IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




7Beğeni(ler)
  • 1 Post By Togepi
  • 2 Post By Mara
  • 1 Post By Togepi
  • 1 Post By Mara
  • 1 Post By Beatrice
  • 1 Post By esekherif

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 06 Eylül 2014, 21:41   #1
Çevrimdışı
Kastamonu yöresel kelime ve anlamları


-- Sponsor Baglantı --


Ga yağıyo= cide taraflarında ekseriyeten kullanılır(kar yağıyor)
ga’le almak:önemsemek
Gabak (kabak): Bazı çocuk oyunlarında elde edilen puan.Puan elde etmeye karşı tarafa 'Kabak kuymak' denirdi.
Gabak çiçeği gibi açılmak: Birden bire çok serbest davranmaya başlamak.
Gabak:Kabak
gabalak:geniş yapraklı,kabağa benzeyen bitki
gabalayı:tahmini
Gabara=raptiyenin büyüpü,genellikle topaçların ucuna çakardık küçükken
GABCUK=MISIR VE FASULYELERİN KURUMUŞ DIŞ KABUKLARI***
Gabızlandı=sahiplendi
gabuklamak= kabuklarını soymak
gabulca= arpaya benzer, gernik de denilen tahıl.
gözer= kalburdan daha sık delikli bir çeşit elek.
YARIM= Demirden yapılmış yuvarlak genişçe kap, ölçü birimi. Araç yarımı ve Kastamonu yarımı diye ikiye ayrılır 18 kg 22 kg ağırlığında buğday alır
içi içine kûyüşmemek=sabırsızlanmak
Kûyüşmemek= küyüşmemek kelimesini ilk defa duydum, hangi ilçemizde kullanılıyor acaba merak ettim. Araç'ta kullanılır Nurhayat Hanım. Geçen akşam oğlum illa bir yere gidelim diye tutturdu. Ben de Küyuşmedin değil mi gene dedim. Gayrı ihtiyati söylenen sözler bunlar
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
Daday ve kastamonuya ait kelimeleri biliyorum ama ilçeleri bilmiyorum.
Gaburlamak: da sahiplenmek anlamında kullanılır. Yandaki tarlaları da gaburladı
Gaçmak= ? Gaçumak=? Kaçmak, kaçırmak daha çok kız kaçırmada kullanılırdı. Filanın gızı gaçmış denirdi. Bir kadının erkeğe gitmesi gaçmak olarak değerlendiriliyor. Diğeri malum; Bir şeyden kaçmak.
Gaçurun= kaçırırım
gadak: kardeş (köçekli yöresi)
Gadit(Gafid?)= çok kuru-zayıf-suyu çekilmiş
Gafa kâğıdı= Nüfus cüzdanı
Gafitme=Gafid olma=? Zayıflama? Gafit olmuş kişi?
Gagel, gegel: Ceviz ve kestaneleri kabuğunda ayırmak, kastamonu merkez akdoğan köyünde gegel olarak kullanılmaktadır
gagruk:yıkılmış çam agacı veya yıkılmış ağaç.
Gağış gağış= büyük bir gürültüyle(Samanlık birden bire gağış gağış yıkıldı.
gağışdamak: sürtünmekten çıkan ses
Gağut, gavut = öğütülmüş leblebi
Gah, geh (e a arası bir ses) öküz ve manda için de GAH denir
Gahdemek=sürmek (atları?, öküzleri?, atı?, eşeği?) gehdemek olabilir. Heşt de öküze yürü demektir. Doohaaah: dur anlamına gelir.
GAK =Kalk
Gakaç olmak=mesela çamaşırlar kışın askıdayken donarsa böyle denir. sertleşmek anlamında kullanılır.
gakdu=ittir
Gakırdak, Kakırdak= Kuryuk yağının tavada kalan kızarmış atıklarına Gakırdak-Kakırdak-Gıkrdak deriz.. ( Kemiksi dokuların ortak adı)
Gaklamak: Elma armut gibi meyveleri en az ikiye ayırmak. Hoşaf yapmak.
Gakmak= 1. Kalkmak "Zengün gakışı yaptnız...", 2. İşi bitirmek, toparlamak, kalkmak, bitirmek? "Yaşlı deze soruyor: Harmandan gaktınız mı a gızım? Gız cevap veya: Gaktuk, gaktuk êmme a deze bubam gelecek sene gine eke!"
gakuşlama(k)= incitmek, itelemek, aşağılamak, horlamak..
Galafat: Kağnı arabasıyla buğday saplarını tarladan getirirken sapların düşmesini engellemek için korkuluk kullanılır; merdivene benzer. Merdiven dikine, bu da yatay kullanılır.galafat: kağnı arabalarının üzerine konulan ot,buğday sapı vb. şeyleri taşımaya yarayan alet
galag: 1. burun kemiği,2.şapkanın siperliği
galan: artık
Galaycı: Bakır kapları kalaylayan kişi
galbur: kalbur
galemşe –gılemşe: yabani kuşkonmazın yenilen sürgünü
galender: kalender,iyi karakterli
GALET=YANLIŞ***
galle: patatesten yapılan bir yemek(Taşköprü) , gumpiri gallesi (merkez)
galubela=çok eski (galubeladan kalma denir)
gama:1.bıçak,2.odun yarmak için kullanılan büyük ağaç çivi,3.ağaçlarda aşı yaparken
Gama-kama= İki şeyi iyice sıkıştırmak için aralarına çakılan, bir ucu ince, diğer ucuna doğru gidildikçe kalınlaşan, genellikle ağaçtan yontulmuş parça. Mesela tırpanın sapı ile, tırpanı iyice birbirine sabitlemek için kullanılan ve tırpandaki halkadan ince ucu geçirilerek, kalın uca gelince sıkışmayı sağlayan alet.
gamçı=Kırbaç
Gamış= Ergen çocukların zerei için kullanılır. “Gamışa su yörüdü mü?”
Gancık, gancuk: dişi
GANDUMAK=Kandırmak
GANDUMAK=Kandırmak
Ganere, Kanere=Köpek, meraklı köpek, kuduz köpek(?), köpek gibi her yere gidip burnunu sokana da denir. Bu arada kanere kelimesi mezbahane yerine de kullanılır. Ganere= Kuduz ganere: başı boş gezen sahipsiz köpek
Gangşak=gangşamış=dağılmaya yüz tutmuş=yayılmış
ganıkma= alışma, dadanma, İki anlamlı mı? (1. Alışma, 2. Dadanma) "Kanıksamak" olarak sonradan oluşturulan kelimenin aslı ise 1. anlamını içeriyor.
ganıksama: alışma ,kanıksama
Gañırmuk= Balgam (Küre)
Gañırtma= Kanırtma, ayırma, büküp zorlayarak yerinden oynatma, ikiye ayırma gibi anlamları olan sözlükteki kelimenin Kastamonu söylenişi.
ganluca:Gannıca=Kanlıca (Mantar türü)
Gannıca, gannuca, ganlıca (Kanlıca)= Bir mantar çeşidi
ganrılmak: yıkılıp devrilmek
ganruk: 1.kırılmış ağaç dalı,2.kambur olan Gañruk= yaşlılara, beli bükülmüş kişilere söylenen bir nevi şaka ile karışık hitap (Küre) Gañruk=devrilmiş, devrik
Ganşak = eklem veya bağlantıları zayıflamış, her yeri oynayan..
Ganşak = eklem veya bağlantıları zayıflamış, her yeri oynayan..
ganşamak: boşluğu olmak
Gañşamış= Gañşamış=yıkılacak hale gelmiş. Ganshamish, sozu Kazakcada da Kansav- Qangsapti-Qangsapqaldi gibi kullanilir.
gap gara: simsiyah
Gap gel = Kap gel (Al getir)
Gapan= kapan yabani hayvanları yakalamak iin kurulan tuzak sistemi
Gapaşmak: Kavga etmek
Gapatma=(affınıza sığınarak)metres, nikahsız yaşayan kadın.
GAPATMAK=Kapatmak
gapcuk:1.mısır koçanının dış kabuğu,2.tüfek ve tabanca mermilerinin kovanları Gapcuk= İçi boşalmış
gapgaşuk: tabak ,kaşık
Gapı gıcırdaması
Gapıp sıyırmak= Serbest bırakmak, Tamamen başıboş bırakmak, "Gapıp sıyırıvemiş!"
Gapıyı gıygaşuk bırak = Kapıyı aralık bırak, kapıyı aralık(azaçık) bırak, “Gapıyı öcük gıygaşdu!” (kapıyı biraz aç)
gapıyı gıyıgaşturuve (kapıyı aralık bırak) kastamonuya ilk geldiğimde bu sözü eşimden duymuştum
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

gapma= ısırma, bir şeyi yakalama.(Öğğ adamı kopek gapmış gördünüzmü doğulagalasıyı sen)
GAPMAK: Isırmak –
Gaput=Kaput(bez)
Gara bostan: Kavun ve karpuzun dikildiği bostan
Gara dağlı= Eski, toplu Dabanca
Gara okka= Eski ağırlık birimi
Gara sevda= Aşk (Büyük sevda)
gara:1. kara ,siyah,2.esmer, Gara= 1. Kara, 2. Büyük Garabatak=Bir kuş
Garaç= garaj
GARAÇALMAK=HAKSIZ YERE İFTİARA ATMAK
garagavuk: yenilen yabani ot
garagurt yiyesice= Beddua, GARAGURT YESİN=Gözden çıkardığı şey için,boşver anlamına kullanılan kelime
garaltu: hayal meyal görünen, karartı
Garamuk= Bitki
Garandu, karandu= ? (Köy adı olmaktan başka bir manası var mı?)
garasakız: çam sakızı
Garasına çarpmak= tarlaya ekin ekilir ekilmez şiddetli yağmurlara maruz kalması
garavana:büyük yemek kabı
Garga=karga,
Gargacuk burgacuk = karmakarışık
Garı= kadın
garık: kabak,salatalık vb. sebzelerin tohumlarının dikimi için hazırlanan yer, GARIK=SEBZELERİN ARASINA SULAMAK İÇİN AÇILAN KÜÇÜK ARK***
Garıncımak, karıncımak= ? Garıncımak=uyuşmak (Ayağım garıncıdı.)
GARIP YARASICA=HOŞA GİTMEYEN KİŞİ***
GARIŞ: Karış
GARIŞMA: Karışma
Gariye, Kariye= Köy; mahalle gibi küçük yerleşim yeri (Osmanlı dönemi)
Garmak=Horozun tavuğu döllemesi, Garmak=Rüzgarın karışık yönlerden esmesi
Garsalamak = kesilmiş tavukları yüksek ateşe tutup ince elle alınmayan tüylerinin yanmasını sağlamak
Garsınıng= Karısının: Kêmil aanıg garsınıg yapduğu da yinü..
garşulama=karşılama
gart= yaşlı, eski, bayat..(kart)
Garuşduma=yemek(Araç)serme ekmeği parçalayarak yağlı yumurtayla karıştırılarak yapılan aparatif yemek, Garuşduma=karıştırma(Öğğ sende ortalığı garuşdumaya iyi geliyañ) GARI(U)ŞDUMA aynı zamanda serme(yufka) parçaları, yumurta ve süt ile tavada genellikle sıvı yağ ile karıştırılarak yapılan bir yiyeceğin de adıdır..
GARUŞUK: Karışık
Gasara=aşırı kir. örneğin; yengleri gasara bağlamış derler. GASARA ayrıca işe yaramayan, miyadı dolmuş anlamında da kullanılıyor bildiğim kadarıyla Sedat bey.. Gasıra-kasıra bağlamış: çok kirli. Tenceresi veya çaydanlığı gasıra bağlamış denirdi.
gasben: kasdi,kasıtlı
gasbenlik: inadına,kasden
Gasbennek= Ona inat, inadına
Gasdamonu Şapkası: Tekke ;örgülü genellikle yün tarzı ipten örülmüş ortasında bir adet nokta tarzı örgü ile süslenmiş yuvarlak şapka ..Bunun yanında Kastamonu şapkası esasen 8 köşeli büyük önünde dıdık diye tabir edilen siper bulunan şapkadır. Büyük olmasının sebebi ise iç kenarlarına konulan gazete vasıtası ile başın terden önlenmesidir.
gasıtma= kasılma, kendini beğenme,
gasiyen etmek KUSMAK..ÖĞÜRMEK DE OLUR.Gasiyen-gasyen= kusma daha önce yazıldı gibi hatırlıyorum ama listede göremedim.
Gasiyen etmek= Kusmak
Gasiyen etmek= Kusmak,GASİYEN EDECEYİN=Kusacağım
gasiyen: kusmak
gasnak: kasnak
Gasser= Şimdiki çamaşır suyunun karşılığı sanırım. Hatırladığım kadarı ile çocukluğumda-dokumanın yoğun yapıldığı dönem- dokuma iplerinin beyazlatıldığı atölyedeki işlem. Hatırladığım kadarı ile tiritçi Hasan a nın yan tarafında yapılırdı. İçe doğru bir avlu vardı. Beyazlatılmış ipler asılır kurutulurdu ve çok kesif bir çamaşır suyu benzeri bir kokusu vardı diye hatırlıyorum.
Gastamonu= Kastamonu; “Nuri Abi sen has Gastamonulusuñdu, daha iyi bilüsüñ! “
gasu: ahırda buzağıların konuldukları yer, GASU
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
amda hayvan yavrularının konduğu bölme
gasuk: kasık, bacakların vücut la birleştiği yer
Gasuntu= Kasıntı (Gasuntu, uyuntu, ağartu...Bu gibi kelimelerde sona gelen tu, tı gibi ekler hoşuma gidiyor.)
GASURGA=Kasırga-fırtına/
Gasvet= kasvet, kasavet, tasa
Gaş urganı= Semerin önündeki kabarantıya kaş (gaş) denir. Semerin iki yananda iskeleti oluşturan tahtalara da "gaburga" denir .Gaburganın iki tarafta en üstte olanlarının uçları gaşın iki yanından ileriye doğru 15-20 cm uzanır. Bunlara da "guş" denir."Semerin gaşı guşu galmamış" dediklerinde bunlar anlaşılır. Hayvana yük sarmak için, semerin kaşından dolanıp, guşuna bağlanan 10-12 metre uzunluğunda 1 cm kalınlığındaki urgana "gaş urganı" denir.
Gaş= Kaş, en yüksek yer 1. Kaş 2. Bir şeyin veya yerin en yüksek yeri. "Semeriñ gaşı, depeniñ gaşı... "
Gaşo= kaşağı Gaşo
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
emirden veya kalın sac' tan tarak şeklinde yapılan, atları kaşımak için kullanılan bir tür tarak. Kaşağı.
GAŞUK= KAŞIK
gaşukluk: kaşıklık,kaşık konulan yer
gaşuntu: kaşıntı
GAT= Kat
Gataklamak = kataklamak= kovalamak
GATIR : Katır
Gatmer=Katmer
gatmuk= balgamlı tükrük
GATUK= Katık (Ekmekle yenebilecek herhangi bir yiyecek),bazende yemeğe pişmesine yakın eklenecek malzeme içinde kullanılır(Şo çorbayı gatuklayıve)
Gatur(tosya)=katır
Gav çakmak= Boşa kürek çekmek ?
*****=(Affınıza sığınarak) karısını, kızın satan kişi, pezevenk.
GAVE= Kahve
Gavga gaşosu: Kaövga kızıştıran, Kavgayı kaşağılayan?
gavi: sağlam, kavi
Gavile=Sağlamlaştır, berkit
GAVİLEMEK= Sağlamlamak
Gavilleşmek: Sözleşmek
gavralamak: kavralamak,sıkı tutmak
gavruk: ateşte,yada güneşte yanmış, kavruk ,bir de kavrulmak, yani gelişip büyüyememek.. yani "gavruk" denü deymi,,, Gavruk birde güneşte yanmış anlamında da kullanılıyor sanırım. .Asıl vatandaşın boyu 1.80 ' e ulaşmış,hala kavruldum büyüyemedim diye şikayet ediyor..(espri anlamında)..
Gavsara= zelevlü, elevlü: saman taşımaya yarayan yarım silindir şeklinde fındık dallarından yapılan iki kişi tarafından taşınan araç. Zelevlü=Aklıma getiremedim. Düven sürüldükten sonra saman çektiğimiz saplı aletin adı neydi yok benim dediğim tınar savrulduktan sonra yaylımdan samanlığa saman çekmek için; fındık çubuklarından yapılmış içine saman doldurulup samanlığa saman çekilen alet. fındık çubuklarından yapılmış Sedat Bey onu yazdım, Zelevlü'dür o. bizde zelevlü demezdik demek ki köy köy değişiyor. gavsara denilirdi bizde şimdi geldi aklıma GAVSARA denilir
Gavuç: Kasıklarına yakın bir yerden, dışarıdan belli olacak kadar fıtık olmuş kimse. Ağır yük kaldıranlara "Şimdi gavuç olacaksın" denir.gavuç: fıtık olan kimselere verilen isim,lakap
gavur kürkü: ateş yakılarak yapılan bahar kutlaması
gavur: 1.düşman,2.müslüman olmayan yabancı milletler için kullanılır
Gavut, gağut=leblebi tozu, dövülmüş leblebi, Gavut=kavrulmuş tahıl, kurutulmuş meyveler vb. nin değirmende çekilmesinden elde edilen besleyici ve lezzetli bir çerez. GAVUT-KAVUT= El değirmeninden çekilmiş un haline getirilmiş leblebi, mısır vs. ? Hem leblebi unu, hem de aşırı kurumuş dal-ot-ağaç anlamında da kullanılıyor diye hatırlıyorum. gavut: meyve kurusu ve tahılların öğütülmesinden meydana gelen un gavut= Leblebinin çekilmiş un hali. Babaannem Gavut kardı benim için değirmende çektirmiş uzun zaman olmuştu yemeyeli su değirmeninin yerini tutmuyor ama yinede hoş bir ahlat kokusu yayılmış. El değirmeninde patlamış mısırın patlamamışları çekilir, şeker katılır, ona gavut denilirdi. (Merkez/Budamış Köyü) Bu gavut yalancı GAVUT yani esas gavut Ahlat kurusundan yapılır. Buğday kavrulur Ahlat ile karıştırılıp dövülür İçine mısır nohut gibi elma kurusu gibi değişik ürünlerde katılarak su değirmeninde öğütülür. Bu 1970 öncesinde hasat sonrası mutlak yapılan kışın olmazsa olmazlarından bir yiyecek.

