IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 20 Ağustos 2016, 13:32   #1
Çevrimdışı
Dişi enerjinizi keşfedin!


-- Sponsor Baglantı --


Dişi enerjinizi keşfedin!


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Dişi deyince aklınıza makyajlı, topuklu ayakkabı ve seksi kıyafetler giyen, girdiği ortama flört enerjisi yayan kadınlar mı geliyor? Yoksa çok çocuk doğuran anaç kadınlar mı?


Dişi dediğimizde işveli, bakımlı, makyajlı, stil SAHİBİ kadınlar aklımıza geliyor ya da çok doğurgan, sürekli annelik rolünde, evlerinde her daim yemek pişiren anaç kadınlar… Halbuki dişi olmak bunlardan ibaret değil! Şimdilerde yeni bir akım var: ‘Dişi Gücüne Dönüş’. Hatta bunun da eğitimleri var… Kimi Hint kültüründen kimi kuantumdan kimi Yunan mitolojisinden yola çıkarak oluşturulmuş bu eğitimlerin amacı bize ‘dişi gücü’nün ne olduğunu deneyimlerle fark ettirmek. Tiraje Tekmen de bu eğitimi verenlerden biri… “Her kadın kendine ‘dişiyim’ diyor, hepimizin dişiliği iyi temsil ettiği alanlar da yok değil fakat bazı noktalarda patinaj çekiyoruz. O yüzümüz gölgeye düşmeye başladığında hayatımızda tıkanıklıklar yaşıyoruz” diyor.

Peki dişi enerji ne demek? Tekmen’e göre dişi, koşturan bir enerji değil. Dingin, sakin ve merkezlenmiş bir enerji. Dişi; doğurduğu, çocuğu yetiştirdiği için durup, bekliyor. Tekamül eden, tevekkül eden bir enerji! Erkekte ise avcı enerji var, aktif ve koşturuyor. Tekmen, “Yaşadığımız çağda kadınlar da koşturuyor, halbuki özümüzdekinin duran enerji olduğunu unutmamamız lazım” hatırlatmasını yapıyor.

Yunan mitolojisindeki tanrıça çarkına göre altı farklı dişi enerji var ve biz bunları hayatımızın farklı evrelerinde deneyimliyoruz. Hera iktidarı temsil ediyor. Athena uygarlığı, Afrodit aşkı, Artemis doğayı, Demeter anneliği ve Persephone ölümü. Bu enerjiler çeşitli rollere bürünüyor. Yaşamımızda en çok kullandığımız ise Afrodit modeli. “Güçlü ve otoriter iş kadınları doğurdukları anda anaç kadına dönüşür. Bu gayet normal ve olması gereken faz. Bazen bazı roller birbirini reddediyormuş gibi görünür. Mesela Hera, Demeter ve Athena birbirinden farklı görünse de üçü de otorite barındırır” diyor Tekmen. Karşıt gibi duran bu rollerde kadınların yapması gereken ise, hissettikleri bu farklı dişi enerjilerinin birbirini anlamasını ve birbiriyle bağlantıya geçmesini sağlamak. Hangi özelliğin nereden kaynaklandığını ise şu şekilde açıklıyor: “Bu altı fazın altında değişik konular var, kadınların dünya görüşleri, cinselliği, ergenliği gibi... Mesela medyumluğumuz Kassandra’dan gelir. Athena kadını şehir hayatını sever ve erkek egemenliğini savunur, yani kadınsı özelliklerini bastırıp erkeksi olmayı benimser. Peki, ben Athena kadını olarak şehir hayatını, eğitimi, kültürü seviyorum. Bununla birlikte doğayı sevemez miyim? Sevebilirim. Bu demek oluyor ki Artemis’im daha yoğun. Athena ile Artemis karşıttır. Artemis’im daha baskınsa doğada yaşarım. Önemli olan diğer dişi enerjilerimizi dışlamamak, onları kabul ederek özgürleşmek. Doğada yaşamayı seven, yalnızlığına aşık, evlenmek istemeyen biri olabilirim ve hala Artemis kadını olarak yaşayabilirim. Yine annelik kimliği olan Demeter ile Afrodit tamamen ters. İşte asıl olan zıt görünen dişi enerjileri gölgelerine düşmeden yaşamak.”


