IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  kral sohbet




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 09 Haziran 2006, 12:15   #61
Maniack
Guest
Maniack - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yanıt: İllerin Tarihcesi




Mersin

Mersin Tarihçe
M.Ö 17-12 yy 'da Hititlerle çağdaş Kızuvatna Krallığı hüküm sürmüş, M.Ö. 1290-612 yılları arasında Kue Krallığı ve M.Ö. 546'da da Persler yöreye yerleşmişlerdir. M.Ö. 331'e kadar Perslerin hüküm sürdüğü bölgeyi, M.Ö. 334 yılında Makedonya Kralı Büyük İskender ele geçirmiş, generallerinden Selefkos Nikator daha sonra kendi adıyla anılan bir çok şehir kurmuştur. Silifke de bu şehirlerden biridir. Selefkos'ların hakimiyeti gittikçe zayıflayarak M.Ö 100 yılına kadar sürmüştür.
M.Ö. 66 yılında Roma İmparatorluğu komutanlarından Pompeius, korsanların işgalindeki Mersin ve çevresini zaptederek Soli şehrini kendi adına izafeten Pompeipolis şehri olarak değiştirmiştir. Böylece Kilikya ve Selefkoslar ülkesi bir Roma eyaleti olmuş daha sonra Doğu bölgesi Antonius'a verilmiş ve onun yönetiminde Tarsus ile çevresi zenginleşerek bir bilim merkezi olmuştur. M.S. 330 yılına kadar bir yükselme devri yaşayan bu bölge, İmparator Julianus (361-363) döneminde putperestliğin resmi din olması, hristiyanlara baskı yapılması nedeniyle büyük karışıklıklar yaşamıştır.
Bizans döneminde şehirler gelişmiştir. Daha sonra İslam orduları Kıbrıs'ı ve Silifke'yi, Muaviye döneminde de Kilikya'yı ele geçirmişler , ancak bir süre sonra Bizans bölgeye yeniden hakim olmuştur. 705 yılında İslam Orduları tekrar Tarsus, Silifke ve Mut'u ele geçirmişler ve 250 yıl hakimiyet sürmüşlerdir.
1082-1083 yıllarında Selçukluların eline geçen Çukurova, 1516 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Ancak Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa ayaklanması sırasında Mersin ve çevresi lbrahim Paşa tarafından ele geçirilmiş 1839 Kütahya Anlaşması ile Osmanlılar yörede yeniden egemen olmuşlardır. Birinci Dünya Savaşından sonra 1918'de Çukurova'yı işgal eden Fransız ve lngilizler, Kurtuluş Savaşı sonunda Ankara Antlaşması ile 3 Ocak 1922'de bölgeyi terk etmişlerdir.
Osmanlı Devletinin son zamanlarında Mersin müstakil mutasarıflık halinde idare edilmiştir. Bu devirde Sancağın merkezi Silifke ve bir süre de Ermenek olmuştur. 1850 yılına kadar Tarsus İlçesi Gökçeli Bucağına bağlı olan Mersin, bu tarihte Bucak Merkezi olmuştur.
1864 yılında Mersin'de kaza teşkilatı kurulmuştur. l894 yılında da Merkezi Mersin olan ve Mersin ile Tarsus'u içine alan, Adana vilayetine bağlı Sancak Teşkilatı kurulmuştur. 1915 yılında müstakil mutasarrıflık olan Mersin 1924 yılında Vilayet olmuştur.
1933 yılında, Merkezi Silifke olan, Mersin Vilayeti lağvedilerek Silifke, Anamur, Gülnar, Mut ilçeleri Mersin'e bağlanmış ve Vilayet'in adına İçel denilmiştir.
1954 yılında Erdemli, l989 yılında da Aydıncık, Boz yazı ve Çamlı yayla ilçelerinin kurulmasıyla, İçel Merkez ilçe Mersin ve Tarsus'la birlikte 10 ilçeye sahip bir il olmuştur.

  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Alt 09 Haziran 2006, 12:18   #62
Maniack
Guest
Maniack - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yanıt: İllerin Tarihcesi




Ordu

Ordu Tarihçe 1963 – 1964 yıllarında Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Prehistorya Tarihi Kürsüsü Prof.I.Kılıç KÖKTEN’in Ordunun Ünye civarında yaptığı arkeolojik kazı ve tetkiklere göre Ordu İli’nde yerleşmeye ve medeniyet eserlerinin verilmesine M.Ö.15 bin yıllarında başlanmıştır.
Yine en eski yerleşme sahalarından biri de Mesudiye ilçesidir. Bu ilçe de Prehistorya ve daha sonraki eski tunç devrine ait bir çok buluntular ele geçmiştir.
Bölgede dolayısıyla Hitit ve Frigler’inde hakimiyeti görülmektedir.
Ordu şehrinde ilk yerleşme M.Ö.VIII. yüzyılında Niletli Kolonistlerce başlatılmıştır. Niletli Kolonistlerce Kotyora (Cotyora) ismi ile kurulan ilk şehrin yeri bugün bilinmemektedir.
Ordu toprakları Nedler ve Perslerin yaşantısına da sahne olmuştur.
M.Ö.400 yıllarında 10 binlerin Ric’atı sırasında Ordu’nun antik şehre gelişi ve meşhur Ksenefon’un nutuklarına sahne oluşu önemli bir olaydır.
Helenistik, Roma, Bizanslıların hüküm sürdüğü Cotyora zamanla önemini ve canlılığını yitirmeye başlamıştır. Selçuklu Türkleri ( Danişmentliler, Hacı Emiroğulları gibi) Osmanlıların hakimiyeti altına geçen Ordu İli Cotyora’dan sonra 14. yüzyıl ortalarına doğru şehrin 4 km güneyinde bugünkü Eskipazar’da Bayramlı adıyla kuruldu.
Bayramlı kasabası 18. yüzyıl başlarında eski canlılığını kaybedince batıda bucak adıyla yeni bir ilçe merkezi doğdu. Bucak adı 1869-1870’de (ORDU) adına çevrildi. Bu yeni ilçe merkezine Bolaman,Perşembe, Ulubey, Hansamana (Gölköy) ve Aybastı bucakları bağlı idi.
Ordu ilçesi 1920 yılına kadar Trabzon Vilayetine bağlı bir kaza merkezi iken 17 Nisan 1920 tarih ve 69 sayılı “Ordu Müstakil Livası Teşkiline Dair Kanunla” merkezi Ordu olmak üzere Canik Sancağına bağlı olan Fatsa kazası da Ordu’ya bağlanmış ve müstakil Ordu Livası teşkil edilmiştir.
1923 yılında Sancak adı Vilayet olarak değiştirilerek bugünkü mülki taksimata Ordu Vilayeti olarak yerini almış bulunmaktadır.
Bugün bilindiği gibi 18 ilçesi 5 bucağı 65 belediyesi 505 köyü ve 327 mahallesi bulunmaktadır.
Doğu karadeniz bölgesinin eşsiz doğa güzelliklerini sinesinde toplayan Ordu İlimizin İlçeleri; Akkuş, Aybastı, Çamaş, Çatalpınar, Çaybaşı, Fatsa, Gölköy, Gülyalı, Gürgentepe, İkizce, Kabadüz, Kabataş, Korgan, Kumru, Mesudiye, Ulubey ve Ünye’dir

  Alıntı ile Cevapla

Alt 09 Haziran 2006, 12:19   #63
Maniack
Guest
Maniack - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yanıt: İllerin Tarihcesi