gavza: iç dünyası,ruh hali
gavzem dar= canım sıkkın.
Gaygana=Yemek
Gaygun= kaygan
GAYGUSUZ....hiç ileriyi düşünmieyen agustos böceği misali kişi
Gayı: Kaygı, endişe.
Gayı= Allah gayımızı gayırsın=Sanırım hayırlı rızık versin anlamında.Eşinizi rast getirsin gibi.
Gayık= kızak-sandal
GAYINBUBA: Kayınpeder –
gayınna=kaynana, kayın ana, kayınvalide Türklerdeki Kayın kültürü ile ilgili dir. Esas ana değil ama önemli ana anlamında?
Gayıntı= Yemek
Gayış atma,
Gayış, öküz veya kömüş derisinden yapılır, kullanılmayacağı zamanlar, yağlanarak saklanırdı. Kayışı sabitlemeye yarayan kurşunkalem benzeri ağacın da bir adı vardı. Her halde çivi derlerdi. Bilen varsa yazarsa sevinirim. Gayış= kemer Gayış-Kayış: Halkayı boyunduruğa bağlamak için kullanılan, kemer benzeri bir alettir. Bir kaç kere dolandıktan sonra tokaların metal başlıkları yerine , gayışın bir ucunun uzunlamasına yarılmasıyla oluşturulan, ilik benzeri yere,diğer ucunun sokulup , bu uçtaki küçük deliğe de kirenden yapılma 10-15 cmlik, kurşunkalem benzeri bir ağacın sıkıştırılması ile sabitlenirdi.
Gayışatmak, Aldatmak.
GAYIT=Kayıt
gaykılmak: bir tarafa yatmak
gaynamak: şaka ile karışık rahatsız etmek
gaynata: kayınpeder
gaypak: sözünde durmayan ,kaypak
Gayrı-gayrık: İş bu noktaya geldikten sonra, bundan böyle.gayrı-gayrık: bundan sonra, bundan böyle
Gayruk=Artık
Gayuk; kayık
Gaz=Kaz
Gazdağlı: Hakaret amaçlı kullanılır.Kaz kafalı ile aynı anlamdadır.
gazel:mısır bitkisinin yaş veya kuru gövdesi,Gazel=Mısır koçanını örten yapraklara gazel denir.
Gazguç=Çiğdemleri çıkarırken kullandığımız ucu kalem gibi sivriltilmiş çelik.
Gazma= kazma
GAZOO=HARMANDA BUĞDAY TOPMAYA YARAYAN AĞÇTAN ALET
Gazuk= kağnı arabasında, göbüyü arabaya sapitleyen, göbü ile okun bibirine bağlanmasındaki yardımcı ağaç aparat, Gazuk= kazık Çatal gazuk yere batmaz...
Gazukcu= kazıkçı
gazzez= kandillerle aydınlanılan devirlerde kandilleri hazırlayıp yakmakla görevli kişilere verilen ad. (sadece Kastamonu'ya özgü olmayabilir)
GE(Y)Sİ=elbise-giysi(genellikle kirli kıyafet ya da çamaşırlar için kullanılır.)Köyün garları çayda gesi yıkayala..
geber: öl
Geberdürün = Öldürürüm
gebermek: ölmek
Gebre=,Atların kuyruk ve yele tüylerinden iğrilerek ip haline getirilip tığ ile örülerek yapılan kıl bir kese dir. Hayvanların tüylerini parlatmak, kaşımak,masaj yapmak için kullanılır. Gebre= hayvanları yıkamada kullanılan kese, Gebre=atların kaşağılanmasından sonra masaj yapılan kıl kese
gebre= gebre suratlı, gebre göbel gibi kızgınlık, öfke anlarında kullanılır.
GEBRE=MARAZ=ÇOK ZAYIF KİMSE***
gecene: tahtadan yapılmış, iki kişi ile yük taşıma aracı
gecin=soyulmuş kendir sapı, çöpü.
Geçe= Yaka, "Öte geçeye baktıñ mı? Bêki oraya gitmüşledü!"
GEÇİ=Keçi
gedük : dişi eksik olan, gedük aynı zamanda her hangi bir nesnenin eksik tarafı için kullanılır ( Şu gedük daşı ve) düz olmayan bir tarafı çukurlaşmış taş
Gegele= Binnaz Delen Atılkan gegel, fındığı yeşil kabuğundan çıkartıp ayıklamak ... Gehdemek at, katır için kullanılır. Gel macı macı, gel kuçu kucu gibi çağırma (Manda için)
Gelberi= Bir alet idi ama fırın aleti mi, yoksa harman aleti miydi?
gelebe: 1.sarılmış iplik,2.kuyu dolabıgelebe-kelebe=1-kuyudan su çekmede kullanılan ipin sarıldığı çark, dönen alet.2-eğirilmiş ipin yumak haline getirilmesinde kullanılan döner alet, çark, çıkrık.
gelepceklü: hastalıklı, maraz
gelep-kelep= yumak haline getirilmemiş ip çilesi
Gelik=yazın hayvanların konulduğu etrafı kııyıyla çevrili yer. Gelik=Etrafı parmaklıkla çevrilmiş hayvan konulan yer.
Gelin gadun=Gelincik-Ceviz ağaçlarında gezen sansar türü hayvan.
Gelincük= gelincik
Geliyo musung(Kastamonu merkez), geliyan mı(Araç ilçesi), geli miyong(Tosya ilçesi), geliyor musun(İstanbul)
Gelni= Gelini: Kemilaanıng "gelni" bi zalta yapmışıdı, barnaklarıgnı yersing.cümlesinde yanlış var mı?
GELÜSE=Gelirse
Gem= 1.atın dizginlerinden ağzının içine verilen demir 2. Gem= benim dedem Küre'de çilingirdi ve tırpanları "gemlerdi", Gem=tırpanın topala (siz de tokola) takıldıktan sonra o kısmı, kesici bölüme birleştiren demir bağ.. O nedenle biz de topala olarak anıldığını çok iyi biliyorum
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
)
geme... (sıçan-diş)= büyük fare(geme sıçan)- geme diş(ön dişleri çıkık ve uzun olan)
geme: kuyruksuz iri fare,sıçan, Geme= İri, büyük sıçan. İri fare.
GEMİ,TERBİYE= Atların ağıza taılan kısmı demirden olup iki yanında meşinden yapılma tutma uzun tutmaçları olan ki ucunu tutarak atın yönünü belirlemek için kullandığı düzenek (Gem olmalı?)
Gemici Feneri= Elektriğin yokluğunda kullanılan dış feneri. Etrafı telli olurdu. Fenerin dışı camlı iken, bu gemici feneri biraz daha korunaklı bir lamba idi. Kolay kolay sönmezdi. (İdare<gemici feneri<lamba<löküs<Elektrik lambası)
Gençliğine doymamak: Genç yaşta ölmek. Daha çok beddua için kullanılır."Gençliğine doymasın, yardan ayıranlar beni " gibi.
GENDÜ =Kendi -Cümle içinde-Gendü gendüme oturuyan ne diyin
GENDÜ BÜLÜ=Kendi bilir
GENDÜ GENDÜĞE=kendi başına(isteği doğrultusunda)
gendüne pendem vemek= kendisini olduğundan farklı ve mükemmel gösterme. Pendem=Kemilcük boğünlede gendüne ne penden veya emme,ne desem boş öğ.=poz vermek-gıvrak olmak-hava vermek-gendünü bişey sanmak-havalara girmek- gibi.. (Görgüsüzlüğü anlatan bir deyim)
Geñge Geyle: Harç,taş,toprak ve kum gibi ağır şeyleri taşımak için kullanılan , iki ağaçtan kol üzerine tahtaların çakılması ile yapılan tabut benzeri araç. Geyle olarak yazılan bu kelime Merkez'de Geñge olarak geçmektedir.
Genge=(Zelevlü benzeri bir alet) İki kollu iki kişinin tutabileceği ortasına yük konularak taşımaya yarayan alet. Geyle:Harç,taş,toprak ve kum gibi ağır şeyleri taşımak için kullanılan , iki ağaçtan kol üzerine tahtaların çakılması ile yapılan tabut benzeri araç. Geyle olarak yazdığınız kelime Merkez'de Geñge olarak geçmektedir. İçimde bir garip yaradır bu alet(Geñge); Doğu Türkistan'da 30 kilometre uzunluğunda Taklamakan Çölü içinde bir 40 km.lik su kanalı açtırma çalışması vardı. Tamamı Uygur Türkleri, hiç bir teknolojik alet yok ve bu aletlerle kadın, çoluk çocuk 100 metreyik çukurlardan yukarıya taş taşıyorlardı. Bir belgeselde görmüştüm. "Taklamakan'daki Vaha" adlı bir belygeselde. Neyse.
GEREN, AVLOO=TARLANIN ETRAFINI KAPATMAYA YARAYAN UZUN SIRIK***
Geren= Avlo, Avloo= Tarla bahçe kenarlarına, direk dikkerek, hatıl; denilen iki tarafı yontulmuş uzun kalasların direklere çivi ile çakılarak, kapatılmasına denir. Avlo=çit Avlo= 1. Uzun sırık, 2. Tarla bahçe çevresindeki çit. AVLOO=GEREN= TARLANIN ETRAFINI KAPATMAYA YARAYAN UZUN SIRIK***
geri yanki: arkadaki,geride kalan
Geriz=?
Germeç : 3-4 metre uzunluğunda 10-20 cm kalınlığında ağaçların ,budaklarını ve eğri yerleri az çok yontulmak suretiyle elde edilen 'dilme" benzeri ağaçlar.Tarla ve bostanlara hayvanların girmemesi için avlalara çakılır.
Germeç=Göknar ağacının gövdesinin "V" şeklinde oyulması ile yapılan, genellikle yağmur oluğu olarak ve su iletiminde kullanılan oluk. hüseyin bey. Araç'ta poyra deriz biz de
Getü : Getir
Gevelemek: Ağzına aldığı yiyeceği yutmadan çiğnemeye devam etmek.
Gevme=Çiğneme(Şu sakızı garşumda gevip durma)gevmek :1-ağızda bir şey çiğnemek,2-biriyle dalga geçmek
Gevilcen= Sobaya yada ocağa yakın oturulduğunda kol ve bacaklarda sıcak etkisi ile ciltte oluşan dalga dalga kızarıklığa denir.
gevşenmek=çiğnemek.
Geyin= (İneğin geyni ) İneğin rahmi
geyirmek: ağızdan gaz çıkarmak
Geyle: Harç,taş,toprak ve kum gibi ağır şeyleri taşımak için kullanılan , iki ağaçtan kol üzerine tahtaların çakılması ile yapılan tabut benzeri araç. Geyle olarak yazılan bu kelime Merkez'de Geñge olarak geçmektedir. İçimde bir garip yaradır bu alet(Geñge); Doğu Türkistan'da 30 kilometre uzunluğunda Taklamakan Çölü içinde bir 40 km.lik su kanalı açtırma çalışması vardı. Tamamı Uygur Türkleri, hiç bir teknolojik alet yok ve bu aletlerle kadın, çoluk çocuk 100 metreyik çukurlardan yukarıya taş taşıyorlardı. Bir belgeselde görmüştüm. "Taklamakan'daki Vaha" adlı bir belygeselde. Neyse. Geyle: Teskere ,Harç,taş,toprak ve kum gibi ağır şeyleri taşımak için kullanılan , iki ağaçtan kol üzerine tahtaların çakılması ile yapılan tabut benzeri araç, Merkezde Genge
geyrek: kaburga Geyrek=? Bizim köyde Geyrek Yakası diye bir mahal var. cümlede kullanalım(gızduma la "geyreğini" geçürün) Geyrek; anatomik bir terimde olabilir, küçük çocukların "geyreği batmış" denilerek, yüzükoyun=yüzüstü yatırılarak çapraz biçimde, yani sağ el sol ayak , sol el sağ ayak değdirilmeye çalışılarak geyreği yerine getirilirdi. geyrek=sanırım bel kısımındaki kemiğin zorlaması (Geyreği battı)
geysi yıkamak-çamaşır yıkamak, giysi yıkamak
geysi:çamaşır,elbise
geysilik, gesilik= çamaşırlık, çamaşır yıkama yeri
gezente= çok dolaşan, yerinde durmayan
Gıcı=Çam kozalağı
Gıcırım boğma= Genellikle düzgün kesilmeyen hayvanlar için kullanılır. İyi bilenmemiş bir bıçakla, zorlayarak kesme işi için kullanılır. Ekmek vb için de kullanıldığını duymuş gibiyim.
Gıçdım bacaklı=topal..DDDD
‎Gıçı boklu=adam olamamış, çocukluktan çıkamamış, kötü
Gıçı çöpürlü : Gittiği her yerde peşine bir iki tanıdığı takılan.
Gıçıgıruk= Topal, aksak, engelli, özürlü... Gıçıgıruk=değersiz, basit, önemsiz anlamında da kullanılır.. Gıçıgıruk= "boşver şu gıçıgıruğu" tümcesinde olduğu gibi aşağılama anlamı da taşır.
Gıdı=kodak, sıpa, eşeğin küçüğü.
gıdık= çene altı
Gıdılamak: Çok üşümek
GIDIM GIDIM=AZICIK***
Gıdım: Bütünün kenarından kopartılan küçük bir parça
gıdır gıymuk = GILDIR GIYMUK-GIDIR GUYMUK=azlık belirtir, cimriliğe kaçmak veya az-yetersiz oluş.
gıdırgıymuk: azar azar, küçük küçük
Gıdor=para
GIĞIŞDAK ve CERNİK Şu anda soyu tükenmiş iki elma adı.
GILDIR GUCUK=Gereksiz işler Gıldırgucuk=Gereksiz, luzumsuz konular yada nesler için kullanılır.
gıldırdamak: tıkırdamak,gürültü yapmak
gıldırtı:tıkırtı gürültü
gılıbık: eşinin sözünden çıkmayan erkek
Gılıç - Kılıç =Sabanın eneği ile okunun birbirine sağlam şekilde bağlanması için, hem enek hem ok aynı hizadan 2 x 5 cm gibi bir ölçüde, dikdörtgen olarak delinir. Meşe veya kiren (kızılcık) ağacından , bu deliklere göre yontulmuş , delikten çıkamaması için de bir tarafı biraz kalınca bırakılmış ağaç bu deliklere sıkıca çakılır.Bu parçanın şekli az çok kılıcı andırdığından olacak bu parçaya "gılıç"derler. Gılıç=Boyunduruğu gayışa sabitleyen kalem şeklindeki ağaç, dedegıl veya Canip Beyin dediği dedegılıç da oku sabana tutturan, sabitleyen ağaçtı yanlış hatırlamıyorsam.
Gılıç=Asıl adı dedegılıç'tır onun...
Gılibik: Kılıbık Bu herif gılıbığımış herhal.
Gılibik=Kılıbık, Bu herif gılıbığımış herhal.
Gın,gını=Kılıf(Guy şu bıçağı gınına)
Gına=Kına
gınağ geldi=gınaa geldi=bıkkınlık geldi
gınağ götüdü=gınaa götüdü=bıkkınlık yaptı
Gındap=çıbıklı uçurtma ipi=sicimin biraz kalını
gındıra= zayıf?
gınnap veya gındap=sicim=çıbıklı uçurtma ipi,,emme öcük galın olu,gopmasın deye, kınnap İNCE İP
gınnap: kındap,ince bükülmüş kendir ipi
Gıran guyulası = "Gıran ölümcül salgın hastalık demektir, gıran guyulası da ölümcül salgın hastalığa tutulsunlar demektir.Çok sayıdaki kişi için edilen bir bedduadır.
Gıranguyuluptaguyulamayasılcala=kökükesilesi
gırant tuvalet=tam anlamılyla şık giyinme
GIRANTA GİYİNMEK= şık, afilli giyinen beyler için kullanılır ve muhtemelen yabancı dilden bize geçen yeni bir deyim(gran tuvalet giyinmekten türemiş olabilir)
Gırbo, Gırboo= KURBAĞA
gırbo: kurbağa
Gırbo= Kurbağaya Daday cenahında Gırbo denildiğini duymuştum. Gırbo işte, Kastamonu'nun her yerinde aynıdır..) Araç -İğdirde "gırba-gurba" derler
gırdıkaçtı= dolaşık, üçkağıtçı
gırha=kalın yünlü bir kumaş cinsi
gırışak= kendini beğenmiş ukala ? Binnaz hanım,teşekkür ederim .szin açıklamanızda tabii doğru. TOSYA ağzında ise;gırışmak=ön planda olmak .örn.DÜĞÜNLERDE EN ÖNE OTURMAK GİBİ.(GÖZAÇIKLIK) da diyebiliriz..Teşekkür ederim..
gırışak= kendini beğenmiş ukala? ağzında ise;gırışmak=ön planda olmak .örn.DÜĞÜNLERDE EN ÖNE OTURMAK GİBİ.(GÖZAÇIKLIK) da diyebiliriz.. Gırışak: Şık gezme, Aşa aşa yürüme, Afilli olma.
Gırışma: Dayılanma, Karşı gelme, Lafa laf verme. Gırışak : Şık gezme, Aşa aşa yürüme,Afilli olma. Gırışmak: Ön plana çıkmak,Gövde gösterisi,Havalılık.
Gırışma: Dayılanma, Karşı gelme, Lafa laf verme. Gırışmak: Ön plana çıkmak, Gövde gösterisi, Havalılık.
GIRIŞMA= Böbürlenek durma, bazen de boş boş durma anlamındada kullanılır
Gırışmak=TOSYA ağzında ise;gırışmak=ön planda olmak .örn.DÜĞÜNLERDE EN ÖNE OTURMAK GİBİ.(GÖZAÇIKLIK) da diyebiliriz..Gırışmak-Kırışmak: Manda, koç, teke ve sığır gibi hayvanlarn dövüşü.
Gırk uçumak= Kırkı çıkan çocuğu gezdirmek
GIRKDUMAK= Goyunları gırk dudum,anam her yeri etten patlaya= Koyunların tüylerini kestirdim,çok kilo almışlar.
GIRKLIK=Koyunların yünlerini kırkmak için kullanılan irice yaylı makas türü Gırklık= Koyun yünü kesiminde kullanılan makas gibi alet.
Gırkmak= Kesmek (Saç, tüy için) "Turan aaa, 'adıñı değüştümezseñ saçlarımı saña gırktuman' mı dediñ berbere öğğ!" Gırkmak=Koyunların kıllarnın kesilmesi
Gırmızu gız=at
Gırmuzu= kırmızı
gırna: zayıf, çelimsiz
Gıro düşmüş, gıro çalmış=Kırağı düşmüş, kırağı mahvetmiş.
Gırpuk= kırpık
Gırtalamış;=az kar yağmış yerler anca ağarmış
gıruk: kırık
GIRUŞU=kendini göterir, ön plana çıkarır. TOSYA ağzında ise;gırışmak=ön planda olmak .örn.DÜĞÜNLERDE EN ÖNE OTURMAK GİBİ.(GÖZAÇIKLIK) da diyebiliriz..
Gısaç, Kıskaç: yengeç ve benzeri hayvanların ön ayakları? Kısaç=Kıskaç: Demircilerin; demir döverken sıcak demiri tuttukları maşa, aparat..
Gısgun= At eşek eğerinin kuyruğun altından geçen kayışının adı. "El oğlu adama dizgininen su içmeyi gısgununan def-i haceti öğredü!"
Gısım : Avuç, bir el dolusu .'Bi gısım guru üzümü bi oturuşa yiyyala.
Gısır; hamile kalamayan koyun keçi inek vs için kullanılır
GIŞ = Kış
GIYAMET= Kıyamet
Gıymuk =Odunun lif kadar ince, küçük parçası
Gış; kış
GIŞLAMAK=Tavuk,horoz vs hayvanları kovalamak
gıt dutmak: az tutmak,teğet geçmek,değip geçmek
gıt: eksik ,az,yetersiz,kıt
Gıtmür=Elisıkı, cimri cimri, kıtmir
Gıvıcuk=kıvırcık Gıvırcuk?
gıvıç: çamlık alandaki humuslu toprak
Gıvıragısmak: cimrilik-
GIVRAK=zarif, alımlı, şık
gıyak:güzel
Gıyba= diye bi kelime aklıma geldi şimdi zannımca Selalmaz Cenahlarında kumaş kenarı anlamına geliyor idi. Bizde de var.Don gibi giyeceklerin lastik takılan yerine denir Gıyba= Don isimli giyside kullanılan rastık nev-zuhur (sonradan görünme ) bir şeydir ki, bundan önce rastığın yerine, 1-1,5 metre uzunluğunda, eni de uzunlamasına katlanarak 0,5-1 cm ye düşürüldükten sonra, sıkıca dikilerek adeta ip haline getirilmiş bez şeritler kullanılırdı ki, bunların adına "uçkur" denirdi. Milletin başına bela olan uçkur işte bu nesnedür. Donun üst kısmında, bu uçkurun içine yerleştirildiği aralığa "gıyba" denirdi. Uçkuru gıybadan geçirmek için, daha çok çıralı ağaçlardan yapılan, yarım kurşun kalem uzunluğunda, çuvalduza benzer aletin de bir adı vardı. Herhalde "biz" denirdi
GIYGAŞDUMAK=KAPI VEYA PENCEREYİ HAFİF ARALAMAK***
Gıygaşık=aralık Gıygaşuk (aralık bırakmak) kapıyı gıygaşuk bırakak acuk(azıcık)
Gıygaşuk=AĞASININ KAPIYI GIY GAŞUK BIRAĞIVE ECCÜK EMİİİ , gıygaşuk= Çiğdem hanım araç ilçesinde gıyı gaşık..gıygaşık.., Gıygaşuk=KAPIYI GIYGAŞUK GOĞNDA HERKES GİRSİĞN gıygaşuk: hafif aralıklı, aralık, gıygaşuk:yarı açık kalmış ,aralıklı, Gapıyı gıygaşuk bırakıvede açmaya seyittüme beni = Kapıyı aralık bırakta açmaya koşturma beni.
Gıyı kaşuk= Kapıyı gıyı kaşuk koymak
gıyışayuk: yenilen yabani ot
gıymak: acıma hissi, kıymak
gıymat= kıymet, değer
gıymk batması =kıymık= küçük ağaç parçası’nın batması
gıynak : parça ,kenar ,Gıynak= kenarı anlamıda
Gıyturuk=Önemsiz(Beni gıyturuk işlerinen uğraşduma)
Gız: Kız
GIZ=ARKADAŞ,DOST,YAKINLIK BİLDİRİR.SAMİMİYET İFADESİ bayanlar için. Çatladığ mı gız...Neydeli güneşi gödük,bağa gidecöz...!!)
gızansak:çiftleşme arzusu duyan köpek
Gızgun= kuzgun yada kartal
GIZGUNLAMAK= Sıcaklamak
Gızgunluk=Köy evlerinde saçaktan dışarı açılan bir insanın girip çıkabileceği genişlikteki yer. Yeni binalarda modernize edilip kullanılıyor.Buna "güvercinlik de denebilir.
Gicirik suyu= Araç munayrat mahallesindeki mağarada şifalı bir su vardır.Bu su kaşıntı ve allerjik hastalıkların giderilmesinde kullanılr.Hasta bu suyla yıkanarak tedavi edlir.(Bu vesileyle hastalarda duyurmuş olalım)
Gicirik= Kaşıntı
Gidecöz= (Gız Anşa,ne aceleg var..!!Çatladığ mı gız...Neydeli güneşi gödük,bağa gidecöz...!!) HAVA İYİ OLUNCA,CANIMIZ BAĞA GİTMEK İSTİYOR.GİDECÖZ= GİDECEĞİZ.
GİDECÖZ= GİDECEĞİZ. (Gız Anşa,ne aceleg var..!!Çatladığ mı gız...Neydeli güneşi gödük,bağa gidecöz...!!)
Gidecöz=HAVA İYİ OLUNCA, CANIMIZ BAĞA GİTMEK İSTİYOR. GİDECÖZ= GİDECEĞİZ. (Gız Anşa,ne aceleg var..!!Çatladığ mı gız...Neydeli güneşi gödük, bağa gidecöz...!!)
GİDİŞİYA=Kaşınıyor
Gidişkü sardı= kaşıntı sardı demektir.kolun kaşınması ,bacağın kaşınması yani.
GİDİŞME= KAŞINMA,GİDİŞİYA=Kaşınıyor
Gidişmek=kaşınmak
-giller= Bir takı var sık kullanılan-giller(Ahmetgiller)-Ahmetler
Gine= Yine
Gintü= gintü yü bilmiyorum, Merkezde GİRÜntü denir sonradan araya girenlere bunu mu demek istediniz.
Girintü (Girinti) : İç güveyisi.girüntü: 1-başka yerden gelip yerleşen,2-iç güyo,iç güveyi
GİŞİLİK GIYAFET =Özel günlerde giyilen kıyafet
Giysilik, geysilik= çamaşır yıkanan yer. geysilikde olabilir. Kastamonu merkez köylerinde geysilik de denir. bu kelime herhalde "geysilik" olarak telaffuz edilir değil mi? "Öğ ağa bizimki böğün aşa oluğa geysi yıkamaya gitti. Açlıktan ölüyon şartosun, vayın bi yımırta gırıyın beeki."
Gizlence=Özel günlerde giyilen kıyafet
Gizlencelik=Kündiye kelimesinin tersi de “gizlencelik"tir. Bayramlık, düğünlük kıyafet demektir.
Gobca, kopça =düğme.
GOBEL: Erkek çocuk gobel:1.yaramaz ,haylaz,2.annesi ,babası olmayan çocukGOBEL= KÜÇÜK ÇOCUK ***
GOBÜ= KAĞNILARDA ÖN VE ARKADAKİ UZUN ÇIKINTILIĞI AĞAÇ***
goca:1.koca,2.ihtiyar yetişkin
Gocuk; palto, kaban
gocunmak:alınmak Gocunmak= üstüne alınmak (Yarası olan gocunur.)
goçak-goçmar: yenilebilir mantar türü
Godak= eşek sıpası anlamında
Goduttuma= Bıraktırma. Çok yaramazlık yapan, söz dinlemeyen çocuğa denir; “Ağşama bubañ gelince goduttuman mı?” Bunun acısını senden çıkarırırm anlamında.
Gofur: Kendini beyenmiş Gofur=Yapılamayacak şeyi yaparım deyip sonra da bin bir meşakkatle yapan adama gofur derler değil mi? (Neslihan: kendini beğenmiş olan diye biliyorum) Dursun Kepceoğlu hocam bir gofurluk yap da bu "Kastamonu için bir ağız sözlüğü hazırlayalım" işine bir zahmet el atıver. Bir edebiyatçıya bu çok yakışır.gofur:kendini beğenmiş
Gogan örüğü: Beyaz erik
gôğe çôğme(k)= kaybolma, aranan şeyin bir türlü bulunamamsı
goğün yüzü: gök yüzü
GOKU=Koku
Gokulu= Küçük görme (Tam emin değilim) demişsiniz, çocukları severken bir sevgi sözü olarak da kullanılır. (Malum çocuklar Dede Nene için 'Benim yavrumun yavrusu / Yarısı yılan yavrusu'dur." Öyle olunca da böyle tuhaf bir sevgi ortaya çıkar mı? bilmem. benim duyduğum ve kullandığım ''gokulu'' kendini beğenmişleri yermek için kullanılan bir sözdür...Çok da yerindedir kendini çok beğenenler de kokar sonuçta kimse mükemmel değilldir
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
) gokulu cümlesi aslında daha çok evde kalan bayanlar için söylenir halen birde küçük çocuklara kızınca söylenir aslında bu birazda dini açıdan bakılırsa eğer taharet konusuna kadar gider yaşlı nene toruna sen ne anlarsın lan g.. b..lu veya gokulu gibi azar cümlesi ile hitap eder
Golañ: Semeri eşeğin sırtına bağlamaya yarayan yünden örülmüş iki-üç parmak genişliğinde şerit.
Golan=semeri hayvana bağlamak için 5 cm genişliğinde dokuma
GOLBEZ, Gölbez, enuk , ENİK = köpek köpek yavrusu Golbez: Köpek yavrusu (Ağlı) (Bizde Goblez demezler :-)
golük : eşek
GOLÜK
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
ONBAY=CAMIŞ=MANDA***
goman=bırakmam,karşılık veririm(bunu sana goman emi yada bunu sende gomacayın.gibi cümlelerde kullanılır.)
Gon Gonak= Kon Konak şeklinde bir deyim. Gon=Kon Gonak=Konuk kelimelerinin birleştirilmesiyle oluşmuş. Arı oğul yapınca, oğulun çalılık ve kovana aktarılması zor olan bir yere konmaması için özellikle çocuklar elimize birer taş alıp birbirine vurarak "Gon gonak" diye bağırırdık. Çalılık veya yüksek bir ağaca konması halinde tütsülenerek kovana aktarılması zor olur, bunu önlemek için "gon gonak" çağrılırdı. Bu şekilde saf bir Türkçe olan "Konak" kelimesinin "Arı oğulu" için de kullanıldığını öğrenmiş olduk. Konargöçer Türklerdeki kondurma, yerleştirme ve iskan konusuyla bu kon ve Konuk kelimelerinin önemi büyük olsa gerek.
Goñ=Koyun, bırakın
GONAG=Konak
Gonç: Çorabın üst kısmı.GONÇ=YÜN ÇORAPTA BOĞAZ KISMI***
Gônûñû kûlleriñ:? Göynünü küllerin= içindeki, heyecanı, isteği, sevgiyi yok ederim.iyi anlamda destek olurum-negatif anlamda=öyle şeyler anlatırımki vazgeçersin bu sevdadan.
gopça : kopça, düğme
goraf:1.kesilip istif edilmiş odun 2.istif edilmiş kümeGORAF=kesilip düzgün yığılmış yakılmaya hazır odunlar./
GOREBİ=SAPI UZUN ORAK***
GORÜYAN=Görüyorum
Gos gos= kasıntı anlamında
Gostak= fiyakalı
gostak-ihtişamlı
Gôt cebi: Pantalonun arka cebi.
gotüme: götürme
gov: kov,şikayet,laf taşıma
Govcu= Şikayetçi, ispiyoncu, Govculuk, Govuculuk=Şikayetçilik, İspiyonculuk, (Bir de Gövco diye bir Ağa vardı. Birini vurmuştu. Acaba bu govculuktan mı yoksa göv kelimesinden mi isimleri türemişti bilmiyorum. Mergüze tarafında bir köyden...) Bizim köyde de benzer bir lakab var "Gökcogil" derler. Bizimkinin renk ile ilgiili olduğunu düşünüyorum
govsak: hafif aralık
govsek-gövsek: hayvanların çiftleşmeyi arzulaması
GOYNÜM DÖNİYA=Midem bulanıyor
GOYNÜMÜŞ= ÇÜRÜMEYE YÜZ TUTMUŞ MEYVE***
goyu: torba yoğurdu
gozalak: kozalak
Göbel = göbel......dengesiz genç kişi, Adam olacak gibi durmayan çocuk, yeni yetme(acemi, toy), Çocuk, Göbeller= :Çocuklar, BİRAZ AMİYANE TABİRLER AMA BİZİM ÇOÇUKLUĞUMUZDA KIRKÇEŞME MAHALLESİNDE BUNLAR HALK ARASINDA KONUŞULUYOR İDİ.
Göbert : Elmanın külde pişirilmesi
göbert pakla= ? barbunya fasulyesine mi deniliyor?
Göbeyöngü= Bir tür mantar
göblez : köpek yavrusu Merkez'de Göblez değil de Gölbez olarak geçer köpek yavrusu.
Göbü = Kızak (kayık) ların oturma yeri ile kayak kısımlarını birbirine bağlayan dört direk'den herbiri.. Göbü, Kağnı üstüne konulan, tekerin önüne ve arkasına takıılan ve üzerine kazıkların girebilecei delikler açılan iri hatıllara da göbü deniyordu galiba. rslan bey sanırım o da aynı şey..Kayık(kızak)larda da benzer sistem uygulanmaktaydı..Çocukluktan kalan bilgim kayıklarla ilgili olanıdır..Kızağın ayaklarına ve oturma yerinin altındaki takozlara açılan deliklere çakılmış olan dört adet direk(kazk) dan bahsettim.. Safranbolu dolaylarında ise yağda kızartılmış mayalı hamur için "göbü" dendiğini biliyoruz..
Göbü: Kağnı arabasının üzerine yük konulan kısmı,ok:Öküzlerin arabaya bağlandığı sivri kısım. Göbü= kağnının parçası
Göce= semerin gancasına verilen ad ‎Göce= Arpanın değirmende hafif kırılmasından sonra yapılan arpa çorbası.Piştikten sonra kiren eğşisi katılır.
göcen: 1. kedi yavrusu 2. ‎Göcen= Tavşanın yavrusu.
Göde: Güvercinin bir türü.
gödel= çamaşır dövmeye yarayan tokaç.
Gögüç : Meşe palamudu
Göğe daş atmak= çok yaramaz
Göğe gelmek=İneklerin çekim vaktinin gelmesi
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
) göğe gelmeye araç ilçesinde göğsemek denir.
Göğem=ilk baharda çayırda yeni çıkan taze ot,veya sonbaharda yağmurlarla beraber çayır ve tarlalarda çıkan taze yeşil ot(Çiftçiler bu otları hayvanlarının yemesini istemezler,zira otların % 90 ı su içerdiğinden hayvanları ishal eder ve zayıflatır)
Göğercin=Güvercin
göğermek:1.morarmak,2.olgunlaşmakGöğermek= Depince göğerü öğ...!! Göğermek= 1.Tabiatın yeşillenmesi, otların çıkması, 2. İnsanın darbe alan yerinin önce morarmasından sonra iyileşmeye başlamış hali; yavaş yavaş göğerir.
Göğnüm dönüya = Midem bulanıyor
göğnümü bayma : beni sıkma
GÖĞÜSLÜK=İLKOKUL ÇOCUKLARININ GİYDİĞİ ÖNLÜK
Gök; mavi 1.mavi, 2. gökyüzü
Göksulu= Okçular'da bir armut çeşidine verilen ad.
Göklüce gitmek: Çok genç yaşta ölmek
‎Gökten Otlamak= Çalışmak istemeyen kişilere "sizin çocuklar gökten mi otluyor, ne yiyip ne içiyorlar " diye sitem edilir.
göl göbel= ?
GÖLBEZ: 1. Köpek yavrusu. 2. gölbez: ufak gelişmemiş kendir
Gömeç=Bal peteği (Dalak da aynı anlamda kullanılıyor.)
Gömgök: masmavi
Gön: Ham deri, deri sığır derisi
Gönüm bılandı= Midem bulandı.
görebi-görebe Körebi= diken kesmek için kullanılan uzun saplı kesici alet
göresi gelmek: özlemek
Göt lokumu=Yumurta
götlek: ibne
Götlük= öküzlerin, arka kısmından ve sırtından geçirilerek boyunduruğa bağlanan özel bir dokumadan yapılmış bir çeşit koşum
götü gara: yenilebilir mantar türü
Götü: 1.Getir, 2. götü: götür ,al git Götü= Götü :Götür, götür iki manada da kullanılır.; burda başımdan geçen komik bir şeyi paylaşmak itiyorum ininizle hoş görünüze sığınarak!!! Bursa’da yıllar önce şimdi oturduğumuz evde o zamanlar odun yakıyorduk. Bir gün odun aldık çuvallara duldurup bodruma koyuyoruz. Etraf pis olmasın diye çuvala koyuyoruz ama odunlar, bitmeden bizim çuvallar bitti yani yetmedi. Bizim valide hanım komşu kadınlara babamı çekiştiriyor; “ahmed’e kaç kere dedim- ahmet dedim - çuval götü yıkaylım götü yıkaylım deye on kere demişiyündü emme götümedi!” diye dert yanıyor. Zavallı kadınlar hiç bi şey anlamadı saf saf bi annemin yüzüne bakıyorlar bir benim. Neyse ki tabi hepsi Anadolu insanı mevzuyu kendilerine kibarca izah ettim ama tabi ki baya bi utandık.
Götüme : Getirme, İYİ GAYRİ GÖTÜME:İYİ GAYRİ GETİRME
götümek: götürmek,alıp gitmek
götün götün:geri geri gitmek, Ardı ardına, arka arkaya, Götün götün gitme= geri geri gitmek
göv-göğ:gök yüzü
gövlek, gövsek :çiftleşme arzusu olan büyük baş hayvan
Gövlez: Köpek yavrusu, Gövlez: Köpek yavrusu(yazım hatası yoksa Kastamonu merkezde "gölbez"olarak geçer.
Gövsemek=hayvanlarda kızgınlık, çiftleşme isteği
göynek...bir nevi fanila, İç göyneği diye de söylenir...gömlek
Göynü yok= isteği, hevesi yok
Göynük: muşmula=beşbıyık=döngel=sahilde de göynük olarak söylenir.
Göynük:İçinde yer yer su çıkan çevresi ağaçlık tarla. verimsiz arazi
Göynük= Muşmula-döngel-beşbıyık-göynük
göynüm bulanıyor= mide bulantısı
Göynümek= Olgunlaşma, iyice olgunlaşmak. yumuşamak,
göynümüş: iyice olgunlaşmış,içi geçmiş
GÖZEL=Güzel
Gözer= Elek cinsi ‎"Gözer" Kalburun az büyüğü.Delikleri de kalbura göre daha büyük olurdu.Gözer=kalbur= tahıl elenen elek,gözer-gozer:buğday elemek için yapılmış kalbur
gubar: tasa üzüntü
Gubarmak= görgüsüzce abartılı şekilde öğünmek.
gubat : kaba,kaba görünüşlü
Gũbũr süpürme : anlamı malûm..temizlik
gubur: lağımGubur= Çukur , Gubur=çukur denmiş ama, evlerde pis su gideri için bir avguna bağlı taş veya tahtada açılmış su deliği. Gübür=çöp=evde süprülen yerdeki çıkan çöl-çöp Gubur: İç Anadolu Bölgesinde foseptik çukur için de kullanılıyor. Gübür; Süpürülerek toplanmış çer, çöp
gubür: evin içinde süpürüldükten sonra ortaya çıkan toz ve çöpler
GUCÜMÜ ÜZME=Beni üzme
Gûcüzmeñ=Yaramazlık yapmayı, insanı üzmeyin.
Gudek:Çocuk oyunlarında , oyunun angarya işlerini yapma sırası.
gudekçi: 1.oyunda ebe
Gudredden = yaradılıştan, doğuştan "Bu gız gudredden gözel" (Makyajsız, yaradılıştan güzel, boya güzeli değil)
Gulak tözü=Kulak arkası.(Gulak tözü ñe vurunca aşurun şartosun)
Gulak= kağnı arabalarında, kayış ile arabayı boyunduruğa bağlayan ağaç aparay
Gullep=Pireçol=Kapılarda eskiden bu günkü menteşelerin işlevini yerine getiren, el yapımı metal aparatlar..
GULÜK=KULUÇKAYA YATAN VEYA YATACAK TAVUK***
guma : kuma, evli kadının üstüne gelen kadın
gumele: 1. buzağıların konulduğu ahır içindeki ayrı bölme 2. Bağ evi (Tosya)
gumpiri-gumpil: patates
gundak: yavru
gundak:1.kedi ,köpek yavrusu,2.deste haline getirilmemiş kendirin bir kucağı
Gunlamak, gunnamak=At eşek için doğurmak. Gunnamak kelimesine bir açıklama: Kulunlamak'dan geliyor. At yavrusu.
gunnacı:yavru yapacak hayvanGunnacı= gunnacı at, eşek için, guzlacı koyun keçi için, bızlacı sığır için kullanılırdı. Yanlış mı hatırlıyorum? Buzlacı; inek içiin kullanılır, gunnacı
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
oğuracak At, eşek
Gunnamak: Doğurmak,Gunnamak: Gunnamak: murdar hayvanların (at,eşek,katır,kedi,köpek)doğurması, Doğurmak Gunnamak kelimesine bir açıklama: Kulunlamak'dan geliyor. At yavrusu.gunnamak:hayvanın yavru yapması
GUNNAMAK= Hayvanların doğum yapmasına denir(soru inek gunnadı gibi)
Gurluk : ev, ahır ya da samanlığın önündeki üzeri kapalı önü açık alan. (kuruluk) "Gurlukdan bi gucak odun götü dedim, demez olaydım herif gorafı devürdü..." guruluk olarak değil mi? Kastamonu-Taşköprü arasında gurluk, diğer bazı yerlerde guruluk şeklinde kullanılıyor.
Gursak : Herkilin önünde yer alan herkilden daha küçük un konulan bölüm.
gurt dide gurt nine ,bizdede nine ve dedelerimizin babaları ve anneleri için yaşıyorlarsa kullanılır
gurt nine ,gurt dide bizdede nine ve dedelerimizin babaları ve anneleri için yaşıyorlarsa kullanılır
Gurt Nine, Gurt Dide: Uşak Devşek= Çoluk çocuk; İki kadın sokakta karşılaştıklarında, biri diğerine halini arz eder; dam çul... uşak devşek sığır sıpa inek çanak samallık mamallık derken aşam oluveriyo!!! günün kısa özeti bu... ‎"Uşak devşek"deki "devşek" kelimesi ne anlama geliyor? Eş mi? Koca mı? Karı mı? Yoksa ev ahalisi mi? Yoksa devşirilmiş şey mi? Yani eve eklenmiş kişiler? ("At yok eşek yok, Bit yok yavşak yok, Garı yok uşak yok!" derdi, bizim köyde Fayık Aaa.) "Uşak şöyle gözel bir mantı ediveng de uşak devşek yisin bee!” Kadın sanırım. DEVŞEK Çocuklarımızın çocukları, torunları ifade ediyor. ‎"uşak devşek" ikilemesindeki "devşek"kelimesini kadın söylerse kocasını,erkek söylerse karısını kastetmiş olur.Malumunuz Türkçede böyle ikilemeler çok.Bazıları anlamlı bazıları anlamsızdır."ıvır zıvır"ikilemesinde her iki kelime de anlamsızdır."çoluk çocuk"ikilemesinde ise "çoluk"kelimesi anlamsızdır. ‎"Uşak şöyle gözel bir mantı ediveng de uşak devşek yisin bee! Kazak ve Kırgızlarda Nevere, Çevere gibi torun, torunun çocuğu, torunun torunu için kullanılan kelimeler var. Bizde de bunların benzeri olmalı. Gurt nine, Gurt dide gibi söyleyişleri hatırlıyorum ama... Evet Arslan bey gurt nine ,gurt dide bizdede nine ve dedelerimizin babaları ve anneleri için yaşıyorlarsa kullanılır. Evet gurt nine ,gurt dide bizdede nine ve dedelerimizin babaları ve anneleri için yaşıyorlarsa kullanılır.
gurtlanmak: 1-şüphelenmek,2-kıskanmak
guruluk:evlerin önünde yada yanında eşyaların ,araç gereçlerin yağmurdan korunması
GURUTMA= KURUTULMUŞ EKŞİMİĞE VERİLEN AD
gustane=gusulhane: ebeveyn banyo
Gusulane, gusul dolabı= ilkel banyo, suyu başka yerde ısıtılıp gelen.
Guş Dili=Arkadaşlar siz guş dilini bilir misiniz? Mesela küçüklerin duymaması gereken bir konuyu onların yanında nasıl anlatırsınız? Becen secenici çacok seceviciyocorucum... gibi her hecenin yanına bir sessiz harf koyarak...
guş ekmeği: kuşekmeği,yenilen yabani ot
Guş= semerin gancasına. semerin arkasında da iki taraflı bir demir kanca vardı. Ona da mı "guş" deniyordu ?
Guş=? (Gaş urganı= Semerin önündeki kabarantıya kaş (gaş) denir. Semerin iki yananda iskeleti oluşturan tahtalara da "gaburga" denir .Gaburganın iki tarafta en üstte olanlarının uçları gaşın iki yanından ileriye doğru 15-20 cm uzanır. Bunlara da "guş" denir."Semerin gaşı guşu galmamış" dediklerinde bunlar anlaşılır. Hayvana yük sarmak için, semerin kaşından dolanıp, guşuna bağlanan 10-12 metre uzunluğunda 1 cm kalınlığındaki urgana "gaş urganı" denir.)
Guşak çözmek= tuvalete gitmek, guşak çözmemek=zina yapmamak
GUŞAK=Kumaştan yapılan bel kemeri
GUŞAK=Kumaştan yapılan bel kemeri
Guşlasdik=Sapan
guşluk: çatıya çıkılan yer
GUVLEK=
Guyluş guyluş= ?
Guyo, güyo: damat
GUYU=Kuyu
GUYU=Kuyu
Guyuluverdi= Bayılıverdi? Devriliverdi?
guz: güneş görmeyen ,kuzeye bakan yer
guzgunluk:çatıya çıkılan yer
guzlacı:yavru yapacak keçi,koyun, Guzlacı= Doğuracak Koyun, keçi
Guzlamak= keçi ve koyun doğurması
Gübür=çöp=evde süprülen yerdeki çıkan çöl-çöp Gübür; Süpürülerek toplanmış çer, çöp,
güccücek= küçücük, ufacık,
Güccük Güççük: Küçük
Gücük: Kısa, Gücük (öküz ) kuyruğu kısa öküz. Gücük ayla(r):Şubat ve mart ayları.'Adamın da ayın da gücüğünden korkacaksın' diyerek , bu iki ayın soğuğuna dikkat çekerlerdi.
gücük:1.şubat ayı,2.küçük
GücüK= Mardınan gûcûk döğûş ediya dışarıda"Gara gışınan gücük döğüş ediya" deseniz daha mı doğru olurdu acaba? Gücük Mart değil mi?
Gücük=Mevsim adı, Köpek adı olarak da kullanılırdı.
gücümü üzme : beni yorma
gücünü üzmek: canını sıkmak, üzülmek anlamında deyim (Kast.merkez)
Gücüzmek = Yaramazlık yapmak..
Gücüzmek: çocuğun yaramazlık yapması anlamında kullanılı
Güççük: Küçük
güdek: 1.nöbet,ebelik sırası,2.kısa
GÜDÜ= topraktan yapılmış tencere!!! güveç'TE denilebilir
güdük: küçük kalmış, kısa boylu
Güdül= kısa, küçük
Güdüş= ? Güdüş güdüş şeklinde ikileme olarak kullanılırdı. Genellikle yaşlı aile bireyleri için?
güğüslük=okul önlüğü(inebolu yöresi)
Güldaban=Cilbetür= İnce sopaların (Çımkış) uçlarını yere vurarak ileri fırlatmak suretiyle oynanan çocuk oyunu. Bir başka adı "güldaban"dır.
Güldaban=Cilbetür= İnce sopaların (Çımkış) uçlarını yere vurarak ileri fırlatmak suretiyle oynanan çocuk oyunu.Bir başka adı "güldaban"dır.
Güleş= Güreş
Güme, Emzikli buzağıların konulduğu bölüm.
Gümele= yeni doğan hayvan yavrularının koyulduğu dam içerisinde bölünmüş küçük bölüm (( araç)) gümele=ahırda buzağı konulan yer Kastamonu merkezde çeten veya çiten olarak geçer. o yüzden parantez açıp araç yazdım
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
Tosya’da Bağ evi.
Gün=Güneş
Gündi, Gundi: Bir tarafı eksik, Engelli anlamında da kullanılır.
Günü torbası: Çok kıskanç kişiler için kullanılır.
Günücü= kıskanç
Günülemek(n nazal n okunacak?)=Kıskanmak Günülemek=kıskanmak.(Bizim hıra boyuna abeysini günüleya.)
GÜNÜLEMEK= Kıskanmak
GÜPRE=Gübre
GÜPRE=Gübre
güvendim: sevindim
güvenmek: sevinmek
Güvleç=? Yemek?
Güvlek, sapsız ahşap kap, güvlek:1. kuyudan su çekmek için kullanılan kova ,2. tahtadan yapılmış kova, ‎Güvlek= 40-45 cm yükseklikte,25-30 cm çapında,ağaçtan yapılma su kapı. Güvlek=yoğurt mayalamada kullanılan ahşap(çam veya gürgen)kap
güyo : damat
Güz= sonbahar
Güzine soba = kuzine
ĞAÇUMUYALIM=başkası kapmadan ,biz alalım.
ĞAÇUMUYALIM=başkası kapmadan, biz alalım.
ĞIRUŞU=kendini göterir, ön plana çıkarır.
ĞIRUŞU=kendini göterir,ön plana çıkarır. TOSYA ağzında ise;gırışmak=ön planda olmak .örn.DÜĞÜNLERDE EN ÖNE OTURMAK GİBİ.(GÖZAÇIKLIK) da diyebiliriz.. gırışak= kendini beğenmiş ukala ?
Habaranamaz: laf anlamaz, bildiğinden şaşmayan
Habire= durmadan (Habire konuşuya.)habire-hebire: devamlı,sürekli
haçan : her zaman ,devamlı
haggaatmi ?: Hakikat mi? Gerçek mi? haggaatmi öğğğ
Hahah : Evet
hak:1.tahıl ölçmeye yarayan kap,2.düğünlerde gelin almaya gitme, Hak= (En büyük) tahıl ölçme kabı
Haka gitme= Gelin almaya gitme töreni
hakçı: düğün alayı,gelin almaya gidenler
HAKKAT= Gerçek
halbüsem: halbuki
Haldur huldur: Dikkatsizce, rasgele düzensiz
halıkmak: gelişmek ,büyümek
halıkmamak: gelişmemek, büyümemek
Halka= öküz arabasına tarladan yüklenen destenin tutturulması için kullanılan urganın arasına takılan halka şeklindeki ağaç aparat, Halka= Saban ve öküz arabasının boyunduruğa bağlantısını sağlamakta kullanılan ağaç alet.Arabanın veya sabanın oku bu halkanın içine sokulur ve çıkmaması için, "Dedekılı" isimli aletle de sabitlenirdi. Her iki aletin de sert ve dayınklı -kiren gibi - ağaçlardan yapılması esastı.
Halva:Helva
Hamamlık dolabı=banyo
Hamamlık, oda içinde bulunan yıkanma bölümü,
hambar: ambar, büyük kiler
HAMBAR= Ambar, kiler
hamla: hamle
hamur: makarna vb. yiyeceklere verilen isim
Hamur Garuşduması, Malak= Yemek çeşidine verilen farklı isimler (Araç/Okçular)
Hamurlu = bazlama
Hamut= atların başına arabaya koşmak için takılan alet
HAMUT= koşum atlarının boynuna takılan, oradan da arabaya bağlanan alet.
Handan= Babası belli olmayan çocuk
hapaz:avuç, Hapaz: Avuç içi, HAPAZ= Ayrıca saman doldurmaya yarayan alete bizde YABA. ılgaz taraflarında da HAPAZ deniyor. HAPAZ bizde avuç anlamında kullanılıyor. (İki hapaz leblebi ver)Hapaz: İki eli ile birlikte almak. "Bi hapaz cöğüz alduk"
Hapır,Hapır yeme: Çabuk çabuk ve çokca yemek yemek.(Hapır hapır yeme olum şu yemeyi dıkanacayasın şindi)
hapur hupur= çok hızlı şekilde tüketmek.. genellikle yiyecekler için kullanılır, hapur hupur=? (Apur sapur?)
Haralda= galiba sanırım anlamında kullanılır
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
) Hakkı Bey çok teşekkür ederim. Ben de o söze takılmıştım.
Harar: Büyük çuval. Keçi kılından dokunurudu.Güvenilmez kişiler için 'Onunla harara girilmez' denir.Harar=Çok büyük çuval harar: harhar, büyük çuval
‎Harlamak-parlamak= Birdenbire kızmak
harman: buğday,arpa vb. ürünlerin bir araya toplanıp hasadının yapıldığı yer
harnapa: karnı büyük,çok yiyen hayvan
Harpçeken, hepçeken : Öküz arabaları teker sayısına ve tekerin yapısına göre iki şekilde adlandırıldı.Parmaklıklı dört tekerin kullanıldığı arabalara "Dört teker" denirdi.İki tekerleklilere genellikle kağnı denirdi.Dört tekerli arabaların, iki tekerinin bağlı olduğu arka dingil ile . diğer iki tekerin bağlı olduğu ön dingili birbirine bağlayan sağlam ve uzunca ağaca harpçeken (Kastamonu’da Hepçeken?) denir ki, bu kelime, bu ağacın çektiği yükü araba için önemini çok iyi anlatır.
HART HART := Elmayı mesela hart hart yemek ve hatır hatır yemek ... hart atmak, hart hart yürümek =? İnebolu da pazarda duydum...
Hasan yonması (yontması)=Kaba taslak, özensizce yapılmış
Hasba çıksın: Olmaz olsun veya ah etme diye kullanılan bir cümledir.
Hasıl, harman= hasat, harman
hasıl: hasat zamanında elde edilen ürün
Hasıllamak= temizlemek
hastağuç:hastalıklı
Haşul (çorbası): İrice kırılmış buğdaydan yapılan ve kuru fasulye suyu ile pişirilen yemek.
Haşullamak= yiyeceği haşlamak, ve insan azarlamak anlamında kullanılıyor.... haşullamak = 1. yiyecek haşlamak 2. azarlamak
Hatçe-Hetîce-Hetçe= Hatice
Hatıl: Kalın tahta.Hatıl: Üzerinde çamaşırı deperek yıkamaya yarayan tahta tezgah
hatır hatır=çok sert,
Hatır sorma : Nettingiz? Karşılık: Nedelim ?..))
Hatırnaz= Hatır sayan.
havayi: ayakları yere basmayan ,aylak
HAVUT= deve semeri. (Deveyi havuduynan yuttu=haram yiyen, gayrımeşru kazananlar için söylenir, bizde yanlış olarak deveyi hamuduynan yutmak şeklinde kullanılıyor.)
hayat: davar ağılı
Hayatlamak : Selin veya akarsuyun ,etrafındaki arazinin altını olmak suretiyle balkon gibi bir hal aldırması.
hayıflanmak: üzülmek
hayta: yaramaz
hayva=ayva
HAZİTTİM=sevdim.
Hela= Ayak yolu
Hela= yüznumara(yüzlumara)= tuvalet
Helbet = Elbette
HELBETSİN= Tabi,evet anlamında onay sözü
Hele bak=?
Helesa= Düğünlerde (Tosya) damadın havaya kaldırılması ve bu sırada söylenen türkü. Muhtemelen adet Han'ın keçeyle kaldırılmasına dayanıyor.
helkek:kova ,bakraç
Helkek= bakraç: su taşınan kova ,helkek, Bakraç= Su taşıma aleti
hengâme-hengeme:gürültülü yüksek sesle anlaşılamayan konuşma
HENİ=Hani
Hepehep= Çok dolu
Heral= Her hâl, herhalde
Herek= Kazığın daha küçüğü. Fasulyelerin sarılması için bahçeye dikilene "fasulye heregi", bağlara, üzüm çatuklarının ağması için dikilenlerine "bağ hereği" ,bunların uçlarını yontmağa "herek yonmak" denir. Her sene yeniden yapmamak için, işi bitince yüksekçe bir yerde muhafaza edilirdi. Herek= bizde merkebe yük yğklerken bir tarafına dayadıkları ağaca herek derler. bak iğdir araç bile farklı. Ben de onu dmeek istedim abi bizde herek kelmesini sizdeki direcen anlamında kullanırlar. Evet. Ne edelim, böyle. Bunun hangisi doğru diye bir gayretimiz yok. Niyetimiz mevcudu ortaya koymak. Zaten hepsi doğru.
‎Hergele: Büyükbaş hayvan sürüsü Hergele(Mecazi)= Yaramaz geçimsiz ,insan.
HERGELE-DEYUS=Sessizce bir takım karışık işler çeviren erkekler için kullanılır
HERGELE-DEYUS=Sessizce bir takım karışık işler çeviren erkekler için kullanılır
Herif: Adam, Koca Öğ ne bilsin eling herifi yımırta gırmasını be..
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
) herif:adam,erkek
Herk= Nadas
‎Herkil : Ambar, Küçük tahıl ambarı.herkil : tahtadan yapılmış,içine tahıl ve un konulan büyük sandık
Herkil = Kuru erzak sandığı (dolabı)
Hesude, Hasüde= Nişasta ile yapılan tatlı, muhallebi de diyebiliriz. TDK'nın sözlüğünde hesude kelimesi hiçbir şekilde yer almıyor. hasude,hasuda olarak da yazdım;ama gene yok.Zaten "h"harfi ile Türkçede başlayan kelime sayısı sınırlıdır.Belki Arapça veya Farsça kökenli olabilir.Hesüde : Nişasta isu ve şeker ile yapılan tatlı
Heşt=gahdemek= sürmek (atları?, öküzleri?, atı?, eşeği?) gehdemek olabilir. Heşt de öküze yürü demektir. Doohaaah:dur anlamına gelir.
Hevle,
HEVLİ=Köy evlerinden dış kapıdan içeri girildiğinde,dış kapı ile içeri merdivan başına kadar olan aradaki boşluk
hevlü = avlu ( Orta Asya Türkçesinde havlu diye söylenir)Avloo: Avlunun etrafını çeviren kıyıya da deniyor.
zembelek = zemberek
toğuk = tavuk
zoba = soba
Hevlü= avlu, evin avlusu
Hevrüz = Çocuk oturağı (Lazımlık)
Hevrüz= beşiklerde idrarın toplandığı kap, Hevrüz=Lazımlık, HEVRÜZ=ESKİ BEŞİKLERDE, BEBEKLERİN İDRARLARININ TOPLANDIĞI KAP***
Hey= Yük hayvanlarına bir seferde yüklenebilecek miktarı bildirir."Bir hey buğday", "bir hey elma topladık" gibi.
Hıcıltı= Ağaçlık yerdeki rüzgar sesi, boğmacalının çıkardığı sese de denirdi galiba?
HICIM OKU= çok hızlı, ani saldırı durumları..
hıltar:buzağıların boynuna bağlanan bezden halka şeklinde yapılmış tutacak
hıltar:kadınların başlığını boyunlarına tutturmaya yarayan boncuklu ip(köçekli)
hımbıl : ağır, tembel
Hıngzır= da aynı anlamda kullanılıyor sanırım.
Hınzır
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
omuz
hıra –hire: yaşca küçük olan kardeş (germeç)Hıra: Yaşça küçük olan, Hıra= yaşı küçük olan, Hıra= BİİZİM HIRA OĞLAN GİNE KAYBOLDU EMME SORACAYIN BÖĞEZZZZZZZ DABANLARINI YARMAZSAM ADAM DEĞİLİYİN ŞARTOSUN. Hıra=çocukların küçük olanı, Hıra=Küçük, Hıra=bizim hıra oğlanı bu sene zeneeeet okuluna yazduduk. hıra sını deyok gızzzzzzzzzzzz şerif abla.kulağıga sıçuttuma şinnnndi. Hıra gelin (küçük gelin) hıra kız (küçük kız)anlamında kullanılıyor
Hıra: Küçük, Kardeşlerden küçük olanı için HIRASI derlerdi.
Hıra= Küçük çocuklar için de HIRA kelimesi kullanılırdı "büyüğü değil hırası " derlerdi eskiden
HIRLAMA: BİR NESNEYE SAHİP OLMA DUYGUSU, BAŞKASINA AİT BİR NESNEYİ SAHİPLENME, KÖPEĞİN KIZGIN HALİ
Hırpuşlamak: Elle hırpuşlamak: dokunarak acıtmadan biraz dövmek. Dille hırpuşlamak:Hafifce azarlamak ağzının payını vermek
hırsı kudurmak-hırsıazmak Hırsıkızıl da denir di bizim civarda da yaramaz ele avuca sığmayan çocuklar için söylendirdi.
hırsıazmak da denir di bizim civarda da yaramaz ele avuca sığmayan çocuklar için söylendirdi. Hırsıkızıl-hırsı kudurmak-
HIRSIKIZIL......hesapsız hareket eden önünü sononunu hesap etmiyen.
Hırsıkızıl-hırsı kudurmak-hırsıazmak da denir di bizim civarda da yaramaz ele avuca sığmayan çocuklar için söylendirdi.
hırtlak= gırtlak
Hısım= Akraba
Hışım : Çıkış, Azarla karışık sert konuşma..
hipçi-höpçü : kavak ve söğüt dallarının sürgününden yapılan düdük
HOBU: Büyük
hobu:iri yarıHobu= 1.akbaba, 2. hindinin erkeğine hobu dişisine ibi denir. (Yazdığım yazılar gereği bu ve buna benzer altıyüze yakın cümle kelime veya deyim toplama çalışmam oldu,fakat esas mesele bazı nesnelerin ilçe ve köylerde daha farklı yorum ve anlatımlarla anılması. Örneğin Hobu kimi yerde hindi olarak veya bazı köylerde hindi çeşidi olarak tabir edilse de bazı yerlerde de akbaba atmaca gibi büyük kuşlara verilen ad olduğu görülmüştür.)
Hodala (Fitil) = Kazları besiye aldıklarında, daha erken beslenmeleri için kepeği, benzeri yem malzemeleriyle iyice karıp, çiğ köfte ile yaprak sarması arası bir şekilde yuvarlatırlardı. hodala veya fitil adı verilen bu yemi hafifçe ıslatıp, kazın çenesini iki yandan sıkıp ağzını açtırdıktan sonra, boğazına aşağı dayanırlardı. Az yemek yiyen çocuklara kızınca da "Buna da gaz gibi hodalayı dayanmalı " derlerdi.
Hodul: Fırına ekmek konulan ahşap kürek, hodul: konuşmasını ve davranışını bilmeyen ,kaba,hodul= kaba
Hodura koğdurmak: Karşısındakini zor durumda bırakmak.
Hokelekli= Kendini beğenmiş
hokra: zayıf hayvanların sırtında oluşan mevsimlik ur,besiyi aldığı zaman kaybolurhokra= beleş, bedava, asalak, büyükbaş hayvanların sırtında çıkan bir asalak bir böcek yükseltisi,yumrusu. Bunun halk veterinerlerince içi açılır, çıkarılırdı. Mecazen Hokracı, avantacı, asalak anlamındadır.Hokra= Pılışka=Avanta... belki hokra ile aynı
hokracı : bedavayı seven
Hol(fol)= tavukların başka yerlere yumurtlamasını engellemek ve onu yumurtlamaya özendirmek için belirli bir yere bırakılan tek yumurta hol: yumurtalıkta bırakılan yumurta
Holluk(folluk)= toğukların yumrtladığı kutu(yer)holluk:tavukların yumurtlama yeri
Hoo= öküz ve mandayı durdurmak için de HOOO denirdi...
‎Hor bakmak- horlamak= Karşısındakinin kıymetini bilmemek, küçük görmek
hora depme= çok gürültü, patırtı etmek. Aşırı eğlenmek, oynamak.
Hora geçmek= İhtiyaç duyulan bir anda, ihtiyacı karşılamak. İşine yaramak.
‎Horanta= Evdeki insanlar.Daha çok evdeki çocuklar. "Horanta doyma mı biliya" gibi kullanılır
hortlu: öksüz ,kimsesiz
horuz vâtı: horoz vakti, sabahın alaca karanlığı
Horuz=Horoz
HORUZ=Horoz
HORUZ=Horoz
horuza yarışma=düğünlerde uzak bir noktaya kadar gençler arasındaki maraton yarışı.Bu yarışı kazanan delikanlıya horoz hediye edilir
hosmak: böceklerin ,arıların sokması,ısırması (?) Hoslamak=Şişmek
Hoşaf = 1Elma, armut, erik kurusu 2. HOŞAF=Meyva kuruları su ,şeker ile kaynatılarak elde edilen içecek
Hoşulamak = haşlamak..
Hot= Hot oyununu bilen var mı? kavak, fındık veya kızılcık sopalarıyla oynanan bir oyundur.Sopanın ince kısmını kalem gibi tutup yaylandırırsınız,en uzağa giden sopanın sahibi oyunu kazanır.En geride kalan sopaları toplar.
‎Hotun, Hutun: Tahtadan yapılmış dikdörtgen prizma şeklindeki arı kovanı.
hoy hoy: boşta gezen ,işe yaramayan
HOZMUR=PATATES*** Hozmur, Pıtana= Patates (Araç/Okçular)
höbelek: mantar ismi
Höbüloğ Köyü= diye bir deyim de kullanılırdı zaman zaman ama manasını bilemeceyin. Höbüloğlu köyü olmalı,yani höbül höbül yürüyen ilerigelmişi olan bir köy.. Höbül kelimesinin ortaklaşa iş yapan ve ödünç anlamı varmış (bkz.Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü )
Hödük= korkak
Höcceden, Höççeten, hötçeten= birdenbire, aniden, ansızın (durduk yerde, durup dururken) HÖCCETEN= ANİDEN, ANSIZIN, DURUP DURURKEN, DURDUK YERDE, HİÇ ANLAMI YOKKEN GİBİ ANLAMLAR YÜKLENİR. SİZ ADAMI HÖCCEDEN ARKASINA AŞURUSUNUZ.
Hökenekli, hökelekli= HAVALI..
Hökümlü= burnu büyük
hös=?
Hösdön= çift sürülürken tarlanın başına varıldığında öküzlere verilen komut... bunu duyan hayvan hemen geriye döner.
höst geri= öküzlere geri gitmeleri için verilen komut
höst= kabaca yavaş ol
HÖŞÜR-FİŞİR FİŞİR- FİŞİR HÖŞÜR=Çok hareketli, kontrolsüz kişi ve davranışlar için kullanılır.
Höykürme=bağırma(Kastamonu)( valla kızıp bağıran kişilerede ne höykürüyon derler bizim orada: Devrekani) Höykürme, yüksek sesle ağlama anlamında kullanılıyordu yanlış hatırlamıyorsam.Höykürmek= Yüksek sesle sinirli bağırmak
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Huçu=Fıçı, varil
Huluma= Uluma "Hay huluma huluma/Bezir koydum tuluma/Söylerseñ mani söyle/Köpek gibi uluma!"(Ninemin manisiydi)
Hurça=fırça
hurmak: vurmak
hurtuna= fırtına
Hurun=Fırın
husa: kaygı ,endişe
husasuz:kaygısız,tasasız,sorunsuz
Huşumda = aklımda, belleğimde
Hutun= Arı kovanı, HUTUN...SERT VE KIRILAMIYAN ÇETİN CEVİZ MANASINA DA GELİYOR. örnek büyük anne tarafımıza hutunağagil diyorlarmış. Arslan Küçükyıldız ekledi: Hutun doğal arı kovanına da mı deniliyordu? İsmail Altan: Bal kovanda çerçevesini iyi doldurdumu hutun gibi doldurmuş da deniyor yani boş gözenek bırakmamış manasına geliyor idi. Fikret Pirahmetoğlu ekledi: HUTUN ARI KOVANINA DA DENİR AMA BENİM BİLDİĞİM TAHTADAN YAPILMIŞ BORU DUR. Nevzat Salbaş ekledi: HUTUN, ÇAM AĞACI VEYA MEŞE VESAİRE GİBİ AĞAÇLARIN İÇİ KENDİLİĞİNDEN BOŞALIR, ONA HUTUN DENİR, ESKİDEN KARA KOVANLARA DA HUTUN DERLERDİ. AMA YÖREYE GÖRE DEĞİŞİR. ESAS İÇİ BOŞALMIŞ AĞAÇTAN GELİR ADI.
huysukmak: huylanmak, şüphelenmek
Hücceden(ölmek): aniden birden bire üzülerek
HÜNDÜ,HÜNMEK: ÜRKME ÇEKİNME
hüren: (köpekler için) havlayan
hürpüden=birşeyi birdenbire, çabuk içmek.("çayı hürpüden içti, gitti.")
hürü haşgaş etme= Darmadağın etme anlamında. hüşgü=çok eski, bozuk ile bir ilişkisi var gibi. "Suratıñı hürü haşgaş ederin deyon saña!" (Suratını darmadağın ederim diyorum sana!)
Hürü=Huriye
HÜRYEMEZ= Bir elma çeşiti Hüryemez: Ekşi Elma, Hüryemez veya Hüryimez: Ekşi Elma
hüşgü: parçalanmış ,yıpranmış hüşgü= çok eski, bozuk, Bir de hürü haşgaş etme diye bir şey hatırlıyorum. Darmadağın etme anlamında. Yazdığınız hüşgü=çok eski, bozuk ile bir ilişkisi var gibi. "Suratıñı hürü haşgaş ederin deyon saña!" (Suratını darmadağın ederim diyorum sana!)
hüşgüsü çıkmak:kullanılamayacak hale gelmek,iyice eskimek
Hütüklenme= BAZI İLÇELERDE HÜTÜKLENME DİYE DE GEÇER ÜTÜKLENMEK: ŞÜPHELENMEK
ıbrık: ibrik,ağzından başka ince borusu olan daha çok bakırdan yapılmış olan su kabı
IBRIK= İçine su konan,bakırdan yapılmış,tuvaletlere konan,ayrıca abdes alırken kullanılan ucu ibikli su kabı
ıccacuk=Sıcacık
Iccak, ıçcak; sıcak Iccacık, ıccacuk: sıcacık
ıccak= sıcak,
ığılığıl:ağır ağır derinden (Koku için?)
ığınmak: ıkınmak
ıkıldamak: inilemek
Ikırcuklanma=Sıkıntı, sıkıntıya girmek,içi sıkılmak
IMIZGAMAK= Kazak Türkçesinde mızgav şekerleme yapmak anlamında.
Meryem Hanım: Bu sözünüzle Kazak Türkçesininde kastamonu Türkçesininde aynı dil olduğunu bir kere daha teyit etmiş oldunuz. mızgamak Kastamonumuzdada aynı anlama geliyor,yani insanın hafiften içinin geçmesi, hafiften uykuya dalmak. ımızganmak:1-uyumak,içi geçmek,2-bir işi yaparken yavaştan alma, IMIZGANMAK=Hafif kestirmek, kısa süreli uyumak. (M. Tufan Arslanoğlu'na göre mızmızlanmaya yakın kararsızlık ya da mızmızlık olması gerek) ımızganmak; uykuyla uyanıklık arası bir durumda bulunmak, uyuklamak. seçeneklerden birini yeğleyememek, kararsız kalmak. kararıp, söner gibi olmak..
Incıklanma=Üzülme
Ismarlama=Sipariş
ıncıklanmak = kederlenmek
Ingıraz: Zayıf,Çelimsiz,Yeme güçlüğü çeken..
ıntırga= Entrika kelimesinin ilk zamanlarında kullanılmış, entrika, filim çevirme, oyun oynama anlamlarında kullanılmış. Annemden duymuştum.
ıntırga= Entrika kelimesinin ilk zamanlarında kullanılmış, entrika, filim çevirme, oyun oynama anlamlarında kullanılmış.
IPRAD=UĞURSUZ(?), SEVİMSİZ***İfrat değil miydi bu? (İbret’den mi geliyor?)
Iprat, İprat= Sevimsiz, uğursuz
IPRAT-İPRAT örnek, misal anlamında" Lâ oğlum Hasancuğa bak da iprat al"(ibretin bizdeki kullanılışı)
Iprık=İbrik
ırak : uzak
ıramak:uzaklaşmak
IRAVAK=süzme, sızma bal.
ırazı: razı
ırgalamak: 1.sallamak,2.ilgilendirmek
ırgat: tarım işçisi,ekin biçen tarım ,işçisi
Irıbına getirmek=Bir yolunu bulup başarmak, nabza göre şerbet denemez o ıdare etmek, susturmak için oyalamak anlamında daha çok. Kolayını bilmek olabilir evet, Irıbına getirmek=Fırsatını bulup... o kadarını yazamadım arslan bey
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Irık=Irılmış olan.Kendisinden daha güçlülere karşı mücadele (güreş gibi ) ettiği veya ağır bir iş tuttuğu için, sakatlanmaya benzer bir durumla karşılaşan.
Irıp=Arpa buğday vb. ölçmeye yarayan küçük ölçü kabı , Irıbına getırmek o..yolunu yöntemini bilmek anlamına gelir
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
yani kolayını bilmek yada nabza göre şerbet gibi
Irıttırım veya rıttım gibi ıslanmak=?
Irmak : İleri derecede hırpalayarak veya yorarak sakatlamaya yakın bir hale getirmek.
Irmazan=ramazan
Irzı gıruk:Namussuz
Isırmuk : Bir kısmı ısırarak yenen şeylerden geri kalanlar.
ıslak: yaş
Islı keçe=İtelenmeye, dayak yemeğe alışmış, bu yüzden de artık kendisine dayağın da kar etmediği insanlar için söylenir.
Ismayıl= İsmail
ısmuk çekingen, pısırık
Ispıt: Salatası yapılan bir çeşit ot.
ışmar: kaş, gözle yapılan işaret
Iymıdta=yumurtaya ...ıymırta...bazı yerlerdede affınıza sığınarak ..gö..lokumu da deniyor bizzat şyahsen duydum.daday bölgemizde.
İbi =Hindi
İbi yımırtası=Özellikle çilli çocuklar için söylenen bir deyimdir.(benzetmeden yola çıkılarak oluşmuştur herhalde)(Şu ibi yımırtası göbel,Mıstantıkların Hefizin olanı değil miydi öğ?)
İbi yımırtası=Özellikle çilli çocuklar için söylenen bir deyimdir.(benzetmeden yola çıkılarak oluşmuştur herhalde)(Şu ibi yımırtası göbel, Mıstantıkların Hefizin olanı değil miydi öğ?)
İbi=Bibi. Erkek çocukların cinsel organı.
İbibük= ibibik
İbliz veya iblişah=zayıfa, cılıza denir. (Binnaz Delen Atılgan)
ibük: horoz,hindi vb. hayvanların başının üstünde bulunan girintili çıkıntılı daha çok tüysüz
iç göynek: içe giyilen uzun kollu fanila
içdonu=kilot, tumanınan aynımı bu?
İçi bılanmak-Midesi bulanmak
İçi geçmek= Dalmak, içim geçmiş
içigızıl: yenilebilir mantar çeşidi
içiyağlıçörek= içine ceviz konulan sıvı yağla yağlanarak burma şeklinde tepsiye yuvarlak ve dolana dolana konulup pişirilen çörek
İçlik= yünden örülmüşfanila,tayt
İÇÜN= İçin
idare : fener
idere_idare=fenerin içine aydınlatmak için fitili yakılıp konulan küçük saçtan yapılmış alet. idare kelimeside yanılmıyosam idareli az gaz yağı yakan anlamında
İDİVİDİ=yapıverdi.
İFİL İFİL, EFİL EFİL =rüzgârın hafif esmesi
iğdiş: enenmiş, kısırlaştırılmış at ve eşek
İğneci= Sağlık memuru, iğne vuran ehil kişi
ihsancuğu gordünnü
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

