IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 22 Ocak 2016, 18:18   #1
Çevrimiçi
Ruhbanlık


-- Sponsor Baglantı --


Bütün Hıristiyan Kiliselerinde ve Mezheplerinde Rahipler vardır, bir ruhbanlık sınıfı mevcuttur; böylece Allah'ın mutlak salahiyeti veya yetkisi sınırlandırılmaz mı? Hem de böylece Allah ile kul arasında bir nevi aracılık ya da arabuluculuk oluşur; bu durum insanların hürriyetini ve bağımsızlığını kısıtlamaz mı?

Ruhbanlık sınıfı denilen din adamları vardır ve eskiden beri, Hıristiyanlığın ilk senelerinden beri vardı, bu bir gerçektir; bu müessese M. İsa'ya kadar uzanır: kendisi on iki havariyi Filistin köylerine göndermiştir (Mt. 6,6-7). Dirildikten sonra da şakirtlerine "Peder beni gönderdiği gibi, ben de sizi gönderiyorum" diye hitap etmiştir (Yu. 20,21) ve Peder'e dönmeden biraz önce yine Havarilerine "gidin, bütün ulusları eğitiniz" diyerek, onları dünyanın dört bucağına göndermiştir (Mt. 28,18-20; Mk. 16,16-17). Havariler de ilk Hıristiyan cemaatlerini kurdukları zaman her cemaatin başına bir yetkili takdis ve tayin etmişlerdir (H.İ. 14, 24; 20, 28 vs. Tit. 1, 5). Bu emirler İncil'de, hem de açık bir şekilde kaydedilmiş olmazsaydı, hiç kimse bu nevi yetkileri benimsemeyecekti.

Havarilerin ölümünden sonra bu yetkililer onların yerlerine geçmişlerdir; bunlara isim olarak, gözetmen ya da başkan manasına gelen Episkopos ya da kıdemli manasına gelen Presbyteros isimleri verilmiştir; onlar da kendilerine yardımcı olarak ve onların yerini doldursunlar diye, başkalarını takdis ve tayin etmişlerdir; bunların ismi de rahip veya kahin ol*muştur ve bu durum günümüze kadar devam etmiştir.

Rahip veya Kahin denilen Hıristiyan din adamlarının görevleri ve yetkilerine gelince, bunlar Yeni Ahit'te şu şekilde belirtilmişlerdir: "İnsanlar arasından seçilmiş olan her başkahin, günahlara karşılık adaklar ve kurbanlar sunmak üzere Allah'la ilgili konularda insanları temsil etmek için atanır". (İbr. 5,1; bk. İbr. 8,3). Demek ki rahip insanlar ile Allah arasında gerçekten bir nevi mutavassıt (aracı) görevini görür; ancak bu gerçek, Allah'ın kudretini ya da mutlak salahiyetini ve kadirliğini kısıtlamaz; Allah istediği zaman lütuflarını istediği kişilere doğrudan doğruya ihsan edebilir; ayrıca bu müessese, biraz önce görüldüğü gibi, M. İsa'nın kendisi tarafından tesis edilmiştir, demek ki, bizzat Allah tarafından istenmiştir, insanlar için kurulmuştur; rahiplerin görevi Kilisenin görevini yerine getirmektir, o da, No. 5'de gördüğümüz gibi, İsa'nın eserini, yani kurtuluşu devam ettirmek ve dünyanın dört bucağına götürmektir.

Kilise'nin - ve dolayısıyla rahiplerin - en önemli görevlerinden biri de ilahi gizemleri ya da kutsama âyinlerini icra ederek, onların vasıtasıyla müminlere ilahi lütfu ya da kayrayı ihsan etmek ya da ulaştırmaktır; örneğin: Kutsal Efkaristiya ya da Kuddas âyini yerine getirmek, günahları çıkarmak vs. Rahipler bunu kendilerinin namına veya kendi başlarına, sanki kendi şahsi yetkileri ya da şahsi bir üstünlükleri varmış gibi yapmamaktadırlar; bu yetkiler kendilerine Kilise vasıtasıyla M. İsa tarafından gelip verilmiştir. Bu şekilde, İsa insanlara bu yetkileri vererek, insanların kendi kurtuluş eserine etken bir şekilde iştirak etmelerini istemiştir.

