IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  kral sohbet




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 09 Haziran 2006, 10:50   #11
Maniack
Guest
Maniack - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yanıt: İllerin Tarihcesi




Bolu - 6 ( Devamı )

MONDROS'TAN CUMHURİYETE(1918 - 1923)
Milli Mücadele ve Cumhuriyetin başlarında Bolu'yu temsil eden milletvekilleri, gerçekten zor bir dönemde büyük imtihan vermişlerdir.
Bolu'daki parlamenter hayat, ilk anayasanın yürürlüğe girmesi ile başlamıştı. II. Sultan Abdülhamid ve V. Mehmed Reşad dönemlerinde, Kastamonu; Müstakil Mutasarrıflık sonrası da Bolu grubunu teşkil etmişlerdir.
Milli Mücadele başlarında ise meclis mevcut olmadığı için Bolu'nun milletvekili yoktu. Fakat, Amasya'da, Mustafa Kemal Paşa - Salih Paşa görüşmelerinde, Meclis için seçimlerin yapılması ve Meclis'in açılması kararlaştırılmıştı. Bu nedenle, Ali Rıza Paşa Hükümeti Dahiliye Nezareti kanalı ile Vilayet ve Mutasarrıflıklar'a gönderdiği emirde, meb'us seçimlerinin yapılmasını istemişti.
İstanbul'daki Meclis-i Meb'usan-ı Osmani için Bolu'da da genel gözetim altında seçimler yapıldı (Aralık 1919). Ocak 1920'de adı geçen meclis de Bolu'yu temsil eden meb'uslar Tunalı Hilmi, Müfti Ahmed Tayyar, Nuhzade Mehmed Vasfi ve Yaver Cevad Abbas Bey'di. Tunalı Hilmi, inkılapçı görüşleri savunan ve İttihad ve Terakki döneminde, Karadeniz Ereğlisi kaymakamlığı yapmış kimse idi. Bolu'nun köklü ailelerinden "müfti" diye tanınan Ahmed Tayyar (Çulha), Milli Mücadeleye kalben inanmış, kongrelerin vatanın kurtuluşunda rol oynayacağı etkinliği önceden görebilmiş şahsiyetti. Mehmed Vasfi Bey, Bolulu Nuhzadelerdendi. Cevad Abbas Bey ise M. Kemal Paşa'nın çevresinden subaydı. "Yaver" olarak şöhret kazanmıştı.
Bilindiği üzere, Meclis-i Meb'usan-ı Osmani'nin uzun olmadı. İngilizler, İstanbul'u Mart 1920'de işgal ettiler. Bazı parlamenterler de çeşitli nedenlerle göz altına alınmaya başlandı. Bir kısmı da Malta'ya sürüldüler. Mustafa Kemal Paşa, İngilizlerin tutumunu önceleri sezdiği için rapor almış ve İstanbul'a gitmemişti. Başkent'deki elim durumu öğrendikten sonra, vilayet ve mutasarrıflıklara telgraf gönderdi. Yeni seçimlerin gerekliliğini vurguladı.
Ankara'daki yeni meclisin adı Meclis-i Kebir-i Milli olacaktı. Ancak bu isim Türkçeleştirilerek, Büyük Millet Meclisi adını aldı. Bolu seçimlerinde, Nuhzade ile Ahmed Tayyar Bey yer almadılar. Yeni listede göze çarpan isimler; Abdullah Sabri, Abdülvahhab, Fuad, Mehmed Cevad, Mehmed Şükrü, Tunalı Hilmi, Nuri ve Yusuf İzzed Paşa idi. Abdülvahhab Bey, Ankara'ya gitmedi. Az sonra meydana gelen Ankara karşıtı grubun liderliğini yaptı. Yusuf İzzed Paşa, onun yerine Bolu milletvekili olarak seçildi. Ancak o da, Yunan Cephesinde iken vefat etti.
BMM, 23 Nisan 1920'de törenle açıldı. Bolu ve kazalarınca tebrik edildi. Dr. Fuad ve Derdli Gazetesi sahibi Şükrü Beyler Hüsrev Bey Hey'et-i Nasihasında oldukları için Meclis açılışında bulunamadılar. Tunalı Hilmi Bey ise İstanbul'dan Ankara'ya ulaşamamıştı. Bu durumda, Devrekli Abdullah Bey ile Düzceli Nuri (Aksu) BMM'nin kutsal çatısı altında olabilmenin zevkini yaşamışlardır.
BMM'nin II. Dönemi 1923 - 1927 tarihlerini içermektedir. Yeni dönem için Bolu, BMM'de beş milletvekili tarafından temsil edildi. Bu milletvekilleri Cumhuriyetin de ilk siyasi temsilcileridir. Bunlar: Falih Rıfkı (Atay), Emin Cemal (Suda), M. Cevad Abbas (Gürer), Mehmed Vasfi (Nuhoğlu), Şükrü (Gülez) dir.
Tunalı Hilmi Bey, Zonguldak Milletvekilliğini tercih ettiği için Bolu listesinde görülmemektedir.
Mutarekeden Cumhuriyete, oldukça güç şartlar altında görev de bulunan mutasarrıf ve vekilleri: Ali Haydar (Yuluğ), Osman Nuri, Nazım Bey, Halil Bey (Türkmen) ve Fahreddin Bey'dir. Nazım Bey vekil olup, asker kökenlidirler.

  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Alt 09 Haziran 2006, 10:51   #12
Maniack
Guest
Maniack - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yanıt: İllerin Tarihcesi




Bolu - 7 ( Devamı )

Ali Haydar Bey, Mütareke sonrası Bolu'ya gelmiş ve görevine başlamıştır. Milli Mücadelenin başında, İzmit'teki meslektaşı Suad Bey gibi İstanbul yanlısı tutum içinde idi. Mide rahatsızlığı sebebi ile işleri oluruna bırakmıştı. Ancak, M. Kemal Paşa'nın sert tutumu ile ileri gelen Boluluların da Kuvay-ı Milliye yanında yer almaları sebebi ile politikasını değiştirdi. Damad Ferid Paşa ile temasın kesilmesinden sonra, Bolu ve Adapazarı yörelerindeki olaylar hakkında sürekli Hey'et-i Temsiliye Reisi M. Kemal Paşa'ya bilgi aktardı. Seçimlerin emniyet içinde yapılmasına nezaret etti. Özellikle Düzce'deki emniyetin bozulması üzerine, Sıkı Yönetim ilanı ve mahkemenin çalışması için gayret gösterdi. Mart 1920'de Bolu'ya gelen Celaleddin Arif ve İsmet Bey grubunu kabul etti. Ankara'nın haklılığını ve milli çizgideki rolünü bir kere daha öğrenmiş oldu. Düzce'de gelişen aykırı görüşleri yakından takip etti. Adapazarı'nda başlayan ve kısa zamanda Düzce'yi de içine alan ayaklanma üzerine zor duruma düştü. 13 Nisan 1920'de, Ankara'ya karşı Düzce ayaklanıcılarının harekete geçtiğini telgraf ile öğrendi. Bir hata yaparak, Bolu Dağı'nda Düzceliler ile görüşmeye gitti. Bu nedenle asilerce göz altına alında. TBMM'nin açık ve gizli görüşmelerinde, esir edilişine kadar cereyan eden olaylar, onun kaleminden çıkmıştır. Düzceli Sefer, Abdülvahhab, Koç ve Maan Ali Beyleri yakından tanıdığı için, Sefer Bey'in konağında bekletildi. 27 Mayıs 1920'ye kadar tutukluluk hali devam etti. Çerkes Edhem tarafından kurtarıldı. Ankara, Mutasarrıflığına son verdi ve başka yere atadı. Tabii, ayaklanma devam ettiği müddetçe, İstanbul da boş durmadı. Sivas'da iken adından bahsedilen ve M. Kemal Paşa'nın yakını biri tarafından kefil olunan Osman Nuri Bey, mutasarrıf olarak gönderildi. Osman Nuri, ilk iş olarak M. Kemalcileri yeren hatta bolşevik olduğunu bile ileri süren ithamlarla dolu mektupları, Bolu ve kazalarında dağıttırdı. Bu mutasarrıf bir ara cebhede de bulunmuş, Düzce grubu ve Binb. Hayri Bey'in "Hilafet Ordusu"nu teftiş etmişti. Osman Nuri Bey, Kuvay-ı Milliye hareketinin başarı ile sona ermesi üzerine, hayatını kurtarmak için, İstanbul'a kaçmıştır. Cumhuriyetin ilanı sırasında, 150'lilikler listesine alınmıştır.
Halil Bey, Nazım Bey'in kısa vekaletinden sonra Bolu'ya geldi. İkinci Düzce Ayaklanması bu mutasarrıf zamanında meydana geldi. Halil Bey, kendisi tarafından kaleme alınan hatıratında Bolu Sancağındaki teftişleri, asker - yönetici ilişkilerini ve ahalinin ne suretle kazanılacağını, en ayrıntılarına kadar anlatmaktadır. O da, 1921 yılı içinde, bir yıl hizmet gördükten sonra Bolu'dan ayrıldı.
Fahreddin Bey, 1921 - 1923'de Bolu mutasarrıfıdır. Bolu için büyük kazanç olan mutasarrıf, cephelerde ki vaziyeti yakından takip etmiş, kendisine ulaşan haberleri, zamanında ahaliye basın yolu ile duyurmuştur. Boluların cephedekilere yardımı organize eden, Mehmetçiğe içecek tütün ve çorap, giyecek sağlayan tutumu ile göze çarpmıştır. Ayrıca, M. Kemal Paşa ile yakın görüşmeleri olmuş, Adapazarı yolculuğu sırasında Bolu'ya uğramasını can-ı gönülden istemiştir. Tel görüşmeleri, Türkoğlu Gazetesinin 1921 ve 1922 yıllarına ait nüshalarında bahis konusu edilmiştir.
Mütareke sonrası ve Milli mücadele döneminde, Bolu'da basın hayatı da oldukça hareketlidir. En eski yayın organı "Bolu" gazetesidir. Mütareke, İzmir'in İşgali, M. Kemal Paşa'nın Erzurum ve Sivas Kongreleri, Heyit-i Temsiliye Reisi olarak gönderdiği emirler, aydınlatıcı yazılar, Seçimler, Bolu'da Ankara'ya karşıt hareketlerin başlaması ve sonuçlanması, Ali Haydar, Halil ve Fahreddin Bey'in idaresindeki merkez ve kazalara ait haberler, Bolu sütunlarında yer almıştır.
Geredeli Derdli'nin adı ile yayınlanan "Derdli" Gazetesi de, 16 Ağustos 1919'dan itibaren yayınlanmaya başlamıştır. Sahibi, İlyaszade Şükri Bey'di. Derdli, ilk nüshalarında şimşekleri üzerine çekti. Zira, Mustafa Kemal Paşa'yı ve Kongrecileri açıkça destekliyordu. Düzce'den, hakkında Hey'et-i Temsiliye'ye şikayet bile edilmişti. Mutasarrıflık Gazetenin Yayınını bir müddet tatil etti. Bolu hadiselerinin bittiği andan itibaren yine, 1920, 1921, 1922 ve 1923 yıllarında da yayını sürdürdü. Gazetenin bu nüshaları, Milli Mücadele için son derece önemli haberlerle doludur.
15 Ağustos 1921'de ilk sayısı yayınlanan Türkoğlu da Derdli gibi, samimi Ankara taraftarı yayın organıydı. Sorumlu Müdürü Abdiağazade Mehmed Abdi olan Türkoğlu, Gerçekte Akifbeyzade Midhat Akif Bey tarafından neşrediliyordu. Bolu ve Dertli gibi, Türkoğlu da, 1921, 1922 ve Cumhuriyetin ilk yılları için son derece önemli kaynaklardan olmaktadır.
Milli Mücadelenin ve Kemalist hareketin ilk ciddi karşıtı da "Kürsi-i Millet" gazetesidir. Ekim 1919'a kadar yayını sürdürmüştür. Sahibi, Hürriyet ve İtilafçı Emekli Kaymakam Kadri isminde biri idi.
Bolu'da, Mütareke sonrası, cemiyetleşme yoktu. İzmir'in işgali üzerine, Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti çalışmaları başlatıldı. Trakyalı imzası ile yazıları Derdli'de yayınlanan Dr. Fuad (Umay) ve vatansever arkadaşları, bu cemiyetin temellerini attılar. Bu cemiyet, hızla kazalarda da teşkil edildi. Düzce, Ereğli Akçaşehir, Bartın, Mudurnu ve Gerede'de de Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti, belirlenen esaslar dahilinde, Bolu'nun talimatı çerçevesinde faaliyette bulundu. Hey'et-i Temsiliye ve sonra Ankara'daki BMM'nin çalışmalarında, Bolu Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti'nin de mühim katkıları olmuştur. Bolu ve kazalarındaki olumsuz hallerde bile cemiyet üzerine düşen görevi fazlası ile yerine getirmiştir. Derdli'nin 7 ve 14 Haziran 1920 nüshalarından öğrenildiğine göre, "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti"nin yapısı şöyleydi:

