IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  kral sohbet




86Beğeni(ler)

 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 26 Ekim 2011, 04:17   #11
Noyan
Guest
Noyan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Herşey bir kenara...




Birand, deprem ve Yüce Yaratıcı dışında şunları söylememe müsade edin lütfen...
Tedbir bizden, taktir Allah'tandır elbette. Ben de buna inananlardanım.
Fakat ülkemizde bir gerçektir ki Marmara depreminde birçok devlet binası yıkılırken, özel kuruluşların fabrikalarına bir zarar gelmedi.
Yapı inşa konusunda ülkemizde "çalmak" fiilinin her icraatın içerisinde ne kadar da etkin bir rol oynadığını görmezlikten gelmemeliyiz.
Mutlak suretle bu sadece doğa olayıdır kanısına varamayız.
Çünkü burada bir düşünce hatası, bir insan hatası var.
Bahsedilen doğa felaketinden ziyade insan doğasının yanlışı da mevcut.
Bakalım hele yıkılan binalar gerçekten usulünce mi inşa edilmiş?
Türkiye'nin dört bir yanını gezin, belli başlı yapıtlar haricinde çoğunluğu en ufak bir sarsıntıyla yerle bir olabilecek potansiyeldedirler.
Yeni yeni düzelmeye başladı cümlesini kurmak istiyorum ama hala bu konuda bir takım endişelere sahibim.
Çünkü kökten bir değişim yada düzelme asla söz konusu olmadı.

Birkaç örneklendirmelerle, makul görünümle açıklayıcı olmak gerekirse;
Çıkın bakalım E-5 yoluna. Trafiğin tam ortasında orta şeritte oturup bekleyin.
Tır gelip üzerinizden geçti. Biz de arkanızdan "Günü bitmiş" yorumları mı yapmalıyız?

Ölüm meleği olarak bilinen Azrail, beşeri coğrafyada kaza geçirip can çekişen insanların ruhunu teslim alırken neden aklımıza ölüm meleğiyle Allah gelmez?
Trafik kazasında öldü deriz. Kanserden gitti deriz. Denizde boğularak öldü deriz değil mi? Bunun gibi çoğaltılabilir nedenleri öngörürüz.
Fakat arada çok ince bir çizgi var.
Rize'de meydana gelen sel felaketini hatırlayın.
İnsanlar en ufak bir yağmurda öfkelenip taşan dere yataklarının kenarlarını göz göre göre doldurmuşlar.
Haneler, çay fabrikaları, alımyerleri, camiiler, okullar ve daha bir sürü binalar.
Sel gelince de malum bir sürü can ve mal kaybı.
Sen tut barutla ateşi yan yana koy, sonra da Allah'tan geldi diye avunmaya çalış.
Bu kadar basit olmamalı. İnançlı olunabilir, tabikide kabulümüz.
Ama bu basit hatalarla meydana gelen can kayıplarını, Allah'tan geldi diyerek kolayca sineye çekmemeliyiz.
Baskı yapmamız gereken nokta bu binaları inşa eden yetkililerdir.
Zaman öyle bir zaman ki artık herşeye kolayca ulaşılabilir.
İşte böyle imkanlarla dolu bir zamanda hemen kaderci olup içimize atarsak başımıza gelen felaketler hiçbir zaman en düşük seviyeye inmeyecektir.
Bana inanın, inmeyecektir.
Hatta düşünsenize, adamlar çürük bir bina inşa ediyor, bir süre sonra yıkılıyor, biz ise çıkıp inşallah bir daha böyle bir felaket yaşamayız diye dua edip, Allah'tan bizi korumasını diliyoruz.
Bu yaptığımız şey çelişkinin tam kendisidir.
Yani bile bile bu yanlışı yaptığımız zaman onun bizi koruması için sahiden sevdiği kul olmak gibi, verilmiş sadakaya sahip olmak gibi derin konulara kafa yorup hangisinin sayesinde kurtulduğumuzu düşünmemiz gerekir herhalde.
Bu bir kere İslam dininde bahsedilen özgür iradeye aykırı.
Şu aşağıda vereceğim örnekle, depremin sebep ve sonuçlarının hiçbir farkı yoktur ki;
Sınava çalışmayan bir öğrenci sıfır aldıktan sonra "Allah'ım bir dahaki sınavda başıma aynı şey gelmesin, ne olur beni koru." diye dua ederse saçma olmaz mı?