Osmaniye

Osmaniye Tarihçe M.Ö. 3000 yıllarından başlayarak bir çok devlet ve beyliğin yaşadığı ve egemen olduğu Ceyhan Irmağı havzası içinde yer alan Osmaniye, Çukurova’nın bereketli topraklarının doğusunu oluşturmaktadır. Kalkolitik ve ilk tunç çağlarında Lelegler adlı kavmin hüküm sürdüğü topraklar, daha sonraları Büyük Hitit Devleti, Asur, Roma, Bizans, Selçuklular ve nihayet Osmanlı İmparatorluğu egemenliğine girmiştir. Türklerin Anadolu’yu fethiyle beraber 1080’li yıllarda Osmaniye’ye Ulaşlı aşiretinin yerleştiğini görürüz. Ulaşlı aşiretinin Osmaniye’ye yerleşmesi kuruluşunun başlangıcı sayılabilir. Osmaniye ve bölgesi, Memlük Türklerinin Mısır’da kuvvetlenmesiyle beraber, Memlüklülerin yönetimine girmiş ve 1250-1517 yılları arasında bu devletin hakimiyetinde kalmıştır. Bu hakimiyet esnasında büyük Türk göçleri olmuş, Kınık, Bayat, Yüreğir aşiretleri bölgeyi tamamen Türkleştirmişlerdir. 1277 yıllarında Oğuz boylarından 40 bin Halep Türkmeni Osmaniye’de iskan edilmiştir. 1517-1696 yılları arasında “Kınık Nahiyesi” olarak Payas Sancağına bağlılığı devam etmiş, 1522 yılında Maraş’ta Zülkadiriye eyaletine, daha sonra Halep eyaletine bağlanmıştır. 1840 yılında Kavalalı Mehmet Ali Paşa döneminde Osmanlılara bırakılmış, Adana eyaletine bağlanmıştır. 1865 yılında Derviş Paşa yöre halkını Hacı Osmanlı köyü civarında iskan etmiş ve Osmaniye kazası olarak teşkilatlandırarak, Payas Sancağı Yarpuz’a taşınınca Osmaniye’de Cebel-i Bereket Sancağı adını almıştır. 2. Meşrutiyet ile Sancak merkezi Osmaniye’ye taşınmış, 1924 yılına kadar bu şekilde devam etmiştir. Cumhuriyet’in ilanı ile vilayet olmuş, 1933 yılında tekrar ilçe olarak idari yapısını sürdürmüştür. Geçirdiği bütün dönemlerde Osmaniye, kavimlerin istilasına ve işgaline uğramıştır. En son 1. Dünya Savaşında İngiliz ve Fransızların işgaline uğramış, Ermenilerle “çete harbi” bastırılmış , bu savaş 7 Ocak 1922’de son bulmuştur. Bu gün Osmaniye’nin kurtuluş günü olarak her yıl görkemli törenlerle kutlanmaktadır. 24.10.1996 tarihinde eski hakkı iade edilmiş ve Osmaniye il statüsüne kavuşmuştur.

Rize

Rize Tarihçe Çayeli Doğu Karadeniz'in koyu mavi denizini gür bir yeşillik içinde kucaklayan şirin , güzel bir yerleşim merkezidir. Türkiye'mizin çay cennetidir. Adını da bu özelliğinden almıştır dersek herhalde hata yapmış olmayız.
Çayeli' nin tarihçesine kısaca bir göz atacak olursak; M.Ö. 700 yıllarında MİLETERUSLARCA kurulan yerleşim merkezi önce Roma, Bizans ve Rum Pontus imparatorluklarının egemenliği altında kalmış 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Türk topraklarına katılmıştır. Eski adı Mapavri olan Çayeli, Rize ilinin en eski bucağıyken1 Eylül 1944'te ilçe olmuştur.
Coğrafi yönden Çayeli kuzeyden Karadeniz, batıdan ilimiz Rize ve Güneysu ilçesine, doğudan Pazar ilçesine, güneyden Çamlıhemşin, Hemşin ve İkizlere ilçelerine bağlı köylerle sınırlı olup doğal yapısı kıyıya paralel uzanan dağlar nedeniyle çok engebelidir.
İklimi subtropikal olan ilçemizde denize girmenin en ideal ayları haziran ve temmuzdur. Tarıma elverişli olanlarda çay ekiciliği yapılmakta olup, tahıl yetiştirmeye tabiat şartları elvermemektedir.
Kurtuluş Savaşı'ndan sonra Çayeli insanı açlık, yokluk, eğitimsizlik, işsizlik gibi türlü problemlerle baş başa kalmış, ancak çalışkanlığı, gayreti ve azmi ile gurbet köşelerinde dolandı ise de bugün çay ziraatindeki gelişme, geçmiş günlerin acısını, yokluğunu unutturacak derecede Çayeli'nin çehresini değiştirmiştir. İlçenin ekonomik yapısı çay tarımına dayanır. İlçemizde Çaykur'a ait 5 özel sektöre ait 10' a yakın çay fabrikası mevcuttur. Bunun yanında 5 kimya atölyesi, oto boya ve döşeme atölyeleri ve orman ürünleri sanayii mevcuttur. Bu fabrikalarda yüzlerce işçi çalışmakta ve ülke ekonomisine katkıda bulunmaktadırlar. İlçenin ekonomik yapısında çay tarımının önemi büyüktür. Hatta diyebiliriz ki çay, Çayeli'nin ekonomik yapısının can damarıdır.
Çayeli'nde toplumsal yapıyı incelediğimizde; geniş aile tipinin giderek çekirdek aile tipine dönüştüğünü görürüz. ilçe merkezine uzak olan köylerde geleneksel düğünler, törenler aynen devam etmektedir. köylü kadınlarımız çeşan, peştemal giyinmekte, erkek giysilerinde pek farklılık görülmemektedir.
İlçemizde elektriksiz, telefonsuz, okulsuz, yolsuz köy olmamakla birlikte ortaöğretim kurumlarımızda ihtiyaca cevap verecek duruma ulaşmıştır.
Sarp sınır kapısının açılmasıyla ilçemizde turizme yönelik yatırımlar artmış, Çayeli turizmden payını almaya başlamıştır.
Çayeli'nin Türk medeniye-tindeki yerini çağdaş seviyeye, daha iyiye eriştirmek için gösterilen çabaların, yapılan tüm çalışmaların başarıya ulaşması dileğiyle; sözlerimi Çayeli' ne ithaf olunmuş bir dörtlükle bitirmek istiyorum.

  Alıntı ile Cevapla

Alt 09 Haziran 2006, 12:20   #64
Maniack
Guest
Maniack - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yanıt: İllerin Tarihcesi




Sakarya

Sakarya Tarihçe İklimi, verimli toprakları, ormanları, akarsuları, gölleri ve önemli göç yolları üzerinde bulunması dolayısıyla eski çağlardan beri önemli bir yerleşim merkezi olan Sakarya’nın ilk yazılı tarihi M.Ö. XII. yüzyıla kadar uzanmaktadır.
İlk yerleşik kavmi Frigler olan bölgede daha sonra sırasıyla; Bithynialılar, Kimmerler, Lidyalılar, Persler, Romalılar ve Bizanslılar hakimiyet kurmuşlardır. Bizanslılara ait en ünlü eser, 560 yılında Sakarya Nehri üzerinde kurulan Justinianos köprüsüdür.
Selçukluların Anadolu’ya girmesinden sonra toprak kaygısına düşen Bizanslılar, iki devlet arasında hudut olan Sakarya Nehri boyunca çok sayıda hudut muhafaza kaleleri kurmuşlardır. Halen harabe halinde olan bu kalelerden en önemlileri; Seyifler, Harmantepe, Adliye, Kurtköy, Çobankale, Paşalar ve Mekece kaleleridir.
1071 Malazgirt zaferiyle Anadolu’nun Türklere açılmasından sonra, Selçuklu Sultanı Alparslan’ın komutanlarından Artuk Bey’in İzmit yakınlarında Bizanslıları bozguna uğratmasıyla bölge, Selçukluların idaresine girmiştir.
Selçukluların zayıflamasıyla kısa bir süre İlhanlıların elinde kalan bölge,1291’de Osmangazi’ye bağlı boy beylerinden Konur Alp tarafından fethedilerek Osmanlıların hakimiyetine geçmiştir
1313-1337 yılları arasında da Osmaneli, Mekece, Pamukova, Geyve, Mudanya, Akyazı, Mudurnu, Düzce, Sapanca, Kandıra, Bursa, İznik, Gemlik ve İzmit’ in fethiyle birlikte bölge, tümüyle Osmanlı idaresine geçmiştir.
1563’te köy, 1646’da Bolu’ya bağlı bir nahiye olan Adapazarı’ nın 1658’de tekrar köy, 1692’de kaza, 1701’de Sapanca’ya bağlı bir köy, 1742’de nahiye ve 1837’de İzmit Sancağı’na bağlı bir kaza haline getirildiği tarihi kayıtlardan anlaşılmaktadır.
1852’de Kocaeli Mutasarrıflığına bağlanan Adapazarı, 22 Haziran 1954 tarihinde 6419 sayılı kanunla il olmuş ve “Sakarya” adını almıştır.
26 Mart 1921’ de Yunan işgaline uğrayan bölge, 21 Haziran 1921 tarihinde düşman işgalinden kurtarılmıştır. Nitekim 21 Haziran tarihleri, ilin düşman işgalinden kurtarılışının yıl dönümü olarak her yıl törenlerle kutlanmaktadır.
Kurtuluş savaşında önemli bir yeri olan Adapazarı, Ali Fuat CEBESOY, Sırrı BEY, Hasan Cavit Bey, Koçzade Mahmut Bey, Yüzbaşı Abdurrahman Bey, Kaymakam Tahir Bey gibi Kuva-i Milliyenin pek çok kahramanına yardım ve destekle Milli Mücadelenin şerefli sayfalarında yer almıştır.

