IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  kral sohbet




 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 12 Şubat 2007, 19:36   #271
Çevrimdışı
Yanıt: Türkiye ve Dünyadan Haberler ( 2007 )




Otomobil sahipleri motorlu taşıtlar vergisini, 31 Ocak'ın akşamına kadar ödemesi gerekiyor. Peki bazı otomobiller için düşük vergi ödenebileceğini biliyor musunuz?

Şükrü Kızılot'un yazısı

Taşıt verginizi daha düşük ödeyebilirsiniz

OTOMOBİLİNİZİN ya da diğer aracınızın motorlu taşıtlar vergisini, 31 Ocak 2007 Çarşamba günü akşamına kadar ödemeniz gerekiyor.

Türkiye, özellikle otomobil ve ciplerden alınan vergiler bakımından, bir "Dünya rekoruna" sahip. Bunu o kadar çok yazdık ki artık ezberlediniz.

Alış sırasında ödenen vergilerde, yabancı ülkeler ortalaması yüzde 20 civarında iken, bizde Katma Değer Vergisi (KDV), Özel Tüketim Vergisi (ÖTV), ayrıca ÖTV’nin de KDV’si derken yüzde 117,1’i buluyor.

Alış sırasında ödenen vergiler bir yana, yıllık motorlu taşıtlar vergisi de yabancı ülkelerde ödenenin çok üzerinde... Yabancı ülkelerde, kişi başına düşen milli geliri, Türkiye ile kıyasladığımızda, bu makas daha da açılıyor...

DAHA DÜŞÜK VERGİ

Düşük vergi ödeme olayından, tüm taşıtlar değil, bazı taşıtlar yararlanabiliyor. Örneğin; otomobil, kaptıkaçtı, arazi taşıtları ve benzeri taşıtlar için bu tür bir avantaj var.

Aşağıda, bu araçların 2007 yılı Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV) tarifesine yer verilmiştir.

Buna göre, tablodaki MTV, aracınızın kasko değerinin yüzde 5’ini aşıyorsa, vergi bir alt tarifeden, daha düşük olarak ödeniyor.

ÖRNEK: Motor silindir hacmi 3.000 cm3 olan 2003 model otomobilin, kasko sigortasına esas olan değeri 40 bin YTL, MTV tarifesinde yazılı olan vergisi de 2 bin 631 YTL’dir.

Bu duruma göre, tarifedeki 2 bin 631 YTL’lik MTV, otomobilin kasko değerinin yüzde 5’i olan 2 bin YTL’yi aşmaktadır. O halde, otomobilin MTV’si bir alt kademeye göre 1.578 YTL olarak belirlenecektir.

Görüldüğü gibi, örneğimizdeki vatandaş, otomobilinin kasko değerine göre hesaplama yaptığında, yaklaşık bin YTL daha az MTV ödeyecek.

NE YAPMAK GEREKİYOR?

1- Öncelikle, aracınızın "kasko sigortası değerini" öğreneceksiniz.

2- Kasko sigortası değerinin yüzde 5’ini hesaplayıp, tarifedeki verginizle kıyaslayacaksınız.

3- Tarifedeki MTV, kasko değerinin yüzde 5’inin altında ise, yapacağınız bir şey yok. Tarifeye göre MTV’yi ödeyeceksiniz. Yüzde 5’inin üzerinde ise, o zaman bir alt kademeye bakarak, ödeyeceğiniz vergiyi bulabilirsiniz.
4- İndirimli tarifeden yararlanabilmek için, yetkili sigorta acenteleri tarafından düzenlenen "bildirim formu" ile vergi dairesine başvuruda bulunulacak.

5- Araçlarını, kasko sigortası yaptırmayanlar da "MTV indirimi" uygulamasından yararlanabiliyor.

Evet... Yapılması gerekenler bunlar. Şimdi sıra, bir hesap makinesi bulup, aracınızın kasko değeri ile 2007 yılı MTV’sini kıyaslamada...

 

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Alt 12 Şubat 2007, 19:36   #272
Çevrimdışı
Yanıt: Türkiye ve Dünyadan Haberler ( 2007 )




Otomobil sahipleri motorlu taşıtlar vergisini, 31 Ocak'ın akşamına kadar ödemesi gerekiyor. Peki bazı otomobiller için düşük vergi ödenebileceğini biliyor musunuz?

Şükrü Kızılot'un yazısı

Taşıt verginizi daha düşük ödeyebilirsiniz

OTOMOBİLİNİZİN ya da diğer aracınızın motorlu taşıtlar vergisini, 31 Ocak 2007 Çarşamba günü akşamına kadar ödemeniz gerekiyor.

Türkiye, özellikle otomobil ve ciplerden alınan vergiler bakımından, bir "Dünya rekoruna" sahip. Bunu o kadar çok yazdık ki artık ezberlediniz.

Alış sırasında ödenen vergilerde, yabancı ülkeler ortalaması yüzde 20 civarında iken, bizde Katma Değer Vergisi (KDV), Özel Tüketim Vergisi (ÖTV), ayrıca ÖTV’nin de KDV’si derken yüzde 117,1’i buluyor.

Alış sırasında ödenen vergiler bir yana, yıllık motorlu taşıtlar vergisi de yabancı ülkelerde ödenenin çok üzerinde... Yabancı ülkelerde, kişi başına düşen milli geliri, Türkiye ile kıyasladığımızda, bu makas daha da açılıyor...

DAHA DÜŞÜK VERGİ

Düşük vergi ödeme olayından, tüm taşıtlar değil, bazı taşıtlar yararlanabiliyor. Örneğin; otomobil, kaptıkaçtı, arazi taşıtları ve benzeri taşıtlar için bu tür bir avantaj var.

Aşağıda, bu araçların 2007 yılı Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV) tarifesine yer verilmiştir.

Buna göre, tablodaki MTV, aracınızın kasko değerinin yüzde 5’ini aşıyorsa, vergi bir alt tarifeden, daha düşük olarak ödeniyor.

ÖRNEK: Motor silindir hacmi 3.000 cm3 olan 2003 model otomobilin, kasko sigortasına esas olan değeri 40 bin YTL, MTV tarifesinde yazılı olan vergisi de 2 bin 631 YTL’dir.

Bu duruma göre, tarifedeki 2 bin 631 YTL’lik MTV, otomobilin kasko değerinin yüzde 5’i olan 2 bin YTL’yi aşmaktadır. O halde, otomobilin MTV’si bir alt kademeye göre 1.578 YTL olarak belirlenecektir.

Görüldüğü gibi, örneğimizdeki vatandaş, otomobilinin kasko değerine göre hesaplama yaptığında, yaklaşık bin YTL daha az MTV ödeyecek.

NE YAPMAK GEREKİYOR?

1- Öncelikle, aracınızın "kasko sigortası değerini" öğreneceksiniz.

2- Kasko sigortası değerinin yüzde 5’ini hesaplayıp, tarifedeki verginizle kıyaslayacaksınız.