  Alıntı ile Cevapla

Alt 09 Haziran 2006, 10:53   #13
Maniack
Guest
Maniack - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yanıt: İllerin Tarihcesi




Bolu - 8 ( Devamı )

Üyeler :
Belediye Reisi İlyaszade Hakkı
Dava Vekili Ali Saib
Hastahane Baş-Tabibi İrfan
Şeyh Nurettin Efendi
Sultani (Lise) Edebiyat Öğretmeni Şeref
Leblebicizade Ahmed Efendi
Tüccardan Kutucuzade İzzet Efendi
Dava Vekili eşraftan Vehbi
Eşraftan Rıfat
Gazetenin bir başka haberinde ise şu yazıya rastlanıyor:
"Bolu Müdafaa-i Hukuk Riyasetine İaşe Müdir-i Sabıkı Midhat Kemal Beyefendi intihab ve tayin kılınmıştır." Midhat Kemal de aydın, ayanlar devrinde Bolu'nun yazarı, herkesin saygı gösterdiği bir kimse idi.
İzmir'in Yunanlılarca işgali üzerine Bolu Basınında kamuoyunda, tepkiler ortaya çıktı. Redd-i İlhak Cemiyetinin paralelinde toplantılar düzenlenerek, Yunanlılar ve arkasındaki İtilaf Devletleri kınandı. Selim Sarıbay'ın da işaret ettiği gibi Mudurnu'da da tel'în mitingi düzenlendi ve 17/30 Mayıs 1919'da, İstanbul'daki Padişah Hazretlerine şu telgraf gönderilmiştir;
"Devlete sadık uyruklarınız büyük sessizlik ile olayları izlemekte olduğu bu elemli günlerde Paris Barış Konferansınca, milli haklarımızı koruyucu kararlar bekler iken vatanımızın en kıymetli bir parçası olan İzmir ve çevresinin Yunan Hükümeti tarafından adaletle bağdaşması kabil olmayan ilhak mahiyetinde işgal gibi aksi sonuç vermesini görmekten derin bir heyecan içindeyiz.
Tahtınızda sarsılmaz bir iman ile bağlı olan biz vatan evlatları hislerimizi bu uğurda her bir fedakarlığı yapmaya hazır olduğumuzu ifade ve arz ederiz.
Belediye Başkanı : Hakkı
Müftü : Ahmet
İdare Meclisinden :H asan Kadri Salih"
İstanbul Hükümetinin aldığı garip kararlardan biri de tehcir konusu idi. Bu arada, başta Midhat Bey olmak üzere bazı kişiler, Bolu ve Düzce'deki Ermeni olaylarından sorumlu tutuldular. Dahiliye Nazırı Vekili adına Müsteşar imzalı bir yazıda, Ahmed Refik adında biri hakkında 9 Mayıs 1920 tarihli Komisyon-ı Mahsus kararında şunlar belirtiliyordu: "Tehcir suçundan dolayı Sıkı Yönetim Mahkemesince beş sene müddetle hapse mahkum edilen Bolu Asker Alma Dairesi Başkanlığı yazıcılarından Ahmet Refik Efendi'nin görevi sırasında ve yer değiştirme (tehcir) sıralarında Ermenilere iyi davranışı şi'ar edinmiş ve bir çok zavallıyı muntazır oldukları kötü sonuçtan kurtarmaya çalışmış olduğu anlaşılmıştır." Yazının bu bölümünde, Dahiliye Nazırı Vekili Müsteşarının ileri sürdüğü konular "tehcir", "kötü davranma" "masum Ermenilerin kurtarılması!" gibi hususlardan bahsedilmektedir. İtilaf Devletleri kontrolü altındaki ve yanlı davranışları olan bir yönetimden başka bir hareket beklenemezdi. Ayrıca, tehcir/yer değiştirme, keyfi kararla alınmış değildi. Hükümetin çıkardığı kanun ile uygulama başlatılmıştı. Özellikle Doğu Anadolu'daki yer değiştirme işi, Bolu'daki gibi, Ermenilerin aleyhine değil lehine idi. Ermenilerin göç ettirilmesi sırasında keyfi davranışlar olmamıştır. Her yetkili gibi Ahmet Refik bey de, üstlerinden aldığı görevi hemen yerine getirmiştir. Nezaretin yazısının sonunda da şunlar ifade edilmektedir: "O, suçsuz olduğundan, iyi halinin görülmesinden, İngiltere Siyasi Temsilciliği nezdinde harekete geçilmesi gerekmektedir. Böyle bir izin için de makamınızın uygun görmesi lazımdır."
Bolu, Mart 1920'de, yine karamsarlık havası içinde idi. İngilizler İstanbul'u işgal etmiş, bununla da kalmayarak, Meclis-i Meb'usan-ı Osmani'yi kapatmışlardı. M. Kemal Paşa'nın talimatı ile yeni meclis için seçimler yapılması Mutasarrıflıktan istendi. Dr. Fuad, Devrekli Abdullah, İlyaszade Şükrü, yeni seçimde Bolu'yu Ankara'da temsil edeceklerdi. Biraz önce de Celaleddin Arif ve İsmet bey grubu, Adapazarı, Hendek ve Düzce yolu ile Bolu'ya ulaştılar. Celaleddin Arif, o sırada kapatılan meclisin başkanı idi. Padişahla yapılan görüşmeden sonra, Anadolu'ya geçmişti. Kafilede bulunanlar Şeyh Ata Efendi, Saffet Bey, Çerkes Reşid, Ali Fuad Paşa'nın babası İsmail Fazıl Paşa, İbrahim Süreyya Bey idiler. Mutasarrıflık, Belediye ve Sultani'yi ziyaretten sonra Celaleddin Arif Bey kafilesi Aladağlar yolu ile Eskişehir - Ankara demiryolu'na ulaşmışlar, trenle 3 Nisan 1920'de Ankara'ya varmışlardı.
Düzce Kaymakamı, askeri yetkililer ile Ali Haydar Bey, 8 Nisan 1920'de, durumun iyice bozulduğunu Ankara'ya bildirdiler. Düzce'nin Köprübaşı Ömer Efendi köyünde toplanan asiler, Padişah Hükümet, Şeyhülislamlık makamının fetva ve fermanları ile, Ankara'ya cephe alarak, ilk iş olarak, Düzce'yi bastılar. Küçük direnişler sonrasında kasabada hakimiyeti sağladılar. Ali Haydar Bey son bilgileri Ankara'ya aktardı. Bununla da yetinmeyerek, ayaklanma liderleri ile görüşmeye gitti. Bolu Dağı'nda tutuklanarak, Düzce de göz altına alındı. Sefer Bey kaymakam, diğerleri de kasaba yönetiminde çeşitli görevleri üstlendiler.
M. Kemal Paşa, BMM'nin açılmasına yakın zamanda Düzce ve Bolu'nun kötü duruma düşmesine seyirci kalamazdı. Önce, öğüt yolunu denedi. Sonra, bazı askeri kuvvetleri Bolu üzerine gönderdi.