  Alıntı ile Cevapla

Alt 09 Haziran 2006, 12:21   #65
Maniack
Guest
Maniack - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yanıt: İllerin Tarihcesi




Samsun

Samsun Tarihçe "SAMSUN" ADININ MENŞEİ
"Samsun" adının Yunanca "Amisos" kelimesinden gelme olduğu sonundaki "Os" veya "S" ekine bakılarak ileri sürülmüşse de, kelimenin kökeninin eski Yunan öncesi döneme dayanmasının daha kuvvetli bir ihtimal olduğu belirtilmiştir. Bu durumda Amisos adının deniz yoluyla gelen Yunanlılar tarafından verilmiş bir ad değil, komşu şehir Amasia (Amasya) gibi, Anadolu menşeli bir kelime olduğu anlaşılmaktadır.
Bugün kullandığımız şekilde "Samsun" adının ortaya çıkışının XII. ve XIII. yy. daki Türk hakimiyetine dayandığı, Batı kaynaklarında ise bunun "Sampson" şeklinde geçmeye başladığı görülmektedir. Gerek Samsun ve gerek Sampson şeklindeki söylenişlerin Amisos'tan geldiğine de şüphe yoktur.
Osmanlılar devrinde şehrin adı Samsun olarak anılmış, fakat sancak adı olarak Canik ismi kullanılmıştır

TÜRK HAKİMİYETİNDEN ÖNCE SAMSUN
Samsun Bölgesinde ilk insan izlerinin Tekkeköy'de ortaya çıktığı tesbit edilmiştir. Buradaki mağaralarda ve düz yerleşim yerlerinde yapılan kazılarda Paleolitik (Eski Taş Devri- M.Ö. 600.000 10.000) ve Mezolitik (Orta Taş Devri-M.Ö. 10.000-8000) çağa ait eserler bulunmuştur.
Samsun Bölgesinin M.Ö. 5. bin sonunda başlayarak Kuzey Yunanistan, Bulgaristan ve Ege adaları ile sıkı bir ilişki içinde olduğu, bu ilişkilerin kıyı gemiciliği ile sağlandığı ve Geç Kalkolitik çagda (M.O. 3500-3000) bu ilişkilerin orta Anadolu'ya kadar uzandığı tespit edilmiştir.

Bu bölgedeki açık hava yerleşmelerine en erken Geç Kalkolitik çağda (M.Ö. 4000-3200) rastlanır. Geç Kalkolitikten Demir çağına (M.Ö. 1200-600/ 580 kadar uzanan zaman dilimi içinde yörede tespit edilen yerleşme saysı 80'e yakındır. Bunlardan Geç Kalkolitik- İlk Tunç çağına M.Ö. (3200.2100) tarihlenen yerleşmeler Bafra, Kavak, Havza dolaylarında, Orta Tunç çağına M.Ö. (2100-1600) tarihlenen yerleşmeler ise Bafra'nın batı ve güneyinde yoğunluk kazanır.
Geç Kalkolitik ve Tunç çağlarının tespit edildiği Tekkeköy, Dündartepe, Kaledoruğu ve İkiztepe'de yapılan bilimsel kazılarda tüm yerleşmelerin köy karakterinde olduğu ve küçük topluluklar tarafından kurulduğu anlaşlmıtır. Halk ahşap evlerde oturmakta avcılık, balıkçılık ve hayvancılık yaparak geçimlerini sağlamaktadır.
Hititler'in başkenti Boğazköy'de bulunan tabletlerden öğrenildiğine göre de Son Tunç Çağı'nda (M.Ö. 1600-1200) bu bölgede yabani bir kavim olan Gaşkalar'ın oturduğu belirtilmektedir.Bu kavim Hitit ülkesine sık sık akınlar düzenlemiş M.Ö. 15.yy. başlarında Boğazköy'ü ele geçirip yakıp yıkmışlardır.
Grek mitolojisi ve antik yazarların notlarından anlaşıldığına göre Greklerin Karadeniz kıyıları hakkında M.Ö. 8.yy. sonunda bilgi sahibi oldukları görülmektedir.

M.Ö. 8. yy. sonunda Kafkaslar yoluyla Doğu Anadolu Bölgesi'ne giren Kimmer'ler, Güney Karadeniz kıyılarında yaşayan halklar üzerinde büyük etkiler bırakmışlardır. M.Ö. 7. yy'ın ilk çeyreğinde, Frig devletini yıkan Kimmerlerden bir kol Karadeniz Bölgesi'ne yönelerek, Sinop'u tahrip ederler; daha sonra bu bölge, Kimmerlerin ana yerleşme merkezi olur. M.Ö. 6. yy. başında Kimmerler giderek güçlerini kaybederler.
Grekler, Amisos yöresine geldiklerinde Kızılırmak ile Terme arasında yaşayan ve Beyaz Suriyeli yahut Kappadokialı adnı verdikleri bir halk ile karşılaşırlar. Ancak yeterli yazılı belge olmadığından bu yörede yaşayan halkın çok karışık olduğu kabul edilmektedir. Kızılırmak'ın batısındaki bölgede Greklerin Paphlagonlar dediği halk yaşamakta, Themiskyra'dan (Terme) doğuya doğru ise Amazonlar, Khalybler, Tibarenoslar ve Mossynoikoslar adı verilen halk toplulukları bulunmaktadır.
Antik kaynakların bildirdiğine göre Amisos, Greklerden önce kurulmuş bir yerleşme idi. Amisos'un ilk adının Enete olduğu bildirilmektedir.Daha sonra Miletos'lular tarafından bu yerleşme M.Ö. 6. yy. başında zapdedilerek kolonize edilir. M.Ö. 6. yy. ilk yansında Kappadokialılar gelip Amisos'a yerleşirler. M.Ö. 6. yy. ortasında Kappadokialı lider;Phokaialıların (Bugünkü Foça Şehri) Amisosta yerleşmelerine izin verir. M.Ö. 437'de daha önce Atina'dan Sinop'a gelenlerden bir grup Athenokles liderliğinde Amisos'a yerleşir ve adnı Peiraieos olarak değiştirir. Amisos kentini kuran Grekler, diğer kentlerde olduğu gibi cadde ve sokaklar, meydanlar, evler, tapınaklar, dini ve sivil yapılar inşa etmiş kent meydanlarını heykellerle süslemişlerdir.
M.Ö. 6. yy. ortalarında Persler'in Anadolu'yu egemenlikleri altına alması sonucu Amisos'un da diğer Grek şehirleri gibi Pers'lere vergi ödedikleri tahmin edilebilir. M.Ö. 4. yy. başlarında Amisos, Kappadokia Satrabı Damates tarafından alınır ve böylece Pers egemenliği altına girer. Büyük İskender'in M.Ö. 334'te Persler'i yenmesiyle Anadolu'daki Pers egemenliği sona erer ve Amisos'a bagımsızlık verilir.
Büyük İskender'in ölümünden sonra iskender'in katibi Eumenes'e Kappadokia ile Paphlagonia-Pontus satraplığı verilir. Eumenes'in ölümünden sonra Kassandros M.Ö. 315'te Amisos'u kuşatır.Antigonos, yeğeni Ptolemaios'u göndererek şehri kurtarır ve satraplığı tekrar kurar.


