IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 09 Mart 2018, 00:58   #1
Çevrimdışı
Kibele..bir zamanlar tanrı kadındı


-- Sponsor Baglantı --


Cinsiyeti olmayan tanrının, cinsiyetinin erkek gibi gösterilmeye çalışıldığı günümüzden, eskilere, bir zamanlar cinsiyetinin kadın, isminin Kibele olduğu günlere uzanalım biraz.

Anadolu'da verimli toprakları, güzel iklimi, tabiatın cömert davrandığı bitki örtüsüyle üretkenliğin sembolü olarak görülüp tapılan kadın; bedensel gücüyle kurak iklimlerin, çöllerin, yaşam şartları zor olan coğrafyaların efendisi erkeğe bıraktı hakimiyeti.

Kibele'nin varlığına ait buluntuların en eskileri Burdur Gölü yakınındaki Hacılar'da ve Çatalhöyük'te ortaya çıkartılan M.Ö 7000-6500 yıllarına tarihlenen eserlerdir. Bu nedenle Ana Tanrıça'nın kökeninin Anadolu olduğu ve buradan yayıldığı düşünülür.




[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Kibele Çatalhöyük


Kibele'nin var oluşunun ortak tasviri şöyledir: Bir zamanlar gökler, denizler ve kayalar birbirinden ayırt edilemeyecek haldeymişler, fakat birdenbire bir müzik başlamış. Gökler ve denizler yavaşça birbirinden ayrılmış. O esrarengiz müzik Ürinomun (Kibele) doğduğunu ilan ediyormuş. Onun sembolü ay imiş. Bütün kainatın yüce tanrıçası ıssız dünyada, boş sular, çıplak topraklar ve gökte dönen yıldızlar arasında yapayalnız kalmış.

Avuçlarını sürtüştürmüş, avuçlarının arasından büyük yılan Ophion çıkmış. Kibele merakına yenilip onunla beraber olmuş. Bu birlikteliğin sarsıntısıyla topraklar devrilip taşlar oluşmuş, sular fışkırıp nehirler akmış, göller toplanmış. Yaptığına utanan ve pişman olan Kibele yılanı öldürüp ruhunu yer altına göndermiş. Kendi nefsine de adil davranan Kibele, kendinden bir kısmı da yer altına göndermiş. Ölü yılanın ortalığa savrulan dişlerinden insanlar doğmuş.

Hiç bir mitolojide hiç bir tanrı Ana tanrıça kadar çeşitli adlarla adlandırılmamış. Bu ad ve sıfat çokluğu, Ana Tanrıça'nın kaynağı Anadolu'da olmak üzere, uluslararası bir nitelik kazandığını kanıtlamaya yeter.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Frig Dönemi Kibele

Frigler M.Ö 8.ve 7. yy'larda Anadolu'da hüküm sürmüş bir halk. Dönemlerindeki diğer çok tanrılı din anlayışına sahip halklardan farklı olarak, çok tanrılı inanca sahip olmalarına rağmen, tek bir tanrıyı, Ana Tanrıça Kibele'yi hepsinden üstün tutmuşlar.

Ana Tanrıça ;Frigler'de Kibele, Ana Kubile veya Agdistis olarak geçer. Kültepe tabletlerinde adına Kubaba olarak rastlanır.

Lidya'da Kybebe, Kybele veya Kuvava, Hititler'de,Hepat , Arinnanın Güneş tanrıçası, Komena Pantika (Tokat bölgesindeki Gümenek) ve Kayseri yöresindeki Komene Kapodokika (Kemer) kentlerinde adı çok eski bir Anadolu adı olan Ma'dır.

Sümer'de Marienna, Mısır'da İsis, Syria'da (Suriye) lat, Atorgatis, Girit'te Rhea, Ops, Efes'te Artemis, Yunanistan'da Demeter, İtalya'da nemi Gölü bölgesinde Venüs, Ermenistan'da Anaitis Ana Tanrıçanın aldığı değişik adlardır.