Bu hususiyet Allah'ın mutlak salahiyetini sınırlandırmaz veya insanların hürriyetini kısıtlamaz, çünkü her mümin, her Hıristiyan daima ve ne zaman, nerede ve nasıl isterse doğrudan doğruya Allah'a yalvarabilir, övgü ve şükran dualarını doğrudan doğruya Allah'a yöneltebilir; bir arabulucu varsa, o ancak M. İsa'dır; bu gerçek Aziz Pavlus'un şu sözlerine dayanmaktadır: "Allah ile insanlar arasında tek bir aracı vardır, o da insan olan ve kendisini herkes için fidye olarak sunmuş olan Mesih İsa'dır" (I. Tim. 2,5). Rahibin görevi hıristiyan cemaatinin aleni ibadetlerini düzenlemek ve yönetmek, Efkaristiya sırrını icra etmek ve İncil'i açıklamaktır.

Aynı zamanda, Allah da istediği zaman ve istediği şekilde inayetlerini, lütuflarını istediği kişilere doğrudan doğruya ihsan edebilir ve etmektedir; yani M. Ö. ve bugün de Hıristiyan olmayan birçok kişi Allah'ın yolundan gitmektedirler. Ancak, rahiplerin vasıtasıyla verilen inayetler insanlar için daha emindir; örneğin, her Hıristiyan Allah'a yalvararak günahlarının affını dileyebilir, ancak Allah onları gerçekten affetti mi, affetmedi mi, bunu bilemez; ama bir rahip önünde günahlarını itiraf ederse ve rahip kendisine "Senin günahların affedilmiştir" derse, Allah'ın affından emin olabilir, zira M. İsa rahiplerine bu yetkiyi vermiştir (bk. daha ileride, N. VIII). Veya herkes Hıristiyan olmayı arzu edip bu dini öğrenebilir, onun buyurduğu ibadetlerini de yerine getirebilir, ve bu şekilde kendisini kalpten Hıristiyan sayabilir; fakat vaftiz olursa gerçekten aleni bir şekilde Hıristiyan cemaatine girmiş olacak, gerçekten ve resmen Hıristiyan olmuş olacaktır (bk. N. XIII).


Rahipler evlenmezler, neden?

Hıristiyan din adamlarının bazıları evlenmezler; bu bir gerçektir; bunlara rahip veya keşiş denilir. Aslında ruhbanlık sınıfında iki çeşit din adamı ayırdedebiliriz.

Birincisi, kendisini tamamen Allah'a adamak isteyenlerden oluşur; bunların bazılan inzivaya çekilip kapalı manastırlarda yaşayarak kendilerini ibadete verirler; bazılar hastanelerde hastalara bakarlar, yetimhanelerde kimsesiz çocuklara bakarlar ya da okullarda çocuklara ders verirler, onları yetiştirirler, ya da diğer şefkat işleriyle meşgul olurlar. Bunlar erkek de, kadın da olabilir; demek ki hem rahip veya keşiş hem de rahibeler vardır. Onların asıl maksadı hayatlarını ve kendilerini Allah'a vakfetmektir ve bunu daha derin ve tam bir şekilde yerine getirebilmek için evlenmezler ki, tamamen Allah'a ait olsunlar; tamamen hayatlarını Allah'a adamak, kendilerini tamamen Allah'a vermek maksadıyla bu tür hayatı seçmişlerdir; Allah uğruna yaşarlar; bekâret de kendilerinin Allah'a derin bağlantılannın ve derin sevgilerinin simgesi ve ifadesidir.

