IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 10 Mart 2016, 19:05   #1
Çevrimiçi
ÖLÜLER, ZİYARETÇİLERİNİ VE ONLARIN KENDİLERİNE VERDİKLERİ SELAMLARI


-- Sponsor Baglantı --


Ölüler, ziyaretçilerini ve onların kendilerine verdikleri selamları bilebilirler mi?
ÖLÜLER, ZİYARETÇİLERİNİ VE ONLARIN KENDİLERİNE VERDİKLERİ SELAMLARI

BİLEBİLİRLER Mİ?


İbni Abdü'1-Ber der ki: "Rasûlullah'tarj gelen bir habere göre: 'Bir kimse dünyada tanıdığı bir kimsenin kabrinden geçerken ona selam verirse, ölü*nün selamı alması için (Allah) ruhunu ona iade eder" [3]buyurulmuştur, Bu haber, ölünün, ziyaretçisini tanıyıp verilen selamı aldığına delildir.
es-Sahîkayn'da farklı şekillerde rivayet edilen bir hadiste, Rasûlullah Bedir günü, müşrik ölülerinin bir kuyuya gömülmesini emretti. [4] Harp son*rasında Bedir'e gelişinde müşrik ölülerinin isimlerini de anarak «fülan oğlu fülan, fülan oğlu fülan, Rabbinizin size va'dettiğini gerçek buldunuz mu? Ben Rabbimin bana olan vâ'dini gerçek buldum» diye nida etti. Rasûlullah'm nidasını duyan Hz. Ömer: "Ey Allah'ın Rasûlü, ölmüş, etleri paramparça olmuş insanlarla mı konuşuyorsun?" diye sordu. Rasûlullah da: "Beni hak üze*re gönderen Allah'a yemin olsunki, siz onlardan daha iyi duyamazsınız. Ama onlar cevap veremezler" buyurdu.
Bir rivayette de mezara konulduktan sonra ölünün, ayrılan dostlarının ayak seslerini duyduğu belirtilmiştir. [5]
Rasûlullah, ümmetinin ölülere: "Ey mü'minler topluluğu! Allah'ın sela*mı üzerinize olsun (esselamû aleykümdara kavmin mü'minin)" [6] şeklinde se*lamlarım alıyormuş gibi selam vermelerini önermiştir. Haddizatında bu şe*kilde selam, duyan düşünen insanlara verilir. Ölüler kendilerine verilen se*lamı duymamış olsalardı (ki, yokluk ve cansıza hitap olacağından) bu abes olurdu.
Ölünün ziyaretçilerini tanıması tevatüren sabit olduğu gibi selef6 a [7]leri de bu konuda müttefiktirler.
Bekir Abdullah b. Muhammed b. Ubeyd b. Ebi'd-Dünyâ, Kitâbiı'l Kubûr'un ölülerin ziyaretçilerini tanıması babında der ki: Muhammed K* Avndan, o da Yahya b. Yemândan [8], o da Abdullah b. Sem'ândan, o da Zeyrf k Eslem'den, o da Hz. Âişe'den rivayet ettiğine göre, Rasûlullah şöyle buyvı muştur: "Bir kimse müslüman bir kardeşinin kabrine varır, kabrinin bası da oturup onunla selamlaşırsa, ölü selamını alır ve ayrılana kadar ziyarete'" siyle beraber olur."
Muhammed b. Kudâme el-Cehverî'nin [9] Ma'n b îsâ el-Kazzâz'dan, o da Hişam b. Sa'ddan, o da Zeyd b. Eslem'den, o da Ebû Hureyre'den naklettiğine göre, Rasûlullah şöyle buyurur: "Bir kimse tanıdığı bir kişinin kabrine varın selam verirse, ölü onu tanıyarak selamını alır. Tanımadığı bir ölüye selam verdiğinde ise yalnızca selamım alır."
Muhammed b. Hüseyn Yahya b. Bistam [10]el-Asgar'dan [11], o da Mes-ma'dan, o da Âli Asım el-Cuhderiye mensub birinden naklettiğine göre ona dedim ki: "Sen hâlâ ölmedin mi?" Asım Cuhderî: "Evet öldüm" dedi. "Peki şimdi neredesin?" Asım: "Şu anda cennet bahçelerinden bir bahçedeyim. Bir*kaç arkadaş cuma gece ve sabahları Bekir b. Abdullah Müzenî'nin evinde toplanır, sizler hakkında bilgiler alırız" dedi. "Bedenlerinizle mi yoksa ruhlarınızla mı toplanırsınız?" Asım: "Heyhat...! Keşke bedenlerimizle bir araya gelebilsek. Ruhlarımızla hakkınızda bilgi alıyoruz" dedi. "Yaptığımız ziya*retlerden haberiniz oluyor mu?" Asım: "Evet, cuma akşamından cumartesi sabaha kadar yaptığınız bütün ziyaretlerden haberimiz oluyor" dedi. Diğer günler yapılan ziyaretlerden niçin haberdar olamadıklarını sorduğumda: "Bu cuma gününün fazilet ve büyüklüğündendir" dedi.
Bekir b. Muhammed'den, o da Hasan Kassab tan akşam yemeklerını Muhammed b. deeâSk. Kabristana varınca selam ve- himize dönerdik. Birgün Muhammed b. etfgününü pazartesine çevirsen" dedin. Bunun TLmTed b vTsî ^asûlullah'tan gelen bir habere göre kabirde ZTcuma günü, cumadan bir gün önce ve bir gun sonra bilir- [12] Muhammedb. göre Kassa^ beraberkiler "l0 Muhammed'den, o da Abdulaziz bi. Eban'dan,[13] o da Süfyan-ı Sevri'den haberi nakletmiş tir: Süfyan der ki: Dahhak'm bildirdiğine göre 'sûlullah derki: "Kim cumartesi güneşin doğuşundan önce bir kabri ziya- ederse, ölü bu ziyaretten haberdar olur." Denildi ki: "Bu nasıl oluyor ey Allah'ın Rasûlü?" "Bu cuma gününün büyüklüğündendir" dedi.
