IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27 Ocak 2015, 19:51   #1
Çevrimiçi
Yılan Hikayesi


-- Sponsor Baglantı --


Yılan Hikayesi

Son Asur kralı Asurbanıpal'ın kütüphanesinde bulunan eski bir Sümer metninde, yılanla kartal arasında geçen şu efsane anlatılır:
Kuş, komşusu yılana, "Gel" dedi, "Barış ve dostluk yemini edelim ve ona uymayanın üstüne güneş tanrısı Şamaş'ın laneti yağsın." Güneş tanrısının huzurunda yemin ettiler ve yeminlerini lanetle mühürlediler:
Sonra yavruları oldu. Yılanınki bir karaağaç gölgesinde, kuşunki bir dağ doruğunda doğdu. Ve kuş yabani bir boğa ya da eşek yakaladığında, yılan bundan yedi, çekildi ve yavruları yedi. Yılan yabani bir keçi ya da antilop yakaladığında, ulu kartal yedi, çekildi ve yavruları yedi. Ta ki bir gün, kartalın yavruları tüylenip de kötü düşünceler kuşun aklına gelinceye kadar.
Ve efsane böylece devam eder.
Yılan, hekimliğin yanı sıra hemşirelik, eczacılık, veteriner ve diş hekimliğinin mesleki sembolü olan bir yaratıktır. Bunun neden sembol olarak seçildiği yanıtı ise genellikle birkaç cümleyi geçmemektedir.
Bu çalışmamızda yılanı tüm yönleriyle derinlemesine ele almak, konuyu çok genişletip Prof. Dr. Fuat Yöndemlinin aktarımı ve Evliya Çelebi'nin tabiriyle olayı "yılan hikayesi gibi" uzatmak amacımız olacaktır. Bu nedenle her konuya kıyısından kenarından dokundurma yapılarak bir özet verilecektir.
Yılan görünüş itibariyle pek sevimli olmayan, hatta "soğuk" olarak tanımlanan bir canlıdır.
Gerçekte, yeryüzünde yılanlar kadar kendisine zıt anlamlar yüklenen bir başka yaratık bulmak olanaklı değildir. Bir yanda "tanrı" kabul edilip kendisine tapınılırken, diğer tarafta "insanoğlunun Cennet'ten çıkarılmasının baş suçlusu", "şeytan" olarak değerlendirilmektedir.
Yılan kelimesi, etimolojik olarak Çince'deki "lung" kelimesinden Türkçe'ye geçmiştir.
San'at tarihinde bu yaratığı ifade için ayrıca luu, ejder, ejderha, nek, mar, soğulcan, evran (evren), dragon, griffon gibi daha pek çok ad kullanılmaktadır.
Gerek yılan, gerekse onun dev şekli olan ejder (ya da ejderha) sureti antik çağlara ait mitolojilerde çok yaygın bir semboldür.
Bütün Eski Yakın Doğu'da olduğu gibi Eski Mısır'da da yılan, ilahi bir varlık sayılmaktadır. Antik Mısır'ın yılan suretindeki ilahesinin adı Lütufkar Uto ya da Wazit'dir. Buna mukabil bütün Mısır'da şeytan olarak tanınan Apophis de yılan suretindedir.
Eski Mısır san'atında görülen bir başka yılanlı tasvir ise, kuyruğunu ısırarak halka şeklini alan yılan motifidir.
Kuyruğunu ısıran ya da yutan yılan yani "uroborus". Uroborus: Sonu başlangıcımdır.
Bu simgeye Roma'dan Hindistan'a, Mısır'dan Çin'e kadar geniş bir coğrafyada rastlanır ve genel olarak ebedi dönüşü, döngüsel zamanı ve yaşamı, bölünmezliği ve sonsuzluğu simgeler. Budhistler onu samsara döngüsüyle özdeşleştirmişlerdir.

Eski Mısır'da Tıbbın İki Sembolü: Yılan ve Hekim İmhotep'tir
Tıp kelimesinin orijinini aldığı Teb (Thebai) şehrinin totemi yılandır. Teb şehri ise eski Mısır'ın en önemli sağlık merkezidir. Ayrıca Milattan üçbin yıl evvel Mısır'da yaşamış İmhotep'in, tarihte bilinen ilk hekim olduğu iddia edilmektedir. Adı "Sulh ve sükûndan gelen" anlamında olan bu hekim, engin tıbbi bilgisinin yanı sıra mimari ve astrolojide de söz sahibi, yazarlık ve rahiplik yapan, çok yönlü bir alimdir.
San'at tarihiyle ilgili eserler, yılanın tıp sembolü olarak ilk defa kullanılmasının Sümerlerde görüldüğünü belirtmektedir. Sümer tanrılarından birinin adı "Yaşam Ağacının Hakimi" manasına gelen Ningişzida'dır. Bu tanrının sembolü olan ağaca sarılmış haldeki biri erkek biri dişi iki yılandır.
Sopanın yaşam ağacını, yani yaşamı; yılanın ise gençliği temsil ettiği bu motif, binlerce yıl boyunca çeşitli ülkelerde yalnız sopa ya da sopa-yılan, ya da birbirine sarılmış iki yılan halinde koruyucu ve şifa verici bir sembol olarak resimlerde, kabartmalarda kullanılmış ve Asklepios kültünden bu yana da hekimliğin amblemi olmuştur.
