IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  sohbet




7Beğeni(ler)
  • 3 Post By MetaHuman
  • 1 Post By eSKueL
  • 1 Post By Hena
  • 1 Post By Ece
  • 1 Post By MetaHuman

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 14 Ocak 2022, 19:39   #1
Çevrimiçi
İstanbul'un Tarihi Mirasları: Kasırlar ve Köşkler




Ziverbey Köşkü

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Cumhuriyet tarihinde adı “işkence simgesi” olarak anılan ve tüyler ürpertici korkunç işkencelere tanıklık eden Ziverbey Köşkü, 12 Mart döneminde işkence evi olarak hafızalara kazınmış bir köşk.

1900’lerin başında Erenköy’ün 19 Mayıs Mahallesi’nde inşa edilen ve asıl adı Zihni Paşa Köşkü olan yapı, zaman içinde yıkılmış. 12 Mart’ta uygulanan işkencenin simgesi haline gelen köşk ise sonradan yapılmış.

Peki köşke adını veren Zihni Paşa kimdir derseniz, Zihni Paşa, Sultan 2. Abdülhamit’in ticaret nazırıymış. Zihni Paşa’dan sonra köşkte paşazadeler yaşamış.

Zaman içinde köşk onarılmış ve eski eşyaları, mutfak ve banyosunun hemen her şeyi değişerek büyük bir villaya dönüşmüş. 21 odalı köşkün on dönümden büyük bir arazisi varmış. Kırmızı tuğla duvarlarla çevrili bahçe zamanında ağaçlarla doluymuş.

Zihni Paşa’nın torunu Behin Hanım, ünlü karikatürist Ratip Tahir Burak’la evlenince, Ratip Tahir’in yakın dostu Refif Erduran’a bu 21 odalı köşkü kiralamışlar.

1961’de ise mahallede yaşayan halk köşkün sahibini “askeriye” olarak bilirmiş. Bunun sebebi ise köşkün kapısında her daim bekleyen askerler ve içeriye giren sivil subaylarmış. Köşkün o süreçte hangi amaçla kullanıldığı sonradan ortaya çıkmış. Köşkün sahibi Behin Hanım ise köşkte ne olup bittiğini bilmediğini dile getirmiş.

12 Mart döneminde MİT ve Kontrgerilla tarafından sorgu merkezi olarak kullanılan yerlerden olan Ziverbey Köşkü’nde sosyalistler, ulusalcılar, yayılmacılık karşıtları sorgulanmışlar.

Darbe sonrası yaşam normale dönünce İlhan Selçuk, bu zorlu günleri ele alan akrostişlerinin yer aldığı “Ziverbey Köşkü” adında bir kitap çıkarmış.

Günümüzde ise köşk yıkılmış, yerine bir site yapılmış.


Beykoz Mecidiye Köşkü

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Beykoz Hünkar İskelesi bölgesinde yer alan İstanbul’un en eski köşklerinden olan Mecidiye Köşkü, Beykoz Sarayı olarak da biliniyor.

Etrafı çam, ıhlamur ve manolya ağaçları ile bezeli bu köşk Osmanlı’ya isyan etmiş Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa tarafından yaptırılmış ve 1854 yılında tamamlanmış.

Simetrik kare planlı iki katlı yapının diğer köşk ve saraylardan ayrılan en önemli özelliği hem dış hem de iç cephesinde kullanılan renkli taşları.

Köşkün en etkileyici bölümlerinden biri ise denize ve karaya bakan ve iki balkona açılan salonun Mısır’dan gelen mermerlerle kaplanmış duvarları.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Tavanı ahşap kaplı bu şık köşk, Sultan Abdülmecid tarafından “bir asi tarafından yaptırıldığı” gerekçesi ile hiç kullanılmamış.

Tarihi kayıtlara göre, Beykoz çayırında güreş oyunları düzenleyen Sultan Abdülaziz, özellikle yaz mevsiminde köşkü sıklıkla ziyaret ediyormuş. Köşk, Sultan Abdülaziz döneminde günlük konaklamalarda kullanıldığı gibi resmi davetlerde de kullanılmış. 1869 yılında Fransız İmparatoriçesi Eugenie’yi bu köşkte ağırlanmış. Sultan Abdülaziz ve İmparatoriçe Eugenie ordunun geçit törenini de bu köşkten izlemişler.

Beykoz Mecidiye Köşkü, Birinci Dünya Savaşı döneminde kız yetimhanesi olarak hizmet vermiş. Savaş sonrasında 1920’lerde dönemin en belalı hastalıklarından olan bulaşıcı ve ağır bir göz rahatsızlığı -trahom hastalığının- tedavisinde hizmet vermek üzere kullanılmış.

Köşk, 1920’lerden sonra uzunca bir süre sağlık alanında kullanılmaya devam etmiş. 1953’te Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’na devredilmiş, on sene sonra 1963’te Beykoz Çocuk Göğüs Hastalıkları Hastanesi olarak hizmet vermeye başlamış.

2017 yılının Nisan ayından beri müze-saray olarak ziyarete açık olan Beykoz Mecidiye Köşkü’nü pazar günleri dışında her gün 09.00-16.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.


Ragıp Paşa Köşkü
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

İstanbul’un en göz alıcı köşklerinden Caddebostan’daki Ragıp Paşa Köşkü, Osmanlı İmpartorluğu’nun son dönemlerinin en varlıklı kişilerinden olan Ragıp Paşa tarafından yaptırılmış.

II. Abdülhamid’in mabeyincisi Ragıp (Sarıca) Paşa, günümüzdeki Cemil Topuzlu Caddesi’ndeki 27 dönümlük arazisine kendisi ve ailesi için yaptıracağı köşkün yapımında mimar August Jasmund ile çalışmış (August Jasmund aynı zamanda Sirkeci Garı’nın da mimarı).

Köşkün inşası 1906’da tamamlanmış. 27 dönümlük arazide iki köşk ve bir de selamlık binası yapılmış. İlk başta yığma taş olarak yapılan binalar sonradan ahşapla kaplanmış.

İki köşkün de tüm tavanları gerçek altından eritilerek işlenmiş varaklarla süslenmiş. Mermerler İtalya’dan, döşeme parkeler Viyana’dan getirtilmiş. Dönemine göre oldukça pahalı bir malzeme ve işçilik var anlayacağınız.

Zamanında Ragıp Paşa Köşkü’nün bahçesine rengarenk çiçeklerin kokuları eşlik edermiş. Çam, çınar ve kestane ağaçları olan bahçede İngiliz atlarının yer aldığı bir ahır yer alırmış.

Renkli camlarla süslü bu dört katlı köşkün adalar tarafına sonradan kule yapılmış. Bu kulede Paşa’nın mehtaplı gecelerde içkisini içtiği söyleniyor.

Ragıp Paşa 1908’de Rodos’a sürgün edilmiş. Rodos’ta mide kanserine yakalanınca İsviçre’de tedavi görüp İstanbul’daki köşküne geri dönmüş. 1920’de Paşa’nın köşkte hayatını kaybetmesi üzerine, köşk avukat İbrahim Ali Bey’e satılmış. Sonradan Sait Çiftçi’ye satılan Ragıp Paşa Köşkü’nde Vehbi Koç ve Abidin Dino da yaşama şansına erişmiş.

Ragıp Paşa Köşkü, bir dönem Yat Kulübü ve askeri hastane olarak kullanılmış.

Caddebostan yolunu genişletme çalışmalarında duvar ve kapıların yerleri değişmiş, bahçedeki ağaçlar kesilmiş. Tabii bunlar yetmemiş, selamlık binası yıkılmış ve yerine apartmanlar dikilmiş.

Günümüzde köşkte herhangi bir yaşam olmadığı için Ragıp Paşa Köşkü halk arasında Perili Köşk olarak da bilinmekte.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Perili Köşk

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Boğaz turlarında Rumeli Hisarı’ndan geçerken şato biçimli kırmızı tuğla bina mutlaka gözünüze takılmıştır.

Asıl adı Yusuf Ziya Paşa Köşkü olan Perili Köşk, Rumeli Hisarı’nın en dikkat çeken tarihi binalarından biri. Tabii, köşkün hikayesi de en az mimarisi kadar ilgi çekici.

Zengin Mısır tüccarlarından Abbas Hilmi Paşa’nın başyaveri Yusuf Ziya Paşa, güzeller güzeli bir genç kadına aşık olmuş ve onun için bir köşk yaptırmak istemiş. Gel gelelim aksiliklerin ardı arkası kesilmemiş. İlk aksilik II. Abdülhamit’in fermanıyla başlamış. Padişah’ın “Boğaz’da cami minarelerinden daha yüksek bina yapılamaz” demesiyle köşkün yapımına bir süre ara verilmiş.

Yusuf Ziya Paşa, köşkün yapımına başlanan bu süreçte aşık olduğu kızla evlenmeyi başarmış. Genç kız, yapımı tamamlanmamış köşke yerleştikten sonra genç erkekler köşkün önünden geçerek bu dillere destan güzellikte kızı görmek istemişler. “Peri kadar güzel bir kız” yaşayan bu köşk, işte bundan sonra masallardaki gibi bir hikayeye şahitlik etmiş. Yusuf Ziya Paşa eşini öyle bir kıskanmış ki, onu kimsecikler görmesin diye köşkün üst katında kuleye kapatmış.