  Alıntı ile Cevapla

Alt 09 Haziran 2006, 10:54   #14
Maniack
Guest
Maniack - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yanıt: İllerin Tarihcesi




Bolu - 9 ( Devamı )

M. Kemal Paşa, BMM'nin açılmasına yakın zamanda Düzce ve Bolu'nun kötü duruma düşmesine seyirci kalamazdı. Önce, öğüt yolunu denedi. Sonra, bazı askeri kuvvetleri Bolu üzerine gönderdi.
Öğüt kurulu, Hüsrev Bey başkanlığında, Lazistan (Rize) Mebusu Osman Bey, Bolu mebusları İlyaszade Şükrü ve Dr. Fuad Beylerden meydana gelmişti. 18 - 20 kişilik kafile ile yola çıkıldı. Yabanabad ve Gerede civarındaki Danişmendler köyünde birer gece kalındı. Ertesi gün, Gerede dışında, Kör Ali'nin başkanlığındaki Gerede asilerince ele geçirildiler. Hüsrev Bey, hayatını, tesadüfen kurtardı. Gerede'de göz altında iken, Yarbay Mahmut Bey'in Hendek dışında Sarıbayırlarda şehit edildiğini öğrendiler. Devrek'ten Bolu'ya sevk edilen 32. Kafkas Alayı da Bolu dışında hile ile etkisiz hale getirilmişti. Hüsrev ve Mahmut Beylerin durumu açılış hazırlıklarını tamamlamış olan BMM için şok tesiri yapmıştır. Az sonra, İzmit'ten Düzce'ye dönen asi lideri, kafilenin Düzce'ye naklini emretti. Hüsrev Bey ve arkadaşları Çağa, Çaydurt, Bolu, Boludağı yolu ile Düzce'ye götürüldüler. Yolda iken beyaz bayraklı ve iman yenilemesi yaptırılmış askerler, memleketlerine gidiyorlardı. Hüsrev Bey ve arkadaşları bir gün hapishanede, sonra karşısındaki Hürriyet ve İtilaf Partisi binasında göz altına alındılar. Erzurumlu Yzb. Avni Bey, Mehmet Bey'in 24. Tümen subayları da aynı yerde idiler. Bunlar, Düzce ve Hendek olaylarını Hüsrev Bey'e bildirdiler. Ayaklanma, kuru otlar gibi tutuşmuş halde hemen her yere yayılmıştı. Hendek, Adapazarı, Akyazı, Düzce, Bolu, Gerede, Mudurnu kontrol altına alınmış, Ankara ile haberleşme de kesilmişti. Yabanabad, Nallıhan çizgisinde de Ankara'ya doğru yayılış yakındı. Marmaranın güneyinde de durum Anzavur yüzünden hiç de iyi değildi. İstanbul, Hilafet Ordusu adında milis gücü kurmuş, İzmit Mutasarrıfı İbrahim Hakkı ve arkadaşlarının idaresine bırakmıştı. Binb. Hayri de aynı görevle Düzce'ye geldi ve Abad Cephesine gitti. Anzavur, Balıkesir de, Çerkes Edhem kuvvetleri karşısında tutunamadı ve ağır bir darbe yedi. İşte bu sırada Ankara, O'nun ve Ali Fuad Paşa'nın, Adapazarı üzerine yürümesini emretti. Çolak İbrahim ve Eşref Çetesi, Göynük ve Mudurnu hattında, asileri durdurdu. Refet Paşa'nın da Mudurnu'ya gelmesi ile Abad Cephesinde çarpışmalar hızlandı. Milli kuvvetler, bu hatta Düzceli asi grubu durdurdu. Çilimlili Mehmed Ağa aracılığı ile gelişen bir olay da Düzce'de cereyan ediyordu. İzmit'ten dönen Sefer Bey, Hüsrev Bey ile görüşmeyi kabul etti. Gizli toplantı sonunda Ankara'nın haklılığı kabul edildi. Bir gece gizlice Düzce'den ayrılan Sefer-Hüsrev, Abad Cephesinde, Refet ile görüşmeyi temin ettiler. Bulanık Sözleşmesi ile fiili isyana son verildi. Hüsrev Bey, Mudurnu'ya gitti ve Refet Paşa ile birlikte oldu. Sefer bir iki adamı ile Düzce'ye döndü. Bu sırada, Mudurnu ve Bolu harekatı da başlatıldı. Geyve'de, Adapazarı'nda milli kuvvetler denetimi ele aldılar. Ali Fuad Paşa, Adapazarı'nda kaldı. Çerkes Edhem, 27 Mayıs 1920'de Düzce'yi dört bir yandan sararak, kasabayı ele geçirdi. Ankara'nın kabul etmemesine rağmen, Sefer, Abdülvahhab, Koç Beyler, asılarak idam edildiler. Bolu'dan da yakalanan bir çok kimse, bu arada eski mebus Abdülvahhab da idam edildi. 30 Mayıs 2 Haziran 1920 harekatı ile Bolu ve Gerede de asilerden temizlendi. Ali Fuad Paşa, genel af ilan etti. Nazım Bey Bolu'da, mutasarrıf vekilliğine ve komutanlığına getirildi.
Bolu ahalisi, Nazım Beyin ve az sonra gelen yeni mutasarrıfın idaresinden memnundu. Müretteb Tümen teşkilinde gönüllüler hemen Nazım Beyin komuta altında birleşti. 19 Temmuz - 23 Eylül 1920'de, tedip hareketi devam ettirildi. Nazım Bey, Sarı Edip Efe, Halil Bey, sonunda duruma hakim oldular.
Bursa ve İzmit'i ele geçiren Yunanlılar da yeni bir Bithynia yaratmanın hayali peşinde idiler. Yerli Rum ve Ermenilerle işbirliği yapan Yunanlılar, Kuvay-ı Milliye ile Sakarya boylarında küçük çapta mücadeleler yaptılar. Bolu, Düzce ve Hendek'deki kumanda merkezlerinden idare edilen kuvvetlerimiz Yunan çarpışmalarında, zafer kazandılar. Böylece, muhtemel bir Yunan işgali Düzce ve Bolu'da yaşanmadı.
Bolu, Sakarya Meydan Savaşı, Kütahya mücadelesi ve Afyonkarahisar dolaylarındaki ölüm kalım savaşlarına insanca yardımlarda bulundu. Manevi olarak da ordumuzun zaferi için camilerde içten dualarda bulundular. Derdli, Bolu ve özellikle Türkoğlu gazetelerinde ordumuzu destekleyen yazılar yer aldı. 9 Eylül 1922'de, "İlk Hedefiniz Akdeniz'dir İleri" komutunu sonuçlandıran ordumuz, İzmir'e girdi ve hükümet konağına şanlı bayrağımızı çekti. İzmir'e giren kahramanlar arasında Bolulular da vardı. Nalbant Ahmed Usta, ne gibi zorluklarla Afyon - İzmir yürüyüşünü gerçekleştirdiğini, o günleri yaşarcasına anlatmaktaydı. Alaşehir, Salihli, Turgutlu, Nif ve Manisa'daki insanlık dışı vahşetleri de görmüş, Yunan'ın gaddarlığını elemli bir dille ifade ederek, bizlere aktarmıştır.
Büyük Zafer sonrası, Mudanya Mütarekesi imzalandı. Lozan'da, İtilaf Devletleri ve TBMM'si arasında çetin müzakereler yapıldı.
1923'de, 29 Ekimde, Cumhuriyet ilen edildi. Bolu, bu yeni yönetim şekli ile tanıştı. Biraz önce gerçekleştirilen seçimlerle BMM'ne, temsilcilerini gönderdi.
Cumhuriyet'le, Bolu'da yeni bir devir başlıyordu.