Spylene, Sipylos (Manisa) dağının, Dindymene Dindymos dağının tanrıçası anlamına gelir. Anadolu'da tanrıçanın dağı olarak adlandırılan üç tane Dindymos Dağı vardır. Murat Dağı, Kapıdağ ve Günyüzü Dağı.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Midas Anıtı


Tanrıçanın en büyük tapınağı, dini merkezi olan Sakarya Nehri yakınında Günyüzü Dağı eteklerindeki Pessinus'ta yer alır. Burada her yıl tanrıça için törenler düzenlenir. Pessinus'ta erkekliğini tanrıçaya adamış iki yüksek baş rahip bulunur. Bunlardan biri Attis'in adını taşır ve emri altında Gallos denen rahipler vardır. Gallosların erkekliği giderilmiştir ve bu ameliyatı dinsel tapınmanın coşkunluğu içinde kendi kendilerine yaparlar.

Kibele'nin festivali 22 Martta başlar. Ortada bir çam ağacı ve menekşeler vardır. Çam ağacı Attis'i, menekşeler ise Attis'in erkekliğini simgeler. Bir ceset olarak düşünülen bu motif su kenarına götürülür ve bir mezara konur. İkinci gün yalnızca borular öttürülür. Üçüncü gün, yani 24 Martta, başpapaz damarlarından kan akıtarak tanrıçaya sunar ve davullar, ziller ve flütlerle müzik eşliğinde dans başlar. Çılgın bir müzik ve dans eşliğinde dans eden baş rahip ve yardımcı rahiplerin bu coşkusuna ortak olan bazı erkekler, erkekliklerini keserek tanrıçaya adarlar. Bunlar aynı zamanda rahip adayı olurlar. Kesilen uzuvlar büyük saygı ile bezlere sarılıp Kibele kutsal alanı içinde bir yere toprağa gömülür böylece toprağın döllenerek, baharın doğuşu hızlandırılmış olur.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Attis'in simgesi çam ağacı ve kozalaklar


Ana Tanrıçaya eşlik eden erkek sevgili motifi farklı yörelerde Attis, Adonis, Tammuz gibi isimler ve efsanelerle anlatımlarda yer bulur. Attis'in kökeni tam olarak çözülebilmiş değildir. Doğuşu ve var oluşuyla ilgili farklı mitolojiler vardır.

Nehir Tanrısı Sanigarios'un (Sakarya Nehri) Nana isminde bir kızı vardır. Bu kız Kibele'nin kanından yetişen badem ağacının beyaz çiçeklerinden gebe kalır ve Attis'i doğurur. Kibele Attis'i Nana'dan kıskanır ve onu çıldırtır.Bunun üzerine Attis hayalarını keser ve kendini öldürür .Kibele yaptığına pişman olur ve Attis'i çam ağacına dönüştürür. Çam dallarındaki kozalaklar Attis'i temsil eder.


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Attis'in Kanının Döküldüğü Yerden Çıkan menekşeler


Başka bir efsaneye göre; Kibele Frigya'lı bir genç olan Attis'e aşık olur ve kendisine tamamen sadık kalması şartıyla dinin yayılmasını ona emanet eder. Attis yeminini unutarak Sangarid (Sakarya nehrinin Kızı) adlı bir peri kızıyla evlenir. Kibele peri kızını hastalandırarak öldürür. Attis o kadar üzülür ki erkekliğini keserek kendini öldürür. Attis'in kestiği yerden dökülen kanlardan menekşeler çıkar.

Kibele-Attis mitosunun başka bir örneği Güney Akdeniz çevresinde, Kibele ve Adonis olarak görülür. Adonis efsanesi Sümer ve Hitit kaynaklarından gelmektedir. Adonis ibranice ''efendi'' anlamına gelen Tammuz adının Yunancalaştırılmış karşılığıdır.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Paris Bordone'den Adonis ve Venüs


Kıbrıs Kralı Knyras'ın Myrrha (Smyrna) adında bir kızı vardır. Kız tanrıça Afrodit'in lanetine uğrayarak babasından hamile kalır. Babası kılıcını çekip kızı öldürmek isteyince tanrılar kıza acıyıp onu bir mersin ağacına çevirirler. Mersin ağacının kabuğu on ay sonra çatlayıp, içinden güzeller güzeli Adonis doğar. Afrodit onu büyütsün diye yer altı tanrıçası Persephone'ye verir.