Afrodit’i anlamak
Tekmen’e göre en sık gölgesine düşülen dişi enerji Afrodit. “Kadınlar Afrodit olduğunu zannederken içselleştiremeyip başka bir yere kayıyor. Afrodit’i anlamamış çok kadın var. Şehir kadınıyla Afrodit’i birleştirmek zor. Afrodit aptal sarışını temsil ediyor gibi algılanır. Halbuki bizi cinsellikle barıştıran yüzümüz. Anlamını kavradıktan sonra dişiliğimiz farklı bir anlam kazanıyor ve kendimizle daha barışık olmaya başlıyoruz.” Kendi ülkemizden ve aileden aldıklarımız, dış çevre ve dinler de dişiliğimizi çok etkiliyor. Örneğin, Türkiye’de doğan bir Türk kızı ile Amerika’da doğan Türk kızı farklıdır. Biz dişi enerjimizin kaynağını önce bizi doğuran anneden alıyoruz. Yani dişilik kodumuzu açan annemiz. Kız çocuğu, annesinden, etrafındaki kadınlardan bu enerjiyi alıyor. Kızlar ‘babamın kızıyım’ der. Halbuki marifet annesinin kızı olmak. Anneme bakıp onu yargılamıyorsam, ‘o cinsiyetten aldığımı kabul ediyorum’ diyebiliyorsam anneliği içselleştirebiliriz. Anneyi içselleştirdiğimiz ve kabullendiğimiz an annenin bütün pozitifleri bize güç olarak geliyor. Dişilikten gelen bütün bilgi ve tecrübeyi almaya başlıyoruz ve bu aldıklarımızla hayatımıza yöneliyoruz. Tekmen burada bahsedilenin annesinden hiç ayrılmayan, büyüdüğü halde çocuk gibi davranan kadınlar olmadığını söylüyor: “Tersine anneyi kabul etmek, özgürlüğünün sorumluluğunu almak ve yetişkin bir kadına dönüşmek demek.”

Eğitimdeki deneyimler
Tekmen’e göre eğitimde kadınlar kadınlığıyla barışmaya başlıyor. Erkeklerle savaşmayı bırakıyor, onlar tarafından anlaşılma derdinden özgürleşiyor. “Ne biz erkekleri anlayabiliriz ne de onlar bizi. Eğitimlerde anlama ve anlaşılma gayretinden özgürleşiyoruz. Ben sağlıklı bir yerde durdukça erkeği de net görmeye başlıyorum. Gerçek anlamda kadınlığımı özümsemiş ve kendimi anlamış oluyorum. Başka bir etkisi de şu; doğru yerde durduğuma göre benim titreşimimde, yaydığım bilgi ışığındaki partnere doğru çekim başlıyor. Erkek de hazırsa uygun çiftler birbirini çekiyor. Kendimize farklı bir alan yaratmış oluyoruz. Aynı erkekle olan ilişkimizden daha fazla tat almaya başlıyoruz. Anne olarak çocuğumuzla, annemizle ilişkimiz, iş kadınıysak davranış modelimiz değişiyor çünkü alma-verme dengemiz farklılaşıyor.”

İşin en zor kısmı eğitimde neler yaşandığını anlatmak, çünkü eğitim anlatımdan ziyade deneyime dayalı bir süreç. Uygulayıcı sadece yol gösterici olarak çalışmada yer alıyor. Tekmen’e göre eğitmen, “Ruhunuzun kıyısında duran ve ruhunuzun gitmesinde yol gösteren kişi, akıl veren bir kimlik değil. Bu eğitimde danışan kendi yolunda yürüme gayretinde olduğu için, doğru olanın ne olduğunu kendi bulmaya başlıyor. Nerede kilitlendiğini, eksiği olduğunu anlayınca bilgi alanı açılıyor.”

