IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  kral sohbet




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 21 Mart 2009, 20:01   #1
Çevrimdışı
Toplum İnşasında Felsefe


sohbet


İnsan en çok kendine yabancılaşıyor. Çünkü etrafındaki dinamik değişkenlik kendisini doğal olarak bir yüzleşmeyle karşı karşıya getirmektedir. İnsanların tiplerinde, karakterlerinde, sosyal ilişkilerinde, tüketim kültürlerinde, kültürel değerlerinde mevcut kültür kodlarıyla örtüşmeyen bir akışkanlık söz konusudur. Popüler kültürün dikte ettirdiği bir zihinsel atmosfer bir anlamda kitlesel refleksleri doğrudan yönlendirmektedir. Sağduyu sahibi irade beyanları henüz sağlıklı zeminler üzerinde varlık iddiasını güçlü bir şekilde seslendirememektedir.Sağduyulu irade, felsefi arka planı olan sosyal yapı ile örtüşen politik üretkenliği henüz gerçekleştirememiştir. Sürekli anlaşılamama, savunmacı, tanımlanan bir kitle psikolojinin arka planı olma gibi bir tavır içindedir. Bir anlamda bu duruş savunmacı bir psikolojik ruh hali için biçilmiş kaftan gibidir. Mazeret savunmacı reflekstir. Bireyin kendi gerçekliğiyle yüzleşmekten kaçınması işin nirengi noktasıdır.

Şöyle yakın tarihimize de bir göz atarsak, tozlu raflardaki kıymetli eserlere dokunduğumuzda da çok gerçekçi, bizleri geleceğe taşıyacak bir felsefe merdivenimizin olmadığını müşahede edebiliriz. Bu yaklaşım Türkiye bağlamındadır. Şu anda ülkemizdeki aksiyoner felsefecileri saysak bir elin parmaklarını geçmez gibi. Bu felsefecilerden Osmanlı bakiyesi felsefesi düşünür Filibeli Ahmet Hilmi, cumhuriyet dönemi Cemil Meriç, Prof. Dr. Mehmet Aydın önemli felsefecilerden bazılarıdır.

Toplumsal olaylar, olgular gelişim süreçlerinde bir felsefi arka plandan yoksunsa, kitlesel etkilerden bahsetmek çok güçtür. Üretilen politikaların etkileri/tahribatları genelde uzun vadede sonuçlar vermektedir. Bazı zamanlar basit gibi gözüken değişimler yarının sosyal problemlerinin sacayağını oluşturmaktadır. Modern zaman içinde iletişim aygıtları ifşa ayağını muntazam olarak işletmektedir.

Hayatın aygıtlarını oluşturan, sürekliliğini sağlayan, dönüşümlerini temin eden ve bütün sürece anlam/değer katan aktör insan unsurudur. Seküler düşünce paradigmalarının insana dair serüvenleri hep bir sonraki egoların tatminidir. Biz bu sorun yumağının arka planında güçlü bir düşünce ekolünden yoksun oluşumuzdan kaynaklandığını düşünüyoruz. Sosyal bilimler, iktisadi düşünce, siyasi düşünce, felsefi düşünce alanlarında ülkemizde ekol kültürüne damga vuracak bir düşünce havzamız mevcut mu? Kendi zemininde modern dönem imkânlarını düşünsel anlamda kurgulayan inşacı aksiyon bir düşünür profili tebarüz etmiş mi?

Türkiye zeminini şöyle teğet geçersek, İslam dünyasının diğer coğrafyaları ve batı dünyası düşünce üretimi ve felsefi damar olarak bir hayli gelişme kaydetmiş durumdadır. Batıdaki düşünce ekollerinin varlığına dikkatimizi yöneltirsek süreç daha sağlıklı anlaşılır kanaatindeyiz. Ülkemizde binlerce akademisyen veya bilim adamının İslam dünyası ve batının üniversitelerinde, bilim ve düşünce kuruluşlarında yıllarını harcamaları bazı şeyleri daha anlaşılır kılıyor gibi.
İnsan inşasında ilahiyat ilimleri ile pozitif bilimlerin paralel seyretmesi daha isabetli olacaktır. İlahiyat alanındaki bireysel veya cemiyet iklimi içerisinde gerçekleştirilen düşüncel ve eylemsel politikalar dar alanda varlık göstermektedir. Kitleye şamil değildir. Pozitif bilimlerde modern paradigmalar hakim/hüküm sürdüğü için bireysel ve kitlesel bütünleşmelerde bu durum üst perdede kalmaktadır. Bu iki denklem arasındaki insan idraki varlık bilincini kuşanamamanın paranoyak psikolojisi ile varlık serencamını idame ettirmeye devam etmektedir. Bu yapısal sorunun devamında dönemsel duruşlar, yeni açılımlar ekseninde varlık belirtisi göstermek istenci, kendini kitle aidiyetinde soyutlamak, zamana değin hamasi serzenişler ve savrulmalar…

