararlar üzerine yorum yapamam ama siyasi bir bakış açısına göre bu karar zarar verecektir, ayrıca Türkiye’deki Yahudi toplumunun yüzüne de bir tokat olacaktırö dedi.
Avivi ayrıca Türk Hükümeti’nin bu kararı iki ülke arasındaki ilişkilerde bir gerileme olarak görmesinden de endişe ettiğini söyledi.

1955’TEN BU YANA UÇUYORDU
El Al’ın 50 yıldan uzun süredir devam ettiği İstanbul uçuşlarını durdurmasıyla, Türk Hava Yolları bu hatta uçan tek şirket haline geldi.
Dergiye konuşan ancak ismi açıklanmayan bir Türk Dışişleri Bakanlığı yetkilisi ise, kararın kendileri için “hayal kırıklığı yarattığınıö söyledi. Yetkili, uçuşların en azından sembolik anlamı nedeniyle devam etmesi gerektiğini vurguladı.
İstanbul-Tel Aviv uçuşlarının yüzde 70 dolulukla gerçekleştiğine dikkat çeken dergi, bu kararın Türkiye’deki Yahudileri de mutsuz ettiğini yazdı. Haberde, Türkiye’deki Yahudiler adına konuşan Silvio Ovadia’nın “Çok mutsuzuz, El Al 1955 yılından bu yana uçuyordu ve biz Türkiye ve İsrail arasında tek havayollarının uçmasını istemiyoruzö dedi.

MİLLİYET

 

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Alt 09 Şubat 2007, 19:52   #222
Çevrimdışı
Yanıt: Türkiye ve Dünyadan Haberler ( 2007 )




Londra Üniversitesi'nden Türkiye için 'kurak yaz' uyarısı!

Murat Aslan

Londra Üniversitesinde (University College London) bir çalışma birimi, dünyanın hemen her yerine ilişkin yaptığı kuraklık tahminlerini, internet üzerinden yayınlıyor.
Londra Üniversitesinin meteorolojik tahminler üzerine uzmanlaşmış bir çalışma grubu, dünyanın hemen her bölgesindeki hava ve yağış durumları gibi meteorolojik bilgilere ilişkin tahminler yapıyor.

TÜRKİYE’NİN KURAKLIK HARİTASI

İnternet sitesi tarafından yapılan değerlendirmelere göre, bahar aylarında Türkiye’nin batı kesiminde "az" düzeyde seyredecek olan kuraklık, İç Anadolu’da "orta düzeyde" görülecek.
2007 yaz aylarında ise Türkiye’nin batı ve İstanbul’un da içinde bulunduğu,
özellikle yurdun kuzey batı kesimlerinde kuraklık "hat safhada" yaşanacak.
Aynı dönemde İç Anadolu’da kuraklık "az-orta" düzeyde yaşanırken, Doğu Anadolu ise "orta-şiddetli" kuraklıkla karşı karşıya kalacak.
Jeoloji Mühendisleri Odası Konya Şube Başkanı Yrd. Doç. Dr. Tahir Nalbantçılar, haritadaki verilerin İç Anadolu’ya özgü çarpıcı tahminler içerdiğini vurguladı.
Yrd. Doç. Dr. Nalbantçılar, şunları kaydetti:
"Veriler, dikkat çekici bir şekilde önümüzdeki 1 yıl içinde İç Anadolu Bölgesi’nin ’az-orta’ derecede kuraklık yaşayacağını, 2 yıl sonra ’az’ düzeyinden ’şiddetli’ düzeyde bir kuraklığa ulaşacağını, 3 yıl sonra ise kuraklığın ’az’dan ’had safhada kuraklık’ düzeyine çıkacağını gösteriyor. Bu da kuraklık konusunda bizi bekleyen tehlikeyi, bir an önce özellikle bölgede su tasarrufuyla ilgili atılması gereken adımların aciliyetini gösteriyor."

KURAKLIK DERECELERİ

İnternet sitesinde renklerle de anlatılan kuraklık değerleri, şunları ifade ediyor:
Az Kuraklık: Kuraklığa gidiş var. Bitkilerde kısa süreli kuruma ve büyüme yavaşlaması, çok yavaş su açığı verilmesi. Yeşillikler ve bitki tam gelişmez.
Orta Derecede Kuraklık: Yeşillikler ve bitkilerde bazı hasar oluşması, yüksek yangın riski, nehirler, göller veya kuyularda düşük derecede bazı su eksikliklerinin gelişmesi veya yakında olacak olması, gönüllü olarak su kullanımında kısıtlama yapılması, talep edilmesi.
Şiddetli Kuraklık: Yeşillikler ve bitkilerde kayıpların başlaması, çok yüksek yangın riski, su kıtlığının başlaması, su kısıtlamasının önerilmesi.
Had Safhada Kuraklık: Büyük yeşillikler ve bitkilerde kayıpların olması, had safhada yangın riski. Yaygın su kıtlığı veya kısıtlaması.
Olağanüstü Kuraklık: Olağanüstü veya geniş çaplı yeşillikler ve bitkilerde kayıplarının olması. Olağanüstü yangın riski, acil durum oluşturan göl, dere ve nehirlerdeki su kıtlığı.

MİLLİYET

 

Alt 09 Şubat 2007, 19:52   #223
Çevrimdışı
Yanıt: Türkiye ve Dünyadan Haberler ( 2007 )




KURTLAR VADİSİ TERÖR’ÜN YAPIMCI ŞİRKETİ PANA FİLM’DEN AÇIKLAMA GELDİ!...

Zaman gazetesinin bugünkü nüshasında yer alan Kurtlar Vadisi Terör dizisiyle ilgili haber tamamen gerçek dışıdır ve çok sayıda maddi hata barındırmaktadır. Zaman gazatesinin dün bu haberle ilgili arayan yetkilisine “bu bilgilerin gerçek dışı olduğunu” belirtmemize rağmen cevabımızın haberde yer almaması da bir gazetecilik ayıbıdır.

İŞTE YALANLAR VE GERÇEKLER

Kurtlar Vadisi Terör dizisi ve Pana Film’in, haberde ilan edildiği gibi, bir reklam ajansı yoktur. Dolayısıyla ajans tarafından hazırlanan bir dosya olması da mümkün değilidr. Zaten Pana Film’in böyle bir hizmet ihtiyacı da yoktur.