  Alıntı ile Cevapla

Alt 09 Haziran 2006, 10:55   #15
Maniack
Guest
Maniack - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yanıt: İllerin Tarihcesi




Burdur

Burdur Tarihçe 1. Selçuklu Hakimiyeti Öncesinde Burdur :
Tarih öncesi devirlerden itibaren Burdur ve çevresi yerleşim sahası olarak görülmektedir. Burdur’un Hacılar köyünde yapılan kazılar, buradaki yerleşimin M.Ö. 7000 yılına kadar uzandığını göstermektedir. Hacılar, Konya’nın Çatalhöyük’ü ile birlikte Anadolu’nun en eski yerleşim merkezidir. Yine Hacılar, Kurucay, Gebrem ve Burdur höyüklerinde kalkolotik döneme ait kalıntılar bulunmuştur.
Eski çağlarda Burdur ve yöresi Psidia ismiyle isimlendirilmiştir. M.Ö. 1500 yıllarında Arzawa adı altında bu bölgede Hititlere tabi bir krallık kurulmuştur. Arzawa krallığı M.Ö. 1200 yıllarında bağımsızlığına kavuşmuşsa da yine aynı yüzyılda Hitit toprakları Friglerin istilasına uğrayınca, Arzawa krallığı da Friglerin hakimiyetine girmiştir. M.Ö. 7. yy’da Lidya Kralı Kroisos’un Batı Anadolu’yu ele geçirmesiyle birlikti Burdur ve yöresi Lidya’lıların egemenliğine girmiştir. Psidia, M.Ö. 546 yılında Pres hakimiyetine girmiştir. M.Ö. 330 yılında Makedonyalı İskender'in Anadolu’da Pers hakimiyetini sona erdirmesiyle, bölgeye İskender’in komutanlarından Antigonos vali olarak atandı. İskender’in ölümünden sonra Psidia, Selevkosların eline geçti. Selevkos Kralı Antiokhos’un Bergama kralı Eumenes’e yenilmesinden sonra da Psidia bölgesi Bergama krallığının egemenliğine girdi. M.Ö. 61 yılında Bergama Krallığının yıkılması üzerine de Roma’nın hakimiyetine girdi. Roma imparatorluğunun ikiye ayrılmasından sonra bölge Bizans hakimiyetine girdi. Psidia bölgesi bu dönemden sonra Polydorion ismiyle anılmaya başlanmıştır. Burdur ve yöresi 11. yüzyıla kadar Bizans hakimiyetinde kalmıştır.
2. Selçuklular ve Beylikler Dönemi :
1071 Malazgirt zaferinden kısa bir süre sonra Kutalmış oğlu Süleyman Şah’ın etrafında toplanan Türkmenler, Konya’nın fethinden sonra Batı Anadolu’nun büyük bir kısmını ele geçirdiler. İşte bu sıralarda Kınalı aşireti mensupları Burdur ve çevresine yerleştiler. Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları döneminde bir uç ve sınır şehri olmuştur. Buraya yerleşen Türkmenler bir taraftan sınırı geçip Bizans’a akınlar yaptıkları gibi, diğer taraftan sınırı geçip Bizans’a akınlar yaptıkları gibi, diğer taraftan sınırı geçip imal ettikleri halı ve kilimleri Mısır ve Suriye’ye götürerek, bu ülkelerde satıyorlardı.
1299 tarihinde bu bölgede Selçuklu hakimiyeti sona erince 14. yy. başlarından itibaren uç beyi olan İlyas oğlu Felekeddin Dündar Bey beyliğini Burdur’da ilan etti. Kurduğu beyliğe dedesi Hamid Bey’in adını vererek, beyliğin merkezini Burdur’dan Eğirdir’e nakletti.
1314 tarihinde İlhanlı (Moğol) Devletinin başveziri Emir Çoban, Moğol ordusuyla Anadolu'ya geldi. Karamanoğulları hariç diğer tüm beylikler Moğollara bağlılıklarını bildirdiler. Bu beyler arasında Dündar Bey’de vardı. Moğollar tarafından Anadolu valiliğine atanan Emir Çoban’ın oğlu Demirtaş (1317), Anadolu beyliklerini ortadan kaldırmaya başladı. Bu arada Demiştaş Hamid İline yürüdü. Dündar Bey Antalya’ya kaçmışsa da burada 1323 yılında yakalanarak öldürüldü. Demirtaş’ın Moğollara başkaldırması üzerine çıkan olaylar sonucu Demirtaş Mısır’a kaçmışsa da burada öldürülmüştür. Bunun üzerine Dündar Bey’in oğlu Hızır Bey Eğirdir’e yürüyerek beylik topraklarının bir bölümü geri almıştır.
1333 yılında Burdur’u ziyaret eden İbn-i Batuta, buranın birçok ırmak ve bostanları olan küçük bir şehir olduğunu söylemektedir. Yine aynı seyahın sözlerinden, Burdur’da da Anadolu’nun diğer şehirlerinde ve kasabalarında olduğu gibi, Ahilerin bulunduğu görülüyor.
3. Osmanlı Dönemi :
Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazıd Han 1391 yılında Hamidoğulları beyliğine son verecek, bu beylii Anadolu Beylerbeyliği Merkezi olan Kütahya’ya bağladı.
Timur’un 1402 Ankara Savaşında Yıldırım Beyazıd Han’ı yenmesi üzerine yeniden bağımsızlığına kavuşan Hamidoğulları 1430 yılından itibaren kesin olarak Osmanlı himayesine girmiştir.
Burdur, Şahkulu ayaklanması sırasında birkaç ay isyancıların elinde kalmıştır.
1839 yılında kentin ileri gelen ailelerinden olan Çelikpaşazadeler ile Çiloğulları arasında ayaklanmaya tanık olan Burdur, aynı yıl Konya-Karaman vilayetine bağlı Hamid (Isparta) sancağının bir kazası durumuna getirildi. 1852 yılında liva olan Burdur, 1867 yılında kaza, sonra tekrar sancak oldu. 1920 yılında bağımsız sancak olan Burdur, 1923 yılında Cumhuriyetin ilanıyla birlikte il olmuştur.
Hamidoğulları ülkesi Osmanlılara geçtikten ve Burdur kaza olduktan sonra kendi haline terk edilmiş ve önemini yitirmişti. Osmanlılar döneminde Burdur’da devlet tarafından önemli sayılacak bir eser yapılmamıştır.

  Alıntı ile Cevapla

Alt 09 Haziran 2006, 10:56   #16
Maniack
Guest
Maniack - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yanıt: İllerin Tarihcesi




Bursa

Bursa Tarihçe
Araştırmalar sonucunda Bursa ve civarında M.Ö. 4000'li yıllardan itibaren çeşitli yerleşimlerin olduğu saptanmıştır. Fakat yöreye ait kesin bilgiler M.Ö. 700'lere dayanmaktadır. Homeros bölgeden Mysia olarak söz etmektedir. Günümüzde Bursa yöresinde Mysia yerleşmelerini anımsatan iki köy bulunmaktadır: Misi(Gümüştepe) ve Misebolu.

Tarihi coğrafyada bölgeye Phrygia da denilmektedir. M.Ö. 700'lerde Skyth'lerden kaçan Kimmer'lerin Phrygia devletini yıktıkları bilinmektedir. Bursa adı, bu şehri kuran Bithynia Kralı Prusias'dan gelmektedir. M.Ö. 7.yy'da bu bölgeye göç eden Bityn'ler buraya Bithynia adını verirler.
M.Ö. 185'te Kartaca'nın yetiştirdiği büyük generallerden Hannibal'in Kral I. Prusias'a Prusias ve Olympus kentinin kurulmasını örgütlediği bilinmektedir. Prusias adı zamanla Prusa, sonra da Bursa'ya dönüşmüştür. M.Ö. 74'te Roma İmparatorluğunun egemenliğine geçen Bithynia Roma'dan gönderilen Proconsul(Eyalet Valisi)'lerce yönetilen bir Asya Eyaleti haline gelmiştir. V Bursa M.S. 385-1326 yılları arasında ise Bizans dönemini yaşamıştır. M.S. 555'lerde bölgede ipek üretimine başlanmış ve doğal sıcak sulu kaplıcaların üretilmesi ile küçük bir kaplıca kenti kurulmuştur.



Prusa (Bursa) 1204-1261 yılları arasında Nikaia(İznik)'a bağlı, genelde kale içinde kalmış, fazla büyüyememiştir. Selçuk İmparatorluğu'nun zayıflayıp dağılmaya başlamasıyla kurulan Anadolu Beylikleri içinde zamanla gelişen Osmanlı Beyliği çevredeki Tekfur'ların arazilerini de alarak güçlenmiştir. Bursa 1307 yılında Osman Bey tarafından kuşatılmış, uzun süren kuşatmadan sonra 6 Nisan 13262da Osman Bey'in oğlu Orhan Bey kenti zaptetmiştir.
1335 yılında başkent Bursa'ya taşınmış ve kentte büyük imar hareketleri yaşanmıştır.
Osmanlılar Bursa'yı aldıklarında kent sadece hisar içinden ibaretken Orhan Gazi şehri hisarın dışına çıkararak Orhan Gazi Külliyesini kurdurtmuştur. Surlar dışında mevcut yerleşmeye yakın, hakim noktalarda cami ,hamam, imarethane, darüşşifa, medrese gibi kamu yapıları inşa edilerek bu külliyelerin çevrelerinde konut alanları yaratılmış ve böylece bir yerleşme geleneği başlamıştır. I. Murad Hüdavendigar zamanında (1363) başkent Edirne'ye taşınmıştır. II.Fatih Mehmed'in İstanbul'u fethetmesinden sonra ise Bursa'nın faal rolü son bulmuş ve yönetim merkezi niteliğini kaybetmiştir.
Tanzimat sonrası dönemde Hüdavendigar Vilayeti merkezliği yapan Bursa'ya 1900'lü yılların başında Bilecik, Kütahya, Karesi (Balıkesir), Karahisar (Afyon) sancakları bağlı bulunmaktaydı. Milli mücadele dönemlerinde çeşitli ayaklanmaların yaşandığı Bursa, 8 Temmuz 1920'de Yunalılarca işgal edilmiş; 30 Ağustos savaşından sonra Türk birliklerince geri alınmıştır.
Bursa'da Roma ve Bizans Dönemlerinden günümüze ulaşabilmiş yapı yoktur. Eski kenti çevreleyen surların ilk olarak Bithynialılarca yapıldığı, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde ise onarılarak kullanıldığı düşünülmektedir. Bursa, Osmanlı İmparatorluğunun ilk 200 yıllık döneminde diğer kentlere göre büyük gelişmeler göstermiş, bir çok mimari yapı ile süslenmiş, devrinin tanınmış medreseleri ile bilim aleminin merkezi olmuş, canlı bir ticaret şehridir. I.Murad zamanından başlayan Hüdavendigar Külliyesi, I. Beyazıd'ın yaptırdığı Yıldırım Külliyesi, I.Mehmed (Çelebi) döneminde başlayıp II. Murad zamanında tamamlanan Yeşil Külliyesi Bursa'nın mekansal gelişimini etkileyen ve bugünde ayakta duran büyük komplekslerdir. Cumhuriyet dönemiyle birlikte planlama çalışmalarına başlanan şehirde, 1960'lı yıllardan itibaren sanayinin önemi artmış, kentin nüfus ve kentsel gelişimi hızlı bir değişime uğramıştır. Coğrafi konumu, tarımsal, ticari ve sanayi potansiyelinin yüksek oluşu kentin çekiciliğini her dönem korumasını sağlamaktadır.