Halid b. Haddaş'tan, [14] o da Cafer b. Süleyman'dan, o da Teyah'tan şöyle rivayet etmiştir: "Mutrif cuma akşamları yemeğini yer evden çıkardı." Ebû Teyah anlatıyor: "Birgün fenerini aldı, atına bindi ve kabre kadar vardı. Bak*tı ki kabirdekiler kalkmış oturuyorlar. Birbirlerine: "Şu adam, cuma günleri gelen Mütrif tir" dediler. Onlara sordum: "Bu günün cuma günü olduğunu bi*lir misiniz? Onlar: "Evet, kuşların ne dediklerini bile biliriz" dediler. "Peki ne diyorlar?" dedim. Dediler ki: "Selam, selam diyorlar".
Muhammed b. Hüseyn Yahya b. Bükeyr'dvn., o da Fadl [15]b. Hâl b. Süfyan b. Üyeyne'den nakleder. Uyeyne anlatıyor: Babam ölünce çok hüzünlendim. Hergün kabrini ziyarete giderdim. Ama zamanla aksattım. Birgün kabre va*rıp orada bir yere oturdum. Uyku bastı uyumaya başladım. Rüyamda baba*mın kabrinin açıldığını, kefeninden çıkarılmış olduğunu ve ölüm halinin üzerinde olduğunu gördüm. Babamın bu halini görünce gözlerim sulandı. Babam: "Oğlum, seni ben*den alıkoyan nedir?" dedi. Ben de: "Geldiğimden haberin oluyormuydu?" di*ye sordum. Babam: "Geldiğini farkeder, seninle ünsiyet kurar, arkadaşlarla beraber dualarına sevinirdik" dedi. Bundan böyle babamı daima ziyaret et*tim.
Muhammed'den, o da Yahya b. Bistam'dan, o da Osman b. Şevde et-favî'den [16] rivayete göre Tafavl der ki: Annesi abidlerdendir. Rahibe diye bilinir. Ölümü yaklaşınca başını havaya kaldırdı ve: "Ey erkek ve kadın ya*kınlarını, ey hayatımda memâtımda kendilerine güvendiğim dostlarım, beni ölüme terketmeyin, çıplak vücudumu kabre koymayın" dedi. Nihayet kadın*cağız öldü. Ben de her cuma kabrine gider; ona ve yanındakilere duâ istiğfar ederdim. Birgün onu rüyamda gördüm. Ona dedim ki: "Nasılsın ey anne?" "Oğlum, ölüm gerçekten acıdır. Allah'a hamd olsun şimdi ben cennet kokula*rının hissedildiği hoş bir Berzahtayım. Haşr gününe kadar saf ipek ve yaldız*lı yataklarda yatacağız." Dedim ki: "Peki bir ihtiyacın var mı?" " dedi. "Nedir?" dedim. "Her zamanki gibi bizi ziyarete gel ve dua et. Cuma günleri her gelişinde: "Ey Rahibe! işte bu gelen oğlundur" diye müjde veriyorlar. Böylece hem ben, hem de diğer ölüler seviniyoruz,"
Muhammed b. Abdülaziz b Süleyman'dan, o da Bişr b. Mansur'dan riva*yet eder: Taun yılında bir adam kabristanlara gider, cenaze namazlarına ka*tılırdı. Akşam olunca kabristan kapısında durur: "Allah günahlarınızı affet*sin, ayrıldığınızdan ötürü size acısın, kötülüklerinizi kapatsın ve amellerini*zi kabul etsin" der, başka demezdi. Bu şahıs anlatıyor: Yine bir gece evimden ayrıldığım halde kabristana gidemedim. Ama yine de duamı yaptım. Gece rüyamda bir grup insan geldi. Onlara dedim ki: "Siz kimsiniz, ne istiyorsu*nuz?" Dediler ki: "Biz kabir ehliyiz." "Peki ne istiyorsunuz?" dedim. Dediler ki: "Sen her akşam evine giderken bize bir hediye getirirdin." Onlara: "Ne he*diyesi?" diye sordum. Onlar da: "Yaptığın dualar" dediler. Bu adam [17], bun*dan sonra devamlı mezar ziyaretinde bulunduğunu ve hiç terketmediğini söyler.
Muhammed'den, o da Ahmed b. Sehl'den, o da Rüşd b. Sa'd'dan, o da bi*rinden, o da Yezîd b. Habib'den rivayet ettiğine göre Selim b. Umeyr bir kabre uğrar. Bir ara idrarı daralır. Arkadaşları ona: "Şu mezar çukurlarından biri*ne inip oraya bevletsene" deyince, Selim'in gözleri yaşarır ve: "Sübhanallah, canlılardan utandığım kadar ölülerden de utanırım. Ölü bunu hissetmeye*cek olsaydı ondan utanmazdım" der. [18]
Bundan daha da mühimi ölünün, yakınlarının, dostlarının da yaptıkla*rını bilmesidir. Abdullah b. Mübarek der ki: Süfyan b. Yezîd İbrahim'den, o da Ebû Eyyûb'dan [19]şöyle dediğini nakleder: "Dünyadakiîerin fiilleri ölülere gösterilir. Ölüler, dostlarının davranışlarının iyi olduğunu görünce rahat*larlar, sevinirler. Kötü fiilleri görünce de: "Ey Allahım, onu terbiye et" der*ler." İbni Ebî Leyla da Ahmed b. Ebî Havâri'den, o da kardeşim Muham*med'den şöyle dediğini nakleder: Abbad b. Ubad, Filistin'de bulunan İbralarda bulamadım. el-Mizân'da hem cerh edilen hem de tadil edilen İbni Ebî Sevda Makdisî isminde biri vardır. Zehebî aynı zamanda bu zatla hüccet getirilebileceğini söylemektedir.
him b. Salih'in yanına gider. Ona der ki: "Bana öğüt ver." İbrahim de: "Allah İyiliğini versin. Sana ne öğüt verelim? Duyduğuma [20] göre ölülere, dünyadaki yakınlarının fiilleri gösterilirrniş. İyi düşün. Sen Allah Rasûlüne hangi ame*lini gösterebileceksin?" deyince Abbad sakalları ıslanacak derecede ağladı.
