IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  kral sohbet




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 31 Mart 2018, 05:51   #1
Çevrimdışı
Thomas Hobbes: Leviathan


sohbet


Thomas Hobbes: Leviathan

Bir giriş olarak şunlar söylenebilir:

Hobbes’a göre devlet, yapma bir cisimdir. Devlet de, toplum da ancak bireylerle gerçekleşir.
Devlet, bireylerin bir araya gelerek bütünleşmelerinden meydana gelir. İnsan aslında asosyal
bir varlıktır. Fakat içinde bulunduğu düzensiz, kargaşalı doğal durumdan kurtulmak için
toplum halinde yaşamaya razı olur. Bütün ahlaki ve siyasi kanunlar insanlar arasında iradi bir
yolla kurulan sözleşmeye dayanır. İnsanlar arasındaki asıl durum, bir savaş halidir. Aslında
‘İnsan insanın kurdudur.’ Bunun önüne ancak devlet geçer, Hobbes’a göre.

Konuya zihinsel bir hazırlık olarak, “özgürlük” üzerine düşünelim. Genel olarak insanlar ne
anlar, biz ne anlıyoruz, bunu ortaya koymaya çalışalım.

Örneğin şunun üzerine düşünelim: Kararlarımızı niye başkalarına bırakmıyoruz da biz
veriyoruz. Çünkü kendimiz için iyi olanı herkesten iyi bildiğimize inanıyoruz ve bu nedenle
kararlarımızı başkalarına bırakmıyoruz.

(Bu öğretilmiş bir inanç değildir. Herkeste vardır. Olsa olsa sonradan, baskıyla, eğitimle
törpülenir, zarara uğratılır. Ancak asla yok edilemez)
Özgürlük, kişinin kendisiyle ilgili kararları kendisinin vermesidir. Özgürlük bizim kendimizi
için iyi olana ulaşmamızı sağlayan değerdir. Kararlarımızı başkaları verirse iyi olmaz, çünkü
benim için neyin en iyi olduğunu hiç kimse benim kadar iyi bilemez. Özgürlüğü talep
ediyoruz çünkü kendimiz için en iyi olanı talep ediyoruz. Bu doğal bir yönelimdir.
Ama günlük yaşamda kendi kararlarımızı kendimiz aldığımızda, tepki görürüz. Biz özgürce
karar alabilmeyi, kendimiz için en iyi şeyi bildiğimiz için talep ediyoruz ama ne zaman
özgürce karar alsak elde edeceğimiz yarardan çok daha fazla tepki görüyoruz. Özgürlük denen
olanağı ne zaman kullanmaya kalkışsak tepkiyle karşılaşırız. İnsanların bir yanı özgürlüğü
isterken diğer yanı bertaraf etmeye çalışır. Özgür davranışlarda bile başkalarının kararını
alırız.