3- Tarifedeki MTV, kasko değerinin yüzde 5’inin altında ise, yapacağınız bir şey yok. Tarifeye göre MTV’yi ödeyeceksiniz. Yüzde 5’inin üzerinde ise, o zaman bir alt kademeye bakarak, ödeyeceğiniz vergiyi bulabilirsiniz.
4- İndirimli tarifeden yararlanabilmek için, yetkili sigorta acenteleri tarafından düzenlenen "bildirim formu" ile vergi dairesine başvuruda bulunulacak.

5- Araçlarını, kasko sigortası yaptırmayanlar da "MTV indirimi" uygulamasından yararlanabiliyor.

Evet... Yapılması gerekenler bunlar. Şimdi sıra, bir hesap makinesi bulup, aracınızın kasko değeri ile 2007 yılı MTV’sini kıyaslamada...

kaynak haberim.com

 

Alt 12 Şubat 2007, 19:36   #273
Çevrimdışı
Yanıt: Türkiye ve Dünyadan Haberler ( 2007 )




Türkiye ile ABD’nin Kuzey Irak’ta karşı karşıya gelmesini anlatan Metal Fırtına’dan sonra, emekli Korgeneral Alper Akseli de benzer bir kitap yazdı. Bu kez Türkiye, ABD desteğindeki Kürtler tarafından işgal ediliyor.


Gizemli güç devrede
Kuzey Irak’ta kurulan Kürt devleti ABD’nin himayesiyle 2012’de Türkiye’nin doğu ve Güneydoğu’sunu işgal eder. Amerika’nın verdiği “Gizli Güç” denilen elektronik silahı kullanarak Türk ordusunu etkisizleştiren Kürt devletinin işgali Ortadoğu’daki bütün dengeleri alt üst eder. Rusya, Çin, Japonya durumun önünü almak için harekete geçer ancak buna gerek kalmaz. Türkiye gizli gücü etkisizleştirir ve işgalden kurtulur.

Romanın senaryosuna göre, Kandil’deki PKK kampını bombalamaktan geri dönen iki F-16’dan biri Zaho’da düşürülür, birkaç saat sonra da Diyarbakır 2. Taktik Hava Kuvveti, Malatya Hava Üssü taarruza uğrar. Peşi sıra da Silopi, Şırnak ve Hakkari’deki kara birliklerine saldırılarak Türkiye’nin Güneydoğu’su ciddi direnişle karşılaşılmadan işgal edilir.

Ankara’nın doğusundaki tüm illerde uçaklar, silah sistemleri, telefon ve telsizler çalışmamaktadır. Bu şartlarda düşmana karşı da koyulamamaktadır. İşgalden kurtuluşu ise, Pilot Binbaşı Yavuz, dış istihbarat görevlileri Türkmen Ahmet, Kürt Bekir, Diyarbakır’ın eşrafından Kürt Cafer Ağa gibi kahramanlar sağlar.

Romanın sonunda Kürt ordusunu önüne katan Türk ordusu, ABD’nin itirazına rağmen Kürt Devleti’nin topraklarında hızla ilerler. Türk ordusunun nereye kadar ilerleyeceği sorusuna romanın yazarı emekli Korgeneral Akseli’nin yanıtı ise, “Orada bıraktım. Nerede dururlar bilmem. Herkesin muhayyilesine bıraktım” şeklinde.

Ortalıkta dolaşan haritalara tepki

Hava Kuvvetleri’nden emekli olan Akseli, romanı yazma nedenini şöyle açıklıyor: “1990’dan itibaren, sağda solda Kürdistan haritalarını görüyorum. Bu kitabı, gerçekleri aktarmak için yazdım.” Akseli, kitabı yazarken Genelkurmay ile her hangi bir bağlantı kurmadığını dile getirdi.

Binbaşı Yavuz’u kurtaran Bekir

Ktapta, “Hava Saldırıları”, “Gizli Anlaşmalar” ve “İşgal” olarak olaylar üç bölüm halinde kurgulanmış. Romanda, Zaho’da uçağı düşerek bir ağacın dalında asılı kalan Pilot Binbaşı Yavuz’u kurtaran Bekir’in öyküsü ve istihbaratçı Türkmen Ahmet’in yolları ilginç bir şekilde kesişiyor. Kadın karakter bulunmayan romanda aşka ilişkin tek vurgu Türkmen Ahmet’in katledilen sevgilisi Leyla’ya ilişkin olan rüyaları. Kitap Profil Yayıncılık tarafından basıldı. Ayrıntılı bilgi almak isteyenler 0212 514 45 11 nolu telefonu arayabilirler.

 

Alt 12 Şubat 2007, 19:37   #274
Çevrimdışı
Yanıt: Türkiye ve Dünyadan Haberler ( 2007 )




BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu, Hrant Dink cinayeti zanlılarının partisiyle ilişkilendirilmesine tepki gösterdi.

'Cinayetin üçüncü halkası' olarak gözaltına alınan Erhan T. ile kendisini aynı karede gösteren fotoğrafların yayınlanmasını eleştiren

Yazıcıoğlu, gazetelerle yargıda hesaplaşacağını söyledi.
Erhan T.'nin partiye üye olmadığını ve herhangi bir görevinin bulunmadığını vurgulayan BBP lideri, "Gittiğim yerlerde herkesle tokalaşır, istediklerinde fotoğraf çektiririm." dedi. Yazıcıoğlu, yetkililere de şu çağrıyı yaptı: "Ucu kime dokunursa sonuna kadar gidilsin."

Cinayet ile ilgili soruşturmanın belli kesimler tarafından yönlendirildiğini ileri süren Yazıcıoğlu, "Benimle gözaltına alınan şahsı aynı karede vererek hem basın ahlakına aykırı hareket eden hem de suç işleyenlerle mahkemede hesaplaşacağım." şeklinde konuştu. Erhan T.'yi tanımadığını ifade eden Yazıcıoğlu, zanlının kendisine gönüllü olarak koruma görevi üstlenmesinin mümkün olmadığını kaydetti. BBP lideri, "Korumaya ihtiyacım yok. Millet beni koruyor zaten. Ben de milleti." ifadelerini kullandı.

Meşruiyet içinde siyaset yaptıklarını ve şiddete karşı olduklarını kaydeden Yazıcıoğlu, zanlı Erhan T. ile aynı karede yer almasının sebebini şöyle anlattı: "Türkiye'nin her yerine gidiyorum. Gittiğim yerlerde herkesle tokalaşır, istediklerinde fotoğraf çektiririm. Trabzon'a gittiğimde o kalabalığın içinde aynı karede yer almış olabilir. Bu gayet doğaldır. Gözaltına alınan bir şahıs benimle aynı karede yer almış da ne olmuş? Ona bakarsanız şahıslardan biri de futbol takımında yer alıyor. Şimdi o takımı ve kulüp başkanını suçlu mu sayacağız? Bu, yargıyı etkileme çabasıdır."