Şimdi tam da bu noktada sorarım.
Bizler bu hataları umursamadan yaptıktan sonra başımıza gelen felaketleri uhrevi çizgide değerlendirmek veya yüklemek hakkını nereden aldık acaba?


Konu Noyan tarafından (26 Ekim 2011 Saat 04:29 ) değiştirilmiştir.
 

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Alt 26 Ekim 2011, 22:33   #12
Çevrimdışı
Cevap: Birand'ın yorumu şaşırtmadı.




Luis Nickli Üyeden Alıntı
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
metafiziğe girmek istemiyorum, sonuçta yaratıcının varlığını bilim insanlarıda kabul ediyor, yaratıcı ''ol'' deyince olmuyor deprem. selin, kimse burada gayriciddi bir yazı yazmıyor, özellikle bugünlerde şaklabanlığa kimsenin cürümü yetmez.
evreni, galaksiyi, doğayı, canlıyı, cansızı da evet bir yaratan var. çünkü neden biliyor musun, aynada kendine baktığında ve kendine dokunduğunda, hissettiğinde 5 duyu organını ve mucizeyi görebiliyorsun, bu bir sanat eseri resmen. evet öyle. hayatın küçücük bir kırıntısı bile zevk, kuşun ötmesi, böceğin zırlaması, kedinin miyavlaması. hepsi birer mucize ve bu mucizeyi gerçekleştiren, tüm ilimleri ve bilimleri bilen biri var.

yüzde yüz katılıyorum, insanlar nankör, insanlar bilinçsiz, insanlar acımasız. sorun mükemmel dünyayı mükemmel yaratana karşı nefsi(parayı, büyüklüğü, zevki) tercih eden nankör insanlarda. sen onlara beyinsiz de ben mantıksız, aynı kapı..
mevzu bu.



Ne yani yaratici dünyayi yarattı, belli bir düzen kurdu ve gerisine karismadi mi?
Bu yazdıklarına karsılık pek cok sey yazabilirim ancak gerek olduğunu sanmiyorum.
İslam dininin gereklerinden biride Allah'ın rızası olmadan hicbir şeyin gercekleşemeyeceğidir.
Yaşanan her şey Allah'ın kontrolü, ve rızası altında gerçeklesmektedir.
Kisilerin iradesi altında yaptığı iyi ve kötü dahil her şey Allah'ın izni dahilinde olur.
Allah isterse tas üstünde tas bırakmaz, istemesse de yaprak bile yerinden oynamaz.

 

Alt 26 Ekim 2011, 22:52   #13
Çevrimdışı
Cevap: Birand'ın yorumu şaşırtmadı.




Elbette herşey Allah'tan geliyor..Bunu hala anlayamayanlar ve bilimsel açıklama yapmak isteyenlere gerçekten şaşırıyorum dikkat ederseniz fay hattı geçiyor dedği yerde deilde onun uzağındaki evler daha çok yıkılıyor hangisini açıklayacaksınız..yada insanların işine geldiği gibi konuşması diyebiliriz bence...

 

Alt 26 Ekim 2011, 23:13   #14
Noyan
Guest
Noyan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cevap: Birand'ın yorumu şaşırtmadı.




Megachat Nickli Üyeden Alıntı
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
Elbette herşey Allah'tan geliyor..Bunu hala anlayamayanlar ve bilimsel açıklama yapmak isteyenlere gerçekten şaşırıyorum dikkat ederseniz fay hattı geçiyor dedği yerde deilde onun uzağındaki evler daha çok yıkılıyor hangisini açıklayacaksınız..yada insanların işine geldiği gibi konuşması diyebiliriz bence...

Siz ve diğer arkadaşlar, hatta ülkemizdeki milyonların inancının bu denli güçlü olması sahiden hoş.
Ama bilmenizi isterim ki Osmanlının bile son dönemlerde beşeri bilimler yerine sadece dini eğitim veriyor olması yıkımına neden olan etkenlerden biridir.
Deprem sadece fay hattı olan yerlerde gerçekleşmez.
Sizin bu deyiminize göre sağlığı normal olan bir insan da aniden kalp krizi geçirip yaşamını yitirebilir değil mi?
Bilimsel tarafından bakılmazsa, sadece inançlarımızla sineye çektiğimiz bu olayların hemen sonrasını fırsat bilip aynı çürük binaları inşa etmeye devam edecekler.
İnanç zaten bireyin kendisiyle alakalıdır. Fakat bilim, tüm insanlığın peşinden koşması ve onu en doğru biçimde elde etmesi gereken birşeydir.
Ateşe elinizi tuttuktan sonra hissettiğiniz acıyı inançlarınızla paralelleştirip Allah'ın böyle istediğini ve bu yüzden elinizin yandığını söyleyebilir misiniz?
Gereken güvenlik tedbirlerini almadan kendinizi bile bile silahlı çatışmanın ortasına attığınızda, bizler arkanızdan "Günü bitmiş" yorumlarını yaparsak ne kadar doğru olur?