İki paraya almama=Adam yerine koymama. Takmama
ikisi: pazar
ikürcüklenmek: şüphelenmek
ilahna-inahla: lahana
İLAZIM=l azım, gerekli
İlegadar, İlagadar= Alakadar, ilgili "(Bu Millet nediya anayamayon, üzerine ölü toprağımı serpmişleee ,yoğusam uyuyamı galmış bilemeyon,emme gızdım gayrı beni ırgalamaya,enterese etmeya,nesibetsüz herifle ortaluğu bulandudula)"(garşuluğunda da la benim iki didemde şehit öğ,öğ yinede ilagadar olmadan duramayon ) desek,bu cümlede yanlış olan yazılım hataları vamudu? baña deyveñ bakıyın....
İlenme, ilenç= Beddua etme, beddua.
İlenme=beddua etmek, Gağış gağış yıkılasıca=bir beddua, ilenme.
İLEYEN, İLYEN = Leğen
İleze= zayıf,
İLİF-Banyo yaparken kullanılan lif anlamında
ilik : düğme deliği
İlişmek: Araç çevresinde bu kelime, taciz etmek, tecavüz etmek anlamında da kullanılır.
ilişmek: 1.dokunmak rahatsız etmek
iliyen: leğen
İLİYEN=Leyen
İlkgûz=İlkbahar
İlyen=leyen
imeci: imece
İmsak kelimesi yerine ne kullanılıyordu?
İmük, Ümük= grıtlak "İmüğüñü sıkıveyceysiiñ, anyayı gonyayı anaycak!" İmük=gırtlak, İmüğünü sıkıveyceysing=gırtlağını sıkıvereceksin
İnater inehter== anahtar.
İnce hastalık=verem için de kullanılıyordu galiba?
inek kömüşü: dişi manda
İnek yağı= tereyağı
İneter=Anahtar
ineter=inater=anehter=enater=inahter.... = anahtar
İngil: Tekke veya fesin çeneye tutturulmasını sağlayan ip veya özel dikilmiş şerit halinde bez.
ingiliz kinodu=baldırları genişçe paça kısmı çok dar ve düğmeli yünlü kumaştan dikilen erkek pantolonu
İngin =Alçak
İnilemek(n nazal n olarak okunacak)=inlemek
İprat, ıprat= Bakımsız, çirkin, IŞRAD=UĞURSUZ(?), SEVİMSİZ*** şeklindeki kelime Sevimsiz anlamının yanında uğursut anlamının olduğunu bilmiyordum. Bir kere daha yorumlar mısınız? Teşekkürler.
İrahmet: Yağmur
İrecep-Ercep= Recep
İrêşit= Râşit
İsdida, istida= Dilekçe
İSKARPİN: Ayakkabı çeşidi..
iskembe : sandalye
İSKEMLE = Tahtadan tapılmış sandalye,
İş donu (iç donu ): Pantolonun altına giyilen ,amarikan bezinden veya beyaz çuvaldan dikilmiş , çoğu zaman uzun paçalı don.
İşe guyulduk = işe başladık.
işgil:1.şüphe ,2.kendirin lifi ve kecini bir arada işe yaramaz olan dolaşmış şekli, artığı (İşgilli büzük dingilder!)
işgillenmek: şüphelenmek
işi gıcartmak: işi bozmak
İşiy =O ş, o şey
İşkil: Şüphe, endişe. Endişe ile karışık şubhe. İşkili var da dingildiyor
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
Deyim) Üzerinde konuşulan konuyla ilgili olarak, kendisinden şüphesi olan kişinin, rahatsızlığını sağa sola kımıldayarak veya söze müdahil olması durumunda kullanılır.
İşlik :Gömlek, giysi.
işlik= Evin bir bölümü
İşteyna= İşte, İşte orada duruyor, görmüyor musun? gibi bir anlamı var.
İTMEĞİ BATMAK=Kuyruk sokumundaki kemiğin eğrilip batması ANLAMINDADIR
İtmek= Sanırım kalça kemiği civarı için kullanılırdı. İtmeği battı denirdiİTMEK=Kuyruk sokumundaki kemiğe denir.
itmik ?
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
iken ucu
İyice dep sıkışdu= iyice çiğne sıkıştır, anlamında
İzinlenme= Nikâh, İZİNNÂME'den atıfla İZİNNEME şeklinde..izinneme: izinname ,nikah işlemlerinin sonuçlanması
Kâğat: Para (Pıtananın kilosu gaç kâğat ôğğ böğün bazarda)
Kakalama= İtiştirm(Uşağı kakalama danası ettiñiz iyice sizde)
Kakırdak, Gakırdak, = Kuryuk yağının tavada kalan kızarmış atıklarına Gakırdak-Kakırdak-Gıkrdak deriz.. ( Kemiksi dokuların ortak adı)
Kakırdak: Karaçalı da denilen dikenli çalının meyvası, tohumu. Kakırdak:Kazların yağlarının kavrulması ile elda edilen, kavrulmuş kıyma benzeri yiyecek. Kıkırdak kelimesi Orta Asya Kazak Türkçesinde "Kavurdak" yani kavurma veya kavrulmuş kelimesinin türevidir..
kakmak:çakmak,çivilemek,sokmak
Kalafat = öküz arabalarının taşıma kapasitesini artırmak için iki yana konulan payanda, saman ve deste kalafatı olarak ikiye ayrılır, deste kalafatı parmaklıklı, saman kalafatı ise kapalı olur.
Kaltak= kaltak kelimesinni at eğeri ile bir ilintisi olduğu kanısındayım, ama eğerin tamamı mı yoksa bir bölümümü kesin bir bilgim yok.. kısacası evet argo.o................ nun kastamonucası::
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
))))) bu kadar basit.Atın sırtına eğerden önce döşenen kalınca beze de "kaltak" denir.Öküz arabasının bir parçasına dendiğini de sanıyorum Dursun Beyin "kaltak" açıklaması yerinde... Ben sabahtan eğer ile ilgili bir terim olduğunu ancak tam ne olduğunu bilmediğimi yazmıştım.(Küre'de kullanılırdı) Ankara yakınlarında "Kaltaklı"diye bir yerleşim yeri var. Bu yerde, bu kelime tamamen "eğer" demekmiş. Bazı yerlerde ise "eğerin ahşap kısmı,meşin (deri ) ile kaplanmamış hali demekmiş.Mecazi anlamı kötü tabii.Mecaz ile gerçek alam arasında mutlaka bir ilginin olması da gerekir. Kaltak=Afedersin "kaltak"kelimesi kadınlara söylenen argo sözdür. Doğru ama kağnı'nın da göbüyü tekere bağlayan küçük parçasının adı sanki kaltak idi? Öbür kaltak sanki buradan mülhem gibi.Galiba ona çivi deniyordu.Kaltak=Kağnının bir parçası? , Öbür anlamını biliyorsunuz."demişsiniz. O kelime “kalafat"olması lazım. Ben daha önce yazmıştım.Yatay merdiven şeklindeki kağnı arabası parçasıdır. Kaltak ile kalafat ayrı şeyler diye biliyorum. "kaltak"kelimesi kadınlara söylenen argo sözdür.Doğru ama kağnı'nın da göbüyü tekere bağlayan küçük parçasının adı sanki kaltak idi?Öbür kaltak sanki buradan mülhem gibi..
Kaltak= Bu arada Kaltak kelimesiyle ilgili bir bilgi; Kaltak=Semerin ağaç kısmına (üstüne deri vb. geçiriliyor) deniyormuş. Bolu'nun Yeniçağa ilçesinde Kaltakçı köyü varmış. Şimdi ismini değiştirmişler.
Kapıyı ırızlamak= yani sabitlemek anlamına gelir.
Kara şişe=(2 dublelik)gazoz şişesi rakı
karacalamak:1.herhangi bir şeyin ilk halinin bozulması, karıştırılması, ellenmesi ,2. karların eriyip yer yer toprağın ortaya çıkması
Karagış = Kara kış “Gara gışınan gücük döğüş ediya dışarıda!”
Karerden: Tahminen, görmeden
Karık: evlek bi nevi
Karnı burnunda: Doğurması çok yaklaşmış kişi
Kasara=odun kömürünün tozu
Kaşıkçatma: düğün sahibinden gençlerin para veya hediye istemek için sofradaki yemeğin etrafına kaşıkları dizmesi çatması
Kataklamak=gataklamak =kovalamak
Katık, gatık= Katık: Ekmekle yenebilecek herhangi bir yiyecek (Ekmeğin yanına biraz katık koy.)
katiyen=asla- imkansız anlamında mı kullanılıyor...
Kavşak= kelimesinin aslı "Kavuşak" yani yolların kavuştuğu yer, kucaklamak kelimesinin aslı ise "Kuşaklamak" yani sarmak şeklindedir..) çakıldak: su değirmenlerinde tahılın akmasını sağlayan tekne altında taşa sürtünen düzenek
kayık: karda üstüne oturularak kaymaya yarayan kızak
‎Kayış="Kayış atmak" tabiri buradan gelir.Kayış boyunduruğun tam ortasında,kayışı sabitlemek için oyukça yapılan yere bağlanırdı.Eğer öküz veya kömüşlerden biri zayıfsa, yük kuvvetli olana binsin diye, kayış bu oyuk yerden çıkarılır , kuvvetli olandan tarafa kaydırılırdı. Aynı iş, düğen (düven) sürerken, akıllılık ettiğini sanıp hep içeriden dönen hayvana da uygulanırdı. Bu işe "Kayış atmak" denirdi. Mecazi anlamı zaten malumunuzdur.
Kaykı=Yasuk: Geriye doğru yasılmış. Bkz.Kaykı.Bu da boynuzu geriye doğru yatık öküz ve mandalar için kullanılır.
kecin :kendirin lifinden sonra kalan artığıKecin = Kendir sapı (Mümber ve kecin oyuncak yapımında vazgeçilmez malzemelerimizdi)KECİN=SOYULMUŞ KENDİR ÇUBUĞU***
Kedi cırnağı- kedi mancarı: Yenebilen bir ot çeşidi
Kedi cırnağı: Bir çeşit, yenilebir ot. Cırnak: Pençe, tırnak .
kek: mısır sapı,gövdesi
Kelebe, kelebek=ip sarmaya yarayan tahtadan yuvarlak alet kelebe-kelebek:çile iplikleri masuraya sarmada kullanılan alet
Kelebek= Koyunlarda bir hastalık GELEBEK denilmez mi?Kelebek=Koyunlarda bir hastalık
Kelecoş= Ayran ile pişmiş pancar karıştırılıp bir garip yiyecek elde edilirdi."kelecoş"denirdi buna. (Bizim Çaycoo kelecoşu bek seveedi rehmetlik.) Bir yemek adı (Pancardan mı yapılıyordu ne?), eldeki malzemelerin azlığında yapılan uydurmasyon bir yemek? KELEÇÜŞ: Pişmiş pancarın rendelenerek sarımsaklı yoğurtla yapılışı, Keleçoş= şeker pancarı ve sarımsaklı yoğurtla yapılan bir salata
Keleğüz etmek.....gereğinden fazla soymak.inceltmek vasfını kaybettirmek.
Kelek: Karpuzun olgunlaşmadan epeyi bir zaman önceki hali.kelek: 1.ham olmamış,2. yanlış,3. hayvanların boynuna yakılan büyük zil
Kelem=Lahana
Kelez= zayıf çelimsiz anlamında
Kelezimek = Takatten düşmek gibi. Daha da kötüsü..)) bir de kavrulmak, yani gelişip büyüyememek.. yani "gavruk" denü deymi,,, Kelezimek = Bakımsız kalmak,zayıf düşmek. Kelezimek diyede bir kelime var. Takatten düşmek gibi. Daha da kötüsü..))
Kelle= 1.Baş, kafa 2.Geviş getiren hayvanların işkembesi. 'Kelle bişüdüm yir misin?"
Kelpetün=Kerpeten
Kêmil= Kâmil
KEMRE: Hayvan pisliği-
Kemre; gübre, hayvan gübresine denir.KEMRE=Hayvan pisliğine denir
kemük: kemik
kemüre: hayvan dışkısı ,gübre
KENDİR ÇEKMEK: Kendir bitkisinin tarladan sökülmesi işidir. (Zamanı Ağustosun başı ya da beşi denilir.)
KENDİR ÇEVİRMEK, çöğürmek=
KENDİR ÇIRPMAK: Kendir çekildikten sonra tarlada güneş altında bırakılan kendir boyunduruklarının bir kaç gün kuruması beklenilerek yapraklarının dökülmesini sağlamak amacıyla bitkinin bir kucak (tutulabildiği miktarda) yerden kaldırılarak yapraklı ince uçlarının toprağa hızlıca vurulması suretiyle çırpılarak yapraklarının dökülmesi.
KENDÜRÜK=KURUMUŞ DERİDEN YAPILAN VE ÜZERİNE UN ELENEN NESNE***Kendürük=Yer sofrası (manda derisinden yapılan, yanlarında halkaları olan, ve yemekten sonra bu halkalardan bağlanarak duvardaki çiviye asılan yer sofrası)
Kenef:Tuvalet.Hakaret ederkende kullanılır.(Hele kenefe bak sen)
Kepi: El değirmenlerinde (kahve değirmeni değil )iki taş arasındaki yüksekliği ayarlamaya yarayan conta benzeri çul.
kerata: 1. ayakkabı çekeceği, 2.yanlış,3.sevimli çocuk
Kerek= ineklerin boynuna takılan zil
Kerifsinmek= Savsaklamak
Kertme=Oyuk açma
Keser sapı= Kınnap ipinin sap şeklinde sarma biçimi..(Çocukluğumuzda uçurtma ipi olarak kullanırdık) Keser sapı: küçük çocuklar için de kullanılırdı sanki (Kınnap, Gınnap = Jüt (kendir) liflerinden yapılmış olan ip,sicim.)
Kesersapı=Keser’in sapı, Balta sapı gibi, ondan küçük olur.
kesgü: ağaç kesmeye yarayan alet,keser
Kesip mıklamak:Kız istenip de söz alındıktan sonra, iki tarafın alacakları 'öteberi'yi belirlemek için iki tarafın da hatırını saydığı kişiler nezaretinde yapılan pazarlık.
kesmen: kestirme, kısa yol
kesmük: harman artığı buğday başağıKesmük= tınar savrulup, çec'in elenmesinde kalbur veya gözerin altına geçmeyen, kellede kalmış ekin, harman artığı.
Kesük= Lor peyniri, süt kesiği , Süt kesilmesi?
Keş kayası= Yuvarlak kaygan deniz taşı
Keş= Torba yoğurdu kurusuna da "keş"denir.”Ağzınıng dadını bilen keş yir!”
keşgek: keşkek,pişirilip dövülerek yemek için hazırlanan buğday ve yemeğin adı
keşik : sıra ,nöbet
KEŞKEK: Buğdayın dövülmesinden elde edilen ürün; Kaynatılıp zoka diye adlandırılan tokmak vasıtasıyla dövüldükten sonra yapılan çorba keşkek çorbasıdır.
kete:fırında ekmek yapılırken ekmek hamuruna şeker ve yumurta katılarak yapılan kurabiye, kete : mayalı hamurdan yapılan poğaça
keten armudu = Armut Çeşidi
ağ armut= Armut Çeşidi
şeker armudu=Armut Çeşidi
bıldırcınbudu=Armut Çeşidi
göğarmut= Armut Çeşidi
dalkıran=Armut Çeşidi
gelin armutu= Armut Çeşidi
kevgür=kevgir
kevük: harmanda veya samanlıkta sap çekmeye yarayan ucu çengelli ağaçKevük= buğday yığınını dağıtmaya yarayan alet
Kıcırım bükme: Kuvvet zoru ile, yolunu yordamını aramadan, zorla
kıç: arka taraf
kıdır gıymuk=az,çok az
Kık= ? Kak ile aynı şey değil, değil mi? Kuyruk yağı sızırılırken tavada kalan et gibi parçacıklara ne deniyordu?
Kık= Koyun, keçi gübresi?
KIMSIK= ekşimeye yüz tutmuş/
kın: bıçak kabı
kınnap İNCE İP gınnap veya gındap=sicim=çıbıklı uçurtma ipi,,emme öcük galın olu,gopmasın deye,, Kınnap, Gınnap = Jüt (kendir) liflerinden yapılmış olan ip,sicim.. Keser sapı = Kınnap ipinin sap şeklinde sarma biçimi.. (Çocukluğumuzda uçurtma ipi olarak kullanırdık)
KIRAN GİRMEK: SONU OLAK BİTMEK . bizim toğuklara kıran girdi hepiciğü ölüvedile
Kırgız Türkleri Tuşoo(ğ) Kesme diyorlar bu adetimize. Camiden çıkan ilk kişiye cuma günleri kestirilirdi galiba.
kırışak: kibirli ,kendini beğenmiş ,dangalak
KIRKA PANTOL= Aba şeklinde elde edilen kumaştan yapılan pantalon ve yelek.
Bütün bir kütüğün ortadan kesilerek testere şeklinde dişli hale getirilen yüzeyleri arasında; koyun ve keçi kıllarının preslenmesi ile elde edilen kumaştan yapılan giysi.
Ağaç alt üzey sabit.. üst yüzey iki başından tutamakla aynı hızar testeresi tarzında kullanılır. Alt yüzey üstüne konulan kılları üst hareketli ve dişli bölümle çok uzun süreli sürtme neticesi keçeleşir ve birbiri ile "hal" olarak kumaş şeklini alır.
Kısaç=Böcek aleminden! Kısaç=kuyruk kısmında yengeç gibi birbirine bakan iki organı olan küçük böcek. Latincede karşılığı vardır;ama TDK'da bulamadım.Ağaçların kuruyan kabuklarını kaldırınca görebilirsiniz. Kısaç=Kıskaç: yengeç ve benzeri hayvanların ön ayakları? Kısaç=Kıskaç: Demircilerin; demir döverken sıcak demiri tuttukları maşa, aparat..
kıt: az,yetersiz
kıtıbiyoz: cimri ,eli cebine gitmeyen
Kıtmür-gıtmür: pinti, cimri, Kıtmür-nâkıs,cimri; kıtmür anlamı doğru ayrıca gıtmür olarak ta kullanıldığını biliyorum
kıvıldamak : kımıldamak
kıyak: güzel
kıyı, gıyı: tarla ve bahçe kenarına çalı ve dallardan örülerek yapılan çit
Kıyıgaşuk, gıygaşuk = kapının biraz aralıklı olması
Kıykaşık=Kapıyı azıcık açmak(Kapıyı kıykaşık bırak) Kapıyı gıyı kaşuk koymak
KIYLE: Aşağıdaki fotoğrafa (DÖVEN SÜRME FOTOĞRAFI) bir arkadaşımız şöyle not düşmüş: ' höst kıyle kıyle oğlum... ' Kıyle ne demek? Buna yakın KIYLÖ var... Kıyle yok...KIYLÖ; Tosya'da kullanılan bir kelime... (Anlamı: Kıyılık) Hatta kelime tan KIYLÖ'de değil. "Ö" genizden çıkarılır... Arslan Bey, bu 'KIYLE' kelimesinin aslı ''GEHLE'' olabilir..GEH demek sür,yürüt,yürü demektir.Yani Öküze GEH de,öküzleri GEHLE dendiğinde,hadi öküzleri yürüt,sür,işe başla demek oluyor..Kastamonu Merkez köylerde bu kelime kullanılır..OĞ ile ÖĞ arasında bir cümle çıkar çiziyi kaybetmemesi için hayvanlara ithafen söylenen cümledir. Ama Arslan Beyin sorduğu KIYLE. Muhtemelen bu GEH veya GEHLE anlamında değil. Resimde de öküzlerin yanında bir kişi var...Bana göre (Tosya'da kullanılan bir söz varlığı olarak) KIYLÖ olma ihtimali daha yüksek. O da KIYILIK anlamında olduğu için 'öküzlere KIYIYA' diye sesleniliyor, diye düşünüyorum... Evet abi bende öyle dedim.


Kıytırık = önemsiz. boş ( Kıytırık işlerle uğraşma.)
Kızamuk: Karaçalıya az çok benzen, dikenleri daha düz , yaprakları oval ve olgunlaştığında siyaha yakın mor renk alan küçük meyvaları olan bitki
Kızansamak= Köpek ve kedilerin(?) dişilerinin kızgın mevsimi
Kikirdek= genç kızların hareketleri...
kile: tahıl ölçüsü
killik: erişte makarna,fasulye,bulgur,pirinç,soğan ve tereyağla yapılan bir çeşit yemek
kiremüt: kiremit
KİREMÜT= Kiremit
Kiren Eğşisi (ekşisi):Kirenden (kızılcıktan) yapılan, koyu reçele benzeyen ancak tadı pek ekşi olan yiyecek.
Kiren= Kızılcık
Kirez= kiraz
Kirizme= Bağ için zemin hazırlama faaliyeti; Toprağı devirme (Araç/Okçular)
kirli çıkı: zengin
‎Kirman : Yünü eğirerek ip elde etmekte kullanılan ağaçtan yapılan alet. Kirman = bu da ip eğirmekte kullanılan 2 parçalı alet, yün iğirmeye yarıyan artı şeklindeki alet, koyun yünü eğirmek için saplı üzerinde eğik çivi bulunan çevirilerek yün eğrilen alet:
kirman: ip bükmek için kullanılan alet
kirpit: kibrit
kirt:pek ,sıkı,sert
Koç Mantarı= Bir tür mantar
Kodak = Eşek yavrusu
kodaksız: kısır
Kôle hamuru= hamuru kardıktan sonra Kaşıkla bir kaşık bir kaşık kesilerek tepsiye yada tabağa doldurulduktan sonra,tereyağı ve pekmezle yenilen Kastamonu yöresine ait bir yemek çeşidi
kômüş alması= yeşil, üzeri sisli-benekli hafif ekşi elma
Konç= Çorabın lastikli kısmı
kopça, gobca =düğme.
Kôstek kesmek=Yeni yürüyen çocukların sürekli düşmesini engellemek amacıyla camiden çıkınca hocaya dua ettirmek
Kôstek=At ve eşek cinsi hayvanların uzağa gitmesini engellemek için bir ucu arka ayağına bir ucu ön ayağına bağlanılan zincir yada ip parçası
‎Kova= 90-100 Cm Yüksekliğinde 30-40 cm çapında, güvlek veya tokur denilen alete ve de yayık denilen alete benzeyen,emziksiz, üstteki kapağında iki deliği olup içine bu deliklerden su doldurulan, hayvanlara yüklenerek taşınan, su taşıma ve saklama kabı.
kozak: tanesi alınmış mısır koçanı
KÖÇEK=Kastamonu il ve ilçelerinde yöresel bayan kıyafeti giyerek düğünlerde, eğlencelerde davul zurna eşliğinde oynayan erkek.
Kömüş= Manda
Köpekler çokuşuyala=Köpekler havlıyorlar
Kör guş= atmaca
körükmek:korkmak
Kös dinlemek= Söylenenleri umursamadan dinlemek. Söylenenlerin gereğini yapmayacağını belli eder şekilde dinlemek.
Kös kös=BU ARSLAN AĞA KİM ÖĞ, ORDAN KÖS KÖS BAKIYA.
Kösdek kesme= geç yürüyen çocukların ayağımna ip bağlayıp, Cuma günü camiden ilk çıkan kişinin dua ile ipi kesmesi.
KÖSDEK=KAĞNILARIN TEKERLEKLERİNE TAKILAN YAŞ AĞAÇTAN YAPILAN FREN***
KÖSELE=Bıçak, orak,tırpan,keseri bilemek için kullanılan meşinden yapılmış bileyici
Kösere, kösüre, kösire=Bıçak, balta vs. bilemeye yarayan alet? Başını kösereye tutmak diye de bir deyim var Kösere= Bileme, Kösere daşı= Biley taşı
köset=izmarit
Kösküç, sürülen tarladan çıkan bir tür ot kökü,
Kösnük=Çiftleşme zamanı gelmiş hayvan
Köstek kesme= Yürüyemeyen küçük çocukların ayağına bir bağ bağlanıp Cuma günü camiden çıkan ilk ayağıtez kişiye kestirilirdi; "Kösteğini kesive şu uşağıñ!" denirdi. Kırgızlarda “Tuşoğ Kesme” olarak geçiyor.
Kösüre, kösere –kösire: balta ve bıçakları bilemeye yarayan büyük yuvarlak bileği taşı
köş:odalarda pencere kenarına boydan boya tahtadan oturmak için yapılmış sedir
köşk:tarla ve bahçelerde tahtadan yapılmış baraka yada küçük ev
Köşlük=Balkon
Kötek : dayak (Köteği yiyince akıllandı.)
KÖTÜ KELEZ= İyi olmayan, beğenilmeyen şeyler için kullanılır
KÖTÜ KELEZ= İyi olmayan, beğenilmeyen şeyler için kullanılır
köy göçeren: yabani ot
kubat-gubat: kaba
Kûl çöreği= Küle gömülerek yapılan bir çeşit çörek, Sedat Bey, bu kül davar gübresi yakılarak elde edilir değil mi? Selçuk abi bizde öyle değildir.Ama ilçe ilçed değişebilir,bizim genelda meşe külüyle yapılır
Kulak tözü=kulak arkası
kumpiri-gumpiri-gumpil:patates
Kumsümek=Kümsümek, kümsürmek : Ekşimek, tadı bozulmak, Kumsümüş : Ekşimiş (Küre) Bayatlamak?
KUNDELÜK GIYAFET=Gündelik kıyafet
kunnacı HAMİLE
kurt yiyesi
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
) Hayvan için beddua
Kurtlar azalınca donguzlar çoğalır=kurtlar acıktıklarında sürü halınde koyun, davar vs bulamadıgında domuz sürüsüne saldırırlar
Kurubaş=Çocuğu olmayan çift
Kuruluk, Evin giriş bölümü,
KUŞLUK=ÇATILARDA KİREMİTLERİN ÜSTÜNE ÇIKMAYA YARAYAN YER*** (Köşlük=Küçük penceresiz balkon?)
Kuzgunluk : Çatı arası
Küçük çocuklar için de HIRA kelimesi kullanılırdı "büyüğü değil hırası " derlerdi eskiden
Küfelik : Ağır sarhoş
küldöken: hanım. eş
Küle gömmek: Kışın yenmek üzere ayrılan ayrılan meyve ve sebzelein uzun zaman durmaları için çeşitli usuller vardı. Bunlardan biri de 'küle gömmek'di. Özellikle sarımsak böyle saklanırdı. Buradan hareketle, ocağın başından ayrılmayan, evden dışarı çıkmayan erkekler için 'çükünü küle gömmüş oturuyor' denilirdi.
Kündiye= Gündelik kıyafet
KÜNDÜNE GELMEK,KÜNDÜNE GETİRMEK_Denk gelmek,denk getirmek.
Kürüşlemek=Kürüşlemiş,Kürüşledim; Kocamış Yaşlanmış Yaşlandım
Künüşlemiş= daha çok toğuklarda kullanılır. hastanalmış boynu düşmüş gibi
Küplo=balta ve keserin sap takılan kısmı (Küre)
kürsü: tahtadan yapılmış arkalıksız küçük oturakKürsü= Ufak, küçük oturak, bir nevi sandalye
Kürtün= Doğal kar yığıntısı?
Kürük= ?
kürümek:toparlamak,temizlemek
Kürüz : Çalılık, dikenlik yığın, SIK AĞAÇLIK, YENİ YETİŞEN ORMAN ALANI
Küs=KÜS OYUNU; AMERİKALILARIN BÜYÜK ŞAAŞALI BİR ŞEKİLDE OTEL ÇİMENLERİNDE OYNADIĞI OYUNUN BABASI. BİR KUYU KAZIYORSUN (YANİ 15-20 CM DERİN 30-40CM ÇAPINDA) 7-8 CM ÇAPINDA 10-12 CM BOYUNDA SİLİNDİRİK BİR ODUN PARÇASI BUDA YA MEŞE YADA KİREN OLUR. GÜDEKÇİ DEDİĞİMİZ KİŞİ BELİRLENİR (ONUN DA KURALI VAR) ONU KUYUYA ATMAYA ÇALIŞIR, DİYER OYUNCULARDA UCU TOPUZLU SOPALARLA MÜDAHALE EDER KUYUYA SOKMAZ, GÜDEKÇİ KAÇAMAZ DA SAATLERCE SÜRER, SONUNDA AĞLAMAYA BAŞLAR, KAÇARSA NARA ÇEKERLER, ODA KÖTÜ BİŞEY TABİKİ. HEY GİDİ GÜNLER, KİMSE KAVGA ETMEZ OYUN KURALLARINA RİAYET EDERDİK. Tavlanın atası olan bir Türk Zeka Oyunu adı olarak da gördüm (Başka yörelerde (Bolu, Afyon..) Kös Oyunu diye geçer. Bu oyunla ilgisi yok tabi...
Küskü: Avlu kapıları arkasına açılmaması için konulan destek diye biliyorum. Büyük demir çivi, kazığa yakın olur taş kırmada vs. kullanılır.
Küştüre, Rende,
Küştüre= rendeydi sanırım küştüre. Bu küştüre 'Rende" demekse , ona "hüşdüre" de derler. Dedem Köy evleri yapan bir marangozdu.küçükken bende çok merak ederim.Siz küştüre deyince Rahmetli aklıma geldi boy boy küştüreleri,dörpüleri falan vardı
Kütmeç=Kısa ve ağır olan
Küyümek=Sabretmek, beklemek.'Bişesiye küyüdün de, soğuyasıya küyümedin' (Pişene kadar bekledin de soğuyana kadar beklemedin)
Küyüşmemek= içi içine kûyüşmemek=sabırsızlanmak.Araç'ta kullanılır.Geçen akşam oğlum illa bir yere gidelim diye tutturdu.Bende Küyuşmedin değilmi gene dedim.Gayrı ihtiyati söylenen sözler bunlar
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Laf=söz
Lafazan :Güzel ve çok konuşan
Laflamak: Sohbet etmek
Laga luga
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
oş konuşmak
lağab= lakab
lakırdı: Lakırtı= laf ,söz dedikodu
Laklak etmek= boş konuşmak
Lalanga = cırığı andıran bir tatlı
Lalin= nalın
Lalin=lelin= lalin =hela takunyesi, tahtadan olup çok büyük görünümlüdür, yamuk-yumuktur. lelin gafalı göbel.
landun: süslü at arabası,fayton
Lapçın= Deri mes.
LEÇEL=Reçel
Lekin:L akin
Lelin gafalı göbel-=
LEPELEK, kelebeğe denilir. Lepelek gibi uçmak, hızlı koşmak çabuk hareket etmek de kullanılır...Lepelek gibiyim
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
Türkistan'da Köbelek deniyor kelebeğe.
Leplebi=Leblebi
leş: hayvan ölüsü
Leylon...naylon
Lom sözlü= Sözünü pat diye söyleyen.
löbben: dana oyununda ortadaki büyük çukur
löblöbü: leblebi
LÖKÜS= Eskiden aydınlatma aracı olarak kullanılırdı. Gazyağı ile çalışan ve içinde gömlek denen ampul görevi gören delikli kumaştan yapılan gömlek ateşlenerek yalılan bir aydınlatma aracı löküs=lüx=gazyağı pompalanarak parlak beyaz ışık veren bir aydınlatıcı.Daha sonraları bu küçük pinik tüplere başlık monte edilmeyede başlamıştır.lüxün parlak ışık veren bezden yanmayan küçük başlığınada gömlek yada göyen adı verlilrdi.''löküsün gene göyneği düştü öğğğ''
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
) Bazan rüzgar,bazan bir kelebek gelir o "göyneğe"çarpar;düşürür.Yedeğiniz yoksa kaldınız karanlıkta.Ahh eskiler, ne sıkıntılar çekmişti! Adıyla müsemma bir aletti lüks.O zamana göre pahalıydı.Çoğu evde yoktu.Gaz lambalarıyla idare etti insanlar yıllarca.Hatta bazıları lambadan elektriğe geçiş yaptı.
Lüversite= Üniversiteyi diyen yaşlıları çok hatırlıyorum
Macır macır (yolmak-otlamak): Sebze benzeri şeyleri, acımadan, ihtiyacından fazla yolmak. Sığırların iştahlı bir şekilde, otu bol bir yerde otlaması.
Macünüs: Maydanoz (Tosya)
mada: iştah, içi almak; madama yatmadı, madam almadı kelimelerinin anlamı, bir şeyin beğenilmemesinin kibar söylenişidir.
Magule: Argo işe yaramaz, magule= MAGULE ( daha önce yazılmıştı)=sevimsiz-hergele anlamında argo işe yaramaz, MAGULE= SEVİMSİZ*** Magule: Argo işe yaramaz
mahansumak-mehensimek:önemsemek,değer vermek,ciddiye almak
mahna: bahane
Mahna= Bahane "Bu mahnayınan Uygurlarıñ da gulaklarını çiñlettük!"
maksuz: mahsus
Mal= 1. Büyükbaş Hayvan, 2. Büyükbaş hayvan sürüsü 3. Mal gibi insan için kullanılır
Malak: 1. Mandanın yavrusu MALAK-KÖMÜŞ : Kastamonu -taşköprü arasında mandaya verilen ad 2.Unu sıcak suyun içine atıp iyice karıştırdıktan sonra, lokma haline getirerek yapılan yiyecek. Pekmezle veya yağla birlikte yenirdi. (Dursun Hoca, Bursa tarafında yiyecek anlamındaki "malak" kelimesi yerine "malay"kullanılıyor.) malak=köle hamuru. Un ve su ile karıştırılarak yapılan ve pekmez ya da yağ ve ceviz katarak yenen yiyeceğe biz KÖLE HAMURU diyoruz. Malak, Hamur Garuşduması = Yemek çeşidine verilen farklı isimler (Araç/Okçular)
Mali hülya, Melle hülle= Hayal, Ben "melle hülle" olarak değil, mali hülya olarak hatırlıyorum; Dedem "Mali halya bir tohumdur ektim amma bitmedi / Şu mühlüzlük bir başa beladır, govdum amma gitmedi" derdi. Hatta "mal-i hülya bir göldür, içinde vakvaklar yüzer" derler
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
)) ufak tefek değişiklikler olabiliyor, ben me4lle hülle gurma boşuna gibi hatırlıyorum belkide Turan hocamın dediğinin Gastamonulaştırılmış söylenmesi olabilir.
malmasat: büyük baş hayvanların tümü
Manca = İşkembe (Orj. Fr. Manje =Yemek)
Mancar : Kara lahanamancar: yabani ot
manşa: maşa
Mantı=Kayseri mantısına benzemeyen, daha iri yapılmış, içine pirinç, et, maydanoz vs. katılmış mantı (Özbek mantısına daha çok benzer; pişirme ve irilik açısından)
maraz:zayıf ,cılız
MARAZ=ÇOK ZAYIF KİMSE***
Masruf: masraf
masura: iplik sarılan büyük kenarsız makara
mâsuz:mahsus,asılsız,şakadan
mataf: manifatura
Matur(tosya)motor=traktör
Maydalak = geniş yüzlü ( yüzü geniş olan), maydalak:aptal ,şaşkın
Mayhoş=Ekşi
mayıs:büyükbaş hayvan dışkısı
Mayışmak = ağırlık çökmesi,uyuşmak
maynak: ayak uçlarını içe doğru basanlar için kullanılan söz
Mazarrat=Aksilik
mecelleşmek: mücadele etmek, uğraşmak
meçel= kötürüm(yürüme engelli)
meçel= topal
Meçük=davulun arkasına ritim olarak vurulan ince çubuk
Meğersinmemek, mehersinmemek-önemsememek
Meh= Al (Hayvan için)
Mehelle: Mahalle
mehensimemek: Kişiyi adam yerine koymamak, önemsiz gibi davranmak
mehersinmemek=önemsememek, adam yerine konmamak, dikkate almamak
Mêhir= Mahir
MELE GAYASI: Türk Zeka Oyunu adı. TOPRAKTA OYNANIR. KARŞILIKLI OLARAK 7-8 CM ÇAPINDA 4-5 CM DERİNLİĞİNDE EN AZ 5 KARŞILIKLI ÇUKUR AÇILIR, BUNA MELE DENİR İÇİNE3 ER TANE FINDIK BÜYÜKLÜĞÜNDE TAŞ KONULUR, TABİKİ OYUNA BAŞLARKEN KAÇ EL OYNANACAĞI BELİRLENİR, OYUNA İLK BAŞLAYANI BELİRLEMEK İÇİN KURA ÇEKİLİR VE OYUNA BAŞLANIR. öNCE, İLK MELEDEKİ TAŞLAR ALINIR SIRA İLE DAĞITILIR SON TAŞ KONULDUĞUNDA MELEDE TAŞ VARSA ONLAR DA ALINARAK DAĞITMAYA DEVAM EDİLİR, EN SON TAŞ KONULDUĞUNDA KENDİ TARAFINDA BİTERSE VE KARŞISINDAKİNİN MELESİNDE KAÇ TAŞ VARSA ALIR, TAŞI KARŞI TARAFTA BİTERSE TAŞ ALMAZ VE BU DEVAM EDER. NETİCE OLARAK KİMİN TARAFINDA TAŞLAR BİTERSE O KİŞİ 1. ELİ KAZANMIŞ OLUR. KAÇ EL BELİRLENMİŞSE OYUN BİTTİĞİNDE KİM FAZLA EL KAZANMIŞSA TAVLA GİBİ OYUNU KAZANIR. SONUNDA İDDİADA NE VARSA O YAPILIR. BİZ DAHA ÇOK OYUNU KAYBEDENİN SIRTINA BİNER TAŞITIRDIK. (AYRICA PATATES DİKMEK İÇİNDE KAZMA İLE AÇILAN ÇUKURA DA MELE DENİR)
meles: köpeklerde tasma ,boyunluk
MELHE= Sulu, yumuşsk çamur
Mêmet= Mehmet
Memetcük=mehmetcik
mendek: kedi yavrusu
mendil= kareli önbezi
menemşe – menevşe: menekşe
mengelezMengülez =(Kirman) ip ve yün eğirmek için kullanılan 3 parçalı alet
mercimek gibi= yanar döner, tutarsız
Merdiman= Merdiven, Merdiman= Merdiven değil tabii. Merdiman (bize göre
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
)) merdivan ..(Araç)
Merkep=Eşek
Mertek=büyükbaş hayvanların barındığı damlarda, hayvanların altlarına döşenen kereste,
Mesel: masal
Meşin: İşlenmiş deri
Meşin
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
eri
Met oyunu=bir sopa ve bir çubukla sopayı çubuğa vurarak oynanan bir türk oyunu, çelik çomak. met: sopayla oynanan çocuk oyunu Cızak= Met oyununda sayı, galibiyet; Met yere konuyor, belli bir mesafeden sopa kaydırılarak atılıyor, amaç sopa mete değecek, her değdiğinde bir galibiyet. Bu galibiyetin adı CIZAK. ÇOCUK DER Kİ "SEKİZ CIZAĞIM OLDU"
Metero= metre
mêvi= mavi
mêvin= muavin(yardımcı eleman)
meydaniye: boyuna ince çizgili üç etek
meyhoş= ekşi-buruk
MEYHUR=Her gün ya da çok sık içki içen için kullanılır
MEYHUR=Her gün yada çok sık içki içen için kullanılır
meyhür= sık içki içen, alkolik
Meyit Gibi Olmak, Azeriler de meyit ölü anlamında kullanılıyor. Daday cenahlarında da çok hasta kişiler için "meyit gibi yatıyor" denilirdi. Nimet hanım bende dadaylıyım. meyit değil de "BEHİT" olarak bilirim. İkisi de kullanılabilir. Meyit, Beyit. B>M oluyor. Kırgızlar Beyit diyorlar. Hatta Sovyetlerin, Stalin'in zamanında bir gecede eski bir tuğla fabrikasına gömdükleri 237 Kırgız ileri geleninin gömüldüğü mezarlığa da "Ata Beyit" diyorlar.
Meymana masmana=Açıktan açığa, gerine gerine...,Şöyle yayıla yayıla...
meymenet: 1. hayır,2. tip
meymenetsiz: hayırsız,tipsiz suratsız,şekilsiz
Meymenetsüz=Sevimli olmayan.
mıhlama : daha çok yumurta ve soğan ile yapılan yemek türü
mıhlamak: vurmak, Mıhlamak= Kesip mıklamak:Kız istenip de söz alındıktan sonra, iki tarafın alacakları 'öteberi'yi belirlemek için iki tarafın da hatırını saydığı kişiler nezaretinde yapılan pazarlık.
Mık = Hayvan nallamada kullanılan çivi Mık=mıh, çivi mıh: çivi, büyük çivi
Mıkcuk= bir çeşit mantar, o mantara cincile de denir
Mıkdar: Muhtar
MIKLAMA: Muhlama...= Çökelek ve tereyağından yapılan (tam yağlı lor-ekşimik/eşümük) harika bir yemek...
Mıklama=Karadenizlilerin mıhlamasıyla hiç alakası olmayan;yumurta,soğan ve kıyma ile yapılan yemek.(Soğan kıyma ile kavrulur.Yumurtalar kişi sayısına göre kıyma üzerine yer açılarak bütün şekilde kırılır ve pişirilir.Afiyet olsun.Mıklama=Yemek
mıklamak=çivilemek
mıncıklamak: ellemek ,karıştırmak
mındar: 1.pis ,kirli,2.islâm‘a göre eti yenmeyen, helal olmayan hayvan Mındar:Kokmuş,kokuşmuş,Mındar= Mundar
Mınnak : Kedi yavrusu
mırkı gıruk= morali bozuk, bezgin, yorgun, çaresiz, umutsuz
Mırt mırt= Cimri
Mısdafa= Mustafa
Mısmıl= Helal mısmıl: islam’a göre eti helal olan hayvan
mıstık...mustafa
Mışmıla= Muşmula (Ağaç?)
mıyıl mıyıl= ağır hareket etmek.(mıyıl mıyıl iş görüyor, pek mıyıl gibi cümlelerde kullanılır.) simil simil de derler bazı köylerde
Mıymıntı....miskin tenbel ve işine sahip çıkmıyan.
Mıymıy,mıymıntı =ağırkanlı ,uyuşuk
MIZGANMAK= ŞEKERLEME YAPMAK YANİ KISA UYKU ANLAMINA GELİR. DURUN LAA .. ŞURDA BEŞDAGGA MIGANIN DEDİM EMME UYTMADILA BEEE NE BİÇİM UŞAKSIGIZ SİZ BEE DİYE SERZENİŞTE BULUNURDU EBEVEYİNLER...
mızıkçı: oyun bozan
mızırdamak: huysuzluk yapmak,lüzumsuz konuşmak Mızırdanmak = çocukların ağlama ile karışık bir isteğine ulaşma çabası..Veya kısaca ağlamakla tehdit..)
Mızmız = nazlı, mızmız: geçimsiz, huysuz, beceriksiz
midare:minnet ,ihtiyaç
Midare= Tenezzül
midaresiz: minnet etmeyen ,ihtiyacı olmayan
Miliye, milye= Bilya
Miltan=Gömlek
Misir= Mısır
Miyancı= Arabulucu. Genellikle hayvan pazarlarında alıcı ile satıcının arasına girip önce kızıştırır, sonra bir tarafın lehine pazarlığın sonuçlanmasına çalışan kişi, haktan görünürdü ama...değildi. miyancı: arabulucu
miyane: 1. çorba çeşidi,2. yemeğin katkı maddesi(yağ,tuz,un,salça vb.)Miyene=un kavurması
Miyaz= Anbarlarda kullanılan temel taşı
Moloz= Liman yolu, taşlık
Momgile= Dağ yemişi
Momşi = Taş oyununda yumurta büyüklüğünde taş
Mudul,nudul: Öküzleri harekete geçirmede kullanılan fındık çubuklarından yapılan,ucu çivili araç(at ve katır için kırbaç kullanılır,bu da öküz versiyonudur.)Tabii Kastamonulular kırbaç değil kıpraç derler. Mudul= da nadul dur bizde (araç) MUDUL: Ürgendirenin ucuna takılan sivri metal gulaksız çivi veya iğne.
Murabba= Salça
Muruş: Hayvaların kavga etmesi, dövüşmesi, Muruş= Vuruş
Musannıf= Arif
Muşabak= Pencere önleri için ahşaptan örgülü olarak yapılan, dıştan içeriyi görmeyi engelleyen malzeme
Muşmula-Beşbıyık=döngel
Muşmula-döngel-beşbıyık-göynük
Mutaflık= Merkez, Tosya ve Devrekani'de bir el sanatı
muzur= yaramaz, sürekli şeytanlık düşünen kişi.(Gene aklın fikrin muzurlukta) Hığzır da aynı anlamda kullanılıyor sanırım.
MÜCESSEM , çar= baş örtüsü
Mücürüm= Sakat, topal
Mühlüz= Parası olmayan,Mühlüz= Sürekli parasız, pulsuz gezen kişi.
Mümber = Bir tür bitki sapı.
MÜNGARİS= Garip görünümlü,zayıf,üstü başı perişan halde olan için kullanılır
Müzevir= Dedikodu? Müzevirlik= Dedikoduculuk? MÜZEVİR= Huysuz
müzüm-müzim : lüzum
naâda:ne kadar
Nabedür olmak= Kaybolmak, tam anlamını yazamıyorum. Yok olmak, kayıplara karışmak gibi bir anlamı olmalı. Bilenler eklerse sevinirim. Doğru biraz daha açıklayarak şöyle diyebiliriz. NABEDÜR OLMAK; Evini barkını dağıtıp,nereye gittiğini söylemeden başka bir yere gitmek,kaybolmak,ortadan yok olmak anlamındadır.
nacak: küçük baltaNacak=Baltanın küçüğü
Nağada = ne kadar, kaç lira (Bu pakla nağada?)
nahak
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
oşu boşuna , boş yere
Nahal= Nasıl (Tosya) (Türkmenistan'da "Bayram, nehili yaadaylar govi mi?" Bayram, nasılsın, iyi misin? denir.)
nâkıs:cimri
NALİN=TAKUNYA nalin:nalın ,takunya
nallama : tahtadan yapılan tavan döşemesi
Nallama=hayvanlara nal çakılırken kullanılan çekiç.
‎Namazla, Namazla, Namazlo: = Seccade, namazlık. Seccade (Ağlı) Bizde böyle kızamak yok:-)namazlo: üzerinde namaz kılmak için kurutulmuş,tabaklanmış koyun yada keçi derisi
‎Namlı, Namlu= Tırpan ile bir başlayışta biçilen ve yere belli bir düzen içinde düşen eken sapları. ‎''öğğğ dursunaa hele bi namlı çıkıvede git'' namlu: tırpanla biçilmiş ekinin deste olmamış hali
‎Namlı= Tırnpanın bir vuruşta kestiği indeki sıra. Bir nevi ince dikdörtgen genişliği. Namlı Altı= Ekin biçerken , tırpanın namlıdan çıktığı yerde biçilmemiş şekilde kalan üç-beş adet ekin.Bu biçilmedik ekinler, orak ile deste eden kadınları yorardı.Onlar da "Ekini bize biçtirdiler, hep namlı altı bırakmışlar" diye dertlenirlerdi.
namlu: tırpanla biçilmiş ekinin deste olmamış hali
Namrut: aksi,asık suratlı
Nare=Çekiç'in yassı veya sivri ucu olan kısmı (Küre)
nasibet: sebep
Nasranı= İçinde fitne barındıran, kötülük düşünen
Nasrani = aksi, huysuz
Naşba = Maşrapa, Sürahi
Naşba-naşırba=Maşraba, naşba-nişapa:metalden ,bakırdan yapılmış su içmeye yarayan saplı bardak, maşrapa, Naşpa, naşba, naşırba, neçibe= maşrapa, (bizde naşırba derler;devrekani) NAŞRIBA,NAŞIRBA=Plastikten yada,metalden yapılmış bardaktan büyükçe kulplu su kabı.
nava=ne var, efendim anlamında
NE DEYESUN= Ne söylüyorsun
Ne deyon=Ne söylüyorsun
NE LA BU= Anlayamadım bu ne anlamında
Neaçar.......çaresiz ve kimsesiz kalmak.
nebiyin: bilmem,ne bileyim
Neçceysin: Ne yapacaksın
Neççen: Ne yapacaksın
Neçün = Ne için ?
Nediveyin=Ne yapıvereyim
Nediyañ(Araç)= Napıyosun
Nediyasun:Ne yapıyorsun (nediyin öğ, bildüğümü deyvedim ,kötümü ettim
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
)
Nediyon...= ne yapıyorsun
nekri= aksi, huysuz, geçimsiz
Nelet kokulu pis göbel. odunu beynine vurunca zeynigi dağudurun.biliyogmu sen beni.
nemelaçatıg= neyine lazım Nemelaçıtın, Neme laçıtın=neyine gerek , Neme laçıtın=.nemanaçatın'dır (Araç) Neyine gerek-Sana ne
nemelazım: neyime gerek
Nesi : Falan filan
Nesübetsüz = Kurallara uygun hareket etmeyen, patavatsız, münasebetsiz (ortama uygun olmayan davranışta bulunan)
Neşkil olsa = Nasıl olsa..
Neşkül Olsa=Nasıl Olsa, Neşkil olsa, Neşgil olsa şeklinde kullanılıyordu bizde sanırım.
neşt: inekleri yönlendirmek için kullanılan bir söz
netame: dayanıklılık
netameli:dayanıklı ,sabırlı
Netceğsin=Ne yapacaksın
Netçeyüz. ( Ne yapıcaz)
Netçeyüz. ( Ne yapıcaz)
Nettin, nediyosung=Ne yaptın, nasılsın?
nettin:ne yaptın nasılsın
Neva= Ne var
nevir:surat ,yüz,sima
nevirsüz: suratsız
Nevri dönük=nevri solmuş=uğursuz,solmuş,vs.
NEYDELİ=bu sözcük ün anlamıda çok farklı: şimdilik bir işimiz yok .
NEYDELİ=bu sözcük ün anlamıda çok farklı: şimdilik bir işimiz yok.
NEYDELİ=bu sözcük ün anlamıda çok farklı:şimdilik bir işimiz yok .
Neyle = nasıl..
neylon=naylon
Nispet = Bir mevzudan konu açılması aksi durumda nispetsiz nispetsiz konuşma denilir (Münasebetsiz’den)
nişanba=muşamba
‎Nodul, Nadul, Mudul= Ürgendirenin ucuna çakılan ve ucu sivriltilen küçük çivi.Yürümeyen öküzlerin kalçasına hafifçe batırılırdı. nodul-nadul:koşum hayvanları için kullanılan uzun sopanın ucuna takılmış olan ince çivi
Nolduğung bilinmesin= ne olduğun bilinmesin(beddua)
Nursuz....nurani olmıyan..
Nümere:Numara
o gâh: koşum hayvanlarını yönlendirmek ,hareketini sağlamak için kullanılan söz
Odlamak =Ateşe vermek
oğ allah eşkına : allah aşkına
oğ allah eşkına: Allah aşkına
Oğada=Bir eylemin gereğinden fazla oluşunu ifade etmek için kulanı
Oğada=Bir eylemin gereğinden fazla oluşunu ifade etmek için kullanılır
Oğmaç Çorbası=Bir çorba
oğmak-oğuşlamak: ovmak, ovalamak
Oğul= Arı topluluğunun yavrusu, Oğul Balı sözü buradan geliyor. Yavru arıların (ya da ana kovanın ürettiği yeni arı topluluğunun) balının güzel olduğunu anlatıyor.
Oğuz= Avuz
Oklaaç, Oklağaç= Oklava Oklaaç, yaslaaç, bislaaç.. söyleyişleri de kulağıma müzik gibi gelir. Ne kadar matematiksel ve bilgisayara uygun bir dilimiz var.
oklaaç: oklava
Okuma=Çağırma, Davet (Düğüne, vb.)
okuyucu: düğüne davet için görevlendirilen kişi, Okuyucu= Düğünlere davet için gelen davetçi. Hediye verilirdi. Yumurta filan...
Olanakdu= olağan durum, olabilr, hep böyle olur anlamında (Halaçlı Köyü)
Olanı=Oğlu. Emminig!!! sen kimig olanısıg?; amcası; sen kimiin oğlusun...
oldum olası:eskiden beri
OLMAYA=Olmuyor
oluk: çeşme yalağı
Omca= Kütük, odun
Omuz ağacı; eskiden kadınların eve su taşımak için kullandıkları iki tarafı kertik iki ucuna su bakracı denilen kovaları takıp omuzda taşınmasını sağlayan aparat
onca: o kadar çok
onmak:iyileşmek,düzelmek,kendine gelmek
Ortakçı= Hizmetçi, hizmeti karşılığı belli bir bedel alan kişi, Zengin evlerinin yanında ortakçı evi de bulunur, ortakçı ailesiyle o evde yaşar, ana evin hizmetlerini görürdü.
Ortalık hastalığı=Nezle, grip , Ortalık hastalığı mı oldunguz yongsa? (ng'ler sağır kef karşılığı birlikte okunacak)
Osseet, össeet= anında
Osü: Bir balta sapı uzunluğunda odun
otobos= otobüs
Otuma, oturma= Geleneksel bir halk eğitim kurumu. Yaren benzeri, uzun kış gecelerinde köylerde sırayla yapılan (keşikle yapılan) ev toplantıları. Sohbetler yapılır, evde ve dışarda oyunlar oynanır, yatsuluklar(yatsı yemeği) yenir. Küçükler bu toplantılarda büyük adam yerine konur, marifetlerini sergiler, sohbet etmeyi ve dinlemeyi öğrenir, eğlenir, öğrenirler.
Oturak: Yürüyemen çocuk.
Oturmak: Kızın , kendi gönlüyle sevdiğinin evine kaçıp yerleşmesi.'Bunla , düğün falan etmedile, Kız gelip oturuvedi.'
oyma:eski evlerde odalarda duvarın içine oyularak yapılmış küçük raf
OYMA=Özellikle ocağın iki yanında bulunan ,dar ince uzun bölmeli raf
Öcük, ecük= azcık ÖCÜK BİŞİ VER=AZICIK BİŞİ VER. ööcük-ecük-azıcık
ödek: korkak
ödlek: korkak
Öfürüya= Kuvvetli Üflüyor, "benim bullada öfürüya tallahi,örüsgar esivedükçe,adamı uçuruya,dışa çıkmak ne mümkün öğ..öttürün deya."
Öğ, Öğğ= Efendim! Öğ ne deyesung, tevatür datlı oluya bu sohbet! Öğ ne deyesung bek gözel olacak bu iş
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
) (Eskilerin sağır kef dediği nazal neleri ng harflerini birlikte yazarak gösterebiliriz.) Biraz Araç, biraz İnebolu, biraz Daday tarafı ağzı ortaya çıkar, onu da yanına eklersek iyi olacak. Ben Kastamonu merkez köyleri konuşmasını yazmaya çalışacağım. Öğ noluya beee boyna durum ışığım yanıya bakıp duruyan
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
Öğ= Efendim, ya, ya hu, buyurun gibi anlamları var. Eski Türkçe’deki ök’ten gelebilir. Öğ ne demek, biz teşekkür ederüz...
öğendire-ürgendire: koşum hayvanlarını yönlendirmek için kullanılan ucuna ince çivi takılmış uzun sağlam sopa
Öğğ= Ya, Yahu, Beyim, Abi, Buyurun gibi anlamları olan, cümle başında kullanılan bir..Öğ kelimesinin cümle başındaki hitaplarda sık sık kullanılmasını ilginç buluyorum. Öğ<ök<öke<eke<eke (Özbekçede Abi, Maraşta kardeş anlamlarında kullanılan) ilişkileri olmalı... Şahıslara ismen veya lakaplarıyla hitap ederken (Öğ Ahmeda...) kullandığımız ÖĞ kelimesini, isimlerin sonunda kullanılan yahu, be, deme vb. bir anlamda kullandığımızı zannederdim. Eski Türkçe'den imiş. Öğsüz (öksüz) kelimesi de buradan geliyormuş.
Öğke= Öfke
Öğmek= Övmek
öğnük-öğnüklük: kadınların elbiselerinin önüne belden bağlanan kumaştan yapılmış önlük
öğsü: ocakta yakılan odun
ÖĞÜRMEK: Kusmak İŞTE ONUN ESAS ŞİVE MANASI ÖĞÜRÜYON DENİR
öğürmek:kusmak için boğazdan çıkan ses
Öküzüm=Erkek evlat kısmına öküzüm denilmiş özür dileyerek söylemek isterin "DANAM" olacak
ÖKÜZÜM=ERKEK EVLAT***
öleşmek : paylaşmak
öllünkörü:elinin körü
Ölünüñ körü?, Eliniñ körü= ? Yanlış yapılan, barbat edilen, iş veya söylem karşısında söylenirdi herhalde.
Ömür törpüsü: Özellikle hısım akrabasını cok üzen, onlara çok kaynayan insanlar için söylenir.
ÖNBEZİ= Yöremize ait dokuma kumaştan ,kırmızı,beyaz kareli ,belden aşağı bağlanan önlükSahil kesiminde Önbezi'ne BÜRÜ de denir..
öndünç: ödünç alma
ÖÑÜCECİ: Cenaze evlerinde para ya da hediye karşılığı, bazen de Allah rızası için ağlayan profesyoneller. Halâ anadolu'nun bazı yörelerinde ve İran'da devam eden bu sevimsiz âdet, 30-40 yıldır Kastamonumuz'da terkedilmiş durumda.
Önünden geçmemek=Saygı duymak, saygısını hiç yitirmemek, her zaman saygısını göstermek.'Ölene kadar önünden geçmedim.'
öreke :ip bükmeye, kıvırmaya yarayan alet
Örk: Hayvanın uzun bir ip veya zincir ile bir yere bağlanması
Örklemek=bağlamak, zincirlemek, sabitlemek, Örkünü değiştirmek; sabitlenen yerden alıp başka bir yere sabitlemek
örselenmek_örselenmiş=yıpratmak, yıpratılmış
örü: saç örgüsü
Örük: Erik, ÖRÜK= Erik
Örüklemek= örükleme : Çok doldurmak, Tepeleme doldurmak, ağzına kadar tepeleme doldurma, (ÖRKLEME başkadır: hayvanı urgan ya da iple otlakta ,çayırda bir yere bağlama,)
ÖRÜSGER= Rüzgar Örüsger: Rüzgar, örüsger-evüsger: rüzgar örüsgar esiya (rüzgar esiyor)
Örüşte, erüşte = erişte
Ossaat; Össeeet= Anında “Össeeet daha doğrusunu buluvedin öğğ,”
Ösüü= uç kısmı yanan odun parçası
öte gitmek: uzaklaşmak, uzak durmak
ÖTE, ÖTEKİ: Karşı taraf, Bir diğeri
öteberi: 1.çeşitli eşya, 2. çeşitli yiyecek
Öteberi=muhtelif, çeşitli şeyler. Pazardan öteberi aldım. (Küre)
öteberi-eşya, Öteberi yalnızca eşya da kullanılmaz yiyecek ve erzak anlamında da kullanılır örneğin (Bazardan öteberi aldım) aslı,"ÖTE-BETE" olarak söylenir,
ÖTTEKAR=? Sahil tarafında duydum, evet ama Araç İhsangazi ve iç kesimlerde hayır, bir dönem kullanılan bir cümleydi.
ötiyanı: 1. öte taraf ,2. ahiret
Ötürgeç: ishal
ÖTÜRMEK ishal olmak,, ötürgeç de denü
Ötürmük veya ütürmük = ince kıyafet giyildiğinde kullanılan bir kelime.
Ötürûk olma= ishal olma
ötürük : ishal
öykelenmek: öfkelenmek
Özek: Soğan tohumluğu
Özengi=Atlarda eyerin altına takılan ayak basma yeri miydi?
paça: 1.pantalonun uç kısmı ,2.hayvanların kafalarından ve bacaklarından yapılan yemek,3.şalvar
paçalıdon=eskiden bayanların giydiği paze4nden dikilme paçalarına rastık takılarak giyilen uzun don
PAÇALIK=AHIRDA HAYVAN GÜBRELERİNİN TOPLANDIĞI ÇUKUR KANAL
paçallık-paçalık: ahırda hayvanların dışkılarının toplandığı yer
pakla: fasulye, Pakla= bakla, Pakla= Pazarlara fasulye mevsiminde giderseniz pakla çekiverim mi sözünü duymayan kalmamıştır....pakla(bakla), fasulye, barbunya fasulyesine kullanılıyor...Meşhur kesme makarnanın barbunya fasulye katılarak hazırlanmasına da İnebolu’nun köylerinde paklalı makarna deniliyor... bir de Eşşek Paklası vardı. Taze iken, nohut gibi, kabuklarından çıkarılıp yemesi güzel olan bir sebze idi. dana baklası da deniliyor.. kara bakla asıl adı
Palan= bir çeşit semer
Panga: Banka
Pañgınot=para
pantı= kilolu kişilere söylenen söz (pantı göbel)
pantul=pantolon
papara:1. ekmek parçalarıyla yapılan yemek ,2.azarlama
paparayı yemek: azar işitmek
parpulamak: azarlamak ,dövmek
Pasak evet kir pas "Pasaklı" kirli
PASAK= kir, pas,
PATANA=PATATES
pata-patana: patates
Patates=pıtana=pata=pıta=kumpir(taşköprüde)
Patatis = patates
Patavatsuz=munasebetsiz
patlanguç: ağacın özünün çıkarılarak yapılmış oyuncak
payanda : herhangi bir yeri ayakta tutmak için ağaçtan yapılmış destek
Payanda= Dayak, direcen
Paytun = Fayton
Pazvat= Gece bekçisi
peket: paket
peklemek: temizlemek, paklamak, süpürmek
Peksimet-
peltek= konuşurken dilini basarak konuşma
Pelverde = Erik marmelatı..
pempe: pembe
Pencire= Pencere
Pendem vermek= sanırım kasılmak, olduğundan farklı görünmeye çalışmak anlamındaydı. Bak gendüne gine pendem veriya.. Pendem=Kemilcük boğünlede gendüne ne penden veya emme,ne desem boş öğ.=poz vermek-gıvrak olmak-hava vermek-gendünü bişey sanmak-havalara girmek- gibi..
Pendem=Kemilcük boğünlede gendüne ne penden veya emme,ne desem boş öğ.=poz vermek-gıvrak olmak-hava vermek-gendünü bişey sanmak-havalara girmek- gibi..
perişga :tatar,sarımsaklı yoğurt katılarak yapılan ev işi makarna
Perlenmek= Süt pişerken üstünün kaymak tutmaya başlaması mıydı? Suyun üstü perlenmiş, hafif buz tutmuşsa vb. anlamlarda kullanılırdı.
persavat=işe yaramaz, suratsız insanlar için kullanılır
peşgür-peşkür:el ve yüz kurulamak için yapılmış eldokuması, eşkir= Havlu
Peşli: Çaplı yanal anlamında kullanılır (Yazdığım yazılar gereği bu ve buna benzer altıyüze yakın cümle kelime veya deyim toplama çalışmam oldu, fakat esas mesele bazı nesnelerin ilçe ve köylerde daha farklı yorum ve anlatımlarla anılması. Örneğin Hobu kimi yerde hindi olarak veya bazı köylerde hindi çeşidi olarak tabir edilse de bazı yerlerde de akbaba atmaca gibi büyük kuşlara verilen ad olduğu görülmüştür.)
peştamal: dokuma bezden hamam havlusuPeştemal: Önlük olarak yazılmış sözlüğe ama banyo havlusuna da peştemal derler. Peştemal= önlük
Petik:Patik
PEZÜ, PÖZÜ= KÜÇÜK HAMUR PARÇASI***PEZÜ, PÖZÜ=KÜÇÜK HAMUR TOPU***
pılı pırtı: günlük kullanılan eşya
Pılışka=Avanta... belki hokra ile aynı. (hokra= beleş, bedava, asalak, büyükbaş hayvanların sırtında çıkan bir asalak bir böcek yükseltisi, yumrusu. Bunun halk veterinerlerince içi açılır, çıkarılırdı. Mecazen Hokracı, avantacı, asalak anlamındadır.)
pırlama : uçma
pırsımış: suyu çekilmiş,yumuşamış
pırsmak-pısmak: korkmak ,geri çekilmek
pırtı: eşya
Pıs : Suda pişirilen mısır unu
PITANA, PATANA, Hozmur= Patates (Araç/Okçular)
pines: ahırda buzağıların konulduğu küçük bölüm
pini: köpek yavrusu, köpek
Pireçol= Gullep=Kapılarda eskiden bu günkü menteşelerin işlevini yerine getiren, el yapımı metal aparatlar..
pireli=herşeyden şüphe eden.öğğ emme pirelising sende
PİSLEEÇ= İNCE EKMEK ÇEVİRME TAHTASI***
poğ( bohca)poğ: 1.elde taşınan bohça,2. bohça POĞ= ELDE TAŞINAN KÜÇÜK BOHÇA***Poğ=Başörtsü, Mendilin dört tarafından ( iki köşe birbirine bağlanmasıyla) bağlanmış hali, poğlamak= Bu bağlanmış halinee getirmek.
Poğça = bohça ( Gelinin poğçası hazır.)
potak: ayı yavrusu, domuz yavrusu
potpot(Tosya)= motosiklet
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Potuk=ayı yavrusu
Poyra, Kağnı tekeri göbeğine yerleştirilen demir boru, ve su değirmeninde taşın ortasına konulan boru, Poyra= Su borusu
Poyra= Araç'ta poyra deriz biz de Germeç=Göknar ağacının gövdesinin "V" şeklinde oyulması ile yapılan, genellikle yağmur oluğu olarak ve su iletiminde kullanılan oluk. bizde de poyra vardır ama o üzeri açık değil, içi açıktır aynı su boruları gibi, onu yapmak için uzun poyra burgusu vardır. Burgu=ahşapta delik açmaya yarayan, şimdiki matkapların yerine kullanılan aygıt. POYRA=Su borusu,
pöçük: 1.keçi kuyruğu,2.kebapta kuyruğa yakın yer
pöçük= izmarit(taşköprü tarafından)
pöçüklü: saçları dağınık, bakımsız olan kimse
pöğre:ağaçtan yada topraktan yapılmış küçük su borusu
pölüt: meşe palamutu, Pölüt= Meşe palamudu, pelit.
pörsümek (yumuşamak)
pörtlek: patlak
Pörtlemek=? Börtlemek=? Pörtlemek'le aynı olabilir. Pörtlemek=bir kabın yada başka bir nesnenin içinde bulunan bir şeyin bir kısmının dışarı çıkması anlamında değilimidir.(Adamın bağırsağı pörtlemiş) Çok doğru; Gözlerini pörtletmiş de deniyordu galiba.
pörtlemiş: patlamış
Pöşgür= avlu
Pözü: bir ekmeklik hamur
pözülemek(hamuru yuvarlamak)
Purç: Bakımsız ağaçların dallarında yetişen asalak bitki, ağaç asalağı bitki. Ağaçlarda normalin dışında çıkan küçük yaprakçıklar, aslında bu ağaçta olan bir hastalıktır.ama son zamanlarda altarnetif tıpta demlenerek içilmesinin yararlı olduğu belirtiliyor. Genellikle Ahlat ağaçlarında olur
Pür: çam yaprağı, çam dalı
Püsküğüt = Bisküvi
Radiye, rodiye= Radyo
Rahmet= Yağmur
Rastık= lastik, Rastık=lastik, rastık aynı zamanda kadınların kaşlarını gözlerini boyadıkları boya ismi, Rastık ve lastiğin hem bir nevi ayakkabı manası vardır, hem de don gibi giysilere takılan ip benzeri bir şeydir. Don isimli giyside kullanılan rastık nev-zuhur (sonradan görünme ) bir şeydir ki, bundan önce rastığın yerine, 1-1,5 metre uzunluğunda, eni de uzunlamasına katlanarak 0,5-1 cm ye düşürüldükten sonra, sıkıca dikilerek adeta ip haline getirilmiş bez şeritler kullanılırdı ki, bunların adına "uçkur" denirdi. Milletin başına bela olan uçkur işte bu nesnedür. Donun üst kısmında, bu uçkurun içine yerleştirildiği aralığa "gıyba" denirdi. Uçkuru gıybadan geçirmek için, daha çok çıralı ağaçlardan yapılan, yarım kurşun kalem uzunluğunda, çuvalduza benzer aletin de bir adı vardı. Herhalde "biz" denirdi, Rastık=lastik ayakkabı
reçber-leçber: çiftçi, rençber
Sabak= Ödev, ders
Saban Eneği : (Buradaki n tam bin geniz n'sidir).Saban denilen bu en eski alet üç parçadan oluşur. Az çok L harfine benzeyen ve çift sürerken ucundan tutuğumuz kısmının bütününün adı budur. Sade elle tutulan yerine-ki L'nin üst kısmıdır ve geriye doğru asa şeklinde kıvrıktır- "tutak" denir. L'nin alt kısmı da ucuna saban demiri takılacak şekilde yontulur.
Saban Oku : Sabanı L harfine benzetirsek, bu harfi oluşturan iki çizginin kesiştiği noktada 5 X10 cm ebatlarında dikdörtgen bir delik açılır.Bir ucu bu deliğe girecek şekilde yontulmuş , 10 x 15 cm ebatlarında dikdörtgen prizma şeklinde 3- 3,5 metre uzunluğunda bir ağaç bu deliğe 30-40 derece bir açı ile yerleştirilir.Bu açı küçük olursa saban yere batmaz.Büyük olursa da "derine sarar".Bu üç metre civarındaki ağaca saban oku denir.Okun diğer ucu boyunduruğa sabitlenen halkaya takılmak (Koşulmak ) için bir iki yerden delinir.
Sacayağı:Ocakta üzerine koyup pişirmek için demirden yapılmış üç ayaklı alet,Sacayağı= Ateş üzerinde yapılan ekmek türlerinin pişirildiği sacın altına konan üç ayaklı demir.
sacıyak: odun ocağında üzerine tencere, sac vb. şeylerin konulduğu üç ayaklı demirden alet,sacayak
saçak: binaların kiremitle örtülen çatı kısmı
sadalamak : 1-sayıklamak ,2-çok istenilen bir şeyin adını devamlı olarak söylemek
Sadır=? kötü koku anlamında kullanılıyor da sadır ne bilen varmı? MESELA İŞKEMBE ÇORBASINDA SADIR KOKUYORDU DENİLİYOR AMA O SADIR NE? İŞKEMBE ÇORBASINDA SADIR KOKUYOR -İşkembe çorbasında hayvan pisliği kokuyor demektir. SADIR- Hayvan pisliğinin kokusu anlamındadır. bİRDE SALDIR SALDIR YORUMU VARDIR BU ÇORBA İÇİN KURU YAĞSIZ TATSIZ TUZSUZ ANLAMINA GELİR saldır saldırı duymuştum bir yerde misafirlikte arpa şehriye çorbası içerken bu nasıl çorba saldır saldır dedi arkadaş bende ekledim dakış dakış tutulmuyor diye ekleyiverdim Saldır saldır- Yağsız,tuzsuz,tadsız yemekler için kullanılır.
Sagıdak= düğünlerde kız köyü 'ne vwerilen koyun Sagıdak=varsa kızın ekek kardeşleri yada abisi'nede verilen goyuna (SAGIDAK) denir.
sağ: kendirin taranmışı
sağduç: dâmada eşlik eden bekar genç
Sağsağan bey= yoğurt ve pekmez karışımı
SAĞSAK= ALAGARGA***
sağulu: süt veren hayvan
Sakar:Alnındaki tüylerden bir kısmı beyaz olan öküz.
Sâki-sanki(yanlışsa düzeltme istiyorum) a'ya yakın o harfi ê şeklinde gösteriyoruz. Sêki= Sanki, evet. doğrudur.
sako-sakoğu: sakağı, hayvan öksürüğü, Sako: at hastalığı. Sakoya yakalanan atların (çok afedersiniz!)makatına yanan sigara tutturulur dumanının hayvanın bağırsaklarına gitmesi sağlanırdı.(kocakarı ilacı kabilinden bir şey herhalde)
Saksağan beyni ya da kar helvası...=Pekmezle kardan yapılan tatlının adı
Saksağan beyni=yoğurt ve pekmezin karıştırılması.
SAKU=? (TOSYA?) sanırım ceket anlamında SAKO. Bir çok yerde kullanılıyor
Sakurga, sokurga: Kene, (Şenpazar) sakurga(kene)ye adı denmez de deniliyor...
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Sal ağacı= Tabutun üzerine konduğu, taşımaya yarıyan kaide.
Salavatlama= 1. Selevat getirme 2. Uğurlama
Saldır Saldır: Sadır=? kötü koku anlamında kullanılıyor da sadır ne bilen varmı? MESELA İŞKEMBE ÇORBASINDA SADIR KOKUYORDU DENİLİYOR AMA O SADIR NE? İŞKEMBE ÇORBASINDA SADIR KOKUYOR -İşkembe çorbasında hayvan pisliği kokuyor demektir. SADIR- Hayvan pisliğinin kokusu anlamındadır. bİRDE SALDIR SALDIR YORUMU VARDIR BU ÇORBA İÇİN KURU YAĞSIZ TATSIZ TUZSUZ ANLAMINA GELİR saldır saldırı duymuştum bir yerde misafirlikte arpa şehriye çorbası içerken bu nasıl çorba saldır saldır dedi arkadaş bende ekledim dakış dakış tutulmuyor diye ekleyiverdim Saldır saldır- Yağsız,tuzsuz,tadsız yemekler için kullanılır.
salma :başı boş
salmalık: hayvanlar için kullanılan başı boş araziye bırakma
salta: üzerlik,cepken
Samaruk=zayıf, cılız. Nurhayat Aydemir ekledi: Cumartesi günü inebolu pazarından fındık alıyorum ve teyze gegelini çıkartma samaruk gibi olur dedi. Mustafa Fakazlı ekledi: "Suyu uçmuş,buruşmuş aynı zamanda lezzeti kaçmış .Yerken yüzünüzü buruşturacağınız hale gelmiş "demek. Semer'le ilgisi olabilir mi? Semer üstünde duran biraz sersemler, yorulur, bir yerleri acır ya!
SAMIRDAMA= Söylenip durmaSAMIRDAMA=Kendi kendine konuşma
SAMIRDAMA=Kendi kendine konuşma.
SAMSA DATLISI - 40 katlı üçgen bükülerek yapılan köy baklavası
sañ vurmak, san enmek=kırağı düşmek. -bostanı hep sañ vurmuş!, sañ enmek de denü. Sañlamak da denir.
Sanduk= sandık
Sañra= Sangralı sekiz ay, dongralı dokuz ay, kedi fistan gadun üç ay on gün! Sagra inekler için sözde kedinin kullandığı bir terim Ne dermiş? şöyle diyor kedicik; sagralı 8 ay dogralı 9 ay ee ben gülibistan hanı m üçbuçuk ay (Sangra=İneğin doğum yaptıkdan sonra düşen et parçası?)
Sañra=?Doñra=? (Sañralı sekiz ay, doñralı dokuz ay, kedi fistan gadun; üç ay on gün) diye bir deyim vardı.
Sapır supur= biz şimdilerde ne yaptığını bilmez adam anlamında sapır supur diyoruz ona
Sapsap = abuk subuk konuşana verilen ad
Saratma=gel hele gel, sallanma, aşam bizim sarartma gelin, yaprak sarmış, iki dıkı dıgıve...
‎Sarı yemiş : Şeftali.
Sarıkıvrak= Yalnız Kastamonu'da dokunan bir kumaş
Sarışmak: Sarılmanın bir deyimi İhsangazi tarafında daha çok rastlanır bu cümleye..
Sarıya mı?: Hoşuna gidiyor mu? (Sarıyamı ôğğ seyina,Sarmazmı ôğğ hasan aa hemde nasıl sarıya)
sarlaşma:yapışma bırakmama
Sarmak(köpek)= havlamak
SARSUK: Dengesiz –SARSUK= NE YAPTIĞI BELLİ OLMAYAN, BECERİKSİZ***
sarsuk-samaruk:aptal kafası çalışmayan
Saru; sarı
SASI=lezzetsiz, tuzsuz.
Sasık, sasuk= Tatsız, tadı bozulmuş "SASIK SASIK" Olmuş bu çorba... Tatsız , istenilen lezzeti olmayan, istenilen sonuç başarı elde edilemeyen, esas aranılan norm bulunamayan.
savak:su kanallarında suyu yönlendirmek için yapılan kapak
sayır sayır : Hızlı takılmadan
Sayi=Sahi
SAYKAL= UZUN VE DÜZGÜN ÇAM AĞACI***
sayvan:üzümün sarması için ağaçtan yapılmış yüksekçe yer
Seçemedim= göremedim.
sede: meyveler için kullanılır,berelenme ,yaralanma
sedir:odalarda bir köşeden bir köşeye kadar oturmak için tahtadan yapılmış yer
seeli=salı
Seğirtmek=Hızlıca koşmak
Seğmek= ?
sehet= saat
selavatlamak: uğurlamak
seme:1. uykulu yorgun,2. aptal, Seme= Uyuşuk?
semet: düğünün ertesi günü damat evinde yapılan eğlence, Semet= Gelin görme töreni (Gerdek'ten sonraki Cuma günü sabah yapılır, kız-erkek evi kadınları gelin ve damadı görürler),Semet=Semet töreni, toyu var mıdır? Çarşamba Hak'a, gelin almaya gidilir, Cuma günü Semet töreni yapılır. Kızın tarafının kadınlarının çağrıldığı ve erkek tarafının da kadınlarının katıldığı bu törende bir nevi damat gösterme işi yapılır. Semet kelimesini TDK Tarama Sözlüğünde bulamadım. Gıygaşuk gibi bir sürü Kastamonu sözü TDK Tarama Sözlüğünde yok. biz küçükken giderdik semete köyde
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
)) kadınlar hönçe atarlardı birbirlerine mendilin içinde.(kuruyemiş mendile bohçalanıp)atılırdı hem eğlenceli olurdu hem de karşılıklı hediyeleşme
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
) semet= tabiki bir kastamonu türkçesi bizim orda gelin perşembe akşamı gerdeğe girer. Cuma günüde semet olur bayanlar yeni gelinin evinde toplanıp eğlenirler. Bu adet bir çok yerde var hatta üsküp'te bile onlar bu eğlenceye paça diyorlar .'' O gün genç kızlar ve yeni gelinler yine aynı şekilde eğleniyorlar bu hemen hemen bütün türk boylarında var.
sepetlik : ahırların önünde saman yada saman sepeti konulan yer
sepgen: ince ufak yağan dolu
seren : kuyudan su çekmeye yarayan sırık
Serender= Ambar
‎Sergen : Köy evlerindeki rafa verilen isim.Tabak konan yer Sergen, Oda tavanına yakın yerde bulunan eşya koyma yeri. sergen: odaların duvarlarına bir tahta ile yapılmış büyük raf
Sergengezen = fare
Sergen-raf
serit:çevirme kebabın terbiyelenmiş yağı, SERİT= SIRIK KEBABI YAPILIRKEN TEPSİYE AKAN YAĞ***
serme : yufka ekmeği
Serme ekmek, Sermekmek= Yufka
SERME GAVURMASI = Bir de Yufkanın yağda kızartılması ve yumurta ile yapılan bir yemeğimiz vardı adı neydi? Cevap: Tavaya 2-3 adet soğan doğranır,kavrulunca içine 3-4 yumurta kırılır yumurtalar pişince üzerine evde yapılan serme dediğimiz yufkalar küçük parçalar halinde koparılarak konur .Yumurta soğan harcının içine eklenerek birav kavrulur,üzerine biraz su yada süt serpilerek biraz yufkaların yumuşaması sağlanır.Ocağın altı kapatılır.yemeğe hazırdır.Eskiden köylerde her zaman dana kıyması olmadığı için kıyma yerine tarhana pişirilkende,SERME GAVURMASI yapılırkende yumurta konurdu.Malzeme içine kıyma varsa eklenebilir ve börek tadında yenebilir. Afiyet olsun.
sersebil=perişan sersefil olmalı?
setikli : iri,bakımlı,etine dolgun(setikli tavuk)”köçekli yöresi”
seyin ağa (hüseyin ağa)
SEYİN AĞA......HÜSEYİN AĞA
SEYİN: Hüseyin
seyirt(mek)= koşmak
Seyirt, Seyit= koş
SEYİS= Keçinin aylık erkek yavrusuna verilen ad.
SEYİT: Koş
Seyit: Koşup yetişmek
Seyit: seyit tez ol ibi alalım banduma edelim pişirip yeğlim uşşak...)))
seyit= koş=Çap
seyitmek- seyirtmek: koşmak
Sıçan= Fare
Sıçandişi = mahsule zarar veren bir böcek
sıçandişi bir oya çeşidi idi.
Sıçan südüğü gada= azıcık çok az
Sıçrayında= Ağzına sıçrayında gelsin=şaşırmak, şaşırtıcı
Sıfat=Yüz
sığ= çorap örülen tığ
sıkı:elma ve pancarın ,pekmez ve marmelat yapmak için suyunu çıkarmaya yarayan ağaç oluk
Sıklet bastı= sıkıntı geldi
sıkma : hamurla sıvı yağda kızartılarak yapılan tatlı, Sıkma: Lokma tatlısı
Sıması bozuk=?
sınamak:denemek
SINDU=MAKAS
Sınınçı, sınıkçı: Kırık çıkığı saran kimse
‎Sıntıraç = Hayvan nallamada tırnak temizliği yapmak için ullanılan alettir.Sıntıraç= yük hayvanlarının nallanması esnasında, tırnaklarını keserek düzeltmeye yarayan geniş yüzlü keski.
Sıntraç, Hayvan Nallama da kullanılan Tırnak Keseceği,
sınur-sunur: sınır
SIRACALI: Şirret
Sıran(nazal n ile) Sıran
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
izi dizi, sıra sıra, arka arkaya... Sırang sırang=Sıra sıra, dizi dizi...
SIRATMAK kelimesini hiç duymadım. Sırtarmak,köpeğin ısırma niyeti ile dişlerini göstermesi anlamında kullanıldığı gibi..aynı zamanda çocuklarada ,bazen yakınlarımızada sırtarma deriz, yani şımarma anlamındada kullanılır
Sıratmak ne demek? Vurulduğunda yüzeyine yapışacak şekilde sopa çekmek anlamında böyle bir söz hatırlıyor musunuz? sıratmak (değnekle vuru vuru vermek, gibi bir anlamı vardı galiba) kelimesinin peşindeyim. Duydunuz mu?
Sırım: Hayvanın derisinin ince ince kesilmesiyle yapılan ip benzeri deri parçaları.Bağlama işlerinde, daha çok sarık dikmede ve sarığı ayakkabı gibi bağlamakta kullanılırdı. Sırım gibi: Mecazen, dayanıklı, kaslı buğday tenli insanlar için kullanılır. Kalburun elemeye yaran gözleri de sırımdan yapılır.
sırnaşık= çevresindeki kişi veya kişileri devamlı olarak rahatsız eden kişilere denir
sırnaşuk:ayrılmayan,yapışkan
Sırnaşuk=sırnaşma bak şindi döğerin seni haa = diye serzenişte bulunulur.elleri öpülesi baba anneler çok daha kullanır bu cümleyi ah ah o günler bir başkaydı gerçekten artık yeni nesil bizm kuşağın , yaşadığını yaşayamaz biz bile bilgi sayar başından kalkmıyorsak , onlar ne yapsın devi teknoleji devri...
sırtarma : karşı gelme
sırtarmak diye birşey biliyorum ,köpeğin ısırma niyeti ile dişlerini göstermesi.. Sırtarmak,köpeğin ısırma niyeti ile dişlerini göstermesi anlamında kullanıldığı gibi..aynı zamanda çocuklarada ,bazen yakınlarımızada sırtarma deriz,yani şımarma anlamındada kullanılır
‎Sıruk= 5-6 metre uzunluğunda sopa.Daha çok meyvaları dalından düşürmek için kullanılırdı.Meyvayı bu şekilde düşürüp toplamya da "Meyvayı dokumak" denir.Mecazen uzun boylu insanlar için kullanılır.
Sıva= benzi sıva gibi olmak? Yüzü bembeyaz olmak.
sıvarmak : tarlayı sulamak anlamında kullanılır
SIVARMAK= TARLADAKİ BİTKİYİ SULAMAK***
Sıvasa testere= büyük boy el testeresi
sıvışmak: kaçmak kurtulmak
sıynak :kendir çubuğunun soyulduktan sonra elde kalan lifiSIYNAK=SOYULAN KENDİR LİFLERİNİN ELDE TOPLANMIŞ HALİ***
Sızırmak, Sızumak= Eritmek
Siddin sene :hiçbir zaman sittin sene Arapçadan,60 sene olarak geçiyor ki, bu da dediğiniz gibi hiçbir zaman; kim öle kim kala, anlamına geliyor. Kelime kırk yıldan başlamış ama günlük kullanımda anlamı kaymış.Rahmetli Babam " siddin sene"yi 60 yıl yerine hiçbir zaman gerçekleşmeyecek anlamında kullanırdı.
Sigek= sinek
SİĞDÜMEK= İdrarı tuvaletin sağına soluna sıçratmak
SİĞDÜMEK= İdrarı tuvaletin sağına soluna sıçratmak
Siğil= Bir hastalık
Siğmek= Ayakta işemek (köpekler için kullanılır?)
Silgü= silgi
sima: yüz çehre
simil simil de derler bazı köylerde mıyıl mıyıl= ağır hareket etmek.(mıyıl mıyıl iş görüyor, pek mıyıl gibi cümlelerde kullanılır.) simil simili sessizce gezinme olarak kullanıldığını sanıyorum.
Simsim= sinsi
Sinç= Surat, Sinci eğri= Suratı asık
Sini, Büyük tepsi.
sini: büyük tepsi, Sini=tepsi
Siñir= Sinir
sinsile-sülale, silsile
SİYEZ: Genellikle İhsangazi tarafında yetişen bulgur çeşidi..
siymek: ayakta işemek
sobe- sobü: çocuk oyunu ,saklambaç
Sobun=Suya sobuna dokunmadı iyi dedig hocam efe bi açuklama oldu..
Soğalak-Sovalak: İçi boş, olgunlaşmadan kurumuş mevya.
soğmek : küfür etmek
SOĞNA=Sonra
Soğukluk = ayran, ekşi, komposto gibi soğuk içecekler ( Etli ekmeğin yanında soğukluk iyi gider.) Soğukluk = Etli veya pastırmalı ekmek gibi yiyeceklerin yanında içilen meşrubat..(genellikle ekşi ezmesi) SOGUKLUK= Yemeklerin yanına meyve marmelatlarının ezilmesi ile elde edilen içecek
Soğulmak= Pörsümek, içi boşalmak
Soğurmak= Savurmak (Soğurmak sadece bu iş savrularak yapıldığı için savrulma anlamına gelmeyebilir, tınazın ayıklanması için kullanılan yöntemin özel bir adı da olabilir.) savurduk olması lazım
sokak: ahırda hayvanların dışkılarının toplandığı yer
Sokum= (Kuru yiyecekler için?) bir lokmalık yiyecek
Sokurga, sakurga: Kene, (Şenpazar) sakurga(kene)ye adı denmez de deniliyor...
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