İbn Ebi'd-Dünyâ, Muhammed b. Hüseyin'den, o da Hâlid b. Amr [21]el-Emevî'den, o da Sadaka b. Süleyman el-Cafeı-î'den şunu nakleder: "Çirkin bir huyum vardı. Bu huyum babamı öldürdü. Ama sonra yaptığım şeylere pişman oldum; kendi kendime serzenişte bulundum." Sadaka b. Süleyman anlatıyor: Hemen bir iyilikte bulundum. Bir gece babamı rüyamda gördüm. Bana dedijri: "Oğlum, bizi en çok sevindiren amellerin bize sunulduğunda onları salihlerin amellerine benzettiğimiz davranışlarındır. Göreyim bu de*fa kötülüklerden oldukça uzak dur da diğer ölülerin yanında beni mahcup et*me."
Sadaka b. Süleyman anlatıyor: Kûfeli eski komşum şöyle diyordu:
"Samîmî bir kalble, dönmeden[22] devamlı senden istiyorum ey sâlihleri ıslah eden, sapıtmışları doğru yola sevkeden ey merhameti en çok olan Allahım."
Konuyla ilgili olarak Sahabeden birçok hâtıralar gelmiştir. Abdullah b. Ravaha'nın Ensar'dan bir akrabası eliyordu ki: "Ey Allahım! Abdullah b. Ra*vaha'nın yanında yüzümüzü kızartacak davranışlardan Sana sığınırım." Bu söz, Abdullah b, Ravaha'nın şehâdetinden sonra söylenmiştir.
Kabirde yatanlar ziyaretçilerini hissettiklerinden dolayı onlara (ziya*retçilere) gerçek ziyaretçi demek yerinde olur. Ölünün, sözkonusu ziyaret*ten haberi olmazsa buna ziyaret denmez. Her millette ziyaretin makul ma*nası budur. Selam alamayacak kimseye selam vermek boşuna olacağından selamı da buna dahil edebiliriz. Rasûlullah, kabir ziyaretleri esnasında üm*metine şöyle demelerini talim etmiştir: "Ey mü'minler, müslümanlar toplu*luğu! İnşallah biz de size kavuşacağız. Allah, dünyadan ayrılmış sizlere ve biz dünyadakilere rahmet etsin. Allah'tan hepimize afiyet vermesini dileriz. (Selamûn aleyküm ehle'd-diyarı mine'l-mü'minine ve'1-müslimîne. Ve innâ inşaallahü bikum hâhikûn. Yerhamullahü'l-müstakdimîne minna ve min-küm ve'1-müstehirîn. Meselullahe lenâ ve lekümü'l-afiyete).[23]
Böyle bir selam, hitap; her ne kadar selam veren selamının karşılığını duyamasa da duyan, karşılığını veren akıllı bir varlığa verilir.
Kabrin yakınında namaz kılınca da onu görürler, kıldığı namazı bilirler ve yaptığı ibadete gıpta ederler.
Yezîd b. Harun Süleyman Teymî'den, o da Osman Mehdî'den rivayete göre Ibni Sâs, üzerinde hafif bir elbise olduğu halde bir cenazeye iştirak eder kabre kadar gider. Devamını İbni Sâs'tan dinleyelim: Kabre varınca iki rekat namaz kıldım ve bir tarafa sırtımı verdim. Allah'a yemin olsun ki kalbim uyanıkken kabirden şu sesi duydum: "Bana yaklaş, eziyet verme. Siz amel iş*lersiniz ama işin gerçeğini bilemezsiniz. Biz ise biliriz, ama artık amel işleye-meyiz. Şu kıldığın iki rekat namaz var ya, şu kadar şeyden daha sevimlidir bana." Bundan anlaşıldığına göre kabirdeki kişi İbni Sâs'm yaslandığını ve kıldığı namazı bilmektedir.
