IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  kral sohbet




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 31 Mart 2018, 13:19   #1
Çevrimdışı
Günümüze kadar Düşünce Tarihi


sohbet



Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Felsefe M.Ö.6.yüzyılla 5.yüzyılarasında kalan bir dönemde aynı anda dünyanın birçok yerinde başlamıştır. İnsanların yerleşik alışkanlıkları, dini inançları ve mitolojik inanışlarla yetinmeyerek yeni bir düzen oluşturmaya çalıştılar. Düşüncenin kendilerinde belli bir soyutlaşma eğilimine girdiği bu bilge yada filozoflar, daha derinlikli sorular sorup, daha iddialı, daha spekülatif ve ihtiraslı yanıtlar ortaya koydular.

Sokrates öncesi Doğa Felsefesinde; ilk filozofların görüşlerinde, bir varlık felsefesi, varlık üzerine sistematik bir düşünüm olarak ortaya çıkmıştır. İlk doğa filozofları arkhe problemi üzerinde yoğunlaşmış ve dolayısıyla, dış dünyadaki varlıkların kendisinden doğduğu ilk maddeyi belirlemeye çalışmıştır.

Yaklaşık M.Ö. 5. Yüzyılın ortalarında, Yunan’da büyük bir felsefeli dönüşüm yaşanır. Varlık ya da gerçeklik üzerine çıkar gütmeyen felsefi spekülasyonun ardından, felsefenin merkezine insan geçirilir; felsefi ilgi, evrenden insana dönerken, kozmoloji ve ontoloji ile ilgili önemli entelektüel sorulardan insan yaşamı ve eylemiyle ilgili ivedilikle cevaplanması gereken sorulara doğru kayar. Artık filozoflar dikkatlerini daha ziyade etik ve siyaset felsefesine çevirirken, felsefeye tam bir hümanizm hakim olur. İnsan üzerine felsefenin belirleyici motifi, insanın bilme ve anlama isteğini karşılamak, merakını gidermek amacı dışında kalan bir takım pratik amaçlar olur.

İnsanın bilgiye ulaşırken kullandığı güç ve yetilerin güvenilirlik ve yeterliliklerini sorgulamaya başlar ve dolayısıyla eleştirel, sorgulayıcı ve analitik bir tutum takınmak anlamında sistematik felsefeyle meşgul olurlar. Platon ve Aristoteles, tarihin tanıdığı ilk ve en büyük felsefe sistemlerini oluştururlar. Sistematik felsefe dönemi, bu anlamda bir sentezden meydana gelir. Sistematik felsefe döneminin tek bir merkezi vardır: Atina. Yine bu dönem, bilimsel araştırmayla felsefe faaliyetinin, eğitim ve öğretimin kurumsal bir nitelik kazandığı dönem olmuştur. Bu çağda, eğitim ve araştırma faaliyeti için Platon Akademi’yi, Aristoteles de Lise’yi kurmuş ve araştırma faaliyetlerini burada sürdürmüşlerdir.

Hellenistik Felsefe dönemi, klasik kuramların, vuku bulan çok temel sosyal ve politik değişimlere bağlı olarak büyük bir dönüşüme uğradığı bir dönemdir. En önemli özelliği, bu felsefenin konularını mantık, fizik ve etik şeklinde düzenlemesidir. Bu dönemde felsefe okulu yadadoktrinal bir felsefe (i) belli bir doğruluk ölçütü de ihtiva eden bir keşif metodolojisi, (ii) dünyanın kökeni, bileşenleri, yapı ve düzeniyle insanın ondaki yerine ilişkin bir kavrayış ve (iii) mutluluğun ne olduğuna ve ona nasıl ulaşılacağına ilişkin bir açıklama ortaya koymak durumunda olan bir sistemden meydana gelmekteydi. Ama Helenistik dönemde bu üç konudan etiğin çok daha öne çıkğı söylenebilir. Bunun nedeni, bireyin amacına ulaştığı, iyi bir yaşam sürdüğü, kendisini her bakımdan evinde gibi hissettiği kent devletinin yıkılması, yerini alan imparatorlukla birlikte, bilinen dünyanın sınırlarının genişlemesi ve bireylerin kaçınılmaz bir biçimde dünyaya, topluma ve kendilerine yabancılaşmaları, yalnız ve başıboş kalmalarıdır.