En güzel örnek ise şu olmalı;
İslam dininde insanoğlunun intihar etmesi neden büyük günahlardandır hiç düşündünüz mü? Hatta bu bağlamda özgür iradenin yerini...

Farklı noktalardan yola çıkarak benzer örnekleri hatırlattım.
Belki biraz kafa karıştırabilir ama azıcık düşününce ilahi boyuttan ziyade dünyevi sebep-sonuç ilişkilerinin daha çok kurcalanması gereken bir durum.

Neden şehit verdiğimizde aklımıza ilk olarak "Allah'ın emri, dediği, isteği" gibi kavramlar değil de direk küresel çetelerin Mezopotamya coğrafyasındaki maşaları gelir? Neden direk olarak onlara lanet okuruz?

Nasıl ki verdiğimiz şehitlerin özgür iradeye devredilmiş katilleri varsa, bu depremlerin çoğunun da özgür iradeyle gerçekleşen, ihmalsızlık ve hırsızlıkla bağlantılı katilleri vardır.

İnsan sevap da işleyebilir günah da. Bu hak ona verilmiş olup adına özgür irade denir. Yaptığı herşeyden kendisi sorumludur.

Tabiki de herşey Allah'ın rızasıyla gerçekleşir. Dünyanın kaderi, ilerleyişi zaten ezelden yazılmamış mıdır? Sadece buna dayanarak kafamızı vurup yatmamız mı gerekir? Optimal bir yaşam için hiçbirşey yapmayalım mı? Bu bakış açısı sizi bu denli nasıl da yeterince tatmin edebilir ki? Yatağımıza yatıp uzansak, açlıktan ölmemizin sebebi sadece Allah mıdır? Yoksa bu düşünce ayıp mıdır? Kolaya kaçmak değil midir?

 

Alt 27 Ekim 2011, 11:18   #15
Çevrimdışı
Cevap: Birand'ın yorumu şaşırtmadı.




Noyan Nickli Üyeden Alıntı
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
Siz ve diğer arkadaşlar, hatta ülkemizdeki milyonların inancının bu denli güçlü olması sahiden hoş.
Ama bilmenizi isterim ki Osmanlının bile son dönemlerde beşeri bilimler yerine sadece dini eğitim veriyor olması yıkımına neden olan etkenlerden biridir.
Deprem sadece fay hattı olan yerlerde gerçekleşmez.
Sizin bu deyiminize göre sağlığı normal olan bir insan da aniden kalp krizi geçirip yaşamını yitirebilir değil mi?
Bilimsel tarafından bakılmazsa, sadece inançlarımızla sineye çektiğimiz bu olayların hemen sonrasını fırsat bilip aynı çürük binaları inşa etmeye devam edecekler.
İnanç zaten bireyin kendisiyle alakalıdır. Fakat bilim, tüm insanlığın peşinden koşması ve onu en doğru biçimde elde etmesi gereken birşeydir.
Ateşe elinizi tuttuktan sonra hissettiğiniz acıyı inançlarınızla paralelleştirip Allah'ın böyle istediğini ve bu yüzden elinizin yandığını söyleyebilir misiniz?
Gereken güvenlik tedbirlerini almadan kendinizi bile bile silahlı çatışmanın ortasına attığınızda, bizler arkanızdan "Günü bitmiş" yorumlarını yaparsak ne kadar doğru olur?

En güzel örnek ise şu olmalı;
İslam dininde insanoğlunun intihar etmesi neden büyük günahlardandır hiç düşündünüz mü? Hatta bu bağlamda özgür iradenin yerini...

Farklı noktalardan yola çıkarak benzer örnekleri hatırlattım.
Belki biraz kafa karıştırabilir ama azıcık düşününce ilahi boyuttan ziyade dünyevi sebep-sonuç ilişkilerinin daha çok kurcalanması gereken bir durum.