Toplumsal yaşam içerisinde özgürlük, kendi kararımızı kendimiz vermek değildir; bizim
adımıza kimin karar vereceğini seçmektir. Örneğin seçimler. Yasa yapma iradesini kime
devredeceğimizi seçeriz. Bu özgürlüğünü devredeceğin kişiyi seçmektir, bir açıdan bakılınca.
*
Genelde felsefe tarihinde yapılan beden-ruh ayrımına Hobbes katılmaz. Çünkü Hobbes’a göre
ruh yoktur.
İnsan en temelde bir canlıdır, dolayısıyla doğal yapısı gereği canlı gibi hareket eder.
Kendisinin bütün evrenin merkezinde olduğuna inanır ve her şeyin buna göre şekil almasını
ister ve buna göre hareket eder. Bunu bozan her varlığı ortadan kaldırmaya çalışır.
Yapısı gereği diğer bütün varlıklar gibi insan da bencildir. Dolayısıyla eylemlerimizin yönü
de buna göre belirlenir. Kendisi için yararlı olanı elde etmeye, kendisi için zararlı olanı yok
etmeye çalışır. Eylemleri kendi yararına, zararına göre ayrımlaşır.
Hobbes’da şu ayrım vardır.
1) Doğa durumu (eşittir savaş durumu)
2) Toplum durumu (eşittir barış durumu)
Doğa Durumu: İnsanın doğal durumu (yani henüz ahlakın, dinin, hukukun,
devletin olmadığı durum) hayvanlarınkiyle benzerlik gösterir. Bir savaş
durumudur. Birbirleriyle mücadele ettikleri bir durum. Bu durum dış bir
müdahaleyle sonlandırılmazsa, sonsuza kadar gider.
Hobbes’a göre doğa durumunda insanların savaşması gerekir. Rousseau ve Locke
ise tam tersini düşünür. Onlar doğa durumunun bir barış durumu olduğunu söyler.
Peki savaş durumunun neden sonu yoktur? Hobbes birkaç varsayımından dolayı
böyle düşünür:
1) İnsanların özellikleri biribirinden farklı olsa da toplamda özelliklerle
donatılmışlardır.
2) Eşitlikten güvensizlik doğar.
Herkes birbirine eşit olduğundan bir barış ortamı hiçbir zaman kurulamaz. Bu
eşitlik ortamı bir güvensizlik yaratır. Hepimiz eşit güçte olduğumuza inandığımız
için amaçlarımıza ve isteklerimize ulaşmada da eşit görürüz. Örneğin 2 kişi aynı
şeyi isterse hiçbiri ondan vazgeçmez. Hiç kimse diğerine bırakmaz bu onun
hakkıdır demez.
a) Hepimiz kendimizi eşit görürüz.
b) Hepimiz kendimizi diğerleriyle eşit hakta görürüz.
3) Güvensizlik mücadele (savaş) doğurur.
Doğa durumunda dünya insan için güvensiz bir dünyadır. Bu güvensizlik
durumunda kendi güvenini sağlamak için savaş olur. Yani ‘insan insanın kurdu’
olmaya başlar. Kendimizi korumanın en iyi yolu karşı tarafı yok etmektir.
Hobbes’e göre insanları savaşa sokan 3 temel kavga nedeni vardır:
1) Rekabet
2) Güvensizlik
3) Şan ve Şeref
1) Rekabet: Kendi varlığımızı sürdürmek için nesneleri elde etmek arzusundan doğar.
2) Güvensizlik: Başkaları karşısında kendi varlığımızı korumak, güvenliğimizi sağlamak
amacıyla mücadele etmektir. Başkalarına yem olmamak için yapılır.
3) Şan ve Şeref: başkalarına boyun eğdirmek için yaptığımız şeref kavgalarıdır.
Hobbes’a göre insan varlığını sürdürmek için bir yandan nesneleri elde etmeyi, diğer yandan
kendini korumayı, şan olarak da diğer insanları köleleştirip onları araçlaştırmayı amaçlıyor.
 Doğal durum; biraz dinsel bir bakış. Dünya’nın bütün insanlara ortaklaşa
verildiğini kabul ederek başlar. Dünya bütün insanlara ortaklaşa verildiyse herkes
bu dünyadaki herşey üzerinde herkes kadar hakka sahiptir. Tanrı için bir insan
diğerinden üstün değildir. İhtiyaç sahibi bir varlığız ve ihtiyacımız olan şey bizim
hakkımız olmalıdır. Örneğin, acıkınca karnımızı doyuracak şeyler hakkımız
olmalıdır. Bütün canlılar ihtiyaç sahibidir ve ihtiyaç duyduğu her şeye hakkı
vardır. Bu kutsal kitapta böyle yazmasaydı, dinen kabullenilmeseydi bile insanlar
bunu biyolojik olarak, bir canlı olarak düşünmek, varsaymak zorunda kalırdı.
Hobbes, doğa durumundaki insanlar böyle düşündüğünü varsayar. O zaman doğa
durumunda hakkımızı almamızda engellenmemiz gerek.
Doğa durumu, herkesin her şeye hakkı olduğunu düşündüğü yerdir. Aslında bunun
tersi de doğrudur. Herkesin her şeyde hakkı olduğuna göre, hiç kimsenin hiçbir
şeye ve hiçbir şeyde hakkı yoktur.
Doğa durumu aslında hem mutlak bir haklılık ve mutlak bir özgürlük durumudur
hem de mutlak bir haksızlık ve mutlak bir özgür olmama durumudur.
 Doğa durumu varlığımızın sürekli tehlikede olduğu bir durumdur.
 Doğa durumunda hak ve adalet diye bir şey yoktur. Dolayısıyla hak ve adaletten
söz edemediğimiz için, hiçbir eylem adaletsiz ya da haksız değildir. Ahlak, hukuk,
özgürlük de yoktur. Bunlar ancak toplumun içinde anlam kazanır.
 Doğa durumunda çalışmaya yer yoktur. Hak, mülkiyet, hukuk olmadığı için
insanlar çalışma ve üretme isteği hissetmeyecektir. Çalışma ve üretme
olmadığından, dünyanın kaynakları da her zaman herkese yetmeyeceği için, dünya
insan için yaşanılmaz bir yer olur.
 İnsanın bencilliğinin kaynağı kendi varlığını sürdürmek arzusu. Kendi varlığımızı
sürdüremeyeceğimiz bir noktaya çok kısa sürede geliyoruz. Her halükarda uzlaşma
sağlamak için bir üst hakeme ihtiyaç duyarız. Bu da toplumsallaşmaya iter.
Thomas Hobbes: Leviathan