Genelde kabul gormuş olan ilk tıp buyugu Aesculapius'dur.
Homeros, Asklepios hakkında şu efsaneyi anlatır: Lapitler'in kralının kızı Koronis, Apollon'dan hamile kalır. Apollon'un kardeşi Artemis, bir ihaneti yuzunden Koronis'i okla vurarak OldUrUr. Apollon çocuğunu kurtarmak için kadının karnını yarar. Ölmek Uzere olan çocuğu kurtarır ve at-adam kahin Khiron'a teslim eder. Kahin bu çocuga Asklepios adını verir. Asklepios, tukenmez şifa çareleriyle meşhur Khiron'un yanında eğitim görUr. Hocasından yalnızca cerrahlığı değil, hastalara ilaç yapmayı, şifalı otlardan dertlere deva bulmayı ve hatta ölUleri diriltmeyi öğrenir.
ÖlUleri diriltmesi Uzerine Zeus'un gazabıyla yıldırım çarpmasıyla OldUrUlen Asklepios daha sonra yine Zeus tarafından tıp tanrısı olarak ilan edilir. Tıp amblemlerinde yereden, ve tarihi M.Ö. 3000'lere uzanan yılan figUrU de, Asklepios ve O'nun asası ile bUtUnleşmiştir.
ÖlUmUnden sonra Asklepios adına ikiyUzden fazla mabed (Asklepion) kurulur. Asklepion'ların açılışı için izin almaya gelen hey'etlere, hekimlerle birlikte kutu içinde bir yılan gönderme adeti vardır. Asklepionların giriş kapısı Uzerinde "Buraya OlUmUn girmesi yasaktır" ibaresi yazılıdır.
Hekimler imparatoru Galen'in, iyileşmeyeceği görUşUyle Asklepion'a kabul etmediği hasta intihar amacıyla, iki yılanın zehirlerini boşalttığı tastan içer. Ancak ölmeyip, iyileşmeye başlar. Galen iyileşen hastaya: "Yılan zehirinin aynı zamanda şifa verici olduğunu dUşUnUyor, fakat hastalarda denemeye cesaret edemiyordum. Benim bu dUşUncemi haklı çıkardın. Bundan sonra Asklepion'un sembolU çifte yılan olacaktır" der.
Asklepios'a göre hekim yılan gibi dilsiz olmalı, kimsenin sırrını başkasına söylememeli, sabır ve sUkunet içinde çalışmalıdır. Asa ile temsil edilmesi, tababet tahsilinin kısa sUrede öğrenilmeyip, ihtiyarlayıp asaya dayanıncaya kadar hekimin öğrenmeye ve tecrUbe kazanmaya gereksinim duyduğunu belirtmek içindir. Diğer taraftan asa, iyilik tanrılarının remzidir. Yılan ise kötUlUk tanrılarının alametidir. Asaya sarılmış yılan, iyilik ve kötUlUk ilahlarının bir araya gelmesi demektir.
Bundan dolayı yaşam ağacının bir modifikasyonu olan asa (ya da EskUlap'ın sopası), Batı'da da kendisine sarılmış
yılanla birlikte sağlık bilimlerini (hekimlik, dişhekimliği, eczacılık ve veterinerlik) temsil eder.
TUrkiye'de bu yılanlı asanın ilk defa resmi olarak kullanılması, 1836 yılına isabet eder. Sultan II. Mahmud, bu tarihte, Mekteb-i Tıbbiye talebelerinin, ilk defa resmi kıyafet olarak yakalarına yılanlı asa (caduceum) işlenmiş elbiseler giymesi hakkında ferman çıkarmıştır.
Eski Grekler'de elçilerin kullandığı defne ya da zeytin dalından asaya sarılmış çifte yılan ile kanatlı caduceum ise, onlara emniyet ve masuniyet sağlayan barış ve ticaret sembolU idi.
Yakın zamanlarda başka bir Yunanlı tanrı Hermes'in (diğer adıyla MerkUr) asası (caduceus) da tıbbın sembolU olarak kullanılmaktadır.
Hermese, abisi Apollon zenginlik ve servetin sihirli asasını verir. Asa, uyuşmazlık içinde olan herhangi iki şeyi uzlaştırma gUcUne de sahiptir. Hermes yeni asasını denemek için birbirlerine öfkeyle tıslayan iki yılanın arasına sokar. Yılanlar kavgalarını unutup, asanın etrafına sarılırlar ve o gUnden sonra hep asanın Uzerinde kalırlar. Ayrıca çift yılanlı Hermes'in "caduceus"unun Uzerinde de bir çift kanat bulunmaktadır
DUnyada adli tıp ve adli bilimlerin de sembolU de yılandır. Burada tıp ve adalet sembollerinin birleşmesi göze çarpmaktadır.
Eski TUrkler arasında da yılan sağlık ve mutluluk sembolU olmuştur. Sağlık kuruluşlarının kapılarında çifte yılan sembolU vardır. Anadolu'da Selçuklu Hastaneleri buna örnektir.
Hastalık kötUlUk ve ceza demektir. KOtUlUkler yeraltından gelir; yılan da yeraltında yaşamaktadır. Yılan aynı zamanda gUcU, kudreti ve koruyuculuğu simgelemektedir. ÖldUrUcU olması ona karşı korkuyla karışık bir saygı duyulmasına neden olmuştur.
Yılanlar ve sUrUngenler birçok kUltUrde rastladığımız ortak sembollerdir.