Adonis büyüyünce, her iki tanrıça da ona aşık olur ve arada kavga çıkar. Bu kavgaya yargıçlık eden Zeus, Adonis'in yılın dört ayını Persephone'nin, dört ayını Afrodit'in, geriye kalan dört ayı da istediği yerde geçirmesine karar verir. Adonis özgür bırakıldığı dört ayla beraber, yılın sekiz ayını Afrodit'in yanında geçirmeye başlayınca; iki sevgilinin aşkını kıskanan diğer tanrılar (Ares yada Artemis) Adonis'in üzerine bir yaban domuzu salarlar. Kasığından yaralanan Adonis kanaya kanaya can verir. Toprağa dökülen kanından Manisa Lalesi denilen bahar çiçekleri biter.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Adonis'in Kanından Hayat Bulan Manisa Lalesi


Yaban domuzu tarafından yaralanan Adonis'e yardıma koşan Afrodit'in ayağına batan dikenin sıyırdığı yerden akan bir damla kan, tanrıçanın çiçeği olan beyaz gülü kırmızıya boyar.

Sevgilisine koşan bir kadının kanından rengini aldığı için aşkın sembolü olmuştur kırmızı güller belki de, kim bilir..



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Afrodit'in kanıyla Kırmızıya Dönüşen Gül


Kadınlar gününde Kibele'den bir kaç örneğe yer vermek için yıllar sonra, bitirme tez kitabıma el atınca; okurken önce bir şaşkınlık yaşadım. Nasıl ki doğumunu takip eden ilk yıllarda hayat çocuklar için oldukça karmaşıksa ve gençlikte bu karmaşayı biraz da kendimiz içinden çıkılmaz hale getiriyorsak; benim tezim de öyle bir karmaşaya sahip olmuş. Yıllar ilerledikçe hayatı ve bakış açımızı sadeleştirmeyi öğrendiğimiz gibi; ifadelerimizi de buna paralel daha net, daha basit ve lafı dolandırmadan dile getiriyoruz.

Yaşadığımız dünya tanrının cinsiyetinin Ana Tanrıça'dan Tanrı Baba'ya geçişini gördü. Günümüzde tanrının cinsiyetini erkek yapan ve kadını ikinci sınıf insan statüsüne sokan anlayışın kadına verdiği bu bir günlük teselli ödülünü kutlamayı, ben kabul etmiyorum. Ne zaman ki; tanrının cinsiyetinin olmadığı, kadın ve erkeğin birbirini tamamlayan bir bütünün eşit iki parçasından biri olduğunun kabul edildiği bir gün olacak; işte sadece o günü kutlanacak bir gün olarak kabul edeceğim.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Kadın ve Erkek


Bitirme tezimde anlatmak istediklerim ( yukarıda biraz sadeleştirip bir kaç alıntı yaptığım) isimler ve terimler karmaşık ifadelerle öyle bir hale gelmiş ki; aslında konunun özü olan ''bir zamanlar, onun bereketinden faydalanmak için taptığınız kadına erkekliğinizi kesip kurban ediyor, onun üzerine güç tanımıyordunuz; şimdi ne oldu da onu kendi nefsinize ve egonuza kurban ediyorsunuz ?''cümlesini yazıp bırakıversem daha net olacakmış sanırım.

Hatta şöyle de diyebilirdim:''Bugün yollarına serip, ellerine verdiğiniz çiçekleri yeşertmek için dün ne kanlar döktünüz bir bilseniz''

Şimdi içini hayranlıkla izlediğiniz çamların doldurduğu ormanları, üzerinde kadınlarınız için topladığınız menekşe, gül ve lalelerin açtığı kırları gezerken; bütün bu güzelliklerin meydana gelme amacını unutmadan, doğanın kadınlara, kadınların ise size armağan ettiği güzellikleri aklınızda tutarak dolaşmanız dileğiyle..

alıntı
Cinsiyeti olmayan tanrının, cinsiyetinin erkek gibi gösterilmeye çalışıldığı günümüzden, eskilere, bir zamanlar cinsiyetinin kadın, isminin Kibele olduğu günlere uzanalım biraz.