Çünkü Pana Film’in görevi, diziyi hazırlayıp kanala teslim etmektir.

Dizinin her türlü reklam pazarlama işi, zaten olması gerektiği gibi yayınlandığı kanal tarafından yürütülmektedir. Dolayısıyla reklam çalışmalarından Show TV sorumludur.

Pana Film, yasalara göre reklam seçmek gibi bir hakkı bulunmasa da, prensip olarak ve tercihen, hazırladığı dizilerin reklam kuşağına, hiç bir siyasi partinin reklamının alınmasına sıcak bakmaz.

Bu haber göstermiştir ki, Kurtlar Vadisi adını kullanarak reklam yapanlar listesine, yazık ki şimdi de siyasi partileri katmak isteyenler eklenmiştir.

 

Alt 09 Şubat 2007, 19:52   #224
Çevrimdışı
Yanıt: Türkiye ve Dünyadan Haberler ( 2007 )




Rumlar Türkiye'yi BM'ye şikayet etti

Kıbrıs Rum yönetimi, Akdeniz'de petrol araştırılması ve çıkarılması konusunda Mısır ve Lübnan'la yaptığı anlaşmalar üzerine açıklama yapan Türkiye'yi, BM Güvenlik Konseyi'ne şikayet etti.
Rum haber ajansına göre, Güney Kıbrıs'ın BM'deki Daimi Temsilcisi Büyükelçi Andreas Mavroyiannis, Dışişleri Bakanlığı'nın 30 Ocak 2007 tarihinde yaptığı açıklamayı, BM Genel Sekreteri ve Güvenlik Konseyi'ne bir mektupla şikayet etti.
Mavroyiannis, Türkiye'nin açıklamasını 'kışkırtıcı' olarak niteleyerek, bunun Rum yönetimine yönelik, 'tehdit ve gözdağı' olduğunu savundu.
Mavroyiannis mektubunda, Rum yönetiminin ilgili kararlarının, "1982 BM Deniz Hukuku Konvansiyonu'ndan kaynaklanan egemenlik haklarıyla tam bir uyum içinde olduğunu" öne sürdü.
Mavroyiannis ayrıca, "Türk ve Kıbrıs Türk basınının kışkırtıcı ve gerginlik yaratıcı haberlerinin yanı sıra Kıbrıs Türk toplumu lideri Mehmet Ali Talat'ın aynı nitelikteki kışkırtıcı açıklamalarının, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenlik, toprak bütünlüğü ve egemen haklarının açık ve pervasız bir ihlali olduğu" iddiasında bulundu.
"Türkiye'nin açıklamasının, bölgenin barış ve istikrarına yönelik tehditler de içerdiğini" öne süren Mavroyiannis, "Türkiye'nin, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin münhasır ekonomik bölgesinde ve karasularında petrol ve doğalgaz araştırması ve çıkarılmasında hak ve çıkarı olduğunu iddia etmesinin uluslararası hukukta, BM'nin ilgili belgesinde ve 1982 BM Deniz Hukuk Konvansiyonu'nun ilgili bölümünde temeli olmadığını iddia etti.

Ada çevresinde petrol rezervi bulundu
Norveç petrol arama şirketleri, ada çevresinde ilk etapta 400 milyar dolar değerinde 8 milyar varillik petrol rezervi tespit etmişti.
2005'te, Mısır'la denizde ekonomik sınırı belirleyen anlaşma imzalayan Rum yönetimi, benzer bir anlaşmayı Lübnan ile de imzalamıştı. Rum yönetimi son olarak, Suriye ile temas kurdu.
Türkiye daha önce Suriye ve Mısır'ı da bu konuda dikkatli adım atmaları konusunda uyarmıştı.

MİLLİYET

 

Alt 09 Şubat 2007, 19:52   #225
Çevrimdışı
Yanıt: Türkiye ve Dünyadan Haberler ( 2007 )




24 yaşında, onuncu çocuğuna hamile kaldı

Van’ın Muradiye ilçesi Dağören köyünde, onuncu çocuğuna hamile kalan ve daha önce 6 çocuğu ölü doğan kadın, fenalaşınca hastanede tedavi altına alındı.
Edinilen bilgiye göre, ilçe merkezine 40 kilometre uzaklıkta olan Dağören köyünde, 24 yaşında onuncu çocuğuna hamile kalan ve 4 aylık hamile olduğunu öğrenilen Zahide Arslaner, kontrol amacıyla köydeki sağlık ocağına gitti.
Genç kadın burada yüksek tansiyon nedeniyle fenalaşınca sağlık ocağındaki doktor Serdar Caymak, hastanın ilçeye götürülmesi için durumu 112 acil servise bildirdi.
Arslaner, ilçede kaldırıldığı Devlet Hastanesinde tedavi altına alındı. Genç kadının, daha önce 6 çocuğunun ölü dünyaya gelmesinin nedeninin, yüksek tansiyondan kaynaklandığı öğrenildi.

MİLLİYET

 

Alt 09 Şubat 2007, 19:53   #226
Çevrimdışı
Yanıt: Türkiye ve Dünyadan Haberler ( 2007 )




Batman'da kuş gribi
Batman'ın Gerçüş ilçesinde köy tavuklarında, Kuş Gribi hastalığı tespit edildi

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Batman'ın Gercüş ilçesine bağlı Boğazköy köyünde, köy tavuklarında "kuş gribi" hastalığının tespit edildiğini bildirdi. İlçe karantinaya alındı.

Batman'ın Gerçüş ilçesine bağlı Boğazköy köyünde köy tavuklarında, bugün itibariyle Kuş Gribi hastalığı tespit edildiği açıklandı.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığından konuyla ilgili yapılan açıklamada, hastalık kaynağının göçmen kuşlar olduğunun tahmin edildiği bildirildi.

Açıklamada, söz konusu bölgede 5 Şubat 2007 tarihinde şüpheli tavuk ölümlerinin Gerçüş İlçe Tarım Müdürlüğüne ihbar edildiği, aynı gün hükümet veteriner hekimlerinin hastalık mahalline giderek incelemelerde bulunduğu ve gerekli tedbirler alınarak şüpheli materyalin Elazığ Veteriner Kontrol Araştırma Enstitüsü Müdürlüğüne ulaştırıldığı kaydedildi.