Neden şehit verdiğimizde aklımıza ilk olarak "Allah'ın emri, dediği, isteği" gibi kavramlar değil de direk küresel çetelerin Mezopotamya coğrafyasındaki maşaları gelir? Neden direk olarak onlara lanet okuruz?

Nasıl ki verdiğimiz şehitlerin özgür iradeye devredilmiş katilleri varsa, bu depremlerin çoğunun da özgür iradeyle gerçekleşen, ihmalsızlık ve hırsızlıkla bağlantılı katilleri vardır.

İnsan sevap da işleyebilir günah da. Bu hak ona verilmiş olup adına özgür irade denir. Yaptığı herşeyden kendisi sorumludur.

Tabiki de herşey Allah'ın rızasıyla gerçekleşir. Dünyanın kaderi, ilerleyişi zaten ezelden yazılmamış mıdır? Sadece buna dayanarak kafamızı vurup yatmamız mı gerekir? Optimal bir yaşam için hiçbirşey yapmayalım mı? Bu bakış açısı sizi bu denli nasıl da yeterince tatmin edebilir ki? Yatağımıza yatıp uzansak, açlıktan ölmemizin sebebi sadece Allah mıdır? Yoksa bu düşünce ayıp mıdır? Kolaya kaçmak değil midir?


Noyan Ben sana katılıyorum..Sende haklısın tabiki sadece demek istediğim artık insanların bazı şeylerden ibret almalarıdır...

Alıntı:
De ki (Allah), üzerinizden veya ayaklarınızın altından, azap göndermeye kadirdir. Yahut bir fırkayı(milleti) musallat ederek bazınıza, bazınızın azabını tattırır. Bak! Ayetlerimizi nasıl açıklıyoruz? Umulur ki fıkhederler(aklederler).
[EN'AM(6)/65]
(Arkasından) onları, bir 'sarsıntı' yakaladı. Yurtlarında diz çökmüş olarak sabahladılar.
[ARAF (7)/ 78]
Böylece onları bir 'sarsıntı' tuttu. Arkasından da yurtlarında, diz çökmüş olarak sabahladılar.
[ARAF(7)/91]
Arz'da, birbirine komşu 'kıtalar', üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır. Öyle ki bunlar, aynı su ile sulandığı halde, ürünlerden bazısını bazısından üstün kılıyoruz. Muhakkak bunda, akledecek bir kavim için, ayetler vardır.
[RAD(13)/4]
Sizi, sarsmasın diye, Arz'a dağlar bıraktı. Irmaklar ve yollar (kıldı). Umulur ki doğru yolu bulursunuz.
[NAHL(16)/15]
Onlardan öncekiler de plan(düzen-tuzak) kurdular. Allah, binalarının temellerinden geldi, tavanlarını üzerlerine çökertti. Onlara azap, şuurunda olmadıkları bir yerden geldi.
[NAHL(16)/26]
O kötülükle, plan(tuzak-düzen) kuran kimseler, Allah'ın kendilerini, yere geçirmeyeceğinden veya şuurunda olmadıkları bir yerden, onlara azabın gelmesinden emin mi oldular?
[NAHL(16)/45]
(Allah'ın), kara tarafında(yanında) sizi, yere batırmayacağından yahut üzerinize "taş-dolu kasırgası" göndermeyeceğinden emin misiniz? Sonra, kendinize bir vekil de bulamazsınız.
[İSRA(17)/68]
Ve onları sarsmasın diye, Arz da dağları kıldık(yarattık). Yine onda(dağlarda), yollar açtık, umulur ki hidayet(doğru yolu) bulurlar.
[ENBİYA(21)/31]
Biz, onların her birini günahlarıyla yakaladık. Onlardan kiminin üzerine, 'taş-dolu kasırgası' gönderdik, kimini, 'şiddetli bir ses' yakaladı, kimini, 'yerin dibine' geçirdik ve kimini de suda boğduk. Allah, onlara zulmetmedi, ancak onlar kendilerine zulmettiler.
[ANKEBUT(29)/40]
İnsanların elleriyle kazandıkları(yaptıkları) dolayısıyla, karada ve denizde fesat(büyük olaylar) ortaya çıktı. (O) bazı yaptıkları(şeylerin) karşılığını tatmaları için! Umulur ki dönerler!
[RUM(30)/41]
(Allah), Gökleri, dayanak olmaksızın yarattı, siz onu görüyorsunuz. Sizi sarsmasın diye, Arz'a, dağlar bıraktı ve orada her canlıdan yaydı. Biz Gök'ten su indirdik, böylece orada, her kerim(güzel) çiftten bitki bitirdik.
[LOKMAN(31)/10]
Onlar, Gök'ten ve Arz'dan, arkalarında(geçmişte) ve önlerinde(gelecekte) olacakları görmüyorlar mı? Şayet dilersek, onları 'Arz'a batırırız' veya üzerlerine 'Gök'ten bir kütle(göktaşı)' düşürürüz. Muhakkak bunda, (Allah'a) yönelen köleler için bir ayet vardır.
[SEBE(34)/9]
Gök'te ki o kimsenin(Mikail'in), sizi Arz'a geçirmeyeceğinden emin mi oldunuz? O zaman Arz sarsılır(depremler olur).
O'nun üzerinize "taş-dolu kasırgası" göndermeyeceğinden emin misiniz? Yakında bileceksiniz, Benim uyarım(korkutmam) nasılmış?
[MÜLK(67)/16-17]
Fay sahibi Arz'a andolsun!