‎Solak= Kısa ve kalınca sopa, dal parçası.Daha çok yüksek dallarda kalan meyvaları düşürmek için ağaca doğru fırlatılırdı.Bu atış tarzına da "Solaklama " denir.Solaklama biraz ters, biçimsiz anlamına da gelir. (sol elini kullanan anlamını herkes bilir)
‎Soluma= Nefes darlığı hastası .İnsan için "soluma " denirken, hayvanlar için daha çok "solugan" denir.
Somun- köylerde taş fırında pişirilen ekmek
Soñ gûz=Sonbahar
Sona, Soğna= Sanra
sorak:bebeklere bez içinde verilen tatlı,yalancı meme
‎Sorak= Ceviz,kuru üzüm, ayva gibi meyvaları ağızda bir müddet çiğnedikten sonra , bir tülbente sararak , bebeklere emzirmek üzere hazırlanan emzik. Helva ve lokum şekeri gibi tatlılar da doğrudan sarılırdı.
SORAK= küçük ince tülbente içine lokum parçası konarak bağlanır ve beşikteki bebeğin ağzına verilir,çocuk emerek uyur.Eskiden emzik yoktu,emzik yerine sorak verilirdi.
Sormak= 1. Soru Sormak 2. Emmek
soru= sarı (Şu şapkalı soru herif bizim mıkdara benzemaya mı?Şartoosun ona benzeyaa.)
Sorum burması =baklavadan artan hamurla yapılan tatlı
Sorutmak : Suskun durmak, durgun olmak?? Suratını asmak olabilir mi.? Evet öyle olmalı somurtma'nın bizim usulde söylenişi herhalde..
Soyak: Mısır üzerindeki yaprak
soymuk: baharda çam ağacının kabuğunun çıkartılarak içzarının yenilmesi, soymuk= Çam ağacının kabuğuyla gövdesi arasında bulunan ince şeffaf tabaka.(1 yaş halkası) Öğğ bı yıl gine soymuk yiyemedük. Soymuk = Çam ağacının kabuğu altundaki beyaz yenilebilir tabaka..( Ağaçlara büyük zarar verir)
Söbelek: söbü(elips) şeklinde
Söbü=Yuvarlak değil, uzunsu, Söbü gafalı,
söççü : çok bilmiş. ( O söççünün biridir.)
Söğmek= Küfretmek SÖĞMEK= Küfür etmek
Söğmüş, siğmiş= Küfretmiş, ?
Sökü=Kürsü=Tahtadan yapılmış basit oturak. (Küre)
sökül: hayvanların kuyruğundaki beyazlık
söyletmelik:el öpmede damadı konuşturmak için verilen hediye, Söyletmelik= Gelini konuşturmak için gerdek öncesi damadın verdiği hediye, Küre'de Söyletmelik=Yüzgörümlüğü (bu takı veya hediye verilmeden damat gelinin duvağını açamaz, yüzünü göremez.
Söyündümek= Söndürmek
Söz temsilki, söz temsili= Mesela
Stil= yoğurt çalınan kaba araç ilçesinde stil adı verilir
Su böreği= İçine hamur kıvrılmış üçgen şeklindeki hamurların suda pişirilip süzüldükten sonra üzerine ceviz, çökelek vb. ile sunulduğu yemek.
Su tıkırı=Ağaç su taşıma kabı
Su yutgunu=Kesilen ağacın suyu çekmesi.anlamında.birde bizde salak adamlara derlerdi su yutgunu diye.Evet,bir türlü yakamazsınız,kesildikten sonra yağmur veya kar altında kalıp hafif morlaşır ağaç,buna denir su yutgunu diye.mecaz anlamını da yeni duydum. Aşırı yağış alan zamanlarda toplanan mantarlara da su yutgunu denir. bişeye benzemez.
Sufalamak= Ahşap evlerde zemini tahta ile kaplama işlemi
Sufra= sofra (Adam karısı veya kızına acıkınca şöyle seslenir:"Gız vallahi demeeyin açlıktan ganım sırtıma yapışıya; çobuk olung, sufrayı gurung." Sufra=yerde yemek yemede kullanılan yuvarlak ahşap sofra. Etrafına oturduğunuz zaman dizleriniz hafifçe sofra altına girer. Elbette mideniz biraz baskı altında olduğundan az yersiniz; böylece tabii diyet yapmış olursunuz
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
)) biz ona sofra derdik'te en kızdığım şey kedinin sofra altına saklanmasıydı
suğlem: doğru,düzgün
SUĞLEM=İNCE, DÜZGÜN VE UZUN AĞAÇ DALI***
Sulu zırtlağa limon deyala=Sulu zırtlağa limon diyorlar.
SULU ZIRTLAK= Çok hassas her şeye çabuk ağlayan kişi için kullanılır
Sulu Zırtlak=ilimona sulu zırtlak da deniyor. SULU ZIRTLAK= Çok hassas her şeye çabuk ağlayan kişi için kullanılır
Sumsuk, sümsük, zumzuk= yumruk, Zumzuğu Yemek: Şaka yollu dayağı yemekti sanırsam
sundurma:
Sungur=Sınır
Suyutkunu= kar veya yağmur suyunu emmiş, kolay kolay yanmayan odun (Küre)
SÜBEK: Eskiden çocukların beşiğinin altına tuvaletlerini yapmaları için konulan tahta alet, Sübek
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
eşiğe yerleştirilen çocuğun çişinin içine dolması için tahtadan yapılmış, Sübek= Beşikte kullanılan çocuk çişini akıtmaya yarayan alet..(Beşik aparatı/özellikle kız çocuklar için) beşiklerde idrarı hevrüze taşıyan aparat, sübek: beşiğe yatırılan bebelerin küçük çişlerini yapmaları için çüküne takılan ağaçtan yapılmış alet. sübekler vardı. cinsi ayrımlı Ortası sübek yerleştirmek için delikli çocuk yatakları vardı Tılar denilirdi. yatakların içine ot doldurulurdu. pamuk yok zaten, yün de kıymeti idi. Gabak sorağı hemen uyutur. Çok enterasan. Kastamonu beşiğindeki sübek, Kazak beşiğindeki şümek-tir.Sorak da sormaktan gelir herhalde.
SÜDÜK= İdrar, Sidik
süflü: pasaklı
Süğen= Araç tarafında su alınan yer çeşme gibide kullanılır bir nevi meydan çeşmesi, Selami bey Ben Araçta hiç süğen diye bişey duymadım. İğdğr tarafındamı kullanılır acaba?
SÜKSÜNÜM: Ense
sümezlenmek=? Bir türlü eli işe varmayanlar için söylenen bir sözdür.(Gız orda ne sümezlenip duruyosung. Ecük sona buban gelü.Şu çorba tenciresini ocağa goyvesene.)
Sümsük, sumsuk, zumzuk= 1. Zumzuğu Yemek: Şaka yollu dayağı yemekti sanırsam Merkezde sümsük denir..2. Sümsük=Yemek aramak için kap kacağı karıştıran. Daha çok köpekler için kullanılır.
Sümsük: Beceriksiz
SÜMÜLCÜME=sendeleme, dengesisini kaybetme?, bekleme, “sümülcümede goma” beklemeye bırakmak?
sünepe-sülepe: dağınık, bakımsız, kendine bakmayan , beceriksiz
Sürgeşük, bulaşık bezi..
Sürgü=kürede çocukluğumuzda oduna giderdik..anam karşılıklı miki kadın odun yarar ,eğrelti otuyla sırtına sararken bize de SÜRGÜ denilen ağaç çekmek getirmek düşerdi..2. Bir nevi kapı kilidi
Sürgü=kürede çocukluğumuzda oduna giderdik..anam karşılıklı miki kadın odun yarar ,eğrelti otuyla sırtına sararken bize de SÜRGÜ denilen ağaç çekmek getirmek düşerdi..
Sürgüç = köy meydanındaki taş fırınları temizleme bezi sopaya baglanıp fırın içine salınır... SÜRGÜÇ: Fırın içini temizlemede kullanılan, değnek ucuna bağlı ıslatılmış çaput ya da çok gezen-gezinti sürgüç: bulaşık yıkamak için kullanılan bezSÜRGÜÇ= Yerleri silmek veya bulaşık yıkamak için kullanılan bez,
sürunge: ekmek fırınını temizlemek için kullanılan ucuna bez takılmış olan uzun ağaç, Sürünge= Ekmek fırınlarında yakılan odundan kalan küllerin fırın tabanından temizlenmesi için ıslatılarak kullanılan ucunda bez bağlı sopa.
Sürün sapıt= hep birlikte kalabalık olarak
Süsgünü eğri= Darıldığı için başını aşağı eğmiş insanların bu halini anlatmak için kullanılır.
süsmek: hayvanların kafalarıyla insana ya da başka bir hayvana saldırması, SÜSMEK= boynuz darbesi, boynuz vurma
Sütleğen= Bir çiçek adı
süymek: bir malın tutulması, çok satılması
Şabap= Şakacı
ŞADI : kılıbık. Kaynanaların gelinin sözündan çıkmayan oğullarını aşağılamak amaçlı kullandıkları ifade. " Bizim gôbel belli garı şadısı oldu."Çocuğuna söz geçiremeyen ebeveynler için de kullanılır."İyice uşak şadısı olduñuz"
Şahadetname: Diploma
Şalvar silkmek= Kızgınlıkğını belli etmek
Şak= Tümsek, Alnın şakı : Alnın ortası? Tepesi olabilir mi?
şakaşuka: köçekli yöresinde oynanan seyirlik oyun
Şaklamak: İkiye ayırmak
Şakşak=ev dış kapılarında, zil yerine kullanılan metal tokmak ve karşılığı,
Şamama= minik lamba
şamar oğlanı: çok dayak yiyen
ŞANIYINAN=Şanı ,şerefi ile anlamında
Şaplak: tokat, birde benzetme vardır şaplak mantarı. Nimet Hanım'ın "şaplak mantarı" kullanımını görünce aklıma geldi. Bizde de "ayu mıncığı" denilen sarı renkli bir mantar vardır. Şapka kısmının içi yumuşaktır. (Gannıca mantarı aramaya gitdük. Bol bol ayu mıncığı bulduk.)
şaplama : tokat, şamar
Şapşak= (Daha önce başka anlamları yazılmıştı)Ağzı geniş ve dudakları sarkıkça insan.
ŞAPŞAK= ELDE SU TAŞIMAK İÇİN AĞAÇTAN BAKRAÇ***
şapşal : aptal şaşkın
Şarpı= Eşarp
Şart olsun, üçe beşe şart olsun= Yemin etme sözüdür.
Şart olsun= Yemin olsun , şartôsun: yemin çeşidi,şart olsun ŞART OLSUN= Yöremizde yemin etme türü.
ANAM AVRADIM OLSUN= Yöremizde yemin etme türü.
Şartoosun= Şart olsun, (Yemin) "Öğğ şartoosun iyi akıl ettiñiz burayı da efe oldu."
Şebelek= Mantar Adı?
şebelek=şebek=maymun
Şeer=Şehir
şeerli teklifi= dil ucuyla teklif etmek(Öğğ yemek filen yerdük daha)
ŞEHER=Şehir
şeher-şeer: şehir
Şerbet içmek= 1. Şerbet içmek 2. Düğün'ün ilk aşaması, söz kesilmesini resmileştiren tören. Mahallebiciye gidilir, şerbet içilirdi. Hemen ardından dünürler birbirine ağır bastırmaya çalışırlardı!...
Şerefe= İnşaatı tamamlanan evin genç kızı ya da gelini yumurtayı dantelle kaplayarak çatının bir köşesine asar, bu çıkıntıya "Şeref" denir.
Şeşhane= inatçı at ve eşeklere yapılan serzeniş= çüşş şeşane sende.. gibi
şıçıra= koş,
şık:kiraz çekirdeği (germeç ,ersil köyü
Şık=o da kapılarında eski tip kilitlerde, kapının kapalı durmasını sağlayan dili hareket ettiren mekanizma
Şıvgar= yükü ağır kağnı vb araçlara ilave bir çift öküz daha koşmak. Gaza getirme anlamına da kullanılır.
Şimdi netçeyüz, şindi netceyüz= Çaresizlik , Şimdi ne yapacağız?
Şinanay =küçük lamba
Şindi: Şimdi
şindik : şimdi
Şinik, urup, hak=tahıl ölçme kapları. Elbette hak en büyüğüdür, Şinik= (Tosya) Tahıl ölçeği (bizde kullanılan yarım) şinik:tahıl ölçeği
ŞİPİ= Kısa yuvarlar sopanın ucu ikiye yarılarak arasına kısa bez katlanarak konur ve yağa bandırılıp etli ekmek yağlanır. buna şipi denir.ŞİPİ=Etli ekmek yağlamaya yarayan aparat. Eskiden fırça yoktu,hemen ağaç dalından (özellikle kara ağaç dalı tercih edilirdi )kısa sopa bir ucunu yarardıktan sonra arasına temiz tür bırakmayan bir bezi bir kaç kat katlayıp arasından geçirirdik.sonra yağa batırıp ekmekleri yağlardık.Doğal bir fırçaydı.
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
) Farklı ilçelerde yağlanguç deniyor olabilir .Daday ve Kastamonuda ŞİPİ deniyor.
Şipi=(Araç)Saçta ekmek yağlamaya yarayan saplı bez parçası
Şiplek, Yufka yapımında saç üzerindeki ekmeği ıslamak için kullanılan ağaç çubuk ucuna takılan bez parçası,
Şipşime=?. Küçük kız çocuklarını severken duyuyorum şipşime bacaklı ,şipşime suratlı gibi kullanılıyor da anlamını bilmiyorum
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
cındım = bir avuç, minik, sevimli gibi kullanılıyor sanırım.. Bir bebeği severken cındım gibi
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
cındım kadar deniliyor... ŞİPŞİME=Zayıf ince yüzlü,zayıf,küçük yüzlü ,ince bacaklılar için kullanılan bir kelimedir.
şirnet = şımarık , belacı, yılışık
ŞİPİ=Etli ekmek yağlamaya yarayan aparat. köyde tavuk, kaz, ya da hindi kanadı kullanıllırdı.
Şirnimek = Şımarmak (Küre)
şişe : zemin tahtası ile duvar kenarını kapatmaya yarayan çıta, süpürgelik
Şişe çektirme= Halk sağaltma yöntemlerinden biri, bardak içine ispirtolu pamuk yakılır, ağrıyan yerin üzerine kapatılır. Dikkatli yapılmazsa yanıklara yol açılabilir.
şişe galasıca, şişe galasıca, asba çıkasıca, boynu bükülesice, canı çıkasıca vs demek oluyor, Şişe galasıca, Şişegalasıca= bir tür beddua..
ŞİŞE=LAMBA=Ahşap tavanlarda iki tahtanın arasını kapatmak için çakılan ince ve ensiz tahtayada şişe ya da lamba deriz biz acaba başka ilçelerde de aynı mı anlamı?
Şişek= İki yaşlı dişi koyun adayı
Şom ağızlı : ağzından çıkan her kötü olayın gerçekleştiği kişi( O şom ağzını açma.)
ŞORDA= genellikle DEYHANA ile birlikte kullanılır görülebilir uzaklıktaki cisimler için kullanılır
Şordan: öbürtaraftan-
şoşudum-şaşudum: şaşmak, şaşırmak, hayret etmek
Şoyaña=Şu tarafa.(Top şoyaña gaçtı aasıñıñ gôtüde gel)
Şöfer= şoför
şuaccuk-şuğaccuk: şu kadarcık
şüngürşek: şimşek
Tabaka: Tütün ve sigara kabı
TADLUM KIYMATLUM : TATLIM KİYMETLİM
tafra : sinir
Tahan= Bizim germeç -taşköprü tarafında tahana DIĞAN deniyor. Tahan=? (Harman aleti?) Küçük kar kürüme aletine benzer? Bizim germeç -taşköprü tarafında tahana DIĞAN deniyor. Ayrıca saman doldurmaya yarayan alete bizde YABA. ılgaz taraflarında da HAPAZ deniyor. HAPAZ bizde avuç anlamında kullanılıyor. (İki hapaz leblebi ver)
takinye veya lalin terlik anlamında belgelere baktım takinyeyi göremedim heralde eklenmemiş.
Tanuduk: Tanıdık
Tarat= Teharet
Ta'ta, tahta, data= Tahta
tatar:sarımsaklı yoğurt katılarak yapılan ev makarnası
Tatımet= ?
tava gulpu: bacakları oluşmamış kurbağa yavrusu
Tavan: Bu kelime, tahta kelimesinin yerine aynı manada kullanılır. Tabanın karşıtı olarak da ( az da olsa ) kullanılır.
Tay=yük hayvanlarına yüklenen yükün her bir taraftaki kısmı, yarısı... Tay=yük taşıyan hayvanlarda yükün bir tarafı (Bir tay odun..)
tayır tayır= çabuk çabuk
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
tayır tayır yürüme... Payır payır= Payır payır söküldü veya odun payır payır yanıyor
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Tebelleş olma=Ekleşme= Bir iş görürken , yolda yürürken v.b.engel olma hali..Kullanım şekli de : Öğ ekleşme beee.))) Ekleşme=Tebelleş olma, Ekleşme'nin taciz, tecavüz anlamı var mı? O kadar ileri değil..Sadece rahatsız etmek,engel olmak..Yine de Coşkun'a sormak lazım..))Tebelleş olma= Tebelleş olma=bir biçimde rahatsız etme, engellemeye çalışma. (Küre) Başma tebelleş oldu, aralaşmayo... Sürekli peşinde dolaşmak..Gibi bir söz galiba. Israrlı davranmak da olabilir. Evet, yapıştı bırakmıyor gibi.. Evet yapışmak gibi bir söz.
Tebelleş=askıntı..
teber: küçük balta ,nacak
Tebeyün= sanırım belirlemek, tebliğ-tebellüğ anlamında ?
tebsermek:hafif kurumak,ayazlanmak
tef: çalgı olarak kullanılan kasnak üzerine deri geçirilerek yapılan alet
Tefter=defter
Tegavüt: Emekli
Tek damar: Zayıf çelimsiz insan
tekne kazıntısı : furunda bırakılan ekmeğe denir, tekne kazıntısı birde son çocuğa da denir
tekne= hamur yogurup mayalamak için kullanılan tahtadan yapılmışgenişkap.
Tekneli gurba: Kaplumbağa
Tel Sarar= Bebeklere tel sararin eski adetlerde parmak sayma sirasini yazarmisiniz. Kazakcasi soyle Bas Barmak, Balali Uyrek, Ortan Terek, Shildir Shumek, Kishkene Bobek. Ben sadece tel sarar kısmını hatırlıyorum.
telatür=özensiz,basit,zayıf şeyler için kullanılır.
telbüs –telbüslük : ?
Telce, Terece= Ocaklı odalarda ocağın yanında ya da yanlarında bulunan boşluklarda yapılan dolapların alt kısmında, genellikle ocak veya sobada yakılacak günlük ihtiyaç miktarı kadar odunun depolandığı kısım. Hüseyin bey telceye terce de diyoruz biz.. Bizde TERCE odalardaki ocak yanlarına oyulmuş küçük sabit dolaplar, boşluklar ile tavana sıralanmış rafların ortak adı. Kullanış amacı farklı olduğu için TELCE ayrı bir kelime olarak değerlendirilip Kastamonu Türkçemize kaydedilmiş oldu.
Telem saçak olmak: Etrafa dağılmak
teleme EĞRETİ ,teleme:dayanıksız zayıf, teleme=çok ince, narin
Telezimek= Sabırsızlanmak
tellice= Bir mantar çeşidi
Temcüt, Temcit = sahur
Temek= Ahırdaki gübrelerin dışa atıldığı küçük pencere büyüklüğündeki delik.(işi bitince tahtayla kapanır.) temek-tömek: ahırdan hayvanların dışkılarının atıldığı delik
TENTENE=dantel tığla yapılan el işi
tenuke: teneke
‎Tepecük= Deste halindeki ekin sapları tarlada daha uzun süre kalacaksa, hem hayvanların verebileceği zarardan, hem de yağmur ve doludan korkuya, kelleleri içeri gelecek şekilde küçük yığınlar oluşturulurdu.Bunlara tepecük derdik.
TEPSER(T)ME= Kısmen nem kaybedip kurumaya yüz tutan nesne ve bu durumların adı (deri-hamur-dudak vb)
Tepsermek = Açılan hamurların hava ile teması sonrası dış kısımlarının biraz kuruması..(Bu işlem özellikle yapılır)
TER EKMEK= PİŞMİŞ YUFKA***
Ter geçmek= Israrla vurgulamamak, hafifçe temas etmek.
ter= sığ, çayıñ bazı yerleri bek terimiş
TERBİYE, GEMİ,=Atların ağıza taılan kısmı demirden olup iki yanında meşinden yapılma tutma uzun tutmaçları olan ki ucunu tutarak atın yönünü belirlemek için kullandığı düzenek
Terece,
terecük=incecik
terelme=i ncelme
Terezlü= Sözlük kısmında"Terezlü= terazi"ifadelerini gördüm; bir ekleme yapmak istedim.Bu yazılan şekil hangi ilçede kullanılır bilemem ama Kastamonu merkez civarında bu kelime "terevzü"olarak geçer.(Bi kilo mıkı terevzünün üstüne godu.)
Terezlü= terazi
Terih=Tarih
Têrslik, terslik, teslik= Gübre atılan yer
Terslik= Hayvan gübreliği Bu kelime; Hela, abdesthane, yüznumara (Tuvalet) anlamında da kullanılıyor muydu? Öyle ise TDK'na bunu önerelim de şu pis, sevimsiz tuvalet kelimesinden bizi kurtarmalarını isteyelim.
Tetere= kumaşı siyaha boyamada kullanılan bir bitki. Çocukluğumda pazarda çuvallarla satılırdı.
Tevatür, zıkı: Çok fazla Tevatür: Harika, süpertevatür= çok büyük, Tevatür= olağanüstü, Harika, süper,tevatür: çok fazla abartılı
Tevellüt= Yıl, sene (kaç tevellütlüsün, tevellütün kaç gibi özellikle doğum tarihi sormalarda kullanılırdı.
tez: çabuk
Teze; taze teze=taze anlamının yanında yeni anlamı da vardır. Kırgızlar taze kelimesini temiz anlamında kullanıyorlar.
tezikmek:korkarak birden hareket etmek, ürkmek
tezili-tezülü: aceleci
Tıfıl=siz daha tıfıl iken rahmetli olan bir "teoman" varıdı,emme tevetür gasdamuca gonuşudu,birde şimdi üsküdar mal müdürümüz var Burhan Karabostan,,maşallah oda zıhı tevetür biliya gonuşmayı,,
tığtı= sanırım küçük anlamında(tığtı kadar, tığtı gibi bir şey ,tığtı burunlu gibi cümlelerde kullanılıyor)
Tıkıç: Şişman, İri gövdeli.
tıkır... su kabı...Tıkır: Ağaç su kabı, yazın su saklamaya yarayan çam veya gürgenden yapılan parçalı kap. Yukarıda saydığım üç kaptan yenen, içilenin lezzeti doyumsuzdur. Natürel lafı ancak bu kaplar için geçerlidir bence. Su taşıma kabı bi nevi termos, Tıkır: Ağaç su kabı, tıkır: ağaçtan yapılmış su kabı
Tıkır= Tarlaya bahçeye giderken içine su konan, tahtadan yapılmış,ucunda ibiği olan su kabı; TIKIR= İçine su konan, çaydanlık gibi uzun düz ibiği olan tahtadan yapılmış su kabı
TIKIR=İçine su konan,çaydanlık gibi uzun düz ibiği olan tahtadan yapılmış su kabı
tıkolta= bayan iç atleti, TÜKOLTA=Fanilanın üzerine,elbisenin altına eskiden bayanların giydiği,ince yada kalın pamuklu kumaştan dikkilen kolsuz elbise tarsı giyecek
Tılar = 1. AĞAÇ BEŞİĞİNE SERİLEN YATAK***beşikteki yatak, 2. (Çok yemiş?, karnı büyük?...) tılar (obur) Tılar: Büyük çuval.Mecazen, çok yiyen. TILAR= Yünden yada ottan yapılan, beşik içine konan, ortası idrar kabı (Hevruz)ı koymak için oyulmuş çocuk yatağı
tınar:samanla karışık tahıl yığını
TINAR= SAMANLA KARIŞIK BUĞDAY***yaba ile savrulacak olan sürülmüş tahıl saman karışımı.Tınar=Tınaz, Tınaz= Tozundan, çer çöpünden ayrılmamış, düvenle sürülmüş taneli sap. Tınaz, yaba ile havaya atılarak, soğurulur (Savrulur) "Örüsger iyiydi, gece yarısına gada tınaz soğurduk!" savurduk olması lazım
Tıngır elek, tıngır saç=hiçbir şeyi yok, boş
Tıngıra: Bakırdan veya saçtan yapılma çan.
tırampa: mal değişimi,takas
tırışka= uyduruk, özentisiz
tırlama=ani, birdenbire("adam dururken tırladı gitti.")
tırpan: ekin biçme aracı
tırsmak=korkmak, çekinmek ('beni görünce tırstı.')
tırtlama=bozulma.("o kafayı tırtlattı" "ı,araba giderken birden tırtladı gibi cümlelerde kullanılır,)
Tırtullu : 3 dublelik rakı
tısga: fiske
Tigap= pikap (Pigap almasın?)
tingir= alıngan
Tinsirmek HAPŞIRMAK.
Tirik: Sincap, çökelez.
TİRİL TİRİL= çok ince kıyafet ya da kumaş tiril tiril : ince giyinmek
Tirit= Bayat ekmek veya simitle yapılan bir tür yemek.
TİTREYA=Titriyor,
Tiyzelenmek = Öfkelenmek
Toğralanmış= Kirlenmiş, kirli
toğuk gaydurağı = pirinç tanesi gibi kar dolu arası yağan yağdığında yerde ince bir tabaka buz oluşmasına neden olan yağış türü
Toğuk= Tavuk
Tokaç= geysi yıkarken üzerine vurulan tahta yaslı tokmak tokaç : Ağaçtan yapılmış çamaşır yıkamada kullanılan araç
‎Toklu : Yaşına girmiş olan koç.Kısır koyun, Toklu= Ispanak yerine ekmeğin içine konan bir ot vardı; neydi unuttum. Mancar deriz biz selçuk abi o ota, Ağızda donmuş yağ gibi bir tat bırakır. baharda tarla sınırlarından kadınlar toplayıp ekmek yaparlar.toklu: iri, yaşlı koyun
TOKUR= KISA BOYLU ŞİŞMAN***kısa boylu, kilolu. sümüklü oğlana da dirle. hatta bunları'sümünü yiyen gaymakam olu ' diye gandurula.patdöşek nine beni öyle gandurudu emme gaymakam olamadım
-memet söle bakıyn bu aplalardan hangisi böyük?
-şo biraz tokur gibi o böyük
-sen gendüne bag sığır *
kafa yapısı çok yuvarlağımsı ve üst kısmı itibarıyla geniş olanlara da denir . boy kısalığı çok önemli tabi.
tolaşuk-dolaşuk: 1.küçük ince işe yaramaz kendirin karışmış,dolaşmış hali,2. tekin olmayan
TOLU= Kuyudan su almak için sapına kalın ip bağlanarak kuyuya sarkıtılan kova, bakraç
Tolu=kuyudan su çekilen kova
toluş-toruş:gücü yetmeyince desteklemek, güç vermek (Çoluş?)
Tomofil= otomobil rahmetli dedem tomofil derdi
Tongur= keçilerin boynuna takılan tok bir ses çıkaran zil
Topala= tırpanı sapına sabitlemeye yarayan, sapın takıldığı halka.. Topolo, Tokola=Topala kelimesi bizde(Kastamonu merkez Budamış köyü) tokola olarak geçiyor. Tırpanı sabitlemeye yarayan parçanın adı. Benim dedem Küre'de çilingirdi ve tırpanları "gemlerdi", Gem=tırpanın topala (siz de tokola) takıldıktan sonra o kısmı, kesici bölüme birleştiren demir bağ.. O nedenle biz de topala olarak anıldığını çok iyi biliyorum
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
)
Torba yoğurdu: Ayranı torbaya doldurup süzmek sureti ile elde edilen yoğurt.
tosbağa –tosgumboğu: kaplumbağa
tosurdamak-tosur tosur etmek = Surat asmak, kapris yapmak, nazlanmak.
tot: kalın kısa ağaçla sopayla vurularak oynanan oyun (köçekli)
Tovuk boku sende= yılışık= cıvaşık= şımarık laf anlamaz
Tovuk= tavuk
Tozu= Tazı
Tökesemek: Atın ayağının sürçmesi. tökesemek olmamaı lazım arkadaşım ona tökezlemek derler
TÖMEK: Ahırda ,hayvan pisliğini atmaya yarayan küçük pencere.TÖMEK= AHIRDA HAYVAN GÜBRELERİNİN DIŞARI ATILDIĞI DELİK***
TÖMÜZLÜK BEZİ- Temizlik bezi
Töneke; teneke
Töngel : Beşbıyık
Törsenge = çabuk küsen ,aksi
törsengi=toplumla uyuşmayan,uyumsuz davranışlar sergileyen,ters,inatçı(Öğ bırakın şu törsengiyi.Gaç gündü yalvarıyon;nuh deya,peygamber demeya.)
Törslemek: Darılmak, küsmek
töyfem:tuhaf
tufa: yüzün yan kısmı,avurt
Tufal= demircilikte ocakta ısıtılan demirin çekiçle dövülmesi esnasında dağılan yanık demir parçaları..
Tûğmek=Atlamak(Duvarın üzerinden Tûğûvedi) "Tüğmek" sessizce kaçmak diye bilirim Nurhayat hanım.O kaçmak anlamına gelen,tüymek.Bu Tûğmek atlamak anlamında
tulum çıkarmak= (Oyunda) hepsini kazanmak, hepsini almak.
Tuman= ? içdonu=kilot, tumanınan aynımı bu?
Tunç= Zıvana=Evlerde kullanılan ve kol gücüyle çevrilen el değirmenlerinin (Kahve değirmeni değil) alt taşının ortasında demirden yapılma, kalınca çiviye benzer bin eksen vardı. Bu eksene bazen kiren gibi sert ağaçtan, çoğu zaman da metalden yapılma, yine tam ortasından bir delik olan, 15-18 cem uzunluğunda 2 cm eninde ve 1,5 -2 cm kalınlığında dikdörtgen prizma şeklinde bir aparat takılırdı. Bu aparata "tunç" ? denirdi. Üst taşın alt yüzünde bu aparatın gireceği bir yuva , "yiv" bulunurdu. Bu aparat alt taş ile üst taşın arasında belli bir boşluk kalmasına sebep olanak, iki taşın birbirine değmeden dönmesini sağlardı. İşte, üst taştaki bu yuvaya veya yive "zıvana" derlerdi. Bu tunç denen aparatın, bu yuvadan çıkması halinde, iki taş birbirine değer, bir gürültüdür giderdi, öğütülen şeye de taş parçacıkları karışırdı. Bu duruma da "zıvanadan çıkmak" denirdi ki; mecazi manası herkese malumdur.
Tutak= Merkezde ona dutacak derüz = Tutak:Tava tencere gibi şeyleri ocaktan alırken tutmak için kullanılan , birbirine bir kordonla dikilmiş bez parçası. Tutak, aynı zamanda sabanın tutulacak yeri değil miydi? Bir de eñek var, sabanın bir bölümü idi galiba. Saban Eneği : (Buradaki n tam bin geniz n'sidir).Saban denilen bu en eski alet üç parçadan oluşur. Az çok L harfine benzeyen ve çift sürerken ucundan tutuğumuz kısmının bütününün adı budur. Sade elle tutulan yerine-ki L'nin üst kısmıdır ve geriye doğru asa şeklinde kıvrıktır- "tutak" denir. L'nin alt kısmı da ucuna saban demiri takılacak şekilde yontulur. Saban Oku : Sabanı L harfine benzetirsek, bu harfi oluşturan iki çizginin kesiştiği noktada 5 X10 cm ebatlarında dikdörtgen bir delik açılır.Bir ucu bu deliğe girecek şekilde yontulmuş , 10 x 15 cm ebatlarında dikdörtgen prizma şeklinde 3- 3,5 metre uzunluğunda bir ağaç bu deliğe 30-40 derece bir açı ile yerleştirilir.Bu açı küçük olursa saban yere batmaz.Büyük olursa da "derine sarar".Bu üç metre civarındaki ağaca saban oku denir.Okun diğer ucu boyunduruğa sabitlenen halkaya takılmak (Koşulmak ) için bir iki yerden delinir.
TUYUK-YAN(L)NIK-SÖBE= Köyün tuyuk (saf-salak) oğlanı otura otura yannığı (sedir- bu günkü anlamada köşedeki uzun ve sabit oturma gurubu yada kanepe) söbe(yassı-ezik)leşdüdü..
TUYUMLUĞUNA=?
TUYUMUNA = Ulaşılmak istenen hedefin hangi istikamette olduğunu bilmeksizin, gitmek istediği hedefe ulaşacağı zannı ve ümidiyle herhangi bir istikamete doğru yürümek, TUYUMUNA: Tahmin ederek, el yordamıyla, görmeden, şansına, bilmeden... (Argoda biraz atarak, sallayarak...) Ben böyle hatırlıyorum... ,tuyumuna= rastgele anlamında daha çok kullanılır. Tuyumuna atılan silahtan çıkan mermi ağaca saplandı. gibi..Tuyumuna= Boşuna (Hocam.tuyumuna kelimesinin anlamını boşuna olarak açıklamışsınız ama,bilmeden, anlamadan , değil midir gerçek anlamı.)tuyumuna: tesadüfen ,bilmeden ,bilinçsizce
tuyumuna: boşuna, kelimesi daday ve kastamonuda Tuyumuna=Tahminen anlamında kullanılır diye biliyorum. örneğin: tuyumuna su koy, tuyumuna yap gibi ,tam bilinmeyenler için kullanılır. Tuyumuna = bilmeden görmeden
Tüfeyli= Boş-gereksiz..
Tüğnük = Düğüm.. ; Dadayda - TÜĞÜNNÜK
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
üğüm
Tüğtü= Baltanın tersi
TÜĞÜNNÜK Dadayda -
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
üğüm
tükan: dükkan
Tükmük= tükürük
TÜKOLTA= Fanilanın üzerine, elbisenin altına eskiden bayanların giydiği,ince yada kalın pamuklu kumaştan dikkilen kolsuz elbise tarsı giyecek tıkolta= bayan iç atleti,
Tülek: Küçük (fidan halindeki)çam ağacı
tünek:tavukların dinlenmek için çıktıkları yüksek yerTünek=Tavukların yerden yüksekçe uyuması için uzatılan sırık veya yapılmış yüksekçe yer.
tüynük=düğüm
Tüyünnük= Düğümlenmiş
Uçkur= Don isimli giyside kullanılan rastık nev-zuhur (sonradan görünme ) bir şeydir ki, bundan önce rastığın yerine, 1-1,5 metre uzunluğunda, eni de uzunlamasına katlanarak 0,5-1 cm ye düşürüldükten sonra, sıkıca dikilerek adeta ip haline getirilmiş bez şeritler kullanılırdı ki, bunların adına "uçkur" denirdi. uçkur-ukcur:eskiden donlarda lastik yerine kullanılan uzun bez ya da ip
uçmak: çok hızlı,çabuk koşmak
Uğmek, (Bütün sıkıntıları başıma uğdün gettin derlerdi) Yığmak,
Uğra = ekmek yaparken yapışmaması için ayrılan bir avuç civarı un
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
) uğra: hamur açarken ekmek yaparken kullanılan un, Uğra=un
Uğunmak= Izdırap çekmek
uğuşlamak:el ile ovalamak
ulum ulum( iş görme-çalışma-üretme-yardım etme)= sanki büyük bir iş yapmış gibi böbürlenme-başa kakma. ulum ulum( iş görme-çalışma-üretme-yardım etme)= sanki büyük bir iş yapmış gibi böbürlenme-başa kakma. ulum ulum uludu. diye kullanılır. Mesela uzun uzun ağlayanlara çok konuşanlara da kullanılır.. sizin bahsettiğniz söyleniş şekli kesinlikle doğru ancak bilebildiğim kadarıyla "ulum ulum uluma" ya da yas etme-tutma birçok yörede ortak kullanılan bir deyim. Uykudan kalkmayan, ya da keyfini bozmayıp işin ucundan tutmayan kişilere "Sanki ulum ulum iş gördüñ, galkıveseñe ê canını yimeyesice..." dendiğini biliyorum..
upuslu: akıllı,olgun
Urba Gôrme
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
üğün öncesi genç çiftlerin kullanması için kıyafet ve evlerinde kullanacakları tekstil ürünlerinin kalabalık bir topluluk ne zaretinde alınması.(Ordan 2 metrede patiska kes,3 metrede pazen ve Gabut bezi de alalım, içgôyneğiniñ iyisi olsun
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Urba= Elbise
urgan: kalın ip, halat salıncak falan da yapılır
Urup= Tahıl ölçme kabı (orta )
uslu başlı:1. aklı yerinde,yaramaz olmayan,2.aklı başında yaşlı insan
Uslu inek= Henüz buzağılamamış düveler için kullanılır. Bir kaç kere buzağılamış ineklere "uslu inek" denir. Daha çok, sağarken huysuzluk eden inekleri anlatırken kullanılır." Kurt yiyesi, zabah sağarken dizimi depdi. Sanusun çiğ düğe."
Uslu öküz= Acamı Dana, Acemi dana-Uslu öküz: Çifte çubuğa yeni koşulmaya başlanmış danalara acemi dana, artık işi iyice öğrenmiş öküzlere de uslu öküz denir.
uslu:1.yaşlı,olgun,aklı başında,2.yaramaz olmayan çocuk
Ustun ağacı: Odaların üstündeki (tavandaki) tahtaları çakmak için, duvardan duvara ,1- 1,5 metre aralarla uzaltılmış 20X20 ebatlarında ve oda uzunluğunda ağaçlar.
Uşak Devşek= Çoluk çocuk; İki kadın sokakta karşılaştıklarında, biri diğerine halini arz eder; dam çul... uşak devşek sığır sıpa inek çanak samallık mamallık derken aşam oluveriyo!!! günün kısa özeti bu... ‎"Uşak devşek"deki "devşek" kelimesi ne anlama geliyor? Eş mi? Koca mı? Karı mı? Yoksa ev ahalisi mi? Yoksa devşirilmiş şey mi? Yani eve eklenmiş kişiler? ("At yok eşek yok, Bit yok yavşak yok, Garı yok uşak yok!" derdi, bizim köyde Fayık Aaa.) "Uşak şöyle gözel bir mantı ediveng de uşak devşek yisin bee!” Kadın sanırım. DEVŞEK Çocuklarımızın çocukları, torunları ifade ediyor. ‎"uşak devşek" ikilemesindeki "devşek"kelimesini kadın söylerse kocasını,erkek söylerse karısını kastetmiş olur.Malumunuz Türkçede böyle ikilemeler çok.Bazıları anlamlı bazıları anlamsızdır."ıvır zıvır"ikilemesinde her iki kelime de anlamsızdır."çoluk çocuk"ikilemesinde ise "çoluk"kelimesi anlamsızdır. ‎"Uşak şöyle gözel bir mantı ediveng de uşak devşek yisin bee! Kazak ve Kırgızlarda Nevere, Çevere gibi torun, torunun çocuğu, torunun torunu için kullanılan kelimeler var. Bizde de bunların benzeri olmalı. Gurt nine, Gurt dide gibi söyleyişleri hatırlıyorum ama... Evet Arslan bey gurt nine ,gurt dide bizdede nine ve dedelerimizin babaları ve anneleri için yaşıyorlarsa kullanılır. Evet gurt nine ,gurt dide bizdede nine ve dedelerimizin babaları ve anneleri için yaşıyorlarsa kullanılır.
Uşak= Çocuk
uvendire... hayvanı sek etmek için kullanılan ucu sivri fındık ağacı....nudul....diğer adı...
Uvaz: Bir meyve. (Uvaz ile Döngel(Muşmula da deniyor) aynı meyve değilmiş. Ben ikisini aynı meyve bilirdim, yeni öğrendim. Uvaz, ishale çok iyi gelen bir meyve imiş. Şıp diye kesermiş. Uvaz'dan kek yapılıp kurutulur, hastalıkta yedirilirmiş. (Araç/Okçular) )
Uvun= ? Beceriksiz? Uyundur=? Beceriksiz? Bu iki kelimenin asıllarını bilen var mı?
Uvun= ? Beceriksiz? Uyundur=? Beceriksiz? Bu iki kelimenin asıllarını bilen var mı? uyuntu= beceriksiz, pısırık anlamında. tuyuk ile anlam kardeşliği var.. Uyuntu diye biliyorum beceriksiz tembel anlamında kullanırlar.
UVVIÇ; Soğukla karşılaıldığnda üşüdüğünü,soğuğun titrettiğini ifade etmek için kullanılır. UVVIÇ BUYDUM;Titreyerek üşüdüm anlamındadır
uylaşmak:anlaşmak
uymak: bulaşmak,sataşmak
Uyundur=? (Beceriksiz?)
Uyundur=? Uvun= ? Beceriksiz? Beceriksiz? Bu iki kelimenin asıllarını bilen var mı?
Uyunmak= Yoğurt çalmış, uyunmamış. Uyuntu sözü buradan Uyuntu gibi durma derler.. Uyumak ile de ilgili olsa gerek.
Uyuntu diye biliyorum beceriksiz tembel anlamında kullanırlar. uyuntu= beceriksiz, pısırık anlamında. tuyuk ile anlam kardeşliği var..
UYUNTU....HİÇ BİR ŞEYLE ALAKADAR OLMIYAN BİR NEVİ UYUR GEZER.
Üç ayak=hamurlu(pıtpıt)ekmeğini saçta pişirdikten sonra ateşin karşısında üzerini kızartmak için konulan üç ayaklı saplı aletin adı.Tam emin değilim yanılşsa düzeltin lütfen
üçbarmak: uzun saplı,üç parmaklı ,ağaç dalından yapılan ,sap ,saman atmaya yarayan alet
Üçden dokuza şart olsun=EFE ADAM ÜŞTEN DOKUZA ŞARTOSUN.
ÜÇE BEŞE ŞART OLSUN=bir çeşit yemin
Üçparmak= Bizim germeç -taşköprü tarafında tahana DIĞAN deniyor. Ayrıca saman doldurmaya yarayan alete bizde YABA. ılgaz taraflarında da HAPAZ deniyor. HAPAZ bizde avuç anlamında kullanılıyor. (İki hapaz leblebi ver) İki parmaklı ve ucu yukarı kıvrık harman aletine DİRGEN, üç parmaklı olana ÜÇPARMAK, tırmığa da DIRMUK diyoruz.. ÜÇPARMAK= üç parmaklı olan harman aleti,
ÜÇPARMAK=üç parmaklı olana ÜÇPARMAK, Harmanda ekin saplarını bir yere yığmak için kullanılan üç çatallı ağaç.
üçü: pazartesi
Üğleşme: Başbaşa gelmek, toplanmak
üğrumek-ürgelemek: bebeği, beşikte sallamak
ÜĞRÜMEK=Çocukların yatırıldığı beşiğin sallanması,sallayarak çocuk uyutmak.
Üleştümek=Paylaştırmak.(şu uşakların bubaları öldü. Talaları aralarında üleştürüveñ.Yoksa şartosun birbirlerine duracakla)
Üleştümek=Paylaştırmak.(şu uşakların bubaları öldü.Talaları aralarında üleştürüveñ.Yoksa şartosun birbirlerine duracakla)
Üngendire,
Üns olmak= Aşırı bağlanmak
ÜNÜ=(AVAZI) ÇIKDUĞUNA BAĞIRIYA(ÜNÜ ÇIKDUĞU GADA BAĞIRIYA)= Çok yüksek sesle- aşırı kızgınlıkla bağırma..
Ürgende, Ürgendire, Ürgendere, üvendere =Övendire, öküz sürmeye, kovmaya yarayan uzun fındık çucuk ucu çivili, hayvanlara yön vermek için kullanılan ucuna çivi çakılmış sopa, değnek
ÜRGENDİRE: Öküz ve mandaları yürütmek, hareket ettirmek için kullanılan ucu mudullu, arkası da çift sürme zamanı çemekli olan sopa
Ürün: Süt, yoğurt. Ürün ile ilgili bir de atasözü vardı. Bakarsan ürün olur, bakmazsan irin olun gibi bir şeydi.
ÜRYA= Rüya-düş
üryan= çıplak, anadan üryan=çırılçıplak, bacca=bahçe,zoba=soba,gulaa tözü=kulağının arka kısmı(gula tözüne bi vurduydum yere yıkıldı)
Üryane= kabuğu soyulmuş erik kurusu)
ÜS BAŞ = Sedirin ocak başına yakın köşesi.
Üsbıcak=Üstbucak=odalarda hatırlı misafir yada yaşlıların oturduğu, ocak veya sobaya yakın, kapıya uzak bölüm.(Küre) Üstbucak yerine merkezde üst köşe denir. Kazaklar buna Tör diyorlar; Ağır misafirlerine Törge buyurun diyorlar.
Üst köşe= Üsbıcak=Üstbucak=odalarda hatırlı misafir yada yaşlıların oturduğu, ocak veya sobaya yakın, kapıya uzak bölüm.(Küre) Üstbucak yerine merkezde üst köşe denir. Kazaklar buna Tör diyorlar; Ağır misafirlerine Törge buyurun diyorlar.
üstün körü:gelişi güzel,düzensiz ,rasgele
ÜTÜKLENMEK: şüphelenmek bazı ilçelerde hütüklenme diye de geçer, ûtûklenmek=kuşkulanmak
ütülmek: kumar yada bir iddia sonunda kaybetmek
üvez :hayvanlarda bulunan küçük parazit
Üzer= süt ya da yoğurdun üzerindeki kaymak
Üzer=Faiz(pangadan paranıñ üzerini aldım öğğ) Sütün pişiriliken üzerinde kalan kısım. (Kaymak)
üzerlik: paganum harmala, organik kalıntıların bulunduğu alanlarda yetişir. Kimi yörelerde de nazara iyi geldiği varsayılarak dekoratif işlenerek duvarlara asılır.
Üzerlik= Üzerlik bir bitkinin tohumudur.Nazara karşı duvar süsü olarak kullanılır.
üzülme : yıpranıp,eskiyip kopma noktasına gelme
üzüt: zayıf, çelimsiz(Garı, uşağa doru dürüs bakmamış ki üzüt gibi bişey olmuş.)
valâ- valla: vallahi, yemin çeşidi
vala: yünden yapılan kalın kışlık kumaş
Vallahi,tallahi= bir çeşit yemin
varıve git işine- çek git işine
VARIVE=Gidiver, ileri git, anlamlarında
Varmak = Ulaşmak, erişmek,gelmek, Evlenmek anlamında da kullanılır..Hasan dayının oğlanına vardı ...
Vayaçççç= varıyor
Vayın= Varayım, Varıyın=Varayım ikisi de kullanılıyor.
Velesbit = Bisiklet ( Rusça velespit)
VELESBİT= bisiklet, filisbit./
vêli= Vali
Vemeyan: Vermiyorum
Verevleyi= kestirme
Vesene: Versene
Vi bağıyın dayı ñın şu yüzü(Tosya)= Ver bakalım dayısının şu 100 lirayı. (Tosya'da Yolcu minübüsten inmiş paraya yı vermeden kaçıyormuş minübüsçü hemen yakalamış ve Vi bağıyın dayını ñ şu yüzü demiş.)
Vİ(Tosya)= ver
Vidik -Fidik: Kaz yavrusu
vidilemek (ara kızıştırmak)
vih-viyh:1.vah,2.vay
vire: devamlı,sürekli, Vire=boyna,üst üste (Kêmilcük güğümüñ gulpuynan vire oynayıp yatıya,bi bozsuñda görüyün.)
Virec= viraj, Viraj'a Tosya tarafında çok güzel bir ad vermişlerdi, şimdi unuttum; döngel gibi bir şeydi!
virecek: verecek
viyil viyil=çok gezinme (viyil viyil gezinip durma, derler.) viyil viyil çokluk, harketli bir kalabalığı anlatmada da kullanılan güzel ikilemelerimizden: Uşağıñ gafası viyil viyil bit gaynâya.. gibi. Selamlar.
Vurmaca vurası= Bu da bir bedduadır. İnsanın hemen ileri derecede hasta olmasını dilemektir. Vurmaca kelimesinin bir hastalık adı olma ihtimali var gibi.
Yaba, tınar savrulurken dövülmüş sapı rüzgara tutmak için havaya atmaya yarayan aletti. Yaba=ekin tanelerinin samandan ayrılması işleminde (tınar savurma) kullanılan kısa parmaklı, ağaç kürek, yaba:harmanda kullanılan ağaçtan yapılmış olan tınar savurma aracı, YABA= Ayrıca saman doldurmaya yarayan alete bizde YABA. ılgaz taraflarında da HAPAZ deniyor. HAPAZ bizde avuç anlamında kullanılıyor. (İki hapaz leblebi ver) ,YABA= PARMAK ŞEKLİNDE BUĞDAYI SAMANINDA AYIRAN ALET***
yabancıladı:
yağır : kir
yağlaç, bisirgeç.(İnebolu)
yağlangaç-yağlaç: sacda ekmek yaparken ekmeği yağlamak için kullanılan sopanın ucuna takılmış yağlama bezi
Yağlanguç= Sanırım şipi’ye yağlanguç da denir... ŞİPİ=Etli ekmek yağlamaya yarayan aparat. Eskiden fırça yoktu,hemen ağaç dalından (özellikle kara ağaç dalı tercih edilirdi )kısa sopa bir ucunu yarardıktan sonra arasına temiz tür bırakmayan bir bezi bir kaç kat katlayıp arasından geçirirdik.sonra yağa batırıp ekmekleri yağlardık.Doğal bir fırçaydı.
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
) Farklı ilçelerde yağlanguç deniyor olabilir .Daday ve Kastamonuda ŞİPİ deniyor.
sonedek=zayıf, çelimsiz biraz da işe yaramaz.
yağlayuç=saç ekmeğini yağlamak için kullanılan bez parçası
YAĞLOOÇ= SAÇ EKMEĞİNİ YAĞLAMA BEZİnin bağlı olduğu sopa.
Yağnışleyi Yağnışleyin:: Yanlışlıkla
Yakalık= İlkokul önlüğünün tamamlayıcı nesnesi. Beyaz olurdu değil mi?
yal: daha çok köpekler için yapılan sulu hayvan yemi, YAL= HAYVANLARA VERİLEN KEPEKLİ UNDAN YAPILŞIM YİYECEK***
Yalagülen= Menfaati görünce yağ çekmeye başlayan insan.
YALAK KABI= Köpeklere yemek verilen kap
Yalak: Köpek ve tavuk gibi hayvanların su içmeleri için yapılmış, küçük oluk. yalak: 1. ahırın ortasında hayvanların dışkısının toplandığı yer,2.çıkarcı,menfaati için yapamayacağı şey olmayan
YALAK= Damın orta yerinde zemimde açılmış hayvan pisliklerinin biriktiği yer, kanal
Yalakalanmak= Menfaat için birisinin etrafında bulunmak, ona övücü sözler söylemek.
Yalama olmak= Sıcaktan veya hararetten dolayı dudaklarda çatlama ve yaraların oluşması.
YALAMAÇ=? Bulamaç, Yalamaç gibi bir şey de var mı idi? Köpeklere yal verilir, onun kabı da yal kabıdır. Acaba bulaşık insanlarla ilgili yemek kaplarını, yalaşık ta hayvanlara verilen yemeklerin kaplarını mı ifade ediyor?
Yalaşuk= arkadaşımla konuşurken bulaşık yalaşık uğraşıyorum işte dedi. yalaşuk ne demek oluyor ? Bulamaç, Yalamaç gibi bir şey de var mı idi? Köpeklere yal verilir, onun kabı da yal kabıdır. Acaba bulaşık insanlarla ilgili yemek kaplarını, yalaşık ta hayvanlara verilen yemeklerin kaplarını mı ifade ediyor? Bulaşuk ,yalaşuk ile uğraşmak= Bulaşık yıkamak ve çeşitli ev işleri ile ilgilenmek zaman geçirmek anlamında kullanılır.farklı bir şeyler yapmadığını hep aynı işlerle uğraştığını ifade eder.