Kızılderililer'e gOre yılan; deri değiştirerek doğum, yaşam ve OlUm arasındaki metamorfozu simgeler. BOylece tarih boyunca yılana atfedilen Ozellikler doğurganlık, OlUmsUzlUk, sağlık, hekimlik, sağduyu sahibi olmak, bilgelik, kehanet, iyi talih, fiziksel gUç ve hız olarak sıralanabilir.
Şifalı bitkilerde açıkça gözlenen tabiatın iyileştirici kudretini en yakından tanıyan, en iyi
bilen canlının da, yeraltında yaşadığı için bu bitkilerle çok yakın komşuluk halinde bulunan yılan olduğu kabul edilerek, hekimlik sembolU kendisine yakıştırılmaktadır.
İslam Ulkelerindeki Lokman Hekim kıssası, Gılgamış Efsanesi'ni anımsatan motifler taşır. Yiyenlere ebedi yaşam, ölUmsUzlUk bahşeden otu, Lokman Hekim, araştırmaları sonunda Çukurova Bölgesi'nde bulur. Keşfinin heyecanıyle köprUden geçerken dUşUrdUğU otu Lokman Hekim eline geçiremeden bir yılan yer. Bundan dolayı yılanın ölUmsUzlUk, yaşama gUcU ve sağlığı temsil ettiğine inanılır.
Yılan, bilhassa zehirli yılan ölUm sembolUdUr. Ancak ölUmUn zıddı olan yaşamı da anımsatmaktadır. Dolayısıyle yılan, yaşam ve sağlığı aynı anda remzetmek için kullanılan bir motif hUviyetini kazanmaktadır
Uzak Doğu Yin-yang felsefesinde çift başlı yılan motifinde bir yılan başı yaşamı, öbUr yılan başı ise ölUmU temsil etmektedir. Dolayısıyle çift başlı yılan, zehir ile panzehiri anımsatan bir örnektir.
Babillilerin ulusal destanında Gılgamış, ölUmsUzlUğU elde etmek için yeraltından ölUmsUzlUk otunu çıkarır. Ancak bir fırsatını bulan yılan bunu yer. Yılanın çok yaşayan hayvan olması bundandır.
Aztekler, çıngıraklı yılana özel bir önem verirlerdi. Hatta çıngıraklı yılan tarafından ısırılan Aztekler, toplumda itibarlı bir mevkiye yUkseltilirdi. Yılan tarafından ısırıldığı halde ölmeyen kimseleri, ilahlarla temasa geçmiş seçkin kimseler olarak kabul ederlerdi.
Hem Maya, hem de Aztek kUltUrUnUn efsanevi kahramanı olarak kabul edilen beyaz renkli ve iri burunlu Quetzalcoatl'ın sembolU, tUylU yılandır. TUylU yılan motifi birçok mefhumun yanı sıra bilgi, şiir ve şifanın sembolU olarak kullanılmıştır.
Grek mitolojisinde Medusa, baktığı insanları taşa çeviren bir kadındır. Phorkos'un kızları olan Uç Gorgon'dan biri olan Medusa'nın başı, saç yerine yılanlarla kaplıdır! Gorgonlar, saçları yılan olan dişi canavarlardır. Onları gören erkekler taşa dönUşUr.
Orta Asya Türk boyları arasında olumlu vasıflar taşıyan bir yaratık olarak kabul edilen yılan ya da ejderha motifi, daha sonra korkunç ve zararlı, bir hayvan hüviyetine bürünür.
Ejderha, yılanın mUbalağlı surette bUyUtUlmUş, korkunçlaştırılmış ve stilize edilmiş, tamamen hayali ve efsanevi bir modelidir.
lurk hikayelerinde yılan sıklıkla insanoğluna karşı hUrmetkar, sabırlı, misafirperver, dost, yardımcı, merhametli, affedici ve bilge bir mahluktur. Gerektiğinde insanoğlu uğruna Şahmeran efsanesinde olduğu gibi kendini feda etmektedir.
Yılanın dili çatallıdır. Çatal dil ise dedikodu ve arabozuculuk işaretidir. Bundan dolayı dedikodu, arabozuculuk yapan kimselere yılan dilli denir.
Bir yerin ıssız, tenha olmasını ifade için kullanılan deyimin tamamı, "kuş uçmaz, kervan geçmez, yılan bağırsağını sUrUmez " şeklindedir.
İstanbul Boğazı'ndaki Kız Kulesi hakkındaki efsaneye göre bir kahin, imparator Konstantin'e, kızını bir yılanın sokarak öldUreceği kehanetinde bulunur. Konstantin, bu kehanetin oluşumuna engel olmak için İstanbul Boğazı'nda, deniz ortasında yaptırdığı bir kuleye (Kız Kulesi) kızını saklar. Ancak Kuleye gönderilen bir UzUm sepetine saklanan zehirli bir yılan, kızı sokarak öldUrUr!
Aynı efsane, Silifke sahillerinde, kıyıdan birkaç yUz metre uzakta bulunan Kızkalesi hakkında da anlatılmaktadır.
Selçuklu Mimarisi'nde DarUşşifalarda yılan motifleri bulunmaktadır. Mar kelimesi farsça "Yılan" manasına gelmekte olup, Maristan (Yılan Yurdu) kelimesiyle duvarlarında yılan sureti bulunan bina, yani hastahane kastedilmektedir. Dolayısıyle yılanlara atfedilen sağlık, şifa ve afiyet manaları da böylece anımsatmakta, tedavi ettirilmektedir.