İbni Ebî Dünyâ Hüseyn b. Ali İcli'den, o da Muhammed b. Salt'tan, o da İsmail b. Ayyâş'tan, o da Sabit b. Süleym'den, o da Kâlâbe'den nakleder. Şam'dan Basra'ya giderken bir yerde mola verdim. Abdest alıp kabristanda iki rekat namaz kılınca orada uykuya dalmışım. Uyandığımda kabirde ya*tan kişinin bana şikayetine şâhid oldum. Bana dedi ki: "Geceden beri bana eziyet ediyorsun." Arkasından da: "Siz amel işlersiniz, ama bilmezsiniz. Biz ise biliriz, ama amel işleyenleyiz." Kıldığım namazı kastederek: "Kıldığın iki rekat namaz, dünya ve dünyadakilerden daha hayırlıdır. Allah dünyada ya*şayanlara hayırla karşılık versin. Onlara bizden selam götür. Çünkü onların duaları sayesinde dağlar kadar nurlara kavuşmaktayız." [24]
Hüseyn İclî'den, o da Abdullah b. Numeyr'den, o da Malik b. Mağut'dan, o da Mansur'dan, o ise Zeyd b. Vehb'den bildirdiğine göre Vehb der ki: "Kab*ristana gittim. Baktım ki bir adam mezara gelmiş, kabri düzeltiyor. Bana yö*neldi, yanıma oturdu. Ona: "Bu kabir kimindir?" diye sordum. "Kardeşim*dir" dedi. "Senin kardeşinmidir?" deyince: "Rüyamda gördüğün kişi benim Allah yolunda kardeşimdir" dedi. Ona: "Demek ki alemlerin Rabbi Allah'a hamdle yaşamış bir kişisin" deyince "Öyle mi, böyle bir şeyi söyleyebilmek dünya ve dünyadakilerden daha hayırlıdır. Beni nereye gömdüklerine bak*sana. Çünkü fülanca kalktı iki rekat namaz laldı. Benim de iki rekat namaz kılabilmem dünya ve dünyadakilerden daha hayırlıdır" diye karşılık verdi. [25]
Ebû Bekir Teymî Abdullah b. Salih'ten, o da Leys b. Sa'd'dan, o da Hamîd Tavîl'den, o da Mutrif Abdullah Harşî'den bildirdiğine göre Mutrif der ki: w bî hayattayken yanma giderdik. Cuma günleri olunca da kabristana uğradik Güzergâhımızda bir kabir vardı... Kabristana vardığımızda bir cena--aL gahit olduk. İçimden şu cenazeye yetişebilsem diye geçerken nihayet ye-H ebildinı. Kabirden biraz ötede iki rekat namaz kıldıktan sonra biraz uyu-usum Rüyamda kabirde bulunan kişi benimle konuşuyordu. Bana dedi ki: Namazını niçin acele kıldın?" Ben de: "Evet öyle oldu" deyince: "Siz amel iş*leyebilirsiniz ama bilmezsiniz. Biz ise biliriz ama amel işleyemeyiz. Senin kıldığın gibi iki rekat namaz kılabilmek, benim için dünya ve dünyadakiler*den daha hayırlıdır, hayır üzereler" dedi. "Aralarında en faziletlisi kimdir?" deyince eliyle bir kabri gösterdi. O zaman kendi kendime: "Ey Allahım onu da çıkar da onunla da konuşayım" dedim. Duam kabul edildi, kabirden bir genç çıktı. Ona sordum: "Burada bulunanların en hayırlısı sen misin?" Genç: "Evet, öyle diyorlar" dedi. "Peki bu dereceyi neyle elde ettin? İnan sende bu en faziletli olma yaşını göremiyorum" deyince, genç: "Uzun süre hac ve Umre yaparak, Allah yolunda cihadla ve güzel amelle bu dereceye ulaştım ve bir*çok felaketle imtihan edildim. Onlara sabrettim. Böylece de, gördüğün bu de*receyi, bu fazileti elde ettim" dedi.
Bunca görülen rüyalar her ne kadar bu işin böyle olduğunun delili ol*mazsa da çokluğunu ve sayısını Allah'tan başkasının bilememesi itibariyle belki sözkonusu manaya [26]uygundur.
Rasûlullah: "Son on günde [27] yani Ramazan'm gördüğünüz rüyalar en hayırlı rüyalannızdır. Herhangi bir şeye mü'minlerin rüyasının uygun ol*ması, rivayet ve görüşlerinin o şeyin iyiliği ve kötülüğü hakkında uygun ol*ması gibidir. Mü'minlerin güzel gördükleri Allah indinde de güzeldir. Kötü gördükleri ise Allah indinde de kötüdür."[28] Yukarıda açıklandığı üzere bu konuda yalnızca rüyalarla karar veremeyiz, hüccet ve diğer delillere ihtiya*cımız vardır.
Sahîh'te şöyle bir rivayet vardır: Ölü defnedilince, mezarına kadar ge*lenlerle ünsiyet kurar. Müslim de Sahîh'inde Abdurrahman b. Şemmâse el-Mehrî'den [29] şunu nakleder: Şemmâse der ki: Ölüm döşeğinde yatan Amr b. Âs'ın ziyaretine gittik. Bir müddet ağladı, sonra da yüzünü duvara çevirdi. Oğlu babasına: "Babacığım, niçin ağlıyorsun? Allah Rasûlü seni şöyle şöyle müjdelemedi mi?" deyince yüzünü döndü ve: "En değerli azığın lâ ilahe illal*lah Muhammeden Rasûlullah'tır. Üç hasletim var. Kendimi bilirim ya Rasûlullaha benden daha çok buğzeden ve peşine düşüp onu öldürmek dışın*da hiçbir arzum yoktu. Eğer bu hal üzere ölseydim cehennemliklerden olur*dum. Nihayet Yüce Allah kalbime İslâmı koyunca hemen Allah Rasûlü'ne koşup "Elini uzat da sana biat edeyim ey Allah'ın Rasûlü" dedim. Rasûlullah elini uzattı. Ben tutunca: "Ne oluyor ey Amr?" dedi. "Bir şartım vardır" de*yince "Nedir o şartın?" buyurdu. Şartımın günahlarımın bağışlanması oldu*ğunu söyleyince: "Bilmez misin, İslâm geçmişte yapılan bütün günahları si*ler. Hac geçmişte yapılanları siler. Hicretde geçmişte yapılanları siler" dedi Allah'ın Rasûlü. Rasûllah bana böyle deyince; "Artık Onu benden daha çok seven biri 3'oktur. Gözlerim Onun nuruyla cilalanmıştır. Ona olan saygım*dan dolayı doyasıya yüzüne bakamamışımdır. Onu anlatmamı istersen gö*züm dolu olduğundan buna güç yetiremem. Böyle ölürsem umarımki cennet*liklerdenim. Bildiğiniz gibi zamanla içini bilemediğim birçok şeyler üstlen*dim. Bu halde ölürsem bana matem tutmayın, arkamdan ağlamayın. Beni defnederken üzerime toprak serpin ve bir deve kesilip parçalarına ayrılana kadar başımda bekleyin ki, sizinle ünsiyet kurayım ve Rabbimin Rasûllerine nasıl müracaat edeceğimi öğreneyim" dedi. Bundan anlaşılıyor ki ölü kendi*ni defnedenleri bilir, onlarla beraber olmaktan dolayı sevinir.
Kitabur-Ruh
Ölüler, ziyaretçilerini ve onların kendilerine verdikleri selamları bilebilirler mi?