  Alıntı ile Cevapla

Alt 09 Haziran 2006, 10:58   #17
Maniack
Guest
Maniack - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yanıt: İllerin Tarihcesi




Çanakkale

Çanakkale Tarihçe
M.Ö.3000 yıllarında kurulan Troya M.Ö. 2500 yıllarında depremle yıkılmıştır. Bundan öncede yörede eski yerleşim yerlerinin bulunduğu bilinmektedir. 1, Troya'dan önce kurulduğu sanılan Dardanos şehrinin Troya'dan 100-150 yıl öncelere dayandığı düşünülmektedir. Geçmişten günümüze süregelen efsanelerin bir çoğu hala tüm dünyanın ilgisini çekmektedir. Çanakkale'ye 30 km. mesafede bulunan bu topraklarda M.Ö. 3000 yıllarından bu yana geçmişin anılarını gözlerinizin önüne seren bir uygarlık kalıntısı bulunmaktadır. Her geçen gün yüz binlerce insanın geçmişi yaşarcasına gezdiği Troya şehrinin kalıntılarını incelerken bu konu hakkında efsaneleri de günümüze taşımıştır. Çanakkale Boğazı Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan önemli bir su yolu olduğundan ilk çağlardan itibaren stratejik bir önem kazanmış ve tarihin her kesiminde uygarlık açısından etkin bir rol oynamıştır.Tarihin ilk çağlarından beri insanların bu bölgede yerleştiği bilinmektedir. Ege kıyılarında yaşayan kavimlerin denizciliğe başlamaları sonucunda boğaza gelen Yunan gemiciler buradaki halk ile ticari ilişkiler kurdular. Daha sonra boğaz kıyıları Atina hakimiyetine girdi. Bunu takip eden asırlar boyunca boğaz, elden ele geçerek Bizanslılar'a ulaşmıştır.Osmanlı İmparatoru Fatih Boğaz'ın korunmasını sağlamak amacıyla en dar yerinde karşılıklı iki kıyıya kale inşa ettirmiş ve bu kaleden Trakya sahiline Kilitbahir ve Anadolu sahiline de Çanak-kalesi veya Fatih Sultan Mehmet'in oğlu şehzade Mustafa tarafından inşaa ettirildiği için Sultaniye Kalesi denmiştir(1452-53)
Sultaniye Kalesi bugünkü Çanakkale'nin kuruluşuna başlangıç olmuş. Şehir zamanla büyümüş, Fatih Sultan Mehmet bir cami ve hamam yaptırmıştır.Daha sonraki Hükümdarlar da, Çanakkale Boğazının önemini kavramış ve tarih boyunca ülke savunmasında gereken önemi göstermişlerdir.Bu tarihten sonra Venediklilerin istilasına uğrayan boğaz, daha sonra Osmanlı-Rus savaşı sırasında da Çanakkale Savaşlarına sahne olmuş ve 1, Dünya savaşında Türk harp tarihinin dönüm noktalarının en önemli sahnesi olmuştur. 1914 ve 1918 yıllar arasında Çanakkale'nin sahil ve denizi başka hiçbir toprak parçasında olmayan bir trajedi yaşamıştır.Boğazın önemi Çanakkale savaşlarında bir kez daha anlaşılmış ve 1, Dünya savaşı sırasında düşman donanmaları 18 Mart 1915'de bozguna uğratılarak geçilmezliğini dünyaya duyurmuştur. İngiltere ve Fransa Türk topraklarına ve milletine esaret zinciri vurmak azmi ile geldikleri Çanakkale Boğazı'nda feci bir hezimetin acısını yaşayarak ülkelerine dönmek zorunda bırakılmışlardır. Çanakkale tarihine mal olacak zaferlerini 1, Dünya Savaşı sırasında kazanarak tüm dünyaya Çanakkale'nin geçilmezliğini ilan etmiştir. Fransız ve İngilizlerin çadır ve cephelerini terk ederek sessizce Türkler'e sezdirmeden çekilmeleri tarihe "Şahane Çekilme" olarak geçmiştir.1, Dünya savaşı sonunda yapılan Sevr ve Mondros antlaşmaları ile Boğazlar itilaf devletleri tarafından 1918 yılında işgal edilmiş, milli mücadelenin başarıya ulaşması sonucunda yapılan Lozan Antlaşması ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile boğazdaki geçiş düzeni ülkemiz lehine sağlanmıştır.

Çorum

Çorum Tarihçe
Çorum sınırları içinde Hititlerin başkenti Hattuşaş'ın (Hattuşaş için Ankara'ya bakınız) bulunduğu Çorum, Hititlerden Osmanlılara kadar bir çok tarihsel döneme ait zengin kalıntılara ev sahipliği yapar. Bizans döneminden kalan kent kalesi içindeki küçük mescit ve ahşap evler SİT alanıdır. Osmancık caddesindeki ağaç işçiliğinin özgün örneklerinden biri olan Ulu Cami (1306), Hamit Camisi, Hıdırlık Camii gibi bir çok Osmanlı eseri vardır.
Kent meydanındaki tarihi saat kulesi 18954 yılında 7-8 Hasan Paşa tarafından yaptırılmış, 1976'da onarım görmüştür. Leblebisi ile tanınan Çorum son yıllarda sanayileşmede hızlı adımlarla ilerlemektedir.
Kent çevresinde çok sayıda tarihi eser görülebilir. Güllücek Köyü'nün 1.5 km güneybatısındaki 50 m. yüksekliğindeki höyükte kalkolitik çağa ait buluntular ortaya çıkarıldı.
Alacahöyük'ün 30 km. kuzeydoğusunda, Cemilbey bucağının 8 km güneybatısındaki Mustafa Çelebi köyü yakınında bulunan höyükte Tunç Çağından Bizans dönemine kadar bir çok buluntu elde edilmiştir.
Ortaköy ilçesinin 2.5 km güneybatısındaki örenyerinde bir Hitit yerleşimi vardır. Örenyerinde sürdürülen kazılarda bir anıtsal yapının 23 odası ortaya çıkarıldı.
Alaca ilçesinde Gerdek Kaya Mezarları, Çorum'un yaklaşık 27 km kuzeyinde Kırkdilim mevkisinde Kapılıkaya anıtsal kaya mezarları ilgi çekicidir.

Çorum Müzesi Ankara yönünden kentin girişinde, ağırlıklı olarak Hitit uygarlığını yansıtan bir müze.
Çorum'da bir çok kaplıca da bulunmaktadır. Mecitözü Figani köyünde, kentin 15 km. kuzeybatısında Çayköy, 28 km. kuzeyinde Laçin, Sungurlu yakınında Manastır kaplıcaları bunların başlıcalarıdır.

  Alıntı ile Cevapla

Alt 09 Haziran 2006, 10:59   #18
Maniack
Guest
Maniack - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yanıt: İllerin Tarihcesi




Denizli

Denizli Tarihçe Denizli ve havalisinde Türkler ilk defa 1070 yılında görüldüler. Afşin Bey bütün Anadolu'yu kastettikten sonra Laodikya'yi yağma ederek, Honaz'i zaptetmiştir. 1071 yılından sonra Denizli ve çevresi Kutalmisoglu Süleyman Bey'in mahiyetindeki beyler tarafından fethedilmiştir. 1097 yılında Bizans İmparatoru Alexis Komnenos, Juannis Dukas'i Bati Anadolu'nun fethi için görevlendirdikten sonra bu yöre Bizanslilar'in eline geçti. Bu sırada Türk Kuvvetleri Orta Anadolu'da bulunuyordu. Bizanslıların elinde kısa bir sure kalan bu güzel beldemiz 1102 yılında yeniden Kılıç Arslan tarafından zapt4edilmistir. Bu tarihten sonra Türk Kuvvetleri Alparslan'ın komutasında Bizans topraklarına sürekli akınlar yapıyordu. 1119 yılında Bizanslılar, büyük bir ordu ile Denizli ve havalisine saldırdılar. Az sayıda Türk Kuvvetlerine sahip olan Alplara bu yöreyi terletmek zorunda kalmıştır. Ertesi yıl tekrar gelen Bizanslılar Uluborlu taraflarına kadar istila ettiler.1147 yılında II.Haclı Ordusu Fransız Kralı VIDI Louis'in komutasında, Ege Bölgesi'nden güneye doğru hareket ederek, Denizli civarını işgal etmiştir. Buradan Antalya istikametine hareket eden Haclı Ordusu'nun oncu birlikleri Acipayam Ovası'nı geçtikten sonra, ordusunun ağırlıkları ve artçı birlikleri ayni yolu takip ederek, Kazikbeli'nden geçmek için hareket etmişlerdi. Fakat orada yapılan çetin gerilla savaşlarında Haclı Ordusu çok büyük kayıp vermiştir.
1577 yılında Bizans İmparatoru Manuel Komnenos, Selçuklu topraklarına yeni bir sefer düzenleyerek Laodikya ve civarını yağma ederek İstanbul'a donmuştur. Ertesi yıl Türkler Laodikya'ya gelerek şehri zapetmislerdir. Manuel Komnenos 1176 yılında büyük bir ordu ile Laodikya ve Honaz civarını geri almışsa da Selçuklular'la yaptığı savaşta yenilmiştir. II.Kılıç Arslan bundan sonra sınırlarını genişleterek Bizans topraklarına akınlar düzenlemiştir.
Buraya yerleşmiş olan Türk boyları, devamlı Haclı ordusuna seferler düzenlemişlerdir. Denizli ve havalisi takriben 13. asrin ilk yıllarında Kiyasettin Keyhusrev tarafından 4 defa fethedilmiştir. Diğer bir rivayete göre Laodikyalilar tarafından bir Türk kervanının soyulması üzerine, Selçuklu beylerinden Mehmet ve Servet beylerin komutasında bir Selçuklu Ordusu Laodikya Ordusu'nu yenmiş ve haraç olarak bu bölgeyi antlaşma ile almıştır. Diğer bir rivayet ise sudur: 12.yüzyıl sonlarında Bizanslıların Burdur'a kadar ilerlemeleri üzerine Konya Sultani Osman ve Hüsamettin beyleri bu bölgeye göndermiştir. Osman Bey Acipayam Ovası'nı, Hüsamettin Bey de Çal taraflarını zaptetmişlerdir. Denizli ve havalisinin Selçuklulara bağlı bir beylik halinde teşekkülü Selçuklu Hükümdarı Kiyasettin Keyhusrev zamanında 1207 yılında olmuştur. 1209 yılında İznik'i başkent yapan Theodore Laskaris ile Selcuklular'in arası açılmıştır. Kiyasettin Keyhusrev, Laskaris'e Alexios'us tahtına iadesini isteyince, İznik Devleti ile Selçuklular, Denizli'nin batısında Alaşehir ile Antiokhia arasında savaşa tutuştular. İlk seferde savası kazanan Türkler yağmaya dalınca hücuma gecen Rum askerleri Kiyasettin Keyhusrev'i şehit ettiler. Böylece savasın sonunda galip gelen Bizanslılar, Bati Anadolu'ya bir sure sahip oldular. Selçuklular ile Bizanslılar arasında Denizli ve yöresi sinir olarak kaldı. Bugünkü DENİZLİ şehri bu sıralarda kurulmaya başlamıştır.