DarUşşifalara maristan yani yılanlı bina denmesinin bir başka nedeni ise, yılanların kötUlUk ve hastalıkları yutarak iyilik ve şifa dağıttıklarına inanılmasından dolayıdır. Zaten Selçuklular devrinde inşa edilen hastahanelerin hemen hepsinin kapısında çifte yılan motifi bulunmaktadır.
Anadolu Selçukluları devrinin en mUhim sosyal, kUltUrel, sınai, iktisadi ve siyasi teşekkUlU olan Ahi leşkilatı'nın kurucusu Şeyh Nasiruddin Mahmud'un efsanevi adı "Ahi Evren (Evran)"dır. Evren kelimesi kainat, alem ve yılan, ejder manalarını taşımaktadır.
Debbağların "Pir"leri olarak kabul ettikleri Ahi Evren, kitapları ve hakkında anlatılan efsanelerden anlaşıldığına göre yılandan kırbaç ve panzehir imal eden bir hekimdir.
Yılan zehrinin kendisine zarar vermemesi, bUnyesinde onun zehrini tesirsiz duruma getiren panzehirin varlığıyle izah edilmiş ve çok
eski zamanlardan beri yılandan panzehir elde edilmeye çalışılmıştır.
Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver, yılanın, bilhassa birbirine sarılmış çifte yılanın Orta Asya Türkleri arasında saadet, sağlık, uğur ve şifa sembolü telakki edildiğini belirtir
Anadolu halkı yılandaki şifa verici gücün Eyyub Peygamberle ilgili olduğuna inanır. Halk inancına göre Eyyub Peygamber'in yarasına düşen kurtlar, vücudunu yiyerek delik deşik etmişler. Eyyub Peygamber bu ızdıraba sabretmiş, sonunda çilesini tamamlayınca, topuğunu yere vurması vahyedilmiş. Vurduğu yerden çıkan su ile yıkanmış. Eyyub Peygamber yıkanırken, vücudunu kemiren kurtlar yere düşerek bir bölümü sülük, bir bölümü ise yılana dönüşmüş. Anadolu halkı bundan dolayı sülüğün de şifalı olduğuna inanır.
Onaltıncı asırda bazı Avrupa şehirlerini sık vuku bulan veba salgınlarından korumak için hususi sikke (madeni para) basıldığı bilinmektedir. Bu paraların bir yüzünde yılan resmi altında "Yılana bakan yaşayacaktır" yazılıdır. Avrupa'da yılanların bir çok hastalığın tedavisinde ilaç anamaddesi olduğuna inanılmaktaydı. Bu çeşit ilaçların en meşhuru theriacum (tiryak)tır. Bu ilaç, resmi farmasötik kodekste 1908 yılına kadar yer almıştır.
Evliya Çelebi Mısır'daki Sa'di dervişlerinin zehirli yılanları nasıl yakaladıklarını, etinden nasıl tiryak, ilaç yaptıklarını Seyahatname'sinde anlatır.
Anadolu'da bulunan birçok yılanlı göl, yılanlı çermik gibi adlar taşıyan yerlerde canlı yılanların şifa bahşedici, tedavi edici özeliğinden günümüzde hala yararlanılmaktadır.
Yılanlar vasıtasıyle tedavi edilen hastalıklar arasında bulunan "Erizipel"e halkımızın "Yılancık" demektedir. Anadolu folklorunda, erizipele tutulanların yaralarına "yılan ya da yılancık taşı" denilen bir taş sürüldüğü takdirde, hastalığın iyileşeğine inanılmaktadır.
Halen dünyada 2500 kadar yılan türü yaşamaktadır. Bunlardan ancak üçte biri insanlar için az ya da çok derecede zehirlidir. Çok tehlikeli olanlar ise bütün yılan türlerinin %7'sini geçmez.
Yılanların sokmasının, esas itibariyle, insanları öldürmeye değil, yılanın beslenmesine matuf olduğunu unutmamak gerekir. Güvenliği tehdit edilmedikçe, hiç bir zehirli yılan, insana saldırmaz, uzaklaşmayı tercih eder.
Ölüm olayları yılanı yakalamak, öldürmek ya da saklandığı yerde avlamak gibi faaliyetler sırasında, yılanın kendini savunması sonucunda oluşmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri'nde akrep sokmasından ölenlerin sayısı, yılan ısırmasından yaşamını kaybedenlerden daha fazladır.
Yılan motifi, tüm medeniyetlerde kendisine büyük önem ve kutsallık atfedilen esrarengiz bir semboldür. Antik Maya, Aztek, Çin ve Mısır medeniyeti gibi maddi olduğu kadar batıni ilimlerde de ileri olan bütün büyük medeniyetlerde hep bir yılan motifiyle karşılaşmak, son derece enteresan ve ortak bir vakıadır.
