IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 11 Nisan 2016, 20:58   #1
Çevrimdışı
Yas nedir? Neden yas tutmalıyız?


-- Sponsor Baglantı --


Yas, bir yitime ya da hayatımızdaki köklü bir değişikliğe verdiğimiz psikolojik bir yanıttır. Yastan sadece ölüm söz konusu olduğunda bahsetmek doğru olmaz, yitirdiğimizi düşündüğümüz her şeyin arkasından yas tutabiliriz. Bu bir insan, bir ayrılık ya da boşanma, bebek kaybı, bir kariyer hedefi, iş ya da ev değişikliği, eski bir dostluk hatta bir eşya bile olabilir; önemli olan o öğe ile bir bağ kurmuş olmamızdır.

Yaşanan kayıpların ardından verdiğimiz tepkiler kişiye özgüdür. Nasıl ki ‘her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır’, aynı şekilde her bireyin kendine özgü bir yas tutma şekli vardır. Bu bireyselliği en basit şekli ile bir aile içinde yaşanan kayıp üzerinden örnek verebiliriz. Kaybedilen aile bireyinin ardından o kişinin eşinin, anne-babasının, çocuklarının ya da kardeşlerinin birbirinden tamamen farklı tepkiler verdiğini görürüz. Eşi suskunluğa bürünüp kendi içine kapanırken çocuklardan biri bu kayıp hiç yaşanmamış ve hiç üzülmüyormuş gibi davranabilir, diğer çocuk ise bitmeyen ağlama krizleri yaşayabilir. Görüldüğü üzere, yaşanan kayıp aynı ancak kişilerin bu kayba yükledikleri anlam birbirinden farklıdır. Aile bireylerinin kişilik özellikleri, duygu ifade etme şekilleri, kaybedilen kişi ile olan yakınlıkları ve bu kişi ile aralarında tamamlanmamış meseleler olup olmaması da kayba verilen tepkilerin kişiye özgü olmasının nedenleri olarak sayılabilir.

Yas sürecindeki kişi, iyileşme yolunda ilk adımı atmış demektir. Elizabeth Kübler-Ross (1969)’a göre bir kaybın ardından yaşanan yas sürecinin tamamlanması için beş evreden geçmekteyiz:

- İnkar : ‘O ölmedi.’ ‘Gitmedi, gidemez, beni bırakamaz’. Bilinçli ya da bilinçdışı bir şekilde kaybı reddetme. Tamamen doğal bir savunma mekanizması olup, bu evre kaybın büyüklüğüne göre kısa ya da uzun sürebilir.
- Öfke : ‘Beni nasıl terk eder, sevseydi gitmezdi.’ Giden kişiye ya da kendine yönelik olabilir.
- Pazarlık : ‘Onunla geçirecek bir gün daha olsun, söz veriyorum her istediğini yapacağım.’
- Depresyon : ‘Bir daha kimseyi sevemeyeceğim.’ ‘Artık kimsem kalmadı.’ Yasa hazırlık aşaması olarak görülebilir. Kişinin pişmanlık ve üzüntü duyması kaçınılmazdır ancak bu duygular gerçekliğe yakın olmaları bakımından iyileştiricidir.
- Kabullenme : Kaybın kabul edilip hayat ile yeniden bağlantı kurma aşaması. Kaybın geri döndürülemez olduğu gerçekliği ile yüzleşme gerçekleşmiştir.


Tamamlanmış yaslarda süreç bu şekilde ilerlerken, bazı kişiler bu süreci sağlıklı bir şekilde tamamlamakta güçlük çekebilir ve evrelerden birinde takılı kalabilir. Komplike yas adı verilen bu durumda kişiler kaybettikleri kişiye olan bağımlılıkları ya da halledilmemiş meseleleri nedeniyle acılarının soğumasına izin vermez ve yas aşamasına geçemezler. Yas tutabilmek için öncelikle kaybetme duygusuna katlanabiliyor olmak gereklidir.

Yas çalışmaları ile ünlü Prof. Dr. Vamık Volkan(1993), yas tutma yetisini fiziksel bir yaranın iyileşmesine benzetir. Ona göre, vücudumuzdaki fiziksel bir yaranın iyileşmesi nasıl o yaranın derinliğine ve özelliklerine bağlıysa, ruhsal yaralarımızın iyileşmesi de hazırlıklı olup olmamamıza, kaybın özelliklerine, keder duyma kapasitemize ve psikolojik olarak güçlü olup olmamamıza bağlıdır. Kaybın gerçekliğini bir kez kabullenmek, onu artık acı vermeyen bir anıya dönüştürebilmek adına bir adım atmış olmamız demektir. İster kendi kendimize ister profesyonel yardımla atıyor olalım, bu adım iyileştiricidir. Yarayı deşmekten ne kadar kaçınırsak, iyileşmemiz de bir o kadar güç olacaktır.