Düzce

Düzce Tarihçe Düzce'nin tarihi 14. yy'dan daha gerisine dayanmamaktadır. Ancak Düzce’nin 8 km kuzeyinde yeralan Konuralp kasabasının tarihi MÖ 3. yy' a kadar dayanmaktadır. Konuralp'in mevcut arkeolojik eserlerden saptandığı kadarıyla zengin bir tarihi vardır. Konuralp M.Ö. 74 yılına kadar Bilecik, Bolu, Kocaeli ve Sakarya şehirlerini kaplayan bir alanda hakimiyet süren BITHYNIA Devleti'nin önemli şehirlerinden birisiydi ve adıda 'Prusias Pros Hypios (Melen Kenarındaki Prusias)'dı. M.Ö. yılında, kısa bir süre Pontus istilasına uğrayan şehir, aynı yıl Roma hakimiyetine girdi.
Roma devrinde şehir Latin kültürünün tesiri altında kaldı, adıda ' Prusias ad Hypium' olarak değişti. Roma devrinde şehirde Hıristiyanlık hakimiyeti hüküm sürdü. 395'de Roma İmparatorluğu ikiye bölününce şehir Doğu Roma İmparatorluğu’nun sınırları içinde kaldı.

Osman Gazi'nin komutanlarından Konuralp Bey, Düzce ve çevresini Osmanlı topraklarına katma emrini aldı. Bunun üzerine 1321-1323 yılları arasında bu yöredeki Bizans tekfurları ile yaptığı savaş sonunda DÜZBAZAR (Düzce Ovası)’ı ve Bizans Prusias'ını fethetti.
Düzce'nin ilk yöneticileri Konuralp Bey, Sungur Bey, Şemsi ve Gündüz Alp'tir.
14.yy.dan itibaren bu bölgeye Konuralp ili ve kısaca 'Konrapa' denmiştir. Konrapa Bolu'nun fethinden sonra, Bolu Sancağına bağlı bir nahiye haline geldi.
16.yy.ın ikinci yarısında Düzce kalabalık köyler tarafından 'pazar' mahali olarak seçilmiş ve o yüzdende ova ortasındaki köye 'Düzce Pazarı ' denilmiştir.

Düzce; Osmanlı İmparatorluğu döneminde donanmanın kereste gereksinimini karşılamada önemli bir rol oynamıştır. Ayrıca İstanbul'u, Sivas ve Erzurum'a bağlayan yolun üzerinde olması Düzce'nin önemini arttırmıştır.
18. ve 19. yy.da Düzce ayanların kontrolü altında yaşamıştır.
Abdüllaziz ve Abdülmecit döneminde, Kafkasya'dan, Doğu Karadeniz'den, Doğu Anadolu'dan ve Rumeli'den gelen göçmenler Düzce'nin nüfusunun artmasında ve şehrin büyümesinde önemli rol oynamışlardır. Hükümet yeni gelenlere ücretsiz toprak sağlamıştır. Düzce'ye göç eden Türkler; Çerkez, Abhaz, Laz, Gürcü, Ordulu, Hemşinli, Batumlu, Hopalı, Tatar, Boşnak, Arnavut ve Bulgaristanlı…gibi geldikleri yerlerin isimleri ile anılmışlardır.
Düzce'nin arzetmeye başladığı ticari önem karşısında Rum ve Ermenilerinde şehre yerleşmesiyle birlikte renkli bir sosyal yapı ortaya çıkmıştır.
2. Abdülhamit döneminde Düzce'ye bağlı 137 köy vardı ve 6618 hane ile 36.088 nüfus yaşıyordu.
1869 yılına kadar Düzce nahiye olarak Göynük'e bağlıydı. 1870 yılında kaza oldu ve Kastamonu vilayetinin Bolu Sancağı'na bağlandı.
Düzce'de yaşayan Abhazların ileri gelenlerinden Elbuz Bey ailesinden Behice Hanım saraya giderek 2. Abdulhamit'le evlendi.
1915 yılında hükümetin emriyle Düzce'deki Ermeni Mahallesi (İcadiye Mahallesi) boşaltıldı.
30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasıyla Fransız askerleri komşu kazalara kadar çıkartma yaptılar. Bu dönemde Bulgaristan göçmeni Nuri Bey, Düzce Müdafa-i Hukuk Cemiyetini kurdu.
Milli Mücadele döneminde Düzce'de haraketli askeri ve siyasi gelişmeler yaşandı.
Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Düzce ilçesi Bolu vilayetine bağlandı. Düzce'nin ilk Kaymakamı Midhad Kemal Bey'dir.
Cumhuriyet dönemi boyunca, Düzce sanayi ve ticari alanda sürekli bir gelişme ve büyüme yaşadı. Düzce’nin güçlü ekonomik yapısının yanında sosyal faaaliyetler alanında sürekli bir hareketlilik yaşanmaktadır. Bu özellikleri itibariyle Düzce tarih sayfasına 1950’den itibaren “İL” olarak geçme isteğinde bulunmuştur.
Düzce 1944 Düzce Depremi, 1957 Abant Depremi, 1967 Adapazarı Depremi ve 17 Ağustos Körfez Depremlerinden büyük ölçüde etkilenmiştir. 12 Kasım Düzce Depremi ise şehri yerle bir etmiştir.
Deprem yaralarının daha kolay ve hızlı sarılabilmesi amacıyla Bakanlar Kurulu kararınca Düzce “Türkiye’nin 81. İLİ” olmuştur.

  Alıntı ile Cevapla

Alt 09 Haziran 2006, 11:00   #19
Maniack
Guest
Maniack - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yanıt: İllerin Tarihcesi