İkinci çeşit din adamı ise daha çok cemaatlere bakmaktadır, aleni ibadetleri ve dini törenleri düzenleyip yönetirler, kutsama âyinlerini (sakramentler) icra ederler ve bilhassa Efkaristiya denilen Missa ya da Kuddas âyini icra ederler veya edebilirler. Bunlar yalnız erkektirler; bunlara da, daha uygun bir isim bulunmadığı için, rahip denilir; bazı kişiler ise onlar için "kâhin" kelimesini kullanırlar. Bu çeşit din adamları gerçekten ve kelimenin tam manasıyla bir ruhban sınıfı ve bir hiyerarşi, yani silsilei meratip oluştururlar; demek ki, birkaç kademe vardır. En alt kademeyi "diyakos" denilen rahip yardımcısı oluşturur, İkinci aşamada rahipliktir; rahip, Efkaristiya âyini, tövbe ameli gibi kutsama âyinlerini -gizemleri- icra eder. Üçüncüsü ve son aşama episkoposluktur; episkopos, her rahibin yaptığı kutsama âyinlerini yerine getirebilir ve aynı zamanda yeni rahipler ve episkoposlar takdis edebilir ki, her hangi bir rahip bunu yapamaz.

Bu ruhbanlık hiyerarşinin yanında, bir teşkilat hiyerarşi veya kademeleri vardır, Kilisede. Bu ikinci hiyerarşide şu mertebeler mevcuttur: en küçük veya en alttaki derece, kilise cemaatleridir, bir veya birkaç rahip ona bakar; cematler küçük iseler, bir tek rahip iki veya üç cemaatten mesul olabilir. Birkaç - yedi, sekiz, on, oniki - cemaat bir dekanlık veya dini kaza oluştururlar; onlara Duayen veya Dekan ya da Başrahip denilen rahip bakar; (ruhbanlık bakımından ise sadece rahiptir!). Birkaç dekanlık bir episkoposluk oluşturur; onun başında bir episkopos bulunur; demek ki, episkopos hem ruhbanlık hiyerarşisinde hem de teşkilat hiyerarşisinde ayrı bir mertebedir; (buna rağmen, bazı episkoposlar, teşkilat bakımından bir episkoposluğun başkanı değillerdir); birkaç episkoposluk bir dini bölge oluştururlar; onun başında başepiskopos bulunur (ruhbanlık bakımından o da sadece episkopostur; zaten ruhbanlıkta, episkopos üzerinde bir mertebe yoktur); bazı önemli veya büyük, geniş episkoposlukların başkanı da başepiskopos ünvanını taşımaktadır. En sonunda Papa vardır; o, Kilisenin başkanı, onun birliğinin simgesi, koruyucusu ve teminatçısıdır; fakat o da, ruhbanlık bakımından sadece bir episkopostur, Roma episkoposu.

Bunun yanında çeşitli ünvan ve ayrı görevleri daha vardır; meselâ, Papalık teşkilatındaki çeşitli daire başkanları genellikle Kardinal ünvanını taşımaktadırlar; bazı büyük şehirlerin episkoposları da bu Kardinal ünvanını taşırlar; fakat bu ünvan, ne ruhbanlık hiyerarşisinde ne de teşkilat hiyerarşisinde ayrı bir mertebedir.

Bütün bu kademeler önemli ise de, Allah'ın yakınlığı ile hiç ilgileri yoktur; bunlar sadece dini, ruhani veya idari görevlerdir; gerçekten Allah'a daha yakın olan sadece O'na daha hakiki, samimi ve mükemmel bir şekilde bağlı olup hizmet edenlerdir; ve bunların kim olduğunu sadece Allah'ın kendisi bilir; bu O'nun sırrıdır.

Latin Katolik Kilise'sine mensup olan bu ikinci çeşit din adamları evlenmezler, demek ki, onlar gerçekten rahiptirler; Ortodoks, Protestan ve Doğu Katolik Kilise'lerine mensup olanlar ise evli olabilirler; bu yüzden onlara rahip denilmez, onlar için, genel bir terim olan din adamı denilir. Latin Kilise'sinin din adamları evli değillerse, kendilerini daha mükemmel bir şekilde Allah'a ve Kilise'ye vakfedebilsiner ve kendilerine verilen vazifelerini daha iyi bir şekilde yerine getirebilsinler diye, tespit edilmiştir. Ayrıca bu kural çok eskidir, fakat İncil'de kesin bir şart olarak öngörülmemiştir; bu kural, M. S. 309-312 yılları arasında İspanya'nın Elvire şehrinde (bugünkü Granada) toplanmış olan episkoposlar kurulu tarafından konulmuştur; demek ki, Kilise tarafından konulmuş bu şart, yine Kilise tarafından kaldırılabilir. Kilise de onu gerçekten, bir istisna olarak, birkaç defa kaldırılmıştır, bu yüzden evli olan birkaç Katolik din adamı da vardı ve hâlâ vardır.