Resmen Rapunzel masalı derken Birinci Dünya Savaşı çıkmış. Osmanlı İmparatorluğu da savaşa girince inşaatı bitirecek işçi kalmamış şehirde; köşkün yapımı yarım kalmış. Yusuf Ziya Paşa’nın bu dönemde işleri bozulmuş ve karısını da alıp Mısır’a yerleşmiş. Köşk uzun süre tamamlanmayınca ve boş kalınca adı halk arasında “Perili Köşk” olarak anılmaya başlanmış.

Mısır’a yerleşen Yusuf Ziya Paşa’nın işleri bir türlü toparlanmayınca ve kıskançlığı devam ettikçe eşi paşayı terk etmiş. Paşa genç karısına öyle bir aşıkmış ki, öldüğünde mezar taşının karısını hapsettiği kulenin taşlarından yapılmasını vasiyetlemiş. Terk edilen Yusuf Ziya Paşa’nın 1926’da kahrından hayatını kaybettiği söyleniyor. Paşanın ölümüyle İstanbul’daki köşkün kulesinden taşlar sökülüp, vasiyetinde yazdığı gibi Mısır’a götürülmüş ve Paşa’nın Nil Nehri’ni gören mezarı bu taşlardan yapılmış.

Farklı farklı sebeplerle Perili Köşk olarak anılan yapı Yusuf Ziya Paşa’nın ölümünden sonra esrarengiz hikayesine devam etmiş. Paşa’nın ruhunun bazı geceler köşkü ziyaret ettiği ve odalarında dolaştığı söylenmeye başlamış.

40’ı aşkın varisten satın alınan köşk, 1990’larda tekrar inşa edilmeye başlayınca bir başka hikaye ortaya çıkmış. İnşaat işçileri Yusuf Ziya Paşa’nın karısına ait olduğu bilinen aynaya baktıklarında genç bir kadın hayaleti gördüklerini iddia etmişler.

1995-2000 yıllarında mimar Hakan Kıran tarafından restorasyonuna başlanan köşkün yenilenme çalışmalarında zeminde toprakla doldurulmuş üç kata rastlanmış. İlk başta 6 kat olarak planlanan köşk, orijinali esas alınarak 9 kat olarak değiştirilmiş. İngiltere’den getirilen kırmızı tuğla taşlarla tamamlanan bina, 5 yıllık bir restorasyon sonucunda günümüz görünümüne kavuşmuş.

2002’de 25 yıllığına Borusan Holding’e kiralanan Perili Köşk, günümüzde hafta içleri Borusan’ın holding-ofisi, hafta sonları ise müze olarak hizmet vermekte.

Çağdaş sanata olan ilgiyi arttırma amacıyla kurulan Borusan Contemporary’yi hafta sonları 10.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Çinili Köşk

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Türk müzecilik tarihinde oldukça önemli bir yer tutan ve mimarisiyle dikkat çeken bir yapıya bakalım mı?

Topkapı Sarayı’nın dış surlarında yer alan Çinili Köşk, 1472’de Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış. Fatih Sultan Mehmet’in Topkapı Sarayı’nda yaptırdığı ilk bina olan Çinili Köşk’ün mimari bilinmemekle birlikte bazı kaynaklarda Atik Sinan’ın adı geçmekte.

Biliyorsunuz, ilk Müslüman Türk Devleti olan Karahanlılar’dan beri yüzyıllardır devam eden Türk çini sanatı, özellikle Selçuklu döneminde hemen her yerde karşımıza çıkıyor. Selçuklular yapmış oldukları camiden türbeye, kervansaraydan saraya her yapıda kullanıyorlar çiniyi. Osmanlı döneminde de çiniye olan merak devam ediyor. Ve Fatih’in yaptırmış olduğu köşkün adı da iç ve dış cephesini süsleyen çinilerden geliyor.

Bir diğer adı Sırça Köşk olan Çinili Köşk, İstanbul’da yer alan en eski Osmanlı sivil mimari örneklerinden biri ve Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen eski Türk mimari geleneğinin de günümüze ulaşmış İstanbul’daki tek temsilcisi.

Girişten tek cephe duran köşk, arka cephede iki katlı.

İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin tam karşısında yer alan köşk, eyvanlı terası, kesme çini dekoru ile 6 odalı bir yapı.

Bir zamanlar Haliç’e bakan arka cephesinde Orta Asya Türk ve Selçuklu yapılarında sıklıkla görülen kilim deseninde süslemelere sahipmiş; fakat ne yazık ki bu süslemeler günümüze ulaşamamış.

1737’de çıkan yangında köşkün revan ve sütunları yanmış.

Bugün girişi süsleyen 14 sütunlu mermer revak ise I. Abdülhamit zamanında yeniden yapılmış.

Yangından sonra yenilenen köşk saray ağalarına tahsis edilmiş derken 1869’da İmparatorluk Müzesi olarak kullanılan Aya İrini’ye eserler sığmaz olmuş.

Bu sebeple Çinili Köşk, İmparatorluk Müzesi’nin yeni mekanı olmuş. 1875-1891 tarihleri arasında Müze-i Hümayun olarak kamuya açılan Çinili Köşk, İstanbul’un Fethi’nin 500. yılında yenilenip Fatih Müzesi olarak tekrardan halka açılmış. Fatih Müzesi için Türk ve İslam Sanatları Müzesi’nin temeli diyebiliriz. Burada silahlar, savaş kostümler, fermanlar sergilenmiş.

Çinili Köşk, 1891’de İstanbul Arkeoloji Müzelerine katılmış. O gün bugündür Arkeoloji Müzesi bünyesinde hizmet veren Çinili Köşk’te adına yakışır şekilde Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden çini ve seramik örnekleri sergileniyor.

Eğer siz de geleneksel Türk çini sanatını daha yakından tanımak istiyorsanız 2000 civarında eserin sergilendiği Çinili Köşk’ü 09.00-17.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Abdülmecid Efendi Köşkü

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Kuzguncuk’taki Bağlarbaşı Korusu içinde yer alan Abdülmecid Efendi Köşkü, 1880-1885 aralığında İsmail Paşa tarafından yaptırılan bir av köşkü.

İsmail Paşa bu köşkü oğlu Tevfik Paşa için yaptırmış. Her ne kadar mimari kesin olarak bilinmese de Levanten mimar Alexandre Vallaury tarafından yapıldığı düşünülüyor.

200 dönümlük bir korunun içinde yer alan Abdülmecid Efendi Köşkü, mermer havuzlu büyük salonu, verandasında yer alan işlemeleri, panolarında yer alan altın kalem işi süsleri, çini panoları, pencere vitrayları ve şömineleri ile oldukça etkileyici bir köşk.

Abdülmecid Efendi Köşkü, sahibi İsmail Paşa’nın vefatından sonra Sultan Abdülhamit tarafından satın alınmış ve Şehzade Abdülmecid’e tahsis edilmiş.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Köşkü yazlık köşk olarak kullanmaya başlayan sanatsever Şehzade Abdülmecid, burayı adeta sanat ve kültür merkezi olarak kullanmış. Dönemin sanatçıları, edebiyatçıları çini döşeli verandada toplanıp uzun uzun sohbetler ederlermiş. Çarşamba günleri Şehzadenin burada resim yaptığı da söyleniyor.

Köşkün ünlü “Aşk Çeşmesi” adlı manzara resmi, 1900’lerin başında Şehzade tarafından Hüseyin Avni Lifij’e yaptırılmış. Resimde mermer çeşme başında sohbet eden renkli kıyafetleriyle kadın figürleri tasvir edilmiş.

Şehzade Abdülmecid’in 4 Temmuz 1918’de veliaht ilan edilip Dolmabahçe Sarayı’nın Veliaht Dairesi’ne yerleşmesiyle Abdülmecid Efendi Köşkü uzunca bir süre boş kalmış.

İkinci Dünya Savaşı zamanında askerlerin kaldığı köşkün çinileri bu süreçte deforme olmuş ve sonradan Kütahya’da tekrardan çiniler yapılmış.

Harem binası her ne kadar günümüze ulaşamamış olsa da 1987-1988’de restore edilen bu üç katlı selamlık binası şu anda Koç Topluluğu‘na bağlı.


Malta Köşkü

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Yıldız Parkı içindeki köşklerden biri olan Malta Köşkü, Yıldız Sarayı’nın doğu yönünde yer alıyor.

Sultan Abdülaziz tarafından 1981 tarihinde inşa ettirilen köşk adını nereden alıyor derseniz, döneminde Malta’dan getirilen taşlardan alıyor.

Dört kapısı, kuğu motifli çeşmesi ve mermer havuzlu geniş odası, altın varaklı aynası, tavan süslemeleri ile görülmeye değer Malta Köşkü’nün mimari kesin olarak bilinmese de 1866’da Sultan Abdülaziz’in Beylerbeyi Sarayı için getirttiği İtalyan mimar Fossati Kardeşler olduğu düşünülmekte.