Yapılan inceleme sonucunda hastalığın kuş gribi olduğunun bugün itibariyle kesin olarak tespit edildiği kaydedilen açıklamada, hastalık etkeninin tiplendirilmesiyle ilgili detay çalışmaların sürdüğü ifade edildi.

KARANTİNA TEDBİRLERİ ALINDI

Hastalık çıkan Boğazköy köyünün etrafında 3 kilometre yarıçapında kontrol bölgesi, 7 kilometre çapında da gözetim bölgesi oluşturularak toplam 10 kilometrelik alanda sıkı karantina tedbirlerinin alındığının bildirildiği açıklamada, şöyle denildi:

“Kontrol bölgesinde mihrak dışında Aydınlı ve Rüzgarlı köyleri de bulunmaktadır. Hastalık mihrakı olan Boğazköy'de 800 tavuk, 80 hindi, 20 ördek ve kaz mevcut olup, hastalık sürecince toplam 170 muhtelif kanatlı hayvan ölmüştür. Kontrol bölgesinde mevcut kanatlı hayvanların itlaf işlemlerine başlanmıştır.

Ayrıca Kuş Gribi Ulusal Acil Eylem Planı devreye konulmuştur. Acil Eylem Planı çerçevesinde Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğünde Ulusal Hastalık Kontrol Merkezi ve Batman'da da Yerel Hastalık Kontrol Merkezi oluşturulmuş ve çalışmalara başlanmıştır.”

GEÇEN SENE DE GÖRÜLMÜŞTÜ

Açıklamada, Türkiye'de son kuş gribi vakasının 31 Mart 2006 tarihinde görüldüğü ve alınan tedbirler sonucunda hastalığın tamamen söndürüldüğü, bu tarihten sonra da Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından sürdürülen taramalarda hiçbir vakaya rastlanmadığı kaydedildi.

Bakanlık açıklamasında, bu süreçte bakanlık laboratuvarlarında 700 şüpheli örnek (443'ü evcil, 257'si yabani kanatlı) intikal ettiği ve tamamının negatif bulunduğu vurgulandı.

KANATLI HAYVAN BESLEYENLERE UYARI

Açıklamada, kümes hayvanı besleyenlere ve kırsal alanda yaşayanlara şu uyarılarda bulunuldu:

“Kümes hayvanlarının açıkta bulundurulmaması, kümes hayvanı yetiştiricilerinin ani ve toplu ölümle seyreden şüpheli kanatlı ölümlerini bakanlığımızın en yakın birimine bildirilmesi, kümes hayvanlarının kapalı alanlarda tutulması, ölen hayvanların çevreye atılmaması, hastalıktan şüpheli veya ölmüş kümes hayvanlarıyla hiçbir şekilde doğrudan temas edilmemesi, ticari yetiştiricilik yapan kanatlı işletmelerince biyo-güvenlik önlemlerinin en üst düzeye çıkarılması hususlarına riayet edilmesi, hastalığın tespit, teşhis ve kontrolü için büyük önem arz etmektedir.”

İNGİLTERE'DE DE GÖRÜLDÜ

Bu arada başta Uzakdoğu ülkeleri ve İngiltere olmak üzere şu anda dünyanın birçok ülkesinde kuş gribi vakaları görülüyor.

En son İngiltere'nin Suffolk kentinde bir hindi çiftçiliğinde görülen kuş gribi hastalığı nedeniyle bu bölgedeki kanatlı hayvanlar itlaf ediliyor.

ANKA

 

Alt 09 Şubat 2007, 19:53   #227
Çevrimdışı
Yanıt: Türkiye ve Dünyadan Haberler ( 2007 )




Kurtlar Vadisi Terör, bu gece başlıyor. Tüm zamanların reyting rekortmeni dizi bu kez bambaşka bir konuyu, terörü masaya yatırıyor. Dizinin yapımcılarından ve senaristlerinden Bahadır Özdener, ayrımcılık yapacağı iddia edilen dizinin sadece terör yanlılarını ve karşıtlarını ayıracağını söylüyor…


“Eyvah bu dizi terörü anlatacak diye” kampanya başlatanlar bile var. Hakikaten korkulacak bir şey var mı? Neyi anlatacak bu dizi?


Bu dizi, bu topraklarda yaşayan hiç bir vatandaşı birbirinden ayırmıyor, ayrımcılık yapmıyor. Hiçbir kültürle dalga geçmiyor, hiçbir değere saldırmıyor. Kurtlar Vadisi Terör, teröre dur diyen, bilinçlendiren, itidal ve akla davet eden bir dizi. İlle de bir ayrım yapacaksa bu dizi, teröre karşı çıkanları ve terörden yana olanları ayıracak. Dizide göreceğiniz tek ayrım budur. Olayların arkasını anlatıyor olmamız birilerini rahatsız etti herhalde. Vadi’yle yatıp, Vadi’yle kalkıyorlar. Biz onların telaşını anlıyoruz. Terörün gözüken tarafını değil, gözükmeyen tarafını anlatmaya çalışacağız. Bu ülkede Türk-Kürt kardeştir. Biz böyle biliyoruz. Birileri bir kavga çıkardı ve bu ateşi söndürmemek için ha bire körüklüyor. Ezilenler ise bu ülkede yaşanan Türk ve Kürt ve diğer etnik kökenli insanlar. Artık oyuna gelmemek için gerçekleri deşifre etmek mecburiyetindeyiz. İnsanı anlatan her hikayede olduğu gibi bu hikayede de seyircinin ilgisini çekecek, empati kuracağı çok şey var. Özellikle anneler ve kadınlar için. Asıl acıyı çeken anneler. Büyük çoğunlukla annelerin seyredeceğini düşündüğümüz bir iş olacak Kurtlar Vadisi Terör.


HERKES KENDİ İŞİNE BAKSIN


RTÜK’e şikayetler olduğuna ilişkin haberler geliyor. Dizinin yayınının durmasını isteyenler var...