Bir anlamda kendinizi dışarıdan görebilmeyi deniyorsunuz, ortaya çıkan resme ise yargısız ve yorumsuz bir şekilde yaklaşmanız önemli. Derste sizi biri temsil ediyor ve başka rolleri de başkaları… Önünüzde doğaçlama bir süreç yaşanıyor ve siz adeta kendi yaşamınızı bu çalışmalarda seyrediyor ve anlıyorsunuz.
İçimizdeki altı farklı dişi enerjinin her birini tamamlamak için grup çalışmalarına bir tam gün ayırmak ve ortalama sekiz seans devam etmek gerekiyor. Bazı kişiler çok hızlı yol alırken, bazılarının içselleştirme süreci daha uzun sürüyor. Tekmen, “Zihin çok hızlıdır ama ruhumuzun içselleştirme sürecine ihtiyacı var. Bunun geçişi, kabullenişi, bedenimizin buna adaptasyonu gibi süreçler yaşıyoruz. Hissediyoruz, alıyoruz, yaşamımızdaki olaylarla karşılaşıyoruz. İkinci aşamada danışanlarımız kadınlığımızla alakalı duygularını ve hissettiklerini hatırlayamıyor. Bu, üzücü duygularını unuttukları anlamına geliyor. Zihnimizden silinmese bile resim yargısız olarak dosyalanmış oluyor. Oradaki deneyim güç olarak bize dönüyor. Kadınlar ‘O deneyim olmazsa ben bugün bu dönüşümü yapamazdım. Hayatım boyu biriktirecekken bu olayla uyandım’ diyor.”


KADINLIĞIMIZI NE DEĞİŞTİRDİ?
Esasında dişi enerjimizin üzerinde dünyadaki gelişmelerin de büyük etkisi var. “Geçmişte kadınların büyük değişimler yaşadığı dönemler muhakkak var ama dünya 1900’lerin başında çok daha radikal değişimler yaşadı. Bunlar bilinçaltımıza çok derin şekilde işledi. İki dünya savaşı atlattık. Savaşlar sırasında erkekler askere gitti ve kadınlar iş hayatına atıldı. Bu dönemi yaşayan kadınların deneyimlerinden doğan çocuklar farklı bir yere geldi. Tabii bundan önce iş hayatına atılamamış kadınların akıtamadığı bir enerjisi de var. Bu kadınlar tarafından yetişen çocukların etkileri ve bunun yarattığı farklı döngü gözlemlenebiliyor. 60’lı yıllardaki hippi kadınları örnek alalım. Onların nasıl aileleri vardı, annelerinin neye ihtiyacı vardı ki çocukları böyle oldu? Bunlar bir zincir oluşturuyor ve etkilerini dalga dalga yaşıyoruz.”

Neden annelerine benzeyen kadınlarla evleniyorlar?

Tiraje Tekmen’e göre erkekler kafaları karışık olduğu için annelerine benzeyen kadınlarla evleniyor: “Erkeklerin sevgi boyutunda da kafalar karışık. Yaradılışın kanalı olarak kadını görüyorlar. Biz öyle bir sevgiyle doğuruyoruz ki, erkek çocuk hayatı boyu hep bunu arayabiliyor. Kadın doğururken oksitosin hormonuyla bebeğe bağlanıyor. Bu hormonla aşk yaşanıyor. Çocuk da ömür boyu bu aşkı arıyor. Annesinin yerine birini koymaya çalışıyor. Halbuki erkekler, annenin başka bir yerde durduğunu, partner düzleminde ise farklı bir şey aradığını idrak etmeli. Bu yüzden bu workshop’lara erkekler de katılmalı. ”