En dikkat çeken odası havuzlu salon olmakla birlikte, salonun iki yanından merdivenlerle çıkılan renkli camlara sahip odalara ve çiçek motifli süslü odalara sahip köşk, günümüzde çeşitli organizasyonlara ev sahipliği yapıyor.

Tabii bu göz alıcı köşk döneminde önemli tarihi olaylara da şahitlik etmiş. Tahta çıkmak isteyen Sultan V. Murat, başarısız girişiminden sonra Malta Köşkü’nde alıkonulmuş ve dönemin önemli paşalarından Mithat Paşa da köşkün arkasında kurulan çadırda yargılanmış.

Abdülhamit’in sürgüne gönderilmesinden sonra kırk yılı aşkın bir süre boş kalan köşk, Maliye Bakanlığı tarafından 1941’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne devredilmiş.

Şu anda restoran olarak hizmet veren köşkü haftanın her günü 09.00-22.00 saatlerinde ziyaret edebilirsiniz.


Atlı Köşk

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
1927’de Hidiv Ailesi tarafından İtalyan mimar Edoardo de Nari’ye Emirgan’da yaptırılan yazlık konut görevindeki Atlı Köşk, adını tahmin edersiniz ki bahçesinde yer alan at heykelinden alıyor.

Köşkün adını veren at heykellerinden biri Fransız heykeltraş Louis Doumas’ın 1864’te el yapımı olarak hazırlamış olduğu bir at heykeli.

Diğer at heykeli ise 1204’te 4. Haçlı Seferi sırasında Sultanahmet Meydanı’ndan alınarak Venedik’teki San Marco Kilisesi’ne yerleştirilen 4 attan birinin dökümü.

Atlı Köşk, 1951’de Hacı Ömer Sabancı tarafından satın alınmış. 1966’dan itibaren Sakıp Sabancı’nın yaşadığı köşk, 1998’de içinde yer alan eşyalar, zengin hat ve resim koleksiyonu ile beraber Sabancı Üniversitesi’ne bağışlanmış.

Sonradan eklenen galeriyle birlikte 2002’de Sabancı Müzesi olarak olarak hizmete başlayan köşkü görmek isterseniz pazartesi günleri hariç her gün 10.00-18.00 arasında ziyaret edebilirsiniz.


Cemil Topuzlu Köşkü

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Anadolu Yakası’nın en güzel köşklerinden biri 20. yüzyılın başlarında Art Nouveau tarzında inşa edilen Cemil Topuzlu Köşkü.

İpar Köşkü olarak da bilinen bu üç katlı köşk, denize yakın bir konumda 30 dönümlük bir koru içinde yer alıyor.

Döneminin önemli doktorlarından olan Cemil Topuzlu tarafından yaptırılan köşkün mimarının kim olduğu konusunda farklı söylentiler var. Mimarın Alexandre Vallaury olduğu düşünüldüğü gibi, Mimar Vedat Tek de olduğu bazı kaynaklarda yer alıyor.

“Ömrüm boyunca burada oturmak istiyorum” diyen Cemil Topuzlu yaptırdığı köşke o kadar çok özen göstermiş ki, dönemin sadrazamı Gazi Ahmet Muhtar Paşa bu köşkü görünce çok beğenip, Cemil Topuzlu’ya Şehremini (Belediye Başkanı) görevini teklif etmiş.

Cemil Topuzlu göreve gelince İstanbul’da çok sayıda kışla, mescid ve hanlar park yapılmak için yok edilmiş. I. Dünya Savaşı süresini İsviçre’de geçiren Cemil Topuzlu, savaşın sonunda İstanbul’a dönünce ikinci kez İstanbul Şehremini seçilmiş. Fakat görevinde yalnızca bir yıl durup, Sağlık Bakanı olarak atanmış. Cemil Topuzlu Türkiye’deki sürecinde köşkünde yaşamaya devam etmiş.

1931’de köşk, Türkiye’nin şeker sanayisinin kurucularından olan ve “Şeker Kralı” olarak anılan Hayri İpar’a satılmış. Hayri İpar’dan sonra İpar Köşkü olarak anılmaya başlayan bu tarihi köşk, yeni ailesiyle birlikte gazetelere konu alan davetlere ev sahipliği yapmış. Böylece “cemiyet hayatının bir simgesi” haline gelmiş.

Yine de köşkün içindekilerin yüzü bir türlü gülememiş. II. Dünya Savaşı başlayınca Hayri İpar’ın servetine el konmuş. Küçük kardeşlerden biri genç yaşında intihar etmiş, kızlarından birinin şizofren olduğu öğrenilmiş. Bir zaman sonra Ali İpar’ın gemilerine döviz kaçırdığı gerekçesiyle el konulup, aylarca hapis yatmış derken tüm bu yaşananlar yetmemiş. Ailenin diğer üyelerinin de akıl sağlığında sorunlar çıkmış, intiharlar birbirini takip etmiş.

Sonradan Cevher Özden’in eline geçen köşk, 1986’da çıkan imar izniyle bahçesindeki ağaçlar kesilmiş, havuzun olduğu bölüme apartmanlar yapılmış.

En sonunda İpar Köşkü 1997’de Şadan Kalkavan’a satılmış. Köşkün bulunduğu çevrede çok şey değişse de, bir şey ne yazık ki değişmemiş: İntiharla sonuçlanan bir hayat. Cevher Özden 2008’de ağzından kendisini vurarak intihar etmiş.


Mihran Efendi Köşkü

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Yapım tarihi ve mimari bilinmeyen bir köşkten bahsedeyim: Mihran Efendi Köşkü.

Erenköy’ün denize yakın bir noktasında yer alan iki katlı, kuleli ahşap köşk adını ilk sahibi Kayserili matbaacı Mihran Efendi’den alıyor.

Mihran Efendi’nin İstanbul’da hamallıkla başlayan hikayesi, Ermeni cemaatinin de destekleriyle küçük bir matbaa kurmasıyla devam etmiş. Mihran Efendi tarafından kurulan ve II. Abdülhamit döneminde yüksek ses getiren Sabah Gazetesi, II. Abdülhamit’in oldukça ilgisini çekmiş. İttihat ve Terakki yönetimine karşı tutum sergileyen Peyam Gazetesi ile birleşen Sabah Gazetesi, sonradan Mihran Efendi tarafından kapatılmış.

Gazeteyi kapatan Mihran Efendi Avrupa’ya gidince köşk uzun yıllar boş kalmış. Giderek çürümeye başlayan köşk, Doktor Neşet Osman Bey tarafından satın alınıp restore edilerek yok olmaktan kurtulmuş.

Günümüze kadar ulaşmayı başarmış kırmızı çatılı, verandalı tarihi köşk, şu anda Neşet Osman Bey’in mirasçıları tarafından konut olarak kullanılıyor. Tabii ilk zamanlarında yalı olan bu güzelim yapı, 1980’lerde denizin doldurulmasıyla denizle bağlantısı kesilmiş durumda.


Mecidiye Köşkü

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Mecidiye Köşkü, Topkapı Sarayı bünyesine katılan son binadır. 1859 yılında, Serkis Balyan Kalfa'ya yaptırılan köşk, zaman içerisinde 'Yeni Köşk' olarak anılmaya başlamış. Zamanla Sultan Abdülmecid'e atfedilen bina 'Mecidiye Köşkü' olarak adlandırılmış. Mecidiye Köşkü, padişahların dinlenme alanı olarak hizmet vermiştir.


Bağdat Köşkü

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

İstanbul Topkapı Sarayı içerisinde yer alan Bağdat Köşkü'nün yapımına IV. Murat Bağdat seferine giderken başlanmış ve 1639 yılında tamamlanmış. Bağdat Köşkü ayrıca padişahın sabah namazından sonra kahvesini içtiği dinlenme yer olarak biliniyor. I. Abdülhamit (1774-1789) ve III. Selim (1789-1807) dönemlerinde köşk has odanın kütüphanesi olarak kullanılan Bağdat Köşkü, 2006 yılında Anıtlar Müdürlüğü denetiminde restore edilmiştir.



Sarı - Beyaz - Pembe Köşkler

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Emirgan Korusu Köşkleri olan Sarı, Beyaz ve Pembe köşkler, Sarıyer'de Emirgan Korusu'nun içerisinde yer alıyor. 17. yüzyılda Osmanlı padişahı IV. Murad tarafından İranlı Emir Güne Han'a armağan edilen Emirgan Korusu, 19. yüzyılda Osmanlı Padişahı Abdülaziz tarafından Mısır Hıdivi İsmail Paşa'ya verilmiştir. 1871-1878 yılları arasında koru içinde 3 köşk yaptırılmış. Köşklere Sarı, Beyaz ve Pembe Köşk isimleri verilmiştir. 1940 yılında dönemin İstanbul Belediye Başkanı Lütfi Kırdar'ın girişimi ile kamulaştırılıp park olarak düzenlenmiş ve halka açılmıştır.