Amisos M.Ö. 302'de Pontus Kralı Mithridates Kitistes zamanında Pontus egemenliği altına girer. Pontus Kralı Mithridates II (255-220) zamanında Amisos zaptolunur. Mithridates Filopator'un M.Ö. 120'de öldürülmesi üzerine , karısı Laodikeia Stefan Gölü (Ladik göl&#252
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
kenarında Laodikeia (Ladik) adlı yeni bir başkent kurdurur. Amisos, Mithridates VI. (120-63) zamanında en parlak dönemini yaşar. Şehrin yakınına ayrı surlarla Eupatoria adlı yeni bir mahalle yaptırır. Pontus Krallığı ile Roma İmparatorluğu arasında uzun süren savaşlar süresinde, Roma generallerinden Lucullus Amisos önüne gelince şehrin teslim olmasını ister. Ancak Amisoslular bu teklifi rededer. Şehrin hücumla zapt edilemeyeceğini gören Roma generali askerlerini Eupatoria banliyösü etrafına toplayarak burayı ele geçirir. Banliyösü düşünce Amisos tamamıyle kuşatılarak M.Ö. 71 sonbaharında ele geçer. İnsanlar öldürülmüş, yağmalanan şehir harabe haline gelmiştir. Lucullus hayatta kalanlara hürriyetlerini vererek şehrin yeniden yapılanması için emir verir. Lucullus'tan sonra yerine geçen Pompeius M.Ö. 64 ilkbaharında Amisos'a gelerek yeni düzenlemeler yapar. Amisos'a Saramene, Gazelonitis, Themiskyra ve Sidene bölgeleri verilir.

  Alıntı ile Cevapla

Alt 09 Haziran 2006, 12:22   #66
Maniack
Guest
Maniack - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yanıt: İllerin Tarihcesi




Samsun - 1

Mithridates'in oğlu Pharnakes II Roma'nın iç karışıklıklarından yararlanarak M.Ö. 44' te Amisos'u uzun mücadeleler sonunda fetheder. Caesar, Pharnakes II'yi Zile'de yenerek Amisos'a bağımsızlık verir. M.Ö. 44' te Caesar'ın öldürülmesiyle imparatorluğun doğusunu alan Antonius Küçük Asya'da yeni düzenlemelere gider. Amisos, Amaseia ve Neopolis şehirleriyle birlikte krallara verilir. M.Ö. 36'da Antonius, Amisos'u Tiran Straton'a verir. M.Ö. 31'de Oktavianus Antonius'u Actium'da yener ve Amisos'taki tiranı kovar. Şehre bağımsızlık verir. Çeşitli imparatorlar döneminde çıkan karışıklıklara Amisos şehri karışmaz. Roma İmparatorluğu İkiye bölününce Bizans devletinin payına düşen kent Amisos adıyla bir piskoposluk merkezi olur. M.S. 10. yy'da İmparator Konstantin Porphyrigenistos'un bir emrinde şehrin adı Amnisos olarak geçer.
TÜRK HAKİMİYETİNDE SAMSUN
İslamlığın doğuşundan sonra 863 yılında Arap ordularının saldrısına uğrayan kent, yıkılıp yağmalanır. Malazgirt Savaşından sonra Türkler Anadoluyu yurt tutmak amacıyla yayılmaya başlarlar. 1086'da Danişmendliler Samsun'u kuşatırlarsa da ele geçiremezler. Ancak Samsun'un yakınında yeni bir kent kurarlar. Bundan sonra eski kente "Hristiyan Samsun" denir. Selçuklu hükümdarı Kılıç Arslan ülkesini iki oğlu arasında paylaştırdığında (1185) Müslüman Samsun, hükümet merkezi Tokat olan Rüknettin Süleymenşah'ın payına düşer. Hıristiyan Samsun ise, önce Bizanslıların, XIV.yy.'ın ilk yıllarından başlayarak da uzun süne Cenevizler'in yönetiminde kalır. Müslüman Samsun, Kösedağ Savaşından (1243) sonra sırasıyla İlhanlılar, Pervaneoğulları(1297), Candaroğulları (1322) ve Tacettinoğulları'nın (1348) denetinine girer. 1393'te Yıldırım Beyazıt tarafından alınır. Ancak padişahın Rumeli'de uğraşmasından yararlanan Kubatoğulları 1395'te şehri ele geçirir. Müslüman Samsun'u ikinci kez alan Yıldırım Beyazıt, Bulgar Kralı Mihail Yiyman'ın Müslümanlığı kabul eden oğlu Aleksandır'ı (İskender Paşa) buranın valiliğine getirir (1398). Ankara Savaşından sonra Anadolu beyliklerini yeniden canlandıran Timur, Müslüman Samsun'u Canik beylerinden Kubatoğulları'na verir(1403). Timur Anadolu'dan çekip gittikten sonra, Osmanlı Şehzadesi Süleyman Çelebi Müslüman Samsun'u Kubatoğulları'ndan alarak Taşanoğlu Ahmet Bey'e verir (1404). Süleyman Çelebi'nin İstanbul yolunda öldürülmesinden(1411) sonra toparlanıp güçlenen kubatoğlu Cüneyt Bey, savaşta yenilgiye uğrattığı Taşanoğlu Ahmet Bey'i öldürerek Müslüman Samsun ve yöresine egemen olur(1414). Candaroğlu İsfendiyar Bey ile birleşen Tavettinoğyu Hüsamettin Bey, Samsun üzerine yürüyerek savaşta Cüneyt Bey'i öldürerek topraklarını ele geçirir(1418). Ancak daha sonda Karakoyunlular'ın Erzincan Valisi Pir Ömer'le anlaşan İsfendiyar Bey, Müslüman Samsun'u Hasan Bey'den alarak küçük oğlu Hızır Bey'i buranın valiliğine atar. Anadolu seferine çıkan I, Çelebi Mehmet her iki Samsun'u da fetheder. Cenevizliler aşağı şehri yakıp gemilerle kaçarlar. Tek yönetim altında birleştirdiği kentin valiliğini Tacettinoğlu Hüsamettin Hasan Bey'e bırakırken, Canik yöresini de oğlu Şehzade Murat'ın Amasya sancağına bağlar(1419). Murat II.'nin cülusu sırasında (1421) çıkan karışıklıklaıdan yararlanarak Osmanlılar'a karşı ayaklanan Tacettinoğlu Hasan Bey'le kardeşi Mehmet Yavuz bağımsızlıklarını ilan ederler ve Samsun'da ortak bir yönetim kurarlar. Canik bölgesini denetim altıma almakla göreclendirilen Amasya Sancakbeyi Lala Yörgüç Paşa, Samsun'u bir kez daha Osmanlı topraklarına katar(1428). Osmanlı yönetiminde Samsun, Canik bölgesinin merkezi olarak önce Amasya'ya, sonra da Sivas'a (Paşa Sancağı) bağlanır. Kentin ağırlık merkezi Hıristiyan Samsun'dan Müslüman Samsun'a geçerken, limanı da Sinop'un gölgesinde kalır. Yavuz Sultan Selim döneminde kent, Trabzon ve Karahisar'la birlikte yeni oluşturulan Erzincan Eyaletine bağlanır(1514). Mehmet III, döneminde (1595-1603) Kazaklar'ın sürekli saldırısına uğrayarak büyük hasar gören Samsun Kalesi, daha sonra onarılarak saglamlaştırılır ve içine yerleştirilen muhafızlarla denizden gelebilecek akınlara karşı kentin güvenligi sağlanır.
XVIII. yy.'ın ilk yarısından başlayarak Samsun ile Karadeniz'in, öteki limanları, özellikle Kırım arasında yapılan deniz ticareti kentin önemini artırır. Ancak Kırım'ın Osmanlı denetiminden çıkmasından (1774) sonra bu ticaretin gerilemesi, Samsun'u olumsuz yönde etkiler. Yörede ıslahat amacma yönelik olarak konan yeni vergilerden hoşnut olmayan eşraftan bazı kişilerin desteğini kazanan Canikli Ali Paşa, yönetime karşı ayaklanıp Samsun'u işgal eder (1779). Ayaklanmayı bastırmakla görevlendirilen Çapanogullar'ından Cabbarzade Mustafa Bey, Caniklileri Kavak'ta yendikten (1780) sonra Samsun'la yöresinde dirlik ve düzeni yeniden kurar. Bu kez de Alipaşazade Hüseyin Bey'le birleşen Mütesellim Tayyar Paşa, Samsun'da ayaklanarak Çapaoğulları'nın yönetimindeki Amasya'ı ele geçirir (1805). Erzurum Valisi Yusuf Ziya Paşa, Çapaoğulları'nın yardımyla Tayyar Paşa kuvvetlerini Trabzon yakınlarında yener. Alipaşazade yakalanarak idam edilir. Tayyar Paşa Anapa'ya kaçar (1806). XIX. yy.'ın ilk çeyreğinde güçlenen Canikli Hazinedaroğulları Samsun ve yöresini denetimleri altına alırlar. Ancak Tanzimat'tan sonra etkisiz durumda kalan Hazinedaroğulları özellikle yüzyılın ikinci yarısında kent ve yöredeki tüm nüfuzlarını yitirirler. Bu arada Karadeniz'in buharlı gemilere açılması ve Bafra ile yöresinde nitelikli tütün ekiminin başlamasi Samsun için yeni bir gelişim kaynağı olur. Kentin Türk nüfusu arttığı gibi Avrupalı tütün alıcıları ve çeşitli hammadde tüccarları da şehre yerleşmeye başlar. 1869 yılında Samsun'da büyük bir yangın çıkar. Şehrin hemen hemen tamamı kül haline gelir. Ancak zengin bir ticaret merkezi olan Samsun çabuk kalkınır. Birinci Dünya Savaşı sırasında deniz ticareti felce uğradığı için, ekonomik yönden büyük sıkıntılar çeken Samsun, Rus savaş gemilerince dört kez topa tutulur. Önemli ölçüde hasar görür (1915). 19 Mayıs 1919'da Samsun limanına 3. Ordu müfettişi olarak ayak basan Mustafa Kemal Paşa (Atatürk), Anadolu'da Kurtuluş Savaşı'nı başlatır ve kent de bu özelliği nedeniyle Kurtuluş Savaşı'nın bir simgesi durumuna gelir. XIX. yy. sonlarında Trabzon vilayetine bağlı bir mutasarrıflık olarak yönetilen Samsun, Cumhuriyetten sonra kendi adını taşıyan ilin merkezi olur.