Evet, 100 kişi şikayetçi olmuş. Sonra 690 dediler. Bize de her gün binlerce destek maili geliyor. Bu dizinin rating rakamları gösteriyor ki, ülkenin yarısı Kurtlar Vadisi’nin izleyicisi. Rakamlar yeterince açık konuşuyor, değil mi? Türkiye’nin yarısının bedavaya izlediği bir şeyi kim hangi hakla geri alabilir ki? Burada Kurtlar Vadisi ile ilgili menfi anlamda yürütülen bir kampanya var. Özellikle belli kesim tarafından yürütüldüğünü görüyoruz. Bir gazetenin işi rakip kanalda olan bir dizinin doğrularını ya da yanlışlarını söylemek değil. Herkes kendi doğrularına ve yanlışlarına bakmalı. Özellikle Hrant Dink cinayetiyle ilgili yaptıkları on haberden dokuzunun yalanlanmasının utancını içlerine sindiren insanlar, tabii ki de bizimle ilgili iftira kampanyasını da sürdürecekler.


Peki ama medyanın hiç sorumluluğu yok mu? Sadece izleyici beğenisi mi referans olmalı?


Medya ne yayınlayacağı konusunda tabii ki bir toplumsal sorumluluk taşımalı. Sadece Türkiye değil, bütün dünya, 50 yıldır medyanın sorumluluk sahibi olması gerektiğini tartışıyor. Ama sorumluluk duymanın rotasını yasaklarla çizmek gibi bir yanlışa giriliyor. Demokratik bir toplumda “bunlar bunlar televizyonda olmasın” diyemezsiniz. Bunları bunları yayınlarken şöyle şöyle uyarılar, düzenlemeler yapalım diyebilirsiniz. Ayrıca da medyayı bir bütün olarak değerlendirmek lazım, biz televizyon dizi yapımcıları her hafta denetime tabi tutuluyoruz. Dizimiz kanalda yayınlanıyor, kanalın denetimine tabi tutuluyor. Sonra da RTÜK tarafından denetime tabi tutuluyor, uzmanlar kurulu inceliyor ve bir fikir beyan ediyorlar veya etmiyorlar. Bizden başka hangi medya, kitle iletişim aracı böyle katı bir denetime tabi oluyor? Ben bunlar olsun demiyorum, herkes fikirlerini özgür bir şekilde dile getirsin yasalar çerçevesinde.


KURTLAR VADİSİ SADECE BİR DİZİ


Kurtlar Vadisi’nin ilk serisi bir mahkeme sahnesiyle bitti. Polat ve adamları beraat ettiler. Bu final çok tartışıldı, ne diyorsunuz?


BEN bir dizideki bir sahneye bu kadar tepki gösteren herkesi itidale davet ediyorum. Kurtlar Vadisi bir dizi. Sinema da televizyon dizileri de zaman zaman kurgusal olmanın özelliklerinden yararlanarak izleyicide çeşitli duygular yaratırlar. Bu duygu yaratılabilirse işiniz sağlam demektir. Biz bu duyguyu yaratabildik. Ama abartmanın da alemi yok. Türkiye’de Mahir Kaynak mahkemece yargılandı ve serbest bırakıldı. Nedeni çok basit, bir devlet görevlisiydi.


BİZ VAR OLAN URU G&#214
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
TERDİK


Peki o zaman niye yapıldı bu eleştiriler? Kurtlar Vadisi kurban mı seçildi demek istiyorsunuz?


BUNU bilinçli buluyorum. Ama güneş balçıkla sıvanmıyor. Tarih boyunca iyi bir şey yapmaya çalışan insanlar hep suçlandılar. Bu haksızlıktır, iftiradır. Biz bir ur, bir hastalık gösterdik insanlara. hastalığa sevketmedik. Demek ki, mafyadan ve terörden nemalanan birilerinin nasırına bastık.


Dizi en çok şiddetin yayılmasına neden olduğu iddialarıyla eleştirildi. Buna cevabınız nedir?


TABİİ ki bu eleştiriyi reddetmektir cevabım. Şimdi zaten sinema yapan bir insanın, yazan, üreten bir insanın niyeti şiddeti körüklemek olabilir mi? Bu dizi bir şiddet dizisi değil. Ben bu diziyi izleyen hiç kimsenin böyle bir iddiada bulunacağına inanmıyorum. Maalesef güzel memleketimiz, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan insanların seslerinin çokça duyurulduğu bir yer. Kurtlar Vadisi’ni izleyen hiç kimse Ömer Baba karakterini görmezden gelemez. Dizinin ana karakterlerinden biridir ve bu topraklara özgü sabrı ve hoşgürüyü simgeler. Nazife Anne de öyle. Ki bu iki isim Polat’ı da yetiştiren insanlardır.




ELİF AKTUĞ

Akşam, 08 Şubat 2007

 

Alt 09 Şubat 2007, 19:53   #228
Çevrimdışı
Yanıt: Türkiye ve Dünyadan Haberler ( 2007 )




Türkiye’de Polat Alemdar’ı tarif etmeye çalışmayan kimse kalmadı neredeyse... Bir de sizden, Polat Alemdar karakterine hayat veren kişiden dinleyelim. En iyi tarifi, onu yaşayan, yaşatan bir oyuncu olarak siz yaparsınız diye düşünüyorum...
Kurtlar Vadisi ilk yayına girdiği günlerde bana hep bir soru sorarlardı. “Siz Ali Candan olsanız, böyle bir teklifi kabul eder miydiniz?” diye. Yüzünüz, kimliğiniz, hayatınız değişiyor. Sevdiğiniz, alıştığınız bütün bir hayatı yok sayıp, başka biri oluyor, hayatınızdan vazgeçiyorsunuz. Çok zor. Ali Candan bu teklifi kabul ediyor, çünkü Polat Alemdar olmak için yetiştirilmiş zaten. Ali olarak yaşadıklarıyla, kendi bilmese de Polat karakterinin alt yapısı yaratılmış. Ali Candan, ülkesine duyduğu sevgiyi, bütün mecazi sevgilerin üstünde tutuyor. O yüzden evet diyor. Bence bu diziyi izleyen herkesin sorduğun soru bu. Ben olsam ne yapardım? Kabul eder miydim? Polat da bu yüzden bu kadar çok seviliyor. Polat Alemdar, her şeyden önce çok zor, çok güçlü bir seçim yapmış. Kendi hayatından vazgeçebilmek gibi çok zor bir karar almış, onun yükünü taşıyor.