 

Alt 27 Ekim 2011, 11:47   #16
Çevrimdışı
Cevap: Birand'ın yorumu şaşırtmadı.




Kaderciliğin sonu kederciliktir.
Ayetler yaşayacaklarımızı işaret etmez! Ayetler önceki toplumlarda yaşananları, insanın tabiatı gereği düşülen hataların tekrarlanabileceğini (Fatiha suresinin sonunda sapıtanların ve gazaba uğrayanların yolundan uzak tut bizi diyoruz)ve bu yanlışlardan uzak durulmasının yolunu , nasıl barış ve huzur içinde yaşanılır onu anlatır. Kuran kelime anlamı itibariyle "anlaşılan" demektir.Anlamak için tanışmak gerekir.Tanışmak için sen nesin sorusunu sormamız gereklidir.Kuran-ı kerim Furkan ismiyle de anılır ki,furkan iyiyi kötüden ayıran demektir. Bu mantıkla baktığımız da “insan müteahhiti” diyebileceğimiz kuran-ı kerim sosyal yaşam programıdır.Bu programa bağlı kalmak Allah'a bağlı olmak demektir.Bu bilgileri vermekteki amacım Allah'ın insanlarla kurmuş olduğu iletişim aracının bizde oluşturması gereken bilinç içindir. Bu bilinç kaderciliği reddeden bilinç olmalıdır.Bu bilinç kaderin, insanın elinde ve özgür iradenin kontrolünde olduğunu bilmek demektir.
Yaşanan tüm olaylar için Allah’ın takdiri demek, sorumlusu da O demek değildir sevgili arkadaşlar.
Allah yeryüzünde İnsanı halife kılmıştır.Her birimiz Yeryüzünde Rabbin temsilcisiyiz.Rabbi nasıl temsil etmemizin yolu Kuran’dan geçer.
Dip not: Noyan kardeşimin yazdıkları okuyan herkes için ışıktır kanımca. Okumanızı tavsiye ederim.

 

Alt 27 Ekim 2011, 12:16   #17
Çevrimdışı
Cevap: Birand'ın yorumu şaşırtmadı.




Ünlü Sunucu Mehmet Ali Birand, Kanal D Ana Haber'de Van'daki depremle ilgili şu ilginç yorumu yaptı: “Burada insanlar depremin Allah'tan geldiğine inanıyorlar. Çünkü orda dikkat ettim Allah'u ekber, Allah... Sanki Allah'tan gelmiş bir şey gibi..”

Van da yaşayan müslümanda , japonyada yaşayan müslümanda Depremin Allahtan geldiğine inanır . (bkz. Zilzal suresi )

Bu yılda Haç kurban bayramına denk geldi diyen bir adamdan başka birşey beklenemez zaten . !

 

Alt 27 Ekim 2011, 14:27   #18
Noyan
Guest
Noyan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cevap: Birand'ın yorumu şaşırtmadı.