  Alıntı ile Cevapla

Alt 09 Haziran 2006, 12:24   #67
Maniack
Guest
Maniack - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yanıt: İllerin Tarihcesi




Samsun - 2

16 Mayıs 1919 Cumartesi günü, İstanbul'dan kalkan, Kaptan İsmail Hakkı (Durusu) idaresindeki Bandırma Vapuru, Dokuzuncu Ordu Kıt'aları Müfettişliğine atanan Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) ile mahiyetini Samsun'a götürüyordu. Atatürk, Samsun ve çevresinde asayişi düzenlemekle görevli idi. 18 Mayıs 1919'da Sinop'a geldiler. Atatürk, iskeleye çıkarak, karadan Samsun'a yol olup olmadığını sordu, olmadığını öğrenince de tekrar vapura binerek Samsun'a hareket etti. 19 Mayıs 1919 Salı günü sabahı saat 6 'da Samsun limanındaydı. Savaşlardan yenik çıkmış bölünmüş, umutsuz yorgun, çileli bir milleti, yeniden diriltmek, ayağa kaldırrnak üzere, Ataürk'ün Samsun'a ve Anadolu'ya ilk ayak basışı o gün, o saatti. Samsun'a Müfettişlik Karargâhının 18 subay ile birlikte çıkıyorlardı.
Bu subaylar, o günkü rütbeleri ile şunlardı :
1- Üçüncü Kolordu Komutanı Kur. Alb. Refet (Bele)
2- Müfettişlik Kur. Bşk. Alb. Kazım (Dirik)
3- Müfettişlik Sağlık D. Başkanı. Dr. Alb. İbrahim Tali (Öngören)
4- Kurmay Bşk. Yardımcısı Yarbay Arif (Ayıcı)
5- Müfettişlik Karargahı İstihbarat Müdürü Binbaşı Hüsrev (Gerede)
6- Topçu Binbaşı Kemal (Doğan)
7- Dr. Binbaşı Refik (Saydam)
8- Başyaver Yzb. Cevat Abbas (Gürer)
9- Yzb. Mümtaz (Tunay)
10- Yzb. İsmail Hakkı (Ede)
11- Yzb. Ali Şevket (Öndersav)
12- Yzb. Mustafa Vasfi (Süsoy)
13- Üsteğmen Hayati
14- Üsteğmen Arif Hikmet (Gerçekçi)
15- Üsteğmen Abdullah
16- Teğmen Muzaffer (Kılı&#231
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

17- Şifre Katibi Faik (Aybars)
18- Şifre Katibi yardımcısı (Atasev)
Samsunlular Atatürk'ü çoşkun bir törenle karşıladılar. Atatürk, doğruca kendisi ve arkadaşları için hazırlanan Mıntıka Palas'a yerleşti. Burası iki katlı taş bir yapıydı. Atatürk'ün Samsun'a geleceği, İstanbul'dan telgrafla Mutasarrıfa duyurulunca bu bina hazırlanrnıştı. Atatürk o gün ve ertesi günler hep bu otelde kaldı, çalışmalarını burada sürdürdü. Samsun'a geldiğinin ilk günü emrindeki valilikler ve kolordu komutanlarından bölgenin asayiş durumunu sordu, ertesi günü Sadrazam Damad Ferid'e "İzmir`in işgalini milletin asla kabul etmeyeceğini..." telle bildirirken Erzururn'daki 15. Kolordu Komutanı Kazım (Karabekir) Paşa ile de bağlantı kurdu. Samsun'a gelişinin dördüncü ve beşinci günleri, İstanbul Hükümetinin ve hele itilaf Devletletlerinin kuşku duyacağı davranışları ile dikkatleri üzerinde toplamış bulunuyordu. 25 Mayıs 1919'da da "...bazı şikayetleri yerinde tetkik ve tedbir almak üzere Karargâhı Havza'ya nakledeği " gerekçesiyle Havza'ya geldi. Havza'da Belediye Dairesi olarak kullanılan Mes'udiye Oteli, Müfettişlik Karargâhına kiralanmış. Atatürk, Havza'da kaldığı 13 Haziran 1919 tarihine kadar arkadaşları ile birlikte burada çalışmıştı.
Havza'ya gelişinin ertesi günü, 26 Mayıs 1919'da, Havza Belediye Başkanı İbrahim ve Havza ileri gelenlerinin ziyaretlerini kabul eden Atatürk, onlara:
-Hiçbir zaman ümitsiz olmayacağız, çalışacağız, memleketi kurtaracağız, diyordu. Bundan sonra olaylar bilindiği gibi, hızla gelişti. Atatürk, işgal devletlerine ve İstanbul Hükümetinin olumsuz tutumlarına karşı ilk direniş hareketlerini Havza'da başlatmış, 13 Haziran 1919'da da Karargâhını Amasya'ya taşımıştı.

Samsun'a Bir Daha Ayak Bastı:
Atatürk'ün Samsun'a ikinci gelişi, Cumhuriyetin ilanından bir yıla yakın bir süre sonra yaptığı Sonbahar Gezisine rastlar. Bu gezi sırasında, 20 Eylül 1924 günü Hamidiye zırhlısı ile Ordu'dan Samsun'a geldi. Yanında eşi Latife Hanım ve yakın arkadaşları da vardı. İskeleden arabalara binerek doğruca belediyeye gittiler. Samsunlular sık sık yollarını keserek sevgi gösterilerinde bulunuyorlardı. Belediyede çeşitli kuruluşların yöneticileri ile görüşeren Atatürk, bir ara balkona çıkarak meydanda toplanan halkı selamladı. Daha sonra dinlenmek üzere kalacakları Şahinzade Remzi Bey konağına geldiler.