Erkek ne yaşıyor?
Dişi enerjisini anlamaya çalışırken erkekleri de anlamak gerekiyor. Tekmen, “Erkeğin çok önemli bir başlangıcı var. Biz dişiden doğuyoruz ve dişiyiz. Bu bizim için çok doğal ve akışında bir şey. Erkek ise karşı cinsten doğuyor, karşı cinsin karanlık rahminden çıkıyor, daha sonraki süreçte kendi yaradılışına vesile olan kişi diye gördüğü kadınla partner olmaya kalkıyor ve hayata atılıyor” diyor. Ve bu erkeğe ürkütücü gelebiliyor. Pek çok şeyi bilinçaltının derinliklerindeki bu korku ile, yani kendini koruma refleksiyle yapıyorlar. Korktuğu şeyi bastırmaya çalışarak, ona karşı donanımlı olmak istiyorlar. Burada aslında iş kadınlara düşüyor. Kadın da bastırıldığı için ve o da korktuğu için kadınsı özelliklerini süreç içinde kontrole yönelik kullanmaya başlıyor. Kadın, doğurduğu erkek çocuğunu yönetmeye başlıyor ve oğlu kanalıyla idare etmeye başladığı bir kültür oluşturuyor. Tekmen, “Bunlar erkeğin ve dişinin negatif kullanımları. Burada dişinin kendi sınırını ve haddini bilmesi gerek. Ne olduğunu korkusuzca kabul ettikten sonra tabii ki yetiştirdiği erkek çocuklarına da verdiği şeyler olacak. Kadınlar korkacak bir şey olmadığını, bir anlamda eşit olduğumuzu görmeli. Erkeğin gücüne de ihtiyacımız var” diyor. Bunları anlatmanın ise kadınların görevi olduğunu söylüyor. Neden? Çünkü dişi, dişiden doğduğu için yaratım gücüyle 1-0 önde. Bizim erkeklere burada bir borcumuz var. Bizim kafa karışıklığımız yok, onların var. Biz dişiler olarak hayata gelirken aldığımız ödülü hayata vermeliyiz. Baktığımızda bütün sistemlerde anneler hırslanıp öfkelendikçe yetiştirdikleri çocuklar da öfkeli oluyor. Anneler bu öfke ile toplumlarında kendi cinslerinin yok edilmesine neden oluyor. Çıkış ise yine kadınlarda. Evde, işte, arkadaşlıkta erkeklerle iletişimimizin değişmesi lazım. Erkeklere ‘bende korkulacak bir şey yok’ dememiz gerekiyor.


Dişi enerjinizi keşfedin!


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Dişi deyince aklınıza makyajlı, topuklu ayakkabı ve seksi kıyafetler giyen, girdiği ortama flört enerjisi yayan kadınlar mı geliyor? Yoksa çok çocuk doğuran anaç kadınlar mı?


Dişi dediğimizde işveli, bakımlı, makyajlı, stil SAHİBİ kadınlar aklımıza geliyor ya da çok doğurgan, sürekli annelik rolünde, evlerinde her daim yemek pişiren anaç kadınlar… Halbuki dişi olmak bunlardan ibaret değil! Şimdilerde yeni bir akım var: ‘Dişi Gücüne Dönüş’. Hatta bunun da eğitimleri var… Kimi Hint kültüründen kimi kuantumdan kimi Yunan mitolojisinden yola çıkarak oluşturulmuş bu eğitimlerin amacı bize ‘dişi gücü’nün ne olduğunu deneyimlerle fark ettirmek. Tiraje Tekmen de bu eğitimi verenlerden biri… “Her kadın kendine ‘dişiyim’ diyor, hepimizin dişiliği iyi temsil ettiği alanlar da yok değil fakat bazı noktalarda patinaj çekiyoruz. O yüzümüz gölgeye düşmeye başladığında hayatımızda tıkanıklıklar yaşıyoruz” diyor.

Peki dişi enerji ne demek? Tekmen’e göre dişi, koşturan bir enerji değil. Dingin, sakin ve merkezlenmiş bir enerji. Dişi; doğurduğu, çocuğu yetiştirdiği için durup, bekliyor. Tekamül eden, tevekkül eden bir enerji! Erkekte ise avcı enerji var, aktif ve koşturuyor. Tekmen, “Yaşadığımız çağda kadınlar da koşturuyor, halbuki özümüzdekinin duran enerji olduğunu unutmamamız lazım” hatırlatmasını yapıyor.