Anadolu'da verimli toprakları, güzel iklimi, tabiatın cömert davrandığı bitki örtüsüyle üretkenliğin sembolü olarak görülüp tapılan kadın; bedensel gücüyle kurak iklimlerin, çöllerin, yaşam şartları zor olan coğrafyaların efendisi erkeğe bıraktı hakimiyeti.

Kibele'nin varlığına ait buluntuların en eskileri Burdur Gölü yakınındaki Hacılar'da ve Çatalhöyük'te ortaya çıkartılan M.Ö 7000-6500 yıllarına tarihlenen eserlerdir. Bu nedenle Ana Tanrıça'nın kökeninin Anadolu olduğu ve buradan yayıldığı düşünülür.




[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Kibele Çatalhöyük


Kibele'nin var oluşunun ortak tasviri şöyledir: Bir zamanlar gökler, denizler ve kayalar birbirinden ayırt edilemeyecek haldeymişler, fakat birdenbire bir müzik başlamış. Gökler ve denizler yavaşça birbirinden ayrılmış. O esrarengiz müzik Ürinomun (Kibele) doğduğunu ilan ediyormuş. Onun sembolü ay imiş. Bütün kainatın yüce tanrıçası ıssız dünyada, boş sular, çıplak topraklar ve gökte dönen yıldızlar arasında yapayalnız kalmış.

Avuçlarını sürtüştürmüş, avuçlarının arasından büyük yılan Ophion çıkmış. Kibele merakına yenilip onunla beraber olmuş. Bu birlikteliğin sarsıntısıyla topraklar devrilip taşlar oluşmuş, sular fışkırıp nehirler akmış, göller toplanmış. Yaptığına utanan ve pişman olan Kibele yılanı öldürüp ruhunu yer altına göndermiş. Kendi nefsine de adil davranan Kibele, kendinden bir kısmı da yer altına göndermiş. Ölü yılanın ortalığa savrulan dişlerinden insanlar doğmuş.

Hiç bir mitolojide hiç bir tanrı Ana tanrıça kadar çeşitli adlarla adlandırılmamış. Bu ad ve sıfat çokluğu, Ana Tanrıça'nın kaynağı Anadolu'da olmak üzere, uluslararası bir nitelik kazandığını kanıtlamaya yeter.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Frig Dönemi Kibele

Frigler M.Ö 8.ve 7. yy'larda Anadolu'da hüküm sürmüş bir halk. Dönemlerindeki diğer çok tanrılı din anlayışına sahip halklardan farklı olarak, çok tanrılı inanca sahip olmalarına rağmen, tek bir tanrıyı, Ana Tanrıça Kibele'yi hepsinden üstün tutmuşlar.

Ana Tanrıça ;Frigler'de Kibele, Ana Kubile veya Agdistis olarak geçer. Kültepe tabletlerinde adına Kubaba olarak rastlanır.

Lidya'da Kybebe, Kybele veya Kuvava, Hititler'de,Hepat , Arinnanın Güneş tanrıçası, Komena Pantika (Tokat bölgesindeki Gümenek) ve Kayseri yöresindeki Komene Kapodokika (Kemer) kentlerinde adı çok eski bir Anadolu adı olan Ma'dır.

Sümer'de Marienna, Mısır'da İsis, Syria'da (Suriye) lat, Atorgatis, Girit'te Rhea, Ops, Efes'te Artemis, Yunanistan'da Demeter, İtalya'da nemi Gölü bölgesinde Venüs, Ermenistan'da Anaitis Ana Tanrıçanın aldığı değişik adlardır.

Spylene, Sipylos (Manisa) dağının, Dindymene Dindymos dağının tanrıçası anlamına gelir. Anadolu'da tanrıçanın dağı olarak adlandırılan üç tane Dindymos Dağı vardır. Murat Dağı, Kapıdağ ve Günyüzü Dağı.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Midas Anıtı


Tanrıçanın en büyük tapınağı, dini merkezi olan Sakarya Nehri yakınında Günyüzü Dağı eteklerindeki Pessinus'ta yer alır. Burada her yıl tanrıça için törenler düzenlenir. Pessinus'ta erkekliğini tanrıçaya adamış iki yüksek baş rahip bulunur. Bunlardan biri Attis'in adını taşır ve emri altında Gallos denen rahipler vardır. Gallosların erkekliği giderilmiştir ve bu ameliyatı dinsel tapınmanın coşkunluğu içinde kendi kendilerine yaparlar.