Milliyetçilik duygusunun bazı kesimler tarafından kullanıldığını ifade eden Yazıcıoğlu, Türk milletine uzun zamandır hakaret edildiğini ve halkın tahriklerle karşı karşıya olduğunu savundu. Buna karşı refleksler oluşabileceğine işaret eden Yazıcıoğlu, bu reflekslerin de belli kesimler tarafından kullanılabileceğine dikkat çekti. BBP lideri, "Ancak biz ülkenin huzurunu bozacak hiçbir eylemi tasvip etmiyoruz." diye ekledi.

kaynak haberim.com

 

Alt 12 Şubat 2007, 19:37   #275
Çevrimdışı
Yanıt: Türkiye ve Dünyadan Haberler ( 2007 )




Gazeteci-Yazar Serdar Akinan tarafından gündeme getirilen, Türkiye’ye C-4 patlayıcıları ile Stinger füzelerinin sokulduğu bilgileri TBMM’ye bomba gibi düştü.




CHP İzmir Milletvekili Bülent Baratalı, TBMM Başkanlığına sunduğu soru önergesinde, Türkiye'ye son 2 ay içinde Kuzey Irak'tan C-4 ile Stinger füzesi sokulup sokulmadığını sordu.

Baratalı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığına sunduğu soru önergesinde, bazı basın yayın organlarında, Türkiye'ye 6 Aralık'ta 740 kilogram C-4 ile 5 adet Stinger füzesi sokulduğu yönünde yer alan haberlerin doğru olup olmadığını öğrenmek istedi. Başbakanlığın, bu konudaki gelişmelerden bilgisi olup olmadığını soran Baratalı, şunları kaydetti:

“İddialar doğruysa patlayıcı ve füzeler hangi kaynaktan ne amaçla ülkemize sokulmuştur? Bu patlayıcı ve füzeler halen ülkemizde mi? Ülkemizdeyse resmi birimlerin denetimi altında mı? Yine Kuzey Irak'ta görevli bazı Türk irtibat timlerinin ileri teknoloji iletişim cihazlarına, ABD tarafından el konulduğu iddiası doğru mu?”

İşte Gazeteci yazar Serdar Akinan'ın 21 Ocak'ta Akşam Gazetesi'nde yayınlanan ve tartışma yaratan "Korkunç Plan" başlıklı Yazısı

"Cuma gününden önceki son 48 saatte Kuzey Irak’ta ve Türkiye’de ne oldu?

“Bazı silahlı unsurlar Irak içlerinde çeşitli noktalara operasyon düzenledi.”

“Bu nokta operasyonların sadece birisinde 8 kişi öldürüldü.”

“Bu operasyonlardan ne KDP’ye ne KYB’ye, ne de işgal kuvvetlerine herhangi bir bilgi verilmedi.”

“ABD, bölgede görevli bazı Türk İrtibat Timleri’nin belli yüksek teknoloji iletişim cihazlarına el koydu.”

Peki, bu ani harekattan kısa bir süre önce ne oldu?

“İsrail’den Erbil’e, 3 TIR dolusu Stinger füzesi getirildi. İsrail eski İstihbarat Şefi Danny Yatom milyon dolarlık bu alışverişe aracılık etti.”

“6 Aralık günü Türkiye’ye tam 740 kg C-4 ve 5 adet Stinger füzesi girdi. Bu malzemeyi taşıyan Mercedes marka minibüs Afyon’a 3 günde ulaştı ve bu sürede tam 4 kez plaka değiştirdi... 9 Aralık günü saat 05.00’te Afyon’da belli bir noktada konakladılar. Ve tekrar plakalarını değiştirerek İstanbul’a devam ettiler.”

“4 adet Stinger füzesinden biri Büyükada’ya götürüldü. Malzemenin kalanı Esenler’de bir adrese bırakıldı.”

“6 Aralık sonrası Kuzey Irak’tan Türkiye’ye yeni nakiller, benzer şekilde yapıldı.”

“Türkiye içinden resmi ve gayri resmi belli kişilerin tüm bu olan bitenle doğrudan (ticari) veya dolaylı ilgisi vardır.”

Yukarıda “tırnak içinde yazdığım” bilgileri, bazıları hariç, elbette ispatlayamam.

Ve fakat, kaynağıma güveniyorum.

Sorular şunlar...

Bu bilgiler doğruysa.

Türkiye Kerkük’le ilgili hangi aşamaya gelmişti? Salı günkü kapalı oturumda ne konuşulacaktı?

Bu patlayıcılar ve füzeler hangi örgütün, uyuyan hangi hücrelerine teslim edildi ve hedefleri neresi?

Saldırıya geçmeleri için ne zaman uyandırılacaklar?

Tüm bu bilgilerin bana ve birkaç kişiye daha sızdırılması, psikolojik bir harekat kapsamında mı? Öyleyse bu psikolojik harekatı planlayıp orkestrasyonunu yapan merkez neresi?

Ve, en mühimi Hrant Dink suikastı zincirin ilk halkası mı?

Türkiye Kerkük konusunda “adım atmaya kalkarsa”, öldürülmesiyle Türkiye’yi karıştıracak ikinci kişi kim?"


kaynak haberim.com

 

Alt 12 Şubat 2007, 19:37   #276
Çevrimdışı
Yanıt: Türkiye ve Dünyadan Haberler ( 2007 )




Dünyadaki Ermeni araştırmalarının önde gelen ismi Isabelle Kortian, "Türklerin Dink'i kucaklaması bizde 'deprem etkisi' yaptı!" dedi ve çok ilginç bir analiz kaleme aldı.

Bu yazıyı Zaman Gazetesi için kaleme alan bayan Isabelle Kortian Ermeni kökenli Fransız araştırmacı. Bayan Kortian Fransa'nın önde gelen araştırma kurumlarından biri olan Jeostrateji Merkezi ENS'de görev yapıyor. Kortian, dünyada Ermeni araştırmalarının önemli bir ismi olarak biliniyor.

Isabelle Kortian

Türklerin Dink'i kucaklaması bizde 'deprem etkisi' yaptı!

Hrant Dink cinayetinden birkaç gün önce Agos Gazetesi'nde onun ofisindeydim: Uzun süre hazırlamakta olduğu, son makalesi olan ve politik vasiyeti olarak kalacak yazısı üzerinde uzun süre konuştu.

Bana, yeni ceza yasasının 301 No'lu maddesi nedeniyle kınanan tek kişi oluşunun sebebini açıkladı. Ben de ona, bazı şeylerin değişmesini istemeyen tüm insanların neden hedefi olduğunu açıklıyordum.

Hrant öldü. Ben eşsiz bir arkadaşımı kaybettim; ancak hepimiz yetimiz. Türkiye yetim, Ermenistan yetim ve diaspora yetim. Trajik haberi aldıktan sonra hemen İstanbul'a geldim. Sadece Hrant Dink'in cenaze törenine katılmak için değil. Sadece Ermeni, Türk ve Agos Gazetesi'nin her bir üyesiyle gözyaşı ve üzüntüyü paylaşmak için değil. Geldim; çünkü İstanbul ve Türkiye'de durumu daha somut bir şekilde görmeliydim. Diasporadan birisi olarak, ki burada herhangi bir akrabam yok, Ermeni toplumunun İstanbul'daki münzevi hayatını görmem için çok zamanım oldu.

Salı günü, Türkiye'de tuhaf ve tarihî uzun bir gün oldu. Sokaklarda Hrant Dink'in arkasından yüz bin kişi yürüyordu. Pankartlarda "Hepimiz Hrant Dink'iz, hepimiz Ermeni'yiz" yazıyordu. İnsanlar evlerinin pencerelerinde mimikleriyle Hrant Dink'i son yolculuğuna uğurluyor, bu ana tanıklık ediyor, cenazenin ardından yürüyenlerin acısını paylaşıyorlardı. 10 yıl öncesine kadar kim böyle bir şeyi hayal edebilirdi ki? Hrant Dink'in Türk toplumunda şuurları uyandırmak içi büyük bir iş yaptığının farkına vardım. Deprem gibi bir şey oldu sanki. Hrant Dink şiddeti, toleranssızlığı reddederken haklıydı. İlk ve de en önemli ortak savaşımızın demokrasi için olduğuna herkesi ikna etmeye çalışıyordu. Sivil toplumu duygulandıracak ve onu duyarlı hale getirecek kelimeleri biliyordu. Türk toplumunun neyin adaletsiz olduğunu anlayacağını biliyordu ve işte bu nedenle şiddeti ortadan kaldırma ve tüm faşist tutumların geri dönüşünü engelleme sürecine dahil oldu.

Türk halkına teşekkür ediyoruz

Salı günü Hrant Dink için yürüyen tüm insanlara teşekkür etmek istiyorum. Onlara, bu mesajın işitildiğini görmekten ne kadar duygulandığımı söylemek istiyorum. Sabahından akşamına kadar bu törenin uçsuz bucaksız değeri, karşılıklı idrak için bir yol bulunduğunu, diyalog yönünde çalışmamız gerektiğini, karşılıklı nefreti reddetmeyi ve bu ülkenin her bir vatandaşının değerine saygı duyulması gerektiğini gösterdi. Evet, Hrant Dink 301 No'lu madde ve kendisine karşı yöneltilen sorumsuz nefret kampanyası yüzünden suikasta uğradı, ancak şimdi herkes kendisine Türkiyeli bir Ermeni'nin öldüğünü sormak durumunda. Büyük bir tarihî ironi ile, salı günü insanlar 30 yıldan bu yana ilk kez zihinlerindeki sorun nedeniyle Agos Gazetesi'nin bulunduğu Osmanbey'den Taksim yönüne yürüyordu. Bu şu an kaçamayacağımız, zor fakat kaçışı olmayan bir sorun. Bu salıyı ve gördüğüm şeyi asla unutmayacağım. Kalabalığın asaleti Hrant Dink'e son bir saygı sunuyordu. O bu saygıyı tümüyle hak ediyordu; çünkü ülkesinde bir konuda idrakin oluşmasının sesi olmuştu. Hrant Dink bu ülkeyi terk etmeyi ve yabancı bir ülkede daha konforlu bir şekilde yaşamayı asla istemedi. Burada, sevdiği ülkesinde kalmayı tercih etti ve tüm yaşamını demokrasinin ve hukuk devletinin pekiştirilmesine adadı. Bu günü bana cesaret verdiği için asla unutmayacağım. Dink'in trajik bir şekilde öldürülmesinden sonra, kendime şunları söyleme eğilimi içindeydim: 'Eğer böyleyse, bu defteri kapat, herhangi bir değişikliğin olacağına dair hiçbir umut yok, bu umutsuz bir sorun.' Ancak salı günü, Hrant Dink tarafından söylenen ve yazılan şeyler yüzünden Hrant Dink'in başına gelen olay nedeniyle kendilerini aşırı alakadar hisseden tanınmış ya da tanınmamış tüm insanları gördüğümde bir umut ışığı olduğunu düşündüm.

Diasporayı etkileyen tablo

Dink'in başarmaya vakti olmadığını, ancak ölümünden sonra devam edecek muazzam bir iş başlattığını düşündüm. Cenazedeki birlik ve bütünlüğü, Dink'in bu ülkede çözülmemiş çok sayıdaki problemin çözümüne dair kararlı bir itici kuvvet oluşturduğunun kabulünün bir ifadesi olarak yorumladım. Onun öldürülmesinin yarattığı şoktan sonraki tepkileri, Dink'in ortak bir geleceğin, ortak evrensel değerlerin paylaşılması arzusunu taşıyarak, kendisini devletinin geleceğine gerçek anlamda adadığına sivil toplumun büyük bir bölümünü ikna edişinin bir kanıtı olarak yorumladım. Bu mümkündü; çünkü kendini sadece kendi toplumuna yönelik ayrımcılıklara karşı çıkmaya değil aynı zamanda demokrasi ve gerçeğe de adamıştı. Salı günü, cenaze törenindeki her bir detay, Hrant Dink'in bu ülkede oynadığı kararlı politik rolün doğrulaması niteliğindeydi. Bu benim edindiğim izlenim, belki herhangi bir izlenim kadar sübjektif, ancak salı günü üzerinde konuşmak, benim için ağlayan insanların bütünlüğünü göz önünde bulundurmak anlamına gelmektedir: "Hepimiz Ermeni'yiz, hepimiz Hrant Dink'iz" sözleri onun ülkesindeki insanların zihinlerinin demokratikleşmesine nasıl önemli bir katkı sağladığının farkına varmayı anlatmıyor da neyi anlatıyor? Umut ediyorum ki bu süreç, uzun olsa bile, tersine döndürülemez olsun. Gerçeği söylemek gerekirse, önceki günkü kalabalık Hrant Dink'in katledilmesini bir uyarı olarak algılamak istemediklerini gösterdi. Eğer, Hrant Dink suikastı, bu adamın sessiz bir toplum üyesi olarak kalmayarak kırmızı çizgileri geçmesi nedeniyle diğerlerine bir 'örnek' olacaksa, onun öldürülmesinden sonra insanlar tarafından ifade edilen sempati duygusu, kamuoyunun böylesi bir uyarıyı artık kabul etmediğini açık bir şekilde göstermiştir.

Kendilerini Türkiye Ermenisi olarak tanımlayarak, insanlar çoğunluk ve azınlıklar arasında herhangi bir statü farkını artık kabul etmediklerini söylemeye niyetli olduklarını ve ülkeleri için hak ettiği demokrasiyi istediklerini ortaya koydular. Tarihin şu anında, Hrant Dink demokrasiye, gerçeğe ve ifade özgürlüğüne adanmışlığın bir sembolü oldu. O, politik adalet duygusuna sahipti. Ermeni dünyasının jeopolitik vizyonuna sahip birkaç Ermeni'den biri olan Dink, Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesinin önemine vurgu yapıyordu. Türkiye ile Avrupa Birliği arasında müzakere sürecinin başlamasının önemini kavrayacak kadar parlak bir zekaya sahipti. Yine, demokrasi ve onun tüm bölgede uygulanması konusunda gerçek anlamda kaygılanan birkaç Ermeni'den biri olan Dink, bu unsurların tüm bölgenin istikrarlaştırılması için anahtar öneme sahip olduğunu biliyordu. Ülkesi, bölge ve tüm dünya için, güçlü bir kararlılıkla ve herkesi etkileyen ahlaki bir bütünlük içinde her şeyin ama her şeyin en iyisini istedi. Dink, dünyanın yoksun olduğu ahlaki bir öze sahipti. Ve bu cesaretinin bedelini ödedi. Ancak hâlâ boş yere ölmediğine dair umudum var: Salı günü gönüllülüğü ve aşırı milliyetçi propagandaya ve onun temsil ettiği tehlikenin sonuçlarına karşı direniş kapasitesini gördüm. Herkese göre, onu gerçekte öldüren 301 No'lu madde oldu. Türkiye'nin, kimliğini korumak için böyle bir maddeye ihtiyacı yok, ancak Türkiye vatandaşlarını faşistlere karşı korumak durumunda. Bu, salı günü Hrant Dink'in cenaze töreninde toplanan kitlelerin verdiği politik mesajdı.

 

Alt 12 Şubat 2007, 19:39   #277
Çevrimdışı
Yanıt: Türkiye ve Dünyadan Haberler ( 2007 )




İbretlik bir diyaloğu aktararak başlayalım, belki okuyunca birileri ‘ar’ yapar! Leyla ZANA, Hrant Dink’in cenaze törenine katılıyor ve orada hazır bulunanlardan Marmara Vakfı Başkanı Akkan SUVER’le kısa bir sohbet yapıyor

Leyla Zana'dan ERMENİYİZ Yorumu
"Hepimiz Ermeni'yiz" sloganını pekçok kesim farklı biçimde yorumladı. Ama en beklenmedik yorum Leyla Zana'dan geldi. İşte o sözler...

Güler Kömürc&#252
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
Akşam

İbretlik bir diyaloğu aktararak başlayalım, belki okuyunca birileri ‘ar’ yapar! Leyla ZANA, Hrant Dink’in cenaze törenine katılıyor ve orada hazır bulunanlardan Marmara Vakfı Başkanı Akkan SUVER’le kısa bir sohbet yapıyor, malum birilerinin elindeki ‘’hepimiz Ermeniyiz’’ yazılı pankartları eleştiriyor, Leyla ZANA diyor ki; ‘bugün birileri çıkıp inatla, inadına -hepimiz Ermeniyiz- diye bağırır ise, biz de inadına ‘-hepimiz Kürtüz- diye bağırırız, buna karşın da başka bir grup da çıkar —’hepimiz Türküz-diye bağırır, bunlar çook çok yanlış, tehlikeli söylemler.’ Leyla ZANA bunu söylüyor, kendini ‘aydın’ zanneden bazı isimler ise-topyekün bizi Ermeni ilan edip, milliyetçi avı başlatıyorlar.



Gelelim büyük fotoğrafın içindeki saklı fotoğrafa, salı yazımda da altını çizerek belirttiğim gibi; ‘küçük katiller özellikle Trabzon’dan seçiliyor’ çünkü; Trabzon ili, Trabzon Limanı, ABD’nin olası bir İran operasyonunda birinci dereceden jeo-stratejik önem taşıyor. Hem Kafkasya hem İran açısından ‘Trabzon’, Trabzon Limanı çoook önemli. Böylesine stratejik yerdeki vatandaş yani Trabzon halkının milli duruşu-mukavemetinin güçlü olduğu hepimizce malum. Birileri işte bu nedenle Trabzon’un milli direnişinin derhal zayıflatılması için kargaşa yaratarak uluslararası arenada adeta karantinaya alınması sağlandı.’ Tam bu noktada duralım ve bir derin saptamayı ilave edelim, kaleme alan Prof.Ümit Özdağ;


WASHİNGTON, TRABZON’U &#220
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
OLARAK İSTİYOR ‘Türkiye’de ve dünyada ABD’nin üzerinde en çok konuşulan stratejisi, Büyük Ortadoğu Projesi. Ancak Washington’un bir başka büyük projesi daha var. Bu projeye ‘Genişletilmiş Karadeniz Projesi’ deniliyor. Bu proje ile ABD, Baltık Denizi-Karadeniz-Hazar Denizi havzalarını birleştiren bir bakış ile ‘Baltık’tan Türkistan’a’ uzanan bir alanda etki kurmak istiyor.


ABD’nin Karadeniz’de açıklanan beş hedefi var. Bu hedefleri şu şekilde özetlemek mümkün: 1) Demokratikleşme, 2) Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO üyeliği, 3) Dondurulmuş çatışmaların çözülmesi, 4) Enerji güvenliği, 5) Rusya’nın etkisinin kırılması. Ancak Türkiye ile ABD arasında bu bölgede bazı anlaşmazlıkların olduğu görülüyor. ABD, Türkiye’nin anılan bölgede demokratikleşmeye karşı çıktığını söylüyor. Türkiye ise Karadeniz’de risklerin ABD’nin ileri sürdüğü kadar yüksek olmadığını savunuyor. ABD Karadeniz bölgesinde askerî üslere sahip olmak istiyor. (Trabzon, ABD’nin Karadeniz’de üs olarak kullanmak istediği en önemli yerlerin başında bulunuyor.G.K)


Ankara’nın ABD’nin askeri üs taleplerine karşı çıkması üzerine Washington’un şimdilik bölgede askeri yollar dışında etkili olma arayışı içinde olacağı düşünülüyor. İşte böyle bir ortamda ABD’den Dr. Ariel Cohen’e göre, Karadeniz, bir enerji nakil hattı, insan, silah, kitle imha silahları ve uyuşturucu kaçakçılığında kullanılan bölge olarak, ABD menfaatleri açısından büyük bir önem taşıyor. ABD, çıkarlarını gerçekleştirmek için muhakkak bu bölgeye etkili bir şekilde ittifaklar aracılığı ile yerleşmesi gerekiyor...’


‘Neden Trabzon’ sorusunun arka planına bakar iken bu notun içindeki şifreleri kayda geçiniz efendim.


ERDOĞAN SINIR ÖTESİ OPERASYONA KESİNLİKLE KARŞI Son olarak, sınır ötesi operasyona dair kısa bir not; duyumum o ki Başbakan Erdoğan kesinlikle ‘sınır ötesine askeri operasyon yapılmasını’ istemiyormuş. Çevresindekilere; ‘bugüne kadar Irak’a 16 defa girdik de ne oldu, Amerikalılar müdahale etti de ne oldu diyor, (bu arada kulislere göre Erdoğan-Amerikalılar Irak’ı işgal etti-demekten özellikle sakınıyor yani işgal kelimesini kullanmamaya gayret ediyor, ABD müdahalesi demeyi tercih ediyormuş) Türkiye’nin sınır ötesi operasyonuna karşı çıkıyormuş. Peki ama acaba niye dersiniz her şeyin farkında olan okur?