Kaynak
Dr. İ. Hamit Hancı
Prof.; Ankara Ü. Tıp Fak. Adli Tıp AD, Ankara
Yılan Hikayesi

Son Asur kralı Asurbanıpal'ın kütüphanesinde bulunan eski bir Sümer metninde, yılanla kartal arasında geçen şu efsane anlatılır:
Kuş, komşusu yılana, "Gel" dedi, "Barış ve dostluk yemini edelim ve ona uymayanın üstüne güneş tanrısı Şamaş'ın laneti yağsın." Güneş tanrısının huzurunda yemin ettiler ve yeminlerini lanetle mühürlediler:
Sonra yavruları oldu. Yılanınki bir karaağaç gölgesinde, kuşunki bir dağ doruğunda doğdu. Ve kuş yabani bir boğa ya da eşek yakaladığında, yılan bundan yedi, çekildi ve yavruları yedi. Yılan yabani bir keçi ya da antilop yakaladığında, ulu kartal yedi, çekildi ve yavruları yedi. Ta ki bir gün, kartalın yavruları tüylenip de kötü düşünceler kuşun aklına gelinceye kadar.
Ve efsane böylece devam eder.
Yılan, hekimliğin yanı sıra hemşirelik, eczacılık, veteriner ve diş hekimliğinin mesleki sembolü olan bir yaratıktır. Bunun neden sembol olarak seçildiği yanıtı ise genellikle birkaç cümleyi geçmemektedir.
Bu çalışmamızda yılanı tüm yönleriyle derinlemesine ele almak, konuyu çok genişletip Prof. Dr. Fuat Yöndemlinin aktarımı ve Evliya Çelebi'nin tabiriyle olayı "yılan hikayesi gibi" uzatmak amacımız olacaktır. Bu nedenle her konuya kıyısından kenarından dokundurma yapılarak bir özet verilecektir.
Yılan görünüş itibariyle pek sevimli olmayan, hatta "soğuk" olarak tanımlanan bir canlıdır.
Gerçekte, yeryüzünde yılanlar kadar kendisine zıt anlamlar yüklenen bir başka yaratık bulmak olanaklı değildir. Bir yanda "tanrı" kabul edilip kendisine tapınılırken, diğer tarafta "insanoğlunun Cennet'ten çıkarılmasının baş suçlusu", "şeytan" olarak değerlendirilmektedir.
Yılan kelimesi, etimolojik olarak Çince'deki "lung" kelimesinden Türkçe'ye geçmiştir.
San'at tarihinde bu yaratığı ifade için ayrıca luu, ejder, ejderha, nek, mar, soğulcan, evran (evren), dragon, griffon gibi daha pek çok ad kullanılmaktadır.
Gerek yılan, gerekse onun dev şekli olan ejder (ya da ejderha) sureti antik çağlara ait mitolojilerde çok yaygın bir semboldür.
Bütün Eski Yakın Doğu'da olduğu gibi Eski Mısır'da da yılan, ilahi bir varlık sayılmaktadır. Antik Mısır'ın yılan suretindeki ilahesinin adı Lütufkar Uto ya da Wazit'dir. Buna mukabil bütün Mısır'da şeytan olarak tanınan Apophis de yılan suretindedir.
Eski Mısır san'atında görülen bir başka yılanlı tasvir ise, kuyruğunu ısırarak halka şeklini alan yılan motifidir.
Kuyruğunu ısıran ya da yutan yılan yani "uroborus". Uroborus: Sonu başlangıcımdır.
Bu simgeye Roma'dan Hindistan'a, Mısır'dan Çin'e kadar geniş bir coğrafyada rastlanır ve genel olarak ebedi dönüşü, döngüsel zamanı ve yaşamı, bölünmezliği ve sonsuzluğu simgeler. Budhistler onu samsara döngüsüyle özdeşleştirmişlerdir.

Eski Mısır'da Tıbbın İki Sembolü: Yılan ve Hekim İmhotep'tir
Tıp kelimesinin orijinini aldığı Teb (Thebai) şehrinin totemi yılandır. Teb şehri ise eski Mısır'ın en önemli sağlık merkezidir. Ayrıca Milattan üçbin yıl evvel Mısır'da yaşamış İmhotep'in, tarihte bilinen ilk hekim olduğu iddia edilmektedir. Adı "Sulh ve sükûndan gelen" anlamında olan bu hekim, engin tıbbi bilgisinin yanı sıra mimari ve astrolojide de söz sahibi, yazarlık ve rahiplik yapan, çok yönlü bir alimdir.
San'at tarihiyle ilgili eserler, yılanın tıp sembolü olarak ilk defa kullanılmasının Sümerlerde görüldüğünü belirtmektedir. Sümer tanrılarından birinin adı "Yaşam Ağacının Hakimi" manasına gelen Ningişzida'dır. Bu tanrının sembolü olan ağaca sarılmış haldeki biri erkek biri dişi iki yılandır.
Sopanın yaşam ağacını, yani yaşamı; yılanın ise gençliği temsil ettiği bu motif, binlerce yıl boyunca çeşitli ülkelerde yalnız sopa ya da sopa-yılan, ya da birbirine sarılmış iki yılan halinde koruyucu ve şifa verici bir sembol olarak resimlerde, kabartmalarda kullanılmış ve Asklepios kültünden bu yana da hekimliğin amblemi olmuştur.
Genelde kabul gormuş olan ilk tıp buyugu Aesculapius'dur.