Bir giriş olarak şunlar söylenebilir:

Hobbes’a göre devlet, yapma bir cisimdir. Devlet de, toplum da ancak bireylerle gerçekleşir.
Devlet, bireylerin bir araya gelerek bütünleşmelerinden meydana gelir. İnsan aslında asosyal
bir varlıktır. Fakat içinde bulunduğu düzensiz, kargaşalı doğal durumdan kurtulmak için
toplum halinde yaşamaya razı olur. Bütün ahlaki ve siyasi kanunlar insanlar arasında iradi bir
yolla kurulan sözleşmeye dayanır. İnsanlar arasındaki asıl durum, bir savaş halidir. Aslında
‘İnsan insanın kurdudur.’ Bunun önüne ancak devlet geçer, Hobbes’a göre.

Konuya zihinsel bir hazırlık olarak, “özgürlük” üzerine düşünelim. Genel olarak insanlar ne
anlar, biz ne anlıyoruz, bunu ortaya koymaya çalışalım.

Örneğin şunun üzerine düşünelim: Kararlarımızı niye başkalarına bırakmıyoruz da biz
veriyoruz. Çünkü kendimiz için iyi olanı herkesten iyi bildiğimize inanıyoruz ve bu nedenle
kararlarımızı başkalarına bırakmıyoruz.

(Bu öğretilmiş bir inanç değildir. Herkeste vardır. Olsa olsa sonradan, baskıyla, eğitimle
törpülenir, zarara uğratılır. Ancak asla yok edilemez)
Özgürlük, kişinin kendisiyle ilgili kararları kendisinin vermesidir. Özgürlük bizim kendimizi
için iyi olana ulaşmamızı sağlayan değerdir. Kararlarımızı başkaları verirse iyi olmaz, çünkü
benim için neyin en iyi olduğunu hiç kimse benim kadar iyi bilemez. Özgürlüğü talep
ediyoruz çünkü kendimiz için en iyi olanı talep ediyoruz. Bu doğal bir yönelimdir.
Ama günlük yaşamda kendi kararlarımızı kendimiz aldığımızda, tepki görürüz. Biz özgürce
karar alabilmeyi, kendimiz için en iyi şeyi bildiğimiz için talep ediyoruz ama ne zaman
özgürce karar alsak elde edeceğimiz yarardan çok daha fazla tepki görüyoruz. Özgürlük denen
olanağı ne zaman kullanmaya kalkışsak tepkiyle karşılaşırız. İnsanların bir yanı özgürlüğü
isterken diğer yanı bertaraf etmeye çalışır. Özgür davranışlarda bile başkalarının kararını
alırız.