Polat Alemdar olmak hiç de kolay değil diyorsunuz yani...
Çok zor. Bir insan düşünün ki, kendi cenaze törenini izliyor. Çok ilginç bir sahnedir o benim için. İlk bölüm çok yoğun duygularla izlemiştim ben o sahneyi. Bir kimliğin yok oluşunu ve yeni bir kimliğin, görevle donanmış bir kimliğin doğuşunu tasvir ediyordu. Polat kendi içerisinde çok merhaleler yaşadı. Hani gazetelerde yazıyor ya, “kendini Polat Alemdar zannedenler” diye... Kolay mı? Polat’ın kendisi bile Polat Alemdar olmak için neler yaşamış? Ali Candan olarak en iyi okullarda okuyacak, Mülkiye’yi bitireceksiniz. Diplomat olarak yıllarca ülkenizi temsil edeceksiniz. Türkiye’nin iç ve dış sorunları üzerine çok özel eğitimlerle edinilmiş bir alt yapınız olacak... Ayrıca Polat’ın bir de Efe Karahanlı kimliği de var. Aynı karakter içinde farklı özellikler, hikayeler taşıyan üç karakter var. Ve bütün bunlar Kurtlar Vadisi bir dizi, bir kurgu olduğu için böyle. Bütün bunlar ancak bir dizide ya da sinemada olabilir zaten. Polat Alemdar, Ali Candan ve Efe Karahanlı kimliklerini bir arada taşıyan karakterin televizyondaki başarısını ben, üç karakteri de barındırıp, gene de özünü, sevdiklerini, adaletini, merhametini kaybetmemesine bağlıyorum.

Kurtlar Vadisi dizisi de Polat Alemdar da çok etkili oldular. Polat bazen bir siyasetçiden, bazen bir anchorman’den daha çok izlendi. Bir bakıma toplum mühendisliği konusundaki güç dengelerini değiştirdi sanki değil mi? Sizce bunun sırrı ne?
Birincisi tüm diyaloglarını çok iyi çalışan bir ekip hazırlıyor. Müthiş ve hiç aksamayan bir ekip çalışmasının ürünü dizi de karakter de. İkincisi, herkesin içinde olanı dile getiriyor Polat. Dolayısıyla duygu ve düşünceye tercüman oluyor. Bu dizinin ve Polat’ın gerçekleri, kurgu olduğu kadar gerçek de. Bu gerçekler bu milletin canının acıdığı noktalara temas ediyor üstelik. Mesela biz mafyayı anlatırken yer altı dünyasını anlattık. Yeraltı dünyasındaki o dehlizlerde, mağaralarda bir kameranın gezdiğini ve size o dünyanın ne kadar pislik dolu olduğunu gösterdiğini düşünün. Yani bundan dolayı siz o meşalenin yaktığı ışığı suçlayabilr misiniz? Bazen televizyon sadece ses ve görüntüyü değil, kokuyu da verse diye düşünüyorum. O zaman oraların ne kadar kötü koktuğu da anlatılabilirdi.

Peki Necati Şaşmaz’ın bu role hazırlığı nasıl oldu... Türkiye insanının en az yarısının hem aklına hem de gönlüne değebilmiş, bu kadar ete kemiğe bürünmüş bir karakteri yaratabilmeyi nasıl bir çalışmaya borçlusunuz?
Aslında az önce konuştularımızın devamı gibi olacak bunun yanıtı. Necati Şaşmaz’ın Polat Alemdar olması da hiç kolay olmadı. Ama benim bir avantajım vardı. İlk defa oyunculuk yapıyordum. Dolayısıyla, Necati Şaşmaz’ın bilmediği bir dünyaya, oyunculuğa adım atarken bocalamasıyla, Ali Candan’ın bilmediği bir dünyaya, mafyaya adım atarkenki bocalaması denk geldi. Mafyaya giren bir diplomatın hikayesiyle kameraya alışmaya çalışan Necati’nin hikayesi paraleldi. Bu bir şanstı. Ama onun dışında detaycı olmamın, gözlem yeteneğimin avantajını yaşadım. Gene de bir yılımı aldı oldu demek. Bir de yardım eden arkadaşlarım vardı aynı seti paylaştığım. Oyunculuk eğitimim yoktu ama benim sette aldığım eğitimi verecek bir okul da yoktur herhalde.

Polat Alemdar'ın onu hiç yalnız bırakmayan 3 yol arkadaşı var: Abdülhey, Memati ve Erhan. Bu üç isim, hangi özellikleriyle Polat Alemdar'ın yol arkadaşı oldular?
Abdülhey Polat’ın devlet bakışını temsil ediyor. Gerçek bir görev insanı. Az konuşuyor ve çok güvenilir. Onunla ilgili her şey çok kesin ama bir o kadar da gizli. Memati mafya içinde yetişmiş. Tek ideali, uğruna hayat feda edeceği biriyle çalışmak. Bu kişi Polat Alemdar. Erhan Türk insanının da saf yönünü temsil eden bir karakter. Sempatik ve kıvrak zekalı. Sevdiklerinizi yanına emanet edeceğiniz biri. Toparlarsam, Abdülhey görev ve devleti, Memati sadakat ve ideali, Erhan ise emanet ve iyiye işleyen zekayı temsil ediyor.

Bir de Ömer Baba ve Deli Hikmet karakterleri var. Aslında ikisi de aynı konuları farklı ifade biçimleriyle değerlendiriyorlar. Bu iki karakter sizce Polat Alemdar için ve de senaryoda neleri temsil ediyor?
Ömer Baba çok önemli bir karakter Kurtlar Vadisi için ve ben çok gözardı edildiğini düşünüyorum. Bu diziyi eleştirenler, Ömer Baba’nın, Polat’ı yetiştiren kişinin mesajlarına kulak kabartsalar, bambaşka şeyler tartışıyor olurduk. Ömer Baba hem muezzin, hem antikacı, hem ney üflüyor hem de ebru yapıyor. Ayrıca çok örnek bir davranış gösteriyor, çocuk evlat ediniyor. Hep vicdanıyla konuşuyor. Deli Hikmet ise adı üzerinde deli. Bu milletin sözcüsü aslında dizide. Yani biz onun sözünü, onun içtenliğini milletin sözü olarak duyuyoruz. İkisi de Türkiye’yi temsil ediyor. Ömer Baba Türkiye’nin vicdanı, Deli Hikmet de Türkiye’nin sesi...