YALBURDAN= BOŞTA***
YALDEVÜREN ...bu kişide sağa sola denges.iz hareketlerle zarar veren.
Yaldır Yaldır= (Yıldır yıldır gibi) Buzlanmış, kaygan...?
YALTAKLANMAK= YAĞ ÇEKMEK***
Yamçı= Ata binen kişinin üstüne örttüğü yamçı adı verilen keçeden yapılmış bir örtü vardı. Sırım denilen bağ ile omuz üzerinde çene altından bağlanır konik bir şekilde yapıldığından hem kişiyi hem de atın başı hariç vücudunu kaplardı.
Yamçı= Atın üzerine örtülen örtü, yamçi : atın üst arkasına koyulan yünlü ,süslü,püsküllü keçe (köçekli)
Yan peyli : Bir nesnenin veya bir olgunu yanal duruşu
‎Yanaz(kelimenin ortasındaki "n" genizden olacak.)=?
Yanaz= uyumsuz, gruba katılmayan hayvanlar için söylenen bir söz. (Yaau şu soru bıza gine yanaz yanaz geziya, gayboluverü uşaak!)
Yangil= Cengilshek- hafifmesrep gibi kullanilir, Kazakcada. Pardon Cenggiltek.
Yanlık=yan yastığı= Genellikle sedirlerde yaslanmak için kullanılan içi kamışlardan yapılan yastık
yanpiri: yanyan
yañşama:lüzumsuz,gereksiz çok konuşma
Yanuguz = yalnız
YAPAZ YUPAZ=kaba saba
Yapo, yopo : Yün
YAPO= YÜN
Yapıncak= Araç, İğdir, Okçular'da bir üzüm çeşidine verilen ad. Yapıncak Üzümü(ak, yuvarlak), Çavuş Üzümü(İri, Uzun), Ağ Üzüm...
yarâya-yarıya= Faydalı, yararlı. "Öğ baña bişey oldu; su içsem yarâya..Şaşudum."
YARDEVÜREN....ortalığı yıkıp geçiren lişi
Yarım= beçel, sakat,görümlü olanlarada kullanılır..Cahil kişilere de kullanılır..
Zıkı olmuş gözüm çiğildi, hele Gasdamonu'yu davet etmeg yokmu! Ey bırak Bikere gayrı
cığalma çiğelme ; Yeşerme..
Yarım= tahıl ölçüsü (8 yarım 1 kile)
yarin = yarın
yarinsi gün: yarın, ertesi gün
yarma :1.buğday ve arpanın değirmende hayvan yemi olarak iri öğütülmesi,2.yaş odunun iri parçalara ayırıp kurutulmuş hali,3. insanlıktan uzak olan kişi
yarsımak: beğenmek, imrenmek,‎Yarsımak= Gönlü kaymak,imrenmek,beğenmek.
Yaruk davul, yoruk doğul : Dedikoducu
Yas Etmek: Ağlamak, Hıçkıra hıçkıra ağlamak, Ağıt yakarak ağlamak
yasıraç= ekmek teknesinin kapağı.
Yaslaaç= Hamur açılan düz tahta ,Yaslaaç=ilçe farkı olabilir yasraç yaslaaç aynı bizde bizde yaslaaç deniyor ama yasraçta dense anlarız (ARAÇ) Yasraç ayrı yaslaaç ayrı. Yasraç'ı bir siteden görmüştüm. Yasraç yağlanana bez değil o yağlama işini yapan alet şipşibi yasraç mermer tezgah yerıne kullanılan yer sofrasından daha buyuk ve kare şeklinde yine yere konulan ağaçtan tezgah
yaslâç: üzerinde yufka ekmek açmaya yarayan ağaçtan yapılmış araç, yassı ağaç
Yaslağaç= üzerinde hamur açmaya yarayan tahta.yaslıağaçtan gelen bir kelime sanırım
yaslangaç, yağlaç, bisirgeç.(İnebolu)
Yasraç= Saçdeki ekmeği yağlama bezi (fırça yerine kullanılır)
Yastuk= kağnı arabasının okunun altındaki destek ağaş
Yasuk: Geriye doğru yasılmış. Bkz. Kaykı. Bu da boynuzu geriye doğru yatık öküz ve mandalar için kullanılır.
Yaşmak: baş örtüsü (Yaşmağını iyi ört,saçın görünmesin.)
Yaşmak= başörtü, Yaşmak-çar-yöremize özgü başörtüsü
Yatmak= gelip yatma, konuşup yatma= durma anlamı var ama fillerin sonuna geliyor. Tıpkı (Yazmak= Gideyazdım, geleyazdım, düşeyazdım, gibi az da öyle oluyordu anlamında.) gibi bir kullanımı var. Yatmak= gelip yatma, konuşup yatma=durma anlamı var ama fillerin sonuna geliyor.
Yatsuluk= Yatsı vakti yenen kış gecelerine özgü yemeğin adı.
YAVŞAK= YAPIŞKAN KİŞİ, BİT YAVRUSU***
YAVŞANLIK= KURAK ARAZİDE KÜÇÜK ÇALI VE OT GRUBU***
Yaygu= sofra altına serilen bez
yayım= Açılmış hamur-yufka. Yayım=Yufka (Küre) Sultan Erdemir ekledi: Bizde de erişteye yayım denir (Pınarbaşı) Huseyin Unal ekledi: Erişte; yayım kesilerek yapılır
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
)
Yayım yazmak=Yufka açmak (Küre)
Yaylak= Yayla evi
‎Yaylı= Sürülmek üzere harmana yayılmış ekin sapı Yaylı=At arabası veya Fayton anlamında da kullanılıyordu.
Yaylım= Düven sürülmek üzere harman yerine yayılmış sap?
Yayuk, yoyuk =Tereyağı yapmak için genelde çamdan yapılan alet
Yayuk; yayık
yazı-yazu: düz geniş arazi parçası
Yazlık, kışlık yiyeceklerin saklandığı bölüm,
Yazma: Başörtüsü
yazmak:yufka ekmeğini açmak (hamuru yazacağım)
Yazmak= Gideyazdım, geleyazdım, düşeyazdım, gibi az da öyle oluyordu anlamında. Tıpkı (Yatmak=gelip yatma, konuşup yatma=durma anlamı var ama fillerin sonuna geliyor.) gibi bir kullanımı var.Yazmak=fiillerin sonuna getirilerek kullanılır,(düşe yazdım)=az daha düşüyordum
Yê Zeher= Araçta şu an kullanılmayan 1980 li yıllara kadar uzanan Ye Zeher yani tabiki haklısınn doğru gibi tasdikleme cümlesinin mutlaka sözlüğe girmesi lazım artık yok oldu..Ye Zeher= Demekki, meğerse, baksana diye aklıma geldi benim. anlamı hakkında fikri olan arkadaşlarım eklesin lütfen ZEHER, zahir den gelme, herhalde, emin değilim, tam bilinmeyen konuları anlatmada kullanılır.. Ye Zeher : Bir kişi konuşurken Tabi, Doğru, Elbette,Haklısın anlamında kullanılan tasdikleme diye tabir edilen cümledir.
Ye(a'ya yakın)rin=Yarın
yedek= kahve tenceresi
Yekden, Yekten = Doğrudan
YELECEK=TIRPANI TUTMAYA YARAĞAN KÜÇÜK KOL***
Yelmük: Bir çeşit, yenilebilir ot.yelmük: yenilebilir yabani ot
Yelmük: Yenebilen bir ot çeşidi
Yelteşeyi= Arkadaş arkadaşa, ortaklaşa, el birliğiyle, işbirliği içinde, birbirinden güç alarak, birbirine bakarak... anlamları vardı galiba.(Kastamonu Merkez Budamış Köyü)
YEMENİ= 1. Küçük kare şeklinde renkli çiçek desenleri olan ,kenarları iğne oyası ,ya da tığ oyası ile süslenen, özellikle ev içinde kullanılan baş örtüdür. Yemeni=Çar 2. Yemeni,= Tabanı kalın,10 cm eninde lastikten yapılan, yanları sepilenmiş hayvan derisinden olan, lastiğe çivilenerek yapılan ucu kalkık ve sivri 1930 lu yıllardan 1945 li yıllar arasında giyilen bir ayakkabı türü.
Yemeyom.(yemiyorum.)
Yen, yeng= giysinin kol ucu
Yeñli, yenli: hafif ...Yeñşek=hafif, Neslihan Hanım'ın yazdığı bu kelime de bir deyim olarak hafifmeşrep anlamında kullanılır. Yeñşek=hafif, Cenggiltek. hafifmesrep gibi kullanilir, Kazakcada. Yenşek: Hafif. Mecazen şımarık, hoppala yenli: insanlar için hafif,hareketli anlamında kullanılır
yeñşek-yiñşek: rahat,hafif
Yerinme= Üzülme
yerişmek: yetişmek
yesir: esir
Yeşilistan = yeşil kertenkele. ( eskiden halk arasındaki batıl inanca göre yılanlar zehirini bu masum hayvanlardan alırlarmış. Bu yüzden düşmanı çoktu gariplerin. Geçen sene kar üzerinde fotoğrafını çektikten sonra cebime alıp ısıttığım bir kertenkeleyi gördüklerinde köylülerdeki şaşkınlığı hatırlıyorum)
yığın: buğday ve arpanın harman yerine getirildikten sonra düzgün bir şekilde üstüste dizilmesiyle oluşur, Yığın= buğday veya arpa desteleriyle yapılmış 4-5 metre yüksekliğindeki sap topluluğu, ‎Yığın= Tarladan harmana getirilen ekin sapları, tepecükte tarif edildiği gibi, fakat daha çok miktarda ve daha özenle, harmanın yakınına yığılırdı. Buna yığın derdik.
yıkduduk:yıktırdık
Yılancuk: Boyunda, şişme ve morarma şeklinde belirtisi olan bir hastalık.
Yılçarmak: karşı gelmek Yılçarmak=karşılık vermek Kelime mevcuttur, ama anlamını değişik yazmışsınız (:Şımarmak, şımarıklık yapmak) yılçarmak biraz edepsizlenmek, edepsizce konuşmak-karşısındakinin konuşmasına izin vermeden, saygı duymadan konuşmak, anlamını içeriyordu.
Yılçaruk= Her şeye karşı gelen, şımarık, edepsiz kişi
yıldamcı : ara vermeden her yıl doğuran (genellikle hayvanlar için kullanılır)
YILDIR YILDIR= buz veya çok parlak ışık
Yıldırak= Özbek Türkçesi Yıldırak = parlak.. Kastamonu'da genellikle yerdeki kaygan ve parlak buzlu zemin için kullanılır..
Yılduz= Yıldız
Yılışuk yıluşuk: şımarık,yapışkan : Şımarık
Yılkı= yüzsüz, Orhun Yazıtları'nda yılkı: at sürüsü
-Ol yılkıg alıp igittim. (BK: d- 38)
-O at sürüsünü alıp (onları) doyurdum
Tarihsel süreçte anlam mecazlamış olabilir ya da farklı kökenli bir kelimeden türemiş olabilir bizdeki yılkı... Yılkı yabani at, belki de yabani anlamında olabilir. örnekte (yılkı-g) yılkı tek başına at sürüsü anlamına geliyor.
yıluk:şaşı
Yımırta= Yumurta
yımırtaya atma= düğünlerde uzak esik bir noktaya üç çatal atasına bağlanan yumurtaya nişan atışı yapılması. Yumurtayı vuran atıcıya belli bir hediye verilir
YIMIŞAK= yumuşak
Yırtlaşuk= şımarık,sırnaşık sanki söz dinlemeyen çocuklara denirdi ama emin değilim
Yırtuk: Ar damarı çatlamış
yiğitmek: kötü koku yaymak anlamında kullanıldığını duymuştum
Yime(e a'ya yakın)yon şeklinde miydi?
YİMEN=Yemem
Yinü= Yenir: Kêmil aanıg garsınıg yapduğu da yinü..
yirilme : iyice eskiyip parçalanmış
Yirük= yirük kulaklı, kulağı veya dudağı yırtılmış
yitük: yitik ,kayıp,az görünen
yitümek-yütümek: yitirmek
Yivrük: Sözü geçen, girişken, girişkenlik
YO O YİMEN=Hayır yemiyeceğim
yo"oo nerdeee,,arayon bulamayon,emme kemilcük bulladaydı
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
))
yoka düzmek = yufka açmak . CİZMEK DİYE BİLİYORUM BENDE TABİKİ YANLIŞ DİYEMEM AMA İLÇE OLARAK BELİRTİRSENİZ BENDE ARAŞTIRIP KENDİ NOTUMU DÜZELTMİŞ OLURUM . Küre eşimin teyzesi pek kullanır küreli . yufkaya İnebolu da da yoka diyenleri çok duydum