Kibele'nin festivali 22 Martta başlar. Ortada bir çam ağacı ve menekşeler vardır. Çam ağacı Attis'i, menekşeler ise Attis'in erkekliğini simgeler. Bir ceset olarak düşünülen bu motif su kenarına götürülür ve bir mezara konur. İkinci gün yalnızca borular öttürülür. Üçüncü gün, yani 24 Martta, başpapaz damarlarından kan akıtarak tanrıçaya sunar ve davullar, ziller ve flütlerle müzik eşliğinde dans başlar. Çılgın bir müzik ve dans eşliğinde dans eden baş rahip ve yardımcı rahiplerin bu coşkusuna ortak olan bazı erkekler, erkekliklerini keserek tanrıçaya adarlar. Bunlar aynı zamanda rahip adayı olurlar. Kesilen uzuvlar büyük saygı ile bezlere sarılıp Kibele kutsal alanı içinde bir yere toprağa gömülür böylece toprağın döllenerek, baharın doğuşu hızlandırılmış olur.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Attis'in simgesi çam ağacı ve kozalaklar


Ana Tanrıçaya eşlik eden erkek sevgili motifi farklı yörelerde Attis, Adonis, Tammuz gibi isimler ve efsanelerle anlatımlarda yer bulur. Attis'in kökeni tam olarak çözülebilmiş değildir. Doğuşu ve var oluşuyla ilgili farklı mitolojiler vardır.

Nehir Tanrısı Sanigarios'un (Sakarya Nehri) Nana isminde bir kızı vardır. Bu kız Kibele'nin kanından yetişen badem ağacının beyaz çiçeklerinden gebe kalır ve Attis'i doğurur. Kibele Attis'i Nana'dan kıskanır ve onu çıldırtır.Bunun üzerine Attis hayalarını keser ve kendini öldürür .Kibele yaptığına pişman olur ve Attis'i çam ağacına dönüştürür. Çam dallarındaki kozalaklar Attis'i temsil eder.


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Attis'in Kanının Döküldüğü Yerden Çıkan menekşeler


Başka bir efsaneye göre; Kibele Frigya'lı bir genç olan Attis'e aşık olur ve kendisine tamamen sadık kalması şartıyla dinin yayılmasını ona emanet eder. Attis yeminini unutarak Sangarid (Sakarya nehrinin Kızı) adlı bir peri kızıyla evlenir. Kibele peri kızını hastalandırarak öldürür. Attis o kadar üzülür ki erkekliğini keserek kendini öldürür. Attis'in kestiği yerden dökülen kanlardan menekşeler çıkar.

Kibele-Attis mitosunun başka bir örneği Güney Akdeniz çevresinde, Kibele ve Adonis olarak görülür. Adonis efsanesi Sümer ve Hitit kaynaklarından gelmektedir. Adonis ibranice ''efendi'' anlamına gelen Tammuz adının Yunancalaştırılmış karşılığıdır.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Paris Bordone'den Adonis ve Venüs


Kıbrıs Kralı Knyras'ın Myrrha (Smyrna) adında bir kızı vardır. Kız tanrıça Afrodit'in lanetine uğrayarak babasından hamile kalır. Babası kılıcını çekip kızı öldürmek isteyince tanrılar kıza acıyıp onu bir mersin ağacına çevirirler. Mersin ağacının kabuğu on ay sonra çatlayıp, içinden güzeller güzeli Adonis doğar. Afrodit onu büyütsün diye yer altı tanrıçası Persephone'ye verir.