İnsanın yabancılaşmasını, yalnızlaşmasını, yozlaşmasını frenleyecek bilinç tasavvuru güçlü bir felsefi ahlak anlayışıyla mümkündür. Ahlak olgusunun en dramatik açmazı matbu kâğıtların sayfalarında altın harflerle kazınmışçasına yerlerini muhafaza etmesidir.

Modern dönemde gırtlaktan aşağıya inemeyen bir ahlak kültürü gündelik yaşamın vazgeçilmez bir düsturu olmuştur. Moda tabirle "kalbi temiz olsun" yüreğe mahkum edilen, sosyal boyutu sıfır noktası olan bir düşünce tasavvuru insanlara doğrudan veya dolaylı olarak dikte ettirilmektedir.
İslami kimlik ve insani erdemlilikle bağdaşmayan bu anlayış belki de Nurettin Topçu'nun haykırışıyla bir İsyan Ahlakına dönüşerek, bu gündelik ahlak anlayışının terk edilmesi kitlelerin ufkunu ve önünü açmış olacaktır.


Alıntıdır.
İnsan en çok kendine yabancılaşıyor. Çünkü etrafındaki dinamik değişkenlik kendisini doğal olarak bir yüzleşmeyle karşı karşıya getirmektedir. İnsanların tiplerinde, karakterlerinde, sosyal ilişkilerinde, tüketim kültürlerinde, kültürel değerlerinde mevcut kültür kodlarıyla örtüşmeyen bir akışkanlık söz konusudur. Popüler kültürün dikte ettirdiği bir zihinsel atmosfer bir anlamda kitlesel refleksleri doğrudan yönlendirmektedir. Sağduyu sahibi irade beyanları henüz sağlıklı zeminler üzerinde varlık iddiasını güçlü bir şekilde seslendirememektedir.Sağduyulu irade, felsefi arka planı olan sosyal yapı ile örtüşen politik üretkenliği henüz gerçekleştirememiştir. Sürekli anlaşılamama, savunmacı, tanımlanan bir kitle psikolojinin arka planı olma gibi bir tavır içindedir. Bir anlamda bu duruş savunmacı bir psikolojik ruh hali için biçilmiş kaftan gibidir. Mazeret savunmacı reflekstir. Bireyin kendi gerçekliğiyle yüzleşmekten kaçınması işin nirengi noktasıdır.

Şöyle yakın tarihimize de bir göz atarsak, tozlu raflardaki kıymetli eserlere dokunduğumuzda da çok gerçekçi, bizleri geleceğe taşıyacak bir felsefe merdivenimizin olmadığını müşahede edebiliriz. Bu yaklaşım Türkiye bağlamındadır. Şu anda ülkemizdeki aksiyoner felsefecileri saysak bir elin parmaklarını geçmez gibi. Bu felsefecilerden Osmanlı bakiyesi felsefesi düşünür Filibeli Ahmet Hilmi, cumhuriyet dönemi Cemil Meriç, Prof. Dr. Mehmet Aydın önemli felsefecilerden bazılarıdır.

Toplumsal olaylar, olgular gelişim süreçlerinde bir felsefi arka plandan yoksunsa, kitlesel etkilerden bahsetmek çok güçtür. Üretilen politikaların etkileri/tahribatları genelde uzun vadede sonuçlar vermektedir. Bazı zamanlar basit gibi gözüken değişimler yarının sosyal problemlerinin sacayağını oluşturmaktadır. Modern zaman içinde iletişim aygıtları ifşa ayağını muntazam olarak işletmektedir.