‎Yolma= Boyu kısa kalmış ekinler , hem samanı hem tanesi zayi olmasın diye tırpanla biçilmezdi.Böyle ekinler ,el ile bir araya toplandıktan sonra , orak dediğimiz , keskin olmayan araçla tutulur dibinden kökleri ile çıkarılırdı.Sonra köklerindeki toprak orağın tersi ile dökülürdü. Böyle yolunmuş tomarlar bir araya getirilerek "deste " yapılırdı. Bu şekilde yolunmuş ekine "yolma" bu işe de "Yolma yolmak" derlerdi.
yonga:balta ile odun kestikten sonra arta kalan küçük ağaç parçaları,Yonga= baltaya yontulan ağaçtan çıkan parçalara denir
‎Yonuç= tatlı suda yaşayan küçük bir böcek.(Hayvan otlatırken küçük derelerden eğilip su içerdik. Büyükler bize "Dikkat edin, ağzınıza yonuç kaçar."derlerdi. Hatta kadınlar tülbentini suyun üstüne atıp öyle su içerlerdi.)
yordumak- yoydumak: herhangi bir işin gerçekleşmesini engellemek için kötülemek, Yordumak= Aleyhinde dedikodu etmek, laf çıkarmak (Özellikle evlenecek kız/oğlan için veya tarafları, aileleri için) Örnek cümleyi hanımlardan bekliyoruz;Yordurmak= Düşmanna bizim gızı yordumuş. Onnar da nışanı atmışla.
Yoruz?
yoşanmak: eskimek
Yoyuk= Yayık
Yozu= 1. Yazı, 2. Düzlük, yazı
Yozu= Yazı (Uzunyozu=Uzunyazı=Havaalanı)
Yozuk= Yazık
Yudum= Yıkadım
yuğlanmak= yuvarlanmak (Uşakla yardan yuğlanayazdı.) Eskiden düğünlerde gerdek öncesinde gelin yatağında yeni evlilerin oğlu(veya kızı) olsun diye bir oğlan çocuğunu yuvarlarlardı. (yuğlarlardı)
yuğurmak: yoğurmak
YULAR= Hayvanları damda bağladıkları kndirden yapılmış urgan.
Yulduz:Yıldız
Yuma=Yıkama, yumak: yıkamak
Yunacak= Buğdayın değirmene götürülmeden önce yıkanıp kurutulması işi. Öğütülecek buğday kazanlara doldurulup köy çeşmesinde bir güzel yıkanırdı. Suyunun akması için dibi çivi ile özel delinmiş tenekelere konur, süzülünce kilimlerin üzerine serilirdi. Gün boyunca bir iki kere karıştırılırdı..Bu sonbaharda yapılan mutat işlerdendi.
Yundu eşeği (azarlama, paylama ifadesi olarak kullanılırdı)= Atların çiftleştirilip katır yavrulamasının sağlandığı büyük iri eşek
yundu: bulaşık suyu,kirli su, Yundu= hayvanlara yal, yundu hazırlanan bir şeye deniliyor da neye bilmiyorum
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
Cimit= Susam değil mi? değil...siyahımsı birşey hayvan yemi satılan yerlerde olur köyde hatırlıyorum cimitle yundu yapmışlardı
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
)
yunducu:her yere giren ,hiçbir şey seçmeyen
yunmak: banyo yapmak,yıkanmak,Yunmak= yıkanma,Yummak=Yıkanmak
YU-YUMA-YUMAK-YUNMAK= yıka-yıkama-yıkamak-yıkanmak
Yüklü= Hamile
Yüklük, Yatak yorgan koymaya yarayan bölüm.
Yüklük= içerisine yatak, yorgan, yastık gibi eşyaların konulduğu dolap (Küre).
Yüksünmek = üşenmek
Yülüme= kesme, traş etma, yülümek:temizlemek,yolmak
yüngül: eli hafif
Yüñsek= Yüksek
yürek= kalp
Yütmek= 1. Yenmek, 2. Aldatmak
Yütüme= Yitirme, kaybetme
Yüzgörümlüğük= Küre'de Söyletmelik=Yüzgörümlüğü (bu takı veya hediye verilmeden damat gelinin duvağını açamaz, yüzünü göremez.
Yüzük (Yüzük Oyunu)=YÜZÜK OYUNU ESKİDEN KUMAR OLARAK OYNANIRDI, BAŞKA KÖYLERDEN GELİP VEYA NERDE OYNANACAKSA ORAYA GİDİP OYNARLARDI, PARASINA VEYA, BUĞDAYINA VS. Oynanışı: ÇORAPLAR AYAKTAN ÇIKARILIR (TABİKİ YÜNDEN ÖRME ÇORAPLAR) YERDE HALKA OLARAK OTURULUR, BİR KİŞİ ELİNE YÜZÜK VEYA BİŞEY ALIR HEPSİNİN İÇİNE ELİNİ SOKAR ÇIKARIR VE BİR TANESİNE YÜZÜĞÜ BIRAKIR, VE İLK BULAN KAZANIR, YANİ TEKER TEKER ÇORABI TERS ÇEVİRİP SALLAR BULAMAZSA O KİŞİ YANAR. SIRA İLE BİRİ SAKLAR SIRASI GELEN YÜZÜĞÜ ARAR VE OYUN DEVAM EDER.
yüznumara(yüzlumara)= tuvalet
Yüzü yere düşmek: Çok mahçup olmak.
yüzün guylu: yüz üstü
Yüzüne atılmak: Büyüklerine karşı, sert ve kaba bir dil kullanmak.
Yüzüne sırtarmak: Karşı gelmek, diklenmek
zaar (tabi)
Zabah= sabah, zabah İnebolu’ya gitcem (gideceğim)
Zabahınan= Sabah
Zabahleyin, zabalayın(tosya)= Sabahleyin
zabâsı gün : ertesi sabah
Zabolu, zobôlu = Sabah olalı, sabahtan beri; Öğ zobôlu yinü dêyon anamayosug, sen bihoş olmussug...ZOBÔLU= uzun süredir, sabahtan beri. Zabolu, Zobolu: (ne zamandan) sabahdan beri, Zabolu: -dan beri
ZABUN= FARKİR***
zağ : istek,tav,heves
zağar : küçük köpek, ZAĞAR= BOŞTA GEZEN KÖPEK*** Köpek cinsi
zağı geçmek: hevesi geçmek,zamanı geçmek
Zağlı= iyi bilenmiş, keskinleşmiş? keskinleştirilmiş?
Zahan= Sahan, Bakırdan yapılan tabak büyük tabak
zahar- zaar: söylenen sözü kabul etme doğrulama anlamında kullanılır
ZAHAR= HERHALDE***
zahir:gerçek ,sahi
zahra : hayvan yiyeceği
zahti : zaten
Zambırdamak= Küre’de gezerken bir beyin karnım zambırdaya dediğini duymuştum..zambırdamak ses gelmek guruldamak anlamında kullanılan bir kelime olabilir..
zarıncıma= canı yanma-acı çekmenin sonucu derinden ağlamak.
Zaritmez: zarar etmez, iyi sayılır, idare eder.
Zarta atmak= Abartarak konuşmak, Bir şeyi olduğundan fazla göstermek, bir sözü abartarak konuşmak.
zarta: abartılı konuşma , palavra
zarzavat-zerzavat: yiyecek ,öteberi
Zatla= Salata, Kemilaanıng "gelni" bi zalta yapmışıdı, barnaklarıgnı yersing.cümlesinde yanlış var mı?
Zavlı= İyi bilenmiş (tırpan, bıçak...) (Zağlı?)
Zavrak = hıyar, salatalık
zayibi= sahibi
zebella= dev gibi,iri
Zebellah= Çok uzun boylu, siyahi renkli (?)
zede= düşerek ezilme, zara görme
zeğer=meğer
zeher= meğerse, baksana diye aklıma geldi benim. anlamı hakkında fikri olan arkadaşlarım eklesin lütfen ZEHER, zahir den gelme, herhalde, emin değilim, tam bilinmeyen konuları anlatmada kullanılır.. Ye Zeher: Bir kişi konuşurken Tabi, Doğru, Elbette, Haklısın anlamında kullanılan tasdikleme diye tabir edilen cümledir. ZEHER=Herhalde
Zeklenme, zevklenme= taklit etme
Zeklenmek: Alaycı bir şekilde taklidini yapmak.
ZEKLENMEK= Alay etmek =d alga geçmek, lakap takarak taciz etmek Zevklenmek’ten geliyor galiba.
Zelevlü=Bir tür saman taşıma aleti, Zelevlü, elevlü: saman taşımaya yarayan yarım silindir şeklinde fındık dallarından yapılan iki kişi tarafından taşınan araç. Zelevlü=Aklıma getiremedim. Düven sürüldükten sonra saman çektiğimiz saplı aletin adı neydi yok benim dediğim tınar savrulduktan sonra yaylımdan samanlığa saman çekmek için; fındık çubuklarından yapılmış içine saman doldurulup smaanlığa saman çekilen alet. fındık çubuklarından yapılmış Sedat Bey onu yazdım, Zelevlü'dür o. bizde zelevlü demezdik demkki köt köy değişiyor.gavsara denilirdi bizde şimdi geldi aklıma GAVSARA denilir
Zeli= Salih
zelve bağı: zelveyi bağlamakta kullanılan kendir ipi
Zelve, zevle, zövle= öküzleri boyunduruğa koşmaya yarayan ters L harfi biçimindeki parçalara "zövle" denir. Kastamonu merkez köylerinde ona "zelve"denir. Zelve= öküzleri boyunduruğa bağlamada kullanılan J şeklindeki (her hayvan için 2 tane) aparat. Zelve.. zövle denir...(Araç), Zövle=Öküzü boyunduruğa koşmak için kullanılan sopa benzeri alet. Zelve bağı ile öküzün boynuna geçirildikten sonra birbirine bağlanır. zelve: koşum hayvanlarını boyunlarından boyunduruğa bağlamak için meşe dalından yapılmış araç
ZEMBİL= hasırdan yapılan el çantası***zembil-zenbil:hasırdan yapılmış Pazar sepeti
zemheri: karakış
Zencir= Zincir
zengin galkışı= Oturulan bir toplulktan aceleyle kalkıp gitmek
zere = zaten,zere = zahir de olabilir..Zere= Tevekkeli (demek ki...) anlamında...
zerhoş: sarhoş,kafayı bulmuş
ZERHOŞ= Sarhoş
Zerzevat: Sebzeler
ZETTİ=Zaten
Zevle, Koşu hayvanlarının boyunduruk bağlantı sopası,
zevzek: olur olmaz yerde çok konuşan, geveze, boşboğaz
zeyil: sahil
zeyin: beyin,zihin, Zeyn= Beynin içindekine zeyn mi deniyordu acaba? zihin anlamında
Zeyin= Beyin (cümle içinde "zeynige vurunca dağıtıverün" )
zeze: ince esnek sopalarla oynanan oyun
Zıbar=Yat, ölmeye yat, öl...
Zıbaragalası= ölesice
zıbarmak: ölmek
zıbıklı= deli, dengesiz, ne yaptığı belli olmayan..
zıbın : iç çamaşırı, ZIBIN: Çocuk giysisi
zığ: çorap örme şişi, küçük tığ.
Zıkı: 1. Sıkı (Zıkıca bağladım.) 2. Çok fazla, esaslı
ZIKICA DİĞNEMEK= Dikkatlice dinlemek
Zıkışuk= sıkışık
Zıkkım= Zakkum?
zılgıt: azar,azarlamak
zımpırtı=anlaşılmayan yüksek müzik, ses, gürütü olarak biliyorum.(zımpırtıdan durulmuyor, bi zımpırtı çalıyola bilemedim)
Zıngazuk= Ağzına kadar (dolu)
Zıpcuk: Kısa ve dar giyim
Zıpır= güçlü kuvvetli, diri anlamında olması gerek, serseri.?
Zıpka Pantul: Bir Kastamonu giysisi. Bacaklar yanlardan düğmeli paçalardan tutturulmuş ayak altından lastikli pantolon
zıranga= iri , cüsseli, ZIRANGA=Uzun boylu kişiye denir, zırañga= sert-kaba saba.. (Zırañga gibi herif..-Zırañdan vurmak-kapatmak-örtmek).zıranga daha çok "iri " heybetli demek değil mi ? Her iki anlamda da kullanılıyor Dursun hocam haklısın ama daha çok kapıyı zırañdan kapatmak olarak kulanılıyor. bu da sert anlamının ağır bastığını gösterir. Zırañga gibi at-adam durumlarında haklısn İRİ-HEYBETLİ anlamı çıkıyor. Her ikisi de şimdilik doğru gibi..
zırıl zırıl= gereğinden fazla ("zırıl zırıl yağlıydı","zırıl zırıl ıslandım")
zırıltı= anlamsız nitelikte titreşimli ses. gereksiz konuşma (zırıltı yapma, zırıltılı konuşma gibi cümlelerde kullanılır)
zırnık= az,küçük(zırnık kadar akıl yok,zırnık kadar vermedi gibi cümlelerde kullanılır) zırnık=az,küçük (zırnık vermem,zırnık kadar birşey vermem gibi cümlelerde kullanılır)
zırt pırt=ikidebir,sık sık.('zırt pırt ne geliyosun?')
zırt= Ani, birdenbire ('zırttan lafa atladı','zırttan geldi.'zırttan ortaya çıktı.'gibi cümlelerde kullanılır.)
Zırtapoz= Zırtapoz sanırım avare, haylaz, işe yaramaz anlamlarında kullanılıyor.( O zırtapozun tekidir .)
Zırzop, Zirzop= ne zaman ne yapacağı belli olmayan, manyak falan anlamında olması lazım, zırzop,,,,dengesiz orta yaşlı kişi..... Biraz amiyane tabirler ama bizim çoçukluğumuzda kırkçeşme mahallesinde bunlar halk arasında konuşuluyor idi.
ZIVANA= Tütün içilen çubuk lülenin tütün koyulan yeri veya ağızlığın sigara takılan yeri miydi bilemedim?? zıvana= birbiri içine geçen aletlerin hassas ölçü değeri, birimi, ağızlık örneği doğru Arslan bey ağızlıklar genellikle iki parçadan oluşur birbirine geçer. gevşediği zaman zıvanası bozulmuş denir. hassasiyetinin bozulması ya da yalama olması gibi. ZIVANADAN ÇIKMAK= dengesini-ölçüsünü kaybetmek anlamında, sinirlenme, çileden çıkma durumları için de kullanılır.. Zıvana'nın bir başka anlamı daha varmış Dursun hocamın bana izahı el değirmenlerinde kullanılan bir denge aleti gibi bir şeydi. zıvanadan çıkma cimlesinin anlamıda o sanırım. Dursun hocam o konuda açıklama yaparsa sevinirim. Şimdi hatırladım Sedat bey el değirmenlerinin katlanabilir ve takılabilir çevirme aparatı için de zıvanadan çıktı denirdi.. Zıvana=Evlerde kullanılan ve kol gücüyle çevrilen el değirmenlerinin (Kahve değirmeni değil) alt taşının ortasında demirden yapılma, kalınca çiviye benzer bin eksen vardı. Bu eksene bazen kiren gibi sert ağaçtan, çoğu zaman da metalden yapılma, yine tam ortasından bir delik olan, 15-18 cem uzunluğunda 2 cm eninde ve 1,5 -2 cm kalınlığında dikdörtgen prizma şeklinde bir aparat takılırdı. Bu aparata "tunç" ? denirdi. Üst taşın alt yüzünde bu aparatın gireceği bir yuva , "yiv" bulunurdu. Bu aparat alt taş ile üst taşın arasında belli bir boşluk kalmasına sebep olanak, iki taşın birbirine değmeden dönmesini sağlardı. İşte, üst taştaki bu yuvaya veya yive "zıvana" derlerdi. Bu tunç denen aparatın, bu yuvadan çıkması halinde, iki taş birbirine değer, bir gürültüdür giderdi, öğütülen şeye de taş parçacıkları karışırdı. Bu duruma da "zıvanadan çıkmak" denirdi ki; mecazi manası herkese malumdur.
zibidi: aylak, başı boş, işe yaramaz kimse, serseri
zingirdemek, Zıngırdamak: 1. titremek , 2. çok ve boş konuşma
zipcûk: baharda ince söğüt dalının kabuğunu çıkarıp, iki dudak arasına sıkıştırılarak öttürülen küçük söğüt kabuğu. Bunun yapılmasınada zipcük çıkarma denir ?
Ziyrat=1. Ziyaret, 2. Mezarlık, Türbe
zobolalı (sabahtan beri)
Zobu= iri, uzun
Zopa= Sopa
ZORLU: İyi-temiz yürekli , güvenilir, sosyolojik durumu yüksek insan?!
Ga yağıyo= cide taraflarında ekseriyeten kullanılır(kar yağıyor)
ga’le almak:önemsemek
Gabak (kabak): Bazı çocuk oyunlarında elde edilen puan.Puan elde etmeye karşı tarafa 'Kabak kuymak' denirdi.
Gabak çiçeği gibi açılmak: Birden bire çok serbest davranmaya başlamak.
Gabak:Kabak
gabalak:geniş yapraklı,kabağa benzeyen bitki
gabalayı:tahmini
Gabara=raptiyenin büyüpü,genellikle topaçların ucuna çakardık küçükken
GABCUK=MISIR VE FASULYELERİN KURUMUŞ DIŞ KABUKLARI***
Gabızlandı=sahiplendi
gabuklamak= kabuklarını soymak
gabulca= arpaya benzer, gernik de denilen tahıl.
gözer= kalburdan daha sık delikli bir çeşit elek.
YARIM= Demirden yapılmış yuvarlak genişçe kap, ölçü birimi. Araç yarımı ve Kastamonu yarımı diye ikiye ayrılır 18 kg 22 kg ağırlığında buğday alır
içi içine kûyüşmemek=sabırsızlanmak
Kûyüşmemek= küyüşmemek kelimesini ilk defa duydum, hangi ilçemizde kullanılıyor acaba merak ettim. Araç'ta kullanılır Nurhayat Hanım. Geçen akşam oğlum illa bir yere gidelim diye tutturdu. Ben de Küyuşmedin değil mi gene dedim. Gayrı ihtiyati söylenen sözler bunlar
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
Daday ve kastamonuya ait kelimeleri biliyorum ama ilçeleri bilmiyorum.
Gaburlamak: da sahiplenmek anlamında kullanılır. Yandaki tarlaları da gaburladı
Gaçmak= ? Gaçumak=? Kaçmak, kaçırmak daha çok kız kaçırmada kullanılırdı. Filanın gızı gaçmış denirdi. Bir kadının erkeğe gitmesi gaçmak olarak değerlendiriliyor. Diğeri malum; Bir şeyden kaçmak.
Gaçurun= kaçırırım
gadak: kardeş (köçekli yöresi)
Gadit(Gafid?)= çok kuru-zayıf-suyu çekilmiş
Gafa kâğıdı= Nüfus cüzdanı
Gafitme=Gafid olma=? Zayıflama? Gafit olmuş kişi?
Gagel, gegel: Ceviz ve kestaneleri kabuğunda ayırmak, kastamonu merkez akdoğan köyünde gegel olarak kullanılmaktadır
gagruk:yıkılmış çam agacı veya yıkılmış ağaç.
Gağış gağış= büyük bir gürültüyle(Samanlık birden bire gağış gağış yıkıldı.
gağışdamak: sürtünmekten çıkan ses
Gağut, gavut = öğütülmüş leblebi
Gah, geh (e a arası bir ses) öküz ve manda için de GAH denir
Gahdemek=sürmek (atları?, öküzleri?, atı?, eşeği?) gehdemek olabilir. Heşt de öküze yürü demektir. Doohaaah: dur anlamına gelir.
GAK =Kalk
Gakaç olmak=mesela çamaşırlar kışın askıdayken donarsa böyle denir. sertleşmek anlamında kullanılır.
gakdu=ittir
Gakırdak, Kakırdak= Kuryuk yağının tavada kalan kızarmış atıklarına Gakırdak-Kakırdak-Gıkrdak deriz.. ( Kemiksi dokuların ortak adı)
Gaklamak: Elma armut gibi meyveleri en az ikiye ayırmak. Hoşaf yapmak.
Gakmak= 1. Kalkmak "Zengün gakışı yaptnız...", 2. İşi bitirmek, toparlamak, kalkmak, bitirmek? "Yaşlı deze soruyor: Harmandan gaktınız mı a gızım? Gız cevap veya: Gaktuk, gaktuk êmme a deze bubam gelecek sene gine eke!"
gakuşlama(k)= incitmek, itelemek, aşağılamak, horlamak..
Galafat: Kağnı arabasıyla buğday saplarını tarladan getirirken sapların düşmesini engellemek için korkuluk kullanılır; merdivene benzer. Merdiven dikine, bu da yatay kullanılır.galafat: kağnı arabalarının üzerine konulan ot,buğday sapı vb. şeyleri taşımaya yarayan alet
galag: 1. burun kemiği,2.şapkanın siperliği
galan: artık
Galaycı: Bakır kapları kalaylayan kişi
galbur: kalbur
galemşe –gılemşe: yabani kuşkonmazın yenilen sürgünü
galender: kalender,iyi karakterli
GALET=YANLIŞ***
galle: patatesten yapılan bir yemek(Taşköprü) , gumpiri gallesi (merkez)
galubela=çok eski (galubeladan kalma denir)
gama:1.bıçak,2.odun yarmak için kullanılan büyük ağaç çivi,3.ağaçlarda aşı yaparken
Gama-kama= İki şeyi iyice sıkıştırmak için aralarına çakılan, bir ucu ince, diğer ucuna doğru gidildikçe kalınlaşan, genellikle ağaçtan yontulmuş parça. Mesela tırpanın sapı ile, tırpanı iyice birbirine sabitlemek için kullanılan ve tırpandaki halkadan ince ucu geçirilerek, kalın uca gelince sıkışmayı sağlayan alet.
gamçı=Kırbaç
Gamış= Ergen çocukların zerei için kullanılır. “Gamışa su yörüdü mü?”
Gancık, gancuk: dişi
GANDUMAK=Kandırmak
GANDUMAK=Kandırmak
Ganere, Kanere=Köpek, meraklı köpek, kuduz köpek(?), köpek gibi her yere gidip burnunu sokana da denir. Bu arada kanere kelimesi mezbahane yerine de kullanılır. Ganere= Kuduz ganere: başı boş gezen sahipsiz köpek
Gangşak=gangşamış=dağılmaya yüz tutmuş=yayılmış
ganıkma= alışma, dadanma, İki anlamlı mı? (1. Alışma, 2. Dadanma) "Kanıksamak" olarak sonradan oluşturulan kelimenin aslı ise 1. anlamını içeriyor.
ganıksama: alışma ,kanıksama
Gañırmuk= Balgam (Küre)
Gañırtma= Kanırtma, ayırma, büküp zorlayarak yerinden oynatma, ikiye ayırma gibi anlamları olan sözlükteki kelimenin Kastamonu söylenişi.
ganluca:Gannıca=Kanlıca (Mantar türü)
Gannıca, gannuca, ganlıca (Kanlıca)= Bir mantar çeşidi
ganrılmak: yıkılıp devrilmek
ganruk: 1.kırılmış ağaç dalı,2.kambur olan Gañruk= yaşlılara, beli bükülmüş kişilere söylenen bir nevi şaka ile karışık hitap (Küre) Gañruk=devrilmiş, devrik
Ganşak = eklem veya bağlantıları zayıflamış, her yeri oynayan..
Ganşak = eklem veya bağlantıları zayıflamış, her yeri oynayan..
ganşamak: boşluğu olmak
Gañşamış= Gañşamış=yıkılacak hale gelmiş. Ganshamish, sozu Kazakcada da Kansav- Qangsapti-Qangsapqaldi gibi kullanilir.
gap gara: simsiyah
Gap gel = Kap gel (Al getir)
Gapan= kapan yabani hayvanları yakalamak iin kurulan tuzak sistemi
Gapaşmak: Kavga etmek
Gapatma=(affınıza sığınarak)metres, nikahsız yaşayan kadın.
GAPATMAK=Kapatmak
gapcuk:1.mısır koçanının dış kabuğu,2.tüfek ve tabanca mermilerinin kovanları Gapcuk= İçi boşalmış
gapgaşuk: tabak ,kaşık
Gapı gıcırdaması
Gapıp sıyırmak= Serbest bırakmak, Tamamen başıboş bırakmak, "Gapıp sıyırıvemiş!"
Gapıyı gıygaşuk bırak = Kapıyı aralık bırak, kapıyı aralık(azaçık) bırak, “Gapıyı öcük gıygaşdu!” (kapıyı biraz aç)
gapıyı gıyıgaşturuve (kapıyı aralık bırak) kastamonuya ilk geldiğimde bu sözü eşimden duymuştum
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

gapma= ısırma, bir şeyi yakalama.(Öğğ adamı kopek gapmış gördünüzmü doğulagalasıyı sen)
GAPMAK: Isırmak –
Gaput=Kaput(bez)
Gara bostan: Kavun ve karpuzun dikildiği bostan
Gara dağlı= Eski, toplu Dabanca
Gara okka= Eski ağırlık birimi
Gara sevda= Aşk (Büyük sevda)
gara:1. kara ,siyah,2.esmer, Gara= 1. Kara, 2. Büyük Garabatak=Bir kuş
Garaç= garaj
GARAÇALMAK=HAKSIZ YERE İFTİARA ATMAK
garagavuk: yenilen yabani ot
garagurt yiyesice= Beddua, GARAGURT YESİN=Gözden çıkardığı şey için,boşver anlamına kullanılan kelime
garaltu: hayal meyal görünen, karartı
Garamuk= Bitki
Garandu, karandu= ? (Köy adı olmaktan başka bir manası var mı?)
garasakız: çam sakızı
Garasına çarpmak= tarlaya ekin ekilir ekilmez şiddetli yağmurlara maruz kalması
garavana:büyük yemek kabı
Garga=karga,
Gargacuk burgacuk = karmakarışık
Garı= kadın
garık: kabak,salatalık vb. sebzelerin tohumlarının dikimi için hazırlanan yer, GARIK=SEBZELERİN ARASINA SULAMAK İÇİN AÇILAN KÜÇÜK ARK***
Garıncımak, karıncımak= ? Garıncımak=uyuşmak (Ayağım garıncıdı.)
GARIP YARASICA=HOŞA GİTMEYEN KİŞİ***
GARIŞ: Karış
GARIŞMA: Karışma
Gariye, Kariye= Köy; mahalle gibi küçük yerleşim yeri (Osmanlı dönemi)
Garmak=Horozun tavuğu döllemesi, Garmak=Rüzgarın karışık yönlerden esmesi
Garsalamak = kesilmiş tavukları yüksek ateşe tutup ince elle alınmayan tüylerinin yanmasını sağlamak
Garsınıng= Karısının: Kêmil aanıg garsınıg yapduğu da yinü..
garşulama=karşılama
gart= yaşlı, eski, bayat..(kart)
Garuşduma=yemek(Araç)serme ekmeği parçalayarak yağlı yumurtayla karıştırılarak yapılan aparatif yemek, Garuşduma=karıştırma(Öğğ sende ortalığı garuşdumaya iyi geliyañ) GARI(U)ŞDUMA aynı zamanda serme(yufka) parçaları, yumurta ve süt ile tavada genellikle sıvı yağ ile karıştırılarak yapılan bir yiyeceğin de adıdır..
GARUŞUK: Karışık
Gasara=aşırı kir. örneğin; yengleri gasara bağlamış derler. GASARA ayrıca işe yaramayan, miyadı dolmuş anlamında da kullanılıyor bildiğim kadarıyla Sedat bey.. Gasıra-kasıra bağlamış: çok kirli. Tenceresi veya çaydanlığı gasıra bağlamış denirdi.
gasben: kasdi,kasıtlı
gasbenlik: inadına,kasden
Gasbennek= Ona inat, inadına
Gasdamonu Şapkası: Tekke ;örgülü genellikle yün tarzı ipten örülmüş ortasında bir adet nokta tarzı örgü ile süslenmiş yuvarlak şapka ..Bunun yanında Kastamonu şapkası esasen 8 köşeli büyük önünde dıdık diye tabir edilen siper bulunan şapkadır. Büyük olmasının sebebi ise iç kenarlarına konulan gazete vasıtası ile başın terden önlenmesidir.
gasıtma= kasılma, kendini beğenme,
gasiyen etmek KUSMAK..ÖĞÜRMEK DE OLUR.Gasiyen-gasyen= kusma daha önce yazıldı gibi hatırlıyorum ama listede göremedim.
Gasiyen etmek= Kusmak
Gasiyen etmek= Kusmak,GASİYEN EDECEYİN=Kusacağım
gasiyen: kusmak
gasnak: kasnak
Gasser= Şimdiki çamaşır suyunun karşılığı sanırım. Hatırladığım kadarı ile çocukluğumda-dokumanın yoğun yapıldığı dönem- dokuma iplerinin beyazlatıldığı atölyedeki işlem. Hatırladığım kadarı ile tiritçi Hasan a nın yan tarafında yapılırdı. İçe doğru bir avlu vardı. Beyazlatılmış ipler asılır kurutulurdu ve çok kesif bir çamaşır suyu benzeri bir kokusu vardı diye hatırlıyorum.
Gastamonu= Kastamonu; “Nuri Abi sen has Gastamonulusuñdu, daha iyi bilüsüñ! “
gasu: ahırda buzağıların konuldukları yer, GASU
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
amda hayvan yavrularının konduğu bölme
gasuk: kasık, bacakların vücut la birleştiği yer
Gasuntu= Kasıntı (Gasuntu, uyuntu, ağartu...Bu gibi kelimelerde sona gelen tu, tı gibi ekler hoşuma gidiyor.)
GASURGA=Kasırga-fırtına/
Gasvet= kasvet, kasavet, tasa
Gaş urganı= Semerin önündeki kabarantıya kaş (gaş) denir. Semerin iki yananda iskeleti oluşturan tahtalara da "gaburga" denir .Gaburganın iki tarafta en üstte olanlarının uçları gaşın iki yanından ileriye doğru 15-20 cm uzanır. Bunlara da "guş" denir."Semerin gaşı guşu galmamış" dediklerinde bunlar anlaşılır. Hayvana yük sarmak için, semerin kaşından dolanıp, guşuna bağlanan 10-12 metre uzunluğunda 1 cm kalınlığındaki urgana "gaş urganı" denir.
Gaş= Kaş, en yüksek yer 1. Kaş 2. Bir şeyin veya yerin en yüksek yeri. "Semeriñ gaşı, depeniñ gaşı... "
Gaşo= kaşağı Gaşo
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
emirden veya kalın sac' tan tarak şeklinde yapılan, atları kaşımak için kullanılan bir tür tarak. Kaşağı.
GAŞUK= KAŞIK
gaşukluk: kaşıklık,kaşık konulan yer
gaşuntu: kaşıntı
GAT= Kat
Gataklamak = kataklamak= kovalamak
GATIR : Katır
Gatmer=Katmer
gatmuk= balgamlı tükrük
GATUK= Katık (Ekmekle yenebilecek herhangi bir yiyecek),bazende yemeğe pişmesine yakın eklenecek malzeme içinde kullanılır(Şo çorbayı gatuklayıve)
Gatur(tosya)=katır
Gav çakmak= Boşa kürek çekmek ?
*****=(Affınıza sığınarak) karısını, kızın satan kişi, pezevenk.
GAVE= Kahve
Gavga gaşosu: Kaövga kızıştıran, Kavgayı kaşağılayan?
gavi: sağlam, kavi
Gavile=Sağlamlaştır, berkit
GAVİLEMEK= Sağlamlamak
Gavilleşmek: Sözleşmek
gavralamak: kavralamak,sıkı tutmak
gavruk: ateşte,yada güneşte yanmış, kavruk ,bir de kavrulmak, yani gelişip büyüyememek.. yani "gavruk" denü deymi,,, Gavruk birde güneşte yanmış anlamında da kullanılıyor sanırım. .Asıl vatandaşın boyu 1.80 ' e ulaşmış,hala kavruldum büyüyemedim diye şikayet ediyor..(espri anlamında)..
Gavsara= zelevlü, elevlü: saman taşımaya yarayan yarım silindir şeklinde fındık dallarından yapılan iki kişi tarafından taşınan araç. Zelevlü=Aklıma getiremedim. Düven sürüldükten sonra saman çektiğimiz saplı aletin adı neydi yok benim dediğim tınar savrulduktan sonra yaylımdan samanlığa saman çekmek için; fındık çubuklarından yapılmış içine saman doldurulup samanlığa saman çekilen alet. fındık çubuklarından yapılmış Sedat Bey onu yazdım, Zelevlü'dür o. bizde zelevlü demezdik demek ki köy köy değişiyor. gavsara denilirdi bizde şimdi geldi aklıma GAVSARA denilir
Gavuç: Kasıklarına yakın bir yerden, dışarıdan belli olacak kadar fıtık olmuş kimse. Ağır yük kaldıranlara "Şimdi gavuç olacaksın" denir.gavuç: fıtık olan kimselere verilen isim,lakap
gavur kürkü: ateş yakılarak yapılan bahar kutlaması
gavur: 1.düşman,2.müslüman olmayan yabancı milletler için kullanılır
Gavut, gağut=leblebi tozu, dövülmüş leblebi, Gavut=kavrulmuş tahıl, kurutulmuş meyveler vb. nin değirmende çekilmesinden elde edilen besleyici ve lezzetli bir çerez. GAVUT-KAVUT= El değirmeninden çekilmiş un haline getirilmiş leblebi, mısır vs. ? Hem leblebi unu, hem de aşırı kurumuş dal-ot-ağaç anlamında da kullanılıyor diye hatırlıyorum. gavut: meyve kurusu ve tahılların öğütülmesinden meydana gelen un gavut= Leblebinin çekilmiş un hali. Babaannem Gavut kardı benim için değirmende çektirmiş uzun zaman olmuştu yemeyeli su değirmeninin yerini tutmuyor ama yinede hoş bir ahlat kokusu yayılmış. El değirmeninde patlamış mısırın patlamamışları çekilir, şeker katılır, ona gavut denilirdi. (Merkez/Budamış Köyü) Bu gavut yalancı GAVUT yani esas gavut Ahlat kurusundan yapılır. Buğday kavrulur Ahlat ile karıştırılıp dövülür İçine mısır nohut gibi elma kurusu gibi değişik ürünlerde katılarak su değirmeninde öğütülür. Bu 1970 öncesinde hasat sonrası mutlak yapılan kışın olmazsa olmazlarından bir yiyecek.