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
Bu resim tekrar örçülendirilmiştir.Tamamını görmek için lütfen tıklayın.Orjinal resim örçüleri 646x250 ve 75 kb dir.
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.



Kurtlar Vadisi Terör’de Polat Alemdar'ın mücadele alanı terör. Polat'ın ve dizinin vereceği temel mesaj ne olacak? Nasıl bir bakış açısı olacak terör sorununa?
Çok kısa özetleyebilirim bunu. Bu dizi, devlet tarafında, Türk tarafında, Kürt tarafında. Ama devletçilerin tarafında değil, Türkçü tarafında değil, Kürtçü tarafında değil. Necati Şaşmaz olarak ben de böyle düşünüyorum. Bütün ekip de böyle düşünüyor. Taraf olduğumuz yer de karşısında olduğumuz yer de çok nettir. Terörün ne acı bir şey olduğunu bu milletten daha iyi bilen kimse olamaz. .

Kurtlar Vadisi’nden sonra Kurtlar Vadisi Irak filmiyle Küba’dan Çin’e kadar dünyanın en ücra ülkelerinde bile tanınan bir oyuncu oldunuz. Türkiye ilk defa bir dünya starı çıkardı. Neler yaşıyorsunuz seyahatleriniz sırasında? İlginç anektodlar var mı yaşadıklarınız arasında?
Çok şaşırtıcı ve mutluluk verici. Küba’da “filminizi izledim” diyen insanlarla karşılaşınca çok şaşırdım. Çin’de sokakta yürüyemeyeceğimi söylüyor gidenler. En son ailem Çin’i ziyaret etti ve bu bilgiyi teyid ettiler. Bu müthiş bir onur. Dünyanın dört bir yanında bir Türk filminin konuşuluyor olmasına vesile olmaktan onu duyuyorum. Bizim coğrafyaya doğru gelecek olursak, Mısır, Dubai, Bosna, İran ve özlellikle Azerbaycan’da hem filmi hem de diziyi takip ediyor insanlar. Ama beni çok duygulandıran olaylardan birini ABD’de yaşadım. Dizinin Los Angales’taki çekimleri sırasında kullandığımız arabanin şoförü bana İngilizce olarak “Polat Alemdar’sınız değil mi?” diye sordu. Sonra hemen birini aradı ve telefonunu bana uzattı. Karşımda çok güzel Türkçe konuşan yaşlı bir kadın sesi duydum. Anadolu Ermenisiymiş, çok güzel sohbet ettik. Oğlu anlatınca konuşmak istemiş. O gün anladımki, bu toprağın insanı, hangi ırk, hangi dil, hangi dinden olursa olsun, bu toprağın hikayesini, kahramanını hep sevecek. Ve bilmiyorum ama, tabiiki dünya starı olmak, herkes tarafından tanınmak güzel ama hikayenizi anlattığınız insanlarla buluşabilmenin, onlarla paylaşmanın yeri çok ayrı.

Necati Şaşmaz hayatta neler yapmak istiyor, biraz anlatır mısınız? Uzun vadeli hayalleri değil, günlük hayata ilişkin soruyorum...
Yapmak istediğim o kadar çok şey varki, nereden başlasam. Müzik çok önemli benim için, ney üflüyorum. Ama keman da çalmak istiyorum mesela. Şiir yazıyorum ama roman da yazmak istiyorum. Mesela İspanyolca’yı çok kolay öğrenebileceğimi fark ettiğimden beri, nasıl olur da İspanyolca dersine zaman ayırabilrim acaba diyorum. Ama sadece İspanyolca ile bitmiyor, İtalyanca, Rusça filan da öğrenmek istiyorum. Öğrenmeye ilişkin heveslerim çok fazla. Ne yazıkki zamanımın çoğunu setler alıyor. Gerçi oyunculuk bu noktada çok büyük bir lütuf gibi geliyor bana. Bir arkadaşımız söylemişti, “ben bir çok şey olmak istedim hayatımda, o nedenle oyuncu oldum” diye. Bilmiyorum belki de gazetecilerin meraklı olması, cerrahların dikkatli, çişftçinin sabırlı olması gerektiği gibi oyuncunun da belki de tecrübe etmeye ilişkin bir hevesi olması yararlı oluyordur. Eski bir söz vardır, “çok işte çırak olacağına bir işte usta ol” derler. Aslında bu tam olarak oyuncuyu tarif ediyor. Bir çok işte çıraklık yapıyorsun ama usta olduğun iş oyunculuk oluyor.

Peki yaşam felsefenizde etkili olan unsurlar neler?
Okumak çok önemli benim için. Tarih hakkında yazılmış herşeyi keyifle takip ediyorum. Şiirle çok yakın bir ilişkim var. Şiir yazıyorum zaten. Ben serbest düzen yazarım ama msela bir Fuzuli olsun, bir Nesimi olsun, etkilendiğim şairlerdir. Sufizmle ilgiliyim özellikle. Ankara’da yaşarken semah kursu almıştım. Yaşım 18 filandı herhalde. Semah yapmışlığım vardır yani. O gazetelere yansıyan resimler vardı bir ara, hatırlar herkes. Semazen olmayı da düşünmüştüm o zamanlar. Ama sınavları kazanamadım. Özetle şöyle diyelim, dünyaya bakışım felsefi olarak bakışım sufi bakışıdır...

Necati Şaşmaz’ın dünya üzerinde kendini en rahat ve huzurlu hissettiği yer neresi?
Dünya üzerinde kendimi en rahat hissettiğim yer sevdiklerimin yanı. Onlar nerede olursa, orada mutluluk da olur huzur da. Pana Film ekibi benim ailem. Hem gerçek hem de mecazi anlamda. Bir gün sohbet ederken arkadaşlar sordular bana, “Dünyanın en ünlü insanı olsan, her şeye sahip olmaya olanağın olsa, neyi istersin” diye. Hiç düşünmedim. “O sahnelerden iner inmez böyle bir odanın kapısını açayım ve içeride siz olun isterim” dedim.