Ortaçağ felsefesi, Batı’da Hristiyan Ortaçağ felsefesi olarak M.S. 2.ve 3.yüzyıldan 8.yüzyıla kadar olan Patristik felsefeyle, 8.yüzyıldan 15.yüzyıla kadar süren Skolastik felsefeden meydana gelir. Hristiyan Ortaçağ Felsefesi’nin doğuşunun temelinde iki şey yada çabanın bulunduğu hemen herkes tarafından kabul edilir. Bunlardan birincisi, vahyolunan ilahi kelama yani Yeni Ahit’in öğretilerine tam ve dakik bir anlam kazandırma, bu öğretileri serimleme çabasıdır. Buradan hareketle özel olarak Hristiyan felsefesinin, genel olarak da Ortaçağ felsefesinin kökeninde kutsal kitabın bizatihi kendisinin bulunduğu söylenebilir. İkinci ve daha özel nedeni ise Kilise Babaları yada Apolojistlerin Hristiyanlığı savunma çaba ve gayretleridir. Nitekim bu şekillendirici dönemin felsefi açıdan en önemli konusunu, Hristiyanlığın kurtarıcı hakikatlerinin felsefi spekülasyonun sonuçlarıyla nasıl bir ilişki içinde olduğunu belirleme problemi oluşturmuştur. Ortaçağ felsefesinin bir diğer önemli ve özgün felsefe geleneği İslam felsefesidir. İslam felsefesi, Batı’nın Patristik felsefenin ardından ağır bir “Karanlık Çağ’a” girdiği sırada, kültür tarihinde özellikle bilginin sadece korunmasına değil fakat yeni katkılarla zenginleşmesine önemli katkılarda bulunmuş; bu anlamda, antik felsefe ile 12.yüzyıl sonrası Skolastik Hristiyan felsefesi arasında köprü görevi yerine getirmiş bir felsefe geleneği olarak ortaya çıkmıştır. İslam felsefesi çok genel bir biçimde, bir bütün olarak İslam kültüründen doğmuş olan felsefe geleneği diye tanımlanabilir.
8.yüzyılla 15.yüzyıl arasında kalan dönemin felsefesi olarak tanımlanan Skolastik felsefedir. Skolastik felsefe bir takım dini eğitim kurumlarında belli bir geleneğin parçası olarak yaratılmış olan felsefedir.

Rönesans felsefesi bir geçit döneminin, yani Avrupa uygarlığının yaklaşık bin yıl süren Ortaçağ ile Yeniçağ arasındaki dönemin felsefesidir. Bunun nedeni onun hem Ortaçağ felsefesiyle süreklilik arz etmesi hem de felsefe de bir ‘yeniden doğuşu’ temsil etmesidir.
17.yüzyıl Rönesansın birikimlerini değerlendiren ve sistemler kuran bir yüzyıldır; akıl öne çıkar ve kesin ve güvenilir bilgi türü olarak matematik seçilmiştir.

Avrupa’da 17. yüzyılın ikinci yarısıyla, 19. yüzyılın ilk çeyreğini kapsayan ve önde gelen birtakım filozofların aklı insan yaşamındaki mutlak yönetici ve yol gösterici yapma ve insan zihniyle bireyin bilincini, bilginin ışığıyla aydınlatma yönündeki çabalarıyla seçkinleşen kültürel dönem, bilimsel keşif ve felsefi eleştiri çağı, felsefi ve toplumsal harekettir 18.yüzyıl felsefesidir. 18.yüzyıl içinde yer alan Aydınlanma hareketi, düşünce ve ifade özgürlüğü, dini eleştiri, akıl ve bilimin değerine duyulan inanç, sosyal ilerlemeyle bireyciliğe önem verme başta olmak üzere, bir dizi ilerici fikrin gelişimine katkıda bulunmuşlardır. Öyle ki söz konusu temel ve laik fikirlerin modern toplumların ortaya çıkışında büyük bir rolü olmuştur.
19.yüzyıl felsefesi liberalizm ile sosyalizmin çekiştiği bir ideolojiler çağı olmuştur. Öncelikli olarak Alman felsefesinde romantizmin ve idealizmin zirveye ulaştığı bir dönemdir. Aynı şekilde materyalizmin de yeni bir derinlik kazandığı ve öne çıktığı görülür.