Bütün bu rahip, rahibe, keşiş de diğer din adamları bu hayat şeklini tamamen özgürce, kendi arzularına göre seçmişlerdir, ve yine kendi arzularıyla bu şekilde yaşamaya devam etmektedirler.


Neye yarar?

Ara sıra bazı kişiler, kendilerini Hıristiyan sayanlar bile, "bu gibi hayat neye yarar? Bir kişi veya birkaç kişi böyle el etek çekerek bir manastıra kapanıp hayatı boyunca orada kalırsa, bu hayat neye yarar; hem diğer insanlara hem de kendilerine yazık değil mi?" diye sorarlar.

Bu tür sorulara ya da itirazlara birkaç cevap verilebilir:
İlk önce, bu hayat tarzını seçen insanlar, erkek olsun, kadın olsun, birçok dinlerde vardı ve hâla vardır; Budizm'de, İslam'da, Musevilik'te v.s. dinlerde bu nevi müesseseler vardır (Lamalar, Sufiler, Esseniler, v.s.); çünkü her yerde ve her zaman kendilerini tamamen Allah'a adamak istiyen insanlar or*taya çıkmış ve çıkmaktadır; bunun için birçok dinlerde bu nevi müesseseler türemişler. Protestan mezhebi bir ara bunu resmen kaldırmıştır, sonradan ise yeniden ve kendiliğinden ortaya çıkmıştır.

Sonra, bu nevi hayat süren insanlar, toplum için tamamen faydasız değillerdir; Hıristiyan manastırlarında yaşayanlar da çalışırlar, bir asalak hayatı sürmezler, onlar da her günkü ekmeklerini kazanmalıdırlar; her çeşit işlerle meşguldurlar; örneğin, Avrupa'nın orta çağında birçok manastırlar bataklıklar kurutup veya ormanlar açıp bu toprakları tarıma elverişli hale getirmişler; birçok eski edebiyat eserleri bugüne kadar gelmişlerse, bunu manastırlardaki rahiplere borçluyuz, bu rahipler ve keşişler bu eserleri eski ve çürümeye mahkum olan elyazmalarından çok temiz bir şekilde kopya etmişlerdir. Bugünlerde ise, manastırlarda yaşayan rahipler veya rahibeler sosyal işlerle, eğitimle, fen ve ilimle meşguldurlar, herkes kendi yeteneklerine göre hem Allah'a ibadet etmeye hem de diğer insanlara yararlı bir iş yerine getirmeye gayret sarfetmektedir.
Nihayet, bu gibi kişiler diğer insanlar için bir numune ve bir nevi sessiz bir öğüt oluşurlar; zira insan hayatının manası ve maksadı nedir? Allah'a doğru gitmek, Allah'a yaklaşmak ve nihayet O'na kavuşmak değil midir? ve manastırda yaşayan rahipler ve rahibeler bu gerçeği hatırlatmaktadırlar. Kim tamamen maddeci ise, kim sadece maddi dünyaya ve maddi basanlara inanırsa ve önem verirse, bu nevi hayatları tamamen manasız bulacaktır. Bütün dinleri ve dini hareketleri, amelleri, ibadetleri de tamamen manasız bulacaktır; zira bu zihniyeti savunan insanlar her şeyde sadece maddi bir menfaat ararlar ve maddi menfaati olmayan her şeyi reddederler; bu nevi insanlara bu hayat tarzını izah etmek ikmânsızdır, bunu yapmaya çalışmak da başarısızlığa mahkum olan bir teşebbüstür.
Fakat insanın hayatında maddi, mali veya parasal değerlerden başka değerler yokmudur?
Başka değerler yoksa dinin manası ne olabilir?
Sadece bazı politikacıların elinde, halka baskı yapabilmek için, önemli ve etkili bir araç olacaktır.


aLinti..
Bütün Hıristiyan Kiliselerinde ve Mezheplerinde Rahipler vardır, bir ruhbanlık sınıfı mevcuttur; böylece Allah'ın mutlak salahiyeti veya yetkisi sınırlandırılmaz mı? Hem de böylece Allah ile kul arasında bir nevi aracılık ya da arabuluculuk oluşur; bu durum insanların hürriyetini ve bağımsızlığını kısıtlamaz mı?