Toplumsal yaşam içerisinde özgürlük, kendi kararımızı kendimiz vermek değildir; bizim
adımıza kimin karar vereceğini seçmektir. Örneğin seçimler. Yasa yapma iradesini kime
devredeceğimizi seçeriz. Bu özgürlüğünü devredeceğin kişiyi seçmektir, bir açıdan bakılınca.
*
Genelde felsefe tarihinde yapılan beden-ruh ayrımına Hobbes katılmaz. Çünkü Hobbes’a göre
ruh yoktur.
İnsan en temelde bir canlıdır, dolayısıyla doğal yapısı gereği canlı gibi hareket eder.
Kendisinin bütün evrenin merkezinde olduğuna inanır ve her şeyin buna göre şekil almasını
ister ve buna göre hareket eder. Bunu bozan her varlığı ortadan kaldırmaya çalışır.
Yapısı gereği diğer bütün varlıklar gibi insan da bencildir. Dolayısıyla eylemlerimizin yönü
de buna göre belirlenir. Kendisi için yararlı olanı elde etmeye, kendisi için zararlı olanı yok
etmeye çalışır. Eylemleri kendi yararına, zararına göre ayrımlaşır.
Hobbes’da şu ayrım vardır.
1) Doğa durumu (eşittir savaş durumu)
2) Toplum durumu (eşittir barış durumu)
Doğa Durumu: İnsanın doğal durumu (yani henüz ahlakın, dinin, hukukun,
devletin olmadığı durum) hayvanlarınkiyle benzerlik gösterir. Bir savaş
durumudur. Birbirleriyle mücadele ettikleri bir durum. Bu durum dış bir
müdahaleyle sonlandırılmazsa, sonsuza kadar gider.
Hobbes’a göre doğa durumunda insanların savaşması gerekir. Rousseau ve Locke
ise tam tersini düşünür. Onlar doğa durumunun bir barış durumu olduğunu söyler.
Peki savaş durumunun neden sonu yoktur? Hobbes birkaç varsayımından dolayı
böyle düşünür:
1) İnsanların özellikleri biribirinden farklı olsa da toplamda özelliklerle
donatılmışlardır.
2) Eşitlikten güvensizlik doğar.
Herkes birbirine eşit olduğundan bir barış ortamı hiçbir zaman kurulamaz. Bu
eşitlik ortamı bir güvensizlik yaratır. Hepimiz eşit güçte olduğumuza inandığımız
için amaçlarımıza ve isteklerimize ulaşmada da eşit görürüz. Örneğin 2 kişi aynı
şeyi isterse hiçbiri ondan vazgeçmez. Hiç kimse diğerine bırakmaz bu onun
hakkıdır demez.
a) Hepimiz kendimizi eşit görürüz.
b) Hepimiz kendimizi diğerleriyle eşit hakta görürüz.
3) Güvensizlik mücadele (savaş) doğurur.
Doğa durumunda dünya insan için güvensiz bir dünyadır. Bu güvensizlik
durumunda kendi güvenini sağlamak için savaş olur. Yani ‘insan insanın kurdu’
olmaya başlar. Kendimizi korumanın en iyi yolu karşı tarafı yok etmektir.
Hobbes’e göre insanları savaşa sokan 3 temel kavga nedeni vardır:
1) Rekabet
2) Güvensizlik
3) Şan ve Şeref
1) Rekabet: Kendi varlığımızı sürdürmek için nesneleri elde etmek arzusundan doğar.