Peki ben de şöyle sorayım o zaman... Dünyada herhangi bir şeyi değiştirmeye kudretiniz olsa, neyi değiştirirsiniz?
Kudret sahibi olan bilmiyor mu ne yapması gerektiğini de, ben haşa bunu söylüyorum. Demekki her şey yerli yerinde, uygunca.



Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
Bu resim tekrar örçülendirilmiştir.Tamamını görmek için lütfen tıklayın.Orjinal resim örçüleri 646x250 ve 69 kb dir.
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.



O zaman son olarak şöhreti konuşalım. Ne demek şöhretli olmak? Nasıl bir duygu? Yani doğru mu o hayatımı yaşıyamıyorumlar filan...
Ben şöhret üzerine düşünmeye başladığımda, ilk aklıma gelen şey, şöhretin sadece oyunculara, şarkıcılara ait olmadığını ama bir yandan da sanki böyleymiş gibi davranıldığını görmek oldu. Düşünsenize, dünyanın en şöhretli insanları peygamberler mesela. Onları tanımayan yok. Sonra komutanlar var. Kim Napolyon kadar ünlü ki? Bilimadamları, ressamlar var, edebiyatçılar var. Hatta şöhretli şehirler, heykeller, köprüler var. Dolayısıyla biraz geniş bakmak lazım, kavramları belli ilişkilere hapsetmemek lazım diye düşünüyorum. Ben kendi mutevazı şöhretimden şikayetçi değilim. Zaten insanlarla sevgi alışverişinde bulunmayı seven biriydim. Şimdi fark, benim varlıklarından haberdar olmadığım insanların da, benim sevme şansım olmayan insanların da, beni tanıyor, seviyor olması. Beni zorlayan tek bir şey var. Ben her zaman gülücükler dağıtan biri değilim özel hayatımda. Ama öyle yorumlar yapıldı, öyle şey konuşulduki, zorla yaptığım bir şey girdi hayatıma: dudaklarıma bir gülücük kilitledim. İçimden öyle gelmediği anlarda da o gülümseme devrede. Bu beni üzüyor biraz çünkü kendim olamıyorum. Çünkü ben o gülücüğü, sadece sevgim duyduğum, sevgi aldığım insanlara vermek istiyorum. Onların hakkı olan birşeyi kameralara pay etmek zorunda kalmak üzüyor beni.

Bu kadar sorgulanabilir olmak yıpratıcı değil mi?
İçtenliğini kaytbetme korkusu musallat oluyor bazen insana. Biraz tadınız yerinde olmasa “kendini rolüne kaptırdı” diyorlar. Mesela ben yıllardır Pazar hariç takım elbise giyerim. Kendime en yakıştırdığım kostümdür takım elbise. Bunun yanlış bir örnek olduğunu da düşünmüyorum. Çünkü bize yıllarca modern kostüm budur dendi. Ortaokulda da lisede de takım elbise giydik. Dünya erkeklerinin büyük kısmı ne giyiyorsa ben de onu giyiyorum ve kendimi öyle daha iyi hissediyorum. Bir de mesela çok sık duyduğum bir söz var. Tanıştığım insanların çoğu “Ben seni hiç böyle bilmezdim” diyor. Ben de onlara “Beni zaten bilmiyordunuzki” diyorum. Bu cümle bir önyargı türünü temsil ediyor. Herkese teker teker “ben aslında şöyle şöyleyim” diye kendimi anlatmam mümkün değil. Bunu yapmak zorunda kalmış olmayı da istemem doğrusu. Çünkü izleyicilerimle, sevenlerimle, mesela bu satırları okuyanlarla aramda kurulmuş bir dil, bir sessiz iletişim var. O da bana yetiyor açıkçası.

 

Alt 09 Şubat 2007, 19:54   #229
Çevrimdışı
Yanıt: Türkiye ve Dünyadan Haberler ( 2007 )




CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesi ile ilgili tutuklanan Yasin Hayal'in, yine olay ile ilgili tutuklu bulunan Erhan Tuncel'in ''azmettirici'' olduğu iddiasına ilişkin, ''Erhan Tuncel'in olayda etkin rol oynadığı netlik kazanırsa bu çok vahim bir manzara ile karşı karşıya kaldığımızı gösterir. Resmi çerçeve içinde birilerinin onları yönlendirmiş olabileceği ciddi bir olasılık olarak ortaya çıkar'' dedi.

Baykal, Uluslararası Güvenlik Konferansı'na katılmak üzere Almanya'nın Münih kentine geldi.

Uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Baykal, Yasin Hayal'e atfen basında yer alan ifadelere ilişkin soru üzerine, ''Yasin Hayal, gerçeği söylemek durumunda kalmış olabilir'' diye konuştu.

Hayal'in iddiasının incelenmesi gerektiğini belirten Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:''Erhan Tuncel'in, Hayal'in arkasında düşünülenin çok ötesinde etkin rol oynamış bir kişi olarak yönlendirici olduğu, aktif bir rol oynadığı kesinlik kazanırsa bu çok daha vahim bir manzara ile karşı karşıya olduğumuzu gösterir. O zaman emniyetin resmen istihbarat elemanı olarak kullandığı bir kişinin, bu işin planlamasında aktif rol oynadığı ortaya çıkar. Bunu sadece bu kişinin bireysel oyunu olarak anlamak güçleşir. Senaryoyu yazanın sadece bu kişi olduğunu düşünmek zorlaşır.

Erhan Tuncel'in bu olayı tek başına planlayıp uyguladığı, koskoca emniyet müdürlerini, daire başkanlarını piyon gibi kullandığını tasavvur etmek imkansız hale gelir. Çok daha ciddi sorumlular ortaya çıkar. Olayın bir lümpen gencin inisiyatifinden ibaret olduğunu düşünmek çok güçleşir. Resmi çerçeve içinde birilerinin onları yönlendirmiş olabileceği ciddi bir olasılık olarak ortaya çıkar.''

''AĞIR SORUMLULUK...''