Uzman Psikolog Miray Bozburun
Yas, bir yitime ya da hayatımızdaki köklü bir değişikliğe verdiğimiz psikolojik bir yanıttır. Yastan sadece ölüm söz konusu olduğunda bahsetmek doğru olmaz, yitirdiğimizi düşündüğümüz her şeyin arkasından yas tutabiliriz. Bu bir insan, bir ayrılık ya da boşanma, bebek kaybı, bir kariyer hedefi, iş ya da ev değişikliği, eski bir dostluk hatta bir eşya bile olabilir; önemli olan o öğe ile bir bağ kurmuş olmamızdır.

Yaşanan kayıpların ardından verdiğimiz tepkiler kişiye özgüdür. Nasıl ki ‘her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır’, aynı şekilde her bireyin kendine özgü bir yas tutma şekli vardır. Bu bireyselliği en basit şekli ile bir aile içinde yaşanan kayıp üzerinden örnek verebiliriz. Kaybedilen aile bireyinin ardından o kişinin eşinin, anne-babasının, çocuklarının ya da kardeşlerinin birbirinden tamamen farklı tepkiler verdiğini görürüz. Eşi suskunluğa bürünüp kendi içine kapanırken çocuklardan biri bu kayıp hiç yaşanmamış ve hiç üzülmüyormuş gibi davranabilir, diğer çocuk ise bitmeyen ağlama krizleri yaşayabilir. Görüldüğü üzere, yaşanan kayıp aynı ancak kişilerin bu kayba yükledikleri anlam birbirinden farklıdır. Aile bireylerinin kişilik özellikleri, duygu ifade etme şekilleri, kaybedilen kişi ile olan yakınlıkları ve bu kişi ile aralarında tamamlanmamış meseleler olup olmaması da kayba verilen tepkilerin kişiye özgü olmasının nedenleri olarak sayılabilir.

Yas sürecindeki kişi, iyileşme yolunda ilk adımı atmış demektir. Elizabeth Kübler-Ross (1969)’a göre bir kaybın ardından yaşanan yas sürecinin tamamlanması için beş evreden geçmekteyiz:

- İnkar : ‘O ölmedi.’ ‘Gitmedi, gidemez, beni bırakamaz’. Bilinçli ya da bilinçdışı bir şekilde kaybı reddetme. Tamamen doğal bir savunma mekanizması olup, bu evre kaybın büyüklüğüne göre kısa ya da uzun sürebilir.
- Öfke : ‘Beni nasıl terk eder, sevseydi gitmezdi.’ Giden kişiye ya da kendine yönelik olabilir.
- Pazarlık : ‘Onunla geçirecek bir gün daha olsun, söz veriyorum her istediğini yapacağım.’
- Depresyon : ‘Bir daha kimseyi sevemeyeceğim.’ ‘Artık kimsem kalmadı.’ Yasa hazırlık aşaması olarak görülebilir. Kişinin pişmanlık ve üzüntü duyması kaçınılmazdır ancak bu duygular gerçekliğe yakın olmaları bakımından iyileştiricidir.
- Kabullenme : Kaybın kabul edilip hayat ile yeniden bağlantı kurma aşaması. Kaybın geri döndürülemez olduğu gerçekliği ile yüzleşme gerçekleşmiştir.


Tamamlanmış yaslarda süreç bu şekilde ilerlerken, bazı kişiler bu süreci sağlıklı bir şekilde tamamlamakta güçlük çekebilir ve evrelerden birinde takılı kalabilir. Komplike yas adı verilen bu durumda kişiler kaybettikleri kişiye olan bağımlılıkları ya da halledilmemiş meseleleri nedeniyle acılarının soğumasına izin vermez ve yas aşamasına geçemezler. Yas tutabilmek için öncelikle kaybetme duygusuna katlanabiliyor olmak gereklidir.

Yas çalışmaları ile ünlü Prof. Dr. Vamık Volkan(1993), yas tutma yetisini fiziksel bir yaranın iyileşmesine benzetir. Ona göre, vücudumuzdaki fiziksel bir yaranın iyileşmesi nasıl o yaranın derinliğine ve özelliklerine bağlıysa, ruhsal yaralarımızın iyileşmesi de hazırlıklı olup olmamamıza, kaybın özelliklerine, keder duyma kapasitemize ve psikolojik olarak güçlü olup olmamamıza bağlıdır. Kaybın gerçekliğini bir kez kabullenmek, onu artık acı vermeyen bir anıya dönüştürebilmek adına bir adım atmış olmamız demektir. İster kendi kendimize ister profesyonel yardımla atıyor olalım, bu adım iyileştiricidir. Yarayı deşmekten ne kadar kaçınırsak, iyileşmemiz de bir o kadar güç olacaktır.


Uzman Psikolog Miray Bozburun
__________________
Ponçik kızını bekleyen tatliş bir hatun..
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
yas neden tutulmalidir, yas nedir

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Üre nedir, neden yükselir? ALeMCi Sağlık Köşesi 0 08 Nisan 2012 13:26
Muslera'yı tutmalıyız PauL Spor Haberleri 0 21 Şubat 2012 10:19