O gün akşam Samsun Belediyesi, Atatürk onuruna bir yemek verdi. Yemeğin sonuna doğru Belediye Başkanı İbrahim Veysi bir konuşma yapmıştı. Atatürk, teşekkür ederek bu konuşmayı cevaplandırdı. O sırada Belediye başkanı ayağa kalkarak, Atatürk'ün ardında duran bir koltuğu gösterdi:
- Bu koltuk Reisicumhur Hazretlerinin Samsun'a ilk geldikleri Belediye Dairesindeki oturdukları koltuktur. Teberrüken buraya getirilmiştir, dedi.

  Alıntı ile Cevapla

Alt 10 Haziran 2006, 18:22   #68
Maniack
Guest
Maniack - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yanıt: İllerin Tarihcesi




Samsun - 3

Atatürk çok duygulanmıştı. Anılarının tazelendiğinden bahsederek bir konuşma daha yaptı. Bu konuşmasında: (...Ben Samsun'u ve Samsun halkını gördüğüm zaman memlekete ve millete ait bütün tasavvurlarımın, kararlarımın herhalde yerine getirilebilir olduğuna bir defa kuvvetle inanmıştım. Samsunluların hal ve durumlarında gördüğüm gözlerinde okuduğum vatanseverlik, fedakârlık, ümit ve tasavvurlarımı müsbet bir inanca götürmeye, yeter olmuştu...) dedi.

Atatürk ertesi günü 21 Eylül sabahı, Samsun-Çarşarnba Demiryolu inşaatı töreninde bulundu. Burada da bir konuşma yaparak, gümüş bir kazma ve kürekle temele ilk harcı koydu. Öğleden sonra, Samsunda Hükümeti, hastaneleri, beş yıl önce kaldığı Mıntıka Palas'ı ziyaret etti. Mıntıka Palas sahipleri, binayı Atatürk'e hediye etmişlerdi. Bundan memnun oldu, teşekkür etti. 22 Eylül 1924 günü de Samsun Ticaret Okulunda öğretmenlerin verdiği çayda bulundu. Burada uzun bi konuşma yaparak müspet bilimlerin, fenlerin çağımızdaki önemi ve gereği üzerinde durdu: (Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. ilim ve fennin dışında mürşit aramak gaflettir, cahilliktir, sapıklıktır..) dedi. Bu konuşmanın bir yerinde de : (Bizim milletimiz derin bir maziye maliktir. Milletimizin hayat-ı asarını düşünelim. Bu düşünce biz elbette altı yedi asırlık Osmanlı Türklüğünden çok asırlık SeIçuk Türklerine ve ondan evvel bu devirlerin her birine rnuadil olan, Büyük Türk devrine kavuşturur...) diyordu. O gün çok heyecanlıydı. Samsuna gelişinin dördüncü günü de Belediyede ilgililerle bir toplantı yaptı. Şehrin sorunları, ihtiyaçları üzerinde durdu. Boş saatlerinde Samsun kütüphanesinden daha çok tarihle ilgili kitaplar getirtiyor, bunları okuyordu.
Samsun'da eşi ile birlikte kaldığı Şahinzade Remzi Beyin evinde, aile albümüne bir hatıra olarak şu cümleleri yazdı (Sarnsun'da kaldığımız günler zarfında misafir oldğumuz Şahinzade Remzi Bey'in hanesinde sahib-i hane tarafıdan gördüğümüz miafirperverliği ve nezaketi suret-i mahsusada kaydederim. 23 Eylül 1340 (1924) Gazi M. Kemal)
24 Eylül günü sabahı Samsun'dan ayrılarak Havza'ya geldi. Belediyede yaptığı bir konuşmada: (Kahraman Havzalılar! Sizinle en elemli ve yaslı günlerimde tanıştım. Aranızda günlerce kaldım. Bana geçmişin değerli hatıralarını canlandıran şu daire içinde çalışmalarınız ve yardımlarınızdan çok faydalandım..) diyerek, Havzalıları övdü. Aynı gün, öğleden sonra Amasya'ya hareket etti.
Bu Üçüncü Samsun'du

Atatürk, Harf devriminin bütün yurtta büyük bir heyecanla yürütüldüğü günlerde, İzmir vapuruyla İstanbul'dan Karadeniz'e açıldı, 16 Eylül 1928 günü Samsun'a geldi Yanında Başbakan İsmet (İnön&#252
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
, Kılıç Ali, Dr. Refik (Saydam),l Başyaver Rusuhi de vardır. Karşılama töreninden sonra, doğruca ilk geldiği zaman kaldığı Mıntıka Palas'a geldi. Bu ev şimdi ilk eşyasıyla dayanıp döşenmişti. Çalışma masası üzerinde duran bir kağıda yeni harflerle şu notları yazdı:
(Samsun, 16 Eylül 1928. Saat sekizi geçiyor. Yazı odasındayım. İsmet Paşa'yı bekerken bu satırları yazıyorum. Samsun'a üçüncü defadır geliyorum. İlk gelişirn malûmdur. Tarihini gözümün önünde, büro üzerinde duran uzun cıgara kutusunun kapağında okuyorum: 19 Mayıs 1335. Ondan sonra bir defa daha gelmiştim. Takriben dört sene evvel, bu gelişimin de tarihini yukarıda tespit ettim. İsmet Paşa geldi, yazıyı bırakıyorum. Gazi Mustafa Kemal)

O gün ve ertesi gün, bir başöğretmen olarak valilikte memurlar ve halka yeni harfleri öğretici çalışmalar yaptı, bir çoklarını imtihan etti. 18 Eylül sabahı Havzaya, oradan da Amasya'ya geçti.

  Alıntı ile Cevapla

Alt 10 Haziran 2006, 18:24   #69
Maniack
Guest
Maniack - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yanıt: İllerin Tarihcesi




Samsun - 4

Dördüncü ve Son
Atatürk, Samsun'a son ve dördüncü olarak 22 Kasım 1930 gece saat 21'de gelmişti. Bu defa Amasya yoluyla Havza'dan geliyordu. Geceyi o günlerde alt katı CHP binası olan kendi köşkünde geçirdi. Ertesi günü 23 Kasım 1930 Pazar, İçişleri Bakanı Şükrü (Kaya) ve Samsun Valisi Kazım Paşa ile birlikte Samsun'da bir gezinti yaptılar, sigara fabrikasını gezdiler. 24 Kasım günü Çarşamba ilçesine giden Atatürk, Türk ocağında gençlerle bir sohbet toplantısı yaptı. Ayrılırken Ocak defterine (Çarşamba Türk Ocağında tanıştığım kıymetli gençlik iftihara layıktır) cümlesini yazdı. Samsun'da iki gün daha kalan Atatürk, 26 Kasım 1930'da, Lisede derslere girdikten ve Türk Ocağında verilen konserde bulunduktan sonra, saat 16'da Ege vapuru ile Trabzon'a hareket etti.
Onun kaldığı köşkü (Mıntıka Palas), Samsunlular Atatürk Müzesi olarak düzenlediler ve ziyarete açtılar.