ÖLÜLER, ZİYARETÇİLERİNİ VE ONLARIN KENDİLERİNE VERDİKLERİ SELAMLARI

BİLEBİLİRLER Mİ?


İbni Abdü'1-Ber der ki: "Rasûlullah'tarj gelen bir habere göre: 'Bir kimse dünyada tanıdığı bir kimsenin kabrinden geçerken ona selam verirse, ölü*nün selamı alması için (Allah) ruhunu ona iade eder" [3]buyurulmuştur, Bu haber, ölünün, ziyaretçisini tanıyıp verilen selamı aldığına delildir.
es-Sahîkayn'da farklı şekillerde rivayet edilen bir hadiste, Rasûlullah Bedir günü, müşrik ölülerinin bir kuyuya gömülmesini emretti. [4] Harp son*rasında Bedir'e gelişinde müşrik ölülerinin isimlerini de anarak «fülan oğlu fülan, fülan oğlu fülan, Rabbinizin size va'dettiğini gerçek buldunuz mu? Ben Rabbimin bana olan vâ'dini gerçek buldum» diye nida etti. Rasûlullah'm nidasını duyan Hz. Ömer: "Ey Allah'ın Rasûlü, ölmüş, etleri paramparça olmuş insanlarla mı konuşuyorsun?" diye sordu. Rasûlullah da: "Beni hak üze*re gönderen Allah'a yemin olsunki, siz onlardan daha iyi duyamazsınız. Ama onlar cevap veremezler" buyurdu.
Bir rivayette de mezara konulduktan sonra ölünün, ayrılan dostlarının ayak seslerini duyduğu belirtilmiştir. [5]
Rasûlullah, ümmetinin ölülere: "Ey mü'minler topluluğu! Allah'ın sela*mı üzerinize olsun (esselamû aleykümdara kavmin mü'minin)" [6] şeklinde se*lamlarım alıyormuş gibi selam vermelerini önermiştir. Haddizatında bu şe*kilde selam, duyan düşünen insanlara verilir. Ölüler kendilerine verilen se*lamı duymamış olsalardı (ki, yokluk ve cansıza hitap olacağından) bu abes olurdu.
Ölünün ziyaretçilerini tanıması tevatüren sabit olduğu gibi selef6 a [7]leri de bu konuda müttefiktirler.
Bekir Abdullah b. Muhammed b. Ubeyd b. Ebi'd-Dünyâ, Kitâbiı'l Kubûr'un ölülerin ziyaretçilerini tanıması babında der ki: Muhammed K* Avndan, o da Yahya b. Yemândan [8], o da Abdullah b. Sem'ândan, o da Zeyrf k Eslem'den, o da Hz. Âişe'den rivayet ettiğine göre, Rasûlullah şöyle buyvı muştur: "Bir kimse müslüman bir kardeşinin kabrine varır, kabrinin bası da oturup onunla selamlaşırsa, ölü selamını alır ve ayrılana kadar ziyarete'" siyle beraber olur."
Muhammed b. Kudâme el-Cehverî'nin [9] Ma'n b îsâ el-Kazzâz'dan, o da Hişam b. Sa'ddan, o da Zeyd b. Eslem'den, o da Ebû Hureyre'den naklettiğine göre, Rasûlullah şöyle buyurur: "Bir kimse tanıdığı bir kişinin kabrine varın selam verirse, ölü onu tanıyarak selamını alır. Tanımadığı bir ölüye selam verdiğinde ise yalnızca selamım alır."
Muhammed b. Hüseyn Yahya b. Bistam [10]el-Asgar'dan [11], o da Mes-ma'dan, o da Âli Asım el-Cuhderiye mensub birinden naklettiğine göre ona dedim ki: "Sen hâlâ ölmedin mi?" Asım Cuhderî: "Evet öldüm" dedi. "Peki şimdi neredesin?" Asım: "Şu anda cennet bahçelerinden bir bahçedeyim. Bir*kaç arkadaş cuma gece ve sabahları Bekir b. Abdullah Müzenî'nin evinde toplanır, sizler hakkında bilgiler alırız" dedi. "Bedenlerinizle mi yoksa ruhlarınızla mı toplanırsınız?" Asım: "Heyhat...! Keşke bedenlerimizle bir araya gelebilsek. Ruhlarımızla hakkınızda bilgi alıyoruz" dedi. "Yaptığımız ziya*retlerden haberiniz oluyor mu?" Asım: "Evet, cuma akşamından cumartesi sabaha kadar yaptığınız bütün ziyaretlerden haberimiz oluyor" dedi. Diğer günler yapılan ziyaretlerden niçin haberdar olamadıklarını sorduğumda: "Bu cuma gününün fazilet ve büyüklüğündendir" dedi.
Bekir b. Muhammed'den, o da Hasan Kassab tan akşam yemeklerını Muhammed b. deeâSk. Kabristana varınca selam ve- himize dönerdik. Birgün Muhammed b. etfgününü pazartesine çevirsen" dedin. Bunun TLmTed b vTsî ^asûlullah'tan gelen bir habere göre kabirde ZTcuma günü, cumadan bir gün önce ve bir gun sonra bilir- [12] Muhammedb. göre Kassa^ beraberkiler "l0 Muhammed'den, o da Abdulaziz bi. Eban'dan,[13] o da Süfyan-ı Sevri'den haberi nakletmiş tir: Süfyan der ki: Dahhak'm bildirdiğine göre 'sûlullah derki: "Kim cumartesi güneşin doğuşundan önce bir kabri ziya- ederse, ölü bu ziyaretten haberdar olur." Denildi ki: "Bu nasıl oluyor ey Allah'ın Rasûlü?" "Bu cuma gününün büyüklüğündendir" dedi.