Yunan mitolojisindeki tanrıça çarkına göre altı farklı dişi enerji var ve biz bunları hayatımızın farklı evrelerinde deneyimliyoruz. Hera iktidarı temsil ediyor. Athena uygarlığı, Afrodit aşkı, Artemis doğayı, Demeter anneliği ve Persephone ölümü. Bu enerjiler çeşitli rollere bürünüyor. Yaşamımızda en çok kullandığımız ise Afrodit modeli. “Güçlü ve otoriter iş kadınları doğurdukları anda anaç kadına dönüşür. Bu gayet normal ve olması gereken faz. Bazen bazı roller birbirini reddediyormuş gibi görünür. Mesela Hera, Demeter ve Athena birbirinden farklı görünse de üçü de otorite barındırır” diyor Tekmen. Karşıt gibi duran bu rollerde kadınların yapması gereken ise, hissettikleri bu farklı dişi enerjilerinin birbirini anlamasını ve birbiriyle bağlantıya geçmesini sağlamak. Hangi özelliğin nereden kaynaklandığını ise şu şekilde açıklıyor: “Bu altı fazın altında değişik konular var, kadınların dünya görüşleri, cinselliği, ergenliği gibi... Mesela medyumluğumuz Kassandra’dan gelir. Athena kadını şehir hayatını sever ve erkek egemenliğini savunur, yani kadınsı özelliklerini bastırıp erkeksi olmayı benimser. Peki, ben Athena kadını olarak şehir hayatını, eğitimi, kültürü seviyorum. Bununla birlikte doğayı sevemez miyim? Sevebilirim. Bu demek oluyor ki Artemis’im daha yoğun. Athena ile Artemis karşıttır. Artemis’im daha baskınsa doğada yaşarım. Önemli olan diğer dişi enerjilerimizi dışlamamak, onları kabul ederek özgürleşmek. Doğada yaşamayı seven, yalnızlığına aşık, evlenmek istemeyen biri olabilirim ve hala Artemis kadını olarak yaşayabilirim. Yine annelik kimliği olan Demeter ile Afrodit tamamen ters. İşte asıl olan zıt görünen dişi enerjileri gölgelerine düşmeden yaşamak.”


Afrodit’i anlamak
Tekmen’e göre en sık gölgesine düşülen dişi enerji Afrodit. “Kadınlar Afrodit olduğunu zannederken içselleştiremeyip başka bir yere kayıyor. Afrodit’i anlamamış çok kadın var. Şehir kadınıyla Afrodit’i birleştirmek zor. Afrodit aptal sarışını temsil ediyor gibi algılanır. Halbuki bizi cinsellikle barıştıran yüzümüz. Anlamını kavradıktan sonra dişiliğimiz farklı bir anlam kazanıyor ve kendimizle daha barışık olmaya başlıyoruz.” Kendi ülkemizden ve aileden aldıklarımız, dış çevre ve dinler de dişiliğimizi çok etkiliyor. Örneğin, Türkiye’de doğan bir Türk kızı ile Amerika’da doğan Türk kızı farklıdır. Biz dişi enerjimizin kaynağını önce bizi doğuran anneden alıyoruz. Yani dişilik kodumuzu açan annemiz. Kız çocuğu, annesinden, etrafındaki kadınlardan bu enerjiyi alıyor. Kızlar ‘babamın kızıyım’ der. Halbuki marifet annesinin kızı olmak. Anneme bakıp onu yargılamıyorsam, ‘o cinsiyetten aldığımı kabul ediyorum’ diyebiliyorsam anneliği içselleştirebiliriz. Anneyi içselleştirdiğimiz ve kabullendiğimiz an annenin bütün pozitifleri bize güç olarak geliyor. Dişilikten gelen bütün bilgi ve tecrübeyi almaya başlıyoruz ve bu aldıklarımızla hayatımıza yöneliyoruz. Tekmen burada bahsedilenin annesinden hiç ayrılmayan, büyüdüğü halde çocuk gibi davranan kadınlar olmadığını söylüyor: “Tersine anneyi kabul etmek, özgürlüğünün sorumluluğunu almak ve yetişkin bir kadına dönüşmek demek.”