ATATÜRK'ÜN SAMSUN'DA OKUDUĞU KİTAPLAR
Atatürk, Samsun'a dordüncü gelişinde Afet Hanım vasıtasıyla o zamanki Gazi Kütüphanesi'nden "Cihan Tarihi", "Büyük Adamlar Serisi" ve "Tarihte Güzel Kadınlar"' isimli üç kitabı okumak için istemiştir. Bunlardan Enis Behiç'in "Tarihte Güzel Kadınlar" adlı kitabında Madam Rolan'ın "Hürriyete" ait makalesinin 96, 97 ve 98.. sayfalarıda altlarını mor ve kırmrzı kalemle çizdiği satırlardan çok önemli gördüğümüz için burada bahsetmek ve aynı satırları yazmak ihtiyacını duyuyoruz.
96. sayfada "Hürriyet" bila kaydü şart serbest olmak değildir. Onun kayıtları, şartları vardır. Bila kayd ü şart serbest olmak, ormanlarda yaşayan hayvanlara mahsustur. İnsanlar ise içtimai muhitlerde birtakım adetlerde, teamüllerde ülfet etmiş, bir terbiye..."
97. sayfada "bazı kavimler nezdinde de epeyce zamanlar sakal salıvermek adeti (hürriyet) zannollunmuştur." satırlarının altını çizdikten sonra devamla "Hürriyet-i Siyasiye her istenilen şeyin yapılmasından ibaret değildir. Bir devlette, yani kavanine malik bir heyet-i içtimaiye de hürriyet arzu edilmesi lazım gelen şeyin yapılmasmda ve arzu edilmesinde icap eden şeyin yapılmasına cebr ve tazyik ibaret olabilir. İstiklal ve hürriyetin ne olduğunu fikre koymak lazımdır." satırlarını mor renkli kalernle çizmiştir.
98. sayfada ise "ilmi esaslara nazaran ferdin hududu hürriyeti, gayri hududa hürriyeti ile mahdut olduğundan başkasının hak hürriyetini tanımayan kendi hak ve hürriyetini tanıtamaz... (kırmızı kalemle) "Maksat ve gaye bir olduktan sonra ittihat edemezler miydi? Vatan için daha müfit çalışamazlar mıydı? Hayr... İhtiras denilen manevi düşman bunların yakalarından tutmuş, küçüklüğe sürüklemiştir." satırlarının altlarını çizerek, "kütüphane memurlarına;" mor boyalı kalem ile işaret ettiğim yerleri «halkımıza okut." emrini vermiştir.
Atatürk bütün bu seyahatlerinde Samsun'un Anadolu'ya açılan bir kapı olduğunu hissettirmiş, milletin derdini, ıstırap ve düşüncelerini yakından görmüş ve öğrenrniştir. Zaruri olan inkılaplari tesbit, teşebbüs ve uygulama yapmış, milletlere kendini tanıtmak ve itimadını kazanmak istemiş, Cumhuriyet ve yükselme fikrinin halk tarafından benimsendiğini görmüş ve halkla bütünleşmiştir.

Samsun ve Sarnsunluları seven Atatürk'e minnet borcunu ödemek isteyen Sarnsun halkı, onu bir anıtla ölümsüzleştirmiş, Atatürk'ü iyi tanıyan Avusturyalı heykeltıraş Krippel'e 19 Mayıs'ın ruhuna uygun bir anıt yapılması görevi (1928) verilir. Krippel bu anıta heybeti, gururu, ileri düşünceyi, azmi, korkusuzluğu, Türk'ün ve Türklüğün gücünü, rnilli birlik ve beraberlik ruhunu vermeye çalışmıştır. 1931'de dikilen bu anıt Atatürk'ü anlatmış, kuvvetin, azmin, cesaretin ve üstünlüğün simgesi olmuştur. Samsunlular Ata'yı bağımsızlıklaryla özdeşleştirmiş ve Atatürk'ü sonsuza kadar yaşatmayı kendisine şiar edinmiştir.

  Alıntı ile Cevapla

Alt 10 Haziran 2006, 18:26   #70
Maniack
Guest
Maniack - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yanıt: İllerin Tarihcesi




Siirt

Siirt Tarihçe Bilinen tarihi M.Ö. 200 yıllarına kadar uzanan Siirt, Mezopotamya ve Anadolu Uygarlıklarının kesiştikleri bir alanda kurulmuştur. Siirt yöresinde tarihi araştırmaların yeterince yapılmamış olması nedeniyle bu yörede hüküm süren Samiler, Babiler, Asurlar, Urartular, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlıların bıraktıkları eserler hakkında yeterli bilgi yoktur. Ancak, halen korunan eserlerin çoğunun Selçuklulardan kalmış olması, Selçukluların bölgede daha yoğun bir etki bıraktıklarını göstermektedir.

Sinop

Sinop Tarihçe TARİH ÖNCESİNDEN TÜRK DÖNEMİNE KADAR
Sinop Anadolu'nun en kuzeyinde, Boztepe Yarımadası'nın kıstağında kurulmuş bir şehirdir. İki doğal limana sahip olması ona, tarih boyunca deniz ticaretinde önemli bir ayrıcalık sağlamıştır. Bu durum, Prehistorik çağlardan itibaren topraklarında değişik kültürlerin yerleşip iz bırakmasına vesile olmuştur. Son yıllardaki araştırmalar şehrin tarih öncesini önemli ölçüde aydınlatmıştır.

1990' lı yılların ortasından itibaren Amerikalı bir ekip tarafından yürütülen yüzey araştırmalarında, İnceburun mevkiinde kesici taş aletleri ilk belirlemelerine göre Sinop ve çevresindeki ilk yerleşim izlerini üst Paleotilik çağa (M.Ö 60000-8000)kadar taşımaktadır. Yine Amerikalı ekip tarafından Sualtında yürütülen Arkeolojik çalışmalarda Sinop açıklarında yaklaşık 100m. derinlikte M.Ö 7000 yıllarına ait yerleşim izine rastlanmıştır. Müze Müdürlüğü' nün 1987-1990 yılları arasında yapmış olduğu yüzey araştırması Sinop'un tarih öncesi bilinmeyen yönlerini önemli ölçüde aydınlatmıştır. Bu araştırma sırasında aşağı-yukarı tamamı Prehistorik Çağa ait 45 adet yerleşim (höyük) tespit edilmiştir. Araştırma sırasında tespit edilen yerleşimler en erken Kalkolitik Çağa (M.Ö.5500-3000) tarihlenmektedir. Kalkolitik Çağa ait önemli yerleşimler, ÇİMBEKTEPE (Lala Tavukçuoğlu köy&#252
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
, İLYA YERİ (Lala Altınoğlu) , ÇİMDİLLİ TEPE (Dizdaroğlu Köy&#252
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
, KABALI HÖYÜK (Bıyıklı Köy&#252
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
, KADI MEZARI (Gerze-Hıdırlı Köy&#252
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
' dır. Yapılan araştırma , Sinop yöresinde ilk Tunç Çağda (M.Ö. 3000-2500) yoğun bir iskan olduğuna işaret etmektedir. Sahildeki yerleşimler ilk Tunç Çağı sonunda büyük bir yangınla terk edilmiştir. Sadece Gerze Köşk Höyük , Tıngıroğlu Höyük , Emiryayla Maltepe , Yaykın Karakumrutepe ve Sarımsak Maltepe Höyük ' te , Orta Tunç Çağda ' da ( M.Ö. 2500-2000 ) iskanın devam ettiği görülmektedir. Bölge için Tunç Çağı sonrası uzun bir dönem karanlık kalmaktadır. Sinop şehir merkezinde iki ayrı yerde M.Ö. 3000 yerleşimine rastlanılmıştır. Bugüne kadar yapılan kazı ve araştırmalarda sahil kesiminde ( Gerze Köşk Höyük hariç ) Hitit dönemini belgeleyecek bir buluntuya rastlanmamıştır. İç kesim dağlık bölgedeki yerleşimlerde kısmen rastlanabilmektedir. Hitit metinlerinde adı geçen Kaşgaların Sinop ' la ilgilerini gösteren Arkeolojik bir buluntuya da henüz rastlanmış değildir. M.Ö. 18 yy ile M.Ö. 8 yy arası bölge için karanlık bir dönemdir. Bu dönemi aydınlatacak Arkeolojik belgeler henüz bulunamamıştır

Eusebios Sinop ' un biri M.Ö. 756 , diğeri de M.Ö. 630 yıllarında olmak üzere iki safhalı kolonize edildiğinden bahseder. M.Ö. 756 yıllarındaki kolonizasyonu Arkeolojik belgelerle desteklenememesi , bu kolonizasyonu bir nevi öncüler tarafından yapılan keşif amaçlı ziyaret yada yerleşimler olmasını akla getirmektedir. Bununla birlikte Sinop ve bu tür Pontus ' ta gerçek anlamda kolonizasyon hareketinin M.Ö. 630 lar da başlamış olduğu ele geçen Arkeolojik malzeme ile kesinlik kazanmış durumdadır. Sinop ' un da M.Ö.630-610 yılları arasında Miletli kolonistlerce , bir koloni şehri olarak kurulduğunu Arkeolojik belgelerle tespit etmek mümkündür.
Genellikle bir fıçı içinde yaşayan ve Kinizm felsefesi okulunu kuran Sinop'lu Diogenes, M.Ö. 413-327 yılları arasında yaşamıştır. "Gölge etme başka ihsan istemem" sözü ona aittir.