Halid b. Haddaş'tan, [14] o da Cafer b. Süleyman'dan, o da Teyah'tan şöyle rivayet etmiştir: "Mutrif cuma akşamları yemeğini yer evden çıkardı." Ebû Teyah anlatıyor: "Birgün fenerini aldı, atına bindi ve kabre kadar vardı. Bak*tı ki kabirdekiler kalkmış oturuyorlar. Birbirlerine: "Şu adam, cuma günleri gelen Mütrif tir" dediler. Onlara sordum: "Bu günün cuma günü olduğunu bi*lir misiniz? Onlar: "Evet, kuşların ne dediklerini bile biliriz" dediler. "Peki ne diyorlar?" dedim. Dediler ki: "Selam, selam diyorlar".
Muhammed b. Hüseyn Yahya b. Bükeyr'dvn., o da Fadl [15]b. Hâl b. Süfyan b. Üyeyne'den nakleder. Uyeyne anlatıyor: Babam ölünce çok hüzünlendim. Hergün kabrini ziyarete giderdim. Ama zamanla aksattım. Birgün kabre va*rıp orada bir yere oturdum. Uyku bastı uyumaya başladım. Rüyamda baba*mın kabrinin açıldığını, kefeninden çıkarılmış olduğunu ve ölüm halinin üzerinde olduğunu gördüm. Babamın bu halini görünce gözlerim sulandı. Babam: "Oğlum, seni ben*den alıkoyan nedir?" dedi. Ben de: "Geldiğimden haberin oluyormuydu?" di*ye sordum. Babam: "Geldiğini farkeder, seninle ünsiyet kurar, arkadaşlarla beraber dualarına sevinirdik" dedi. Bundan böyle babamı daima ziyaret et*tim.
Muhammed'den, o da Yahya b. Bistam'dan, o da Osman b. Şevde et-favî'den [16] rivayete göre Tafavl der ki: Annesi abidlerdendir. Rahibe diye bilinir. Ölümü yaklaşınca başını havaya kaldırdı ve: "Ey erkek ve kadın ya*kınlarını, ey hayatımda memâtımda kendilerine güvendiğim dostlarım, beni ölüme terketmeyin, çıplak vücudumu kabre koymayın" dedi. Nihayet kadın*cağız öldü. Ben de her cuma kabrine gider; ona ve yanındakilere duâ istiğfar ederdim. Birgün onu rüyamda gördüm. Ona dedim ki: "Nasılsın ey anne?" "Oğlum, ölüm gerçekten acıdır. Allah'a hamd olsun şimdi ben cennet kokula*rının hissedildiği hoş bir Berzahtayım. Haşr gününe kadar saf ipek ve yaldız*lı yataklarda yatacağız." Dedim ki: "Peki bir ihtiyacın var mı?" " dedi. "Nedir?" dedim. "Her zamanki gibi bizi ziyarete gel ve dua et. Cuma günleri her gelişinde: "Ey Rahibe! işte bu gelen oğlundur" diye müjde veriyorlar. Böylece hem ben, hem de diğer ölüler seviniyoruz,"
Muhammed b. Abdülaziz b Süleyman'dan, o da Bişr b. Mansur'dan riva*yet eder: Taun yılında bir adam kabristanlara gider, cenaze namazlarına ka*tılırdı. Akşam olunca kabristan kapısında durur: "Allah günahlarınızı affet*sin, ayrıldığınızdan ötürü size acısın, kötülüklerinizi kapatsın ve amellerini*zi kabul etsin" der, başka demezdi. Bu şahıs anlatıyor: Yine bir gece evimden ayrıldığım halde kabristana gidemedim. Ama yine de duamı yaptım. Gece rüyamda bir grup insan geldi. Onlara dedim ki: "Siz kimsiniz, ne istiyorsu*nuz?" Dediler ki: "Biz kabir ehliyiz." "Peki ne istiyorsunuz?" dedim. Dediler ki: "Sen her akşam evine giderken bize bir hediye getirirdin." Onlara: "Ne he*diyesi?" diye sordum. Onlar da: "Yaptığın dualar" dediler. Bu adam [17], bun*dan sonra devamlı mezar ziyaretinde bulunduğunu ve hiç terketmediğini söyler.
Muhammed'den, o da Ahmed b. Sehl'den, o da Rüşd b. Sa'd'dan, o da bi*rinden, o da Yezîd b. Habib'den rivayet ettiğine göre Selim b. Umeyr bir kabre uğrar. Bir ara idrarı daralır. Arkadaşları ona: "Şu mezar çukurlarından biri*ne inip oraya bevletsene" deyince, Selim'in gözleri yaşarır ve: "Sübhanallah, canlılardan utandığım kadar ölülerden de utanırım. Ölü bunu hissetmeye*cek olsaydı ondan utanmazdım" der. [18]
Bundan daha da mühimi ölünün, yakınlarının, dostlarının da yaptıkla*rını bilmesidir. Abdullah b. Mübarek der ki: Süfyan b. Yezîd İbrahim'den, o da Ebû Eyyûb'dan [19]şöyle dediğini nakleder: "Dünyadakiîerin fiilleri ölülere gösterilir. Ölüler, dostlarının davranışlarının iyi olduğunu görünce rahat*larlar, sevinirler. Kötü fiilleri görünce de: "Ey Allahım, onu terbiye et" der*ler." İbni Ebî Leyla da Ahmed b. Ebî Havâri'den, o da kardeşim Muham*med'den şöyle dediğini nakleder: Abbad b. Ubad, Filistin'de bulunan İbralarda bulamadım. el-Mizân'da hem cerh edilen hem de tadil edilen İbni Ebî Sevda Makdisî isminde biri vardır. Zehebî aynı zamanda bu zatla hüccet getirilebileceğini söylemektedir.
him b. Salih'in yanına gider. Ona der ki: "Bana öğüt ver." İbrahim de: "Allah İyiliğini versin. Sana ne öğüt verelim? Duyduğuma [20] göre ölülere, dünyadaki yakınlarının fiilleri gösterilirrniş. İyi düşün. Sen Allah Rasûlüne hangi ame*lini gösterebileceksin?" deyince Abbad sakalları ıslanacak derecede ağladı.