Homeros, Asklepios hakkında şu efsaneyi anlatır: Lapitler'in kralının kızı Koronis, Apollon'dan hamile kalır. Apollon'un kardeşi Artemis, bir ihaneti yuzunden Koronis'i okla vurarak OldUrUr. Apollon çocuğunu kurtarmak için kadının karnını yarar. Ölmek Uzere olan çocuğu kurtarır ve at-adam kahin Khiron'a teslim eder. Kahin bu çocuga Asklepios adını verir. Asklepios, tukenmez şifa çareleriyle meşhur Khiron'un yanında eğitim görUr. Hocasından yalnızca cerrahlığı değil, hastalara ilaç yapmayı, şifalı otlardan dertlere deva bulmayı ve hatta ölUleri diriltmeyi öğrenir.
ÖlUleri diriltmesi Uzerine Zeus'un gazabıyla yıldırım çarpmasıyla OldUrUlen Asklepios daha sonra yine Zeus tarafından tıp tanrısı olarak ilan edilir. Tıp amblemlerinde yereden, ve tarihi M.Ö. 3000'lere uzanan yılan figUrU de, Asklepios ve O'nun asası ile bUtUnleşmiştir.
ÖlUmUnden sonra Asklepios adına ikiyUzden fazla mabed (Asklepion) kurulur. Asklepion'ların açılışı için izin almaya gelen hey'etlere, hekimlerle birlikte kutu içinde bir yılan gönderme adeti vardır. Asklepionların giriş kapısı Uzerinde "Buraya OlUmUn girmesi yasaktır" ibaresi yazılıdır.
Hekimler imparatoru Galen'in, iyileşmeyeceği görUşUyle Asklepion'a kabul etmediği hasta intihar amacıyla, iki yılanın zehirlerini boşalttığı tastan içer. Ancak ölmeyip, iyileşmeye başlar. Galen iyileşen hastaya: "Yılan zehirinin aynı zamanda şifa verici olduğunu dUşUnUyor, fakat hastalarda denemeye cesaret edemiyordum. Benim bu dUşUncemi haklı çıkardın. Bundan sonra Asklepion'un sembolU çifte yılan olacaktır" der.
Asklepios'a göre hekim yılan gibi dilsiz olmalı, kimsenin sırrını başkasına söylememeli, sabır ve sUkunet içinde çalışmalıdır. Asa ile temsil edilmesi, tababet tahsilinin kısa sUrede öğrenilmeyip, ihtiyarlayıp asaya dayanıncaya kadar hekimin öğrenmeye ve tecrUbe kazanmaya gereksinim duyduğunu belirtmek içindir. Diğer taraftan asa, iyilik tanrılarının remzidir. Yılan ise kötUlUk tanrılarının alametidir. Asaya sarılmış yılan, iyilik ve kötUlUk ilahlarının bir araya gelmesi demektir.
Bundan dolayı yaşam ağacının bir modifikasyonu olan asa (ya da EskUlap'ın sopası), Batı'da da kendisine sarılmış
yılanla birlikte sağlık bilimlerini (hekimlik, dişhekimliği, eczacılık ve veterinerlik) temsil eder.
TUrkiye'de bu yılanlı asanın ilk defa resmi olarak kullanılması, 1836 yılına isabet eder. Sultan II. Mahmud, bu tarihte, Mekteb-i Tıbbiye talebelerinin, ilk defa resmi kıyafet olarak yakalarına yılanlı asa (caduceum) işlenmiş elbiseler giymesi hakkında ferman çıkarmıştır.
Eski Grekler'de elçilerin kullandığı defne ya da zeytin dalından asaya sarılmış çifte yılan ile kanatlı caduceum ise, onlara emniyet ve masuniyet sağlayan barış ve ticaret sembolU idi.
Yakın zamanlarda başka bir Yunanlı tanrı Hermes'in (diğer adıyla MerkUr) asası (caduceus) da tıbbın sembolU olarak kullanılmaktadır.
Hermese, abisi Apollon zenginlik ve servetin sihirli asasını verir. Asa, uyuşmazlık içinde olan herhangi iki şeyi uzlaştırma gUcUne de sahiptir. Hermes yeni asasını denemek için birbirlerine öfkeyle tıslayan iki yılanın arasına sokar. Yılanlar kavgalarını unutup, asanın etrafına sarılırlar ve o gUnden sonra hep asanın Uzerinde kalırlar. Ayrıca çift yılanlı Hermes'in "caduceus"unun Uzerinde de bir çift kanat bulunmaktadır
DUnyada adli tıp ve adli bilimlerin de sembolU de yılandır. Burada tıp ve adalet sembollerinin birleşmesi göze çarpmaktadır.
Eski TUrkler arasında da yılan sağlık ve mutluluk sembolU olmuştur. Sağlık kuruluşlarının kapılarında çifte yılan sembolU vardır. Anadolu'da Selçuklu Hastaneleri buna örnektir.
Hastalık kötUlUk ve ceza demektir. KOtUlUkler yeraltından gelir; yılan da yeraltında yaşamaktadır. Yılan aynı zamanda gUcU, kudreti ve koruyuculuğu simgelemektedir. ÖldUrUcU olması ona karşı korkuyla karışık bir saygı duyulmasına neden olmuştur.
Yılanlar ve sUrUngenler birçok kUltUrde rastladığımız ortak sembollerdir.
Kızılderililer'e gOre yılan; deri değiştirerek doğum, yaşam ve OlUm arasındaki metamorfozu simgeler. BOylece tarih boyunca yılana atfedilen Ozellikler doğurganlık, OlUmsUzlUk, sağlık, hekimlik, sağduyu sahibi olmak, bilgelik, kehanet, iyi talih, fiziksel gUç ve hız olarak sıralanabilir.