2) Güvensizlik: Başkaları karşısında kendi varlığımızı korumak, güvenliğimizi sağlamak
amacıyla mücadele etmektir. Başkalarına yem olmamak için yapılır.
3) Şan ve Şeref: başkalarına boyun eğdirmek için yaptığımız şeref kavgalarıdır.
Hobbes’a göre insan varlığını sürdürmek için bir yandan nesneleri elde etmeyi, diğer yandan
kendini korumayı, şan olarak da diğer insanları köleleştirip onları araçlaştırmayı amaçlıyor.
 Doğal durum; biraz dinsel bir bakış. Dünya’nın bütün insanlara ortaklaşa
verildiğini kabul ederek başlar. Dünya bütün insanlara ortaklaşa verildiyse herkes
bu dünyadaki herşey üzerinde herkes kadar hakka sahiptir. Tanrı için bir insan
diğerinden üstün değildir. İhtiyaç sahibi bir varlığız ve ihtiyacımız olan şey bizim
hakkımız olmalıdır. Örneğin, acıkınca karnımızı doyuracak şeyler hakkımız
olmalıdır. Bütün canlılar ihtiyaç sahibidir ve ihtiyaç duyduğu her şeye hakkı
vardır. Bu kutsal kitapta böyle yazmasaydı, dinen kabullenilmeseydi bile insanlar
bunu biyolojik olarak, bir canlı olarak düşünmek, varsaymak zorunda kalırdı.
Hobbes, doğa durumundaki insanlar böyle düşündüğünü varsayar. O zaman doğa
durumunda hakkımızı almamızda engellenmemiz gerek.
Doğa durumu, herkesin her şeye hakkı olduğunu düşündüğü yerdir. Aslında bunun
tersi de doğrudur. Herkesin her şeyde hakkı olduğuna göre, hiç kimsenin hiçbir
şeye ve hiçbir şeyde hakkı yoktur.
Doğa durumu aslında hem mutlak bir haklılık ve mutlak bir özgürlük durumudur
hem de mutlak bir haksızlık ve mutlak bir özgür olmama durumudur.
 Doğa durumu varlığımızın sürekli tehlikede olduğu bir durumdur.
 Doğa durumunda hak ve adalet diye bir şey yoktur. Dolayısıyla hak ve adaletten
söz edemediğimiz için, hiçbir eylem adaletsiz ya da haksız değildir. Ahlak, hukuk,
özgürlük de yoktur. Bunlar ancak toplumun içinde anlam kazanır.
 Doğa durumunda çalışmaya yer yoktur. Hak, mülkiyet, hukuk olmadığı için
insanlar çalışma ve üretme isteği hissetmeyecektir. Çalışma ve üretme
olmadığından, dünyanın kaynakları da her zaman herkese yetmeyeceği için, dünya
insan için yaşanılmaz bir yer olur.
 İnsanın bencilliğinin kaynağı kendi varlığını sürdürmek arzusu. Kendi varlığımızı
sürdüremeyeceğimiz bir noktaya çok kısa sürede geliyoruz. Her halükarda uzlaşma
sağlamak için bir üst hakeme ihtiyaç duyarız. Bu da toplumsallaşmaya iter.
__________________
Mantık sizi A noktasından B noktasına götürür.
Hayal gücü ise her yere.
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Alt 31 Mart 2018, 05:52   #2
Çevrimdışı
Cevap: Thomas Hobbes: Leviathan