İbn Ebi'd-Dünyâ, Muhammed b. Hüseyin'den, o da Hâlid b. Amr [21]el-Emevî'den, o da Sadaka b. Süleyman el-Cafeı-î'den şunu nakleder: "Çirkin bir huyum vardı. Bu huyum babamı öldürdü. Ama sonra yaptığım şeylere pişman oldum; kendi kendime serzenişte bulundum." Sadaka b. Süleyman anlatıyor: Hemen bir iyilikte bulundum. Bir gece babamı rüyamda gördüm. Bana dedijri: "Oğlum, bizi en çok sevindiren amellerin bize sunulduğunda onları salihlerin amellerine benzettiğimiz davranışlarındır. Göreyim bu de*fa kötülüklerden oldukça uzak dur da diğer ölülerin yanında beni mahcup et*me."
Sadaka b. Süleyman anlatıyor: Kûfeli eski komşum şöyle diyordu:
"Samîmî bir kalble, dönmeden[22] devamlı senden istiyorum ey sâlihleri ıslah eden, sapıtmışları doğru yola sevkeden ey merhameti en çok olan Allahım."
Konuyla ilgili olarak Sahabeden birçok hâtıralar gelmiştir. Abdullah b. Ravaha'nın Ensar'dan bir akrabası eliyordu ki: "Ey Allahım! Abdullah b. Ra*vaha'nın yanında yüzümüzü kızartacak davranışlardan Sana sığınırım." Bu söz, Abdullah b, Ravaha'nın şehâdetinden sonra söylenmiştir.
Kabirde yatanlar ziyaretçilerini hissettiklerinden dolayı onlara (ziya*retçilere) gerçek ziyaretçi demek yerinde olur. Ölünün, sözkonusu ziyaret*ten haberi olmazsa buna ziyaret denmez. Her millette ziyaretin makul ma*nası budur. Selam alamayacak kimseye selam vermek boşuna olacağından selamı da buna dahil edebiliriz. Rasûlullah, kabir ziyaretleri esnasında üm*metine şöyle demelerini talim etmiştir: "Ey mü'minler, müslümanlar toplu*luğu! İnşallah biz de size kavuşacağız. Allah, dünyadan ayrılmış sizlere ve biz dünyadakilere rahmet etsin. Allah'tan hepimize afiyet vermesini dileriz. (Selamûn aleyküm ehle'd-diyarı mine'l-mü'minine ve'1-müslimîne. Ve innâ inşaallahü bikum hâhikûn. Yerhamullahü'l-müstakdimîne minna ve min-küm ve'1-müstehirîn. Meselullahe lenâ ve lekümü'l-afiyete).[23]
Böyle bir selam, hitap; her ne kadar selam veren selamının karşılığını duyamasa da duyan, karşılığını veren akıllı bir varlığa verilir.
Kabrin yakınında namaz kılınca da onu görürler, kıldığı namazı bilirler ve yaptığı ibadete gıpta ederler.
Yezîd b. Harun Süleyman Teymî'den, o da Osman Mehdî'den rivayete göre Ibni Sâs, üzerinde hafif bir elbise olduğu halde bir cenazeye iştirak eder kabre kadar gider. Devamını İbni Sâs'tan dinleyelim: Kabre varınca iki rekat namaz kıldım ve bir tarafa sırtımı verdim. Allah'a yemin olsun ki kalbim uyanıkken kabirden şu sesi duydum: "Bana yaklaş, eziyet verme. Siz amel iş*lersiniz ama işin gerçeğini bilemezsiniz. Biz ise biliriz, ama artık amel işleye-meyiz. Şu kıldığın iki rekat namaz var ya, şu kadar şeyden daha sevimlidir bana." Bundan anlaşıldığına göre kabirdeki kişi İbni Sâs'm yaslandığını ve kıldığı namazı bilmektedir.
İbni Ebî Dünyâ Hüseyn b. Ali İcli'den, o da Muhammed b. Salt'tan, o da İsmail b. Ayyâş'tan, o da Sabit b. Süleym'den, o da Kâlâbe'den nakleder. Şam'dan Basra'ya giderken bir yerde mola verdim. Abdest alıp kabristanda iki rekat namaz kılınca orada uykuya dalmışım. Uyandığımda kabirde ya*tan kişinin bana şikayetine şâhid oldum. Bana dedi ki: "Geceden beri bana eziyet ediyorsun." Arkasından da: "Siz amel işlersiniz, ama bilmezsiniz. Biz ise biliriz, ama amel işleyenleyiz." Kıldığım namazı kastederek: "Kıldığın iki rekat namaz, dünya ve dünyadakilerden daha hayırlıdır. Allah dünyada ya*şayanlara hayırla karşılık versin. Onlara bizden selam götür. Çünkü onların duaları sayesinde dağlar kadar nurlara kavuşmaktayız." [24]
Hüseyn İclî'den, o da Abdullah b. Numeyr'den, o da Malik b. Mağut'dan, o da Mansur'dan, o ise Zeyd b. Vehb'den bildirdiğine göre Vehb der ki: "Kab*ristana gittim. Baktım ki bir adam mezara gelmiş, kabri düzeltiyor. Bana yö*neldi, yanıma oturdu. Ona: "Bu kabir kimindir?" diye sordum. "Kardeşim*dir" dedi. "Senin kardeşinmidir?" deyince: "Rüyamda gördüğün kişi benim Allah yolunda kardeşimdir" dedi. Ona: "Demek ki alemlerin Rabbi Allah'a hamdle yaşamış bir kişisin" deyince "Öyle mi, böyle bir şeyi söyleyebilmek dünya ve dünyadakilerden daha hayırlıdır. Beni nereye gömdüklerine bak*sana. Çünkü fülanca kalktı iki rekat namaz laldı. Benim de iki rekat namaz kılabilmem dünya ve dünyadakilerden daha hayırlıdır" diye karşılık verdi. [25]