Şifalı bitkilerde açıkça gözlenen tabiatın iyileştirici kudretini en yakından tanıyan, en iyi
bilen canlının da, yeraltında yaşadığı için bu bitkilerle çok yakın komşuluk halinde bulunan yılan olduğu kabul edilerek, hekimlik sembolU kendisine yakıştırılmaktadır.
İslam Ulkelerindeki Lokman Hekim kıssası, Gılgamış Efsanesi'ni anımsatan motifler taşır. Yiyenlere ebedi yaşam, ölUmsUzlUk bahşeden otu, Lokman Hekim, araştırmaları sonunda Çukurova Bölgesi'nde bulur. Keşfinin heyecanıyle köprUden geçerken dUşUrdUğU otu Lokman Hekim eline geçiremeden bir yılan yer. Bundan dolayı yılanın ölUmsUzlUk, yaşama gUcU ve sağlığı temsil ettiğine inanılır.
Yılan, bilhassa zehirli yılan ölUm sembolUdUr. Ancak ölUmUn zıddı olan yaşamı da anımsatmaktadır. Dolayısıyle yılan, yaşam ve sağlığı aynı anda remzetmek için kullanılan bir motif hUviyetini kazanmaktadır
Uzak Doğu Yin-yang felsefesinde çift başlı yılan motifinde bir yılan başı yaşamı, öbUr yılan başı ise ölUmU temsil etmektedir. Dolayısıyle çift başlı yılan, zehir ile panzehiri anımsatan bir örnektir.
Babillilerin ulusal destanında Gılgamış, ölUmsUzlUğU elde etmek için yeraltından ölUmsUzlUk otunu çıkarır. Ancak bir fırsatını bulan yılan bunu yer. Yılanın çok yaşayan hayvan olması bundandır.
Aztekler, çıngıraklı yılana özel bir önem verirlerdi. Hatta çıngıraklı yılan tarafından ısırılan Aztekler, toplumda itibarlı bir mevkiye yUkseltilirdi. Yılan tarafından ısırıldığı halde ölmeyen kimseleri, ilahlarla temasa geçmiş seçkin kimseler olarak kabul ederlerdi.
Hem Maya, hem de Aztek kUltUrUnUn efsanevi kahramanı olarak kabul edilen beyaz renkli ve iri burunlu Quetzalcoatl'ın sembolU, tUylU yılandır. TUylU yılan motifi birçok mefhumun yanı sıra bilgi, şiir ve şifanın sembolU olarak kullanılmıştır.
Grek mitolojisinde Medusa, baktığı insanları taşa çeviren bir kadındır. Phorkos'un kızları olan Uç Gorgon'dan biri olan Medusa'nın başı, saç yerine yılanlarla kaplıdır! Gorgonlar, saçları yılan olan dişi canavarlardır. Onları gören erkekler taşa dönUşUr.
Orta Asya Türk boyları arasında olumlu vasıflar taşıyan bir yaratık olarak kabul edilen yılan ya da ejderha motifi, daha sonra korkunç ve zararlı, bir hayvan hüviyetine bürünür.
Ejderha, yılanın mUbalağlı surette bUyUtUlmUş, korkunçlaştırılmış ve stilize edilmiş, tamamen hayali ve efsanevi bir modelidir.
lurk hikayelerinde yılan sıklıkla insanoğluna karşı hUrmetkar, sabırlı, misafirperver, dost, yardımcı, merhametli, affedici ve bilge bir mahluktur. Gerektiğinde insanoğlu uğruna Şahmeran efsanesinde olduğu gibi kendini feda etmektedir.
Yılanın dili çatallıdır. Çatal dil ise dedikodu ve arabozuculuk işaretidir. Bundan dolayı dedikodu, arabozuculuk yapan kimselere yılan dilli denir.
Bir yerin ıssız, tenha olmasını ifade için kullanılan deyimin tamamı, "kuş uçmaz, kervan geçmez, yılan bağırsağını sUrUmez " şeklindedir.
İstanbul Boğazı'ndaki Kız Kulesi hakkındaki efsaneye göre bir kahin, imparator Konstantin'e, kızını bir yılanın sokarak öldUreceği kehanetinde bulunur. Konstantin, bu kehanetin oluşumuna engel olmak için İstanbul Boğazı'nda, deniz ortasında yaptırdığı bir kuleye (Kız Kulesi) kızını saklar. Ancak Kuleye gönderilen bir UzUm sepetine saklanan zehirli bir yılan, kızı sokarak öldUrUr!
Aynı efsane, Silifke sahillerinde, kıyıdan birkaç yUz metre uzakta bulunan Kızkalesi hakkında da anlatılmaktadır.
Selçuklu Mimarisi'nde DarUşşifalarda yılan motifleri bulunmaktadır. Mar kelimesi farsça "Yılan" manasına gelmekte olup, Maristan (Yılan Yurdu) kelimesiyle duvarlarında yılan sureti bulunan bina, yani hastahane kastedilmektedir. Dolayısıyle yılanlara atfedilen sağlık, şifa ve afiyet manaları da böylece anımsatmakta, tedavi ettirilmektedir.
DarUşşifalara maristan yani yılanlı bina denmesinin bir başka nedeni ise, yılanların kötUlUk ve hastalıkları yutarak iyilik ve şifa dağıttıklarına inanılmasından dolayıdır. Zaten Selçuklular devrinde inşa edilen hastahanelerin hemen hepsinin kapısında çifte yılan motifi bulunmaktadır.