Adonis büyüyünce, her iki tanrıça da ona aşık olur ve arada kavga çıkar. Bu kavgaya yargıçlık eden Zeus, Adonis'in yılın dört ayını Persephone'nin, dört ayını Afrodit'in, geriye kalan dört ayı da istediği yerde geçirmesine karar verir. Adonis özgür bırakıldığı dört ayla beraber, yılın sekiz ayını Afrodit'in yanında geçirmeye başlayınca; iki sevgilinin aşkını kıskanan diğer tanrılar (Ares yada Artemis) Adonis'in üzerine bir yaban domuzu salarlar. Kasığından yaralanan Adonis kanaya kanaya can verir. Toprağa dökülen kanından Manisa Lalesi denilen bahar çiçekleri biter.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Adonis'in Kanından Hayat Bulan Manisa Lalesi


Yaban domuzu tarafından yaralanan Adonis'e yardıma koşan Afrodit'in ayağına batan dikenin sıyırdığı yerden akan bir damla kan, tanrıçanın çiçeği olan beyaz gülü kırmızıya boyar.

Sevgilisine koşan bir kadının kanından rengini aldığı için aşkın sembolü olmuştur kırmızı güller belki de, kim bilir..



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Afrodit'in kanıyla Kırmızıya Dönüşen Gül


Kadınlar gününde Kibele'den bir kaç örneğe yer vermek için yıllar sonra, bitirme tez kitabıma el atınca; okurken önce bir şaşkınlık yaşadım. Nasıl ki doğumunu takip eden ilk yıllarda hayat çocuklar için oldukça karmaşıksa ve gençlikte bu karmaşayı biraz da kendimiz içinden çıkılmaz hale getiriyorsak; benim tezim de öyle bir karmaşaya sahip olmuş. Yıllar ilerledikçe hayatı ve bakış açımızı sadeleştirmeyi öğrendiğimiz gibi; ifadelerimizi de buna paralel daha net, daha basit ve lafı dolandırmadan dile getiriyoruz.

Yaşadığımız dünya tanrının cinsiyetinin Ana Tanrıça'dan Tanrı Baba'ya geçişini gördü. Günümüzde tanrının cinsiyetini erkek yapan ve kadını ikinci sınıf insan statüsüne sokan anlayışın kadına verdiği bu bir günlük teselli ödülünü kutlamayı, ben kabul etmiyorum. Ne zaman ki; tanrının cinsiyetinin olmadığı, kadın ve erkeğin birbirini tamamlayan bir bütünün eşit iki parçasından biri olduğunun kabul edildiği bir gün olacak; işte sadece o günü kutlanacak bir gün olarak kabul edeceğim.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Kadın ve Erkek


Bitirme tezimde anlatmak istediklerim ( yukarıda biraz sadeleştirip bir kaç alıntı yaptığım) isimler ve terimler karmaşık ifadelerle öyle bir hale gelmiş ki; aslında konunun özü olan ''bir zamanlar, onun bereketinden faydalanmak için taptığınız kadına erkekliğinizi kesip kurban ediyor, onun üzerine güç tanımıyordunuz; şimdi ne oldu da onu kendi nefsinize ve egonuza kurban ediyorsunuz ?''cümlesini yazıp bırakıversem daha net olacakmış sanırım.

Hatta şöyle de diyebilirdim:''Bugün yollarına serip, ellerine verdiğiniz çiçekleri yeşertmek için dün ne kanlar döktünüz bir bilseniz''

Şimdi içini hayranlıkla izlediğiniz çamların doldurduğu ormanları, üzerinde kadınlarınız için topladığınız menekşe, gül ve lalelerin açtığı kırları gezerken; bütün bu güzelliklerin meydana gelme amacını unutmadan, doğanın kadınlara, kadınların ise size armağan ettiği güzellikleri aklınızda tutarak dolaşmanız dileğiyle..

alıntı
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
anadolu, Çatalhöyük, kibele, tanrıça

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kibele Efsanesi Desmont Efsaneler ve Destanlar 0 05 Şubat 2015 19:07
Kibele'nin Aşkı Attis Elysian Mitoloji 0 11 Mayıs 2014 18:33
Kibele Sevda Felsefe 0 10 Ağustos 2012 10:33
Konya / Seydişehir Kibele Dağı'nda görülen UFO'yu NASA ve Sirius onayladı! Kalemzede Esrarengiz Olaylar 1 14 Temmuz 2012 22:58