Baykal, Hayal'in iddiaları doğru olmasa da yaşanan olayların İçişleri Bakanlığı ve Emniyet teşkilatı kadrolarının izlediği güvenlik politikasının
yanlışlığını ortaya koyduğunu savunarak, Türkiye'nin bunun sonucunda çok ağır bir bedel ödediğini kaydetti.

Baykal, ''Olayın resmi himaye ve yönlendirme ile gerçekleştirilmiş olduğu eğer ortaya çıkarsa o zaman hiç tereddütsüz hükümetin, İçişleri Bakanı ve Başbakan'ın çok ağır bir cezai sorumluluğu gündeme gelir'' diye konuştu.

Bu durumda olayın bir ihmal, dikkatsizlik ve umursamazlıktan ibaret olmadığı, bir yönetim zafiyeti olduğunun ortaya çıkacağını kaydeden Baykal, ''Erhan Tuncel'in sükutu da arkasında bir güven olduğunu yansıtmaktadır'' dedi.

Hrant Dink cinayetinin 3 halkasının ortaya çıktığını, ilk halkada cinayeti işleyen Ogün Samast'ın, ikinci halkada Yasin Hayal'in, üçüncü halka da Erhan Tuncel ve başka dayanakların olduğunun anlaşıldığını belirten Baykal, şöyle devam etti:

''(Hani faili meçhul kalacaktı) sözünün ne anlama geldiği de anlaşılıyor. Olayın failinin cinayeti işledikten sonra büyük bir özgüvenle, rahatlık içinde, elini kolunu sallayarak, giysilerini bile değiştirmeye gerek duymadan memleketine gitmeye yönelmiş olması, kuşkulu rahatlığı bu gelişmelerin ışığında anlam kazanmaktadır. Bu, arkasındaki belirli bir güven duygusunun yansıması olarak değerlendirilebilir.''

Baykal, Ogün Samast'ın cinayetin ardından özel bir güvenlik kamerasına yakalandığı için tespit edildiğini ve fotoğrafının medyada yayımlanması üzerine ailesinin mecbur kalarak emniyete gittiğini söyledi.

BASINA BASKI VE TEHDİT

CHP Genel Başkanı Baykal, gazetecilerle sohbeti sırasında gazeteci-yazar Emin Çölaşan ile ilgili basına yansıyan bazı haber ve değerlendirmelere de
değindi.

İktidarın basına karşı demokrasi ile hiçbir şekilde bağdaşmayacak baskı ve tehditler uyguladığını savunan Baykal, ''Herkes kendini şu ya da bu ölçüde baskı altında hissediyor. İktidar, teslim olmuş bir medya yaratma çabası içinde. Uluslararası basın kuruluşları neden tepkisiz? Sansür olması için televizyonlardan, radyolardan sansür kararnamesi diye ilan edilmesi mi gerekiyor'' diye konuştu.

İktidarın demokrasi, düşünce özgürlüğü iddiasıyla işbaşına geldiğini kaydeden Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Başbakan ve Maliye Bakanı olarak çağıracaksın, 'falan gazeteciye yazdırma' diyeceksin. Böyle şey olur mu? Maliye Bakanı kendi için 4 defa af çıkardı, şimdi gazeteci susturuyor. İş dünyası, medya susacak, sesini çıkarmayacak, uluslararası kuruluşlar ise kendi işlerine gelen teslimiyet içinde bir iktidar olduğu için bunları görmezlikten gelecek. Öyle anlaşılıyor ki bu demokrasi mücadelesini kendi göbeğimizi kendimiz keserek sürdüreceğiz. Bu aşamada her kesimden onurlu, ahlaklı, boyun eğmeyen insanlara ihtiyaç var.''

''ASIL AHLAKSIZ TEKLİF''

CHP Genel Başkanı Baykal, basına yönelik baskıların vahim bir noktada olduğunu söyledi. Baykal, şöyle konuştu:

''Asıl ahlaksız teklif budur. 'Falan gazeteciye bu konuda yazdırma. Bu olmazsa canına okurum.' DP döneminde de basına yönelik baskılar olmuştu, ama şimdi çok daha vahim baskılar söz konusu. Sadece basına yönelik değil, iş çevrelerine baskı söz konusu. Abdülhamit döneminin adı çıkmış. Şimdi jurnal işliyor, sansür işliyor.''

not:AA

 

Alt 09 Şubat 2007, 19:54   #230
Çevrimdışı
Yanıt: Türkiye ve Dünyadan Haberler ( 2007 )




ABD'de geliştirilen bir AIDS aşısının yaygın bir şekilde klinik deneyleri Güney Afrika'da yapılacak.
Amerikan Sağlık Enstitüsünden (NIH) yapılan açıklamaya göre, virüs taşımayan 3 bin gönüllü kadın ve erkek üzerinde deneyler, Güney Afrika Aşılama Girişimi (SAAVI) ile NIH tarafından finanse edilen AIDS Aşısı Deneme Kuruluşu (HVTN) tarafından ortaklaşa yapılacak.
Amerikan Merck firmasının geliştirdiği prototip aşı, aşılandığı kişilere hiçbir şekilde enfeksiyon bulaşmamasını sağlayan AIDS virüsünün üç geninden oluşuyor.
NIH Direktörü Dr. Elias Zerhuni, en büyük umutlarının AIDS salgınını etkin bir aşıyla durdurmak olduğunu, klinik deneylerin ilacın etkinliğini belirlemeyi amaçladığını söyledi.
Aşının iki yıldır yaklaşık 1800 kişi üzerinde ABD, Kanada, Güney Amerika, Avustralya ve Karayibler'de yapılan ilk denemelerinde, herhangi bir risk içermediği ve gönüllülerin yarısından fazlasında bağışıklık sisteminin güçlendiği saptandı.

 

 

Etiketler
2007, dunyadan, haberler, ve

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
HABERLER Türkiye'nin uçuş ağı 203 noktaya ulaştı Chelt Havacılık Haberleri 0 11 Şubat 2011 15:16
Türkiye kardiyolojide dünyadan geri değil Juventus Sağlık Köşesi 0 16 Haziran 2009 11:39
2007 Komik Haberler BLaCK_and_WHiTe Komedi ve Mizah 1 26 Aralık 2007 21:20