Şu sorular üzerine düşünmek yararlı olacaktır:
Sizce insanın doğal ya da doğuştan hakları var mıdır? Yoksa yalnızca devletin bize sağladığı
haklardan, yani konulmuş, pozitif haklardan mı söz edilebilir?
Hak dediğimiz şey yalnızca yasalarla belirlenen, içeriklendirilen bir şey midir?
Toplumsal yaşamdan önce, doğa durumundayken hak iddiasında bulunamaz mıyız?
İnsanlarla ilişkimizde haklılık ya da haksızlık duygusu oluşur. Mesela bir köpek bize
saldırırsa, köpek haksızlık etti demeyiz. Doğanın ya da hayvanların eyleminde hak ya da
haksızlık iddiasında bulunamayız. İnsanlarla olan ilişkilerde görülür hak duygusu. Dolayısıyla
insanlar arası ilişkiler yoksa haktan da söz etmiyoruz.
Ancak iki kişinin arasındaki bir anlaşmazlıkta da haklılık ya da haksızlıktan bahsetmek çok
kolay olmaz. Çünkü ikisi de kendinin haklı olduğunu iddia edecektir. Bu nedenle burada
üçüncü bir kişinin hakemlik etmesi gerekir. Ancak onun da tarafsız ve adil olduğundan emin
olmak için, önceden belirlenmiş bir kurala göre karar vermesini isteriz. Önceden belirlenmiş
kural yoksa, bu üçüncü kişi neye göre karar verecektir. Bakabileceği bir “hak ideası” var
mıdır?
Hakkın sadece toplumun ve devletin belirledikleriyle sınırlı olduğunu kabul etmek içimize
sinmez. Çünkü onların belirlediklerine de itiraz ederiz. Bu itirazlara göre onları değiştiririz.
İtiraz edip değiştirebildiğimize göre, pozitif haklar dışında baktığımız bir şey olmalı. Örneğin
“bir yasanın uygulanmasının vicdanı sızlattığından” söz edebiliyoruz. Acaba baktığımız yer
vicdanımız mıdır? Vicdan, hiçbir öğrenime ve edinime gerek olmadan, neyin hak olup neyin
olmadığını bize söyleyen, doğuştan bir yeti olabilir mi?
Belki şöyle bir sonuç anlamlı olabilir: Toplumsal yaşamdan önce “hak iddiası” vardır. Ama
neyin “hak olduğu” toplumun kuralları, devletin yasalarıyla belirleniyor.
*
Hobbes Leviathan’ın 14. Bölümünde “doğal hak” kavramından söz eder. Ona göre doğal hak,
kendi doğasını, yani kendi hayatını korumak için kendi gücünü dilediği gibi kullanmak ve
kendi muhakemesi ve aklı ile bu amaca ulaşmaya yönelik en uygun yöntem olarak kabul ettiği
her şeyi yapmak özgürlüğüdür. Bu, doğanın bütün canlılara tanıdığı ve içgüdüsel olarak ya da
akıl yoluyla bütün canlıların taşıdığı bir haktır. Yani Hobbes’a göre doğal hak vardır ve
özgürlük olarak karşımıza çıkar.
Dolayısıyla Hobbes’a göre varlığını sürdürmek söz konusuysa, herkesin her şeye hakkı vardır.
Kendini korumak için başkasını öldürebilir bile. Doğa durumu tam da bu hak nedeniyle bir
savaş durumudur.
Ancak insan aklı savaş durumunun kendi varlığını korumaya yetecek bir durum olmadığını
kısa zamanda görür. Savaş durumu kendi varlığımızı korumaya yarayacak bir durum değildir.
Güçlü olmak da yetmez, çünkü güç sonsuza dek sürmez.
Akıl bize savaş durumunu gördükten sonra şunu söyler. ‘Herkes barışı sağlamak için
çalışmalıdır.’ Varlığımızı savaş durumundayken korumamız mümkün değil, bu nedenle barış
için çalışmalıyız. Eğer barış sağlanamıyorsa savaş durumu devam eder. Barışın
sağlanabilmesi için bir insan her şey üzerindeki haklarından vazgeçmelidir. Hobbes’a göre
akıl sahibi her varlık bu ilkelere ulaşır.
Haklarımızın ne kadarından vazgeçeceğiz? Bunu belirlemenin ölçütü, ‘başkalarının sana ne
yapmalarını istiyorsan, sen de onlara onu yap’ ilkesidir. Ya da: ‘sana yapılmasını istemediğini