Ruhbanlık sınıfı denilen din adamları vardır ve eskiden beri, Hıristiyanlığın ilk senelerinden beri vardı, bu bir gerçektir; bu müessese M. İsa'ya kadar uzanır: kendisi on iki havariyi Filistin köylerine göndermiştir (Mt. 6,6-7). Dirildikten sonra da şakirtlerine "Peder beni gönderdiği gibi, ben de sizi gönderiyorum" diye hitap etmiştir (Yu. 20,21) ve Peder'e dönmeden biraz önce yine Havarilerine "gidin, bütün ulusları eğitiniz" diyerek, onları dünyanın dört bucağına göndermiştir (Mt. 28,18-20; Mk. 16,16-17). Havariler de ilk Hıristiyan cemaatlerini kurdukları zaman her cemaatin başına bir yetkili takdis ve tayin etmişlerdir (H.İ. 14, 24; 20, 28 vs. Tit. 1, 5). Bu emirler İncil'de, hem de açık bir şekilde kaydedilmiş olmazsaydı, hiç kimse bu nevi yetkileri benimsemeyecekti.

Havarilerin ölümünden sonra bu yetkililer onların yerlerine geçmişlerdir; bunlara isim olarak, gözetmen ya da başkan manasına gelen Episkopos ya da kıdemli manasına gelen Presbyteros isimleri verilmiştir; onlar da kendilerine yardımcı olarak ve onların yerini doldursunlar diye, başkalarını takdis ve tayin etmişlerdir; bunların ismi de rahip veya kahin ol*muştur ve bu durum günümüze kadar devam etmiştir.

Rahip veya Kahin denilen Hıristiyan din adamlarının görevleri ve yetkilerine gelince, bunlar Yeni Ahit'te şu şekilde belirtilmişlerdir: "İnsanlar arasından seçilmiş olan her başkahin, günahlara karşılık adaklar ve kurbanlar sunmak üzere Allah'la ilgili konularda insanları temsil etmek için atanır". (İbr. 5,1; bk. İbr. 8,3). Demek ki rahip insanlar ile Allah arasında gerçekten bir nevi mutavassıt (aracı) görevini görür; ancak bu gerçek, Allah'ın kudretini ya da mutlak salahiyetini ve kadirliğini kısıtlamaz; Allah istediği zaman lütuflarını istediği kişilere doğrudan doğruya ihsan edebilir; ayrıca bu müessese, biraz önce görüldüğü gibi, M. İsa'nın kendisi tarafından tesis edilmiştir, demek ki, bizzat Allah tarafından istenmiştir, insanlar için kurulmuştur; rahiplerin görevi Kilisenin görevini yerine getirmektir, o da, No. 5'de gördüğümüz gibi, İsa'nın eserini, yani kurtuluşu devam ettirmek ve dünyanın dört bucağına götürmektir.

Kilise'nin - ve dolayısıyla rahiplerin - en önemli görevlerinden biri de ilahi gizemleri ya da kutsama âyinlerini icra ederek, onların vasıtasıyla müminlere ilahi lütfu ya da kayrayı ihsan etmek ya da ulaştırmaktır; örneğin: Kutsal Efkaristiya ya da Kuddas âyini yerine getirmek, günahları çıkarmak vs. Rahipler bunu kendilerinin namına veya kendi başlarına, sanki kendi şahsi yetkileri ya da şahsi bir üstünlükleri varmış gibi yapmamaktadırlar; bu yetkiler kendilerine Kilise vasıtasıyla M. İsa tarafından gelip verilmiştir. Bu şekilde, İsa insanlara bu yetkileri vererek, insanların kendi kurtuluş eserine etken bir şekilde iştirak etmelerini istemiştir.