gavza: iç dünyası,ruh hali
gavzem dar= canım sıkkın.
Gaygana=Yemek
Gaygun= kaygan
GAYGUSUZ....hiç ileriyi düşünmieyen agustos böceği misali kişi
Gayı: Kaygı, endişe.
Gayı= Allah gayımızı gayırsın=Sanırım hayırlı rızık versin anlamında.Eşinizi rast getirsin gibi.
Gayık= kızak-sandal
GAYINBUBA: Kayınpeder –
gayınna=kaynana, kayın ana, kayınvalide Türklerdeki Kayın kültürü ile ilgili dir. Esas ana değil ama önemli ana anlamında?
Gayıntı= Yemek
Gayış atma,
Gayış, öküz veya kömüş derisinden yapılır, kullanılmayacağı zamanlar, yağlanarak saklanırdı. Kayışı sabitlemeye yarayan kurşunkalem benzeri ağacın da bir adı vardı. Her halde çivi derlerdi. Bilen varsa yazarsa sevinirim. Gayış= kemer Gayış-Kayış: Halkayı boyunduruğa bağlamak için kullanılan, kemer benzeri bir alettir. Bir kaç kere dolandıktan sonra tokaların metal başlıkları yerine , gayışın bir ucunun uzunlamasına yarılmasıyla oluşturulan, ilik benzeri yere,diğer ucunun sokulup , bu uçtaki küçük deliğe de kirenden yapılma 10-15 cmlik, kurşunkalem benzeri bir ağacın sıkıştırılması ile sabitlenirdi.
Gayışatmak, Aldatmak.
GAYIT=Kayıt
gaykılmak: bir tarafa yatmak
gaynamak: şaka ile karışık rahatsız etmek
gaynata: kayınpeder
gaypak: sözünde durmayan ,kaypak
Gayrı-gayrık: İş bu noktaya geldikten sonra, bundan böyle.gayrı-gayrık: bundan sonra, bundan böyle
Gayruk=Artık
Gayuk; kayık
Gaz=Kaz
Gazdağlı: Hakaret amaçlı kullanılır.Kaz kafalı ile aynı anlamdadır.
gazel:mısır bitkisinin yaş veya kuru gövdesi,Gazel=Mısır koçanını örten yapraklara gazel denir.
Gazguç=Çiğdemleri çıkarırken kullandığımız ucu kalem gibi sivriltilmiş çelik.
Gazma= kazma
GAZOO=HARMANDA BUĞDAY TOPMAYA YARAYAN AĞÇTAN ALET
Gazuk= kağnı arabasında, göbüyü arabaya sapitleyen, göbü ile okun bibirine bağlanmasındaki yardımcı ağaç aparat, Gazuk= kazık Çatal gazuk yere batmaz...
Gazukcu= kazıkçı
gazzez= kandillerle aydınlanılan devirlerde kandilleri hazırlayıp yakmakla görevli kişilere verilen ad. (sadece Kastamonu'ya özgü olmayabilir)
GE(Y)Sİ=elbise-giysi(genellikle kirli kıyafet ya da çamaşırlar için kullanılır.)Köyün garları çayda gesi yıkayala..
geber: öl
Geberdürün = Öldürürüm
gebermek: ölmek
Gebre=,Atların kuyruk ve yele tüylerinden iğrilerek ip haline getirilip tığ ile örülerek yapılan kıl bir kese dir. Hayvanların tüylerini parlatmak, kaşımak,masaj yapmak için kullanılır. Gebre= hayvanları yıkamada kullanılan kese, Gebre=atların kaşağılanmasından sonra masaj yapılan kıl kese
gebre= gebre suratlı, gebre göbel gibi kızgınlık, öfke anlarında kullanılır.
GEBRE=MARAZ=ÇOK ZAYIF KİMSE***
gecene: tahtadan yapılmış, iki kişi ile yük taşıma aracı
gecin=soyulmuş kendir sapı, çöpü.
Geçe= Yaka, "Öte geçeye baktıñ mı? Bêki oraya gitmüşledü!"
GEÇİ=Keçi
gedük : dişi eksik olan, gedük aynı zamanda her hangi bir nesnenin eksik tarafı için kullanılır ( Şu gedük daşı ve) düz olmayan bir tarafı çukurlaşmış taş
Gegele= Binnaz Delen Atılkan gegel, fındığı yeşil kabuğundan çıkartıp ayıklamak ... Gehdemek at, katır için kullanılır. Gel macı macı, gel kuçu kucu gibi çağırma (Manda için)
Gelberi= Bir alet idi ama fırın aleti mi, yoksa harman aleti miydi?
gelebe: 1.sarılmış iplik,2.kuyu dolabıgelebe-kelebe=1-kuyudan su çekmede kullanılan ipin sarıldığı çark, dönen alet.2-eğirilmiş ipin yumak haline getirilmesinde kullanılan döner alet, çark, çıkrık.
gelepceklü: hastalıklı, maraz
gelep-kelep= yumak haline getirilmemiş ip çilesi
Gelik=yazın hayvanların konulduğu etrafı kııyıyla çevrili yer. Gelik=Etrafı parmaklıkla çevrilmiş hayvan konulan yer.
Gelin gadun=Gelincik-Ceviz ağaçlarında gezen sansar türü hayvan.
Gelincük= gelincik
Geliyo musung(Kastamonu merkez), geliyan mı(Araç ilçesi), geli miyong(Tosya ilçesi), geliyor musun(İstanbul)
Gelni= Gelini: Kemilaanıng "gelni" bi zalta yapmışıdı, barnaklarıgnı yersing.cümlesinde yanlış var mı?
GELÜSE=Gelirse
Gem= 1.atın dizginlerinden ağzının içine verilen demir 2. Gem= benim dedem Küre'de çilingirdi ve tırpanları "gemlerdi", Gem=tırpanın topala (siz de tokola) takıldıktan sonra o kısmı, kesici bölüme birleştiren demir bağ.. O nedenle biz de topala olarak anıldığını çok iyi biliyorum
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
)
geme... (sıçan-diş)= büyük fare(geme sıçan)- geme diş(ön dişleri çıkık ve uzun olan)
geme: kuyruksuz iri fare,sıçan, Geme= İri, büyük sıçan. İri fare.
GEMİ,TERBİYE= Atların ağıza taılan kısmı demirden olup iki yanında meşinden yapılma tutma uzun tutmaçları olan ki ucunu tutarak atın yönünü belirlemek için kullandığı düzenek (Gem olmalı?)
Gemici Feneri= Elektriğin yokluğunda kullanılan dış feneri. Etrafı telli olurdu. Fenerin dışı camlı iken, bu gemici feneri biraz daha korunaklı bir lamba idi. Kolay kolay sönmezdi. (İdare<gemici feneri<lamba<löküs<Elektrik lambası)
Gençliğine doymamak: Genç yaşta ölmek. Daha çok beddua için kullanılır."Gençliğine doymasın, yardan ayıranlar beni " gibi.
GENDÜ =Kendi -Cümle içinde-Gendü gendüme oturuyan ne diyin
GENDÜ BÜLÜ=Kendi bilir
GENDÜ GENDÜĞE=kendi başına(isteği doğrultusunda)
gendüne pendem vemek= kendisini olduğundan farklı ve mükemmel gösterme. Pendem=Kemilcük boğünlede gendüne ne penden veya emme,ne desem boş öğ.=poz vermek-gıvrak olmak-hava vermek-gendünü bişey sanmak-havalara girmek- gibi.. (Görgüsüzlüğü anlatan bir deyim)
Geñge Geyle: Harç,taş,toprak ve kum gibi ağır şeyleri taşımak için kullanılan , iki ağaçtan kol üzerine tahtaların çakılması ile yapılan tabut benzeri araç. Geyle olarak yazılan bu kelime Merkez'de Geñge olarak geçmektedir.
Genge=(Zelevlü benzeri bir alet) İki kollu iki kişinin tutabileceği ortasına yük konularak taşımaya yarayan alet. Geyle:Harç,taş,toprak ve kum gibi ağır şeyleri taşımak için kullanılan , iki ağaçtan kol üzerine tahtaların çakılması ile yapılan tabut benzeri araç. Geyle olarak yazdığınız kelime Merkez'de Geñge olarak geçmektedir. İçimde bir garip yaradır bu alet(Geñge); Doğu Türkistan'da 30 kilometre uzunluğunda Taklamakan Çölü içinde bir 40 km.lik su kanalı açtırma çalışması vardı. Tamamı Uygur Türkleri, hiç bir teknolojik alet yok ve bu aletlerle kadın, çoluk çocuk 100 metreyik çukurlardan yukarıya taş taşıyorlardı. Bir belgeselde görmüştüm. "Taklamakan'daki Vaha" adlı bir belygeselde. Neyse.
GEREN, AVLOO=TARLANIN ETRAFINI KAPATMAYA YARAYAN UZUN SIRIK***
Geren= Avlo, Avloo= Tarla bahçe kenarlarına, direk dikkerek, hatıl; denilen iki tarafı yontulmuş uzun kalasların direklere çivi ile çakılarak, kapatılmasına denir. Avlo=çit Avlo= 1. Uzun sırık, 2. Tarla bahçe çevresindeki çit. AVLOO=GEREN= TARLANIN ETRAFINI KAPATMAYA YARAYAN UZUN SIRIK***
geri yanki: arkadaki,geride kalan
Geriz=?
Germeç : 3-4 metre uzunluğunda 10-20 cm kalınlığında ağaçların ,budaklarını ve eğri yerleri az çok yontulmak suretiyle elde edilen 'dilme" benzeri ağaçlar.Tarla ve bostanlara hayvanların girmemesi için avlalara çakılır.
Germeç=Göknar ağacının gövdesinin "V" şeklinde oyulması ile yapılan, genellikle yağmur oluğu olarak ve su iletiminde kullanılan oluk. hüseyin bey. Araç'ta poyra deriz biz de
Getü : Getir
Gevelemek: Ağzına aldığı yiyeceği yutmadan çiğnemeye devam etmek.
Gevme=Çiğneme(Şu sakızı garşumda gevip durma)gevmek :1-ağızda bir şey çiğnemek,2-biriyle dalga geçmek
Gevilcen= Sobaya yada ocağa yakın oturulduğunda kol ve bacaklarda sıcak etkisi ile ciltte oluşan dalga dalga kızarıklığa denir.
gevşenmek=çiğnemek.
Geyin= (İneğin geyni ) İneğin rahmi
geyirmek: ağızdan gaz çıkarmak
Geyle: Harç,taş,toprak ve kum gibi ağır şeyleri taşımak için kullanılan , iki ağaçtan kol üzerine tahtaların çakılması ile yapılan tabut benzeri araç. Geyle olarak yazılan bu kelime Merkez'de Geñge olarak geçmektedir. İçimde bir garip yaradır bu alet(Geñge); Doğu Türkistan'da 30 kilometre uzunluğunda Taklamakan Çölü içinde bir 40 km.lik su kanalı açtırma çalışması vardı. Tamamı Uygur Türkleri, hiç bir teknolojik alet yok ve bu aletlerle kadın, çoluk çocuk 100 metreyik çukurlardan yukarıya taş taşıyorlardı. Bir belgeselde görmüştüm. "Taklamakan'daki Vaha" adlı bir belygeselde. Neyse. Geyle: Teskere ,Harç,taş,toprak ve kum gibi ağır şeyleri taşımak için kullanılan , iki ağaçtan kol üzerine tahtaların çakılması ile yapılan tabut benzeri araç, Merkezde Genge
geyrek: kaburga Geyrek=? Bizim köyde Geyrek Yakası diye bir mahal var. cümlede kullanalım(gızduma la "geyreğini" geçürün) Geyrek; anatomik bir terimde olabilir, küçük çocukların "geyreği batmış" denilerek, yüzükoyun=yüzüstü yatırılarak çapraz biçimde, yani sağ el sol ayak , sol el sağ ayak değdirilmeye çalışılarak geyreği yerine getirilirdi. geyrek=sanırım bel kısımındaki kemiğin zorlaması (Geyreği battı)
geysi yıkamak-çamaşır yıkamak, giysi yıkamak
geysi:çamaşır,elbise
geysilik, gesilik= çamaşırlık, çamaşır yıkama yeri
gezente= çok dolaşan, yerinde durmayan
Gıcı=Çam kozalağı
Gıcırım boğma= Genellikle düzgün kesilmeyen hayvanlar için kullanılır. İyi bilenmemiş bir bıçakla, zorlayarak kesme işi için kullanılır. Ekmek vb için de kullanıldığını duymuş gibiyim.
Gıçdım bacaklı=topal..DDDD
‎Gıçı boklu=adam olamamış, çocukluktan çıkamamış, kötü
Gıçı çöpürlü : Gittiği her yerde peşine bir iki tanıdığı takılan.
Gıçıgıruk= Topal, aksak, engelli, özürlü... Gıçıgıruk=değersiz, basit, önemsiz anlamında da kullanılır.. Gıçıgıruk= "boşver şu gıçıgıruğu" tümcesinde olduğu gibi aşağılama anlamı da taşır.
Gıdı=kodak, sıpa, eşeğin küçüğü.
gıdık= çene altı
Gıdılamak: Çok üşümek
GIDIM GIDIM=AZICIK***
Gıdım: Bütünün kenarından kopartılan küçük bir parça
gıdır gıymuk = GILDIR GIYMUK-GIDIR GUYMUK=azlık belirtir, cimriliğe kaçmak veya az-yetersiz oluş.
gıdırgıymuk: azar azar, küçük küçük
Gıdor=para
GIĞIŞDAK ve CERNİK Şu anda soyu tükenmiş iki elma adı.
GILDIR GUCUK=Gereksiz işler Gıldırgucuk=Gereksiz, luzumsuz konular yada nesler için kullanılır.
gıldırdamak: tıkırdamak,gürültü yapmak
gıldırtı:tıkırtı gürültü
gılıbık: eşinin sözünden çıkmayan erkek
Gılıç - Kılıç =Sabanın eneği ile okunun birbirine sağlam şekilde bağlanması için, hem enek hem ok aynı hizadan 2 x 5 cm gibi bir ölçüde, dikdörtgen olarak delinir. Meşe veya kiren (kızılcık) ağacından , bu deliklere göre yontulmuş , delikten çıkamaması için de bir tarafı biraz kalınca bırakılmış ağaç bu deliklere sıkıca çakılır.Bu parçanın şekli az çok kılıcı andırdığından olacak bu parçaya "gılıç"derler. Gılıç=Boyunduruğu gayışa sabitleyen kalem şeklindeki ağaç, dedegıl veya Canip Beyin dediği dedegılıç da oku sabana tutturan, sabitleyen ağaçtı yanlış hatırlamıyorsam.
Gılıç=Asıl adı dedegılıç'tır onun...
Gılibik: Kılıbık Bu herif gılıbığımış herhal.
Gılibik=Kılıbık, Bu herif gılıbığımış herhal.
Gın,gını=Kılıf(Guy şu bıçağı gınına)
Gına=Kına
gınağ geldi=gınaa geldi=bıkkınlık geldi
gınağ götüdü=gınaa götüdü=bıkkınlık yaptı
Gındap=çıbıklı uçurtma ipi=sicimin biraz kalını
gındıra= zayıf?
gınnap veya gındap=sicim=çıbıklı uçurtma ipi,,emme öcük galın olu,gopmasın deye, kınnap İNCE İP
gınnap: kındap,ince bükülmüş kendir ipi
Gıran guyulası = "Gıran ölümcül salgın hastalık demektir, gıran guyulası da ölümcül salgın hastalığa tutulsunlar demektir.Çok sayıdaki kişi için edilen bir bedduadır.
Gıranguyuluptaguyulamayasılcala=kökükesilesi
gırant tuvalet=tam anlamılyla şık giyinme
GIRANTA GİYİNMEK= şık, afilli giyinen beyler için kullanılır ve muhtemelen yabancı dilden bize geçen yeni bir deyim(gran tuvalet giyinmekten türemiş olabilir)
Gırbo, Gırboo= KURBAĞA
gırbo: kurbağa
Gırbo= Kurbağaya Daday cenahında Gırbo denildiğini duymuştum. Gırbo işte, Kastamonu'nun her yerinde aynıdır..) Araç -İğdirde "gırba-gurba" derler
gırdıkaçtı= dolaşık, üçkağıtçı
gırha=kalın yünlü bir kumaş cinsi
gırışak= kendini beğenmiş ukala ? Binnaz hanım,teşekkür ederim .szin açıklamanızda tabii doğru. TOSYA ağzında ise;gırışmak=ön planda olmak .örn.DÜĞÜNLERDE EN ÖNE OTURMAK GİBİ.(GÖZAÇIKLIK) da diyebiliriz..Teşekkür ederim..
gırışak= kendini beğenmiş ukala? ağzında ise;gırışmak=ön planda olmak .örn.DÜĞÜNLERDE EN ÖNE OTURMAK GİBİ.(GÖZAÇIKLIK) da diyebiliriz.. Gırışak: Şık gezme, Aşa aşa yürüme, Afilli olma.
Gırışma: Dayılanma, Karşı gelme, Lafa laf verme. Gırışak : Şık gezme, Aşa aşa yürüme,Afilli olma. Gırışmak: Ön plana çıkmak,Gövde gösterisi,Havalılık.
Gırışma: Dayılanma, Karşı gelme, Lafa laf verme. Gırışmak: Ön plana çıkmak, Gövde gösterisi, Havalılık.
GIRIŞMA= Böbürlenek durma, bazen de boş boş durma anlamındada kullanılır
Gırışmak=TOSYA ağzında ise;gırışmak=ön planda olmak .örn.DÜĞÜNLERDE EN ÖNE OTURMAK GİBİ.(GÖZAÇIKLIK) da diyebiliriz..Gırışmak-Kırışmak: Manda, koç, teke ve sığır gibi hayvanlarn dövüşü.
Gırk uçumak= Kırkı çıkan çocuğu gezdirmek
GIRKDUMAK= Goyunları gırk dudum,anam her yeri etten patlaya= Koyunların tüylerini kestirdim,çok kilo almışlar.
GIRKLIK=Koyunların yünlerini kırkmak için kullanılan irice yaylı makas türü Gırklık= Koyun yünü kesiminde kullanılan makas gibi alet.
Gırkmak= Kesmek (Saç, tüy için) "Turan aaa, 'adıñı değüştümezseñ saçlarımı saña gırktuman' mı dediñ berbere öğğ!" Gırkmak=Koyunların kıllarnın kesilmesi
Gırmızu gız=at
Gırmuzu= kırmızı
gırna: zayıf, çelimsiz
Gıro düşmüş, gıro çalmış=Kırağı düşmüş, kırağı mahvetmiş.
Gırpuk= kırpık
Gırtalamış;=az kar yağmış yerler anca ağarmış
gıruk: kırık
GIRUŞU=kendini göterir, ön plana çıkarır. TOSYA ağzında ise;gırışmak=ön planda olmak .örn.DÜĞÜNLERDE EN ÖNE OTURMAK GİBİ.(GÖZAÇIKLIK) da diyebiliriz..
Gısaç, Kıskaç: yengeç ve benzeri hayvanların ön ayakları? Kısaç=Kıskaç: Demircilerin; demir döverken sıcak demiri tuttukları maşa, aparat..
Gısgun= At eşek eğerinin kuyruğun altından geçen kayışının adı. "El oğlu adama dizgininen su içmeyi gısgununan def-i haceti öğredü!"
Gısım : Avuç, bir el dolusu .'Bi gısım guru üzümü bi oturuşa yiyyala.
Gısır; hamile kalamayan koyun keçi inek vs için kullanılır
GIŞ = Kış
GIYAMET= Kıyamet
Gıymuk =Odunun lif kadar ince, küçük parçası
Gış; kış
GIŞLAMAK=Tavuk,horoz vs hayvanları kovalamak
gıt dutmak: az tutmak,teğet geçmek,değip geçmek
gıt: eksik ,az,yetersiz,kıt
Gıtmür=Elisıkı, cimri cimri, kıtmir
Gıvıcuk=kıvırcık Gıvırcuk?
gıvıç: çamlık alandaki humuslu toprak
Gıvıragısmak: cimrilik-
GIVRAK=zarif, alımlı, şık
gıyak:güzel
Gıyba= diye bi kelime aklıma geldi şimdi zannımca Selalmaz Cenahlarında kumaş kenarı anlamına geliyor idi. Bizde de var.Don gibi giyeceklerin lastik takılan yerine denir Gıyba= Don isimli giyside kullanılan rastık nev-zuhur (sonradan görünme ) bir şeydir ki, bundan önce rastığın yerine, 1-1,5 metre uzunluğunda, eni de uzunlamasına katlanarak 0,5-1 cm ye düşürüldükten sonra, sıkıca dikilerek adeta ip haline getirilmiş bez şeritler kullanılırdı ki, bunların adına "uçkur" denirdi. Milletin başına bela olan uçkur işte bu nesnedür. Donun üst kısmında, bu uçkurun içine yerleştirildiği aralığa "gıyba" denirdi. Uçkuru gıybadan geçirmek için, daha çok çıralı ağaçlardan yapılan, yarım kurşun kalem uzunluğunda, çuvalduza benzer aletin de bir adı vardı. Herhalde "biz" denirdi
GIYGAŞDUMAK=KAPI VEYA PENCEREYİ HAFİF ARALAMAK***
Gıygaşık=aralık Gıygaşuk (aralık bırakmak) kapıyı gıygaşuk bırakak acuk(azıcık)
Gıygaşuk=AĞASININ KAPIYI GIY GAŞUK BIRAĞIVE ECCÜK EMİİİ , gıygaşuk= Çiğdem hanım araç ilçesinde gıyı gaşık..gıygaşık.., Gıygaşuk=KAPIYI GIYGAŞUK GOĞNDA HERKES GİRSİĞN gıygaşuk: hafif aralıklı, aralık, gıygaşuk:yarı açık kalmış ,aralıklı, Gapıyı gıygaşuk bırakıvede açmaya seyittüme beni = Kapıyı aralık bırakta açmaya koşturma beni.
Gıyı kaşuk= Kapıyı gıyı kaşuk koymak
gıyışayuk: yenilen yabani ot
gıymak: acıma hissi, kıymak
gıymat= kıymet, değer
gıymk batması =kıymık= küçük ağaç parçası’nın batması
gıynak : parça ,kenar ,Gıynak= kenarı anlamıda
Gıyturuk=Önemsiz(Beni gıyturuk işlerinen uğraşduma)
Gız: Kız
GIZ=ARKADAŞ,DOST,YAKINLIK BİLDİRİR.SAMİMİYET İFADESİ bayanlar için. Çatladığ mı gız...Neydeli güneşi gödük,bağa gidecöz...!!)
gızansak:çiftleşme arzusu duyan köpek
Gızgun= kuzgun yada kartal
GIZGUNLAMAK= Sıcaklamak
Gızgunluk=Köy evlerinde saçaktan dışarı açılan bir insanın girip çıkabileceği genişlikteki yer. Yeni binalarda modernize edilip kullanılıyor.Buna "güvercinlik de denebilir.
Gicirik suyu= Araç munayrat mahallesindeki mağarada şifalı bir su vardır.Bu su kaşıntı ve allerjik hastalıkların giderilmesinde kullanılr.Hasta bu suyla yıkanarak tedavi edlir.(Bu vesileyle hastalarda duyurmuş olalım)
Gicirik= Kaşıntı
Gidecöz= (Gız Anşa,ne aceleg var..!!Çatladığ mı gız...Neydeli güneşi gödük,bağa gidecöz...!!) HAVA İYİ OLUNCA,CANIMIZ BAĞA GİTMEK İSTİYOR.GİDECÖZ= GİDECEĞİZ.
GİDECÖZ= GİDECEĞİZ. (Gız Anşa,ne aceleg var..!!Çatladığ mı gız...Neydeli güneşi gödük,bağa gidecöz...!!)
Gidecöz=HAVA İYİ OLUNCA, CANIMIZ BAĞA GİTMEK İSTİYOR. GİDECÖZ= GİDECEĞİZ. (Gız Anşa,ne aceleg var..!!Çatladığ mı gız...Neydeli güneşi gödük, bağa gidecöz...!!)
GİDİŞİYA=Kaşınıyor
Gidişkü sardı= kaşıntı sardı demektir.kolun kaşınması ,bacağın kaşınması yani.
GİDİŞME= KAŞINMA,GİDİŞİYA=Kaşınıyor
Gidişmek=kaşınmak
-giller= Bir takı var sık kullanılan-giller(Ahmetgiller)-Ahmetler
Gine= Yine
Gintü= gintü yü bilmiyorum, Merkezde GİRÜntü denir sonradan araya girenlere bunu mu demek istediniz.
Girintü (Girinti) : İç güveyisi.girüntü: 1-başka yerden gelip yerleşen,2-iç güyo,iç güveyi
GİŞİLİK GIYAFET =Özel günlerde giyilen kıyafet
Giysilik, geysilik= çamaşır yıkanan yer. geysilikde olabilir. Kastamonu merkez köylerinde geysilik de denir. bu kelime herhalde "geysilik" olarak telaffuz edilir değil mi? "Öğ ağa bizimki böğün aşa oluğa geysi yıkamaya gitti. Açlıktan ölüyon şartosun, vayın bi yımırta gırıyın beeki."
Gizlence=Özel günlerde giyilen kıyafet
Gizlencelik=Kündiye kelimesinin tersi de “gizlencelik"tir. Bayramlık, düğünlük kıyafet demektir.
Gobca, kopça =düğme.
GOBEL: Erkek çocuk gobel:1.yaramaz ,haylaz,2.annesi ,babası olmayan çocukGOBEL= KÜÇÜK ÇOCUK ***
GOBÜ= KAĞNILARDA ÖN VE ARKADAKİ UZUN ÇIKINTILIĞI AĞAÇ***
goca:1.koca,2.ihtiyar yetişkin
Gocuk; palto, kaban
gocunmak:alınmak Gocunmak= üstüne alınmak (Yarası olan gocunur.)
goçak-goçmar: yenilebilir mantar türü
Godak= eşek sıpası anlamında
Goduttuma= Bıraktırma. Çok yaramazlık yapan, söz dinlemeyen çocuğa denir; “Ağşama bubañ gelince goduttuman mı?” Bunun acısını senden çıkarırırm anlamında.
Gofur: Kendini beyenmiş Gofur=Yapılamayacak şeyi yaparım deyip sonra da bin bir meşakkatle yapan adama gofur derler değil mi? (Neslihan: kendini beğenmiş olan diye biliyorum) Dursun Kepceoğlu hocam bir gofurluk yap da bu "Kastamonu için bir ağız sözlüğü hazırlayalım" işine bir zahmet el atıver. Bir edebiyatçıya bu çok yakışır.gofur:kendini beğenmiş
Gogan örüğü: Beyaz erik
gôğe çôğme(k)= kaybolma, aranan şeyin bir türlü bulunamamsı
goğün yüzü: gök yüzü
GOKU=Koku
Gokulu= Küçük görme (Tam emin değilim) demişsiniz, çocukları severken bir sevgi sözü olarak da kullanılır. (Malum çocuklar Dede Nene için 'Benim yavrumun yavrusu / Yarısı yılan yavrusu'dur." Öyle olunca da böyle tuhaf bir sevgi ortaya çıkar mı? bilmem. benim duyduğum ve kullandığım ''gokulu'' kendini beğenmişleri yermek için kullanılan bir sözdür...Çok da yerindedir kendini çok beğenenler de kokar sonuçta kimse mükemmel değilldir
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
) gokulu cümlesi aslında daha çok evde kalan bayanlar için söylenir halen birde küçük çocuklara kızınca söylenir aslında bu birazda dini açıdan bakılırsa eğer taharet konusuna kadar gider yaşlı nene toruna sen ne anlarsın lan g.. b..lu veya gokulu gibi azar cümlesi ile hitap eder
Golañ: Semeri eşeğin sırtına bağlamaya yarayan yünden örülmüş iki-üç parmak genişliğinde şerit.
Golan=semeri hayvana bağlamak için 5 cm genişliğinde dokuma
GOLBEZ, Gölbez, enuk , ENİK = köpek köpek yavrusu Golbez: Köpek yavrusu (Ağlı) (Bizde Goblez demezler :-)
golük : eşek
GOLÜK
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
ONBAY=CAMIŞ=MANDA***
goman=bırakmam,karşılık veririm(bunu sana goman emi yada bunu sende gomacayın.gibi cümlelerde kullanılır.)
Gon Gonak= Kon Konak şeklinde bir deyim. Gon=Kon Gonak=Konuk kelimelerinin birleştirilmesiyle oluşmuş. Arı oğul yapınca, oğulun çalılık ve kovana aktarılması zor olan bir yere konmaması için özellikle çocuklar elimize birer taş alıp birbirine vurarak "Gon gonak" diye bağırırdık. Çalılık veya yüksek bir ağaca konması halinde tütsülenerek kovana aktarılması zor olur, bunu önlemek için "gon gonak" çağrılırdı. Bu şekilde saf bir Türkçe olan "Konak" kelimesinin "Arı oğulu" için de kullanıldığını öğrenmiş olduk. Konargöçer Türklerdeki kondurma, yerleştirme ve iskan konusuyla bu kon ve Konuk kelimelerinin önemi büyük olsa gerek.
Goñ=Koyun, bırakın
GONAG=Konak
Gonç: Çorabın üst kısmı.GONÇ=YÜN ÇORAPTA BOĞAZ KISMI***
Gônûñû kûlleriñ:? Göynünü küllerin= içindeki, heyecanı, isteği, sevgiyi yok ederim.iyi anlamda destek olurum-negatif anlamda=öyle şeyler anlatırımki vazgeçersin bu sevdadan.
gopça : kopça, düğme
goraf:1.kesilip istif edilmiş odun 2.istif edilmiş kümeGORAF=kesilip düzgün yığılmış yakılmaya hazır odunlar./
GOREBİ=SAPI UZUN ORAK***
GORÜYAN=Görüyorum
Gos gos= kasıntı anlamında
Gostak= fiyakalı
gostak-ihtişamlı
Gôt cebi: Pantalonun arka cebi.
gotüme: götürme
gov: kov,şikayet,laf taşıma
Govcu= Şikayetçi, ispiyoncu, Govculuk, Govuculuk=Şikayetçilik, İspiyonculuk, (Bir de Gövco diye bir Ağa vardı. Birini vurmuştu. Acaba bu govculuktan mı yoksa göv kelimesinden mi isimleri türemişti bilmiyorum. Mergüze tarafında bir köyden...) Bizim köyde de benzer bir lakab var "Gökcogil" derler. Bizimkinin renk ile ilgiili olduğunu düşünüyorum
govsak: hafif aralık
govsek-gövsek: hayvanların çiftleşmeyi arzulaması
GOYNÜM DÖNİYA=Midem bulanıyor
GOYNÜMÜŞ= ÇÜRÜMEYE YÜZ TUTMUŞ MEYVE***
goyu: torba yoğurdu
gozalak: kozalak
Göbel = göbel......dengesiz genç kişi, Adam olacak gibi durmayan çocuk, yeni yetme(acemi, toy), Çocuk, Göbeller= :Çocuklar, BİRAZ AMİYANE TABİRLER AMA BİZİM ÇOÇUKLUĞUMUZDA KIRKÇEŞME MAHALLESİNDE BUNLAR HALK ARASINDA KONUŞULUYOR İDİ.
Göbert : Elmanın külde pişirilmesi
göbert pakla= ? barbunya fasulyesine mi deniliyor?
Göbeyöngü= Bir tür mantar
göblez : köpek yavrusu Merkez'de Göblez değil de Gölbez olarak geçer köpek yavrusu.
Göbü = Kızak (kayık) ların oturma yeri ile kayak kısımlarını birbirine bağlayan dört direk'den herbiri.. Göbü, Kağnı üstüne konulan, tekerin önüne ve arkasına takıılan ve üzerine kazıkların girebilecei delikler açılan iri hatıllara da göbü deniyordu galiba. rslan bey sanırım o da aynı şey..Kayık(kızak)larda da benzer sistem uygulanmaktaydı..Çocukluktan kalan bilgim kayıklarla ilgili olanıdır..Kızağın ayaklarına ve oturma yerinin altındaki takozlara açılan deliklere çakılmış olan dört adet direk(kazk) dan bahsettim.. Safranbolu dolaylarında ise yağda kızartılmış mayalı hamur için "göbü" dendiğini biliyoruz..
Göbü: Kağnı arabasının üzerine yük konulan kısmı,ok:Öküzlerin arabaya bağlandığı sivri kısım. Göbü= kağnının parçası
Göce= semerin gancasına verilen ad ‎Göce= Arpanın değirmende hafif kırılmasından sonra yapılan arpa çorbası.Piştikten sonra kiren eğşisi katılır.
göcen: 1. kedi yavrusu 2. ‎Göcen= Tavşanın yavrusu.
Göde: Güvercinin bir türü.
gödel= çamaşır dövmeye yarayan tokaç.
Gögüç : Meşe palamudu
Göğe daş atmak= çok yaramaz
Göğe gelmek=İneklerin çekim vaktinin gelmesi
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
) göğe gelmeye araç ilçesinde göğsemek denir.
Göğem=ilk baharda çayırda yeni çıkan taze ot,veya sonbaharda yağmurlarla beraber çayır ve tarlalarda çıkan taze yeşil ot(Çiftçiler bu otları hayvanlarının yemesini istemezler,zira otların % 90 ı su içerdiğinden hayvanları ishal eder ve zayıflatır)
Göğercin=Güvercin
göğermek:1.morarmak,2.olgunlaşmakGöğermek= Depince göğerü öğ...!! Göğermek= 1.Tabiatın yeşillenmesi, otların çıkması, 2. İnsanın darbe alan yerinin önce morarmasından sonra iyileşmeye başlamış hali; yavaş yavaş göğerir.
Göğnüm dönüya = Midem bulanıyor
göğnümü bayma : beni sıkma
GÖĞÜSLÜK=İLKOKUL ÇOCUKLARININ GİYDİĞİ ÖNLÜK
Gök; mavi 1.mavi, 2. gökyüzü
Göksulu= Okçular'da bir armut çeşidine verilen ad.
Göklüce gitmek: Çok genç yaşta ölmek
‎Gökten Otlamak= Çalışmak istemeyen kişilere "sizin çocuklar gökten mi otluyor, ne yiyip ne içiyorlar " diye sitem edilir.
göl göbel= ?
GÖLBEZ: 1. Köpek yavrusu. 2. gölbez: ufak gelişmemiş kendir
Gömeç=Bal peteği (Dalak da aynı anlamda kullanılıyor.)
Gömgök: masmavi
Gön: Ham deri, deri sığır derisi
Gönüm bılandı= Midem bulandı.
görebi-görebe Körebi= diken kesmek için kullanılan uzun saplı kesici alet
göresi gelmek: özlemek
Göt lokumu=Yumurta
götlek: ibne
Götlük= öküzlerin, arka kısmından ve sırtından geçirilerek boyunduruğa bağlanan özel bir dokumadan yapılmış bir çeşit koşum
götü gara: yenilebilir mantar türü
Götü: 1.Getir, 2. götü: götür ,al git Götü= Götü :Götür, götür iki manada da kullanılır.; burda başımdan geçen komik bir şeyi paylaşmak itiyorum ininizle hoş görünüze sığınarak!!! Bursa’da yıllar önce şimdi oturduğumuz evde o zamanlar odun yakıyorduk. Bir gün odun aldık çuvallara duldurup bodruma koyuyoruz. Etraf pis olmasın diye çuvala koyuyoruz ama odunlar, bitmeden bizim çuvallar bitti yani yetmedi. Bizim valide hanım komşu kadınlara babamı çekiştiriyor; “ahmed’e kaç kere dedim- ahmet dedim - çuval götü yıkaylım götü yıkaylım deye on kere demişiyündü emme götümedi!” diye dert yanıyor. Zavallı kadınlar hiç bi şey anlamadı saf saf bi annemin yüzüne bakıyorlar bir benim. Neyse ki tabi hepsi Anadolu insanı mevzuyu kendilerine kibarca izah ettim ama tabi ki baya bi utandık.
Götüme : Getirme, İYİ GAYRİ GÖTÜME:İYİ GAYRİ GETİRME
götümek: götürmek,alıp gitmek
götün götün:geri geri gitmek, Ardı ardına, arka arkaya, Götün götün gitme= geri geri gitmek
göv-göğ:gök yüzü
gövlek, gövsek :çiftleşme arzusu olan büyük baş hayvan
Gövlez: Köpek yavrusu, Gövlez: Köpek yavrusu(yazım hatası yoksa Kastamonu merkezde "gölbez"olarak geçer.
Gövsemek=hayvanlarda kızgınlık, çiftleşme isteği
göynek...bir nevi fanila, İç göyneği diye de söylenir...gömlek
Göynü yok= isteği, hevesi yok
Göynük: muşmula=beşbıyık=döngel=sahilde de göynük olarak söylenir.
Göynük:İçinde yer yer su çıkan çevresi ağaçlık tarla. verimsiz arazi
Göynük= Muşmula-döngel-beşbıyık-göynük
göynüm bulanıyor= mide bulantısı
Göynümek= Olgunlaşma, iyice olgunlaşmak. yumuşamak,
göynümüş: iyice olgunlaşmış,içi geçmiş
GÖZEL=Güzel
Gözer= Elek cinsi ‎"Gözer" Kalburun az büyüğü.Delikleri de kalbura göre daha büyük olurdu.Gözer=kalbur= tahıl elenen elek,gözer-gozer:buğday elemek için yapılmış kalbur
gubar: tasa üzüntü
Gubarmak= görgüsüzce abartılı şekilde öğünmek.
gubat : kaba,kaba görünüşlü
Gũbũr süpürme : anlamı malûm..temizlik
gubur: lağımGubur= Çukur , Gubur=çukur denmiş ama, evlerde pis su gideri için bir avguna bağlı taş veya tahtada açılmış su deliği. Gübür=çöp=evde süprülen yerdeki çıkan çöl-çöp Gubur: İç Anadolu Bölgesinde foseptik çukur için de kullanılıyor. Gübür; Süpürülerek toplanmış çer, çöp
gubür: evin içinde süpürüldükten sonra ortaya çıkan toz ve çöpler
GUCÜMÜ ÜZME=Beni üzme
Gûcüzmeñ=Yaramazlık yapmayı, insanı üzmeyin.
Gudek:Çocuk oyunlarında , oyunun angarya işlerini yapma sırası.
gudekçi: 1.oyunda ebe
Gudredden = yaradılıştan, doğuştan "Bu gız gudredden gözel" (Makyajsız, yaradılıştan güzel, boya güzeli değil)
Gulak tözü=Kulak arkası.(Gulak tözü ñe vurunca aşurun şartosun)
Gulak= kağnı arabalarında, kayış ile arabayı boyunduruğa bağlayan ağaç aparay
Gullep=Pireçol=Kapılarda eskiden bu günkü menteşelerin işlevini yerine getiren, el yapımı metal aparatlar..
GULÜK=KULUÇKAYA YATAN VEYA YATACAK TAVUK***
guma : kuma, evli kadının üstüne gelen kadın
gumele: 1. buzağıların konulduğu ahır içindeki ayrı bölme 2. Bağ evi (Tosya)
gumpiri-gumpil: patates
gundak: yavru
gundak:1.kedi ,köpek yavrusu,2.deste haline getirilmemiş kendirin bir kucağı
Gunlamak, gunnamak=At eşek için doğurmak. Gunnamak kelimesine bir açıklama: Kulunlamak'dan geliyor. At yavrusu.
gunnacı:yavru yapacak hayvanGunnacı= gunnacı at, eşek için, guzlacı koyun keçi için, bızlacı sığır için kullanılırdı. Yanlış mı hatırlıyorum? Buzlacı; inek içiin kullanılır, gunnacı
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
oğuracak At, eşek
Gunnamak: Doğurmak,Gunnamak: Gunnamak: murdar hayvanların (at,eşek,katır,kedi,köpek)doğurması, Doğurmak Gunnamak kelimesine bir açıklama: Kulunlamak'dan geliyor. At yavrusu.gunnamak:hayvanın yavru yapması
GUNNAMAK= Hayvanların doğum yapmasına denir(soru inek gunnadı gibi)
Gurluk : ev, ahır ya da samanlığın önündeki üzeri kapalı önü açık alan. (kuruluk) "Gurlukdan bi gucak odun götü dedim, demez olaydım herif gorafı devürdü..." guruluk olarak değil mi? Kastamonu-Taşköprü arasında gurluk, diğer bazı yerlerde guruluk şeklinde kullanılıyor.
Gursak : Herkilin önünde yer alan herkilden daha küçük un konulan bölüm.
gurt dide gurt nine ,bizdede nine ve dedelerimizin babaları ve anneleri için yaşıyorlarsa kullanılır
gurt nine ,gurt dide bizdede nine ve dedelerimizin babaları ve anneleri için yaşıyorlarsa kullanılır
Gurt Nine, Gurt Dide: Uşak Devşek= Çoluk çocuk; İki kadın sokakta karşılaştıklarında, biri diğerine halini arz eder; dam çul... uşak devşek sığır sıpa inek çanak samallık mamallık derken aşam oluveriyo!!! günün kısa özeti bu... ‎"Uşak devşek"deki "devşek" kelimesi ne anlama geliyor? Eş mi? Koca mı? Karı mı? Yoksa ev ahalisi mi? Yoksa devşirilmiş şey mi? Yani eve eklenmiş kişiler? ("At yok eşek yok, Bit yok yavşak yok, Garı yok uşak yok!" derdi, bizim köyde Fayık Aaa.) "Uşak şöyle gözel bir mantı ediveng de uşak devşek yisin bee!” Kadın sanırım. DEVŞEK Çocuklarımızın çocukları, torunları ifade ediyor. ‎"uşak devşek" ikilemesindeki "devşek"kelimesini kadın söylerse kocasını,erkek söylerse karısını kastetmiş olur.Malumunuz Türkçede böyle ikilemeler çok.Bazıları anlamlı bazıları anlamsızdır."ıvır zıvır"ikilemesinde her iki kelime de anlamsızdır."çoluk çocuk"ikilemesinde ise "çoluk"kelimesi anlamsızdır. ‎"Uşak şöyle gözel bir mantı ediveng de uşak devşek yisin bee! Kazak ve Kırgızlarda Nevere, Çevere gibi torun, torunun çocuğu, torunun torunu için kullanılan kelimeler var. Bizde de bunların benzeri olmalı. Gurt nine, Gurt dide gibi söyleyişleri hatırlıyorum ama... Evet Arslan bey gurt nine ,gurt dide bizdede nine ve dedelerimizin babaları ve anneleri için yaşıyorlarsa kullanılır. Evet gurt nine ,gurt dide bizdede nine ve dedelerimizin babaları ve anneleri için yaşıyorlarsa kullanılır.
gurtlanmak: 1-şüphelenmek,2-kıskanmak
guruluk:evlerin önünde yada yanında eşyaların ,araç gereçlerin yağmurdan korunması
GURUTMA= KURUTULMUŞ EKŞİMİĞE VERİLEN AD
gustane=gusulhane: ebeveyn banyo
Gusulane, gusul dolabı= ilkel banyo, suyu başka yerde ısıtılıp gelen.
Guş Dili=Arkadaşlar siz guş dilini bilir misiniz? Mesela küçüklerin duymaması gereken bir konuyu onların yanında nasıl anlatırsınız? Becen secenici çacok seceviciyocorucum... gibi her hecenin yanına bir sessiz harf koyarak...
guş ekmeği: kuşekmeği,yenilen yabani ot
Guş= semerin gancasına. semerin arkasında da iki taraflı bir demir kanca vardı. Ona da mı "guş" deniyordu ?
Guş=? (Gaş urganı= Semerin önündeki kabarantıya kaş (gaş) denir. Semerin iki yananda iskeleti oluşturan tahtalara da "gaburga" denir .Gaburganın iki tarafta en üstte olanlarının uçları gaşın iki yanından ileriye doğru 15-20 cm uzanır. Bunlara da "guş" denir."Semerin gaşı guşu galmamış" dediklerinde bunlar anlaşılır. Hayvana yük sarmak için, semerin kaşından dolanıp, guşuna bağlanan 10-12 metre uzunluğunda 1 cm kalınlığındaki urgana "gaş urganı" denir.)
Guşak çözmek= tuvalete gitmek, guşak çözmemek=zina yapmamak
GUŞAK=Kumaştan yapılan bel kemeri
GUŞAK=Kumaştan yapılan bel kemeri
Guşlasdik=Sapan
guşluk: çatıya çıkılan yer
GUVLEK=
Guyluş guyluş= ?
Guyo, güyo: damat
GUYU=Kuyu
GUYU=Kuyu
Guyuluverdi= Bayılıverdi? Devriliverdi?
guz: güneş görmeyen ,kuzeye bakan yer
guzgunluk:çatıya çıkılan yer
guzlacı:yavru yapacak keçi,koyun, Guzlacı= Doğuracak Koyun, keçi
Guzlamak= keçi ve koyun doğurması
Gübür=çöp=evde süprülen yerdeki çıkan çöl-çöp Gübür; Süpürülerek toplanmış çer, çöp,
güccücek= küçücük, ufacık,
Güccük Güççük: Küçük
Gücük: Kısa, Gücük (öküz ) kuyruğu kısa öküz. Gücük ayla(r):Şubat ve mart ayları.'Adamın da ayın da gücüğünden korkacaksın' diyerek , bu iki ayın soğuğuna dikkat çekerlerdi.
gücük:1.şubat ayı,2.küçük
GücüK= Mardınan gûcûk döğûş ediya dışarıda"Gara gışınan gücük döğüş ediya" deseniz daha mı doğru olurdu acaba? Gücük Mart değil mi?
Gücük=Mevsim adı, Köpek adı olarak da kullanılırdı.
gücümü üzme : beni yorma
gücünü üzmek: canını sıkmak, üzülmek anlamında deyim (Kast.merkez)
Gücüzmek = Yaramazlık yapmak..
Gücüzmek: çocuğun yaramazlık yapması anlamında kullanılı
Güççük: Küçük
güdek: 1.nöbet,ebelik sırası,2.kısa
GÜDÜ= topraktan yapılmış tencere!!! güveç'TE denilebilir
güdük: küçük kalmış, kısa boylu
Güdül= kısa, küçük
Güdüş= ? Güdüş güdüş şeklinde ikileme olarak kullanılırdı. Genellikle yaşlı aile bireyleri için?
güğüslük=okul önlüğü(inebolu yöresi)
Güldaban=Cilbetür= İnce sopaların (Çımkış) uçlarını yere vurarak ileri fırlatmak suretiyle oynanan çocuk oyunu. Bir başka adı "güldaban"dır.
Güldaban=Cilbetür= İnce sopaların (Çımkış) uçlarını yere vurarak ileri fırlatmak suretiyle oynanan çocuk oyunu.Bir başka adı "güldaban"dır.
Güleş= Güreş
Güme, Emzikli buzağıların konulduğu bölüm.
Gümele= yeni doğan hayvan yavrularının koyulduğu dam içerisinde bölünmüş küçük bölüm (( araç)) gümele=ahırda buzağı konulan yer Kastamonu merkezde çeten veya çiten olarak geçer. o yüzden parantez açıp araç yazdım
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
Tosya’da Bağ evi.
Gün=Güneş
Gündi, Gundi: Bir tarafı eksik, Engelli anlamında da kullanılır.
Günü torbası: Çok kıskanç kişiler için kullanılır.
Günücü= kıskanç
Günülemek(n nazal n okunacak?)=Kıskanmak Günülemek=kıskanmak.(Bizim hıra boyuna abeysini günüleya.)
GÜNÜLEMEK= Kıskanmak
GÜPRE=Gübre
GÜPRE=Gübre
güvendim: sevindim
güvenmek: sevinmek
Güvleç=? Yemek?
Güvlek, sapsız ahşap kap, güvlek:1. kuyudan su çekmek için kullanılan kova ,2. tahtadan yapılmış kova, ‎Güvlek= 40-45 cm yükseklikte,25-30 cm çapında,ağaçtan yapılma su kapı. Güvlek=yoğurt mayalamada kullanılan ahşap(çam veya gürgen)kap
güyo : damat
Güz= sonbahar
Güzine soba = kuzine
ĞAÇUMUYALIM=başkası kapmadan ,biz alalım.
ĞAÇUMUYALIM=başkası kapmadan, biz alalım.
ĞIRUŞU=kendini göterir, ön plana çıkarır.
ĞIRUŞU=kendini göterir,ön plana çıkarır. TOSYA ağzında ise;gırışmak=ön planda olmak .örn.DÜĞÜNLERDE EN ÖNE OTURMAK GİBİ.(GÖZAÇIKLIK) da diyebiliriz.. gırışak= kendini beğenmiş ukala ?
Habaranamaz: laf anlamaz, bildiğinden şaşmayan
Habire= durmadan (Habire konuşuya.)habire-hebire: devamlı,sürekli
haçan : her zaman ,devamlı
haggaatmi ?: Hakikat mi? Gerçek mi? haggaatmi öğğğ
Hahah : Evet
hak:1.tahıl ölçmeye yarayan kap,2.düğünlerde gelin almaya gitme, Hak= (En büyük) tahıl ölçme kabı
Haka gitme= Gelin almaya gitme töreni
hakçı: düğün alayı,gelin almaya gidenler
HAKKAT= Gerçek
halbüsem: halbuki
Haldur huldur: Dikkatsizce, rasgele düzensiz
halıkmak: gelişmek ,büyümek
halıkmamak: gelişmemek, büyümemek
Halka= öküz arabasına tarladan yüklenen destenin tutturulması için kullanılan urganın arasına takılan halka şeklindeki ağaç aparat, Halka= Saban ve öküz arabasının boyunduruğa bağlantısını sağlamakta kullanılan ağaç alet.Arabanın veya sabanın oku bu halkanın içine sokulur ve çıkmaması için, "Dedekılı" isimli aletle de sabitlenirdi. Her iki aletin de sert ve dayınklı -kiren gibi - ağaçlardan yapılması esastı.
Halva:Helva
Hamamlık dolabı=banyo
Hamamlık, oda içinde bulunan yıkanma bölümü,
hambar: ambar, büyük kiler
HAMBAR= Ambar, kiler
hamla: hamle
hamur: makarna vb. yiyeceklere verilen isim
Hamur Garuşduması, Malak= Yemek çeşidine verilen farklı isimler (Araç/Okçular)
Hamurlu = bazlama
Hamut= atların başına arabaya koşmak için takılan alet
HAMUT= koşum atlarının boynuna takılan, oradan da arabaya bağlanan alet.
Handan= Babası belli olmayan çocuk
hapaz:avuç, Hapaz: Avuç içi, HAPAZ= Ayrıca saman doldurmaya yarayan alete bizde YABA. ılgaz taraflarında da HAPAZ deniyor. HAPAZ bizde avuç anlamında kullanılıyor. (İki hapaz leblebi ver)Hapaz: İki eli ile birlikte almak. "Bi hapaz cöğüz alduk"
Hapır,Hapır yeme: Çabuk çabuk ve çokca yemek yemek.(Hapır hapır yeme olum şu yemeyi dıkanacayasın şindi)
hapur hupur= çok hızlı şekilde tüketmek.. genellikle yiyecekler için kullanılır, hapur hupur=? (Apur sapur?)
Haralda= galiba sanırım anlamında kullanılır
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
) Hakkı Bey çok teşekkür ederim. Ben de o söze takılmıştım.
Harar: Büyük çuval. Keçi kılından dokunurudu.Güvenilmez kişiler için 'Onunla harara girilmez' denir.Harar=Çok büyük çuval harar: harhar, büyük çuval
‎Harlamak-parlamak= Birdenbire kızmak
harman: buğday,arpa vb. ürünlerin bir araya toplanıp hasadının yapıldığı yer
harnapa: karnı büyük,çok yiyen hayvan
Harpçeken, hepçeken : Öküz arabaları teker sayısına ve tekerin yapısına göre iki şekilde adlandırıldı.Parmaklıklı dört tekerin kullanıldığı arabalara "Dört teker" denirdi.İki tekerleklilere genellikle kağnı denirdi.Dört tekerli arabaların, iki tekerinin bağlı olduğu arka dingil ile . diğer iki tekerin bağlı olduğu ön dingili birbirine bağlayan sağlam ve uzunca ağaca harpçeken (Kastamonu’da Hepçeken?) denir ki, bu kelime, bu ağacın çektiği yükü araba için önemini çok iyi anlatır.
HART HART := Elmayı mesela hart hart yemek ve hatır hatır yemek ... hart atmak, hart hart yürümek =? İnebolu da pazarda duydum...
Hasan yonması (yontması)=Kaba taslak, özensizce yapılmış
Hasba çıksın: Olmaz olsun veya ah etme diye kullanılan bir cümledir.
Hasıl, harman= hasat, harman
hasıl: hasat zamanında elde edilen ürün
Hasıllamak= temizlemek
hastağuç:hastalıklı
Haşul (çorbası): İrice kırılmış buğdaydan yapılan ve kuru fasulye suyu ile pişirilen yemek.
Haşullamak= yiyeceği haşlamak, ve insan azarlamak anlamında kullanılıyor.... haşullamak = 1. yiyecek haşlamak 2. azarlamak
Hatçe-Hetîce-Hetçe= Hatice
Hatıl: Kalın tahta.Hatıl: Üzerinde çamaşırı deperek yıkamaya yarayan tahta tezgah
hatır hatır=çok sert,
Hatır sorma : Nettingiz? Karşılık: Nedelim ?..))
Hatırnaz= Hatır sayan.
havayi: ayakları yere basmayan ,aylak
HAVUT= deve semeri. (Deveyi havuduynan yuttu=haram yiyen, gayrımeşru kazananlar için söylenir, bizde yanlış olarak deveyi hamuduynan yutmak şeklinde kullanılıyor.)
hayat: davar ağılı
Hayatlamak : Selin veya akarsuyun ,etrafındaki arazinin altını olmak suretiyle balkon gibi bir hal aldırması.
hayıflanmak: üzülmek
hayta: yaramaz
hayva=ayva
HAZİTTİM=sevdim.
Hela= Ayak yolu
Hela= yüznumara(yüzlumara)= tuvalet
Helbet = Elbette
HELBETSİN= Tabi,evet anlamında onay sözü
Hele bak=?
Helesa= Düğünlerde (Tosya) damadın havaya kaldırılması ve bu sırada söylenen türkü. Muhtemelen adet Han'ın keçeyle kaldırılmasına dayanıyor.
helkek:kova ,bakraç
Helkek= bakraç: su taşınan kova ,helkek, Bakraç= Su taşıma aleti
hengâme-hengeme:gürültülü yüksek sesle anlaşılamayan konuşma
HENİ=Hani
Hepehep= Çok dolu
Heral= Her hâl, herhalde
Herek= Kazığın daha küçüğü. Fasulyelerin sarılması için bahçeye dikilene "fasulye heregi", bağlara, üzüm çatuklarının ağması için dikilenlerine "bağ hereği" ,bunların uçlarını yontmağa "herek yonmak" denir. Her sene yeniden yapmamak için, işi bitince yüksekçe bir yerde muhafaza edilirdi. Herek= bizde merkebe yük yğklerken bir tarafına dayadıkları ağaca herek derler. bak iğdir araç bile farklı. Ben de onu dmeek istedim abi bizde herek kelmesini sizdeki direcen anlamında kullanırlar. Evet. Ne edelim, böyle. Bunun hangisi doğru diye bir gayretimiz yok. Niyetimiz mevcudu ortaya koymak. Zaten hepsi doğru.
‎Hergele: Büyükbaş hayvan sürüsü Hergele(Mecazi)= Yaramaz geçimsiz ,insan.
HERGELE-DEYUS=Sessizce bir takım karışık işler çeviren erkekler için kullanılır
HERGELE-DEYUS=Sessizce bir takım karışık işler çeviren erkekler için kullanılır
Herif: Adam, Koca Öğ ne bilsin eling herifi yımırta gırmasını be..
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
) herif:adam,erkek
Herk= Nadas
‎Herkil : Ambar, Küçük tahıl ambarı.herkil : tahtadan yapılmış,içine tahıl ve un konulan büyük sandık
Herkil = Kuru erzak sandığı (dolabı)
Hesude, Hasüde= Nişasta ile yapılan tatlı, muhallebi de diyebiliriz. TDK'nın sözlüğünde hesude kelimesi hiçbir şekilde yer almıyor. hasude,hasuda olarak da yazdım;ama gene yok.Zaten "h"harfi ile Türkçede başlayan kelime sayısı sınırlıdır.Belki Arapça veya Farsça kökenli olabilir.Hesüde : Nişasta isu ve şeker ile yapılan tatlı
Heşt=gahdemek= sürmek (atları?, öküzleri?, atı?, eşeği?) gehdemek olabilir. Heşt de öküze yürü demektir. Doohaaah:dur anlamına gelir.
Hevle,
HEVLİ=Köy evlerinden dış kapıdan içeri girildiğinde,dış kapı ile içeri merdivan başına kadar olan aradaki boşluk
hevlü = avlu ( Orta Asya Türkçesinde havlu diye söylenir)Avloo: Avlunun etrafını çeviren kıyıya da deniyor.
zembelek = zemberek
toğuk = tavuk
zoba = soba
Hevlü= avlu, evin avlusu
Hevrüz = Çocuk oturağı (Lazımlık)
Hevrüz= beşiklerde idrarın toplandığı kap, Hevrüz=Lazımlık, HEVRÜZ=ESKİ BEŞİKLERDE, BEBEKLERİN İDRARLARININ TOPLANDIĞI KAP***
Hey= Yük hayvanlarına bir seferde yüklenebilecek miktarı bildirir."Bir hey buğday", "bir hey elma topladık" gibi.
Hıcıltı= Ağaçlık yerdeki rüzgar sesi, boğmacalının çıkardığı sese de denirdi galiba?
HICIM OKU= çok hızlı, ani saldırı durumları..
hıltar:buzağıların boynuna bağlanan bezden halka şeklinde yapılmış tutacak
hıltar:kadınların başlığını boyunlarına tutturmaya yarayan boncuklu ip(köçekli)
hımbıl : ağır, tembel
Hıngzır= da aynı anlamda kullanılıyor sanırım.
Hınzır
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
omuz
hıra –hire: yaşca küçük olan kardeş (germeç)Hıra: Yaşça küçük olan, Hıra= yaşı küçük olan, Hıra= BİİZİM HIRA OĞLAN GİNE KAYBOLDU EMME SORACAYIN BÖĞEZZZZZZZ DABANLARINI YARMAZSAM ADAM DEĞİLİYİN ŞARTOSUN. Hıra=çocukların küçük olanı, Hıra=Küçük, Hıra=bizim hıra oğlanı bu sene zeneeeet okuluna yazduduk. hıra sını deyok gızzzzzzzzzzzz şerif abla.kulağıga sıçuttuma şinnnndi. Hıra gelin (küçük gelin) hıra kız (küçük kız)anlamında kullanılıyor
Hıra: Küçük, Kardeşlerden küçük olanı için HIRASI derlerdi.
Hıra= Küçük çocuklar için de HIRA kelimesi kullanılırdı "büyüğü değil hırası " derlerdi eskiden
HIRLAMA: BİR NESNEYE SAHİP OLMA DUYGUSU, BAŞKASINA AİT BİR NESNEYİ SAHİPLENME, KÖPEĞİN KIZGIN HALİ
Hırpuşlamak: Elle hırpuşlamak: dokunarak acıtmadan biraz dövmek. Dille hırpuşlamak:Hafifce azarlamak ağzının payını vermek
hırsı kudurmak-hırsıazmak Hırsıkızıl da denir di bizim civarda da yaramaz ele avuca sığmayan çocuklar için söylendirdi.
hırsıazmak da denir di bizim civarda da yaramaz ele avuca sığmayan çocuklar için söylendirdi. Hırsıkızıl-hırsı kudurmak-
HIRSIKIZIL......hesapsız hareket eden önünü sononunu hesap etmiyen.
Hırsıkızıl-hırsı kudurmak-hırsıazmak da denir di bizim civarda da yaramaz ele avuca sığmayan çocuklar için söylendirdi.
hırtlak= gırtlak
Hısım= Akraba
Hışım : Çıkış, Azarla karışık sert konuşma..
hipçi-höpçü : kavak ve söğüt dallarının sürgününden yapılan düdük
HOBU: Büyük
hobu:iri yarıHobu= 1.akbaba, 2. hindinin erkeğine hobu dişisine ibi denir. (Yazdığım yazılar gereği bu ve buna benzer altıyüze yakın cümle kelime veya deyim toplama çalışmam oldu,fakat esas mesele bazı nesnelerin ilçe ve köylerde daha farklı yorum ve anlatımlarla anılması. Örneğin Hobu kimi yerde hindi olarak veya bazı köylerde hindi çeşidi olarak tabir edilse de bazı yerlerde de akbaba atmaca gibi büyük kuşlara verilen ad olduğu görülmüştür.)
Hodala (Fitil) = Kazları besiye aldıklarında, daha erken beslenmeleri için kepeği, benzeri yem malzemeleriyle iyice karıp, çiğ köfte ile yaprak sarması arası bir şekilde yuvarlatırlardı. hodala veya fitil adı verilen bu yemi hafifçe ıslatıp, kazın çenesini iki yandan sıkıp ağzını açtırdıktan sonra, boğazına aşağı dayanırlardı. Az yemek yiyen çocuklara kızınca da "Buna da gaz gibi hodalayı dayanmalı " derlerdi.
Hodul: Fırına ekmek konulan ahşap kürek, hodul: konuşmasını ve davranışını bilmeyen ,kaba,hodul= kaba
Hodura koğdurmak: Karşısındakini zor durumda bırakmak.
Hokelekli= Kendini beğenmiş
hokra: zayıf hayvanların sırtında oluşan mevsimlik ur,besiyi aldığı zaman kaybolurhokra= beleş, bedava, asalak, büyükbaş hayvanların sırtında çıkan bir asalak bir böcek yükseltisi,yumrusu. Bunun halk veterinerlerince içi açılır, çıkarılırdı. Mecazen Hokracı, avantacı, asalak anlamındadır.Hokra= Pılışka=Avanta... belki hokra ile aynı
hokracı : bedavayı seven
Hol(fol)= tavukların başka yerlere yumurtlamasını engellemek ve onu yumurtlamaya özendirmek için belirli bir yere bırakılan tek yumurta hol: yumurtalıkta bırakılan yumurta
Holluk(folluk)= toğukların yumrtladığı kutu(yer)holluk:tavukların yumurtlama yeri
Hoo= öküz ve mandayı durdurmak için de HOOO denirdi...
‎Hor bakmak- horlamak= Karşısındakinin kıymetini bilmemek, küçük görmek
hora depme= çok gürültü, patırtı etmek. Aşırı eğlenmek, oynamak.
Hora geçmek= İhtiyaç duyulan bir anda, ihtiyacı karşılamak. İşine yaramak.
‎Horanta= Evdeki insanlar.Daha çok evdeki çocuklar. "Horanta doyma mı biliya" gibi kullanılır
hortlu: öksüz ,kimsesiz
horuz vâtı: horoz vakti, sabahın alaca karanlığı
Horuz=Horoz
HORUZ=Horoz
HORUZ=Horoz
horuza yarışma=düğünlerde uzak bir noktaya kadar gençler arasındaki maraton yarışı.Bu yarışı kazanan delikanlıya horoz hediye edilir
hosmak: böceklerin ,arıların sokması,ısırması (?) Hoslamak=Şişmek
Hoşaf = 1Elma, armut, erik kurusu 2. HOŞAF=Meyva kuruları su ,şeker ile kaynatılarak elde edilen içecek
Hoşulamak = haşlamak..
Hot= Hot oyununu bilen var mı? kavak, fındık veya kızılcık sopalarıyla oynanan bir oyundur.Sopanın ince kısmını kalem gibi tutup yaylandırırsınız,en uzağa giden sopanın sahibi oyunu kazanır.En geride kalan sopaları toplar.
‎Hotun, Hutun: Tahtadan yapılmış dikdörtgen prizma şeklindeki arı kovanı.
hoy hoy: boşta gezen ,işe yaramayan
HOZMUR=PATATES*** Hozmur, Pıtana= Patates (Araç/Okçular)
höbelek: mantar ismi
Höbüloğ Köyü= diye bir deyim de kullanılırdı zaman zaman ama manasını bilemeceyin. Höbüloğlu köyü olmalı,yani höbül höbül yürüyen ilerigelmişi olan bir köy.. Höbül kelimesinin ortaklaşa iş yapan ve ödünç anlamı varmış (bkz.Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü )
Hödük= korkak
Höcceden, Höççeten, hötçeten= birdenbire, aniden, ansızın (durduk yerde, durup dururken) HÖCCETEN= ANİDEN, ANSIZIN, DURUP DURURKEN, DURDUK YERDE, HİÇ ANLAMI YOKKEN GİBİ ANLAMLAR YÜKLENİR. SİZ ADAMI HÖCCEDEN ARKASINA AŞURUSUNUZ.
Hökenekli, hökelekli= HAVALI..
Hökümlü= burnu büyük
hös=?
Hösdön= çift sürülürken tarlanın başına varıldığında öküzlere verilen komut... bunu duyan hayvan hemen geriye döner.
höst geri= öküzlere geri gitmeleri için verilen komut
höst= kabaca yavaş ol
HÖŞÜR-FİŞİR FİŞİR- FİŞİR HÖŞÜR=Çok hareketli, kontrolsüz kişi ve davranışlar için kullanılır.
Höykürme=bağırma(Kastamonu)( valla kızıp bağıran kişilerede ne höykürüyon derler bizim orada: Devrekani) Höykürme, yüksek sesle ağlama anlamında kullanılıyordu yanlış hatırlamıyorsam.Höykürmek= Yüksek sesle sinirli bağırmak
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Huçu=Fıçı, varil
Huluma= Uluma "Hay huluma huluma/Bezir koydum tuluma/Söylerseñ mani söyle/Köpek gibi uluma!"(Ninemin manisiydi)
Hurça=fırça
hurmak: vurmak
hurtuna= fırtına
Hurun=Fırın
husa: kaygı ,endişe
husasuz:kaygısız,tasasız,sorunsuz
Huşumda = aklımda, belleğimde
Hutun= Arı kovanı, HUTUN...SERT VE KIRILAMIYAN ÇETİN CEVİZ MANASINA DA GELİYOR. örnek büyük anne tarafımıza hutunağagil diyorlarmış. Arslan Küçükyıldız ekledi: Hutun doğal arı kovanına da mı deniliyordu? İsmail Altan: Bal kovanda çerçevesini iyi doldurdumu hutun gibi doldurmuş da deniyor yani boş gözenek bırakmamış manasına geliyor idi. Fikret Pirahmetoğlu ekledi: HUTUN ARI KOVANINA DA DENİR AMA BENİM BİLDİĞİM TAHTADAN YAPILMIŞ BORU DUR. Nevzat Salbaş ekledi: HUTUN, ÇAM AĞACI VEYA MEŞE VESAİRE GİBİ AĞAÇLARIN İÇİ KENDİLİĞİNDEN BOŞALIR, ONA HUTUN DENİR, ESKİDEN KARA KOVANLARA DA HUTUN DERLERDİ. AMA YÖREYE GÖRE DEĞİŞİR. ESAS İÇİ BOŞALMIŞ AĞAÇTAN GELİR ADI.
huysukmak: huylanmak, şüphelenmek
Hücceden(ölmek): aniden birden bire üzülerek
HÜNDÜ,HÜNMEK: ÜRKME ÇEKİNME
hüren: (köpekler için) havlayan
hürpüden=birşeyi birdenbire, çabuk içmek.("çayı hürpüden içti, gitti.")
hürü haşgaş etme= Darmadağın etme anlamında. hüşgü=çok eski, bozuk ile bir ilişkisi var gibi. "Suratıñı hürü haşgaş ederin deyon saña!" (Suratını darmadağın ederim diyorum sana!)
Hürü=Huriye
HÜRYEMEZ= Bir elma çeşiti Hüryemez: Ekşi Elma, Hüryemez veya Hüryimez: Ekşi Elma
hüşgü: parçalanmış ,yıpranmış hüşgü= çok eski, bozuk, Bir de hürü haşgaş etme diye bir şey hatırlıyorum. Darmadağın etme anlamında. Yazdığınız hüşgü=çok eski, bozuk ile bir ilişkisi var gibi. "Suratıñı hürü haşgaş ederin deyon saña!" (Suratını darmadağın ederim diyorum sana!)
hüşgüsü çıkmak:kullanılamayacak hale gelmek,iyice eskimek
Hütüklenme= BAZI İLÇELERDE HÜTÜKLENME DİYE DE GEÇER ÜTÜKLENMEK: ŞÜPHELENMEK
ıbrık: ibrik,ağzından başka ince borusu olan daha çok bakırdan yapılmış olan su kabı
IBRIK= İçine su konan,bakırdan yapılmış,tuvaletlere konan,ayrıca abdes alırken kullanılan ucu ibikli su kabı
ıccacuk=Sıcacık
Iccak, ıçcak; sıcak Iccacık, ıccacuk: sıcacık
ıccak= sıcak,
ığılığıl:ağır ağır derinden (Koku için?)
ığınmak: ıkınmak
ıkıldamak: inilemek
Ikırcuklanma=Sıkıntı, sıkıntıya girmek,içi sıkılmak
IMIZGAMAK= Kazak Türkçesinde mızgav şekerleme yapmak anlamında.
Meryem Hanım: Bu sözünüzle Kazak Türkçesininde kastamonu Türkçesininde aynı dil olduğunu bir kere daha teyit etmiş oldunuz. mızgamak Kastamonumuzdada aynı anlama geliyor,yani insanın hafiften içinin geçmesi, hafiften uykuya dalmak. ımızganmak:1-uyumak,içi geçmek,2-bir işi yaparken yavaştan alma, IMIZGANMAK=Hafif kestirmek, kısa süreli uyumak. (M. Tufan Arslanoğlu'na göre mızmızlanmaya yakın kararsızlık ya da mızmızlık olması gerek) ımızganmak; uykuyla uyanıklık arası bir durumda bulunmak, uyuklamak. seçeneklerden birini yeğleyememek, kararsız kalmak. kararıp, söner gibi olmak..
Incıklanma=Üzülme
Ismarlama=Sipariş
ıncıklanmak = kederlenmek
Ingıraz: Zayıf,Çelimsiz,Yeme güçlüğü çeken..
ıntırga= Entrika kelimesinin ilk zamanlarında kullanılmış, entrika, filim çevirme, oyun oynama anlamlarında kullanılmış. Annemden duymuştum.
ıntırga= Entrika kelimesinin ilk zamanlarında kullanılmış, entrika, filim çevirme, oyun oynama anlamlarında kullanılmış.
IPRAD=UĞURSUZ(?), SEVİMSİZ***İfrat değil miydi bu? (İbret’den mi geliyor?)
Iprat, İprat= Sevimsiz, uğursuz
IPRAT-İPRAT örnek, misal anlamında" Lâ oğlum Hasancuğa bak da iprat al"(ibretin bizdeki kullanılışı)
Iprık=İbrik
ırak : uzak
ıramak:uzaklaşmak
IRAVAK=süzme, sızma bal.
ırazı: razı
ırgalamak: 1.sallamak,2.ilgilendirmek
ırgat: tarım işçisi,ekin biçen tarım ,işçisi
Irıbına getirmek=Bir yolunu bulup başarmak, nabza göre şerbet denemez o ıdare etmek, susturmak için oyalamak anlamında daha çok. Kolayını bilmek olabilir evet, Irıbına getirmek=Fırsatını bulup... o kadarını yazamadım arslan bey
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Irık=Irılmış olan.Kendisinden daha güçlülere karşı mücadele (güreş gibi ) ettiği veya ağır bir iş tuttuğu için, sakatlanmaya benzer bir durumla karşılaşan.
Irıp=Arpa buğday vb. ölçmeye yarayan küçük ölçü kabı , Irıbına getırmek o..yolunu yöntemini bilmek anlamına gelir
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
yani kolayını bilmek yada nabza göre şerbet gibi
Irıttırım veya rıttım gibi ıslanmak=?
Irmak : İleri derecede hırpalayarak veya yorarak sakatlamaya yakın bir hale getirmek.
Irmazan=ramazan
Irzı gıruk:Namussuz
Isırmuk : Bir kısmı ısırarak yenen şeylerden geri kalanlar.
ıslak: yaş
Islı keçe=İtelenmeye, dayak yemeğe alışmış, bu yüzden de artık kendisine dayağın da kar etmediği insanlar için söylenir.
Ismayıl= İsmail
ısmuk çekingen, pısırık
Ispıt: Salatası yapılan bir çeşit ot.
ışmar: kaş, gözle yapılan işaret
Iymıdta=yumurtaya ...ıymırta...bazı yerlerdede affınıza sığınarak ..gö..lokumu da deniyor bizzat şyahsen duydum.daday bölgemizde.
İbi =Hindi
İbi yımırtası=Özellikle çilli çocuklar için söylenen bir deyimdir.(benzetmeden yola çıkılarak oluşmuştur herhalde)(Şu ibi yımırtası göbel,Mıstantıkların Hefizin olanı değil miydi öğ?)
İbi yımırtası=Özellikle çilli çocuklar için söylenen bir deyimdir.(benzetmeden yola çıkılarak oluşmuştur herhalde)(Şu ibi yımırtası göbel, Mıstantıkların Hefizin olanı değil miydi öğ?)
İbi=Bibi. Erkek çocukların cinsel organı.
İbibük= ibibik
İbliz veya iblişah=zayıfa, cılıza denir. (Binnaz Delen Atılgan)
ibük: horoz,hindi vb. hayvanların başının üstünde bulunan girintili çıkıntılı daha çok tüysüz
iç göynek: içe giyilen uzun kollu fanila
içdonu=kilot, tumanınan aynımı bu?
İçi bılanmak-Midesi bulanmak
İçi geçmek= Dalmak, içim geçmiş
içigızıl: yenilebilir mantar çeşidi
içiyağlıçörek= içine ceviz konulan sıvı yağla yağlanarak burma şeklinde tepsiye yuvarlak ve dolana dolana konulup pişirilen çörek
İçlik= yünden örülmüşfanila,tayt
İÇÜN= İçin
idare : fener
idere_idare=fenerin içine aydınlatmak için fitili yakılıp konulan küçük saçtan yapılmış alet. idare kelimeside yanılmıyosam idareli az gaz yağı yakan anlamında
İDİVİDİ=yapıverdi.
İFİL İFİL, EFİL EFİL =rüzgârın hafif esmesi
iğdiş: enenmiş, kısırlaştırılmış at ve eşek
İğneci= Sağlık memuru, iğne vuran ehil kişi
ihsancuğu gordünnü
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