başkalarına yapma.’ Bu ilke sözleşmeleri, anlaşmaları ortaya çıkaracaktır.
İnsanlar hakları konusunda sözleşmeler yapacaktır. Toplumsal yaşamın ortaya çıkması için en
önemli adım bu sözleşmeler aracılığıyla haklarımızın bir kısmından vazgeçmek olur.
Toplumsal yaşam hakların ve özgürlüklerin kısıtlandığı bir yaşamdır. Neyin hak olup
olmayacağı bu sözleşmeler aracılığıyla tespit edilir. Haklar tespit edildikten sonra adalet
kavramı ortaya çıkar. Sözleşmelerden önce haktan ve adaletten söz etmek mümkün değildir.
*
Leviathan, Bölüm 15
Adalet ve adaletsizlik kavramlarını incelediği bu bölümde Hobbes, adaletin kaynağı ve
başlangıcının, insanların aralarında yaptıkları ahitler olduğunu söyler. Çünkü ortada herhangi
bir ahit yokken, henüz hiçbir hak da devredilmemiş olduğu için herkesin her şey üzerindeki
hakkı devam eder. Dolayısıyla hiçbir eylem adaletsiz de olamaz. Fakat bir ahit yapılmış ise
onu ihlal etmek adaletsizliktir. Adaletsiz olmayan her şey de adildir.
Adalet ve mülkiyet devletin kuruluşuyla başlar. Adaletsizliğin olması için mülkiyetin olması
gerek. Neyin kime ait olduğunun bilinmesi gerek. Bu da sözleşmeyle/anlaşmayla olur.
Sözleşmelerse kendi başlarına bir yaptırım gücüne sahip değildir. Adaleti sağlamak için, yani
ahitlerin ve sözleşmelerin geçerliliğini sağlamak için bir de devlet lazım. Hobbes’a göre
adaleti ancak kılıcın gücü sağlar. İnsanlar erdem ve kendi çıkarları arasında kalırsa kendi
çıkarlarını tercih ederler. İnsanları bunlara saygı duymaya zorlayacak tek aygıt, tek canavar
devlettir.
Leviathan, Bölüm 17
Devletin temel amacı, bireysel güvenliktir. Devlet ona tabi olan bireylerin güvenliğini
sağlamak için kurulur.
Devletin temel işlevi, insanları korku içinde tutmak ve onları ceza tehdidiyle doğa yasalarına
uymaya zorlamaktır. İnsanların doğal duygularının zorunlu sonucu olan o berbat savaş
durumu ancak bu yolla durdurulabilir. Savaş durumunu bitirecek tek araç devlettir.
 Bireylerin güvenliği doğal hukukla sağlanamaz.
Kılıcın zoru olmadıkça anlaşmalar sözlerden ibarettir ve insanı güvence altına almaya yetmez.
 Birkaç kişi veya ailenin birleşmesiyle de sağlanamaz.
Bir toplumda tek bir karar verenin olması gerekir. Bir devleti birden fazla kişi yönetemez. Tek
bir karar verici olmalıdır. Bu durumda kaos ortaya çıkar ve toplum dağılır.
 Tek bir karar verici tarafından yönetilmeyen bir çoğunlukla da sağlanamaz.
Devlet Hobbes’a göre bir insan kitlesini tekil bir varlık haline getirir. Farklı isteklere sahip
kitleyi aynı amaca yönelmiş bir varlığa dönüştürür. Toplumda tek karar verici olmalıdır.
Toplumsal yaşam bireylerin iradesini genel iradeye devretmesiyle ortaya çıkar. Herkes kendi
bireyselliğinden vazgeçip genel karar vericiye haklarını devredecektir. Devletin özü budur ve
devletin her şeye hakkı vardır. Devletin yetkisi ve gücü sınırsızdır. Devlet üzerinde yaşadığı
toplum için her türlü kararı alabilir.
- Vatandaşlar/uyruklar devlet bir kez kurulduktan sonra devletin şeklini değiştiremezler.
İlk nasıl kurulduysa yıkılana kadar öyle devam eder.
- Vatandaşlar o devletin yönetiminden çıkmayı da arzu edemezler. Çünkü en başta bu
devletin yasalarına onay vermişlerdir. İşlerine gelmediğinde bu yasalara uymaktan
vazgeçemezler.
- Devletin eylemleri vatandaşlar tarafından eleştirilemez. Devlet-birey ilişkisinde