Hayatın aygıtlarını oluşturan, sürekliliğini sağlayan, dönüşümlerini temin eden ve bütün sürece anlam/değer katan aktör insan unsurudur. Seküler düşünce paradigmalarının insana dair serüvenleri hep bir sonraki egoların tatminidir. Biz bu sorun yumağının arka planında güçlü bir düşünce ekolünden yoksun oluşumuzdan kaynaklandığını düşünüyoruz. Sosyal bilimler, iktisadi düşünce, siyasi düşünce, felsefi düşünce alanlarında ülkemizde ekol kültürüne damga vuracak bir düşünce havzamız mevcut mu? Kendi zemininde modern dönem imkânlarını düşünsel anlamda kurgulayan inşacı aksiyon bir düşünür profili tebarüz etmiş mi?

Türkiye zeminini şöyle teğet geçersek, İslam dünyasının diğer coğrafyaları ve batı dünyası düşünce üretimi ve felsefi damar olarak bir hayli gelişme kaydetmiş durumdadır. Batıdaki düşünce ekollerinin varlığına dikkatimizi yöneltirsek süreç daha sağlıklı anlaşılır kanaatindeyiz. Ülkemizde binlerce akademisyen veya bilim adamının İslam dünyası ve batının üniversitelerinde, bilim ve düşünce kuruluşlarında yıllarını harcamaları bazı şeyleri daha anlaşılır kılıyor gibi.
İnsan inşasında ilahiyat ilimleri ile pozitif bilimlerin paralel seyretmesi daha isabetli olacaktır. İlahiyat alanındaki bireysel veya cemiyet iklimi içerisinde gerçekleştirilen düşüncel ve eylemsel politikalar dar alanda varlık göstermektedir. Kitleye şamil değildir. Pozitif bilimlerde modern paradigmalar hakim/hüküm sürdüğü için bireysel ve kitlesel bütünleşmelerde bu durum üst perdede kalmaktadır. Bu iki denklem arasındaki insan idraki varlık bilincini kuşanamamanın paranoyak psikolojisi ile varlık serencamını idame ettirmeye devam etmektedir. Bu yapısal sorunun devamında dönemsel duruşlar, yeni açılımlar ekseninde varlık belirtisi göstermek istenci, kendini kitle aidiyetinde soyutlamak, zamana değin hamasi serzenişler ve savrulmalar…

İnsanın yabancılaşmasını, yalnızlaşmasını, yozlaşmasını frenleyecek bilinç tasavvuru güçlü bir felsefi ahlak anlayışıyla mümkündür. Ahlak olgusunun en dramatik açmazı matbu kâğıtların sayfalarında altın harflerle kazınmışçasına yerlerini muhafaza etmesidir.

Modern dönemde gırtlaktan aşağıya inemeyen bir ahlak kültürü gündelik yaşamın vazgeçilmez bir düsturu olmuştur. Moda tabirle "kalbi temiz olsun" yüreğe mahkum edilen, sosyal boyutu sıfır noktası olan bir düşünce tasavvuru insanlara doğrudan veya dolaylı olarak dikte ettirilmektedir.
İslami kimlik ve insani erdemlilikle bağdaşmayan bu anlayış belki de Nurettin Topçu'nun haykırışıyla bir İsyan Ahlakına dönüşerek, bu gündelik ahlak anlayışının terk edilmesi kitlelerin ufkunu ve önünü açmış olacaktır.


Alıntıdır.
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
felsefe, insasinda, toplum, İnşasında

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Toplum ve Felsefe İndex Seth Toplum ve Felsefe 0 11 Eylül 2014 15:25
İş Dünyası, Felsefe, İnsan ve Toplum Konuları Söyleşisi - Oruç Aruoba Afrodit Felsefe 0 06 Eylül 2013 14:41
Toplum ve Felsefe Rüzgar Toplum ve Felsefe 0 25 Nisan 2012 23:34
Toplum ve Felsefe Bilimlerinin Değeri YapraK Toplum ve Felsefe 0 14 Nisan 2009 14:58
Felsefe Dersleri - Sokrates Öncesi Antik Felsefe YapraK Felsefe Dersleri 12 13 Nisan 2009 04:50