IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  kral sohbet




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 25 Nisan 2010, 17:15   #1
Çevrimdışı
Osmanlı neden bu kadar başarılı idi?


sohbet


Osmanlı neden bu kadar başarılı idi?

Osmanlı ordusunun en önemli özellikleri ve onu muvaffakiyete ulaştıran en önemli unsurlar şüphesiz âmirlerine itaat, nizam, intizam, temizlik...


1. Silah Teknolojisindeki Üstünlük

Osmanlı ordusu kuruluşundan itibaren yeniliklere açık olmuştur. Devletin gelişme seyrine göre ortaya çıkan ihtiyaçlar zamanında tespit olunmuş ve buna uygun düzenlemeler yapılarak sürekli terakki temin edilebilmiştir. Uç beyliğinden cihan devletine uzanan çizgide, her safhada bu özelliği müşahede etmek mümkündür. Başlangıçta hafif süvari birliklerinden oluşan Osmanlı askerî kuvvetleri; XVI. yüzyılda teknik ve taktik seviyesi itibariyle dünyanın en güçlü ordusu haline gelmiştir. Bu başarıda en önemli etkenler; silah teknolojisinde sürekli yenilenme ve taktik olarak bu silahların kullanılmasındaki beceridir. Özellikle ordunun eğitim ve disiplin yönünden gelişmiş olması yeniliklerin alınmasında ve geliştirilmesinde önemli bir etken olmuştur. Bu sayede Osmanlı Devleti, savaşlarda ele geçirdiği düşman silahlarını kısa sürede geliştirmiş ve etkin olarak kullanabilmiştir. Böylece Avrupa ordularına üstünlük kurulabilmiştir. Sadece düşmandan ele geçirilen silahlarla yetinilmemiş; zaman zaman Avrupa'dan uzmanlar getirilerek, onların çalışmalarından da istifade edilmiştir

Osmanlılar, düşman silahlarını alıp geliştirdikleri gibi, yeni icatlarla da güçlerini artırmışlardır. Havan topu ve infilakli tahrip bombaları, tarihte ilk defa Osmanlı ordusu tarafından kullanılmıştır. Sipahinin, hareket kabiliyetini azalttığı gerekçesiyle direnmesine karşılık; yeniçeriler, erken devirlerden itibaren tüfenk kullanmaya başlamışlardır. İlk defa Varna ve II. Kosova muharebelerinde başlanılan tüfenk kullanımının Fatih zamanında yeniçeriler arasında tam olarak yerleştiği görülmektedir.

Yeniçerilerin tüfenge intibaktaki bu başarısı; zamanla öteki İslâm ülkelerine de etki etmiş ve önlerindeki bu mükemmel örneği taklit ederek gelişmeye çalışmışlardır. Avrupa'ya yakınlığının avantajını iyi kullanan Osmanlılar, Balkanlarda görüp geliştirdiği ateşli silahlardan top ve tüfengi doğudaki İslâm ülkelerine ulaştırarak, onların da istifadesine sunmuştur. Bu cümleden olarak Osmanlılar, 1511 yılında Memluklulara; 1517'de Açe Sultanlığı'na; değişik zamanlarda Habeşistan'a ve Hindistan'a top ve tüfenk yardımı yapmıştır Hindistan'da kullanılan top isimlerinin Türkçeden geçmiş olması Hindistan'da Osmanlı tesirlerini açıkça göstermektedir. Ayrıca Babür'ün ve Gücerat Sultanı'nın emrinde hizmet eden Osmanlı topçularının, muharebe taktiklerini Osmanlı usulünce uyguladıkları da bilinmektedir.

2. Disiplin

Osmanlı ordusunun en önemli özellikleri ve onu muvaffakiyete ulaştıran en önemli unsurlar şüphesiz âmirlerine itaat, nizam, intizam, temizlik, kısaca disiplindir. Osmanlılar karşısında mağlup olan batılılar, onların bu başarısını çoğu kez ordularının çok kalabalık oluşuyla açıklamışlardır. Halbuki araştırmalar bunun doğru olmadığını ortaya koymaktadır.
Osmanlı zaferleri ordunun kalabalıklığı ile değil; komuta kalitesi, disiplin, eğitim ve taktik üstünlüklerle kazanılmıştır.

Rodos muhasarasında Kanunî'nin yaptığı gibi çok üstün oldukları zamanlarda bile Osmanlı padişahları, temkinli olmuşlar ve itidali elden bırakmamışlar; planlı ve programlı hareket etmişlerdir. Dolayısıyla hiçbir zaman maceracı ve keyfî bir davranış gösterilmemiştir.
Önceden hazırlanmış bir planı tatbik eden ordu; sefer yürüyüşlerinde en ufak bir disiplinsizlik göstermezdi. Osmanlı ordugahını gören batılılar; fevkalâde sessizlik ve birlikler arasında mevcut olan şahsî ve genel temizlik karşısında hayretlerini ve takdirlerini gizlememişlerdir. Seferlerde kimsenin malına zarar verilmezdi.

Böyle bir şey olduğunda zarar veren cezalandırıldığı gibi mağdur olanların zararları da karşılanırdı. Asker, ihtiyaç duyduğu bir malzemeyi halktan almak zorunda kalırsa pazarlık ederek ve parasını peşin ödeyerek satın alırdı. Seferlerde kadın ve kızlara tecavüz ve taarruz edildiği gibi herhangi bir halden şikayet edildiği vaki değildi. Ordu, dünyanın en ilâhî nizamına riayet ettiğinden şaşılacak derecede büyük bir sessizlik içinde hareket eder ve manevra yapardı. Kesinlikle içki kullanmayan Osmanlı askeri üstlerine ve emirlere mutî, müteyakkız ve kanaatkâr bulunuyor ve bu hal de niza, gürültü ve fesadı önlüyordu. Bertrandon de la Broquiere, "bizimkilerin on tanesi, onların bininden daha fazla gürültü yapar" demektedir.

Rodos muhasarasından sonra alınan şehirde resmi geçit yapan 30.000 kişiden bir tek ses çıkmamış, ayak seslerinden başka gürültü duyulmamıştır.
Osmanlı ordugahı daima temizdir. En mütemeddin milletin, en iyi şehri o kadar temiz halde değildir. Çukurlar dolup taaffüne başlayınca orası toprak ile doldurulup başka yere çukur açılır; çitler evvelki yerden kaldırılarak bu yeni abdesthanenin etrafına konulur, böylece bütün ordugahta en ufak mertebede murdarlık ve pislik bulunmaz. Osmanlı ordusundaki adalet ve hakkaniyet hali ve temizlik; tertibat ve muvaffakiyetin en önemli etkenleridir. Poul Jove, Osmanlı askerlerini üç noktadan Hıristiyan askerlerinden üstün bulmaktadır: Âmirlerine tereddütsüz itaat ederler, muharebede canlarını düşünmezler, ekmeksiz ve şarapsız, sadece su ve arpa ile kanaat ederek uzun zaman yürüyebilirler. Thevenot da, "bir şeyleri eksik olduğu zaman sabrederler" demektedir. Postel ise, Hıristiyanların üç günde alacağı yolu bir gecede giderek süratleriyle şaşkınlık uyandırırlar demektedir.

3. Dinî ve Millî Motivasyon

Osmanlı ordusunu muvaffakiyete ulaştıran önemli unsurlardan biri de dinî ve millî motivasyondur. İslâmiyetten önceki dönemlerde olduğu gibi; Osmanlı Türkleri de kendilerini dünya nizamını temin etmek üzere Allah tarafından vazifelendirilmiş biliyorlardı. Dolayısıyla Osmanlı fütuhatının herbiri bu amacı tahakkuk ettirmek maksadına hizmet ediyordu.
Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'u muhasara kararını topladığı meclise bildirmek üzere yaptığı konuşmada: "İ'lâ-yı kelimetullah ve ihya-ı minnet-i Resulullah etmeye makdurumu sarf eyleyem, tâ dünyada mûcib-i zikr-i cemil ve ukbâda bâis-i ecr-i cezil ola" demek suretiyle mefkuresini ilan ediyordu.
Câhiz'in de ifade ettiği gibi, vatan sevgisi Türk milletinin en önemli seciyesidir. Her millette vatan sevgisi olmasına rağmen Türklerde diğer milletlerden daha fazla ve daha köklüdür. Yine Câhiz'e göre, Türklerin harpte gösterdikleri maharet gibi tam ve mükemmel mahareti hiçbir millet gösteremez. Cihana hakim olma mefkûresi; vatan sevgisi ve savaş kabiliyeti ile birleşince; büyük fedakârlıklar ve kahramanlıklar ortaya çıkıyor ve çoğu zaman inanılması güç muvaffakiyetler hasıl oluyordu.

Özellikle İslâmiyetin vaadettiği şehidlik mertebesi, fedakârlığın boyutlarını artırmış ve olağanüstü başarıları netice vermiştir. Canını feda eder derecede düşmana hücum eden Türk askerleri karşısında batılılar, onların esrar, afyon gibi uyuşturucu maddeler kullandıklarını iddia etmişlerse de bunun gerçekle bir ilgisi yoktur. XVII. yüzyıl sonunda bir askerî yazar, Osmanlı askerleri hakkında şöyle demektedir: "Onlar büyük bir heyecanla ve taşkınlıkla "Allah Allah" diye bağırarak taarruza geçerler. Açıkta olup olmadıklarına, cepheden veya yandan düşmana görünüp görünmediklerine aldırmazlar... Onları bu vaziyette görünce sanki ölümden hiç korkmuyorlar sanırsınız.

Zira onların, kuşatılanların ateşine meydan okudukları görülür. 1683 Viyana kuşatmasında; savunanlar taarruz edenlerin üzerine 41.700 mermi, 6.650 bomba, 805.000 el bombası attılar. Büyük tahribat yapan ve hızla ateş eden toplar kullandılar. Türklerin taarruzunu önlemek için üstlerine taşlar, kaynar yağlar ve daha başka ne buldularsa fırlattılar.

Tüm bu engellere rağmen onlar bir sur gediğinin üzerine çıkmak veya birkaç düşman yakalamak için yaralılarını çiğneyerek ileri atıldılar.
Türkler kazandığı toprağı kaybetmektense ölmeyi bir prensip olarak kabul ettiler.
Yukarıda bahsedilen fedakârlıklar hemen her muhasarada müşahede edilebilir. Ulubatlı Hasan'ın canı pahasına İstanbul surlarına çıkıp bayrağı diktiğini hepimiz biliyoruz. Bunun gibi Zigetvar muhasarasında da bir yeniçeri bölükbaşısı, merdivenle surlara tırmanıp, mazgal deliğine kumbarayı yerleştirirken şehid edilmiş; ancak bombanın patlamasıyla surda büyük bir gedik açılması mümkün olmuştur.
İstanbul muhasarasına katılan ve tebşir ve teşvikleriyle fetihte önemli katkıları olan Akşemseddin ve Akbıyık Sultan gibi; her bir fetihte benzer din önderleri bulunmuş ve muzafferiyet konusunda müjdeler vererek orduyu manen motive etmişlerdir.

4. Meşveret Usulü

Meşveret usulü Türk millî kültürünün en önemli unsurlarından birini teşkil eder. İslâmiyetten önceki dönemlerde de var olan bu müessese Osmanlılar zamanında daha da sistemleştirilmiştir. Osmanlılar savaş kararlarını mutlaka harp meclislerinde alırlardı. Alınan bu kararlar Şeyhülislâm'ın onayına sunulur ve dinî-hukukî bir mahiyet kazanması temin edilirdi. Harp meclislerinde herkesin serbestçe görüş beyan etmesine imkân tanınır, muhalif fikir beyan edenler susturulmazdı. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'u kuşatma kararını harp meclisinde aldığı gibi; muhasara sırasında da harp meclisini toplamış ve harbin gidişatını müzakere etmiştir. Yöneticiler karar kendi görüşlerine uygun olmasa da sonucu benimsemiş ve ona göre hareket etmişlerdir.

Meselâ Sokollu Mehmed Paşa, Kıbrıs muhasarasına muhalefet etmesine karşılık muzafferiyet için elinden geleni yapmaktan geri durmamıştır. Kimi zaman yöneticiler, - Kandiye muhasarası sırasında olduğu gibi - herkes tesir altında kalmadan görüşlerini beyan edebilsinler diye toplantıyı terketmişler ve alınan karara da uymuşlardır. Bu tavrın savaşa katılanların fedakârlığını artırdığı; aksi tutumların ise -II. Viyana muhasarasında Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın baskı yapması gibi- olumsuz neticeler verdiği görülmektedir.

Osmanlı Devleti'nin kendisini muvaffakiyete götüren sistemindeki çözülmeye çareler arayan ve devlet adamlarına nasihatlarda bulunan Defterdar Sarı Mehmed Paşa, serdar veya seraskerin özelliklerini sayarken: "Her işte danışmayı elden bırakmayalar. Amma her kişi ile de danışma yapmayalar. İş görmüş, vuruş ile savaşta bulunmuş, sır saklar, iyilik sever kimselerle danışıp, onlara sırlarını açalar" demek suretiyle meselenin ehemmiyetini vurgulamaktadır. Bu tavsiyeye uygun olarak Osmanlı Padişahları, seferlerde, yanlarında danışmanlık hizmeti yapmak üzere "sarayın şeref görevleriyle onurlandırılmış" bir kurmay heyeti bulundururlardı.

5. Sonuç

Osmanlı ordusu, Yükselme Dönemi’nin sonuna kadar bir ordunun başarılı olması için gereken özelliklere sahip olmuştur. Kendinden önceki teknolojik mirasa sahip çıkmakla kalmamış, sürekli yenilenmeyi hedeflemiştir. Çevresindeki gelişmeleri yakından takip etmiş ve kendisine lüzumlu olanları almak suretiyle daha da geliştirmiştir. Bu suretle sürekli bir yenilenme ile çoğu defa düşman karşısına yeni silahlar ve metotlarla çıkmış ve düşmanlarını dehşete düşürmüştür. Osmanlı askeri sahip olduğu disiplin ve düzen sayesinde düşmanını hayrete düşürecek manevralar yapmış ve çoğu zaman inanılması güç başarılar kazanmıştır. Sahip olduğu dini değerler ve millî kahramanlık hisleri sonucu kanını ve canını milleti için feda edebilmiştir. Türk komutanının kendini bir neferden ayırt etmemesi askerin fedakarlığını artıran önemli bir unsur olmuştur. Osmanlı Devleti’nde savaş kararları verilirken divanlar toplanmış ve kararlara çoğu zaman halkın katılımı sağlanmıştır. Bu da halkın katılmış olduğu bu kararları sahiplenmesini netice vermiş, başarıyı etkileyen unsurlardan biri olmuştur.
Alinti.
Osmanlı neden bu kadar başarılı idi?

Osmanlı ordusunun en önemli özellikleri ve onu muvaffakiyete ulaştıran en önemli unsurlar şüphesiz âmirlerine itaat, nizam, intizam, temizlik...


1. Silah Teknolojisindeki Üstünlük

Osmanlı ordusu kuruluşundan itibaren yeniliklere açık olmuştur. Devletin gelişme seyrine göre ortaya çıkan ihtiyaçlar zamanında tespit olunmuş ve buna uygun düzenlemeler yapılarak sürekli terakki temin edilebilmiştir. Uç beyliğinden cihan devletine uzanan çizgide, her safhada bu özelliği müşahede etmek mümkündür. Başlangıçta hafif süvari birliklerinden oluşan Osmanlı askerî kuvvetleri; XVI. yüzyılda teknik ve taktik seviyesi itibariyle dünyanın en güçlü ordusu haline gelmiştir. Bu başarıda en önemli etkenler; silah teknolojisinde sürekli yenilenme ve taktik olarak bu silahların kullanılmasındaki beceridir. Özellikle ordunun eğitim ve disiplin yönünden gelişmiş olması yeniliklerin alınmasında ve geliştirilmesinde önemli bir etken olmuştur. Bu sayede Osmanlı Devleti, savaşlarda ele geçirdiği düşman silahlarını kısa sürede geliştirmiş ve etkin olarak kullanabilmiştir. Böylece Avrupa ordularına üstünlük kurulabilmiştir. Sadece düşmandan ele geçirilen silahlarla yetinilmemiş; zaman zaman Avrupa'dan uzmanlar getirilerek, onların çalışmalarından da istifade edilmiştir

Osmanlılar, düşman silahlarını alıp geliştirdikleri gibi, yeni icatlarla da güçlerini artırmışlardır. Havan topu ve infilakli tahrip bombaları, tarihte ilk defa Osmanlı ordusu tarafından kullanılmıştır. Sipahinin, hareket kabiliyetini azalttığı gerekçesiyle direnmesine karşılık; yeniçeriler, erken devirlerden itibaren tüfenk kullanmaya başlamışlardır. İlk defa Varna ve II. Kosova muharebelerinde başlanılan tüfenk kullanımının Fatih zamanında yeniçeriler arasında tam olarak yerleştiği görülmektedir.

Yeniçerilerin tüfenge intibaktaki bu başarısı; zamanla öteki İslâm ülkelerine de etki etmiş ve önlerindeki bu mükemmel örneği taklit ederek gelişmeye çalışmışlardır. Avrupa'ya yakınlığının avantajını iyi kullanan Osmanlılar, Balkanlarda görüp geliştirdiği ateşli silahlardan top ve tüfengi doğudaki İslâm ülkelerine ulaştırarak, onların da istifadesine sunmuştur. Bu cümleden olarak Osmanlılar, 1511 yılında Memluklulara; 1517'de Açe Sultanlığı'na; değişik zamanlarda Habeşistan'a ve Hindistan'a top ve tüfenk yardımı yapmıştır Hindistan'da kullanılan top isimlerinin Türkçeden geçmiş olması Hindistan'da Osmanlı tesirlerini açıkça göstermektedir. Ayrıca Babür'ün ve Gücerat Sultanı'nın emrinde hizmet eden Osmanlı topçularının, muharebe taktiklerini Osmanlı usulünce uyguladıkları da bilinmektedir.

2. Disiplin

Osmanlı ordusunun en önemli özellikleri ve onu muvaffakiyete ulaştıran en önemli unsurlar şüphesiz âmirlerine itaat, nizam, intizam, temizlik, kısaca disiplindir. Osmanlılar karşısında mağlup olan batılılar, onların bu başarısını çoğu kez ordularının çok kalabalık oluşuyla açıklamışlardır. Halbuki araştırmalar bunun doğru olmadığını ortaya koymaktadır.
Osmanlı zaferleri ordunun kalabalıklığı ile değil; komuta kalitesi, disiplin, eğitim ve taktik üstünlüklerle kazanılmıştır.

Rodos muhasarasında Kanunî'nin yaptığı gibi çok üstün oldukları zamanlarda bile Osmanlı padişahları, temkinli olmuşlar ve itidali elden bırakmamışlar; planlı ve programlı hareket etmişlerdir. Dolayısıyla hiçbir zaman maceracı ve keyfî bir davranış gösterilmemiştir.
Önceden hazırlanmış bir planı tatbik eden ordu; sefer yürüyüşlerinde en ufak bir disiplinsizlik göstermezdi. Osmanlı ordugahını gören batılılar; fevkalâde sessizlik ve birlikler arasında mevcut olan şahsî ve genel temizlik karşısında hayretlerini ve takdirlerini gizlememişlerdir. Seferlerde kimsenin malına zarar verilmezdi.

Böyle bir şey olduğunda zarar veren cezalandırıldığı gibi mağdur olanların zararları da karşılanırdı. Asker, ihtiyaç duyduğu bir malzemeyi halktan almak zorunda kalırsa pazarlık ederek ve parasını peşin ödeyerek satın alırdı. Seferlerde kadın ve kızlara tecavüz ve taarruz edildiği gibi herhangi bir halden şikayet edildiği vaki değildi. Ordu, dünyanın en ilâhî nizamına riayet ettiğinden şaşılacak derecede büyük bir sessizlik içinde hareket eder ve manevra yapardı. Kesinlikle içki kullanmayan Osmanlı askeri üstlerine ve emirlere mutî, müteyakkız ve kanaatkâr bulunuyor ve bu hal de niza, gürültü ve fesadı önlüyordu. Bertrandon de la Broquiere, "bizimkilerin on tanesi, onların bininden daha fazla gürültü yapar" demektedir.

Rodos muhasarasından sonra alınan şehirde resmi geçit yapan 30.000 kişiden bir tek ses çıkmamış, ayak seslerinden başka gürültü duyulmamıştır.
Osmanlı ordugahı daima temizdir. En mütemeddin milletin, en iyi şehri o kadar temiz halde değildir. Çukurlar dolup taaffüne başlayınca orası toprak ile doldurulup başka yere çukur açılır; çitler evvelki yerden kaldırılarak bu yeni abdesthanenin etrafına konulur, böylece bütün ordugahta en ufak mertebede murdarlık ve pislik bulunmaz. Osmanlı ordusundaki adalet ve hakkaniyet hali ve temizlik; tertibat ve muvaffakiyetin en önemli etkenleridir. Poul Jove, Osmanlı askerlerini üç noktadan Hıristiyan askerlerinden üstün bulmaktadır: Âmirlerine tereddütsüz itaat ederler, muharebede canlarını düşünmezler, ekmeksiz ve şarapsız, sadece su ve arpa ile kanaat ederek uzun zaman yürüyebilirler. Thevenot da, "bir şeyleri eksik olduğu zaman sabrederler" demektedir. Postel ise, Hıristiyanların üç günde alacağı yolu bir gecede giderek süratleriyle şaşkınlık uyandırırlar demektedir.

3. Dinî ve Millî Motivasyon

Osmanlı ordusunu muvaffakiyete ulaştıran önemli unsurlardan biri de dinî ve millî motivasyondur. İslâmiyetten önceki dönemlerde olduğu gibi; Osmanlı Türkleri de kendilerini dünya nizamını temin etmek üzere Allah tarafından vazifelendirilmiş biliyorlardı. Dolayısıyla Osmanlı fütuhatının herbiri bu amacı tahakkuk ettirmek maksadına hizmet ediyordu.
Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'u muhasara kararını topladığı meclise bildirmek üzere yaptığı konuşmada: "İ'lâ-yı kelimetullah ve ihya-ı minnet-i Resulullah etmeye makdurumu sarf eyleyem, tâ dünyada mûcib-i zikr-i cemil ve ukbâda bâis-i ecr-i cezil ola" demek suretiyle mefkuresini ilan ediyordu.
Câhiz'in de ifade ettiği gibi, vatan sevgisi Türk milletinin en önemli seciyesidir. Her millette vatan sevgisi olmasına rağmen Türklerde diğer milletlerden daha fazla ve daha köklüdür. Yine Câhiz'e göre, Türklerin harpte gösterdikleri maharet gibi tam ve mükemmel mahareti hiçbir millet gösteremez. Cihana hakim olma mefkûresi; vatan sevgisi ve savaş kabiliyeti ile birleşince; büyük fedakârlıklar ve kahramanlıklar ortaya çıkıyor ve çoğu zaman inanılması güç muvaffakiyetler hasıl oluyordu.

Özellikle İslâmiyetin vaadettiği şehidlik mertebesi, fedakârlığın boyutlarını artırmış ve olağanüstü başarıları netice vermiştir. Canını feda eder derecede düşmana hücum eden Türk askerleri karşısında batılılar, onların esrar, afyon gibi uyuşturucu maddeler kullandıklarını iddia etmişlerse de bunun gerçekle bir ilgisi yoktur. XVII. yüzyıl sonunda bir askerî yazar, Osmanlı askerleri hakkında şöyle demektedir: "Onlar büyük bir heyecanla ve taşkınlıkla "Allah Allah" diye bağırarak taarruza geçerler. Açıkta olup olmadıklarına, cepheden veya yandan düşmana görünüp görünmediklerine aldırmazlar... Onları bu vaziyette görünce sanki ölümden hiç korkmuyorlar sanırsınız.

Zira onların, kuşatılanların ateşine meydan okudukları görülür. 1683 Viyana kuşatmasında; savunanlar taarruz edenlerin üzerine 41.700 mermi, 6.650 bomba, 805.000 el bombası attılar. Büyük tahribat yapan ve hızla ateş eden toplar kullandılar. Türklerin taarruzunu önlemek için üstlerine taşlar, kaynar yağlar ve daha başka ne buldularsa fırlattılar.

Tüm bu engellere rağmen onlar bir sur gediğinin üzerine çıkmak veya birkaç düşman yakalamak için yaralılarını çiğneyerek ileri atıldılar.
Türkler kazandığı toprağı kaybetmektense ölmeyi bir prensip olarak kabul ettiler.
Yukarıda bahsedilen fedakârlıklar hemen her muhasarada müşahede edilebilir. Ulubatlı Hasan'ın canı pahasına İstanbul surlarına çıkıp bayrağı diktiğini hepimiz biliyoruz. Bunun gibi Zigetvar muhasarasında da bir yeniçeri bölükbaşısı, merdivenle surlara tırmanıp, mazgal deliğine kumbarayı yerleştirirken şehid edilmiş; ancak bombanın patlamasıyla surda büyük bir gedik açılması mümkün olmuştur.
İstanbul muhasarasına katılan ve tebşir ve teşvikleriyle fetihte önemli katkıları olan Akşemseddin ve Akbıyık Sultan gibi; her bir fetihte benzer din önderleri bulunmuş ve muzafferiyet konusunda müjdeler vererek orduyu manen motive etmişlerdir.

4. Meşveret Usulü

Meşveret usulü Türk millî kültürünün en önemli unsurlarından birini teşkil eder. İslâmiyetten önceki dönemlerde de var olan bu müessese Osmanlılar zamanında daha da sistemleştirilmiştir. Osmanlılar savaş kararlarını mutlaka harp meclislerinde alırlardı. Alınan bu kararlar Şeyhülislâm'ın onayına sunulur ve dinî-hukukî bir mahiyet kazanması temin edilirdi. Harp meclislerinde herkesin serbestçe görüş beyan etmesine imkân tanınır, muhalif fikir beyan edenler susturulmazdı. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'u kuşatma kararını harp meclisinde aldığı gibi; muhasara sırasında da harp meclisini toplamış ve harbin gidişatını müzakere etmiştir. Yöneticiler karar kendi görüşlerine uygun olmasa da sonucu benimsemiş ve ona göre hareket etmişlerdir.

Meselâ Sokollu Mehmed Paşa, Kıbrıs muhasarasına muhalefet etmesine karşılık muzafferiyet için elinden geleni yapmaktan geri durmamıştır. Kimi zaman yöneticiler, - Kandiye muhasarası sırasında olduğu gibi - herkes tesir altında kalmadan görüşlerini beyan edebilsinler diye toplantıyı terketmişler ve alınan karara da uymuşlardır. Bu tavrın savaşa katılanların fedakârlığını artırdığı; aksi tutumların ise -II. Viyana muhasarasında Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın baskı yapması gibi- olumsuz neticeler verdiği görülmektedir.

Osmanlı Devleti'nin kendisini muvaffakiyete götüren sistemindeki çözülmeye çareler arayan ve devlet adamlarına nasihatlarda bulunan Defterdar Sarı Mehmed Paşa, serdar veya seraskerin özelliklerini sayarken: "Her işte danışmayı elden bırakmayalar. Amma her kişi ile de danışma yapmayalar. İş görmüş, vuruş ile savaşta bulunmuş, sır saklar, iyilik sever kimselerle danışıp, onlara sırlarını açalar" demek suretiyle meselenin ehemmiyetini vurgulamaktadır. Bu tavsiyeye uygun olarak Osmanlı Padişahları, seferlerde, yanlarında danışmanlık hizmeti yapmak üzere "sarayın şeref görevleriyle onurlandırılmış" bir kurmay heyeti bulundururlardı.

5. Sonuç

Osmanlı ordusu, Yükselme Dönemi’nin sonuna kadar bir ordunun başarılı olması için gereken özelliklere sahip olmuştur. Kendinden önceki teknolojik mirasa sahip çıkmakla kalmamış, sürekli yenilenmeyi hedeflemiştir. Çevresindeki gelişmeleri yakından takip etmiş ve kendisine lüzumlu olanları almak suretiyle daha da geliştirmiştir. Bu suretle sürekli bir yenilenme ile çoğu defa düşman karşısına yeni silahlar ve metotlarla çıkmış ve düşmanlarını dehşete düşürmüştür. Osmanlı askeri sahip olduğu disiplin ve düzen sayesinde düşmanını hayrete düşürecek manevralar yapmış ve çoğu zaman inanılması güç başarılar kazanmıştır. Sahip olduğu dini değerler ve millî kahramanlık hisleri sonucu kanını ve canını milleti için feda edebilmiştir. Türk komutanının kendini bir neferden ayırt etmemesi askerin fedakarlığını artıran önemli bir unsur olmuştur. Osmanlı Devleti’nde savaş kararları verilirken divanlar toplanmış ve kararlara çoğu zaman halkın katılımı sağlanmıştır. Bu da halkın katılmış olduğu bu kararları sahiplenmesini netice vermiş, başarıyı etkileyen unsurlardan biri olmuştur.
Alinti.
__________________
Rakı geçmişe, bira şimdiye, şarap geleceğe içilir..
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Alt 13 Haziran 2010, 00:57   #2
Çevrimdışı
glu
glu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cevap: Osmanlı neden bu kadar başarılı idi?




Tek sebep hepsine Bedel. ALLAH -c.c- Korkusu, Dinimize ve Efendimiz'e olan aşktır. Osmanlı Allah yolunda koştugundan Dünyanın en buyuk devleti olmuştur.. Eger türkiye Cumhuriyetide Allah yolunda giderse - inşallah birgün olacak- işte ozaman bizde dünyanın en büyük ülkesi olacagız...

  Alıntı ile Cevapla

Alt 13 Haziran 2010, 09:31   #3
Pentagram
Guest
Pentagram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cevap: Osmanlı neden bu kadar başarılı idi?




Daha fazla bilgi için Dücane Cündioğlu'nun Bir Mabed Savaşçısı: Cemil Meriç adlı kitabında yer verdiği Cemil Meriç'in Osmanlı'nın niçin bu kadar güçlü bir imparatorluk olduğunu gayet net bir şekilde açıklıyor. Ama kısaca şöyle özetleyebilirim: Avrupa devletlerinde fikir vardı, düşünce vardı ve düşünerek hareket ederlerdi Cemil Meriç'e göre ise bu bir riksti; ama Osmanlı İmparatorluğu bir hareket devletiydi, düşünmezdi, kılavuzu Kur'an-ı Kerim silahı ise kılıçtı. Bu yüzdendir ki aksiyonu hemen gerçekleştirip direk sonuca ulaşmak istediği için Osmanlı İmparatorluğu bu denli güçlü olabilmiştir der Üstad Cemil Meriç

  Alıntı ile Cevapla

Alt 13 Haziran 2010, 15:11   #4
Noyan
Guest
Noyan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cevap: Osmanlı neden bu kadar başarılı idi?




Cemil Meriç'e katılmıyorum. Kılavuzu Kuran-i Kerim olan bir devletin yöneticileri düşünmeden iş yaparlar mı? Maksat ne? Cihat. Hadi sefere gidelim. Bu mudur yani? Bu kadar da abartı şaşırtıcı doğrusu. Avrupa'lıların düşünsel yolu daha çok felsefi idi evet. Fakat bizde de büyük düşünürler vardı. İhtiyar heyetini hatırlayanlar bu yazının komple suya düştüğünü iyi bilirler. İhtiyar heyeti ve Divan kurulu nedir? Ne işe yarar? Bunları hatırlayınız..

  Alıntı ile Cevapla

Alt 13 Haziran 2010, 15:17   #5
Pentagram
Guest
Pentagram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cevap: Osmanlı neden bu kadar başarılı idi?




Ben sadece özetledim. Kitabı baştan sona -özellikle son tahlili- okursanız Üstad'a hak vereceksiniz. Bütün ritüeller yüce kitaba göre şekilleniyordu.
Alıntı:
Cihat. Hadi sefere gidelim. Bu mudur yani?

Evet budur. amaç bu zaten ve bu amacıda nasıl gerçekleştireceklerdi? Tabikide yüce kitaba göre. Aksiyon devletiydi Osmanlı İmparatorluğu.

  Alıntı ile Cevapla

Alt 13 Haziran 2010, 15:30   #6
Noyan
Guest
Noyan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cevap: Osmanlı neden bu kadar başarılı idi?




Tamam Kuran-i Kerim bir rehberdi. Rehberimizde neyin nasıl yapılacağı anlatılıyor değil mi? Cihatın adabı diyelim. Eğer sadece buna göre körü körü düşünmeden nüfusa dayanaraktan sefere çıkılıyor olsa idi bugün günümüzde neden yapamıyoruz? Demekki birşeyler eksik. Demekki son dönemlerde bazı açıklar vermişiz. Gözümüzün önünde olan ama gözümüzden kaçan bazı sızıntılar olmuş içimizde.

Düşünün ki cihat için sefere çıkarken ortalama 250.000 ile 500.000 askerle çıkardık. Zamanın ulaşım teknolojisi neydi? En iyisi at değil mi? Bu şartlar altında sefere çıkmak aylar sürüyordu. Hadi cihat yapalım. Hurra gidelim. Evet böyle birşey vardı ama bu bir düşünce şekli değildi. Bu bir amaçtı. Bu amacın arkasında tarif edilemeyecek kadar düşünce sistemi vardı. Kuran-i Kerim'in rehberliğinde elimizde bulundurduğumuz dünyayı yönetme şansını yine içimize sokulan ve çocukluktan yetiştirilmiş sahte hocaların Kuran-i Kerim'i yanlış yorumlamaları sebebiyle kaybetmişizdir.

İslam, ilmi işaret eder. İşte bu içimize sokulan sahte hocalar, "Dinde o teknoloji yasaktır, bunu yapmak yasaktır, şöyledir böyledir" gibi yanlış yönlendirmeler doğrultusunda bizi bizim silahımızla vurmuşlar ve gerilememize neden olmuşlardır. Bu tip insanları tespit edememek ise yine bizim hatamızdır.

Osmanlı İmparatorluğu'ndaki düşünce sistemi için bize sadece Divan Kurulu veya İhtiyar Heyeti örnekleri yeterlidir.

  Alıntı ile Cevapla

Alt 13 Haziran 2010, 16:41   #7
Pentagram
Guest
Pentagram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cevap: Osmanlı neden bu kadar başarılı idi?




Kitabı okumanı tavsiye ediyorum son kısımları özellikle Osmanlı hakkındaki düşüncelerini Üstad'ın o zaman bu değişimin nedeninide göreceksin.

  Alıntı ile Cevapla

Alt 17 Haziran 2010, 05:00   #8
Çevrimdışı
Cevap: Osmanlı neden bu kadar başarılı idi?




Osmanlı Devleti'nin bir çok özelliği ile başarılı olmuştur. Bunlar;

1- İstimalet Politikasıdır. Bu politika, özellikle dini hoş görüyü yaşama özgürlüğünü ön planda tutan ve genellikle rumelinin Türk-İslamlaşması adına büyük önem taşımıştır. Niye önem taşımaktaydı peki? Osmanlı kuruluş döneminde Balkanlarda Sırp krallığı, eflak beyleri, bulgar prensliği bulunmaktaydı ve halka karşı ağır vergiler yetmezmiş gibi birde köle gibi çalıştırmaktaydı. Osmanlı bunun tam tersini yaptı. işte bu şekilde politika yürütmesine istimalet politikası denilmektedir.
-
2. sebep ise, Osmanlı selçuklulardan, bazı kaynaklar ise daha önce benzeri uygulamanın Bizanslıların da uyguladığını söylemektedir ve doğrudur. Bu sistem ikta sistemiydi, Bu sistemi osmanlı daha da geliştirip hem Verimi, hem tarımı hem vergiyi hemde asker sağlamıştır. Bu sistem osmanlıda Tımar sistemidir. Tımarlar Osmanlı Devleti bozulmaya gitmeden önce 3'e ayrılırdı. Has, zeamet, tımar. Bu ayrım gelirlere göre yapılırdı. Tımar geliri 20 bin akçeye kadar olan topraklara tımar denilirdi ki, bunlar genellikle bir tımarlı sipahiye verilir ve verilen toprakta gelir elde edilir vergi alınır ve tımarın büyüklüğüne göre savaş durumunda asker gönderilirdi. Zeamet ise, geliri 20 bin ile 100 bin arasında olan topraklardı, Has ise, 100 binden fazla geliri olan topraklardı ve osmanlı padişahları, ailesi ve üst rütbeli kişilere ayrılırdı bu topraklar. gelirleri direk padişaha aittir.
Osmanlı bu sistemi bu şekilde geliştirerek verimi, askeri, hazineyi(vergiyi) toplamıştır.
Daha sonraki yıllarda nakit para sıkıntısı yüzünden iltizam sistemi çıkmışsada pekte son dönemlerine denk gelir. Mukata'a, malikane sistemi vb. son dönemlerdedir.
Aynı zamanda daha çarpıcı bir durum vardır toprak sistemi ile ilgili, bu ise, Kılıç hakkıdır. Daha önceki Türk devletlerinde bir yer fethedilirse o yer fethedene aittir. Tıpkı Osmanlının Selçuklulardan ayrılması veya Selçukluların yıkılışında birçok beyliğin olması bundandır. Osmanlı bunu yapmadı, Osmanlının önemli paşaları vardı. Evranos paşa, mihal paşa(yabancıdır) akçakoca vb. bunların aldığı yerler oldu ama osmanlı bunlara kayd-ı hayat şartıyla(hayatta olduğu sürece) onlara verildi, onlar ölünce o topraklar osmanlıya tamamen bağlandı ve o paşaların aldığı bir çok Anadolu toprağı vardır isimleriyle anılan.. Toprak sistemi bu şekildeydi.

3. sebep ise, osmanlının ekonomik dengesiydi, osmanlı Narh sistemi uygulamıştır. Bu sistem esnaflarda dengeyi sağlamak amacıyla kullanılıp sürekli denetlenilirdi. Böylelikle esnaf kontrolü devlet elindeydi. Bir esnaf fazladan veya azdan birşey satarsa yanındaki esnaf zarar görürdü. Devlet o derece disiplinli bir ekonomik sisteme sahipti. İhracat yasaktı, ithalat bi nebze vardı. İlk önce devlet doyurlurdu geride birşey kalırsa ihrac edilebilmekteydi oda kanunlarla kısıtlanmıştı.
-
4. nedene gelirsek klasik bir cümle olarak Osmanlı hep batıya doğru yöneldi, Anadolu'daki kısır çekişmelerden uzak durup iyi geçindi beyliklerle. Gaza ve cihad ülküsü içinde hep Bizans'a daha sonra Rumeli ve Avrupa içlerine kadar..
-
5. nedene gelirsek O dönemde siyasi birlik yoktu. İlhanlılar yıkılışa geçmişti(moğollar) Bizans'ın durumu belliydi yani iç kargaşa ve tekfur denilen valilerin çatışması, ksıacası hiç iyi olmayan bir durumdaydı. Balkanlarda tabiki iç kargaşa çatışma hiç bitmemekteydi. O DÖNEMDE EN ÖNEMLİ OLAY 100 YIL SAVAŞLARIYDI. Bu savaşlar osmanlının ilerlemesine Avrupa'nın kayıtsız kalmasına neden olmuştur. Osmanlı rahat ilerleyebilmiştir. Haçlı seferleri daha önce başarısız sonuçlanmıştı, Artık papa'ya güven eskisi gibi üst düzeyde değildi.
-
6. nedene gelince Osmanlı bilime sanata kültüre eğitime çok büyük önem vermiştir. Bu yüzden Osmanlı Padişahları bilgili kendini bilen iyi eğitim görmüş kişilerdi. Savaş sanatını çok iyi bilip savaşlarda komutanlık yapan kişilerdi Taki 3. Selim'e kadar.

7. nedene gelince Eğitim Osmanlı'yı en üst dereceye ulaştıran etkenlerin başındaydı. Murad döneminde Enderun okulunun açılması, Fatih döneminde özellikle devşirme kökenli kişileri yönetici yapma amacı ve böylelikle Türk beylerini yönetimden uzaklaştırıp merkezi otoriteyi güçlendirmesi. Fatih Sultan Mehmet, "Ali Kuşçu"yu Bağdad'tan İstanbula Gelmesi için Geldiği her mesafe için altın saymıştır. O derece eğitime önem vermiştir. Şuanki İstanbul Üniversitesin(Sahn-ı Seman Medresesi'nin) ilk Müderrisi de Ali Kuşçu'dur ve Büyük bir alimdir, Semerkant doğumlu olup 1462-3'lerde Uzun Hasanla Yapılan savaşta Arabuluculuk görevini üstlenen ünlü Türk-İslam alimidir. Eğitimde sadece dini değil pozitif bilimlerde okutulur ve eğitim daha sonra zorunlu hale getirilmiştir. Eğitimle Yönetim kadrosu sağlamlaştırılırdı. Osmanlı bu kadar büyük bir imparatorluktu.

8. Askeri düzeni ve sistemidir. Orhan bey döneminde yaya ve müsellem(atlı) ordusu kurularak ilk askeri teşkilatlanmaya gidilmiş daha sonra Ocaklar kurularak asker yetiştirilmiştir. Hristiyan aileler çocuklarını osmanlı askeri olması için rızasıyla verirlerdi. Çünkü ileride iyi bir yönetici veya asker olabilir ve onlara bakabilirdi huzur ve refah bolluk içinde. Bu sistem osmanlıda Pençik sistemidir ki bu Penç(beş) demektir farzçada. Bu sistemle, her hristiyan ailenin 5 çoğundan 1'i osmanlı ocaklarına alınırdı. zayıf, sıska, yaşı ilerlemiş, zengin ve tek çocuklu ailelerden alınmazdı. Bu çocuklar ilk başta Anadolu'nun mütevazi ailelerinin yanında Türk gelenek ve göreneklerine göre yetiştirilir sonra ocağa alınırdı. Orda eğitimlerden geçip hangi alanda iyiyse o alana gönderilirdi.

9. nedene gelirsek osmanlının sosyal yapısıdır. Osmanlı da sosyal tabakalaşmalar olmamıştır. Avrupa gibi Burjuva, Asiller, Rahipler, Köleler(Self) gibi tabakalar bulunmamaktaydı. Topraklar Osmanlı Hanedanına aitti, toprağa dayalı hakimiyet sadece devlete aitti bireye değil.

10. neden Osmanlı devleti hanedanlık sistemini değiştirmiştir, ilk önce "Osmanlı Hanedanın ortak malıdır" denildi daha sonra "Osmanlı sadece Hükümdarın ve Onun Çocuklarının Malıdır" şeklinde yönetimsel değişikliğe giderek merkezi otoriteyi güçlendirip amcaları kardeşleri devre dışı bırakmıştır. Fatih dönemindeki kanunnamesin de ise kardeş katli fetva ile resmileştirilmiştir.

11. neden ise, Vakıf devleti sosyal devlet anlayışı olmasıydı, Diğer sömürge devletleri gittiği yeri yağmalarken yakarken, Osmanlı fettettiği yerlerde vakıflar, camiler, yollar, köprüler, medreseler, saraylar, külliyeler, bedestenler kurmuştur. Bakınız günümüzde Osmanlı devleti sınırlarında olup Osmanlı'nın orda yapmadığı bir cami, bir medrese, bir yol yoktur. Yani Her yere kendisini ve kültürünü yaşatmıştır, Yağlamamış yaşatmıştır. Sosyal devlet düşüncesine sahipti çünkü tebaasında hiç ayrım yapmazdı herkes eşitti. Aynı mahkemelerde yargılanır aynı mahkemelerde sorunlar çözülürdü. Hatta kadıların bir yerde bulunma süresi bile 3 yıl olarak sınırlandırılmıştı çünkü rüşvet, adam kayırmayı önlemek için. Osmanlı BU GİBİ NEDENLER YÜZÜNDEN BAŞARILIYDI.

nedenleri 4-5 tane daha uzatabilirdik. Ama bunlar canalıcı noktalardır. Tekrar gözden geçirdiğimde eksik bir kısım kalmışsa ilave ederim.

NOT: Bu bilgileri neye dayanarak sundum, ben kimim neden bu bilgilere itimat edilsin şeklinde düşündüm ve şu şekilde cevap vermek istiyorum. Tarih alanında 4 yıl eğitimimi alıp başarılı bir şekilde bitirmiş aynı zamanda Tarih alanında yüksek lisansımı yaptım. Bu alanla ilgili yüzlerce kitap okudum. Halil inalcıktan ilber ortaylıya, Yusuf halaçoğlundan Fuad köprülüye kadar..

(Ç)ALINTI DEĞİLDİR
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

__________________
Şimdi Saat Sensizliğin Ertesi..

Konu CesuryureK tarafından (17 Haziran 2010 Saat 18:16 ) değiştirilmiştir.
  Alıntı ile Cevapla

Alt 17 Haziran 2010, 21:39   #9
Çevrimdışı
Cevap: Osmanlı neden bu kadar başarılı idi?




Çok güzel söylenicek söz yok..

  Alıntı ile Cevapla

Cevapla

Etiketler
bu, idi, kadar, neden

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ne kadar başarılı olduğunuzu nasıl anlarsınız? Amelia Kişisel Gelişim 0 01 Şubat 2014 12:27
'Neden' yerine 'Nasıl'ı kullanın daha başarılı olursunuz Sevda Kişisel Gelişim 0 09 Mart 2013 15:05
İçe Dönükler Hayatta Ne Kadar Başarılı Liaaa Ruh Sağlığı 0 04 Nisan 2012 19:05
Derslerde neden başarılı olamıyoruz ? Süslü Komedi ve Mizah 2 20 Ocak 2010 18:57
"Ummadığım Kadar Başarılı... Kralice Haber Arşivi 0 03 Aralık 2008 13:44