Edirne

Edirne Tarihçe Edirne şehri, Balkan Yarımadası'nın güneydoğu uzantısını teşkil eden Trakya kesiminde, Tunca ile Arda nehirlerinin Meriç' e ulaştığı yer yakınında, Tunca' nın Meriç' e kavuşmasından önce meydana gelen kavis içinde bulunmaktadır. Edirne'nin bulunduğu yerde, Trak kabilelerinin açık bir şehir veya pazar yeri kurduğu, sonradan buranın Makedonlar ve Romalılar tarafından genişletildiği düşünülmektedir. II. Yüzyılda Roma İmparatoru Hadrianus (117-138) tarafından yeniden kurulunca, onun adına izafeten şehre Hadrianopolis adı verilmiştir. İslâm kaynaklarında ise Hadrianopolis, "Edrenos" ve Edrenabolu" olarak kaydedilmiştir. I. Murat zamanında "Edrene" şekli benimsenmiş ve uzun süre bu tarzda anıldıktan sonra muhtemelen XVIII. Yüzyıldan itibaren "Edirne" olarak telaffuz edilmeye başlanmıştır.
Bizans döneminde Edirne zaman zaman Balkanlar' dan gelen kavimlerin tehdidine maruz kalmıştır. 586'da Avarlar tarafından kuşatılmıştır. 618'den sonra Bulgarlar, Edirne dahil olmak üzere, Trakya'nın bir bölümünü istilâ etmişlerdir. Takip eden yıllarda şehir, Bizanslılarla Bulgarlar arasında birkaç kez el değiştirmiştir. Edirne, Bizans-Peçenek savaşlarına da sahne olmuştur. 1018, 1049 ve 1078'de Peçenekler saldırılarda bulunmuştur. 1078'de şehir, Peçenekler' e yüklü altın , gümüş ve kıymetli hediyeler vermekle kurtulmuştur. Bundan sonra Edirne için en büyük tehlike Haçlı seferleri olmuştur. Bu seferler sırasında Edirne birçok yağma ve saldırılara uğrayıp tahrip edilmiştir. Bizans' daki iç mücadeleler ve Balkanlar' daki karışıklıklardan istifade etmek isteyen, Orhan Bey ve Süleyman Paşa Edirne ile yakından ilgilenmeye başlamışlardır. Özellikle I. Murat'ın tahta çıkmasıyla birlikte Rumeli'nin fethi yolundaki çalışmalara büyük önem ve hız verilmiştir. Evrenoz ve Hacı İlbeyi kumandasındaki Türk birlikleri Malkara, İpsala, Dedeağaç ve Dimetoka'yı fethetmişlerdir. Çorlu ve Keşan'ın da Evrenos Bey ve Hacı İlbeyi tarafından alınmasından sonra, Lala Şahin Paşa, Edirne'nin fethiyle görevlendirilmiştir. Sazlıdere' de Rum-Bulgar kuvvetleri, Osmanlı ordusu tarafından bozguna uğratılmıştır. Edirne'yi, Lala Şahin Paşa 1361 yılında teslim almıştır.
Edirne'nin fethi, Avrupa ve Türk tarihi için bir dönüm noktası teşkil etmiş ve Osmanlı Devleti'ne, İstanbul'a yapılacak bir hareket için büyük bir stratejik üstünlük sağlamıştır. Edirne, Türkler' in Rumeli fetihlerinde birinci derecede rol alarak merkezî bir hareket üssü haline gelmiştir. Türkler' in, Batı' ya yönelik bütün seferlerinde ordular burada konaklamıştır. Sultanlar, çoğu kez Otağ-ı Hümâyûn'u burda kurmuş, Vezirler' e hil'atler giydirmişlerdir. Fethedildiğinde bakımsız bir halde bulunan şehir, Türkler tarafından hazırlanan planlar çerçevesinde imar edilmiştir. Bu politika neticesinde Edirne, kısa zamanda büyük bir gelişme göstermiş, camiler, saraylar, hanlar, hamamlar, medreseler, konaklar, köprüler, yollar vs. eserlerle süslenmiş ve dünya tarihinde adları anılan meşhur şehirler arasında yer almıştır. II. Murad zamanında şehrin hızlı gelişmesi devam etmiştir. İmar yönünden ilerleyen Edirne ve çevresinin önemi artmıştır. Yeni binalar, köprüler, hanlar, hamamlar inşa edilmiştir.
II. Murad Segedin Barışı'ndan sonra, 1443'te Edirne'den Manisa'ya çekilerek tahtı oğlu Mehmet (Fatih)'e bırakmıştır. II. Mehmed, İstanbul'un alınmasıyla ilgili planlarını, İstanbul surlarını tahrip eden meşhur toplarının dökümünü ve diğer hazırlıklarını 1452-1453 kışında Edirne'de yapmıştır. İstanbul'un fethinden sonra Edirne'nin önemi uzun süre devam etmiştir.
XVI. yüzyılda Edirne hızlı bir gelişme kaydetmiş ve muhteşem abideler vücuda getirilmiştir. XVIII. yüzyılın ikinci yarısında şehir yeniden büyük önem kazanmıştır. Bunda Osmanlı padişahlarının burada oturmaları etkili olmuştur. Edirne adeta ikinci bir başkent olma özelliğine kavuşmuştur. I. Ahmed, II. Osman ve IV. Murad' ın av eğlenceleri düzenleyerek Edirne'de kalmaları da şehre duyulan ilgiyi arttırmıştır. IV. Mehmed ise, Edirne'yi ikinci bir devlet ve yönetim merkezi haline getirmiştir. Saray-ı Cedid (Yeni Saray ) ve bazı köşkler bu dönemde yapılmıştır. XVIII: yüzyılın sonlarına doğru başlayan Avusturya seferleri ve bunun sonucunda uğranılan bozgunlar, Edirne'yi olumsuz etkilemiştir. XVIII. yüzyıl Edirne'nin gerileme devridir. 1745 yılında meydana gelen büyük yangında 60 kadar mahalle harabeye dönmüş, 1751 depreminde de pek çok bina yıkılmıştır. Şehir bu olayların açtığı derin yarayı uzun süre kapatamamıştır. 1766-1768 seferlerinde Edirne yine hareket üssü olmuş, fakat savaşlar yenilgi ile sonuçlanmıştır.
Edirne, Türk hakimiyetine girdikten sonra, ilk defa 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı'nda, işgale uğramıştır. Bu savaş, Osmanlı Devleti'ni ve Edirne'yi çok sarsmıştır. Edirne'nin düşman birlikleri tarafından işgal edilmesi, yapılan katliam, zulüm ve savaşın yol açtığı diğer acılar Türkler' in şehir ve çevresinden göç etmesine neden olmuştur. İşgal sonucunda, meydana gelen göçlerden dolayı, Edirne'nin nüfusu 50 bin kadar azalarak 100 bin civarına düşmüştür.
Edirne, Doksanüç Harbi adıyla bilinen savaş sırasında, 20 Ocak 1978-13 Mart 1879 tarihleri arasında, Rus işgali altında kalarak ikinci büyük felâketini yaşamıştır. Öyle ki Ruslar ve diğer işgalciler tarafından şehrin bir çok semti baştan başa tahrip edilmiş, yapılan zulüm karşısında halkın bir kısmı evlerini terk etmek zorunda kalmış, işgal ve hastalıklardan dolayı on binlerce Türk helak olmuştur.
Edirne'yle çevresi, Doksanüç Harbi'nden sonra, otuz yılından fazla bir süreyi barış ve sükûn içinde geçirmiştir. Fakat I. Balkan Savaş' ında, işgale uğramış ve özellikle Bulgarlar' ın zulmünden dolayı büyük bir felâket yaşamıştır. Ekim 1912'den itibaren saldırıya geçen Balkan Devletlerinin kuvvetlerine karşı Şükrü Paşa insanüstü bir mücadele göstererek şehri savunmuştur. Altı aylık bir direnişten sonra açlık ve cephanesizlikten şehir teslim olmak mecburiyetinde kalmıştır. Edirne, II. Balkan Savaşı sırasında, 22 Temmuz 1913 tarihinde kurtarılmıştır. Osmanlı Devleti'nin, Balkan devletleri ile imzaladığı antlaşmalar ve bunların kendi arlarında yaptıkları Bükreş Antlaşması ile fiilî durum hukukî hâle getirilmiştir.
I. Dünya Savaşı'ndan sonra da Edirne ve Doğu Trakya üzerindeki Yunan emelleri devam etmiştir. Millî Mücadele yıllarında Edirne, İstanbul'a ulaşmak isteyen Yunanlılar' ın ilk hedefleri arasında yer almıştır. Ülkenin her yerinde olduğu gibi burada da işgal ve tehditlere karşı teşkilâtlanmalar başlamış ve buna bağlı olarak "Trakya Paşaeli Cemiyeti" kurulmuştur. Haziran 1920'de toplu olarak Trakya saldırılarına başlayan ve 15 Temmuz 1920'de Meriç üzerinden Edirne'ye yürüyen Yunan kuvvetlerine karşı Türkler, çetin bir mücadele vererek başarı sağlamışlardır. Fakat Çanakkale Boğazı'ndan geçerek Tekirdağ üzerinden Trakya'ya saldıran Yunan kuvvetleri durdurulamamıştır. 15 Temmuz 1920'de başlayan mücadele 25 temmuz 1920'ye kadar devam etmiştir. Yunan kuvvetleri 25 Temmuz 1920'de Edirne'ye girmiştir. Ancak Yunanistan, Anadolu'da uğradığı büyük yenilgiler, özellikle Büyük Taarruz sonucunda, 11 Ekim 1922 tarihinde Mudanya Mütarekesi' ni imzalamıştır. Buna bağlı olarak Yunanlılar, Karaağaç da dahil Meriç' in batısına kadar bütün Doğu Trakya'dan çekilmek mecburiyetinde kalmışlardır. 14 Ekim 1922 tarihinden itibaren uygulamaya başlanan mütareke hükümlerine göre, Yunan kuvvetleri tarafından boşaltılan Edirne'ye 25 Kasım 1922'de Türk ordusu girmiştir. 24 Kasım 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması gereğince, Yunanistan'dan savaş tazminatı olarak alınan Karaağaç' tan da 15 Eylül 1923'te Yunan kuvvetleri çekilmişlerdir. Böylece Trakya'daki bugünkü sınırlarımıza ulaşılmış ve Edirne Türkiye Cumhuriyeti'nin Batıya açılan kapısı hâline gelmiştir.