Alıntı:
Van'ın Erciş İlçesi'nde çöken binalardan biri de Sevgi Apartmanıydı. 20'ye yakın ceset çıkarıldı enkazdan.Apartmanı yapan müteahhit Salih Ölmez'in lüks villası da enkaza 300 metre. Villada tek bir çatlak yok. Ancak yine de villada oturmaktan korktuğunu söyleyen Ölmez, evinin bahçesine 2 Kızılay çadırı kurdurdu.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Ne demek istediğimi umarım anlamışsınızdır şimdi. Bu depremi özgür iradenin dışında değerlendirip uhrevi boyuta yüklemek ve ardından bizi korusun diye dua etmek ne kadar mantıklı bir kez daha düşünün. Tamam, Allah bizi korusun, korusun da burada bir adaletsizlik yok mu o zaman? Bir kere Allah sonsuz adalet sahibidir arkadaşlar. Yeryüzünde özgür iradeye bırakılmış olaylara kendisi hesap zamanı gelince el atar. Adam çürük binalar inşa etsin, kendi evi değil de masum halkın binaları yıkılsın ve can versinler, ondan sonra çıkıp denilsin ki Allah'ın işi. Yapmayın, etmeyin, eylemeyin. Asıl bu düşünce tarzı günahtır
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Madem dediğiniz gibi Allah'ın taktirinden başka hiçbir sebep yoktu, neden masum halkın canını alıyor da müteahhitler hala yaşıyor? Burada bir çelişki yok mu o zaman? Ezilenler hep gariban değil mi dünyanın dört bir tarafında? Afganistan'da askerlere tecavüz edilmesinin sorumlusu Allah mıdır? Ben bile burada adını her yazdığımda büyük bir korku yaşarken, siz bu depremin sorumluları olan hırsızları görmezlikten gelip nasıl sadece Allah'tan geldiğine inanıp sineye çekersiniz? Müslümanlıkta hakkını yedirmek, aramamak günah değil midir? Oturduğunuz evlerin sağlamlığına ne kadar eminsiniz?


Konu Noyan tarafından (27 Ekim 2011 Saat 14:34 ) değiştirilmiştir.
 

Alt 27 Ekim 2011, 14:41   #19
Çevrimdışı
Cevap: Birand'ın yorumu şaşırtmadı.




Noyan Nickli Üyeden Alıntı
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Ne demek istediğimi umarım anlamışsınızdır şimdi. Bu depremi özgür iradenin dışında değerlendirip uhrevi boyuta yüklemek ve ardından bizi korusun diye dua etmek ne kadar mantıklı bir kez daha düşünün. Tamam, Allah bizi korusun, korusun da burada bir adaletsizlik yok mu o zaman? Bir kere Allah sonsuz adalet sahibidir arkadaşlar. Yeryüzünde özgür iradeye bırakılmış olaylara kendisi hesap zamanı gelince el atar. Adam çürük binalar inşa etsin, kendi evi değil de masum halkın binaları yıkılsın ve can versinler, ondan sonra çıkıp denilsin ki Allah'ın işi. Yapmayın, etmeyin, eylemeyin. Asıl bu düşünce tarzı günahtır
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Madem dediğiniz gibi Allah'ın taktirinden başka hiçbir sebep yoktu, neden masum halkın canını alıyor da müteahhitler hala yaşıyor? Burada bir çelişki yok mu o zaman? Ezilenler hep gariban değil mi dünyanın dört bir tarafında? Afganistan'da askerlere tecavüz edilmesinin sorumlusu Allah mıdır? Ben bile burada adını her yazdığımda büyük bir korku yaşarken, siz bu depremin sorumluları olan hırsızları görmezlikten gelip nasıl sadece Allah'tan geldiğine inanıp sineye çekersiniz? Müslümanlıkta hakkını yedirmek, aramamak günah değil midir? Oturduğunuz evlerin sağlamlığına ne kadar eminsiniz?

Eline ,fikrine sağlık iki gözüm.
Bu düşünceden haraketle ,
Ahiret günü ateistin,katilin,vicdansızın,tecavüzcünün,zalimin söyleyceği söz şu olur. "Bu karakter,bu yaşam bizim kaderimizdi!Suç bizim değil!"

 

Alt 27 Ekim 2011, 15:14   #20
Çevrimdışı
Cevap: Birand'ın yorumu şaşırtmadı.




Kaderi tam anlamıyla öğrenip ona göre yorum yapmalıyız..