Bu hususiyet Allah'ın mutlak salahiyetini sınırlandırmaz veya insanların hürriyetini kısıtlamaz, çünkü her mümin, her Hıristiyan daima ve ne zaman, nerede ve nasıl isterse doğrudan doğruya Allah'a yalvarabilir, övgü ve şükran dualarını doğrudan doğruya Allah'a yöneltebilir; bir arabulucu varsa, o ancak M. İsa'dır; bu gerçek Aziz Pavlus'un şu sözlerine dayanmaktadır: "Allah ile insanlar arasında tek bir aracı vardır, o da insan olan ve kendisini herkes için fidye olarak sunmuş olan Mesih İsa'dır" (I. Tim. 2,5). Rahibin görevi hıristiyan cemaatinin aleni ibadetlerini düzenlemek ve yönetmek, Efkaristiya sırrını icra etmek ve İncil'i açıklamaktır.

Aynı zamanda, Allah da istediği zaman ve istediği şekilde inayetlerini, lütuflarını istediği kişilere doğrudan doğruya ihsan edebilir ve etmektedir; yani M. Ö. ve bugün de Hıristiyan olmayan birçok kişi Allah'ın yolundan gitmektedirler. Ancak, rahiplerin vasıtasıyla verilen inayetler insanlar için daha emindir; örneğin, her Hıristiyan Allah'a yalvararak günahlarının affını dileyebilir, ancak Allah onları gerçekten affetti mi, affetmedi mi, bunu bilemez; ama bir rahip önünde günahlarını itiraf ederse ve rahip kendisine "Senin günahların affedilmiştir" derse, Allah'ın affından emin olabilir, zira M. İsa rahiplerine bu yetkiyi vermiştir (bk. daha ileride, N. VIII). Veya herkes Hıristiyan olmayı arzu edip bu dini öğrenebilir, onun buyurduğu ibadetlerini de yerine getirebilir, ve bu şekilde kendisini kalpten Hıristiyan sayabilir; fakat vaftiz olursa gerçekten aleni bir şekilde Hıristiyan cemaatine girmiş olacak, gerçekten ve resmen Hıristiyan olmuş olacaktır (bk. N. XIII).


Rahipler evlenmezler, neden?

Hıristiyan din adamlarının bazıları evlenmezler; bu bir gerçektir; bunlara rahip veya keşiş denilir. Aslında ruhbanlık sınıfında iki çeşit din adamı ayırdedebiliriz.

Birincisi, kendisini tamamen Allah'a adamak isteyenlerden oluşur; bunların bazılan inzivaya çekilip kapalı manastırlarda yaşayarak kendilerini ibadete verirler; bazılar hastanelerde hastalara bakarlar, yetimhanelerde kimsesiz çocuklara bakarlar ya da okullarda çocuklara ders verirler, onları yetiştirirler, ya da diğer şefkat işleriyle meşgul olurlar. Bunlar erkek de, kadın da olabilir; demek ki hem rahip veya keşiş hem de rahibeler vardır. Onların asıl maksadı hayatlarını ve kendilerini Allah'a vakfetmektir ve bunu daha derin ve tam bir şekilde yerine getirebilmek için evlenmezler ki, tamamen Allah'a ait olsunlar; tamamen hayatlarını Allah'a adamak, kendilerini tamamen Allah'a vermek maksadıyla bu tür hayatı seçmişlerdir; Allah uğruna yaşarlar; bekâret de kendilerinin Allah'a derin bağlantılannın ve derin sevgilerinin simgesi ve ifadesidir.

İkinci çeşit din adamı ise daha çok cemaatlere bakmaktadır, aleni ibadetleri ve dini törenleri düzenleyip yönetirler, kutsama âyinlerini (sakramentler) icra ederler ve bilhassa Efkaristiya denilen Missa ya da Kuddas âyini icra ederler veya edebilirler. Bunlar yalnız erkektirler; bunlara da, daha uygun bir isim bulunmadığı için, rahip denilir; bazı kişiler ise onlar için "kâhin" kelimesini kullanırlar. Bu çeşit din adamları gerçekten ve kelimenin tam manasıyla bir ruhban sınıfı ve bir hiyerarşi, yani silsilei meratip oluştururlar; demek ki, birkaç kademe vardır. En alt kademeyi "diyakos" denilen rahip yardımcısı oluşturur, İkinci aşamada rahipliktir; rahip, Efkaristiya âyini, tövbe ameli gibi kutsama âyinlerini -gizemleri- icra eder. Üçüncüsü ve son aşama episkoposluktur; episkopos, her rahibin yaptığı kutsama âyinlerini yerine getirebilir ve aynı zamanda yeni rahipler ve episkoposlar takdis edebilir ki, her hangi bir rahip bunu yapamaz.