19. yüzyılın sonlarından başlayıp günümüze dek uzanan felsefedir 20.yüzyıl felsefesine katkı yapmış olan filozof sayısı hiç olmadığı kadar çoktur. 20.yüzyıl büyük dünya savaşlarıyla, komünist, faşist ve totaliter devletlerin doğuşu ve yıkılışlarıyla, sayılamayacak kadar çok bölgesel savaşla, nükleer silahlara ek olarak başkaca kitle imha silahlarının icadıyla, küreselleşmeyle, teknolojinin olağanüstü büyük gelişimiyle ve nihayet büyük kitlelerin kentlerde gerçekleştirdiği eşi benzeri görülmemiş istilayla karakterize olur. Önemli bir başka özelliğinin de profesyonelleşme olduğu, onun önemli ölçüde profesyonelleşmeyle belirdiği, bu çağın felsefesini şekillendiren filozofların hemen tamamının üniversitelerde maaşlı felsefe profesörleri olarak görev yaptıkları kabul edilir. 20.yüzyılda felsefe tamamen kurumsal olarak icra edilen, üniversitelerde ve araştırma enstitülerinde yürütülen bir faaliyet haline gelir.

(Kaynak: Ahmet Cevizci-Felsefe Tarihi)

Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Felsefe M.Ö.6.yüzyılla 5.yüzyılarasında kalan bir dönemde aynı anda dünyanın birçok yerinde başlamıştır. İnsanların yerleşik alışkanlıkları, dini inançları ve mitolojik inanışlarla yetinmeyerek yeni bir düzen oluşturmaya çalıştılar. Düşüncenin kendilerinde belli bir soyutlaşma eğilimine girdiği bu bilge yada filozoflar, daha derinlikli sorular sorup, daha iddialı, daha spekülatif ve ihtiraslı yanıtlar ortaya koydular.

Sokrates öncesi Doğa Felsefesinde; ilk filozofların görüşlerinde, bir varlık felsefesi, varlık üzerine sistematik bir düşünüm olarak ortaya çıkmıştır. İlk doğa filozofları arkhe problemi üzerinde yoğunlaşmış ve dolayısıyla, dış dünyadaki varlıkların kendisinden doğduğu ilk maddeyi belirlemeye çalışmıştır.

Yaklaşık M.Ö. 5. Yüzyılın ortalarında, Yunan’da büyük bir felsefeli dönüşüm yaşanır. Varlık ya da gerçeklik üzerine çıkar gütmeyen felsefi spekülasyonun ardından, felsefenin merkezine insan geçirilir; felsefi ilgi, evrenden insana dönerken, kozmoloji ve ontoloji ile ilgili önemli entelektüel sorulardan insan yaşamı ve eylemiyle ilgili ivedilikle cevaplanması gereken sorulara doğru kayar. Artık filozoflar dikkatlerini daha ziyade etik ve siyaset felsefesine çevirirken, felsefeye tam bir hümanizm hakim olur. İnsan üzerine felsefenin belirleyici motifi, insanın bilme ve anlama isteğini karşılamak, merakını gidermek amacı dışında kalan bir takım pratik amaçlar olur.

İnsanın bilgiye ulaşırken kullandığı güç ve yetilerin güvenilirlik ve yeterliliklerini sorgulamaya başlar ve dolayısıyla eleştirel, sorgulayıcı ve analitik bir tutum takınmak anlamında sistematik felsefeyle meşgul olurlar. Platon ve Aristoteles, tarihin tanıdığı ilk ve en büyük felsefe sistemlerini oluştururlar. Sistematik felsefe dönemi, bu anlamda bir sentezden meydana gelir. Sistematik felsefe döneminin tek bir merkezi vardır: Atina. Yine bu dönem, bilimsel araştırmayla felsefe faaliyetinin, eğitim ve öğretimin kurumsal bir nitelik kazandığı dönem olmuştur. Bu çağda, eğitim ve araştırma faaliyeti için Platon Akademi’yi, Aristoteles de Lise’yi kurmuş ve araştırma faaliyetlerini burada sürdürmüşlerdir.

Hellenistik Felsefe dönemi, klasik kuramların, vuku bulan çok temel sosyal ve politik değişimlere bağlı olarak büyük bir dönüşüme uğradığı bir dönemdir. En önemli özelliği, bu felsefenin konularını mantık, fizik ve etik şeklinde düzenlemesidir. Bu dönemde felsefe okulu yadadoktrinal bir felsefe (i) belli bir doğruluk ölçütü de ihtiva eden bir keşif metodolojisi, (ii) dünyanın kökeni, bileşenleri, yapı ve düzeniyle insanın ondaki yerine ilişkin bir kavrayış ve (iii) mutluluğun ne olduğuna ve ona nasıl ulaşılacağına ilişkin bir açıklama ortaya koymak durumunda olan bir sistemden meydana gelmekteydi. Ama Helenistik dönemde bu üç konudan etiğin çok daha öne çıkğı söylenebilir. Bunun nedeni, bireyin amacına ulaştığı, iyi bir yaşam sürdüğü, kendisini her bakımdan evinde gibi hissettiği kent devletinin yıkılması, yerini alan imparatorlukla birlikte, bilinen dünyanın sınırlarının genişlemesi ve bireylerin kaçınılmaz bir biçimde dünyaya, topluma ve kendilerine yabancılaşmaları, yalnız ve başıboş kalmalarıdır.

Ortaçağ felsefesi, Batı’da Hristiyan Ortaçağ felsefesi olarak M.S. 2.ve 3.yüzyıldan 8.yüzyıla kadar olan Patristik felsefeyle, 8.yüzyıldan 15.yüzyıla kadar süren Skolastik felsefeden meydana gelir. Hristiyan Ortaçağ Felsefesi’nin doğuşunun temelinde iki şey yada çabanın bulunduğu hemen herkes tarafından kabul edilir. Bunlardan birincisi, vahyolunan ilahi kelama yani Yeni Ahit’in öğretilerine tam ve dakik bir anlam kazandırma, bu öğretileri serimleme çabasıdır. Buradan hareketle özel olarak Hristiyan felsefesinin, genel olarak da Ortaçağ felsefesinin kökeninde kutsal kitabın bizatihi kendisinin bulunduğu söylenebilir. İkinci ve daha özel nedeni ise Kilise Babaları yada Apolojistlerin Hristiyanlığı savunma çaba ve gayretleridir. Nitekim bu şekillendirici dönemin felsefi açıdan en önemli konusunu, Hristiyanlığın kurtarıcı hakikatlerinin felsefi spekülasyonun sonuçlarıyla nasıl bir ilişki içinde olduğunu belirleme problemi oluşturmuştur. Ortaçağ felsefesinin bir diğer önemli ve özgün felsefe geleneği İslam felsefesidir. İslam felsefesi, Batı’nın Patristik felsefenin ardından ağır bir “Karanlık Çağ’a” girdiği sırada, kültür tarihinde özellikle bilginin sadece korunmasına değil fakat yeni katkılarla zenginleşmesine önemli katkılarda bulunmuş; bu anlamda, antik felsefe ile 12.yüzyıl sonrası Skolastik Hristiyan felsefesi arasında köprü görevi yerine getirmiş bir felsefe geleneği olarak ortaya çıkmıştır. İslam felsefesi çok genel bir biçimde, bir bütün olarak İslam kültüründen doğmuş olan felsefe geleneği diye tanımlanabilir.
8.yüzyılla 15.yüzyıl arasında kalan dönemin felsefesi olarak tanımlanan Skolastik felsefedir. Skolastik felsefe bir takım dini eğitim kurumlarında belli bir geleneğin parçası olarak yaratılmış olan felsefedir.