Çember giderek daralıyor


kaynak haberim.com

 

Alt 12 Şubat 2007, 19:39   #278
Çevrimdışı
Yanıt: Türkiye ve Dünyadan Haberler ( 2007 )




Kuvayi Milliye Derneği Genel Başkanı, emekli Kurmay Albay Fikri Karadağ, bir gazetede yayınlanan "Silah üzerine çete yemini" başlıklı haberin gerçeği yansıtmadığını belirterek, "Yapılan yayınlarla bizzat şahsım bir takım çevrelere hedef gösterilmiştir" dedi.
Kurduğu Kuvayi Milliye Derneği'ne üye yaptığı kişilere, "Bu uğurda öldürülmek var, öldürmek var. Bin kere pişman olmak, çoluk çocuk önünde mahçup olmak var" uyarısında bulunan ve üyelere silah ve Kur'an üzerine el bastırtığı iddia edilen Fikri Karadağ isimli emekli Kurmay Albay, görüntülerinin basına yansıması üzerine açıklama yaptı.
Kadıköy'de bulunan bürosunda açıklama yapan Kuvayi Milliye Derneği Başkanı Fikri Karadağ, derneğinin kuruluş amacını anlattı. Derneği çete olarak nitelendirmenin bütün insaf ölçülerinin dışında olduğunu dile getiren Karadağ, "Türkiye genelinde 69 teşkilatımız var. Derneğimiz kesinlikle hukuka aykırı yasa dışı olan ve meşru zemine dayanmayan bir hareket davranış ve faaliyete bulunmamıştır. Ve bundan sonra da bulunmayacaktır" dedi.
"Öldürmek veya da ölmek deyimiyle ne anlatılmak isteniyor" sorusu üzerine Karadağ, "Kasıtlı olarak vurgulanan ölmek de var öldürmek de sözleri Ulu Önder Atatürk'ün 8-9 Temmuz 1919'da Erzurum'dayken, askerlikten ayrılıp, ferdi olarak mücadeleye devam kararı aldıktan sonra kendi karargahında bulunan personele karşı yapmış olduğu konuşmadan alınmış olup, sadece örnek olarak verilmiştir. Yoksa iddia edildiği gibi bizim hiçbir üyemizden böyle bir isteğimiz olmamıştır. Haber yorum, tek taraflı, iyi niyetten yoksun bir şekilde hazırlanmıştır" diye konuştu.
"Yemin töreni sırasında masanın üzerinde neler var?" sorusuna Karadağ, "Yemin töreninde kullanılan bayrak, sancak, Atatürk resimleri ve Kuran'ı Kerim, Türk milletinin vazgeçilmez kutsal değerleridir. Kendi kutsalları üzerine yemin etmek en doğal haklarıdır. Bundan rahatsız olanların varlığı çok üzücü ve düşündürücüdür" şeklinde cevapladı.
"Danıştay'a yapılan saldırıyla dernek olarak ilginiz olduğu söylendi. Bu iddialarla ilgili ne diyeceksiniz?" sorusu üzerine Karadağ, "Şahsım ve Kuvayi Milliye Derneği'nin hiç bir mensubunun her hangi bir caniyle kesinlikle alakası yoktur ve olamaz. Söz konusu olan haber ve yorumlarda Danıştay suikastıyla ilişkimiz varmış görüntüsü verilmesi gerçekten çok insafsız ve üzücü bir iftiradır. Danıştay saldırısı ve Dink cinayeti tarafımızdan asla tasnif edilemez. Bu iki menfur olayla Kuvayi Milliye'nin ve şahsım aynı sayfa da anılmasını dahi hakaret olarak görüyorum. Yapılan yayınlarla şahsıma ve 41 yıl boyunca şerefle hizmet etmekten gurur duyduğum askerlik mesleğine ve genel başkanı olduğum Kuvayi Milliye Derneği'ne karşı haksız ve tek taraflı ve yanıltıcı, toplum nazarında küçük düşürücü doğru olmayan iddialar ileri sürülmüş, hayali senaryolarla gerçekler çarpıtılmış, hakkımda nezaket sınırları aşılarak iftiraya varan ifadelerle bizzat şahsım bir takım çevrelere hedef gösterilmiştir" ifadelerini kullandı.

kaynak haberalemi.net

 

Alt 12 Şubat 2007, 19:39   #279
Çevrimdışı
Yanıt: Türkiye ve Dünyadan Haberler ( 2007 )




Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Hrant Dink'in en çok çekindiği isim olarak basına yansımıştı.

Küçük’ün 20 Mayıs 2005’te, Azerbaycan Kongresi Hazırlık Komitesi’nin Stockholm’deki Azeri Kongresi’nde çekilen bir fotoğrafı da bu vesileyle gündeme gelmişti. Fotoğrafta Küçük ve beraberinde üç kişi var. O fotoğraftaki kişilerden birinin Danıştay saldırısının faili Alparslan Arslan olduğu ortaya çıkmıştı.

Fotoğrafın medyada yer alması üzerine Veli Küçük suskunluğunu bozup, Akşam'dan Devrim Sevimay'a konuştu. İşte o konuşmadan satırbaşları;

KEL ALİ'NİN BAĞI

Hrant Dink’in cenazesini gördükçe biz de iyi değiliz. Türkiye’de kötü şeyler oluyor... Bizim Anadolu’da çok güzel bir deyim vardır; Kel Ali’nin bağına döndü derler... Şimdi ben Türkiye için Kel Ali’nin bağına döndü diyorum.

KONGREYE KATILDI MI?
Tabii. Ben Dünya Azerbaycanlılar Kongresi’nin (DAK) Türk Dünyası Genel Sorumlusuyum. Bu DAK da BM tarafından onaylanmış, resmi bir kuruluştur. Ben de o Stockholm’deki kongredeydim. Hatta eşimle birlikte gitmiştim.

ALPARSLAN ARSLAN'I TANIMAM
Ben yurtdışında da, Türkiye’de de bu tip pek çok konferansa katılıyorum. Her gittiğim yerde benimle fotoğraf çektirmek isteyenler çıkar. 2004’te de Köln’de yaptık bu kongreyi, herkes gelip “Paşam fotoğraf çektireceğim” diye, belki bin tane fotoğraf çekildi. Alparslan Arslan denilen o şahsı tanımıyorum, görmedim. Ama belki de aklıma şu geldi: hakikaten gelmiş olabilir dedim. Orada benimle o fotoğrafı çektirmiş olabilir dedim. Ama tanımıyorum. O fotoğrafı gördükten sonra inceledim.

BEN BIYIKSIZDIM STOCKHOLM'DE
Orada “Scandic” diye bir otel vardır. Biz o otelde 4-5 gün kongre yaptık ve yakasında kartı olmayan kimseyi almadık. Biliyorsunuz, Stockholm kongreler şehridir; o yüzden oraya gidip gelenlerin listeleri, resimleri 10-15 sene zaptedilir. Ama tabii sahtekârlığı da iyi becerememişler. Benim Stockholm’de çekilmiş fotoğraflarım var. Size de gönderebilirim. Baktım evdeki bütün fotoğraflara. Ben orada bıyıksızım. Ama nasıl olduysa Stockholm’de beni bıyıklı koymuşlar. Tabii sadece başımın üstünü koymuşlar; montaj. Başka şekli yok bunun.

Muzaffer’le ‘merhabam’ var
Muzaffer Tekin benim çok samimi görüşmediğim biri ama Türk milliyetçiliğiyle ilgili toplantılarda gelip benim konuşmalarımı dinler. Ayda bir, iki ayda bir Süleymaniye Kültür Merkezi’nde Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nın konferans salonunda özellikle diasporadaki Türklerle ilgili konferanslar veririm. Oraya o kadar çok gelen olur ki... Bu gelenlerden birisi de, merhaba dediğim de Muzaffer’di. Muzzafer’in o Alparslan Arslan’la ilişkisi nedir bilemiyorum. Ama öyle yakın bir ilişkisi olacağını da pek zannetmiyorum. Alparslan Arslan işini de zaten askerlere yıkmak istediler. Sonunda meydana çıktı; talimatın nereden çıktığı... Arslan’ın gidip de şeyh Salih’le görüştüğü... Bu şeyh Salih’e talimatı nereden, kimin taşıdığı... Her şey ortaya çıktı... Ama her şey ortaya çıktığında olay kilitlendi ve kapatıldı.

Danıştay cinayeti kapandı

Efendim dediler ki, Danıştay saldırısını Veli Küçük yaptırdı; yapanlar, niye yapıldığı, kimin yaptırdığı ortaya çıktıktan sonra örtbas edildi. İçerdeki (A. Arslan) dedi ki, “Ben tekrar ifade vereceğim” dedi, cezaevinden çıkıp savcılığa ifade verdi ve kimin yaptırdığını, kimden talimat aldığını söyledi, bilahare bitti. Bir de bunu düşünün. Benim basınım gerçekten Türk basınıysa bunları da yazması lazım.

Suçlu değilim ki savunayım

Beni yalnız Türkiye değil, tüm Türk dünyası tanıyor. Ben vatanı için kendisini feda etmiş bir insanım. Uyduruk kayduruk iddialara yanıt vermem. Hayır, bir kere ben suçlu değilim ki savunma yapayım. Ben Türk milliyetçisi bir insanım. Attila İlhan’ın konuşmalarını bir daha dikkate alırsanız niye konuşmadığımı da anlarsınız. Attila İlhan bir şeyler söylemişti.

DİNK'İN ÖLDÜRÜLMESİ

Duyduğum anda üzüldüm, çünkü Türkiye bir kaostan geçiyor. Duyduğum zaman bunun çok yanlış bir hareket olduğuna kanaat getirdim. Basına da bildirdim. Bu olaydan sonra, benim adım spekülasyonlu ya, dedim ki bu böyle olmadı, ben tuttum, neyin ne olduğunu anlatan bir yazı yazıp, adımla, imzamla Anadolu Ajansı’na faksladım. Ama hiçbir basın bunu yayınlamadı.

Kafalarına göre iş yapmazlar

Benim aklımdan geçen bu çocuklar kendi kafalarına göre böyle bir şey yapamaz. Herhalde arkalarında birileri vardır diye düşünüyorum. Bunlar örgütleniyor... Trabzon’daki gençler alınıp götürüldü; İsrail’de iş verildi uzun zaman; İsrail’e gidenler akrabalarını götürdüler... Karadeniz’de Trabzon merkez seçilerek, bir şeyler yaptırılmak için büyük bir gayret var.

Ortalarda gezen dünya kadar çocuk var. Bunların işleri yok, eğitimleri yok, sağdan soldan herkesin tuzağına, herkesin kucağına düşebilir bunlar. Bu çocukları nereye isterseniz çekebilirsiniz. Alın bu çocukları 15 günde eli silahlı komünist yaparsınız, 15 günde eli silahlı katil haline getirebilirsiniz... Önce bunlara sahip çıkmamız lazım... Şimdi her şeyi polisin üzerine atmamız yanlış...

Bu çocuklar tahrik olmasınlar. Apartta bekleyen bu çocuklara koz verilmesin. Bunu ben hep söylüyorum. Şimdi bir şey daha söyleyeyim, Hrant Dink için bugün yapılanlar daha da tahrik eder bu tür insanları.

Beni hedef alanlar Türkiye düşmanı

Ben Türk milliyetçisiyim. Türkiye düşmanı olanlar tabii ki beni hedef alacaklar. Bundan daha doğal bir şey olabilir mi... Ha onu da söyleyeyim... Türk milliyetçiliği kimsenin tekelinde değildir. Ne kurumların ne şahısların... Tek ben miyim milliyetçi? Hayır, binlerce kişi içinde bir kişiyim ben de... Veli Küçük Türk milliyetçiliği için her şeyi yapar. Ama hukuki çerçeveler içinde her şeyi yapar.

Devletime orduma küsmedim küsemem

Ölünceye kadar benim korumam olacak, ben lojmanda oturacağım diye bir şey yok. Bunu hassaten belirteyim, ben iki şeye küsmem. Birincisi orduma, ikincisi devletime küsemem. Beni öyle görmüşler, lojmandan çıkarmışlar. Ee ben ölünceye kadar lojmanda oturacak değildim herhalde, çıkarabilirler.
Ama bir de şu var, ben bu yaşam tarzına alıştım. İnsanlar kanserle yaşamayı öğreniyor... Zaten benim iki korumam duruyor. Mesken korumam vardı, onları aldılar. Lojmandan sonra da bir süre kirada oturdum. Ama ben devletime, orduma küsmedim, küsemem.

Derin devlet DEĞİLİM

 

Alt 12 Şubat 2007, 19:39   #280
Çevrimdışı
Yanıt: Türkiye ve Dünyadan Haberler ( 2007 )




Kızlar, taciz ve tecavüze uğruyor, fuhuşa sürükleniyor. Hamile kalan bazı kızlar, tecavüzcüleriyle zorla evlendiriliyor, kızlı erkekli gruplara ***** izlettiriliyor...

AKP Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, geçtiğimiz aylarda İstanbul’da Bahçelievler Atatürk Yetiştirme Yurdu’na bir gece vakti yaptığı şok baskında, yurtta kalan kızlardan 33’ünün kayıp olduğunu gündeme getirmişti. Çömez daha sonra hazırlattığı bir raporu gönderdiği Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’yu da, olayları örtbas etmekle suçladı. Vatan, Çömez’in hazırlattığı raporu ele geçirdi. 3 sayfalık raporda, 61 kız ile ilgili iddialara ayrıntılarıyla yer veren Çömez, son 7-8 yılda bu yurttan 100 civarında kızın fuhuş ya da gayri meşru hayat nedeniyle kaçtığı veya kaybolduğunun altını çiziyor ve yurt yöneticilerinden bunu teyit ettirilebileceğini söylüyor. İşte rapordaki tüyler ürpertici iddialar...

Konsomatrislik yapanlar var
F. B.: C.K. adlı öğrenci ile birlikte sürekli yurttan kaçıyordu. Pavyonlara düştüğü ve konsomatrislik yaptığı tespit edildi.
S. G.: E. adlı erkekle kaçtı.
B. E.: H. adlı erkek arkadaşıyla dışarıda gayri meşru yaşam sürüyor. Başka erkeklerle de ilişkisi var.
C. K.: Yurttan bazı arkadaşlarıyla birlikte pavyonlarda konsomatrislik yaptı. Alkol kullanıyor, uyuşturucu kullandığı da iddia ediliyor.