Bu ruhbanlık hiyerarşinin yanında, bir teşkilat hiyerarşi veya kademeleri vardır, Kilisede. Bu ikinci hiyerarşide şu mertebeler mevcuttur: en küçük veya en alttaki derece, kilise cemaatleridir, bir veya birkaç rahip ona bakar; cematler küçük iseler, bir tek rahip iki veya üç cemaatten mesul olabilir. Birkaç - yedi, sekiz, on, oniki - cemaat bir dekanlık veya dini kaza oluştururlar; onlara Duayen veya Dekan ya da Başrahip denilen rahip bakar; (ruhbanlık bakımından ise sadece rahiptir!). Birkaç dekanlık bir episkoposluk oluşturur; onun başında bir episkopos bulunur; demek ki, episkopos hem ruhbanlık hiyerarşisinde hem de teşkilat hiyerarşisinde ayrı bir mertebedir; (buna rağmen, bazı episkoposlar, teşkilat bakımından bir episkoposluğun başkanı değillerdir); birkaç episkoposluk bir dini bölge oluştururlar; onun başında başepiskopos bulunur (ruhbanlık bakımından o da sadece episkopostur; zaten ruhbanlıkta, episkopos üzerinde bir mertebe yoktur); bazı önemli veya büyük, geniş episkoposlukların başkanı da başepiskopos ünvanını taşımaktadır. En sonunda Papa vardır; o, Kilisenin başkanı, onun birliğinin simgesi, koruyucusu ve teminatçısıdır; fakat o da, ruhbanlık bakımından sadece bir episkopostur, Roma episkoposu.

Bunun yanında çeşitli ünvan ve ayrı görevleri daha vardır; meselâ, Papalık teşkilatındaki çeşitli daire başkanları genellikle Kardinal ünvanını taşımaktadırlar; bazı büyük şehirlerin episkoposları da bu Kardinal ünvanını taşırlar; fakat bu ünvan, ne ruhbanlık hiyerarşisinde ne de teşkilat hiyerarşisinde ayrı bir mertebedir.

Bütün bu kademeler önemli ise de, Allah'ın yakınlığı ile hiç ilgileri yoktur; bunlar sadece dini, ruhani veya idari görevlerdir; gerçekten Allah'a daha yakın olan sadece O'na daha hakiki, samimi ve mükemmel bir şekilde bağlı olup hizmet edenlerdir; ve bunların kim olduğunu sadece Allah'ın kendisi bilir; bu O'nun sırrıdır.

Latin Katolik Kilise'sine mensup olan bu ikinci çeşit din adamları evlenmezler, demek ki, onlar gerçekten rahiptirler; Ortodoks, Protestan ve Doğu Katolik Kilise'lerine mensup olanlar ise evli olabilirler; bu yüzden onlara rahip denilmez, onlar için, genel bir terim olan din adamı denilir. Latin Kilise'sinin din adamları evli değillerse, kendilerini daha mükemmel bir şekilde Allah'a ve Kilise'ye vakfedebilsiner ve kendilerine verilen vazifelerini daha iyi bir şekilde yerine getirebilsinler diye, tespit edilmiştir. Ayrıca bu kural çok eskidir, fakat İncil'de kesin bir şart olarak öngörülmemiştir; bu kural, M. S. 309-312 yılları arasında İspanya'nın Elvire şehrinde (bugünkü Granada) toplanmış olan episkoposlar kurulu tarafından konulmuştur; demek ki, Kilise tarafından konulmuş bu şart, yine Kilise tarafından kaldırılabilir. Kilise de onu gerçekten, bir istisna olarak, birkaç defa kaldırılmıştır, bu yüzden evli olan birkaç Katolik din adamı da vardı ve hâlâ vardır.