Anadolu Selçukluları devrinin en mUhim sosyal, kUltUrel, sınai, iktisadi ve siyasi teşekkUlU olan Ahi leşkilatı'nın kurucusu Şeyh Nasiruddin Mahmud'un efsanevi adı "Ahi Evren (Evran)"dır. Evren kelimesi kainat, alem ve yılan, ejder manalarını taşımaktadır.
Debbağların "Pir"leri olarak kabul ettikleri Ahi Evren, kitapları ve hakkında anlatılan efsanelerden anlaşıldığına göre yılandan kırbaç ve panzehir imal eden bir hekimdir.
Yılan zehrinin kendisine zarar vermemesi, bUnyesinde onun zehrini tesirsiz duruma getiren panzehirin varlığıyle izah edilmiş ve çok
eski zamanlardan beri yılandan panzehir elde edilmeye çalışılmıştır.
Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver, yılanın, bilhassa birbirine sarılmış çifte yılanın Orta Asya Türkleri arasında saadet, sağlık, uğur ve şifa sembolü telakki edildiğini belirtir
Anadolu halkı yılandaki şifa verici gücün Eyyub Peygamberle ilgili olduğuna inanır. Halk inancına göre Eyyub Peygamber'in yarasına düşen kurtlar, vücudunu yiyerek delik deşik etmişler. Eyyub Peygamber bu ızdıraba sabretmiş, sonunda çilesini tamamlayınca, topuğunu yere vurması vahyedilmiş. Vurduğu yerden çıkan su ile yıkanmış. Eyyub Peygamber yıkanırken, vücudunu kemiren kurtlar yere düşerek bir bölümü sülük, bir bölümü ise yılana dönüşmüş. Anadolu halkı bundan dolayı sülüğün de şifalı olduğuna inanır.
Onaltıncı asırda bazı Avrupa şehirlerini sık vuku bulan veba salgınlarından korumak için hususi sikke (madeni para) basıldığı bilinmektedir. Bu paraların bir yüzünde yılan resmi altında "Yılana bakan yaşayacaktır" yazılıdır. Avrupa'da yılanların bir çok hastalığın tedavisinde ilaç anamaddesi olduğuna inanılmaktaydı. Bu çeşit ilaçların en meşhuru theriacum (tiryak)tır. Bu ilaç, resmi farmasötik kodekste 1908 yılına kadar yer almıştır.
Evliya Çelebi Mısır'daki Sa'di dervişlerinin zehirli yılanları nasıl yakaladıklarını, etinden nasıl tiryak, ilaç yaptıklarını Seyahatname'sinde anlatır.
Anadolu'da bulunan birçok yılanlı göl, yılanlı çermik gibi adlar taşıyan yerlerde canlı yılanların şifa bahşedici, tedavi edici özeliğinden günümüzde hala yararlanılmaktadır.
Yılanlar vasıtasıyle tedavi edilen hastalıklar arasında bulunan "Erizipel"e halkımızın "Yılancık" demektedir. Anadolu folklorunda, erizipele tutulanların yaralarına "yılan ya da yılancık taşı" denilen bir taş sürüldüğü takdirde, hastalığın iyileşeğine inanılmaktadır.
Halen dünyada 2500 kadar yılan türü yaşamaktadır. Bunlardan ancak üçte biri insanlar için az ya da çok derecede zehirlidir. Çok tehlikeli olanlar ise bütün yılan türlerinin %7'sini geçmez.
Yılanların sokmasının, esas itibariyle, insanları öldürmeye değil, yılanın beslenmesine matuf olduğunu unutmamak gerekir. Güvenliği tehdit edilmedikçe, hiç bir zehirli yılan, insana saldırmaz, uzaklaşmayı tercih eder.
Ölüm olayları yılanı yakalamak, öldürmek ya da saklandığı yerde avlamak gibi faaliyetler sırasında, yılanın kendini savunması sonucunda oluşmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri'nde akrep sokmasından ölenlerin sayısı, yılan ısırmasından yaşamını kaybedenlerden daha fazladır.
Yılan motifi, tüm medeniyetlerde kendisine büyük önem ve kutsallık atfedilen esrarengiz bir semboldür. Antik Maya, Aztek, Çin ve Mısır medeniyeti gibi maddi olduğu kadar batıni ilimlerde de ileri olan bütün büyük medeniyetlerde hep bir yılan motifiyle karşılaşmak, son derece enteresan ve ortak bir vakıadır.
Kaynak
Dr. İ. Hamit Hancı
Prof.; Ankara Ü. Tıp Fak. Adli Tıp AD, Ankara
__________________
#HerSeyCokGuzeℒoℒacak..ღ ❦
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
hikayesi, yılan

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
45 Yılan Besleyen Yılan Bağımlısı Desmont Fotoğraf Kulübü 2 06 Aralık 2014 23:22
Yılan Otu - Siyah Yılan Kökü Zen Alternatif Tıp 0 06 Haziran 2014 17:59
Yılan Dansı Nasıl Oluyor? (Yılan Dansı - Resimleri) Sevda Hayvanlar Alemi 0 23 Kasım 2011 02:41
Yılan Hikayesi Firefox 4.0 MT EkoL Ağ, Network ve Networking 3 29 Aralık 2009 15:55