Sahte isimle kürtaj yaptırıldı
K. T.: Sokaklarda fuhuş yapıyor. Hamile kaldı. Dünyaya getirdiği bebeği de SHÇEK yurduna verildi. (0-6 yaş Bahçelievler Çocuk Yuvası)
H. B.: Zihinsel engelli biri tarafından tecavüze uğradı.
R. T.: Çok sayıda erkekle (Şeyh Zayed Çocuk Yuvası gençleri ile) birlikte oluyor. Son seferinde hamile kaldı ve Bakırköy Devlet Hastanesi’nde (muhtemelen) başka bir isimle kürtaj yapıldı. A. B. ve F. hemşireden bilgi alınabilir. Tecrübeli. Çamlık Eczanesi’nden aldığı test kitleri ile, başka arkadaşlarına hamilelik testi yapılmasına yardımcı oluyor. İzmit veya Sakarya’ya sevk edildiği söyleniyor.

Santral memuruyla aşk yaşadı
S. T. : Pek çok örnekleri gibi, o da yurtta kalarak hırsızlık ve gasp yapıyordu. Hacı Hüsrevli. Erkek arkadaşı ile evlenme kararı aldı. Düğünü Swissotel’de yapıldı. Gerçek düğünde ortaya çıktı. Hamile olarak evlendi. Mecidiyeköy’de bir apartmanda yaşarken erkek arkadaşı ile yaşadığı tartışma sonucu intihar etti.
Ö. K.: Yurt çalışanlarıyla aşk yaşadı. (A. Ç. adlı tekerlikli sandalyeye bağımlı santral memuru ile aşk yaşadı. Bu kişi evli ve çocuğu var. Yurtta usulsüz olarak kuruyemiş satıyor. Yurda gelen bağış kitapları pazarlıyor. Başka kızlarla da ilişkisi var.) Güvenlikte çalışan M. adlı bir gençle Adana’ya kaçtı ve evlendi.

Yurt memuru taciz etti
Ç. D.: D. Y. adlı yurt memuru tarafından taciz edildi.
E. Ç.: Erkek arkadaşının ailesi tarafından kızın iradesi dışında alıkonuldu. Koruma kararı olan E., isteği dışında yurt yöneticileri tarafından başka aileye teslim edildi.
M. T.: Tecavüze uğradı, fuhuş batağında.
G. Ö.: Sara Hastası. Pek çok kez intihar girişiminde bulundu. Zaman zaman yurttan kaçıyor ve günlerce dışarıda kalıyor.
M. K.: Defalarca yurttan kaçtı. Beyoğlu’nda barlara gidiyor.
E. İ.: Hırsızlık yapıyor. Ramazan ayında iftar için gittiği evlerden para çaldı.

Çocuk yaptı o da yurtta
F.D. : 2001 de yurda geldi. Madde bağımlılığı var. Tiner kullanıyor. Gayri meşru ilişki sonucu hamile kaldı ve doğum yaptı. Dünyaya getirdiği çocuğu halen bakanlığa bağlı bir yurtta barınıyor.
R. Ö. : Erkek arkadaşları ile yaşadığı ilişkileri fotoğraflayıp dışarıya servis yapıyor.

Öğretmen bile tecavüz etti
S. M. : Yurt bahçesinde bulunan Engelliler Spor Okulu’nda görevli, engelliler beden eğitimi öğretmeni tarafından tecavüze uğradı. İlişkiden sonra zührevi hastalığa yakalandı ve tedavi edildi. Hamile kalınca kürtaj yapıldı.

Tecavüzcüsüyle evlendirildi
S. Ç. : Hamile olduğu altıncı ayında fark edildi. Hamile bırakan kişiyle zorla evlendirildi. Sonra eşinden boşandı.
B. B. : Tecavüze uğradı ve fuhuş sektörünün eline düştü.
G. Y. : Ensest ilişki ile yurda geldi (abisi tarafından tecavüze uğramış) Yurda geldiğinde de başkaları tarafından tecavüze uğradı.

Alkolik, taciz kurbanı
S. K.: Tecavüz edildi ve hamile kaldı. 80.yıl Rehabilitasyon Merkezi’ne gönderildi.
V. O.: İlk kez babası tarafından tecavüz edildi. Alkol kullanıyor.
D. B.: Fuhuş yaptı ve hamile kaldı. Halen Beşiktaş Gençlik Merkezi’nde kalan Sabay Aybicin’in adı ile özel bir klinikte kürtaj yapıldı. A. adlı bir arkadaşının annesi tarafından kürtaja götürüldü.

Misyonerlik de yapılıyor
S. K. ve Z. S.: Yurda yakın faaliyet gösteren Lütuf Kilisesi’nden gelen misyonerlerden etkilenmişler. Yurtta kiliseye gittiklerini ve Hıristiyan olduklarını söylüyorlar. Kilise’den gelen M. isimli kişi, öğrencilere İncil ve 20 USD para dağıtmış. Yurt yönetimi fark edince girişi yasaklamış. Ama zaman zaman bahçede yürüyüş yapma bahanesi ile geliyorlar.
Z. S.: Yakacık Çocuk Yuvası Beden Öğretmeni tarafından izinli olarak alındığı bir akşam, Taksim’de bir bara götürülerek taciz edildi. Öğretmen, eşinden boşanacağını söyleyerek Z.’yi kandırmış.

İşçiler tecavüz etti
Z. B., G. B., C. K.: Benjio Abi olarak bilinen kişinin şu anki ekibi.
E. D.: Madde bağımlısı. İntihara teşebbüs etti. Psikiyatrik tedavi görüyor.
T. A., Ş. A.: Yurttaki sosyal servis uzmanları ve şoförler ile flört ediyorlar.
S. T.: Gasp ve hırsızlık suçları vardı. Hamile kaldı ve intihar etti.
Ü. G.: Zihinsel engelli. Yurdun tadilatı sırasında işçiler tarafından tecavüz edildi.

***** film izlettirdiler
Z. Z., Z. B., G. B., C. K.: Yurda ***** CD’ler getirerek, yurt öğrencilerine izlettirdiler.

Eğlence dönüşü öldüler
Raporda yurttaki öğrencilerin Benjio Abi olarak tanıdıkları kişi tarafından, koruyucu aile sıfatıyla dışarı çıkartıldıkları iddia ediliyor. Bu kişi öğrencilere pahalı kıyafetler alıyor ve öğrencilere lüks hayatı özendiriyor. Benjio Abi olarak tanınan kişi, yanına aldığı Ayşe Yalçın, Ayşe Ermiş ve Sevcan Gül adlı öğrencilerle bir gece (2003 yılında) eğlenceden dönerken trafik kazası yaptı. 3 kız kazada hayatını kaybetti. Kaza haberleri basına da yansıdı...

 

 

Etiketler
2007, dunyadan, haberler, ve

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
HABERLER Türkiye'nin uçuş ağı 203 noktaya ulaştı Chelt Havacılık Haberleri 0 11 Şubat 2011 15:16
Türkiye kardiyolojide dünyadan geri değil Juventus Sağlık Köşesi 0 16 Haziran 2009 11:39
2007 Komik Haberler BLaCK_and_WHiTe Komedi ve Mizah 1 26 Aralık 2007 21:20