Bütün bu rahip, rahibe, keşiş de diğer din adamları bu hayat şeklini tamamen özgürce, kendi arzularına göre seçmişlerdir, ve yine kendi arzularıyla bu şekilde yaşamaya devam etmektedirler.


Neye yarar?

Ara sıra bazı kişiler, kendilerini Hıristiyan sayanlar bile, "bu gibi hayat neye yarar? Bir kişi veya birkaç kişi böyle el etek çekerek bir manastıra kapanıp hayatı boyunca orada kalırsa, bu hayat neye yarar; hem diğer insanlara hem de kendilerine yazık değil mi?" diye sorarlar.

Bu tür sorulara ya da itirazlara birkaç cevap verilebilir:
İlk önce, bu hayat tarzını seçen insanlar, erkek olsun, kadın olsun, birçok dinlerde vardı ve hâla vardır; Budizm'de, İslam'da, Musevilik'te v.s. dinlerde bu nevi müesseseler vardır (Lamalar, Sufiler, Esseniler, v.s.); çünkü her yerde ve her zaman kendilerini tamamen Allah'a adamak istiyen insanlar or*taya çıkmış ve çıkmaktadır; bunun için birçok dinlerde bu nevi müesseseler türemişler. Protestan mezhebi bir ara bunu resmen kaldırmıştır, sonradan ise yeniden ve kendiliğinden ortaya çıkmıştır.

Sonra, bu nevi hayat süren insanlar, toplum için tamamen faydasız değillerdir; Hıristiyan manastırlarında yaşayanlar da çalışırlar, bir asalak hayatı sürmezler, onlar da her günkü ekmeklerini kazanmalıdırlar; her çeşit işlerle meşguldurlar; örneğin, Avrupa'nın orta çağında birçok manastırlar bataklıklar kurutup veya ormanlar açıp bu toprakları tarıma elverişli hale getirmişler; birçok eski edebiyat eserleri bugüne kadar gelmişlerse, bunu manastırlardaki rahiplere borçluyuz, bu rahipler ve keşişler bu eserleri eski ve çürümeye mahkum olan elyazmalarından çok temiz bir şekilde kopya etmişlerdir. Bugünlerde ise, manastırlarda yaşayan rahipler veya rahibeler sosyal işlerle, eğitimle, fen ve ilimle meşguldurlar, herkes kendi yeteneklerine göre hem Allah'a ibadet etmeye hem de diğer insanlara yararlı bir iş yerine getirmeye gayret sarfetmektedir.
Nihayet, bu gibi kişiler diğer insanlar için bir numune ve bir nevi sessiz bir öğüt oluşurlar; zira insan hayatının manası ve maksadı nedir? Allah'a doğru gitmek, Allah'a yaklaşmak ve nihayet O'na kavuşmak değil midir? ve manastırda yaşayan rahipler ve rahibeler bu gerçeği hatırlatmaktadırlar. Kim tamamen maddeci ise, kim sadece maddi dünyaya ve maddi basanlara inanırsa ve önem verirse, bu nevi hayatları tamamen manasız bulacaktır. Bütün dinleri ve dini hareketleri, amelleri, ibadetleri de tamamen manasız bulacaktır; zira bu zihniyeti savunan insanlar her şeyde sadece maddi bir menfaat ararlar ve maddi menfaati olmayan her şeyi reddederler; bu nevi insanlara bu hayat tarzını izah etmek ikmânsızdır, bunu yapmaya çalışmak da başarısızlığa mahkum olan bir teşebbüstür.
Fakat insanın hayatında maddi, mali veya parasal değerlerden başka değerler yokmudur?
Başka değerler yoksa dinin manası ne olabilir?
Sadece bazı politikacıların elinde, halka baskı yapabilmek için, önemli ve etkili bir araç olacaktır.


aLinti..
__________________
#HerSeyCokGuzeℒoℒacak..ღ ❦
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
ruhbanlık

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ruhbân Nedir? İslamda Ruhbanlık Seyra Dini Sözlük 0 13 Eylül 2014 22:16