Alıntı:
Kaderin de kaderi var mı

Sual: Dua ile kader değişir mi? "Allah yazdıysa bozsun" deyimindeki mana nedir? Dua etmeyi dilemek de kaderden mi? Kaderin ömrü nereye kadardır? Ezeli mi, yoksa ebedi mi? Kaderin de bir kaderi var mı?
CEVAP
Önce kaza ve kader ile çeşitlerini bilmek gerekir.
Kader, Allahü teâlânın, olacak şeyleri ezelde bilmesidir. Kaza, kaderde bulunan şeyleri, zamanı gelince yaratmasıdır. Yani kader, maaş bordrosu gibidir. Kaza ise, bu maaşın dağıtılmasıdır. Allahü teâlâ, herkesin ne yapacağını, nerede nasıl öleceğini bilir. Buna, kader, kısmet, baht, nasip, talih, yazgı, alınyazısı deniyor. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah, onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir.) [Bekara 255]

Bir film tekrar tekrar gösterilse, bunu önceden seyretmiş birisi, ikinci, üçüncü defa seyrederken, (Baş rolde oynayan oyuncu, attan düşüp ölecek) dese, o dediği için mi filmdeki oyuncu ölüyor, yoksa, söyleyen daha önce seyrettiği için mi biliyor?

Takvimlere, bir yıl içinde güneşin ne zaman doğup, ne zaman batacağı, hesaplanarak yazılıyor. Güneş, takvimde bildirilen saatlerde doğup batar. Güneş, takvime öyle yazıldı diye bilinen saatlerde doğup batmaz. Takvime yazılması, güneşin doğmasına ve batmasına tesir etmez. Allahü teâlâ da insanların başlarına ne geleceğini bildiği için, bunları levh-i mahfuza yazmıştır. Bir âyet meali şöyledir:
(Allah her canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekanı bilir. Hepsi açık bir kitapta [levh-i mahfuzda] dır.) [Hud 6]

Kaderin değişeni de, değişmeyeni de vardır. Mesela değişmeyen ecele, ecel-i müsemma denir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Ecel bir an gecikmez ve vaktinden önce de gelmez.) [Araf34]

İnsanın işine göre, ömrü ve rızkı değişebilir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah, dilediğini siler, dilediğini değiştirmez. Ümm-ül-kitab [levh-i mahfuz] Ondadır.) [Ra’d 39]

Ümm-ül kitap,ezeli olan kelam-ı İlahinin yazılı olduğu kitaptır. Melekler, bunu anlayamaz. Zamanlı değildir. Allah’tan başka, kimse bilmez. Hiç yok olmaz. Levh-i mahfuzda değişiklik olur. Bunu melekler görür. İnsanın, işine göre, ömrü ve rızkı değişir. İyiler kötü, kötüler iyi olarak değiştirilebilir. Bir başka âyet meali de şöyledir:
(Herkesin ömrü ve ömürlerin kısalması elbette kitapta yazılıdır.) [Fatır 11]

Değişebilen kaza kadere kaza-i muallak denir. Bir kimse, iyi amel yapıp duası kabul olursa, o kaza değişebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kaza-i muallakı hiçbir şey değiştirmez. Yalnız dua değiştirir.) [Hakim]
(Kader, tedbirle, sakınmakla değişmez. Ama kabul olan dua, bela gelirken korur.) [Taberani]
(Sıla-i rahm ömrü uzatır.) [Taberani]

Kaderin levh-i mahfuzda yazılması kazadır. Bir kimseye takdir edilen bela, kaza-i muallak ise, o kimsenin dua etmesi de takdir edilmişse, dua eder, kabul olunca belayı önler. Duanın belayı önlemesi de kaza ve kaderdendir. Şemsiye yağmura siper olduğu gibi, dua da belaya siper olur.

Ecel-i müsemma değişmez ama; Ecel-i kaza değişebilir. Bir örnek: İki kişi, Hazret-i Davud’a birbirini şikayet etti. Azrail aleyhisselam gelip, (Bu iki kişiden birinin eceline bir hafta kaldı. İkincisinin ömrü de, bir hafta önce bitmişti; ama ölmedi) dedi. Hazret-i Davud, hayret edip sebebini sorunca cevaben dedi ki:
(İkincisinin bir akrabası vardı. Buna dargın idi. Bu gidip onun gönlünü aldı. Bunun için Allahü teâlâ, bunun ömrünü 20 yıl uzattı.) [Levh-i Mahfuz ve Ümm-ül-kitab risalesi]



 

 

Etiketler
birandın, yorumu, şaşırtmadı

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık