IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  sohbet




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 21 Şubat 2014, 19:43   #1
Çevrimdışı
Depresyon Nedir? Depresyonun fiziki açılımı


sohbet


“Bu günlerde kendimi iyi hissetmiyorum. Baş ağrılarım bir türlü dinmek bilmiyor. Huzursuzum. Yerimde duramıyorum. Yaptığım hiçbir işten zevk almıyorum. İş yapmadığım halde neden yorgun ve bitkinim? Geceleri de düzenli bir uyku uyuyamıyorum. Saymadım ama gecede en az on defa uyanıyorum. Böyle devam edemeyeceğim. Galiba bu gidişle hiçbir işe yarayamayacağım. Bundan sonra hayatın benim için hiçbir anlamı yoktur…”
İşte depresyonun insan üzerine çöken kara bulutları…

Asrımızın insanını bir ağ gibi saran illeti, kadın-erkek, zengin-fakir ayırımı yapmadan herkesi etkileyebilmektedir. Dünyanın birçok meşhur simaları onun kara pençesinden ızdırap çektiler. Winston Churchill bunların başında gelir. İkinci Dünya Savaşı yıllarında depresyona yakalanmış ve ona “kara köpek” lakabını takmıştı. Churchill (Çörçil)’den başka İsrail kralı David, Elijah, Jeremiah depresyona maruz kalmışlar…

Ülkemizde depresyonun görülme sıklığı hakkında sağlam istatistikî bilgiler mevcut değildir. Bununla beraber yapılan sınırlı çalışmalarda her yüz erkekten 6-12’si, her yüz kadından 10-20’sinin hayatı boyunca depresyon geçirdiği saptanmıştır. Amerika’da yapılan araştırmalara bir göz gezdirirsek, hastalığın önemi ve cemiyetteki yaygınlığı hakkında az da olsa bilgi sahibi oluruz.

Amerika nüfusunda 9,4 milyon insanda depresyon olduğu, her yıl 9 milyon insanın depresyondan muzdarip olduğu ve bunların %15’inin intihara kalkıştığı bildirilmektir.

Depresyon Nedir?

Depresyon şikâyetleri büyük çoğunlukla herhangi bir kayba cevap olarak ortaya çıkar. Bu kayıplar anne-baba, eş, sevgili, iş, ölüm korkusu. Veya hayattaki başarısızlık, ya da aksilikler. Hatta bazen çok basit şeyler de depresyon sebebi olabilmektedir.

Bununla beraber; son yıllarda yapılan birçok araştırma ve incelemede ağır depresyonlarda, özellikle tekrarlayıcı depresyon nöbetlerinde biyolojik, kimyasal, hormonal, genetik faktörler ağırlıklı sebepler olarak dikkat çekmiştir.
Depresyon şahsın kendi ruh değerlerinde ve biyolojik fonksiyonlarında bir çöküşe sebep olur. Bir dizi olumsuzluk duygu ve düşüncelere kapılır. Düşüncedeki olumsuzluk şahsın davranışını da donuklaştırır. Diğer vücut sistemlerinin çalışmasını da menfi yönde etkiler. Bunların başında savunma sisteminin baskıya uğraması gelir. Kişinin mikrobik hastalıklara eğilimi artar.

ABD Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü’ne göre, depresyon belirti ve bulgularının bazıları şunlardır:

1- İstek ve arzularda değişiklikler. Şahıs daha önce istediği ya da arzuladığı objelere karşı ilgisiz kalır. Hoşlanmamaya başlar.

2- Uyku düzeni bozulur. Yatağa girer, fakat uyuyamaz. Uyunca da sık sık uyanır. Gündüzleri uyumak ister.Bazen aşırı uyku hali olur.Ama yinede yorgundur.

3- Yorgunluk ve enerji kaybı. İş yapmadığı halde kendini yorgun hisseder. Halsizlikten şikâyet eder. Yemek yemek bile yorucudur onlar için.

4- Huzursuzdur. Yerinde duramaz gezip dolaşmak ister. Ama yine de rahatlamaz.

5- Cinsel duygularda kayıp. Cinsel arzular adeta yok olur.Hiçbir cinsel obje kişiyi uyarmaz. Erkeklerde ereksiyon ve erken boşalma sorunu olur.Kadınlarda orgazm olamama ve cinsel tiksinti gelişebilir.

6- Konsantre olma yeteneğinde azalma. Hafızada zayıflama.

7- Üzüntü, mutsuzluk, işe yaramama hissi, kendini suçlama ve intihar etme arzusu.

8-Sürekli geçmişte yaşanan olumsuzluklar hatırlanır.Takıntılar baş gösterir.

9-Vucud da gerginlikler, uyuşmalar, dolaşan baş ve beden ağrıları, yanmalar ortaya çıkar.

10-Karamsarlık ve umutsuzluk baş gösterir.Dünya yıkılmışta altında kalmış gibidir.

Depresyon bu saydığımız klasik belirtilerle mi karşımıza çıkar? Elbette ki hayır. Zira tıp prensipleri matematik kurallar gibi kesin değildir. Depresyon çok farklı çehrelerde karşımıza çıkabilir. Negatif ruhî belirtiler çok geniş bir spektrumda kendini gösterir. Spektrumun bir ucundan birkaç saat veya gün süren duygulanımda hafif düşme veya kötü bir haber karşısında şaşkınlık, hafif üzüntü yer alır. Spektrumun diğer tarafında müzmin bir ifadeyle ömür boyu süren işe yaramama hissi, mutsuzluk, ümitsizlik, kendini boşlukta hissetme gibi negatif pisişik-bilişsel şikâyetler yer alır.

Bütün üzüntü, ümitsizlik, neşesizlikler hastalık mıdır? Elbette hayır. İnsan hayatı, monoton bir seyir takip etmez. Hayat ümit-ümitsizlik, neşe-keder, istek-nefret gibi duygular arasında gidip gelen bir sarkaç gibidir. Her insan günlük hayattaki başarısızlık, veya beklenmedik aksiliklere karşı üzüntü ile cevap verir. Bunlar ruhî yapımızın olumsuz durumlara verdiği normal cevaplardır. Çok sevdiğimiz ya da herkesin saygı duyduğu bir insanın aramızdan ayrılması elbette üzücü bir olaydır. Ama şunu unutmamak gerekir ki, üzüntünün de belli bir dozu vardır. Eşini kaybeden bir insan aylarca yemiyor içmiyorsa bu bir hastalıktır, üzüntü normal olmaktan çıkmıştır. Yani yas reaksiyonu ruhsal çöküntüye dönüşmüştür.

Normalde olumsuz durumlarda negatif bir ruh yapısı içine giren şahısların %90’nı tekrar kendilerine gelebilmektedir. Geride kalan %10 fertte depresyon müzminleşir ve sık sık tekrarlar.

Depresyona Eğilim:

Depresif hislerin ortaya çıkmasında genetik temayülün rolü ortaya çıkarıldı. Hassas yapılı bu insanlar en ufak olaylardan hemen etkilenirler. Bu yüzden depresyona sık sık maruz kalırlar. Depresyona eğilimin, irsiyetin yanında çevre şartları, şahsın sahip olduğu maddi ve manevî destek (değerler), hayatın ilk yıllarında almış olduğu aile desteğinin rolü vardır. Ailesinde yeterli sevgi ve şefkati alan çocuklarda ruhsal problemler çok daha azdır. Zira sevgi ve şefkat çocuğun kendine güven duygusunu geliştirir.

Genetik temayülün rolünü anlamak için basit bir tecrübe yapabiliriz. Önce genetik olarak depresyona eğilimli bir kişiyi düşünelim. Bu tip insanların beyninde bilhassa haz ve tatmin ile ilgili hususi beyin alanlar (limbik sistem) kimyevî olarak nazik ve kolayca alt üst olabilecek durumdadır. Bu kişi güvenini sarsacak dramatik bir olayı ruhsal gelişmesinin çok hızlı olduğu çocukluk yıllarında geçirmiş olsun. Bu olay anne-babanın kaybı, ailevî çatışmalar olabilir. Hayatının daha sonraki yıllarında bu kaybını hatırlarsanız, ––zaten beyni o olaya karşı hassas hale gelmişti–– kişinin arkadaş ve aile çevresinden desteği de az ise hemen olayın tesirinde kalacaktır. Bu strese cevap olarak şahsın duygulanımında (istek, arzu) bir azalma husule gelecektir. Aynı şekilde bu duygu mahrumiyeti yanında bir boşluk da derinden derine duyulacaktır. Bu dayanılması güç ızdıraplarla örülü bir ruh çemberidir. Bunu takiben şahsin aktivitesi azalır. Sosyal yönü silikleşir. Toplumdan kopar. İnsanlarla diyaloğu kırılır. Şahıs bir fasit daireye girer. Bu fasit daireyi kırmak gittikçe güçleşir.

Fizikî Sebepler:

Depresyon şikâyetlerinin sorumlusu, fizikî olaylar da olabilir. Aşırı çalışma, uzamış zihnî stres, korku gibi menfi durumlar zihnî ve fizikî enerjimizi kırar. Kaybedilen bu zihnî enerji potansiyeli hayat ve onun problemleriyle baş edemez.

Zihnin enerjisi aşırı azalınca, aylarca, haftalarca süren zihnî ve fizikî tükenme husule gelir. İşte bu durumda hayatın problemleriyle başa çıkmak güçleşir. En ufak bir olayda şahıs neşesini kaybeder, yıkılıverir, dünyası altüst olur.
Uygun olmayan beslenme de depresyonu başlatabilir. Diyetteki aşırı rafine şekerler, aşırı nişastalar, yağlar veya diğer dengesiz beslenmeler vücudun fizikî tahammülünü, zihinsel çevikliğini azaltır. Çevrede bulunan belli kimyasal maddelere veya yiyeceklere alerjik reaksiyonlar mental (zihnî) sıkıntı ve depresif hisleri arttırabilir.

Uygun uyku, diyet ve eksersiz zihnin depresif durumlara girmesini engelleyen çok değerli üç faktördür. Uygun uyku: belli zamanlarda yatıp-kalkmak, vücudu dinlendirecek miktarda uyumaktır. Bu şahıstan şahısa değişir. Diyet için, yemek ararlını uzun tutmak, (minimum 3-4 saat), mideyi tıka basa doldurmamak, suni konserveli besinlerden ziyade tabiata uygun ––sebzeli, meyveli–– besinlerle beslenmek gerekir. Egsersiz için özel eğitim almak şart değildir. Evde müsait bir yerde her gün sabah-akşam 10’ar dakikalık kültür fizik hareketleri vücudu zinde tutmak için yeterlidir.
Depresyon spektrumunun değişmeyen bir başka belirtisi “sıkılma”dır. Gerçekten herkesin zaman zaman şikâyet ettiği bu surum önemli bir iç stres kaynağımızdır. Daha ziyade monotonluk ve yalnızlığın sonucu gelişir. Halbuki insan zihnî ve vücudu, mevcudiyetini sağlıklı ve verimli bir şekilde devam ettirebilmesi için orta derecede çeşitliliğe, ruhî yapısını canlı tutacak stimulasyona (uyarıcıya) daima ihtiyaç duyar. Bu uyarıcılar, şüphesiz taşıdığımız his ve heyecanlarımızdır. Bu konuda Zübeyir Gündüzalp’in “Nefis Muhasebesi” isimli eserinde konumuzla ilgili enteresan tespit ve öğütler var.

“Fikirler, hisler ile beslenir, kuvvet bulur.

“Fikir tek başına bir kuvvet değildir. His ve heyecan onun mücadele için muvaffak olabilmesi için muhtaç olduğu kuvvet menbaıdır.

“Fikrin mücadelede muvaffak olması için iki kuvvete ihtiyacı vardır. O da his ve heyecandır.

“Fikrin hareketlerimiz üzerinde tesiri zayıf olabilir. Fakat his ve heyecanın kuvvet ve tesiri büyüktür.”

İşte sıkılma, insanın ruh yapısını harekete geçiren his e heyecanlarının düşmanıdır. Bir durgunluk kaynağıdır. Şahsın kendi ruhî değerlerinde kayba neden olur. İstek ve arzular azalır, çalışma şevki kırılır.

Sıkılma en çok monoton hayatın hüküm sürdüğü hapishane, yaşlı evlerinde sıktır. Bunların yanında günlük hayatta sabit bir işte çalışan birçok insan monotonluktan ve sıkılmadan şikâyet eder. Erken kalkmak, işe gitmek için hazırlanmak, sabahın köründe sokağa dökülüp insan seli ile birlikte yola koyulmak, bütün gün çalışmak ve akşam yorgun yorgun eve dönmek, birçoğumuz için monotonluk gibi gözükür.

Zübeyir Gündüzalp’in dediği gibi: “Monoton meşguliyetler insanın özündeki birçok melekeyi kirletir. Kabiliyetlerin körelmesine sebep olur.”

Bütün bunlara rağmen monotonsuz hayat düşünülemez. Sydney J. Haris: “Muayyen bir monotonluk hayat için şarttır. Monotonluktan devamlı olarak kaçmaya çalışanlar, kendilerini devamlı bir canlılık kaynağından mahrum bırakırlar. Zira güneşin her sabah doğuşundaki monotonluktur ki değişikliği mümkün kılar,”der.

Sıkılan ve depresif hislere kapılan insanların büyük bir kısmı içlerinde bulunana ruhî boşluk ve tatminsizliği doldurmak maksadıyla alkol, uyuşturucu ve çeşitli ilaçlara yönelebilir. Sıkıntı, manevî boşluk, ümitsizlik gibi olumsuz durumlar insan ruhuna dayanılması çok güç ızdırap veriri. Hiçbir depresif kişi alkol ve ilaçları keyif için kullanmaz. Denize düşenin yılana sarılması gibi sıkılan insanlar alkolden ve ilaçlardan medet ararlar. Halbuki alkol ve sıklıkla kullanılan uyku ilaçları, yatıştırıcılar merkezî sinir sistemi baskılayıcı etki gösterirler

Birçok doktor bu gibi ilaçların hastanın şikâyetlerini gidermek için sıklıkla verirler. Bu çok büyük bir hatadır. Çünkü bu tip ilaçlar önce hastanın şikâyetlerini dindirir. Uzun süreli kullanımda merkezî sinir sistemini baskıladıklarından şikâyetleri daha da arttırırlar.

Depresyonun diğer fiziksel sebepleri de vardır. Bunların başında hormon üretimindeki dengesizlikler gelir. Özellikle ergenlik çağının başlangıcında ani hormon değişiklikleri husule gelmektedir. Bu yüzden delikanlılarda ruhî dalgalanmalar sık gözükür.

Aybaşı kanamalarında, doğum sonrası ve adetlerin kesildiği menapoz çağında vücudun normal düzeni bozulduğu için ruhsal şikâyetlere, kadınlarda bu dönemlerde çoğunlukla rastlanır. Yine diabet, (şeker) tiroid hastalıkları, (guatr gibi) karaciğer enfeksiyonları, ağır grip enfeksiyonlarında da depresif şikâyetler gözükebilmektedir.

Depresyon gibi çok geniş bir mevzuu sebeplerine değinerek izah etmeye çalıştık. Hastalıktan korunmak için birkaç noktaya da değindik. Tıbbî tedavi usullerinden bahsetmedik. Gerçekten depresyon tedavisi için elimizde çok değerli ilaçlarımız mevcut. En ağır depresyon vakaları bile tedavi edilebilmektedir. Ama şüphesiz ilaçlarında yetersiz kaldığı, çözemediği problemler mevcuttur. Zira şahıs annesini kaybetmiştir, eşinden ayrılmıştır, ölümden korkuyordur, gelecekten ümitsizdir. Hayata anlamsız gözüyle bakıyorsa, bu olumsuz tabloları ilaçlarla belli bir süre yok etmek mümkün, fakat uzun süreli tedavi için hastanın düşüncesini, hayat görüşünü de değiştirmek gerekir. Bu da psikoterapi ile olur. Hastaya öyle bir hayat görüşü vermek gerekir ki bu yeni güç ferdin bütün saflarını kucaklayarak her türlü olumsuz olayda ona yol gösterebilecek, cesaret ve kuvvet verebilecek, aklını ve ruhunu tatmin edecek özelikte olmalıdır. Bu uzun süreli terapi seanslarıyla sağlanabilmektedir.


Alıntı:
Dr. Nihat Kaya Makalelerinden
“Bu günlerde kendimi iyi hissetmiyorum. Baş ağrılarım bir türlü dinmek bilmiyor. Huzursuzum. Yerimde duramıyorum. Yaptığım hiçbir işten zevk almıyorum. İş yapmadığım halde neden yorgun ve bitkinim? Geceleri de düzenli bir uyku uyuyamıyorum. Saymadım ama gecede en az on defa uyanıyorum. Böyle devam edemeyeceğim. Galiba bu gidişle hiçbir işe yarayamayacağım. Bundan sonra hayatın benim için hiçbir anlamı yoktur…”
İşte depresyonun insan üzerine çöken kara bulutları…

Asrımızın insanını bir ağ gibi saran illeti, kadın-erkek, zengin-fakir ayırımı yapmadan herkesi etkileyebilmektedir. Dünyanın birçok meşhur simaları onun kara pençesinden ızdırap çektiler. Winston Churchill bunların başında gelir. İkinci Dünya Savaşı yıllarında depresyona yakalanmış ve ona “kara köpek” lakabını takmıştı. Churchill (Çörçil)’den başka İsrail kralı David, Elijah, Jeremiah depresyona maruz kalmışlar…

Ülkemizde depresyonun görülme sıklığı hakkında sağlam istatistikî bilgiler mevcut değildir. Bununla beraber yapılan sınırlı çalışmalarda her yüz erkekten 6-12’si, her yüz kadından 10-20’sinin hayatı boyunca depresyon geçirdiği saptanmıştır. Amerika’da yapılan araştırmalara bir göz gezdirirsek, hastalığın önemi ve cemiyetteki yaygınlığı hakkında az da olsa bilgi sahibi oluruz.

Amerika nüfusunda 9,4 milyon insanda depresyon olduğu, her yıl 9 milyon insanın depresyondan muzdarip olduğu ve bunların %15’inin intihara kalkıştığı bildirilmektir.

Depresyon Nedir?

Depresyon şikâyetleri büyük çoğunlukla herhangi bir kayba cevap olarak ortaya çıkar. Bu kayıplar anne-baba, eş, sevgili, iş, ölüm korkusu. Veya hayattaki başarısızlık, ya da aksilikler. Hatta bazen çok basit şeyler de depresyon sebebi olabilmektedir.

Bununla beraber; son yıllarda yapılan birçok araştırma ve incelemede ağır depresyonlarda, özellikle tekrarlayıcı depresyon nöbetlerinde biyolojik, kimyasal, hormonal, genetik faktörler ağırlıklı sebepler olarak dikkat çekmiştir.
Depresyon şahsın kendi ruh değerlerinde ve biyolojik fonksiyonlarında bir çöküşe sebep olur. Bir dizi olumsuzluk duygu ve düşüncelere kapılır. Düşüncedeki olumsuzluk şahsın davranışını da donuklaştırır. Diğer vücut sistemlerinin çalışmasını da menfi yönde etkiler. Bunların başında savunma sisteminin baskıya uğraması gelir. Kişinin mikrobik hastalıklara eğilimi artar.

ABD Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü’ne göre, depresyon belirti ve bulgularının bazıları şunlardır:

1- İstek ve arzularda değişiklikler. Şahıs daha önce istediği ya da arzuladığı objelere karşı ilgisiz kalır. Hoşlanmamaya başlar.

2- Uyku düzeni bozulur. Yatağa girer, fakat uyuyamaz. Uyunca da sık sık uyanır. Gündüzleri uyumak ister.Bazen aşırı uyku hali olur.Ama yinede yorgundur.

3- Yorgunluk ve enerji kaybı. İş yapmadığı halde kendini yorgun hisseder. Halsizlikten şikâyet eder. Yemek yemek bile yorucudur onlar için.

4- Huzursuzdur. Yerinde duramaz gezip dolaşmak ister. Ama yine de rahatlamaz.

5- Cinsel duygularda kayıp. Cinsel arzular adeta yok olur.Hiçbir cinsel obje kişiyi uyarmaz. Erkeklerde ereksiyon ve erken boşalma sorunu olur.Kadınlarda orgazm olamama ve cinsel tiksinti gelişebilir.

6- Konsantre olma yeteneğinde azalma. Hafızada zayıflama.

7- Üzüntü, mutsuzluk, işe yaramama hissi, kendini suçlama ve intihar etme arzusu.

8-Sürekli geçmişte yaşanan olumsuzluklar hatırlanır.Takıntılar baş gösterir.

9-Vucud da gerginlikler, uyuşmalar, dolaşan baş ve beden ağrıları, yanmalar ortaya çıkar.

10-Karamsarlık ve umutsuzluk baş gösterir.Dünya yıkılmışta altında kalmış gibidir.

Depresyon bu saydığımız klasik belirtilerle mi karşımıza çıkar? Elbette ki hayır. Zira tıp prensipleri matematik kurallar gibi kesin değildir. Depresyon çok farklı çehrelerde karşımıza çıkabilir. Negatif ruhî belirtiler çok geniş bir spektrumda kendini gösterir. Spektrumun bir ucundan birkaç saat veya gün süren duygulanımda hafif düşme veya kötü bir haber karşısında şaşkınlık, hafif üzüntü yer alır. Spektrumun diğer tarafında müzmin bir ifadeyle ömür boyu süren işe yaramama hissi, mutsuzluk, ümitsizlik, kendini boşlukta hissetme gibi negatif pisişik-bilişsel şikâyetler yer alır.

Bütün üzüntü, ümitsizlik, neşesizlikler hastalık mıdır? Elbette hayır. İnsan hayatı, monoton bir seyir takip etmez. Hayat ümit-ümitsizlik, neşe-keder, istek-nefret gibi duygular arasında gidip gelen bir sarkaç gibidir. Her insan günlük hayattaki başarısızlık, veya beklenmedik aksiliklere karşı üzüntü ile cevap verir. Bunlar ruhî yapımızın olumsuz durumlara verdiği normal cevaplardır. Çok sevdiğimiz ya da herkesin saygı duyduğu bir insanın aramızdan ayrılması elbette üzücü bir olaydır. Ama şunu unutmamak gerekir ki, üzüntünün de belli bir dozu vardır. Eşini kaybeden bir insan aylarca yemiyor içmiyorsa bu bir hastalıktır, üzüntü normal olmaktan çıkmıştır. Yani yas reaksiyonu ruhsal çöküntüye dönüşmüştür.

Normalde olumsuz durumlarda negatif bir ruh yapısı içine giren şahısların %90’nı tekrar kendilerine gelebilmektedir. Geride kalan %10 fertte depresyon müzminleşir ve sık sık tekrarlar.

Depresyona Eğilim:

Depresif hislerin ortaya çıkmasında genetik temayülün rolü ortaya çıkarıldı. Hassas yapılı bu insanlar en ufak olaylardan hemen etkilenirler. Bu yüzden depresyona sık sık maruz kalırlar. Depresyona eğilimin, irsiyetin yanında çevre şartları, şahsın sahip olduğu maddi ve manevî destek (değerler), hayatın ilk yıllarında almış olduğu aile desteğinin rolü vardır. Ailesinde yeterli sevgi ve şefkati alan çocuklarda ruhsal problemler çok daha azdır. Zira sevgi ve şefkat çocuğun kendine güven duygusunu geliştirir.

Genetik temayülün rolünü anlamak için basit bir tecrübe yapabiliriz. Önce genetik olarak depresyona eğilimli bir kişiyi düşünelim. Bu tip insanların beyninde bilhassa haz ve tatmin ile ilgili hususi beyin alanlar (limbik sistem) kimyevî olarak nazik ve kolayca alt üst olabilecek durumdadır. Bu kişi güvenini sarsacak dramatik bir olayı ruhsal gelişmesinin çok hızlı olduğu çocukluk yıllarında geçirmiş olsun. Bu olay anne-babanın kaybı, ailevî çatışmalar olabilir. Hayatının daha sonraki yıllarında bu kaybını hatırlarsanız, ––zaten beyni o olaya karşı hassas hale gelmişti–– kişinin arkadaş ve aile çevresinden desteği de az ise hemen olayın tesirinde kalacaktır. Bu strese cevap olarak şahsın duygulanımında (istek, arzu) bir azalma husule gelecektir. Aynı şekilde bu duygu mahrumiyeti yanında bir boşluk da derinden derine duyulacaktır. Bu dayanılması güç ızdıraplarla örülü bir ruh çemberidir. Bunu takiben şahsin aktivitesi azalır. Sosyal yönü silikleşir. Toplumdan kopar. İnsanlarla diyaloğu kırılır. Şahıs bir fasit daireye girer. Bu fasit daireyi kırmak gittikçe güçleşir.

Fizikî Sebepler:

Depresyon şikâyetlerinin sorumlusu, fizikî olaylar da olabilir. Aşırı çalışma, uzamış zihnî stres, korku gibi menfi durumlar zihnî ve fizikî enerjimizi kırar. Kaybedilen bu zihnî enerji potansiyeli hayat ve onun problemleriyle baş edemez.

Zihnin enerjisi aşırı azalınca, aylarca, haftalarca süren zihnî ve fizikî tükenme husule gelir. İşte bu durumda hayatın problemleriyle başa çıkmak güçleşir. En ufak bir olayda şahıs neşesini kaybeder, yıkılıverir, dünyası altüst olur.
Uygun olmayan beslenme de depresyonu başlatabilir. Diyetteki aşırı rafine şekerler, aşırı nişastalar, yağlar veya diğer dengesiz beslenmeler vücudun fizikî tahammülünü, zihinsel çevikliğini azaltır. Çevrede bulunan belli kimyasal maddelere veya yiyeceklere alerjik reaksiyonlar mental (zihnî) sıkıntı ve depresif hisleri arttırabilir.

Uygun uyku, diyet ve eksersiz zihnin depresif durumlara girmesini engelleyen çok değerli üç faktördür. Uygun uyku: belli zamanlarda yatıp-kalkmak, vücudu dinlendirecek miktarda uyumaktır. Bu şahıstan şahısa değişir. Diyet için, yemek ararlını uzun tutmak, (minimum 3-4 saat), mideyi tıka basa doldurmamak, suni konserveli besinlerden ziyade tabiata uygun ––sebzeli, meyveli–– besinlerle beslenmek gerekir. Egsersiz için özel eğitim almak şart değildir. Evde müsait bir yerde her gün sabah-akşam 10’ar dakikalık kültür fizik hareketleri vücudu zinde tutmak için yeterlidir.
Depresyon spektrumunun değişmeyen bir başka belirtisi “sıkılma”dır. Gerçekten herkesin zaman zaman şikâyet ettiği bu surum önemli bir iç stres kaynağımızdır. Daha ziyade monotonluk ve yalnızlığın sonucu gelişir. Halbuki insan zihnî ve vücudu, mevcudiyetini sağlıklı ve verimli bir şekilde devam ettirebilmesi için orta derecede çeşitliliğe, ruhî yapısını canlı tutacak stimulasyona (uyarıcıya) daima ihtiyaç duyar. Bu uyarıcılar, şüphesiz taşıdığımız his ve heyecanlarımızdır. Bu konuda Zübeyir Gündüzalp’in “Nefis Muhasebesi” isimli eserinde konumuzla ilgili enteresan tespit ve öğütler var.

“Fikirler, hisler ile beslenir, kuvvet bulur.

“Fikir tek başına bir kuvvet değildir. His ve heyecan onun mücadele için muvaffak olabilmesi için muhtaç olduğu kuvvet menbaıdır.

“Fikrin mücadelede muvaffak olması için iki kuvvete ihtiyacı vardır. O da his ve heyecandır.

“Fikrin hareketlerimiz üzerinde tesiri zayıf olabilir. Fakat his ve heyecanın kuvvet ve tesiri büyüktür.”

İşte sıkılma, insanın ruh yapısını harekete geçiren his e heyecanlarının düşmanıdır. Bir durgunluk kaynağıdır. Şahsın kendi ruhî değerlerinde kayba neden olur. İstek ve arzular azalır, çalışma şevki kırılır.

Sıkılma en çok monoton hayatın hüküm sürdüğü hapishane, yaşlı evlerinde sıktır. Bunların yanında günlük hayatta sabit bir işte çalışan birçok insan monotonluktan ve sıkılmadan şikâyet eder. Erken kalkmak, işe gitmek için hazırlanmak, sabahın köründe sokağa dökülüp insan seli ile birlikte yola koyulmak, bütün gün çalışmak ve akşam yorgun yorgun eve dönmek, birçoğumuz için monotonluk gibi gözükür.

Zübeyir Gündüzalp’in dediği gibi: “Monoton meşguliyetler insanın özündeki birçok melekeyi kirletir. Kabiliyetlerin körelmesine sebep olur.”

Bütün bunlara rağmen monotonsuz hayat düşünülemez. Sydney J. Haris: “Muayyen bir monotonluk hayat için şarttır. Monotonluktan devamlı olarak kaçmaya çalışanlar, kendilerini devamlı bir canlılık kaynağından mahrum bırakırlar. Zira güneşin her sabah doğuşundaki monotonluktur ki değişikliği mümkün kılar,”der.

Sıkılan ve depresif hislere kapılan insanların büyük bir kısmı içlerinde bulunana ruhî boşluk ve tatminsizliği doldurmak maksadıyla alkol, uyuşturucu ve çeşitli ilaçlara yönelebilir. Sıkıntı, manevî boşluk, ümitsizlik gibi olumsuz durumlar insan ruhuna dayanılması çok güç ızdırap veriri. Hiçbir depresif kişi alkol ve ilaçları keyif için kullanmaz. Denize düşenin yılana sarılması gibi sıkılan insanlar alkolden ve ilaçlardan medet ararlar. Halbuki alkol ve sıklıkla kullanılan uyku ilaçları, yatıştırıcılar merkezî sinir sistemi baskılayıcı etki gösterirler

Birçok doktor bu gibi ilaçların hastanın şikâyetlerini gidermek için sıklıkla verirler. Bu çok büyük bir hatadır. Çünkü bu tip ilaçlar önce hastanın şikâyetlerini dindirir. Uzun süreli kullanımda merkezî sinir sistemini baskıladıklarından şikâyetleri daha da arttırırlar.

Depresyonun diğer fiziksel sebepleri de vardır. Bunların başında hormon üretimindeki dengesizlikler gelir. Özellikle ergenlik çağının başlangıcında ani hormon değişiklikleri husule gelmektedir. Bu yüzden delikanlılarda ruhî dalgalanmalar sık gözükür.

Aybaşı kanamalarında, doğum sonrası ve adetlerin kesildiği menapoz çağında vücudun normal düzeni bozulduğu için ruhsal şikâyetlere, kadınlarda bu dönemlerde çoğunlukla rastlanır. Yine diabet, (şeker) tiroid hastalıkları, (guatr gibi) karaciğer enfeksiyonları, ağır grip enfeksiyonlarında da depresif şikâyetler gözükebilmektedir.

Depresyon gibi çok geniş bir mevzuu sebeplerine değinerek izah etmeye çalıştık. Hastalıktan korunmak için birkaç noktaya da değindik. Tıbbî tedavi usullerinden bahsetmedik. Gerçekten depresyon tedavisi için elimizde çok değerli ilaçlarımız mevcut. En ağır depresyon vakaları bile tedavi edilebilmektedir. Ama şüphesiz ilaçlarında yetersiz kaldığı, çözemediği problemler mevcuttur. Zira şahıs annesini kaybetmiştir, eşinden ayrılmıştır, ölümden korkuyordur, gelecekten ümitsizdir. Hayata anlamsız gözüyle bakıyorsa, bu olumsuz tabloları ilaçlarla belli bir süre yok etmek mümkün, fakat uzun süreli tedavi için hastanın düşüncesini, hayat görüşünü de değiştirmek gerekir. Bu da psikoterapi ile olur. Hastaya öyle bir hayat görüşü vermek gerekir ki bu yeni güç ferdin bütün saflarını kucaklayarak her türlü olumsuz olayda ona yol gösterebilecek, cesaret ve kuvvet verebilecek, aklını ve ruhunu tatmin edecek özelikte olmalıdır. Bu uzun süreli terapi seanslarıyla sağlanabilmektedir.


Alıntı:
Dr. Nihat Kaya Makalelerinden
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
acılımı, depresyon, depresyonun, fiziki, nedir

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Anksiyeteli Depresyon Nedir? Amelia Ruh Sağlığı 0 21 Şubat 2014 19:37
Doğum Sonrası Depresyon Nedir ? Letisya Aile Evlilik ve Çocuklar 0 24 Kasım 2013 23:08
Fiziki Coğrafya Nedir? Flora Genel Coğrafya 0 05 Temmuz 2013 18:30
Bir kağıdın parçalanması yırtılması ile yanması arasındaki fiziki farklar nedir? Alhwin Ödev ve Tezler 0 30 Kasım 2011 22:53
Depresyon Nedir? AustrieL Sağlık Köşesi 6 15 Temmuz 2005 10:39