Eğitimdeki deneyimler
Tekmen’e göre eğitimde kadınlar kadınlığıyla barışmaya başlıyor. Erkeklerle savaşmayı bırakıyor, onlar tarafından anlaşılma derdinden özgürleşiyor. “Ne biz erkekleri anlayabiliriz ne de onlar bizi. Eğitimlerde anlama ve anlaşılma gayretinden özgürleşiyoruz. Ben sağlıklı bir yerde durdukça erkeği de net görmeye başlıyorum. Gerçek anlamda kadınlığımı özümsemiş ve kendimi anlamış oluyorum. Başka bir etkisi de şu; doğru yerde durduğuma göre benim titreşimimde, yaydığım bilgi ışığındaki partnere doğru çekim başlıyor. Erkek de hazırsa uygun çiftler birbirini çekiyor. Kendimize farklı bir alan yaratmış oluyoruz. Aynı erkekle olan ilişkimizden daha fazla tat almaya başlıyoruz. Anne olarak çocuğumuzla, annemizle ilişkimiz, iş kadınıysak davranış modelimiz değişiyor çünkü alma-verme dengemiz farklılaşıyor.”

İşin en zor kısmı eğitimde neler yaşandığını anlatmak, çünkü eğitim anlatımdan ziyade deneyime dayalı bir süreç. Uygulayıcı sadece yol gösterici olarak çalışmada yer alıyor. Tekmen’e göre eğitmen, “Ruhunuzun kıyısında duran ve ruhunuzun gitmesinde yol gösteren kişi, akıl veren bir kimlik değil. Bu eğitimde danışan kendi yolunda yürüme gayretinde olduğu için, doğru olanın ne olduğunu kendi bulmaya başlıyor. Nerede kilitlendiğini, eksiği olduğunu anlayınca bilgi alanı açılıyor.”

Bir anlamda kendinizi dışarıdan görebilmeyi deniyorsunuz, ortaya çıkan resme ise yargısız ve yorumsuz bir şekilde yaklaşmanız önemli. Derste sizi biri temsil ediyor ve başka rolleri de başkaları… Önünüzde doğaçlama bir süreç yaşanıyor ve siz adeta kendi yaşamınızı bu çalışmalarda seyrediyor ve anlıyorsunuz.
İçimizdeki altı farklı dişi enerjinin her birini tamamlamak için grup çalışmalarına bir tam gün ayırmak ve ortalama sekiz seans devam etmek gerekiyor. Bazı kişiler çok hızlı yol alırken, bazılarının içselleştirme süreci daha uzun sürüyor. Tekmen, “Zihin çok hızlıdır ama ruhumuzun içselleştirme sürecine ihtiyacı var. Bunun geçişi, kabullenişi, bedenimizin buna adaptasyonu gibi süreçler yaşıyoruz. Hissediyoruz, alıyoruz, yaşamımızdaki olaylarla karşılaşıyoruz. İkinci aşamada danışanlarımız kadınlığımızla alakalı duygularını ve hissettiklerini hatırlayamıyor. Bu, üzücü duygularını unuttukları anlamına geliyor. Zihnimizden silinmese bile resim yargısız olarak dosyalanmış oluyor. Oradaki deneyim güç olarak bize dönüyor. Kadınlar ‘O deneyim olmazsa ben bugün bu dönüşümü yapamazdım. Hayatım boyu biriktirecekken bu olayla uyandım’ diyor.”


KADINLIĞIMIZI NE DEĞİŞTİRDİ?
Esasında dişi enerjimizin üzerinde dünyadaki gelişmelerin de büyük etkisi var. “Geçmişte kadınların büyük değişimler yaşadığı dönemler muhakkak var ama dünya 1900’lerin başında çok daha radikal değişimler yaşadı. Bunlar bilinçaltımıza çok derin şekilde işledi. İki dünya savaşı atlattık. Savaşlar sırasında erkekler askere gitti ve kadınlar iş hayatına atıldı. Bu dönemi yaşayan kadınların deneyimlerinden doğan çocuklar farklı bir yere geldi. Tabii bundan önce iş hayatına atılamamış kadınların akıtamadığı bir enerjisi de var. Bu kadınlar tarafından yetişen çocukların etkileri ve bunun yarattığı farklı döngü gözlemlenebiliyor. 60’lı yıllardaki hippi kadınları örnek alalım. Onların nasıl aileleri vardı, annelerinin neye ihtiyacı vardı ki çocukları böyle oldu? Bunlar bir zincir oluşturuyor ve etkilerini dalga dalga yaşıyoruz.”

Neden annelerine benzeyen kadınlarla evleniyorlar?