devletin yaptığı hiçbir şey vatandaşlar tarafından cezalandırılamaz.
- Toplum kurulduktan devlet oluştuktan sonra devletle birey karşı karşıya kalırsa
Hobbes’a göre devletten yana tavır alınmalıdır. Çünkü toplum düzeni ancak bu şekilde
sağlanır.
Peki toplumsal yaşam söz konusu olduğunda devlet karşısında bireyin özgürlüğünün durumu
ne olmaktadır? Birey yapıp ettiklerini yasaların zorlamasıyla yapıyorsa, artık bireyin
özgürlüğünde söz edebilir miyiz?
 Hobbes’a göre korku ve özgürlük tutarlıdır.
Korku ve özgürlük tutarlıdır. Sözgelimi geminin batacağı korkusu ile bir kimse mallarını
denize attığında bunu yine de isteyerek yapmaktadır ve isterse bunu yapmayabilir. Dolayısıyla
bu özgür olan bir kimsenin eylemidir. Aynı şekilde insan bazen borcunu hapis korkusu
yüzünden öder. Hiç kimse onu borcunu ödememekten alıkoymadığı için bu da özgür bir
insanın işidir. Yasanın zorlaması belirli tercihler karşısında bir korku yaratır, ama bu
korkunun belirleyici olup olmayacağına kişi karar verir.
 Özgürlük ve zorunluluk da tutarlıdır.
Özgürlük ve zorunluluk birbiriyle çatışan kavramlar değildir. Ne korku ne de zorunluluk
özgürlükle çelişkili değil, tutarlıdır. Örneğin, çitler insanları belirli bir yolda gitmek zorunda
bırakır ama bu onların özgür olmadığını göstermez. Hobbes, yasaları çitlere benzetir. Yasalar
insanları belirli bir yere gitmekten alıkoymaz. Oraya nasıl gideceğimiz konusunda yol
gösterir. Yasalar bir şeylere nasıl ulaşacağımızı gösterir. Yani yasaya uyma zorunluluğu
özgürlükle çelişen bir şey değildir. İstediğine hangi yoldan ulaşacağını belirler. Engellemez.
Yasalar bize birtakım kısıtlamalar getirmiyorsa bile o kısıtlamalar eylemlerin küçük bir kısmı
için geçerlidir.
Yasalar bize bir dış sınır çizer. Yasaların içinde kalan eylemleri yapmakta sınırsız özgürüz.
Yasaların engellemediği ölçüde özgürüz. Yasalar toplumsal yaşamı engelleyen, zarar veren
eylemlere kısıtlama getirir. Onun dışında her eylemde özgürüz.
Doğa durumunda haklarımız sınırsızdır. Bu nedenle özgürlüğümüz de sınırsızdır. Herkesin
hakkı ve özgürlüğü sınırsız olduğu için ne haklarımızı ne özgürlüğümüzü tam yaşayamayız.
Ama toplumsal durumda sınırlılık söz konusu olsa da, sınırlı olan hak bütünü sonsuza kadar
güvence altına alınmıştır. Toplumsal yaşamda haklarımız sınırlı olsa da doğa durumuyla
arasında uçurum yoktur. Sadece başkalarına zarar veren şeyler kısıtlanmıştır. İnsanlar
rasyonel bir varlık olarak her zaman toplumsal durumu tercih ederler. Hakları ne kadar
kısıtlansa da herkes bir toplumun içinde yaşamayı tercih eder.
Toplumsal Durum Doğa durumu
- Yasalar ve haklar sınırlıdır. - Haklarımız sınırsızdır.
- Özgürlük de sınırlıdır. - Özgürlük de sınırsızdır.

__________________
Mantık sizi A noktasından B noktasına götürür.
Hayal gücü ise her yere.
  Alıntı ile Cevapla

Cevapla

Etiketler
felsefevetoplumilişkisi, hobbesagöredevletvetoplum, letvian

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Leviathan - 16 Ocak 2015 Vizyon da AngeL Film Tanıtımları 0 13 Ocak 2015 01:46
Hobbes, Thomas PySSyCaT Felsefe Sözlüğü 0 11 Kasım 2014 03:17
Thomas Robert Malthus Kimdir-Thomas Robert Malthus Biyografisi-Thomas Malthus Hayatı AftieL Bilim Adamları 0 18 Mayıs 2014 19:59
Thomas Baines Biyografisi - Thomas Baines Kimdir - Thomas Baines Hayatı AftieL Ressamlar 0 15 Mayıs 2014 20:03