Rönesans felsefesi bir geçit döneminin, yani Avrupa uygarlığının yaklaşık bin yıl süren Ortaçağ ile Yeniçağ arasındaki dönemin felsefesidir. Bunun nedeni onun hem Ortaçağ felsefesiyle süreklilik arz etmesi hem de felsefe de bir ‘yeniden doğuşu’ temsil etmesidir.
17.yüzyıl Rönesansın birikimlerini değerlendiren ve sistemler kuran bir yüzyıldır; akıl öne çıkar ve kesin ve güvenilir bilgi türü olarak matematik seçilmiştir.

Avrupa’da 17. yüzyılın ikinci yarısıyla, 19. yüzyılın ilk çeyreğini kapsayan ve önde gelen birtakım filozofların aklı insan yaşamındaki mutlak yönetici ve yol gösterici yapma ve insan zihniyle bireyin bilincini, bilginin ışığıyla aydınlatma yönündeki çabalarıyla seçkinleşen kültürel dönem, bilimsel keşif ve felsefi eleştiri çağı, felsefi ve toplumsal harekettir 18.yüzyıl felsefesidir. 18.yüzyıl içinde yer alan Aydınlanma hareketi, düşünce ve ifade özgürlüğü, dini eleştiri, akıl ve bilimin değerine duyulan inanç, sosyal ilerlemeyle bireyciliğe önem verme başta olmak üzere, bir dizi ilerici fikrin gelişimine katkıda bulunmuşlardır. Öyle ki söz konusu temel ve laik fikirlerin modern toplumların ortaya çıkışında büyük bir rolü olmuştur.
19.yüzyıl felsefesi liberalizm ile sosyalizmin çekiştiği bir ideolojiler çağı olmuştur. Öncelikli olarak Alman felsefesinde romantizmin ve idealizmin zirveye ulaştığı bir dönemdir. Aynı şekilde materyalizmin de yeni bir derinlik kazandığı ve öne çıktığı görülür.

19. yüzyılın sonlarından başlayıp günümüze dek uzanan felsefedir 20.yüzyıl felsefesine katkı yapmış olan filozof sayısı hiç olmadığı kadar çoktur. 20.yüzyıl büyük dünya savaşlarıyla, komünist, faşist ve totaliter devletlerin doğuşu ve yıkılışlarıyla, sayılamayacak kadar çok bölgesel savaşla, nükleer silahlara ek olarak başkaca kitle imha silahlarının icadıyla, küreselleşmeyle, teknolojinin olağanüstü büyük gelişimiyle ve nihayet büyük kitlelerin kentlerde gerçekleştirdiği eşi benzeri görülmemiş istilayla karakterize olur. Önemli bir başka özelliğinin de profesyonelleşme olduğu, onun önemli ölçüde profesyonelleşmeyle belirdiği, bu çağın felsefesini şekillendiren filozofların hemen tamamının üniversitelerde maaşlı felsefe profesörleri olarak görev yaptıkları kabul edilir. 20.yüzyılda felsefe tamamen kurumsal olarak icra edilen, üniversitelerde ve araştırma enstitülerinde yürütülen bir faaliyet haline gelir.

(Kaynak: Ahmet Cevizci-Felsefe Tarihi)
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
düşünce, felsefe, sokrates

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Selçuklulardan Günümüze Kalan Tarihi Eserler Rhytia Selçuklu Tarihi 0 17 Haziran 2012 14:41
Kırmızı Gelinlikler ve Günümüze Kadar Gelen Öyküsü.. Sevda Evlilik Hazırlıkları 1 01 Şubat 2012 15:03
Nokia E6 İle Tarihi Şahsiyetler Günümüze Geliyor Rüzgar Nokia 0 12 Kasım 2011 17:10
İslamın Zuhurundan Günümüze Kadar Hristiyanlığın İslamiyete Bakışı YapraK Hristiyanlık 0 20 Mart 2009 06:48