  Alıntı ile Cevapla

Alt 09 Haziran 2006, 11:01   #20
Maniack
Guest
Maniack - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yanıt: İllerin Tarihcesi




Erzincan

Erzincan Tarihçe TARİH ÖNCESİ ÇAĞLARDA ERZİNCAN YÖRESİ
Doğu Anadolu tarih öncesi çağlanna ait araştırmalar sınırlıdır. Van'da Tilkitepe, Erzurum'da Karaz Höyük'te ve Kars dolaylarında yapılan arkeolojik kazı ve araştırmalarda, tarih öncesi çağlara ait önemli buluntular elde edilmiştir.
Erzincan ilinin yazılı tarih öncesi dönemlerine ait önemli yerleşimler Altıntepe ve Üzümlü ilçesi arasında bulunan Küçüktepe Höyüğü'dür. Altıntepe'de bulunan Urartu kalesinin, îlk Tunç Çağı'na ait bir yerleşimin üzerinde kurulduğu tespit edilmiştir. Burada bulunan tek yapı katında, yanmış evler ve Karaz Höyük'e göre daha eski dönemlere ait çanak çömlekler ile pişirilmiş topraktan yapılmış depolama kapları bulunmuştur. Küçüktepe Höyük'te yapılan araştırmalar, buranın Altıntepe îlk Tunç Çağı yerleşimiyle çağdaş olduğunu göstermiştir. Her iki yerleşime ait halk topluluklarının, tarım ve hayvancılıkla uğraştıkları, kalay ve bakırı karıştırarak tunç elde ettikleri, bunlardan araçgereç ve silah ürettikleri tespit edilmiştir.
Erzincan tarih öncesi dönemlerde; doğu-batı, güney, güneybatı yol güzergahlarının üzerinde bulunmaktaydı. Boğazköy, Alişar ve Alaca'dan dolayı önem kazanan Orta Kızılırmak ile Aşağı Kızılırmak'ın doğuya olan bağlantısının Refahiye-Erzincan üzerinden de sağlanmış olması, Kangal, Kösedağ, Kelkit ile Kuzey Anadolu bağlantısı olan batı yol düğümünü sınırları içine alması, Erzincan ve yöresinin tarihi önemini artırmıştır.
Tercan ilçesinin kuzey sınırını oluşturan Pulur bölgesinde, tarih öncesine ait buluntular ele geçmiştir. Yine Erzincan'ı Kelkit vadisinden Kuzey Anadolu'ya bağlayan kıstaklar, tarih öncesi dönemler açısından önemlidir.
YEREL HAYAŞA KRALLIĞI VE HİTİT EGEMENLİĞİ
Üçüncü bin yılına ait Sümer kaynaklanna göre, Sümer ve Akad bölgelerinin kuzey kesimlerindeki dağlık bölgeye, yani Kuzey-Doğu Anadolu'ya, Subartis ve halkına da Subar adı veriliyordu. Akad Kralları Sargon ve Naramsin'e ait tabletlerde bu bölge, Akad Devleti'nin bir vilayeti olarak anılmaktadır.
Arkeolojik belgeler, îlk Tunç Çağı sonrasında Erzincan yöresine ilk yerleşen halk topluluklarının Hayaşalılar olduğunu göstermiştir. Hattuşaş (Boğazkale) arşivlerindeki III.Tuthalya ve I.Şuppiluliuma (MÖ 1375-1335) dönemine ait metinlerde, Erzincan'ın kuzeyi Azzi-Hayaşa olarak geçmekte ve bu Hitit Kralları'nın Kumaha (Kemah) yöresinin Hayaşalı Kralı Krannis ile savaştıklarından söz etmektedir. Bölgeyi egemenlikleri altına alan Hititler'in Hayaşa Kralı Hukkana ile bir bağımlılık anlaşması yaptığına dair metinlerde, Hukkana'nın, kızkardeşini I.Şuppiluliuma'ya eş olarak verdiği de yazılıdır. Hayaşa ve Hitit ilişkilerine ait diğer bilgilere, Hitit Kralı II.Murşil'e (MÖ 1334-1306) ait yazılı belgelerde de rastlanmaktadır.

Boğazköy tabletlerine göre, bölge 2. bin yılda Hurriler'in elinde bulunuyordu. 2. bin yılın ilk yarısından itibaren Erzincan ve yöreleri, Hayaşalılar'ın eline geçti.
Anadolu'nun yazılı tarih dönemlerinin başlangıcında, Hititler'in kendilerinden önceki yerel krallık ve halk topluluklarını merkezi bir yönetim altında birleştirme faaliyetleri yer alır. Hititler, Kızılırmak yayı içerisinde, siyasi faaliyetleri için uygun ortam bekledikleri sıralarda, Erzincan'ı da içine alan bölgelerde yaşanan Hurriler'in daha güneye kaymalarıyla da, Erzincan'ı da içine alan bölgelerde yaşanan Hurriler'in daha güneye kaymalarıyla, onlann yerlerini alan Hayaşahlar, bölgeye egemen olurlar.
Hititler'in Erzincan'da kesin egemenlik kurdukları dönem, MÖ 1380 yıllarından sonra başlamışsa da, önceki yıllarda da Hitit askeri seferlerinin yapıldığı anlaşılmaktadır. 1340 yılında Hayaşalılar, Hititler tarafından ortadan kaldırılırlar. MÖ 1200 yıllanna doğru batıdan gelen "Deniz Kavimleri"nin istilası sonucunda ise Boğazkale başkentli Büyük Hitit împaratorluğu da sona erer.
YÖRE KALKINMASININ ÖNCÜLERİ URARTULAR
Eski Çağ Anadolu tarihinin bilinmesinde Hitit ve Asur çivi yazılı tabletlerinin önemli rolü olmuştur. MÖ 13. yüzyıla ait Asur tabletlerinde "Uruatri" adına rastlanmıştır. MÖ 900 yıllarında kurulan Urartu Devleti, Urmiye gölünden Erzincan'ın batı kesimlerine, Kafkasya'nın güneyi ve Doğu Karadeniz kıyılarından, Suriye'nin kuzeyine ve Akdeniz'e kadar uzanan bölgeler arasında genişleyebilmiştir. Uruatri halkının kurduğu Urartu Devleti'nin Başkenti "Tuşpa" (Van) idi. Menuas yazıtlarından, Urartu Devlet topraklarının güneyde Diyarbakır, batıda Malatya ve Elazığ, kuzeyde ise Erzincan'a kadar genişlediği ve Ön Asya'nın en güçlü devletlerinden biri olduğu öğrenilmektedir. Hakkında en çok bilgi bulunan ilk Urartu Kralı Lutibri'nin oğlu Sardır^dır.
Urartular, Asur împaratorluğu'nun Akdenizle olan bağlantısını kesmek için, Musul ve Halep'e kadar olan bölgeleri aldılar. Bölgenin en güçlü devleti Asurlular'la egemenlik çatışması içinde olan Urartu Krallığı'nın kesin olarak tarih sahnesinden silinmesi, kuzeyden gelen Kimmer ve Iskit akınlarıyla olmuştur. Bu kavimlerce siyasi güçleri yok edilen Urartu Devleti'nin bütün toprakları, Med Kralhğı'nın eline geçmiştir (MÖ 600).
Urartular, Doğu Anadolu'da ekonomik ve kültürel kalkınmanın öncüleridir. Bölgede çok sayıda bayındır kentler kurmuşlar, üretimin yanısıra bölgeler arası ticareti geliştirmişlerdir. Erzincan kenti yakınındaki Urartu yerleşimi olan Altıntepe, Urartu topraklarının batı sınırında bulunmaktaydı. Burada yapılan arkeolojik kazı va araştırmalar sonucu elde edilen buluntular, Urartu uygarlığının gelişmişliğini gösteren belgeler olmuştur.
ATATÜRKÜN ERZİNCAN'A GELİŞLERİ

BİRİNCİ GELİŞİ:
Atatürk, Erzincan'a ilk olarak 1 Temmuz 1919'da gelmiştir. Erzurum Kongresi'nde bulunmak üzere, 28 Haziran 1919'da otomobille Sivas'tan Erzurum'a hareket eden Mustafa Kemal Paşa, yolu üzerindeki köy ve kasabalara uğrayarak 1 Temmuz 1919 günü Erzincan'a gelmiş, geceyi Erzincan'da geçirdikten sonra ertesi gün Erzurum'a hareket etmiştir.
İKİNCİ GELİŞİ:
Atatürk, Erzurum Kongresi dönüşünde, 30 Ağustos 1919 günü öğleden sonra, Erzincan'a yakın Gazlısu'ya (Ekşisu) geldi. Burada, Erzincan Mutasarrıfı, Ahz-ı Asker Kalemi Reisi, Erzincan ileri gelenlerinden bir heyet, Atatürk'ü karşıladılar. Kısa bir süre, su başında dinlenen kafile, Ekşi sudan içtikten sonra birlikte Erzincan'a hareket ettiler.
Atütürk, Erzincan'da Erzurum Kongresine katılan Şeyh Fevzi Efendi ile de buluştu. Şeyh Fevzi Efendi, Atatürk'ü yürekten destekliyordu. 0 akşam Erzincan'lılar adına, Erzincan Mutasarrıfı, Belediye'de bir yemek verdi.
Mutasarrıfın evinde konaklayan Atatürk, sabahleyin Mutasarrıflığa resmi bir ziyaret yaptı. Buradan Belediyeye geldi ve halkla görüştü. Aynı gün Sivas'a hareket etti.

TüRKİYE'NİN EN BÜYÜK ATATÜRK PORTRESİ ERZİNCAN'DA

59. Topçu Er Eğitim Tugayı Tarafından Erzincan'ın Kuzey kismyndaki tepeye 7.500 m²'lik ibr alana, gönüllü askeri personelin çalışmaları sonucunda Atatürk'ün bu güne kadar yapılmış en büyük portresi işlendi. Bu portre dünyanın ve Türkiyenin en büyük portresidir.
Top. Bnb. Yılmaz Bahar komutasında, ressam Mustafa Aydemir'in yaptığı portrenin işlenmesi 17 kişilik teknik ekip, 3000 kişinin çalışması sonucu 9-Eylül-9 Ekim 1982 tarihleri arasında 1 aylık çok kısa ,br zamanda tamamlanmıştır. Atatürk portresinin yapımında 210 ton harç, 600 ton taş, 160 ton kum kullanılmıştır

  Alıntı ile Cevapla

Cevapla

Etiketler
illerin, tarihcesi, İllerin

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Türkiye'nin İl İl Gezilecek Yerler ve İllerin Meşhurları Violent Türkiye'nin Coğrafi Bölgeleri 1 16 Aralık 2013 20:22
İllerin dini hayat kriterleri araştırılıyor Zen Haber Arşivi 0 24 Haziran 2013 20:59
Bu İllerin Vekil Sayısı Arttı! Cemalizim Haber Arşivi 0 22 Mart 2012 08:20
İllerin yüzde 99`unun ismi Türkçe değil ! dreamy Haber Arşivi 2 19 Ağustos 2009 21:41