Ebû Bekir Teymî Abdullah b. Salih'ten, o da Leys b. Sa'd'dan, o da Hamîd Tavîl'den, o da Mutrif Abdullah Harşî'den bildirdiğine göre Mutrif der ki: w bî hayattayken yanma giderdik. Cuma günleri olunca da kabristana uğradik Güzergâhımızda bir kabir vardı... Kabristana vardığımızda bir cena--aL gahit olduk. İçimden şu cenazeye yetişebilsem diye geçerken nihayet ye-H ebildinı. Kabirden biraz ötede iki rekat namaz kıldıktan sonra biraz uyu-usum Rüyamda kabirde bulunan kişi benimle konuşuyordu. Bana dedi ki: Namazını niçin acele kıldın?" Ben de: "Evet öyle oldu" deyince: "Siz amel iş*leyebilirsiniz ama bilmezsiniz. Biz ise biliriz ama amel işleyemeyiz. Senin kıldığın gibi iki rekat namaz kılabilmek, benim için dünya ve dünyadakiler*den daha hayırlıdır, hayır üzereler" dedi. "Aralarında en faziletlisi kimdir?" deyince eliyle bir kabri gösterdi. O zaman kendi kendime: "Ey Allahım onu da çıkar da onunla da konuşayım" dedim. Duam kabul edildi, kabirden bir genç çıktı. Ona sordum: "Burada bulunanların en hayırlısı sen misin?" Genç: "Evet, öyle diyorlar" dedi. "Peki bu dereceyi neyle elde ettin? İnan sende bu en faziletli olma yaşını göremiyorum" deyince, genç: "Uzun süre hac ve Umre yaparak, Allah yolunda cihadla ve güzel amelle bu dereceye ulaştım ve bir*çok felaketle imtihan edildim. Onlara sabrettim. Böylece de, gördüğün bu de*receyi, bu fazileti elde ettim" dedi.
Bunca görülen rüyalar her ne kadar bu işin böyle olduğunun delili ol*mazsa da çokluğunu ve sayısını Allah'tan başkasının bilememesi itibariyle belki sözkonusu manaya [26]uygundur.
Rasûlullah: "Son on günde [27] yani Ramazan'm gördüğünüz rüyalar en hayırlı rüyalannızdır. Herhangi bir şeye mü'minlerin rüyasının uygun ol*ması, rivayet ve görüşlerinin o şeyin iyiliği ve kötülüğü hakkında uygun ol*ması gibidir. Mü'minlerin güzel gördükleri Allah indinde de güzeldir. Kötü gördükleri ise Allah indinde de kötüdür."[28] Yukarıda açıklandığı üzere bu konuda yalnızca rüyalarla karar veremeyiz, hüccet ve diğer delillere ihtiya*cımız vardır.
Sahîh'te şöyle bir rivayet vardır: Ölü defnedilince, mezarına kadar ge*lenlerle ünsiyet kurar. Müslim de Sahîh'inde Abdurrahman b. Şemmâse el-Mehrî'den [29] şunu nakleder: Şemmâse der ki: Ölüm döşeğinde yatan Amr b. Âs'ın ziyaretine gittik. Bir müddet ağladı, sonra da yüzünü duvara çevirdi. Oğlu babasına: "Babacığım, niçin ağlıyorsun? Allah Rasûlü seni şöyle şöyle müjdelemedi mi?" deyince yüzünü döndü ve: "En değerli azığın lâ ilahe illal*lah Muhammeden Rasûlullah'tır. Üç hasletim var. Kendimi bilirim ya Rasûlullaha benden daha çok buğzeden ve peşine düşüp onu öldürmek dışın*da hiçbir arzum yoktu. Eğer bu hal üzere ölseydim cehennemliklerden olur*dum. Nihayet Yüce Allah kalbime İslâmı koyunca hemen Allah Rasûlü'ne koşup "Elini uzat da sana biat edeyim ey Allah'ın Rasûlü" dedim. Rasûlullah elini uzattı. Ben tutunca: "Ne oluyor ey Amr?" dedi. "Bir şartım vardır" de*yince "Nedir o şartın?" buyurdu. Şartımın günahlarımın bağışlanması oldu*ğunu söyleyince: "Bilmez misin, İslâm geçmişte yapılan bütün günahları si*ler. Hac geçmişte yapılanları siler. Hicretde geçmişte yapılanları siler" dedi Allah'ın Rasûlü. Rasûllah bana böyle deyince; "Artık Onu benden daha çok seven biri 3'oktur. Gözlerim Onun nuruyla cilalanmıştır. Ona olan saygım*dan dolayı doyasıya yüzüne bakamamışımdır. Onu anlatmamı istersen gö*züm dolu olduğundan buna güç yetiremem. Böyle ölürsem umarımki cennet*liklerdenim. Bildiğiniz gibi zamanla içini bilemediğim birçok şeyler üstlen*dim. Bu halde ölürsem bana matem tutmayın, arkamdan ağlamayın. Beni defnederken üzerime toprak serpin ve bir deve kesilip parçalarına ayrılana kadar başımda bekleyin ki, sizinle ünsiyet kurayım ve Rabbimin Rasûllerine nasıl müracaat edeceğimi öğreneyim" dedi. Bundan anlaşılıyor ki ölü kendi*ni defnedenleri bilir, onlarla beraber olmaktan dolayı sevinir.
Kitabur-Ruh
__________________
Kalem mürekkebi yüreği güzelinden alıyorsa,şiir bitmiştir demek...
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
Cevapla

Etiketler
onların kendilerine verdikleri selamları, ziyaretçilerini ve, ölüler

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
ULEFA-İ RÂŞİDÎN VE ONLARIN SEÇİMLERİ Kaf_Dağı İslamiyet 0 25 Şubat 2016 13:02
Ölüler de Tweet Atacak! Zen Twitter Haberleri 0 24 Şubat 2013 22:02



uzmanwin.com