Aşiyan Köşkü

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Rumeli Hisarı sırtlarında yer alan Aşiyan Köşkü, muhteşem İstanbul manzarasını saklanmış olduğu ağaçların arasında izliyor. Planını Tevfik Fikret'in çizdiği köşkün ismi 'Kuş Yuvası' anlamı taşıyor. 1906 yılında yaptırılan köşkte, Tevfik Fikret hayatının son 9 yılını geçirdi. Tavfik Fikret'in ölümünden sonra, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 1940 yılında, şairin eşi Nazime Hanım'dan satın alınan köşk, kamulaştırıldı. 1961 yılında ise Tevfik Fikret'in mezarı Eyüp'ten alınarak köşkün bahçesine nakledildi ve köşk Aşiyan Müzesi adını aldı.


Ihlamur Kasırları

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

İsmini bahçesindeki asırlık ıhlamur ağaçlarından alan bu 19. yüzyıl kasırları Beşiktaş ve Nişantaşı arasındaki vadidedir. Sultan Abdülmecid zamanında yapımına başlanan iki yapı vardır. Bunlardan biri ana yapı olan Merasim Köşkü'dür. Diğeri ise padişahın maiyeti, kimi zaman da haremi tarafından kullanılan Maiyet Köşkü'dür. Merasim Köşkü'nün ön cephesi Barok çizgiler taşıyan merdiveni, ilginç ve hareketli kabartmalara sahiptir. Giriş salonu ve her iki yanında yer alan birer odadan oluşmaktadır. Kasrın iç süslemeler batılı dekorasyon anlayışına uygun süslemelerle bezenmiştir. Avrupa tarzı mobilyaları ve döşeme öğeleriyle bir bütünlük sağlanmıştır. Maiyet Köşkü daha sadedir ve bir orta sofaya açılan köşe odalardan oluşmaktadır. Buranın odalarındaki duvarlar farklı renklerde ve mermer görünümü veren şutuk işçiliğine sahiptir. Ihlamur Kasırları'nın Merasim Köşkü bir müze-saray olarak ziyarete açık tutulmakta, Maiyet Köşkü ise kışlık kafeteryadır.


Küçüksu Kasrı

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Küçüksu ile Göksu deresi arasındaki alanda kalmaktadır. I. Mahmud döneminde Divitdar Emin Mehmed Paşa, padişah için deniz kıyısına iki katlı ahşap bir saray inşa ettirmiştir. Saray III. Selim ve II. Mahmud dönemlerinde kullanılmıştır. Sultan Abdülmecid, eski ve ahşap yapıyı yıktırarak, yerine bugünkü Küçüksu Kasrı'nı inşa ettirmiştir. 1857 'de inşası biten yapı bodrumuyla birlikte üç katlıdır. Bodrum katta; kiler, mutfak ve hizmetkârlara ayrılmış alanlar vardır. Diğer katlarsa bir orta mekana açılan dört oda biçiminde düzenlenmiştir. Abdülaziz zamanında cephe süslemeleri zenginleştirilmiştir. Kabartmalarla süslü deniz cephesine yaslanmış şadırvanlı küçük havuzunda ve merdivenlerinde Batılı süsleme motifleri kullanılmıştır. Oda ve salonlar değerli sanat eserleriyle dizayn edilmiş ve mobilyaların hepsi Avrupa'dan gelmiştir. Alçı kabartma ve kalemişi süslemeli tavanları, birbirinden farklı renk ve biçimde İtalyan mermerleriyle yapılmış şömineleri, her bir odada ayrı süslemeli ve ince işçilikli parkeleri, halı ve tablolarıyla zengin bir sanat müzesi gibidir adeta.


Aynalıkavak Kasrı

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Haliç kıyılarını süsleyen Aynalıkavak Kasrı 17. Yüzyılda inşa edilmiştir. Saray bütünü içinde yer alan ve III. Ahmed döneminde yapıldığı düşünülen kasrın şimdiki halini, III. Selim dönemindeki onarımla kazanmıştır. Aynalıkavak Kasrı geleneksel mimarisi ve dekorasyon özellikleriyle son derece ayrıcalıklıdır. Deniz cephesinde iki, kara cephesinde tek katlıdır. Osmanlı klasik mimarlığının son dönem binalarından biridir. Aynalıkavak Kasrı'nın dizaynı ve süslemeleri dönemin modasını yansıtmaktadır. Tepe pencereleri revzenli, çatıları geniş saçaklıdır. İçinin dizaynında bulunan yerleşik sedir düzenlemeleri, geleneksel ısıtma biçimini oluşturan mangalları artık yok olmuş bir geçmişin yaşam biçimini gözler önüne sermektedir.


Maslak Kasırları

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

170 dönümlük orman arazisinin ortasında yeşilin tüm tonlarını barındıran bir koruluğun içinde, Boğaziçi'nin Karadeniz'e açıldığı noktayı çok iyi görebilen bir konumda yer alan Maslak Kasırları günümüz İstanbul'unun Levent ve Ayazağa semtlerini birbirine bağlayan ana yolun sağında kalmaktadır. Burası padişahlara ait bir av ve dinlenme yeri olarak kullanılmıştır. Maslak Kasırları'nın ne zaman ve kim tarafından yaptırıldıkları tam olarak bilinmemektedir. Ancak yapının büyük bir bölümü Abdülaziz dönemini işaret etmektedir. II. Abdülhamid'in şehzadelik döneminde ona tahsis edilmiş olan Maslak Kasırları, şehzadenin Osmanlı tahtına çağrılmasına tanık olmuştur ve bu yönüyle Osmanlı tarihi açısından özel bir önem taşımaktadır. Maslak Kasırları'ndan günümüze; Kasr-ı Hümayun, Mabeyn-i Hümayun ve Limonluk, Çadır Köşk'le Paşa Dairesi gelebilmiştir. Bu yapılar, 19. yüzyıl sonları ahşap Osmanlı mimarisi ve süslemeciliğinin örneklerini taşımaktadır. Günümüzde Kasr-ı Hümayun, eldeki belge, anı ve eski fotoğrafların ışığında onarılarak bir müze-saray olarak geziye açılmış durumdadır.


Yıldız Şale Kasrı

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Boğaziçi'ne hakim bir konumda yer alan Yıldız Şale Kasrı; Beşiktaş, Ortaköy ve Balmumcu arasında kalmaktadır. Yıldız korusunda yerleşim, Bizans İmparatorluğu zamanına kadar dayanmaktadır. İstanbul'un fethinden sonra III. Selim'in, annesi Mihrişah Valide Sultan için bu koruya 'Yıldız' adını verdiği bir köşk yaptırmıştır. II. Mahmud, Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz dönemlerinde eklenen köşk ve kasırlarla koruda yapılar artmıştır. II. Abdülhamid döneminde yapılan binalarla da Yıldız Sarayı adını alarak, Osmanlı'nın Eski Saray, Topkapı Sarayı ve Dolmabahçe Sarayı'ndan sonra dördüncü yönetim merkezi olmuştur. İsmini Fransızca 'Dağ evi' manasına gelen 'Chalet' sözcüğünden alan ve Yıldız Sarayı'nın bir parçası haline gelen Şale Köşkü, 19. yüzyıl Osmanlı mimarisinin en dikkat çekici yapılarındandır. Şale Köşkü, yüksek duvarlarla çevrili bir bahçe içerisinde olup farklı tarihlerde birbirine bitişik olarak yapılan üç köşkten meydana gelmektedir. Köşkün birinci bölümü 1880'de yapılmıştır. Ek bina ise 1889 yılında yapılmış ve yapılma amacı köşk genişleyerek oda ve salonlara sahip olması sağlanmıştır. 1898 yıllarında ise Merasim Köşkü adıyla tanınan ve İtalyan Mimar D'Aranco'nun yaptığı üçüncü bölümdür. Köşkün son iki kısmı, Alman İmparatoru II. Wilhelm'in İstanbul'a gelişinde konaklaması için yapılmıştır ve bu özelliğiyle Şale, Yıldız Sarayı yapılar grubu içinde bir 'Devlet konukevi' niteliği kazanmıştır.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Ziverbey Köşkü

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Cumhuriyet tarihinde adı “işkence simgesi” olarak anılan ve tüyler ürpertici korkunç işkencelere tanıklık eden Ziverbey Köşkü, 12 Mart döneminde işkence evi olarak hafızalara kazınmış bir köşk.

1900’lerin başında Erenköy’ün 19 Mayıs Mahallesi’nde inşa edilen ve asıl adı Zihni Paşa Köşkü olan yapı, zaman içinde yıkılmış. 12 Mart’ta uygulanan işkencenin simgesi haline gelen köşk ise sonradan yapılmış.

Peki köşke adını veren Zihni Paşa kimdir derseniz, Zihni Paşa, Sultan 2. Abdülhamit’in ticaret nazırıymış. Zihni Paşa’dan sonra köşkte paşazadeler yaşamış.

Zaman içinde köşk onarılmış ve eski eşyaları, mutfak ve banyosunun hemen her şeyi değişerek büyük bir villaya dönüşmüş. 21 odalı köşkün on dönümden büyük bir arazisi varmış. Kırmızı tuğla duvarlarla çevrili bahçe zamanında ağaçlarla doluymuş.

Zihni Paşa’nın torunu Behin Hanım, ünlü karikatürist Ratip Tahir Burak’la evlenince, Ratip Tahir’in yakın dostu Refif Erduran’a bu 21 odalı köşkü kiralamışlar.

1961’de ise mahallede yaşayan halk köşkün sahibini “askeriye” olarak bilirmiş. Bunun sebebi ise köşkün kapısında her daim bekleyen askerler ve içeriye giren sivil subaylarmış. Köşkün o süreçte hangi amaçla kullanıldığı sonradan ortaya çıkmış. Köşkün sahibi Behin Hanım ise köşkte ne olup bittiğini bilmediğini dile getirmiş.

12 Mart döneminde MİT ve Kontrgerilla tarafından sorgu merkezi olarak kullanılan yerlerden olan Ziverbey Köşkü’nde sosyalistler, ulusalcılar, yayılmacılık karşıtları sorgulanmışlar.

Darbe sonrası yaşam normale dönünce İlhan Selçuk, bu zorlu günleri ele alan akrostişlerinin yer aldığı “Ziverbey Köşkü” adında bir kitap çıkarmış.

Günümüzde ise köşk yıkılmış, yerine bir site yapılmış.


Beykoz Mecidiye Köşkü

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Beykoz Hünkar İskelesi bölgesinde yer alan İstanbul’un en eski köşklerinden olan Mecidiye Köşkü, Beykoz Sarayı olarak da biliniyor.

Etrafı çam, ıhlamur ve manolya ağaçları ile bezeli bu köşk Osmanlı’ya isyan etmiş Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa tarafından yaptırılmış ve 1854 yılında tamamlanmış.

Simetrik kare planlı iki katlı yapının diğer köşk ve saraylardan ayrılan en önemli özelliği hem dış hem de iç cephesinde kullanılan renkli taşları.

Köşkün en etkileyici bölümlerinden biri ise denize ve karaya bakan ve iki balkona açılan salonun Mısır’dan gelen mermerlerle kaplanmış duvarları.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Tavanı ahşap kaplı bu şık köşk, Sultan Abdülmecid tarafından “bir asi tarafından yaptırıldığı” gerekçesi ile hiç kullanılmamış.

Tarihi kayıtlara göre, Beykoz çayırında güreş oyunları düzenleyen Sultan Abdülaziz, özellikle yaz mevsiminde köşkü sıklıkla ziyaret ediyormuş. Köşk, Sultan Abdülaziz döneminde günlük konaklamalarda kullanıldığı gibi resmi davetlerde de kullanılmış. 1869 yılında Fransız İmparatoriçesi Eugenie’yi bu köşkte ağırlanmış. Sultan Abdülaziz ve İmparatoriçe Eugenie ordunun geçit törenini de bu köşkten izlemişler.

Beykoz Mecidiye Köşkü, Birinci Dünya Savaşı döneminde kız yetimhanesi olarak hizmet vermiş. Savaş sonrasında 1920’lerde dönemin en belalı hastalıklarından olan bulaşıcı ve ağır bir göz rahatsızlığı -trahom hastalığının- tedavisinde hizmet vermek üzere kullanılmış.

Köşk, 1920’lerden sonra uzunca bir süre sağlık alanında kullanılmaya devam etmiş. 1953’te Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’na devredilmiş, on sene sonra 1963’te Beykoz Çocuk Göğüs Hastalıkları Hastanesi olarak hizmet vermeye başlamış.

2017 yılının Nisan ayından beri müze-saray olarak ziyarete açık olan Beykoz Mecidiye Köşkü’nü pazar günleri dışında her gün 09.00-16.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.


Ragıp Paşa Köşkü
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

İstanbul’un en göz alıcı köşklerinden Caddebostan’daki Ragıp Paşa Köşkü, Osmanlı İmpartorluğu’nun son dönemlerinin en varlıklı kişilerinden olan Ragıp Paşa tarafından yaptırılmış.

II. Abdülhamid’in mabeyincisi Ragıp (Sarıca) Paşa, günümüzdeki Cemil Topuzlu Caddesi’ndeki 27 dönümlük arazisine kendisi ve ailesi için yaptıracağı köşkün yapımında mimar August Jasmund ile çalışmış (August Jasmund aynı zamanda Sirkeci Garı’nın da mimarı).

Köşkün inşası 1906’da tamamlanmış. 27 dönümlük arazide iki köşk ve bir de selamlık binası yapılmış. İlk başta yığma taş olarak yapılan binalar sonradan ahşapla kaplanmış.

İki köşkün de tüm tavanları gerçek altından eritilerek işlenmiş varaklarla süslenmiş. Mermerler İtalya’dan, döşeme parkeler Viyana’dan getirtilmiş. Dönemine göre oldukça pahalı bir malzeme ve işçilik var anlayacağınız.

Zamanında Ragıp Paşa Köşkü’nün bahçesine rengarenk çiçeklerin kokuları eşlik edermiş. Çam, çınar ve kestane ağaçları olan bahçede İngiliz atlarının yer aldığı bir ahır yer alırmış.

Renkli camlarla süslü bu dört katlı köşkün adalar tarafına sonradan kule yapılmış. Bu kulede Paşa’nın mehtaplı gecelerde içkisini içtiği söyleniyor.

Ragıp Paşa 1908’de Rodos’a sürgün edilmiş. Rodos’ta mide kanserine yakalanınca İsviçre’de tedavi görüp İstanbul’daki köşküne geri dönmüş. 1920’de Paşa’nın köşkte hayatını kaybetmesi üzerine, köşk avukat İbrahim Ali Bey’e satılmış. Sonradan Sait Çiftçi’ye satılan Ragıp Paşa Köşkü’nde Vehbi Koç ve Abidin Dino da yaşama şansına erişmiş.

Ragıp Paşa Köşkü, bir dönem Yat Kulübü ve askeri hastane olarak kullanılmış.

Caddebostan yolunu genişletme çalışmalarında duvar ve kapıların yerleri değişmiş, bahçedeki ağaçlar kesilmiş. Tabii bunlar yetmemiş, selamlık binası yıkılmış ve yerine apartmanlar dikilmiş.

Günümüzde köşkte herhangi bir yaşam olmadığı için Ragıp Paşa Köşkü halk arasında Perili Köşk olarak da bilinmekte.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Perili Köşk

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Boğaz turlarında Rumeli Hisarı’ndan geçerken şato biçimli kırmızı tuğla bina mutlaka gözünüze takılmıştır.

Asıl adı Yusuf Ziya Paşa Köşkü olan Perili Köşk, Rumeli Hisarı’nın en dikkat çeken tarihi binalarından biri. Tabii, köşkün hikayesi de en az mimarisi kadar ilgi çekici.

Zengin Mısır tüccarlarından Abbas Hilmi Paşa’nın başyaveri Yusuf Ziya Paşa, güzeller güzeli bir genç kadına aşık olmuş ve onun için bir köşk yaptırmak istemiş. Gel gelelim aksiliklerin ardı arkası kesilmemiş. İlk aksilik II. Abdülhamit’in fermanıyla başlamış. Padişah’ın “Boğaz’da cami minarelerinden daha yüksek bina yapılamaz” demesiyle köşkün yapımına bir süre ara verilmiş.

Yusuf Ziya Paşa, köşkün yapımına başlanan bu süreçte aşık olduğu kızla evlenmeyi başarmış. Genç kız, yapımı tamamlanmamış köşke yerleştikten sonra genç erkekler köşkün önünden geçerek bu dillere destan güzellikte kızı görmek istemişler. “Peri kadar güzel bir kız” yaşayan bu köşk, işte bundan sonra masallardaki gibi bir hikayeye şahitlik etmiş. Yusuf Ziya Paşa eşini öyle bir kıskanmış ki, onu kimsecikler görmesin diye köşkün üst katında kuleye kapatmış.

Resmen Rapunzel masalı derken Birinci Dünya Savaşı çıkmış. Osmanlı İmparatorluğu da savaşa girince inşaatı bitirecek işçi kalmamış şehirde; köşkün yapımı yarım kalmış. Yusuf Ziya Paşa’nın bu dönemde işleri bozulmuş ve karısını da alıp Mısır’a yerleşmiş. Köşk uzun süre tamamlanmayınca ve boş kalınca adı halk arasında “Perili Köşk” olarak anılmaya başlanmış.

Mısır’a yerleşen Yusuf Ziya Paşa’nın işleri bir türlü toparlanmayınca ve kıskançlığı devam ettikçe eşi paşayı terk etmiş. Paşa genç karısına öyle bir aşıkmış ki, öldüğünde mezar taşının karısını hapsettiği kulenin taşlarından yapılmasını vasiyetlemiş. Terk edilen Yusuf Ziya Paşa’nın 1926’da kahrından hayatını kaybettiği söyleniyor. Paşanın ölümüyle İstanbul’daki köşkün kulesinden taşlar sökülüp, vasiyetinde yazdığı gibi Mısır’a götürülmüş ve Paşa’nın Nil Nehri’ni gören mezarı bu taşlardan yapılmış.

Farklı farklı sebeplerle Perili Köşk olarak anılan yapı Yusuf Ziya Paşa’nın ölümünden sonra esrarengiz hikayesine devam etmiş. Paşa’nın ruhunun bazı geceler köşkü ziyaret ettiği ve odalarında dolaştığı söylenmeye başlamış.

40’ı aşkın varisten satın alınan köşk, 1990’larda tekrar inşa edilmeye başlayınca bir başka hikaye ortaya çıkmış. İnşaat işçileri Yusuf Ziya Paşa’nın karısına ait olduğu bilinen aynaya baktıklarında genç bir kadın hayaleti gördüklerini iddia etmişler.

1995-2000 yıllarında mimar Hakan Kıran tarafından restorasyonuna başlanan köşkün yenilenme çalışmalarında zeminde toprakla doldurulmuş üç kata rastlanmış. İlk başta 6 kat olarak planlanan köşk, orijinali esas alınarak 9 kat olarak değiştirilmiş. İngiltere’den getirilen kırmızı tuğla taşlarla tamamlanan bina, 5 yıllık bir restorasyon sonucunda günümüz görünümüne kavuşmuş.

2002’de 25 yıllığına Borusan Holding’e kiralanan Perili Köşk, günümüzde hafta içleri Borusan’ın holding-ofisi, hafta sonları ise müze olarak hizmet vermekte.

Çağdaş sanata olan ilgiyi arttırma amacıyla kurulan Borusan Contemporary’yi hafta sonları 10.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Çinili Köşk

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Türk müzecilik tarihinde oldukça önemli bir yer tutan ve mimarisiyle dikkat çeken bir yapıya bakalım mı?

Topkapı Sarayı’nın dış surlarında yer alan Çinili Köşk, 1472’de Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış. Fatih Sultan Mehmet’in Topkapı Sarayı’nda yaptırdığı ilk bina olan Çinili Köşk’ün mimari bilinmemekle birlikte bazı kaynaklarda Atik Sinan’ın adı geçmekte.

Biliyorsunuz, ilk Müslüman Türk Devleti olan Karahanlılar’dan beri yüzyıllardır devam eden Türk çini sanatı, özellikle Selçuklu döneminde hemen her yerde karşımıza çıkıyor. Selçuklular yapmış oldukları camiden türbeye, kervansaraydan saraya her yapıda kullanıyorlar çiniyi. Osmanlı döneminde de çiniye olan merak devam ediyor. Ve Fatih’in yaptırmış olduğu köşkün adı da iç ve dış cephesini süsleyen çinilerden geliyor.

Bir diğer adı Sırça Köşk olan Çinili Köşk, İstanbul’da yer alan en eski Osmanlı sivil mimari örneklerinden biri ve Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen eski Türk mimari geleneğinin de günümüze ulaşmış İstanbul’daki tek temsilcisi.

Girişten tek cephe duran köşk, arka cephede iki katlı.

İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin tam karşısında yer alan köşk, eyvanlı terası, kesme çini dekoru ile 6 odalı bir yapı.

Bir zamanlar Haliç’e bakan arka cephesinde Orta Asya Türk ve Selçuklu yapılarında sıklıkla görülen kilim deseninde süslemelere sahipmiş; fakat ne yazık ki bu süslemeler günümüze ulaşamamış.

1737’de çıkan yangında köşkün revan ve sütunları yanmış.

Bugün girişi süsleyen 14 sütunlu mermer revak ise I. Abdülhamit zamanında yeniden yapılmış.

Yangından sonra yenilenen köşk saray ağalarına tahsis edilmiş derken 1869’da İmparatorluk Müzesi olarak kullanılan Aya İrini’ye eserler sığmaz olmuş.

Bu sebeple Çinili Köşk, İmparatorluk Müzesi’nin yeni mekanı olmuş. 1875-1891 tarihleri arasında Müze-i Hümayun olarak kamuya açılan Çinili Köşk, İstanbul’un Fethi’nin 500. yılında yenilenip Fatih Müzesi olarak tekrardan halka açılmış. Fatih Müzesi için Türk ve İslam Sanatları Müzesi’nin temeli diyebiliriz. Burada silahlar, savaş kostümler, fermanlar sergilenmiş.

Çinili Köşk, 1891’de İstanbul Arkeoloji Müzelerine katılmış. O gün bugündür Arkeoloji Müzesi bünyesinde hizmet veren Çinili Köşk’te adına yakışır şekilde Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden çini ve seramik örnekleri sergileniyor.

Eğer siz de geleneksel Türk çini sanatını daha yakından tanımak istiyorsanız 2000 civarında eserin sergilendiği Çinili Köşk’ü 09.00-17.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Abdülmecid Efendi Köşkü

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Kuzguncuk’taki Bağlarbaşı Korusu içinde yer alan Abdülmecid Efendi Köşkü, 1880-1885 aralığında İsmail Paşa tarafından yaptırılan bir av köşkü.

İsmail Paşa bu köşkü oğlu Tevfik Paşa için yaptırmış. Her ne kadar mimari kesin olarak bilinmese de Levanten mimar Alexandre Vallaury tarafından yapıldığı düşünülüyor.

200 dönümlük bir korunun içinde yer alan Abdülmecid Efendi Köşkü, mermer havuzlu büyük salonu, verandasında yer alan işlemeleri, panolarında yer alan altın kalem işi süsleri, çini panoları, pencere vitrayları ve şömineleri ile oldukça etkileyici bir köşk.

Abdülmecid Efendi Köşkü, sahibi İsmail Paşa’nın vefatından sonra Sultan Abdülhamit tarafından satın alınmış ve Şehzade Abdülmecid’e tahsis edilmiş.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Köşkü yazlık köşk olarak kullanmaya başlayan sanatsever Şehzade Abdülmecid, burayı adeta sanat ve kültür merkezi olarak kullanmış. Dönemin sanatçıları, edebiyatçıları çini döşeli verandada toplanıp uzun uzun sohbetler ederlermiş. Çarşamba günleri Şehzadenin burada resim yaptığı da söyleniyor.

Köşkün ünlü “Aşk Çeşmesi” adlı manzara resmi, 1900’lerin başında Şehzade tarafından Hüseyin Avni Lifij’e yaptırılmış. Resimde mermer çeşme başında sohbet eden renkli kıyafetleriyle kadın figürleri tasvir edilmiş.

Şehzade Abdülmecid’in 4 Temmuz 1918’de veliaht ilan edilip Dolmabahçe Sarayı’nın Veliaht Dairesi’ne yerleşmesiyle Abdülmecid Efendi Köşkü uzunca bir süre boş kalmış.

İkinci Dünya Savaşı zamanında askerlerin kaldığı köşkün çinileri bu süreçte deforme olmuş ve sonradan Kütahya’da tekrardan çiniler yapılmış.

Harem binası her ne kadar günümüze ulaşamamış olsa da 1987-1988’de restore edilen bu üç katlı selamlık binası şu anda Koç Topluluğu‘na bağlı.


Malta Köşkü

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Yıldız Parkı içindeki köşklerden biri olan Malta Köşkü, Yıldız Sarayı’nın doğu yönünde yer alıyor.

Sultan Abdülaziz tarafından 1981 tarihinde inşa ettirilen köşk adını nereden alıyor derseniz, döneminde Malta’dan getirilen taşlardan alıyor.

Dört kapısı, kuğu motifli çeşmesi ve mermer havuzlu geniş odası, altın varaklı aynası, tavan süslemeleri ile görülmeye değer Malta Köşkü’nün mimari kesin olarak bilinmese de 1866’da Sultan Abdülaziz’in Beylerbeyi Sarayı için getirttiği İtalyan mimar Fossati Kardeşler olduğu düşünülmekte.

En dikkat çeken odası havuzlu salon olmakla birlikte, salonun iki yanından merdivenlerle çıkılan renkli camlara sahip odalara ve çiçek motifli süslü odalara sahip köşk, günümüzde çeşitli organizasyonlara ev sahipliği yapıyor.

Tabii bu göz alıcı köşk döneminde önemli tarihi olaylara da şahitlik etmiş. Tahta çıkmak isteyen Sultan V. Murat, başarısız girişiminden sonra Malta Köşkü’nde alıkonulmuş ve dönemin önemli paşalarından Mithat Paşa da köşkün arkasında kurulan çadırda yargılanmış.

Abdülhamit’in sürgüne gönderilmesinden sonra kırk yılı aşkın bir süre boş kalan köşk, Maliye Bakanlığı tarafından 1941’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne devredilmiş.

Şu anda restoran olarak hizmet veren köşkü haftanın her günü 09.00-22.00 saatlerinde ziyaret edebilirsiniz.


Atlı Köşk

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
1927’de Hidiv Ailesi tarafından İtalyan mimar Edoardo de Nari’ye Emirgan’da yaptırılan yazlık konut görevindeki Atlı Köşk, adını tahmin edersiniz ki bahçesinde yer alan at heykelinden alıyor.

Köşkün adını veren at heykellerinden biri Fransız heykeltraş Louis Doumas’ın 1864’te el yapımı olarak hazırlamış olduğu bir at heykeli.

Diğer at heykeli ise 1204’te 4. Haçlı Seferi sırasında Sultanahmet Meydanı’ndan alınarak Venedik’teki San Marco Kilisesi’ne yerleştirilen 4 attan birinin dökümü.

Atlı Köşk, 1951’de Hacı Ömer Sabancı tarafından satın alınmış. 1966’dan itibaren Sakıp Sabancı’nın yaşadığı köşk, 1998’de içinde yer alan eşyalar, zengin hat ve resim koleksiyonu ile beraber Sabancı Üniversitesi’ne bağışlanmış.

Sonradan eklenen galeriyle birlikte 2002’de Sabancı Müzesi olarak olarak hizmete başlayan köşkü görmek isterseniz pazartesi günleri hariç her gün 10.00-18.00 arasında ziyaret edebilirsiniz.


Cemil Topuzlu Köşkü

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Anadolu Yakası’nın en güzel köşklerinden biri 20. yüzyılın başlarında Art Nouveau tarzında inşa edilen Cemil Topuzlu Köşkü.

İpar Köşkü olarak da bilinen bu üç katlı köşk, denize yakın bir konumda 30 dönümlük bir koru içinde yer alıyor.

Döneminin önemli doktorlarından olan Cemil Topuzlu tarafından yaptırılan köşkün mimarının kim olduğu konusunda farklı söylentiler var. Mimarın Alexandre Vallaury olduğu düşünüldüğü gibi, Mimar Vedat Tek de olduğu bazı kaynaklarda yer alıyor.

“Ömrüm boyunca burada oturmak istiyorum” diyen Cemil Topuzlu yaptırdığı köşke o kadar çok özen göstermiş ki, dönemin sadrazamı Gazi Ahmet Muhtar Paşa bu köşkü görünce çok beğenip, Cemil Topuzlu’ya Şehremini (Belediye Başkanı) görevini teklif etmiş.

Cemil Topuzlu göreve gelince İstanbul’da çok sayıda kışla, mescid ve hanlar park yapılmak için yok edilmiş. I. Dünya Savaşı süresini İsviçre’de geçiren Cemil Topuzlu, savaşın sonunda İstanbul’a dönünce ikinci kez İstanbul Şehremini seçilmiş. Fakat görevinde yalnızca bir yıl durup, Sağlık Bakanı olarak atanmış. Cemil Topuzlu Türkiye’deki sürecinde köşkünde yaşamaya devam etmiş.

1931’de köşk, Türkiye’nin şeker sanayisinin kurucularından olan ve “Şeker Kralı” olarak anılan Hayri İpar’a satılmış. Hayri İpar’dan sonra İpar Köşkü olarak anılmaya başlayan bu tarihi köşk, yeni ailesiyle birlikte gazetelere konu alan davetlere ev sahipliği yapmış. Böylece “cemiyet hayatının bir simgesi” haline gelmiş.

Yine de köşkün içindekilerin yüzü bir türlü gülememiş. II. Dünya Savaşı başlayınca Hayri İpar’ın servetine el konmuş. Küçük kardeşlerden biri genç yaşında intihar etmiş, kızlarından birinin şizofren olduğu öğrenilmiş. Bir zaman sonra Ali İpar’ın gemilerine döviz kaçırdığı gerekçesiyle el konulup, aylarca hapis yatmış derken tüm bu yaşananlar yetmemiş. Ailenin diğer üyelerinin de akıl sağlığında sorunlar çıkmış, intiharlar birbirini takip etmiş.

Sonradan Cevher Özden’in eline geçen köşk, 1986’da çıkan imar izniyle bahçesindeki ağaçlar kesilmiş, havuzun olduğu bölüme apartmanlar yapılmış.

En sonunda İpar Köşkü 1997’de Şadan Kalkavan’a satılmış. Köşkün bulunduğu çevrede çok şey değişse de, bir şey ne yazık ki değişmemiş: İntiharla sonuçlanan bir hayat. Cevher Özden 2008’de ağzından kendisini vurarak intihar etmiş.


Mihran Efendi Köşkü

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Yapım tarihi ve mimari bilinmeyen bir köşkten bahsedeyim: Mihran Efendi Köşkü.

Erenköy’ün denize yakın bir noktasında yer alan iki katlı, kuleli ahşap köşk adını ilk sahibi Kayserili matbaacı Mihran Efendi’den alıyor.

Mihran Efendi’nin İstanbul’da hamallıkla başlayan hikayesi, Ermeni cemaatinin de destekleriyle küçük bir matbaa kurmasıyla devam etmiş. Mihran Efendi tarafından kurulan ve II. Abdülhamit döneminde yüksek ses getiren Sabah Gazetesi, II. Abdülhamit’in oldukça ilgisini çekmiş. İttihat ve Terakki yönetimine karşı tutum sergileyen Peyam Gazetesi ile birleşen Sabah Gazetesi, sonradan Mihran Efendi tarafından kapatılmış.

Gazeteyi kapatan Mihran Efendi Avrupa’ya gidince köşk uzun yıllar boş kalmış. Giderek çürümeye başlayan köşk, Doktor Neşet Osman Bey tarafından satın alınıp restore edilerek yok olmaktan kurtulmuş.

Günümüze kadar ulaşmayı başarmış kırmızı çatılı, verandalı tarihi köşk, şu anda Neşet Osman Bey’in mirasçıları tarafından konut olarak kullanılıyor. Tabii ilk zamanlarında yalı olan bu güzelim yapı, 1980’lerde denizin doldurulmasıyla denizle bağlantısı kesilmiş durumda.


Mecidiye Köşkü

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Mecidiye Köşkü, Topkapı Sarayı bünyesine katılan son binadır. 1859 yılında, Serkis Balyan Kalfa'ya yaptırılan köşk, zaman içerisinde 'Yeni Köşk' olarak anılmaya başlamış. Zamanla Sultan Abdülmecid'e atfedilen bina 'Mecidiye Köşkü' olarak adlandırılmış. Mecidiye Köşkü, padişahların dinlenme alanı olarak hizmet vermiştir.


Bağdat Köşkü

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

İstanbul Topkapı Sarayı içerisinde yer alan Bağdat Köşkü'nün yapımına IV. Murat Bağdat seferine giderken başlanmış ve 1639 yılında tamamlanmış. Bağdat Köşkü ayrıca padişahın sabah namazından sonra kahvesini içtiği dinlenme yer olarak biliniyor. I. Abdülhamit (1774-1789) ve III. Selim (1789-1807) dönemlerinde köşk has odanın kütüphanesi olarak kullanılan Bağdat Köşkü, 2006 yılında Anıtlar Müdürlüğü denetiminde restore edilmiştir.



Sarı - Beyaz - Pembe Köşkler

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Emirgan Korusu Köşkleri olan Sarı, Beyaz ve Pembe köşkler, Sarıyer'de Emirgan Korusu'nun içerisinde yer alıyor. 17. yüzyılda Osmanlı padişahı IV. Murad tarafından İranlı Emir Güne Han'a armağan edilen Emirgan Korusu, 19. yüzyılda Osmanlı Padişahı Abdülaziz tarafından Mısır Hıdivi İsmail Paşa'ya verilmiştir. 1871-1878 yılları arasında koru içinde 3 köşk yaptırılmış. Köşklere Sarı, Beyaz ve Pembe Köşk isimleri verilmiştir. 1940 yılında dönemin İstanbul Belediye Başkanı Lütfi Kırdar'ın girişimi ile kamulaştırılıp park olarak düzenlenmiş ve halka açılmıştır.


Aşiyan Köşkü

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Rumeli Hisarı sırtlarında yer alan Aşiyan Köşkü, muhteşem İstanbul manzarasını saklanmış olduğu ağaçların arasında izliyor. Planını Tevfik Fikret'in çizdiği köşkün ismi 'Kuş Yuvası' anlamı taşıyor. 1906 yılında yaptırılan köşkte, Tevfik Fikret hayatının son 9 yılını geçirdi. Tavfik Fikret'in ölümünden sonra, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 1940 yılında, şairin eşi Nazime Hanım'dan satın alınan köşk, kamulaştırıldı. 1961 yılında ise Tevfik Fikret'in mezarı Eyüp'ten alınarak köşkün bahçesine nakledildi ve köşk Aşiyan Müzesi adını aldı.


Ihlamur Kasırları

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

İsmini bahçesindeki asırlık ıhlamur ağaçlarından alan bu 19. yüzyıl kasırları Beşiktaş ve Nişantaşı arasındaki vadidedir. Sultan Abdülmecid zamanında yapımına başlanan iki yapı vardır. Bunlardan biri ana yapı olan Merasim Köşkü'dür. Diğeri ise padişahın maiyeti, kimi zaman da haremi tarafından kullanılan Maiyet Köşkü'dür. Merasim Köşkü'nün ön cephesi Barok çizgiler taşıyan merdiveni, ilginç ve hareketli kabartmalara sahiptir. Giriş salonu ve her iki yanında yer alan birer odadan oluşmaktadır. Kasrın iç süslemeler batılı dekorasyon anlayışına uygun süslemelerle bezenmiştir. Avrupa tarzı mobilyaları ve döşeme öğeleriyle bir bütünlük sağlanmıştır. Maiyet Köşkü daha sadedir ve bir orta sofaya açılan köşe odalardan oluşmaktadır. Buranın odalarındaki duvarlar farklı renklerde ve mermer görünümü veren şutuk işçiliğine sahiptir. Ihlamur Kasırları'nın Merasim Köşkü bir müze-saray olarak ziyarete açık tutulmakta, Maiyet Köşkü ise kışlık kafeteryadır.