TÜRK İDARESİ DÖNEMİ
Sinop, Türkler tarafından 3 Ekim 1214 tarihinde Selçuklu hükümdarı I. İzzeddin Keykâvus eliyle fethedildi. Kaleyi, halkın canına ve malına dokunmamak şartıyla teslim alan Selçuklu Sultanı Şehri gezdi ve baştanbaşa imar etmeyi yıkılan Kaleyi tamir ve şehri daha emin bir şekilde korumak için bir iç kalenin yaptırılmasını emretti.

Daha sonra bir müddet Bizans İdaresine geçen şehir son defa olarak Selçuklu Veziri Süleyman Pervane tarafından 1262 yılında Türk idaresine katıldı. Süleyman Pervane kendi adıyla anılan bugünkü medreseyi, bu fethin bir hatırası olarak yapmıştır.

Sinop bu tarihten itibaren, Müinüddin Süleyman Pervane'nin idaresine girmiştir. 1322 yilina kadar Pervaneoğullari idaresi altında kalan Sinop, bu tarihten sonra Candaroğullari hakimiyetine girmiştir. Candaroğulları ailesi ilme ve İlim adamlarına çok değer vermişler ve birçok eser yazdırmak suretiyle o zamanki Türk Kültürünün yükselmesine hizmet etmişlerdir. 14. yy. sonları ve 15. yy. ilk yarısında Kastamonu ve Sinop sarayları birçok ilim adamı, şair ve Sanatkârı etrafında toplayarak himâye eden birer merkez olmuştur. Candaroğulları hükümdarı Celaleddin Beyazıt'ın ölümünden sonra yerine oğlu İsfendiyar Bey geçmiş (1385) ve bu tarihten sonra da Beyliğin adı "İsfendiyaroğulları" olarak anılmaya başlanmıştır. Şehir bu beylikler döneminde çok imar görmüş ve Camii, medrese, kütüphane imaret, köprü, han ve hamamlar yaptırılmıştır. Tersanelerinde 900 ton ila 1000 tonluk gibi zamanının en büyük gemileri yapılmaya başlandı. Sinop darphanelerinde ise çok güzel işçilikte paralar darp edildi.

Fatih Sultan Mehmet'in 1461'de Trabzon üzerine yaptığı sefer senasında, İsmail Bey'in bağlılığını bildirmesi üzerine Sinop, Osmanlı hakimiyeti altına girmiştir. Osmanlı döneminde de Sinop, bir liman şehri olarak kullanıldı. Tersane de işlevini devam ettirdi. 17. ve 18 Y.yıllarda küçülen şehirde, 19. Y.Y.da Osmanlı Rus savaşları sırasında Karadeniz önem kazanınca bir canlanma gözlendi. Paşa ve Korucuk Tabyaları bu dönemde yapıldı. 1853 Rus baskınında şehir topa tutularak yakıldı ve bu tarihten sonra kale içine çekildi.
MİLLİ MÜCADELE VE CUMHURİYET DÖNEMİ
I. Dünya Savaşından sonra Ülkemizin dört tarafından işgali ve azınlıkların zararlı çalışmalarından Sinop'da nasibini almıştır. Bağımsız bir Rum Pontus Devleti kurmaya amaçlayan ayrılıkçı çeteler, zaman zaman Sinop yörelerine de sarkıyordu. Üçüncü Ordu Müfettişliğine ve Milli Mücadeleyi başlatma görevine atanan M. Kemal, 18 Mayıs 1919 günü Sinop Limanı'na uğramış, Sinop Askerlik Şubesi Başkanı'nı gemiye çağırıp gerekli emirleri vermiş ve kara yolunun uygun olmadığını öğrenip, hiç gemiden inmeden, Samsun'a hareket etmiştir. Eylül 1919'da şehirdeki küçük Ingiliz birliği, Sinop Mutasarrıfı Mazhar Tevfik Bey'i tutuklamak ve hükümet konağına Ingiliz Bayrağı asmak istemişse de, halkın sert tepkisi üzerine bundan vazgeçmek zorunda kalmışlardır. Sinop ve yöresindeki Milli Cemiyetler'in (Müdafaa-i Hukuk) teşkilatlanması Mazhar Tevfik Bey'in gayretiyle hızla gelişti. Sivas Kongresinde alınan karar gereğince, Sinop ve nahiyelerinde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin birçok şubesi açıldı, son Osmanlı Meclis-i Mebusan'ında Sinop'u Rıza Nur Bey ve Miralay Zeki Bey temsil etmişlerdir. Sinop İstiklâl Savaşı'na da bütün gücüyle katılmıştır. Sinop Sancağı'nın Ayancık-Boyabat ve Merkez İlçeleri İstiklâl Harbi'nde en çok şehit veren bölgelerden kabul edilir. 23 Nisan 1920'de toplanan ilk TBMM'ne Sinop adına Şerif (ARKAN) Bey, Abdullah (KARABİNA) Bey, Hakkı Hami (ULUKAN) Bey, Rıza Namık (URAS) Bey, Şevket (PEKER) Bey ve Rıza Nur Bey milletvekili olarak görev yapmışlardır. Meclisin ilk başkanlığını da en yaşlı üye sıfatıyla Sinop Mebusu Şerif Bey yürütmüştür. Cumhuriyet'in ilanından sonra yapılan yeni idari düzenlemede sancakların kaldırılmasıyla, daha önce Kastamonu'ya bağlı Sancak olan Sinop vilayet haline gelmiştir. Şehir yeterli derecede olmasa da Cumhuriyet döneminde de bir gelişme göstermiştir. Cumhuriyet dönemi Sinop tarihinin en önemli olaylarından biri de Cumhurbaşkanı M. Kemal ATATÜRK'ün 15 Eylül 1928'de şehre gelmeleri ve harf inkılâbıyla ilgili ilk işareti ve dersi burada vermeleridir.
23 NİSAN 1920'DE İLK TBMM'NİN AÇILIŞINDA EN YAŞLI ÜYE SIFATIYLA BAŞKANLIK YAPAN SİNOP MEBUSU ŞERİF BEY'İN AÇIŞ KONUŞMASI
"Hazır bulunan saygı değer milletvekilleri!'' (Mehmed Şerifbeyin Fotografı No: 12) İstanbul'un geçici olarak, İ'tilâf Devletleri tarafından işgâl olunduğu ve bütün esasları ile Halifelik Makamı ve Merkezi Hükümetin bağımsızlığının kaldırıldığını hepiniz biliyorsunuz. Bu vaziyete baş eğmek, milletimizin teklif olunan yabancı boyunduruğunu kabul etmesi demekti. Ancak, tam bağımsızlıkla yaşamak kesim azminden alan, çok eskiten beri hür ve serbest milletimiz, esâret durumunu şiddet ve kesinlikle kabul etmemiştir. Hemen, vekillerini toplamaya başlıyarak, Yüksek Meclisimizi meydana getirmiştir. Bu Yüksek Meclisin en yaşlı üyesi nedeni ile Allah'ın yardımı ile milletimizin iç ve dışta tam bağımsızlıkla geleceğini kendisi üstüne alarak ve idâre etmeye başladığını bütün dünyaya duyurarak. BMM'ni açıyorum. Kutsal bağlı bulunduğumuz (olan) bütün islamların vekili ve Osmanlıların Padişâhı Sultan VI. Mehmed Hazretlerinin İ'tilaf Devletlerinin baskısından kurtarılmasına ve sonsuza dek başkenti olan İstanbul'umuzun; işgâl altında ve her türlü zulumler, kötülükler içinde maddi ve manevi açıdan, acımasızca yok edilmeye çalışılan bütün illerimizin kurtuluşuna başarı buyurmasını Ulu Allah'tan dilerim."

  Alıntı ile Cevapla

Cevapla

Etiketler
illerin, tarihcesi, İllerin

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Türkiye'nin İl İl Gezilecek Yerler ve İllerin Meşhurları Violent Türkiye'nin Coğrafi Bölgeleri 1 16 Aralık 2013 20:22
İllerin dini hayat kriterleri araştırılıyor Zen Haber Arşivi 0 24 Haziran 2013 20:59
Bu İllerin Vekil Sayısı Arttı! Cemalizim Haber Arşivi 0 22 Mart 2012 08:20
İllerin yüzde 99`unun ismi Türkçe değil ! dreamy Haber Arşivi 2 19 Ağustos 2009 21:41