Tiraje Tekmen’e göre erkekler kafaları karışık olduğu için annelerine benzeyen kadınlarla evleniyor: “Erkeklerin sevgi boyutunda da kafalar karışık. Yaradılışın kanalı olarak kadını görüyorlar. Biz öyle bir sevgiyle doğuruyoruz ki, erkek çocuk hayatı boyu hep bunu arayabiliyor. Kadın doğururken oksitosin hormonuyla bebeğe bağlanıyor. Bu hormonla aşk yaşanıyor. Çocuk da ömür boyu bu aşkı arıyor. Annesinin yerine birini koymaya çalışıyor. Halbuki erkekler, annenin başka bir yerde durduğunu, partner düzleminde ise farklı bir şey aradığını idrak etmeli. Bu yüzden bu workshop’lara erkekler de katılmalı. ”

Erkek ne yaşıyor?
Dişi enerjisini anlamaya çalışırken erkekleri de anlamak gerekiyor. Tekmen, “Erkeğin çok önemli bir başlangıcı var. Biz dişiden doğuyoruz ve dişiyiz. Bu bizim için çok doğal ve akışında bir şey. Erkek ise karşı cinsten doğuyor, karşı cinsin karanlık rahminden çıkıyor, daha sonraki süreçte kendi yaradılışına vesile olan kişi diye gördüğü kadınla partner olmaya kalkıyor ve hayata atılıyor” diyor. Ve bu erkeğe ürkütücü gelebiliyor. Pek çok şeyi bilinçaltının derinliklerindeki bu korku ile, yani kendini koruma refleksiyle yapıyorlar. Korktuğu şeyi bastırmaya çalışarak, ona karşı donanımlı olmak istiyorlar. Burada aslında iş kadınlara düşüyor. Kadın da bastırıldığı için ve o da korktuğu için kadınsı özelliklerini süreç içinde kontrole yönelik kullanmaya başlıyor. Kadın, doğurduğu erkek çocuğunu yönetmeye başlıyor ve oğlu kanalıyla idare etmeye başladığı bir kültür oluşturuyor. Tekmen, “Bunlar erkeğin ve dişinin negatif kullanımları. Burada dişinin kendi sınırını ve haddini bilmesi gerek. Ne olduğunu korkusuzca kabul ettikten sonra tabii ki yetiştirdiği erkek çocuklarına da verdiği şeyler olacak. Kadınlar korkacak bir şey olmadığını, bir anlamda eşit olduğumuzu görmeli. Erkeğin gücüne de ihtiyacımız var” diyor. Bunları anlatmanın ise kadınların görevi olduğunu söylüyor. Neden? Çünkü dişi, dişiden doğduğu için yaratım gücüyle 1-0 önde. Bizim erkeklere burada bir borcumuz var. Bizim kafa karışıklığımız yok, onların var. Biz dişiler olarak hayata gelirken aldığımız ödülü hayata vermeliyiz. Baktığımızda bütün sistemlerde anneler hırslanıp öfkelendikçe yetiştirdikleri çocuklar da öfkeli oluyor. Anneler bu öfke ile toplumlarında kendi cinslerinin yok edilmesine neden oluyor. Çıkış ise yine kadınlarda. Evde, işte, arkadaşlıkta erkeklerle iletişimimizin değişmesi lazım. Erkeklere ‘bende korkulacak bir şey yok’ dememiz gerekiyor.


__________________
Ponçik kızını bekleyen tatliş bir hatun..
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
disi enerji, dişi enerjinizi keşfedin, ruh sagligi

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Yuvayı Yapan Dişi Kuştur. (Yuvayı Dişi Kuş Yapar) PySSyCaT Atasözleri ve Deyimler 0 30 Eylül 2014 21:34
Yaşam Enerjinizi Yükseltin Amelia Kişisel Gelişim 0 07 Temmuz 2014 14:10
Enerjinizi kullanmayı öğrenin. Zen Kişisel Gelişim 0 18 Kasım 2012 00:40
Enerjinizi nasıl harcıyorsunuz? N999 Ekstra 2 27 Şubat 2012 19:09
Enerjinizi artırmak için 23 öneri Biricik123 Diyet ve Sağlıklı Beslenme 0 15 Mayıs 2010 11:12