Küçüksu Kasrı

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Küçüksu ile Göksu deresi arasındaki alanda kalmaktadır. I. Mahmud döneminde Divitdar Emin Mehmed Paşa, padişah için deniz kıyısına iki katlı ahşap bir saray inşa ettirmiştir. Saray III. Selim ve II. Mahmud dönemlerinde kullanılmıştır. Sultan Abdülmecid, eski ve ahşap yapıyı yıktırarak, yerine bugünkü Küçüksu Kasrı'nı inşa ettirmiştir. 1857 'de inşası biten yapı bodrumuyla birlikte üç katlıdır. Bodrum katta; kiler, mutfak ve hizmetkârlara ayrılmış alanlar vardır. Diğer katlarsa bir orta mekana açılan dört oda biçiminde düzenlenmiştir. Abdülaziz zamanında cephe süslemeleri zenginleştirilmiştir. Kabartmalarla süslü deniz cephesine yaslanmış şadırvanlı küçük havuzunda ve merdivenlerinde Batılı süsleme motifleri kullanılmıştır. Oda ve salonlar değerli sanat eserleriyle dizayn edilmiş ve mobilyaların hepsi Avrupa'dan gelmiştir. Alçı kabartma ve kalemişi süslemeli tavanları, birbirinden farklı renk ve biçimde İtalyan mermerleriyle yapılmış şömineleri, her bir odada ayrı süslemeli ve ince işçilikli parkeleri, halı ve tablolarıyla zengin bir sanat müzesi gibidir adeta.


Aynalıkavak Kasrı

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Haliç kıyılarını süsleyen Aynalıkavak Kasrı 17. Yüzyılda inşa edilmiştir. Saray bütünü içinde yer alan ve III. Ahmed döneminde yapıldığı düşünülen kasrın şimdiki halini, III. Selim dönemindeki onarımla kazanmıştır. Aynalıkavak Kasrı geleneksel mimarisi ve dekorasyon özellikleriyle son derece ayrıcalıklıdır. Deniz cephesinde iki, kara cephesinde tek katlıdır. Osmanlı klasik mimarlığının son dönem binalarından biridir. Aynalıkavak Kasrı'nın dizaynı ve süslemeleri dönemin modasını yansıtmaktadır. Tepe pencereleri revzenli, çatıları geniş saçaklıdır. İçinin dizaynında bulunan yerleşik sedir düzenlemeleri, geleneksel ısıtma biçimini oluşturan mangalları artık yok olmuş bir geçmişin yaşam biçimini gözler önüne sermektedir.


Maslak Kasırları

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

170 dönümlük orman arazisinin ortasında yeşilin tüm tonlarını barındıran bir koruluğun içinde, Boğaziçi'nin Karadeniz'e açıldığı noktayı çok iyi görebilen bir konumda yer alan Maslak Kasırları günümüz İstanbul'unun Levent ve Ayazağa semtlerini birbirine bağlayan ana yolun sağında kalmaktadır. Burası padişahlara ait bir av ve dinlenme yeri olarak kullanılmıştır. Maslak Kasırları'nın ne zaman ve kim tarafından yaptırıldıkları tam olarak bilinmemektedir. Ancak yapının büyük bir bölümü Abdülaziz dönemini işaret etmektedir. II. Abdülhamid'in şehzadelik döneminde ona tahsis edilmiş olan Maslak Kasırları, şehzadenin Osmanlı tahtına çağrılmasına tanık olmuştur ve bu yönüyle Osmanlı tarihi açısından özel bir önem taşımaktadır. Maslak Kasırları'ndan günümüze; Kasr-ı Hümayun, Mabeyn-i Hümayun ve Limonluk, Çadır Köşk'le Paşa Dairesi gelebilmiştir. Bu yapılar, 19. yüzyıl sonları ahşap Osmanlı mimarisi ve süslemeciliğinin örneklerini taşımaktadır. Günümüzde Kasr-ı Hümayun, eldeki belge, anı ve eski fotoğrafların ışığında onarılarak bir müze-saray olarak geziye açılmış durumdadır.


Yıldız Şale Kasrı

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Boğaziçi'ne hakim bir konumda yer alan Yıldız Şale Kasrı; Beşiktaş, Ortaköy ve Balmumcu arasında kalmaktadır. Yıldız korusunda yerleşim, Bizans İmparatorluğu zamanına kadar dayanmaktadır. İstanbul'un fethinden sonra III. Selim'in, annesi Mihrişah Valide Sultan için bu koruya 'Yıldız' adını verdiği bir köşk yaptırmıştır. II. Mahmud, Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz dönemlerinde eklenen köşk ve kasırlarla koruda yapılar artmıştır. II. Abdülhamid döneminde yapılan binalarla da Yıldız Sarayı adını alarak, Osmanlı'nın Eski Saray, Topkapı Sarayı ve Dolmabahçe Sarayı'ndan sonra dördüncü yönetim merkezi olmuştur. İsmini Fransızca 'Dağ evi' manasına gelen 'Chalet' sözcüğünden alan ve Yıldız Sarayı'nın bir parçası haline gelen Şale Köşkü, 19. yüzyıl Osmanlı mimarisinin en dikkat çekici yapılarındandır. Şale Köşkü, yüksek duvarlarla çevrili bir bahçe içerisinde olup farklı tarihlerde birbirine bitişik olarak yapılan üç köşkten meydana gelmektedir. Köşkün birinci bölümü 1880'de yapılmıştır. Ek bina ise 1889 yılında yapılmış ve yapılma amacı köşk genişleyerek oda ve salonlara sahip olması sağlanmıştır. 1898 yıllarında ise Merasim Köşkü adıyla tanınan ve İtalyan Mimar D'Aranco'nun yaptığı üçüncü bölümdür. Köşkün son iki kısmı, Alman İmparatoru II. Wilhelm'in İstanbul'a gelişinde konaklaması için yapılmıştır ve bu özelliğiyle Şale, Yıldız Sarayı yapılar grubu içinde bir 'Devlet konukevi' niteliği kazanmıştır.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
Mutlu olmanın yolunu, karşıdakini mutlu etmek sanıyorduk. Yanıldık! Çünkü ne kadar mutlu ettiysek, o kadar yalnız kaldık.
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Alt 14 Ocak 2022, 19:56   #2
Çevrimiçi
Cevap: İstanbul'un Tarihi Mirasları: Kasırlar ve Köşkler




Emeğine sağlık Paylaşım İçin Teşekkürler

__________________

Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir.
  Alıntı ile Cevapla

Alt 14 Ocak 2022, 20:31   #3
Çevrimdışı
Cevap: İstanbul'un Tarihi Mirasları: Kasırlar ve Köşkler




Emeğine sağlık Paylaşım İçin Teşekkürler

  Alıntı ile Cevapla

Alt 14 Ocak 2022, 20:39   #4
Çevrimdışı
Ece
Ece - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cevap: İstanbul'un Tarihi Mirasları: Kasırlar ve Köşkler




Butun guzellikler tek sehirde adeta
Guzel derlenmis
Tesekkurler paylasim icin

__________________

Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir.
  Alıntı ile Cevapla

Alt 14 Ocak 2022, 20:40   #5
Çevrimiçi
Cevap: İstanbul'un Tarihi Mirasları: Kasırlar ve Köşkler




Teşekkürler. Senin paylaşımlarından esinlendim ama baya zor oldu hepsini bir araya toplamak
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
4 Farklı siteyi bir araya getirdim.


Ece Nickli Üyeden Alıntı
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
Butun guzellikler tek sehirde adeta
Guzel derlenmis
Tesekkurler paylasim icin


__________________
Mutlu olmanın yolunu, karşıdakini mutlu etmek sanıyorduk. Yanıldık! Çünkü ne kadar mutlu ettiysek, o kadar yalnız kaldık.
  Alıntı ile Cevapla

Alt 16 Ocak 2022, 04:17   #6
Çevrimiçi
Cevap: İstanbul'un Tarihi Mirasları: Kasırlar ve Köşkler




Ziverbey Köşkü ve erenköydeki köşklerin çoğunu gençliğimde görmüştüm güzel bir derleme olmuş eline sağlık...

__________________
Her şey maşuktur, âşık bir perdedir. Yaşayan maşuktur, âşık bir ölüdür.. (Mevlâna)
  Alıntı ile Cevapla

Cevapla

Etiketler
istanbul, köşkler, tarihi

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kocaeli Saraylar - Köşkler ve Konaklar Ecrin Marmara Bölgesi 0 15 Şubat 2012 21:33
Ülkemizde Bulunan Dünya Mirasları efLatun Müzeler Ve Tarihi Eserler 0 12 Şubat 2012 01:34
Hiç bilinmeyen mirasları ortaya çıkarıyor System Esrarengiz Olaylar 0 07 Eylül 2011 19:06
Şırnak Kasırlar Ecrin Güneydoğu Anadolu Bölgesi 0 06 Eylül 2011 17:58