İki paraya almama=Adam yerine koymama. Takmama
ikisi: pazar
ikürcüklenmek: şüphelenmek
ilahna-inahla: lahana
İLAZIM=l azım, gerekli
İlegadar, İlagadar= Alakadar, ilgili "(Bu Millet nediya anayamayon, üzerine ölü toprağımı serpmişleee ,yoğusam uyuyamı galmış bilemeyon,emme gızdım gayrı beni ırgalamaya,enterese etmeya,nesibetsüz herifle ortaluğu bulandudula)"(garşuluğunda da la benim iki didemde şehit öğ,öğ yinede ilagadar olmadan duramayon ) desek,bu cümlede yanlış olan yazılım hataları vamudu? baña deyveñ bakıyın....
İlenme, ilenç= Beddua etme, beddua.
İlenme=beddua etmek, Gağış gağış yıkılasıca=bir beddua, ilenme.
İLEYEN, İLYEN = Leğen
İleze= zayıf,
İLİF-Banyo yaparken kullanılan lif anlamında
ilik : düğme deliği
İlişmek: Araç çevresinde bu kelime, taciz etmek, tecavüz etmek anlamında da kullanılır.
ilişmek: 1.dokunmak rahatsız etmek
iliyen: leğen
İLİYEN=Leyen
İlkgûz=İlkbahar
İlyen=leyen
imeci: imece
İmsak kelimesi yerine ne kullanılıyordu?
İmük, Ümük= grıtlak "İmüğüñü sıkıveyceysiiñ, anyayı gonyayı anaycak!" İmük=gırtlak, İmüğünü sıkıveyceysing=gırtlağını sıkıvereceksin
İnater inehter== anahtar.
İnce hastalık=verem için de kullanılıyordu galiba?
inek kömüşü: dişi manda
İnek yağı= tereyağı
İneter=Anahtar
ineter=inater=anehter=enater=inahter.... = anahtar
İngil: Tekke veya fesin çeneye tutturulmasını sağlayan ip veya özel dikilmiş şerit halinde bez.
ingiliz kinodu=baldırları genişçe paça kısmı çok dar ve düğmeli yünlü kumaştan dikilen erkek pantolonu
İngin =Alçak
İnilemek(n nazal n olarak okunacak)=inlemek
İprat, ıprat= Bakımsız, çirkin, IŞRAD=UĞURSUZ(?), SEVİMSİZ*** şeklindeki kelime Sevimsiz anlamının yanında uğursut anlamının olduğunu bilmiyordum. Bir kere daha yorumlar mısınız? Teşekkürler.
İrahmet: Yağmur
İrecep-Ercep= Recep
İrêşit= Râşit
İsdida, istida= Dilekçe
İSKARPİN: Ayakkabı çeşidi..
iskembe : sandalye
İSKEMLE = Tahtadan tapılmış sandalye,
İş donu (iç donu ): Pantolonun altına giyilen ,amarikan bezinden veya beyaz çuvaldan dikilmiş , çoğu zaman uzun paçalı don.
İşe guyulduk = işe başladık.
işgil:1.şüphe ,2.kendirin lifi ve kecini bir arada işe yaramaz olan dolaşmış şekli, artığı (İşgilli büzük dingilder!)
işgillenmek: şüphelenmek
işi gıcartmak: işi bozmak
İşiy =O ş, o şey
İşkil: Şüphe, endişe. Endişe ile karışık şubhe. İşkili var da dingildiyor
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
Deyim) Üzerinde konuşulan konuyla ilgili olarak, kendisinden şüphesi olan kişinin, rahatsızlığını sağa sola kımıldayarak veya söze müdahil olması durumunda kullanılır.
İşlik :Gömlek, giysi.
işlik= Evin bir bölümü
İşteyna= İşte, İşte orada duruyor, görmüyor musun? gibi bir anlamı var.
İTMEĞİ BATMAK=Kuyruk sokumundaki kemiğin eğrilip batması ANLAMINDADIR
İtmek= Sanırım kalça kemiği civarı için kullanılırdı. İtmeği battı denirdiİTMEK=Kuyruk sokumundaki kemiğe denir.
itmik ?
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
iken ucu
İyice dep sıkışdu= iyice çiğne sıkıştır, anlamında
İzinlenme= Nikâh, İZİNNÂME'den atıfla İZİNNEME şeklinde..izinneme: izinname ,nikah işlemlerinin sonuçlanması
Kâğat: Para (Pıtananın kilosu gaç kâğat ôğğ böğün bazarda)
Kakalama= İtiştirm(Uşağı kakalama danası ettiñiz iyice sizde)
Kakırdak, Gakırdak, = Kuryuk yağının tavada kalan kızarmış atıklarına Gakırdak-Kakırdak-Gıkrdak deriz.. ( Kemiksi dokuların ortak adı)
Kakırdak: Karaçalı da denilen dikenli çalının meyvası, tohumu. Kakırdak:Kazların yağlarının kavrulması ile elda edilen, kavrulmuş kıyma benzeri yiyecek. Kıkırdak kelimesi Orta Asya Kazak Türkçesinde "Kavurdak" yani kavurma veya kavrulmuş kelimesinin türevidir..
kakmak:çakmak,çivilemek,sokmak
Kalafat = öküz arabalarının taşıma kapasitesini artırmak için iki yana konulan payanda, saman ve deste kalafatı olarak ikiye ayrılır, deste kalafatı parmaklıklı, saman kalafatı ise kapalı olur.
Kaltak= kaltak kelimesinni at eğeri ile bir ilintisi olduğu kanısındayım, ama eğerin tamamı mı yoksa bir bölümümü kesin bir bilgim yok.. kısacası evet argo.o................ nun kastamonucası::
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
))))) bu kadar basit.Atın sırtına eğerden önce döşenen kalınca beze de "kaltak" denir.Öküz arabasının bir parçasına dendiğini de sanıyorum Dursun Beyin "kaltak" açıklaması yerinde... Ben sabahtan eğer ile ilgili bir terim olduğunu ancak tam ne olduğunu bilmediğimi yazmıştım.(Küre'de kullanılırdı) Ankara yakınlarında "Kaltaklı"diye bir yerleşim yeri var. Bu yerde, bu kelime tamamen "eğer" demekmiş. Bazı yerlerde ise "eğerin ahşap kısmı,meşin (deri ) ile kaplanmamış hali demekmiş.Mecazi anlamı kötü tabii.Mecaz ile gerçek alam arasında mutlaka bir ilginin olması da gerekir. Kaltak=Afedersin "kaltak"kelimesi kadınlara söylenen argo sözdür. Doğru ama kağnı'nın da göbüyü tekere bağlayan küçük parçasının adı sanki kaltak idi? Öbür kaltak sanki buradan mülhem gibi.Galiba ona çivi deniyordu.Kaltak=Kağnının bir parçası? , Öbür anlamını biliyorsunuz."demişsiniz. O kelime “kalafat"olması lazım. Ben daha önce yazmıştım.Yatay merdiven şeklindeki kağnı arabası parçasıdır. Kaltak ile kalafat ayrı şeyler diye biliyorum. "kaltak"kelimesi kadınlara söylenen argo sözdür.Doğru ama kağnı'nın da göbüyü tekere bağlayan küçük parçasının adı sanki kaltak idi?Öbür kaltak sanki buradan mülhem gibi..
Kaltak= Bu arada Kaltak kelimesiyle ilgili bir bilgi; Kaltak=Semerin ağaç kısmına (üstüne deri vb. geçiriliyor) deniyormuş. Bolu'nun Yeniçağa ilçesinde Kaltakçı köyü varmış. Şimdi ismini değiştirmişler.
Kapıyı ırızlamak= yani sabitlemek anlamına gelir.
Kara şişe=(2 dublelik)gazoz şişesi rakı
karacalamak:1.herhangi bir şeyin ilk halinin bozulması, karıştırılması, ellenmesi ,2. karların eriyip yer yer toprağın ortaya çıkması
Karagış = Kara kış “Gara gışınan gücük döğüş ediya dışarıda!”
Karerden: Tahminen, görmeden
Karık: evlek bi nevi
Karnı burnunda: Doğurması çok yaklaşmış kişi
Kasara=odun kömürünün tozu
Kaşıkçatma: düğün sahibinden gençlerin para veya hediye istemek için sofradaki yemeğin etrafına kaşıkları dizmesi çatması
Kataklamak=gataklamak =kovalamak
Katık, gatık= Katık: Ekmekle yenebilecek herhangi bir yiyecek (Ekmeğin yanına biraz katık koy.)
katiyen=asla- imkansız anlamında mı kullanılıyor...
Kavşak= kelimesinin aslı "Kavuşak" yani yolların kavuştuğu yer, kucaklamak kelimesinin aslı ise "Kuşaklamak" yani sarmak şeklindedir..) çakıldak: su değirmenlerinde tahılın akmasını sağlayan tekne altında taşa sürtünen düzenek
kayık: karda üstüne oturularak kaymaya yarayan kızak
‎Kayış="Kayış atmak" tabiri buradan gelir.Kayış boyunduruğun tam ortasında,kayışı sabitlemek için oyukça yapılan yere bağlanırdı.Eğer öküz veya kömüşlerden biri zayıfsa, yük kuvvetli olana binsin diye, kayış bu oyuk yerden çıkarılır , kuvvetli olandan tarafa kaydırılırdı. Aynı iş, düğen (düven) sürerken, akıllılık ettiğini sanıp hep içeriden dönen hayvana da uygulanırdı. Bu işe "Kayış atmak" denirdi. Mecazi anlamı zaten malumunuzdur.
Kaykı=Yasuk: Geriye doğru yasılmış. Bkz.Kaykı.Bu da boynuzu geriye doğru yatık öküz ve mandalar için kullanılır.
kecin :kendirin lifinden sonra kalan artığıKecin = Kendir sapı (Mümber ve kecin oyuncak yapımında vazgeçilmez malzemelerimizdi)KECİN=SOYULMUŞ KENDİR ÇUBUĞU***
Kedi cırnağı- kedi mancarı: Yenebilen bir ot çeşidi
Kedi cırnağı: Bir çeşit, yenilebir ot. Cırnak: Pençe, tırnak .
kek: mısır sapı,gövdesi
Kelebe, kelebek=ip sarmaya yarayan tahtadan yuvarlak alet kelebe-kelebek:çile iplikleri masuraya sarmada kullanılan alet
Kelebek= Koyunlarda bir hastalık GELEBEK denilmez mi?Kelebek=Koyunlarda bir hastalık
Kelecoş= Ayran ile pişmiş pancar karıştırılıp bir garip yiyecek elde edilirdi."kelecoş"denirdi buna. (Bizim Çaycoo kelecoşu bek seveedi rehmetlik.) Bir yemek adı (Pancardan mı yapılıyordu ne?), eldeki malzemelerin azlığında yapılan uydurmasyon bir yemek? KELEÇÜŞ: Pişmiş pancarın rendelenerek sarımsaklı yoğurtla yapılışı, Keleçoş= şeker pancarı ve sarımsaklı yoğurtla yapılan bir salata
Keleğüz etmek.....gereğinden fazla soymak.inceltmek vasfını kaybettirmek.
Kelek: Karpuzun olgunlaşmadan epeyi bir zaman önceki hali.kelek: 1.ham olmamış,2. yanlış,3. hayvanların boynuna yakılan büyük zil
Kelem=Lahana
Kelez= zayıf çelimsiz anlamında
Kelezimek = Takatten düşmek gibi. Daha da kötüsü..)) bir de kavrulmak, yani gelişip büyüyememek.. yani "gavruk" denü deymi,,, Kelezimek = Bakımsız kalmak,zayıf düşmek. Kelezimek diyede bir kelime var. Takatten düşmek gibi. Daha da kötüsü..))
Kelle= 1.Baş, kafa 2.Geviş getiren hayvanların işkembesi. 'Kelle bişüdüm yir misin?"
Kelpetün=Kerpeten
Kêmil= Kâmil
KEMRE: Hayvan pisliği-
Kemre; gübre, hayvan gübresine denir.KEMRE=Hayvan pisliğine denir
kemük: kemik
kemüre: hayvan dışkısı ,gübre
KENDİR ÇEKMEK: Kendir bitkisinin tarladan sökülmesi işidir. (Zamanı Ağustosun başı ya da beşi denilir.)
KENDİR ÇEVİRMEK, çöğürmek=
KENDİR ÇIRPMAK: Kendir çekildikten sonra tarlada güneş altında bırakılan kendir boyunduruklarının bir kaç gün kuruması beklenilerek yapraklarının dökülmesini sağlamak amacıyla bitkinin bir kucak (tutulabildiği miktarda) yerden kaldırılarak yapraklı ince uçlarının toprağa hızlıca vurulması suretiyle çırpılarak yapraklarının dökülmesi.
KENDÜRÜK=KURUMUŞ DERİDEN YAPILAN VE ÜZERİNE UN ELENEN NESNE***Kendürük=Yer sofrası (manda derisinden yapılan, yanlarında halkaları olan, ve yemekten sonra bu halkalardan bağlanarak duvardaki çiviye asılan yer sofrası)
Kenef:Tuvalet.Hakaret ederkende kullanılır.(Hele kenefe bak sen)
Kepi: El değirmenlerinde (kahve değirmeni değil )iki taş arasındaki yüksekliği ayarlamaya yarayan conta benzeri çul.
kerata: 1. ayakkabı çekeceği, 2.yanlış,3.sevimli çocuk
Kerek= ineklerin boynuna takılan zil
Kerifsinmek= Savsaklamak
Kertme=Oyuk açma
Keser sapı= Kınnap ipinin sap şeklinde sarma biçimi..(Çocukluğumuzda uçurtma ipi olarak kullanırdık) Keser sapı: küçük çocuklar için de kullanılırdı sanki (Kınnap, Gınnap = Jüt (kendir) liflerinden yapılmış olan ip,sicim.)
Kesersapı=Keser’in sapı, Balta sapı gibi, ondan küçük olur.
kesgü: ağaç kesmeye yarayan alet,keser
Kesip mıklamak:Kız istenip de söz alındıktan sonra, iki tarafın alacakları 'öteberi'yi belirlemek için iki tarafın da hatırını saydığı kişiler nezaretinde yapılan pazarlık.
kesmen: kestirme, kısa yol
kesmük: harman artığı buğday başağıKesmük= tınar savrulup, çec'in elenmesinde kalbur veya gözerin altına geçmeyen, kellede kalmış ekin, harman artığı.
Kesük= Lor peyniri, süt kesiği , Süt kesilmesi?
Keş kayası= Yuvarlak kaygan deniz taşı
Keş= Torba yoğurdu kurusuna da "keş"denir.”Ağzınıng dadını bilen keş yir!”
keşgek: keşkek,pişirilip dövülerek yemek için hazırlanan buğday ve yemeğin adı
keşik : sıra ,nöbet
KEŞKEK: Buğdayın dövülmesinden elde edilen ürün; Kaynatılıp zoka diye adlandırılan tokmak vasıtasıyla dövüldükten sonra yapılan çorba keşkek çorbasıdır.
kete:fırında ekmek yapılırken ekmek hamuruna şeker ve yumurta katılarak yapılan kurabiye, kete : mayalı hamurdan yapılan poğaça
keten armudu = Armut Çeşidi
ağ armut= Armut Çeşidi
şeker armudu=Armut Çeşidi
bıldırcınbudu=Armut Çeşidi
göğarmut= Armut Çeşidi
dalkıran=Armut Çeşidi
gelin armutu= Armut Çeşidi
kevgür=kevgir
kevük: harmanda veya samanlıkta sap çekmeye yarayan ucu çengelli ağaçKevük= buğday yığınını dağıtmaya yarayan alet
Kıcırım bükme: Kuvvet zoru ile, yolunu yordamını aramadan, zorla
kıç: arka taraf
kıdır gıymuk=az,çok az
Kık= ? Kak ile aynı şey değil, değil mi? Kuyruk yağı sızırılırken tavada kalan et gibi parçacıklara ne deniyordu?
Kık= Koyun, keçi gübresi?
KIMSIK= ekşimeye yüz tutmuş/
kın: bıçak kabı
kınnap İNCE İP gınnap veya gındap=sicim=çıbıklı uçurtma ipi,,emme öcük galın olu,gopmasın deye,, Kınnap, Gınnap = Jüt (kendir) liflerinden yapılmış olan ip,sicim.. Keser sapı = Kınnap ipinin sap şeklinde sarma biçimi.. (Çocukluğumuzda uçurtma ipi olarak kullanırdık)
KIRAN GİRMEK: SONU OLAK BİTMEK . bizim toğuklara kıran girdi hepiciğü ölüvedile
Kırgız Türkleri Tuşoo(ğ) Kesme diyorlar bu adetimize. Camiden çıkan ilk kişiye cuma günleri kestirilirdi galiba.
kırışak: kibirli ,kendini beğenmiş ,dangalak
KIRKA PANTOL= Aba şeklinde elde edilen kumaştan yapılan pantalon ve yelek.
Bütün bir kütüğün ortadan kesilerek testere şeklinde dişli hale getirilen yüzeyleri arasında; koyun ve keçi kıllarının preslenmesi ile elde edilen kumaştan yapılan giysi.
Ağaç alt üzey sabit.. üst yüzey iki başından tutamakla aynı hızar testeresi tarzında kullanılır. Alt yüzey üstüne konulan kılları üst hareketli ve dişli bölümle çok uzun süreli sürtme neticesi keçeleşir ve birbiri ile "hal" olarak kumaş şeklini alır.
Kısaç=Böcek aleminden! Kısaç=kuyruk kısmında yengeç gibi birbirine bakan iki organı olan küçük böcek. Latincede karşılığı vardır;ama TDK'da bulamadım.Ağaçların kuruyan kabuklarını kaldırınca görebilirsiniz. Kısaç=Kıskaç: yengeç ve benzeri hayvanların ön ayakları? Kısaç=Kıskaç: Demircilerin; demir döverken sıcak demiri tuttukları maşa, aparat..
kıt: az,yetersiz
kıtıbiyoz: cimri ,eli cebine gitmeyen
Kıtmür-gıtmür: pinti, cimri, Kıtmür-nâkıs,cimri; kıtmür anlamı doğru ayrıca gıtmür olarak ta kullanıldığını biliyorum
kıvıldamak : kımıldamak
kıyak: güzel
kıyı, gıyı: tarla ve bahçe kenarına çalı ve dallardan örülerek yapılan çit
Kıyıgaşuk, gıygaşuk = kapının biraz aralıklı olması
Kıykaşık=Kapıyı azıcık açmak(Kapıyı kıykaşık bırak) Kapıyı gıyı kaşuk koymak
KIYLE: Aşağıdaki fotoğrafa (DÖVEN SÜRME FOTOĞRAFI) bir arkadaşımız şöyle not düşmüş: ' höst kıyle kıyle oğlum... ' Kıyle ne demek? Buna yakın KIYLÖ var... Kıyle yok...KIYLÖ; Tosya'da kullanılan bir kelime... (Anlamı: Kıyılık) Hatta kelime tan KIYLÖ'de değil. "Ö" genizden çıkarılır... Arslan Bey, bu 'KIYLE' kelimesinin aslı ''GEHLE'' olabilir..GEH demek sür,yürüt,yürü demektir.Yani Öküze GEH de,öküzleri GEHLE dendiğinde,hadi öküzleri yürüt,sür,işe başla demek oluyor..Kastamonu Merkez köylerde bu kelime kullanılır..OĞ ile ÖĞ arasında bir cümle çıkar çiziyi kaybetmemesi için hayvanlara ithafen söylenen cümledir. Ama Arslan Beyin sorduğu KIYLE. Muhtemelen bu GEH veya GEHLE anlamında değil. Resimde de öküzlerin yanında bir kişi var...Bana göre (Tosya'da kullanılan bir söz varlığı olarak) KIYLÖ olma ihtimali daha yüksek. O da KIYILIK anlamında olduğu için 'öküzlere KIYIYA' diye sesleniliyor, diye düşünüyorum... Evet abi bende öyle dedim.


Kıytırık = önemsiz. boş ( Kıytırık işlerle uğraşma.)
Kızamuk: Karaçalıya az çok benzen, dikenleri daha düz , yaprakları oval ve olgunlaştığında siyaha yakın mor renk alan küçük meyvaları olan bitki
Kızansamak= Köpek ve kedilerin(?) dişilerinin kızgın mevsimi
Kikirdek= genç kızların hareketleri...
kile: tahıl ölçüsü
killik: erişte makarna,fasulye,bulgur,pirinç,soğan ve tereyağla yapılan bir çeşit yemek
kiremüt: kiremit
KİREMÜT= Kiremit
Kiren Eğşisi (ekşisi):Kirenden (kızılcıktan) yapılan, koyu reçele benzeyen ancak tadı pek ekşi olan yiyecek.
Kiren= Kızılcık
Kirez= kiraz
Kirizme= Bağ için zemin hazırlama faaliyeti; Toprağı devirme (Araç/Okçular)
kirli çıkı: zengin
‎Kirman : Yünü eğirerek ip elde etmekte kullanılan ağaçtan yapılan alet. Kirman = bu da ip eğirmekte kullanılan 2 parçalı alet, yün iğirmeye yarıyan artı şeklindeki alet, koyun yünü eğirmek için saplı üzerinde eğik çivi bulunan çevirilerek yün eğrilen alet:
kirman: ip bükmek için kullanılan alet
kirpit: kibrit
kirt:pek ,sıkı,sert
Koç Mantarı= Bir tür mantar
Kodak = Eşek yavrusu
kodaksız: kısır
Kôle hamuru= hamuru kardıktan sonra Kaşıkla bir kaşık bir kaşık kesilerek tepsiye yada tabağa doldurulduktan sonra,tereyağı ve pekmezle yenilen Kastamonu yöresine ait bir yemek çeşidi
kômüş alması= yeşil, üzeri sisli-benekli hafif ekşi elma
Konç= Çorabın lastikli kısmı
kopça, gobca =düğme.
Kôstek kesmek=Yeni yürüyen çocukların sürekli düşmesini engellemek amacıyla camiden çıkınca hocaya dua ettirmek
Kôstek=At ve eşek cinsi hayvanların uzağa gitmesini engellemek için bir ucu arka ayağına bir ucu ön ayağına bağlanılan zincir yada ip parçası
‎Kova= 90-100 Cm Yüksekliğinde 30-40 cm çapında, güvlek veya tokur denilen alete ve de yayık denilen alete benzeyen,emziksiz, üstteki kapağında iki deliği olup içine bu deliklerden su doldurulan, hayvanlara yüklenerek taşınan, su taşıma ve saklama kabı.
kozak: tanesi alınmış mısır koçanı
KÖÇEK=Kastamonu il ve ilçelerinde yöresel bayan kıyafeti giyerek düğünlerde, eğlencelerde davul zurna eşliğinde oynayan erkek.
Kömüş= Manda
Köpekler çokuşuyala=Köpekler havlıyorlar
Kör guş= atmaca
körükmek:korkmak
Kös dinlemek= Söylenenleri umursamadan dinlemek. Söylenenlerin gereğini yapmayacağını belli eder şekilde dinlemek.
Kös kös=BU ARSLAN AĞA KİM ÖĞ, ORDAN KÖS KÖS BAKIYA.
Kösdek kesme= geç yürüyen çocukların ayağımna ip bağlayıp, Cuma günü camiden ilk çıkan kişinin dua ile ipi kesmesi.
KÖSDEK=KAĞNILARIN TEKERLEKLERİNE TAKILAN YAŞ AĞAÇTAN YAPILAN FREN***
KÖSELE=Bıçak, orak,tırpan,keseri bilemek için kullanılan meşinden yapılmış bileyici
Kösere, kösüre, kösire=Bıçak, balta vs. bilemeye yarayan alet? Başını kösereye tutmak diye de bir deyim var Kösere= Bileme, Kösere daşı= Biley taşı
köset=izmarit
Kösküç, sürülen tarladan çıkan bir tür ot kökü,
Kösnük=Çiftleşme zamanı gelmiş hayvan
Köstek kesme= Yürüyemeyen küçük çocukların ayağına bir bağ bağlanıp Cuma günü camiden çıkan ilk ayağıtez kişiye kestirilirdi; "Kösteğini kesive şu uşağıñ!" denirdi. Kırgızlarda “Tuşoğ Kesme” olarak geçiyor.
Kösüre, kösere –kösire: balta ve bıçakları bilemeye yarayan büyük yuvarlak bileği taşı
köş:odalarda pencere kenarına boydan boya tahtadan oturmak için yapılmış sedir
köşk:tarla ve bahçelerde tahtadan yapılmış baraka yada küçük ev
Köşlük=Balkon
Kötek : dayak (Köteği yiyince akıllandı.)
KÖTÜ KELEZ= İyi olmayan, beğenilmeyen şeyler için kullanılır
KÖTÜ KELEZ= İyi olmayan, beğenilmeyen şeyler için kullanılır
köy göçeren: yabani ot
kubat-gubat: kaba
Kûl çöreği= Küle gömülerek yapılan bir çeşit çörek, Sedat Bey, bu kül davar gübresi yakılarak elde edilir değil mi? Selçuk abi bizde öyle değildir.Ama ilçe ilçed değişebilir,bizim genelda meşe külüyle yapılır
Kulak tözü=kulak arkası
kumpiri-gumpiri-gumpil:patates
Kumsümek=Kümsümek, kümsürmek : Ekşimek, tadı bozulmak, Kumsümüş : Ekşimiş (Küre) Bayatlamak?
KUNDELÜK GIYAFET=Gündelik kıyafet
kunnacı HAMİLE
kurt yiyesi
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
) Hayvan için beddua
Kurtlar azalınca donguzlar çoğalır=kurtlar acıktıklarında sürü halınde koyun, davar vs bulamadıgında domuz sürüsüne saldırırlar
Kurubaş=Çocuğu olmayan çift
Kuruluk, Evin giriş bölümü,
KUŞLUK=ÇATILARDA KİREMİTLERİN ÜSTÜNE ÇIKMAYA YARAYAN YER*** (Köşlük=Küçük penceresiz balkon?)
Kuzgunluk : Çatı arası
Küçük çocuklar için de HIRA kelimesi kullanılırdı "büyüğü değil hırası " derlerdi eskiden
Küfelik : Ağır sarhoş
küldöken: hanım. eş
Küle gömmek: Kışın yenmek üzere ayrılan ayrılan meyve ve sebzelein uzun zaman durmaları için çeşitli usuller vardı. Bunlardan biri de 'küle gömmek'di. Özellikle sarımsak böyle saklanırdı. Buradan hareketle, ocağın başından ayrılmayan, evden dışarı çıkmayan erkekler için 'çükünü küle gömmüş oturuyor' denilirdi.
Kündiye= Gündelik kıyafet
KÜNDÜNE GELMEK,KÜNDÜNE GETİRMEK_Denk gelmek,denk getirmek.
Kürüşlemek=Kürüşlemiş,Kürüşledim; Kocamış Yaşlanmış Yaşlandım
Künüşlemiş= daha çok toğuklarda kullanılır. hastanalmış boynu düşmüş gibi
Küplo=balta ve keserin sap takılan kısmı (Küre)
kürsü: tahtadan yapılmış arkalıksız küçük oturakKürsü= Ufak, küçük oturak, bir nevi sandalye
Kürtün= Doğal kar yığıntısı?
Kürük= ?
kürümek:toparlamak,temizlemek
Kürüz : Çalılık, dikenlik yığın, SIK AĞAÇLIK, YENİ YETİŞEN ORMAN ALANI
Küs=KÜS OYUNU; AMERİKALILARIN BÜYÜK ŞAAŞALI BİR ŞEKİLDE OTEL ÇİMENLERİNDE OYNADIĞI OYUNUN BABASI. BİR KUYU KAZIYORSUN (YANİ 15-20 CM DERİN 30-40CM ÇAPINDA) 7-8 CM ÇAPINDA 10-12 CM BOYUNDA SİLİNDİRİK BİR ODUN PARÇASI BUDA YA MEŞE YADA KİREN OLUR. GÜDEKÇİ DEDİĞİMİZ KİŞİ BELİRLENİR (ONUN DA KURALI VAR) ONU KUYUYA ATMAYA ÇALIŞIR, DİYER OYUNCULARDA UCU TOPUZLU SOPALARLA MÜDAHALE EDER KUYUYA SOKMAZ, GÜDEKÇİ KAÇAMAZ DA SAATLERCE SÜRER, SONUNDA AĞLAMAYA BAŞLAR, KAÇARSA NARA ÇEKERLER, ODA KÖTÜ BİŞEY TABİKİ. HEY GİDİ GÜNLER, KİMSE KAVGA ETMEZ OYUN KURALLARINA RİAYET EDERDİK. Tavlanın atası olan bir Türk Zeka Oyunu adı olarak da gördüm (Başka yörelerde (Bolu, Afyon..) Kös Oyunu diye geçer. Bu oyunla ilgisi yok tabi...
Küskü: Avlu kapıları arkasına açılmaması için konulan destek diye biliyorum. Büyük demir çivi, kazığa yakın olur taş kırmada vs. kullanılır.
Küştüre, Rende,
Küştüre= rendeydi sanırım küştüre. Bu küştüre 'Rende" demekse , ona "hüşdüre" de derler. Dedem Köy evleri yapan bir marangozdu.küçükken bende çok merak ederim.Siz küştüre deyince Rahmetli aklıma geldi boy boy küştüreleri,dörpüleri falan vardı
Kütmeç=Kısa ve ağır olan
Küyümek=Sabretmek, beklemek.'Bişesiye küyüdün de, soğuyasıya küyümedin' (Pişene kadar bekledin de soğuyana kadar beklemedin)
Küyüşmemek= içi içine kûyüşmemek=sabırsızlanmak.Araç'ta kullanılır.Geçen akşam oğlum illa bir yere gidelim diye tutturdu.Bende Küyuşmedin değilmi gene dedim.Gayrı ihtiyati söylenen sözler bunlar
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Laf=söz
Lafazan :Güzel ve çok konuşan
Laflamak: Sohbet etmek
Laga luga
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
oş konuşmak
lağab= lakab
lakırdı: Lakırtı= laf ,söz dedikodu
Laklak etmek= boş konuşmak
Lalanga = cırığı andıran bir tatlı
Lalin= nalın
Lalin=lelin= lalin =hela takunyesi, tahtadan olup çok büyük görünümlüdür, yamuk-yumuktur. lelin gafalı göbel.
landun: süslü at arabası,fayton
Lapçın= Deri mes.
LEÇEL=Reçel
Lekin:L akin
Lelin gafalı göbel-=
LEPELEK, kelebeğe denilir. Lepelek gibi uçmak, hızlı koşmak çabuk hareket etmek de kullanılır...Lepelek gibiyim
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
Türkistan'da Köbelek deniyor kelebeğe.
Leplebi=Leblebi
leş: hayvan ölüsü
Leylon...naylon
Lom sözlü= Sözünü pat diye söyleyen.
löbben: dana oyununda ortadaki büyük çukur
löblöbü: leblebi
LÖKÜS= Eskiden aydınlatma aracı olarak kullanılırdı. Gazyağı ile çalışan ve içinde gömlek denen ampul görevi gören delikli kumaştan yapılan gömlek ateşlenerek yalılan bir aydınlatma aracı löküs=lüx=gazyağı pompalanarak parlak beyaz ışık veren bir aydınlatıcı.Daha sonraları bu küçük pinik tüplere başlık monte edilmeyede başlamıştır.lüxün parlak ışık veren bezden yanmayan küçük başlığınada gömlek yada göyen adı verlilrdi.''löküsün gene göyneği düştü öğğğ''
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
) Bazan rüzgar,bazan bir kelebek gelir o "göyneğe"çarpar;düşürür.Yedeğiniz yoksa kaldınız karanlıkta.Ahh eskiler, ne sıkıntılar çekmişti! Adıyla müsemma bir aletti lüks.O zamana göre pahalıydı.Çoğu evde yoktu.Gaz lambalarıyla idare etti insanlar yıllarca.Hatta bazıları lambadan elektriğe geçiş yaptı.
Lüversite= Üniversiteyi diyen yaşlıları çok hatırlıyorum
Macır macır (yolmak-otlamak): Sebze benzeri şeyleri, acımadan, ihtiyacından fazla yolmak. Sığırların iştahlı bir şekilde, otu bol bir yerde otlaması.
Macünüs: Maydanoz (Tosya)
mada: iştah, içi almak; madama yatmadı, madam almadı kelimelerinin anlamı, bir şeyin beğenilmemesinin kibar söylenişidir.
Magule: Argo işe yaramaz, magule= MAGULE ( daha önce yazılmıştı)=sevimsiz-hergele anlamında argo işe yaramaz, MAGULE= SEVİMSİZ*** Magule: Argo işe yaramaz
mahansumak-mehensimek:önemsemek,değer vermek,ciddiye almak
mahna: bahane
Mahna= Bahane "Bu mahnayınan Uygurlarıñ da gulaklarını çiñlettük!"
maksuz: mahsus
Mal= 1. Büyükbaş Hayvan, 2. Büyükbaş hayvan sürüsü 3. Mal gibi insan için kullanılır
Malak: 1. Mandanın yavrusu MALAK-KÖMÜŞ : Kastamonu -taşköprü arasında mandaya verilen ad 2.Unu sıcak suyun içine atıp iyice karıştırdıktan sonra, lokma haline getirerek yapılan yiyecek. Pekmezle veya yağla birlikte yenirdi. (Dursun Hoca, Bursa tarafında yiyecek anlamındaki "malak" kelimesi yerine "malay"kullanılıyor.) malak=köle hamuru. Un ve su ile karıştırılarak yapılan ve pekmez ya da yağ ve ceviz katarak yenen yiyeceğe biz KÖLE HAMURU diyoruz. Malak, Hamur Garuşduması = Yemek çeşidine verilen farklı isimler (Araç/Okçular)
Mali hülya, Melle hülle= Hayal, Ben "melle hülle" olarak değil, mali hülya olarak hatırlıyorum; Dedem "Mali halya bir tohumdur ektim amma bitmedi / Şu mühlüzlük bir başa beladır, govdum amma gitmedi" derdi. Hatta "mal-i hülya bir göldür, içinde vakvaklar yüzer" derler
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
)) ufak tefek değişiklikler olabiliyor, ben me4lle hülle gurma boşuna gibi hatırlıyorum belkide Turan hocamın dediğinin Gastamonulaştırılmış söylenmesi olabilir.
malmasat: büyük baş hayvanların tümü
Manca = İşkembe (Orj. Fr. Manje =Yemek)
Mancar : Kara lahanamancar: yabani ot
manşa: maşa
Mantı=Kayseri mantısına benzemeyen, daha iri yapılmış, içine pirinç, et, maydanoz vs. katılmış mantı (Özbek mantısına daha çok benzer; pişirme ve irilik açısından)
maraz:zayıf ,cılız
MARAZ=ÇOK ZAYIF KİMSE***
Masruf: masraf
masura: iplik sarılan büyük kenarsız makara
mâsuz:mahsus,asılsız,şakadan
mataf: manifatura
Matur(tosya)motor=traktör
Maydalak = geniş yüzlü ( yüzü geniş olan), maydalak:aptal ,şaşkın
Mayhoş=Ekşi
mayıs:büyükbaş hayvan dışkısı
Mayışmak = ağırlık çökmesi,uyuşmak
maynak: ayak uçlarını içe doğru basanlar için kullanılan söz
Mazarrat=Aksilik
mecelleşmek: mücadele etmek, uğraşmak
meçel= kötürüm(yürüme engelli)
meçel= topal
Meçük=davulun arkasına ritim olarak vurulan ince çubuk
Meğersinmemek, mehersinmemek-önemsememek
Meh= Al (Hayvan için)
Mehelle: Mahalle
mehensimemek: Kişiyi adam yerine koymamak, önemsiz gibi davranmak
mehersinmemek=önemsememek, adam yerine konmamak, dikkate almamak
Mêhir= Mahir
MELE GAYASI: Türk Zeka Oyunu adı. TOPRAKTA OYNANIR. KARŞILIKLI OLARAK 7-8 CM ÇAPINDA 4-5 CM DERİNLİĞİNDE EN AZ 5 KARŞILIKLI ÇUKUR AÇILIR, BUNA MELE DENİR İÇİNE3 ER TANE FINDIK BÜYÜKLÜĞÜNDE TAŞ KONULUR, TABİKİ OYUNA BAŞLARKEN KAÇ EL OYNANACAĞI BELİRLENİR, OYUNA İLK BAŞLAYANI BELİRLEMEK İÇİN KURA ÇEKİLİR VE OYUNA BAŞLANIR. öNCE, İLK MELEDEKİ TAŞLAR ALINIR SIRA İLE DAĞITILIR SON TAŞ KONULDUĞUNDA MELEDE TAŞ VARSA ONLAR DA ALINARAK DAĞITMAYA DEVAM EDİLİR, EN SON TAŞ KONULDUĞUNDA KENDİ TARAFINDA BİTERSE VE KARŞISINDAKİNİN MELESİNDE KAÇ TAŞ VARSA ALIR, TAŞI KARŞI TARAFTA BİTERSE TAŞ ALMAZ VE BU DEVAM EDER. NETİCE OLARAK KİMİN TARAFINDA TAŞLAR BİTERSE O KİŞİ 1. ELİ KAZANMIŞ OLUR. KAÇ EL BELİRLENMİŞSE OYUN BİTTİĞİNDE KİM FAZLA EL KAZANMIŞSA TAVLA GİBİ OYUNU KAZANIR. SONUNDA İDDİADA NE VARSA O YAPILIR. BİZ DAHA ÇOK OYUNU KAYBEDENİN SIRTINA BİNER TAŞITIRDIK. (AYRICA PATATES DİKMEK İÇİNDE KAZMA İLE AÇILAN ÇUKURA DA MELE DENİR)
meles: köpeklerde tasma ,boyunluk
MELHE= Sulu, yumuşsk çamur
Mêmet= Mehmet
Memetcük=mehmetcik
mendek: kedi yavrusu
mendil= kareli önbezi
menemşe – menevşe: menekşe
mengelezMengülez =(Kirman) ip ve yün eğirmek için kullanılan 3 parçalı alet
mercimek gibi= yanar döner, tutarsız
Merdiman= Merdiven, Merdiman= Merdiven değil tabii. Merdiman (bize göre
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
)) merdivan ..(Araç)
Merkep=Eşek
Mertek=büyükbaş hayvanların barındığı damlarda, hayvanların altlarına döşenen kereste,
Mesel: masal
Meşin: İşlenmiş deri
Meşin
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
eri
Met oyunu=bir sopa ve bir çubukla sopayı çubuğa vurarak oynanan bir türk oyunu, çelik çomak. met: sopayla oynanan çocuk oyunu Cızak= Met oyununda sayı, galibiyet; Met yere konuyor, belli bir mesafeden sopa kaydırılarak atılıyor, amaç sopa mete değecek, her değdiğinde bir galibiyet. Bu galibiyetin adı CIZAK. ÇOCUK DER Kİ "SEKİZ CIZAĞIM OLDU"
Metero= metre
mêvi= mavi
mêvin= muavin(yardımcı eleman)
meydaniye: boyuna ince çizgili üç etek
meyhoş= ekşi-buruk
MEYHUR=Her gün ya da çok sık içki içen için kullanılır
MEYHUR=Her gün yada çok sık içki içen için kullanılır
meyhür= sık içki içen, alkolik
Meyit Gibi Olmak, Azeriler de meyit ölü anlamında kullanılıyor. Daday cenahlarında da çok hasta kişiler için "meyit gibi yatıyor" denilirdi. Nimet hanım bende dadaylıyım. meyit değil de "BEHİT" olarak bilirim. İkisi de kullanılabilir. Meyit, Beyit. B>M oluyor. Kırgızlar Beyit diyorlar. Hatta Sovyetlerin, Stalin'in zamanında bir gecede eski bir tuğla fabrikasına gömdükleri 237 Kırgız ileri geleninin gömüldüğü mezarlığa da "Ata Beyit" diyorlar.
Meymana masmana=Açıktan açığa, gerine gerine...,Şöyle yayıla yayıla...
meymenet: 1. hayır,2. tip
meymenetsiz: hayırsız,tipsiz suratsız,şekilsiz
Meymenetsüz=Sevimli olmayan.
mıhlama : daha çok yumurta ve soğan ile yapılan yemek türü
mıhlamak: vurmak, Mıhlamak= Kesip mıklamak:Kız istenip de söz alındıktan sonra, iki tarafın alacakları 'öteberi'yi belirlemek için iki tarafın da hatırını saydığı kişiler nezaretinde yapılan pazarlık.
Mık = Hayvan nallamada kullanılan çivi Mık=mıh, çivi mıh: çivi, büyük çivi
Mıkcuk= bir çeşit mantar, o mantara cincile de denir
Mıkdar: Muhtar
MIKLAMA: Muhlama...= Çökelek ve tereyağından yapılan (tam yağlı lor-ekşimik/eşümük) harika bir yemek...
Mıklama=Karadenizlilerin mıhlamasıyla hiç alakası olmayan;yumurta,soğan ve kıyma ile yapılan yemek.(Soğan kıyma ile kavrulur.Yumurtalar kişi sayısına göre kıyma üzerine yer açılarak bütün şekilde kırılır ve pişirilir.Afiyet olsun.Mıklama=Yemek
mıklamak=çivilemek
mıncıklamak: ellemek ,karıştırmak
mındar: 1.pis ,kirli,2.islâm‘a göre eti yenmeyen, helal olmayan hayvan Mındar:Kokmuş,kokuşmuş,Mındar= Mundar
Mınnak : Kedi yavrusu
mırkı gıruk= morali bozuk, bezgin, yorgun, çaresiz, umutsuz
Mırt mırt= Cimri
Mısdafa= Mustafa
Mısmıl= Helal mısmıl: islam’a göre eti helal olan hayvan
mıstık...mustafa
Mışmıla= Muşmula (Ağaç?)
mıyıl mıyıl= ağır hareket etmek.(mıyıl mıyıl iş görüyor, pek mıyıl gibi cümlelerde kullanılır.) simil simil de derler bazı köylerde
Mıymıntı....miskin tenbel ve işine sahip çıkmıyan.
Mıymıy,mıymıntı =ağırkanlı ,uyuşuk
MIZGANMAK= ŞEKERLEME YAPMAK YANİ KISA UYKU ANLAMINA GELİR. DURUN LAA .. ŞURDA BEŞDAGGA MIGANIN DEDİM EMME UYTMADILA BEEE NE BİÇİM UŞAKSIGIZ SİZ BEE DİYE SERZENİŞTE BULUNURDU EBEVEYİNLER...
mızıkçı: oyun bozan
mızırdamak: huysuzluk yapmak,lüzumsuz konuşmak Mızırdanmak = çocukların ağlama ile karışık bir isteğine ulaşma çabası..Veya kısaca ağlamakla tehdit..)
Mızmız = nazlı, mızmız: geçimsiz, huysuz, beceriksiz
midare:minnet ,ihtiyaç
Midare= Tenezzül
midaresiz: minnet etmeyen ,ihtiyacı olmayan
Miliye, milye= Bilya
Miltan=Gömlek
Misir= Mısır
Miyancı= Arabulucu. Genellikle hayvan pazarlarında alıcı ile satıcının arasına girip önce kızıştırır, sonra bir tarafın lehine pazarlığın sonuçlanmasına çalışan kişi, haktan görünürdü ama...değildi. miyancı: arabulucu
miyane: 1. çorba çeşidi,2. yemeğin katkı maddesi(yağ,tuz,un,salça vb.)Miyene=un kavurması
Miyaz= Anbarlarda kullanılan temel taşı
Moloz= Liman yolu, taşlık
Momgile= Dağ yemişi
Momşi = Taş oyununda yumurta büyüklüğünde taş
Mudul,nudul: Öküzleri harekete geçirmede kullanılan fındık çubuklarından yapılan,ucu çivili araç(at ve katır için kırbaç kullanılır,bu da öküz versiyonudur.)Tabii Kastamonulular kırbaç değil kıpraç derler. Mudul= da nadul dur bizde (araç) MUDUL: Ürgendirenin ucuna takılan sivri metal gulaksız çivi veya iğne.
Murabba= Salça
Muruş: Hayvaların kavga etmesi, dövüşmesi, Muruş= Vuruş
Musannıf= Arif
Muşabak= Pencere önleri için ahşaptan örgülü olarak yapılan, dıştan içeriyi görmeyi engelleyen malzeme
Muşmula-Beşbıyık=döngel
Muşmula-döngel-beşbıyık-göynük
Mutaflık= Merkez, Tosya ve Devrekani'de bir el sanatı
muzur= yaramaz, sürekli şeytanlık düşünen kişi.(Gene aklın fikrin muzurlukta) Hığzır da aynı anlamda kullanılıyor sanırım.
MÜCESSEM , çar= baş örtüsü
Mücürüm= Sakat, topal
Mühlüz= Parası olmayan,Mühlüz= Sürekli parasız, pulsuz gezen kişi.
Mümber = Bir tür bitki sapı.
MÜNGARİS= Garip görünümlü,zayıf,üstü başı perişan halde olan için kullanılır
Müzevir= Dedikodu? Müzevirlik= Dedikoduculuk? MÜZEVİR= Huysuz
müzüm-müzim : lüzum
naâda:ne kadar
Nabedür olmak= Kaybolmak, tam anlamını yazamıyorum. Yok olmak, kayıplara karışmak gibi bir anlamı olmalı. Bilenler eklerse sevinirim. Doğru biraz daha açıklayarak şöyle diyebiliriz. NABEDÜR OLMAK; Evini barkını dağıtıp,nereye gittiğini söylemeden başka bir yere gitmek,kaybolmak,ortadan yok olmak anlamındadır.
nacak: küçük baltaNacak=Baltanın küçüğü
Nağada = ne kadar, kaç lira (Bu pakla nağada?)
nahak
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
oşu boşuna , boş yere
Nahal= Nasıl (Tosya) (Türkmenistan'da "Bayram, nehili yaadaylar govi mi?" Bayram, nasılsın, iyi misin? denir.)
nâkıs:cimri
NALİN=TAKUNYA nalin:nalın ,takunya
nallama : tahtadan yapılan tavan döşemesi
Nallama=hayvanlara nal çakılırken kullanılan çekiç.
‎Namazla, Namazla, Namazlo: = Seccade, namazlık. Seccade (Ağlı) Bizde böyle kızamak yok:-)namazlo: üzerinde namaz kılmak için kurutulmuş,tabaklanmış koyun yada keçi derisi
‎Namlı, Namlu= Tırpan ile bir başlayışta biçilen ve yere belli bir düzen içinde düşen eken sapları. ‎''öğğğ dursunaa hele bi namlı çıkıvede git'' namlu: tırpanla biçilmiş ekinin deste olmamış hali
‎Namlı= Tırnpanın bir vuruşta kestiği indeki sıra. Bir nevi ince dikdörtgen genişliği. Namlı Altı= Ekin biçerken , tırpanın namlıdan çıktığı yerde biçilmemiş şekilde kalan üç-beş adet ekin.Bu biçilmedik ekinler, orak ile deste eden kadınları yorardı.Onlar da "Ekini bize biçtirdiler, hep namlı altı bırakmışlar" diye dertlenirlerdi.
namlu: tırpanla biçilmiş ekinin deste olmamış hali
Namrut: aksi,asık suratlı
Nare=Çekiç'in yassı veya sivri ucu olan kısmı (Küre)
nasibet: sebep
Nasranı= İçinde fitne barındıran, kötülük düşünen
Nasrani = aksi, huysuz
Naşba = Maşrapa, Sürahi
Naşba-naşırba=Maşraba, naşba-nişapa:metalden ,bakırdan yapılmış su içmeye yarayan saplı bardak, maşrapa, Naşpa, naşba, naşırba, neçibe= maşrapa, (bizde naşırba derler;devrekani) NAŞRIBA,NAŞIRBA=Plastikten yada,metalden yapılmış bardaktan büyükçe kulplu su kabı.
nava=ne var, efendim anlamında
NE DEYESUN= Ne söylüyorsun
Ne deyon=Ne söylüyorsun
NE LA BU= Anlayamadım bu ne anlamında
Neaçar.......çaresiz ve kimsesiz kalmak.
nebiyin: bilmem,ne bileyim
Neçceysin: Ne yapacaksın
Neççen: Ne yapacaksın
Neçün = Ne için ?
Nediveyin=Ne yapıvereyim
Nediyañ(Araç)= Napıyosun
Nediyasun:Ne yapıyorsun (nediyin öğ, bildüğümü deyvedim ,kötümü ettim
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
)
Nediyon...= ne yapıyorsun
nekri= aksi, huysuz, geçimsiz
Nelet kokulu pis göbel. odunu beynine vurunca zeynigi dağudurun.biliyogmu sen beni.
nemelaçatıg= neyine lazım Nemelaçıtın, Neme laçıtın=neyine gerek , Neme laçıtın=.nemanaçatın'dır (Araç) Neyine gerek-Sana ne
nemelazım: neyime gerek
Nesi : Falan filan
Nesübetsüz = Kurallara uygun hareket etmeyen, patavatsız, münasebetsiz (ortama uygun olmayan davranışta bulunan)
Neşkil olsa = Nasıl olsa..
Neşkül Olsa=Nasıl Olsa, Neşkil olsa, Neşgil olsa şeklinde kullanılıyordu bizde sanırım.
neşt: inekleri yönlendirmek için kullanılan bir söz
netame: dayanıklılık
netameli:dayanıklı ,sabırlı
Netceğsin=Ne yapacaksın
Netçeyüz. ( Ne yapıcaz)
Netçeyüz. ( Ne yapıcaz)
Nettin, nediyosung=Ne yaptın, nasılsın?
nettin:ne yaptın nasılsın
Neva= Ne var
nevir:surat ,yüz,sima
nevirsüz: suratsız
Nevri dönük=nevri solmuş=uğursuz,solmuş,vs.
NEYDELİ=bu sözcük ün anlamıda çok farklı: şimdilik bir işimiz yok .
NEYDELİ=bu sözcük ün anlamıda çok farklı: şimdilik bir işimiz yok.
NEYDELİ=bu sözcük ün anlamıda çok farklı:şimdilik bir işimiz yok .
Neyle = nasıl..
neylon=naylon
Nispet = Bir mevzudan konu açılması aksi durumda nispetsiz nispetsiz konuşma denilir (Münasebetsiz’den)
nişanba=muşamba
‎Nodul, Nadul, Mudul= Ürgendirenin ucuna çakılan ve ucu sivriltilen küçük çivi.Yürümeyen öküzlerin kalçasına hafifçe batırılırdı. nodul-nadul:koşum hayvanları için kullanılan uzun sopanın ucuna takılmış olan ince çivi
Nolduğung bilinmesin= ne olduğun bilinmesin(beddua)
Nursuz....nurani olmıyan..
Nümere:Numara
o gâh: koşum hayvanlarını yönlendirmek ,hareketini sağlamak için kullanılan söz
Odlamak =Ateşe vermek
oğ allah eşkına : allah aşkına
oğ allah eşkına: Allah aşkına
Oğada=Bir eylemin gereğinden fazla oluşunu ifade etmek için kulanı
Oğada=Bir eylemin gereğinden fazla oluşunu ifade etmek için kullanılır
Oğmaç Çorbası=Bir çorba
oğmak-oğuşlamak: ovmak, ovalamak
Oğul= Arı topluluğunun yavrusu, Oğul Balı sözü buradan geliyor. Yavru arıların (ya da ana kovanın ürettiği yeni arı topluluğunun) balının güzel olduğunu anlatıyor.
Oğuz= Avuz
Oklaaç, Oklağaç= Oklava Oklaaç, yaslaaç, bislaaç.. söyleyişleri de kulağıma müzik gibi gelir. Ne kadar matematiksel ve bilgisayara uygun bir dilimiz var.
oklaaç: oklava
Okuma=Çağırma, Davet (Düğüne, vb.)
okuyucu: düğüne davet için görevlendirilen kişi, Okuyucu= Düğünlere davet için gelen davetçi. Hediye verilirdi. Yumurta filan...
Olanakdu= olağan durum, olabilr, hep böyle olur anlamında (Halaçlı Köyü)
Olanı=Oğlu. Emminig!!! sen kimig olanısıg?; amcası; sen kimiin oğlusun...
oldum olası:eskiden beri
OLMAYA=Olmuyor
oluk: çeşme yalağı
Omca= Kütük, odun
Omuz ağacı; eskiden kadınların eve su taşımak için kullandıkları iki tarafı kertik iki ucuna su bakracı denilen kovaları takıp omuzda taşınmasını sağlayan aparat
onca: o kadar çok
onmak:iyileşmek,düzelmek,kendine gelmek
Ortakçı= Hizmetçi, hizmeti karşılığı belli bir bedel alan kişi, Zengin evlerinin yanında ortakçı evi de bulunur, ortakçı ailesiyle o evde yaşar, ana evin hizmetlerini görürdü.
Ortalık hastalığı=Nezle, grip , Ortalık hastalığı mı oldunguz yongsa? (ng'ler sağır kef karşılığı birlikte okunacak)
Osseet, össeet= anında
Osü: Bir balta sapı uzunluğunda odun
otobos= otobüs
Otuma, oturma= Geleneksel bir halk eğitim kurumu. Yaren benzeri, uzun kış gecelerinde köylerde sırayla yapılan (keşikle yapılan) ev toplantıları. Sohbetler yapılır, evde ve dışarda oyunlar oynanır, yatsuluklar(yatsı yemeği) yenir. Küçükler bu toplantılarda büyük adam yerine konur, marifetlerini sergiler, sohbet etmeyi ve dinlemeyi öğrenir, eğlenir, öğrenirler.
Oturak: Yürüyemen çocuk.
Oturmak: Kızın , kendi gönlüyle sevdiğinin evine kaçıp yerleşmesi.'Bunla , düğün falan etmedile, Kız gelip oturuvedi.'
oyma:eski evlerde odalarda duvarın içine oyularak yapılmış küçük raf
OYMA=Özellikle ocağın iki yanında bulunan ,dar ince uzun bölmeli raf
Öcük, ecük= azcık ÖCÜK BİŞİ VER=AZICIK BİŞİ VER. ööcük-ecük-azıcık
ödek: korkak
ödlek: korkak
Öfürüya= Kuvvetli Üflüyor, "benim bullada öfürüya tallahi,örüsgar esivedükçe,adamı uçuruya,dışa çıkmak ne mümkün öğ..öttürün deya."
Öğ, Öğğ= Efendim! Öğ ne deyesung, tevatür datlı oluya bu sohbet! Öğ ne deyesung bek gözel olacak bu iş
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
) (Eskilerin sağır kef dediği nazal neleri ng harflerini birlikte yazarak gösterebiliriz.) Biraz Araç, biraz İnebolu, biraz Daday tarafı ağzı ortaya çıkar, onu da yanına eklersek iyi olacak. Ben Kastamonu merkez köyleri konuşmasını yazmaya çalışacağım. Öğ noluya beee boyna durum ışığım yanıya bakıp duruyan
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
Öğ= Efendim, ya, ya hu, buyurun gibi anlamları var. Eski Türkçe’deki ök’ten gelebilir. Öğ ne demek, biz teşekkür ederüz...
öğendire-ürgendire: koşum hayvanlarını yönlendirmek için kullanılan ucuna ince çivi takılmış uzun sağlam sopa
Öğğ= Ya, Yahu, Beyim, Abi, Buyurun gibi anlamları olan, cümle başında kullanılan bir..Öğ kelimesinin cümle başındaki hitaplarda sık sık kullanılmasını ilginç buluyorum. Öğ<ök<öke<eke<eke (Özbekçede Abi, Maraşta kardeş anlamlarında kullanılan) ilişkileri olmalı... Şahıslara ismen veya lakaplarıyla hitap ederken (Öğ Ahmeda...) kullandığımız ÖĞ kelimesini, isimlerin sonunda kullanılan yahu, be, deme vb. bir anlamda kullandığımızı zannederdim. Eski Türkçe'den imiş. Öğsüz (öksüz) kelimesi de buradan geliyormuş.
Öğke= Öfke
Öğmek= Övmek
öğnük-öğnüklük: kadınların elbiselerinin önüne belden bağlanan kumaştan yapılmış önlük
öğsü: ocakta yakılan odun
ÖĞÜRMEK: Kusmak İŞTE ONUN ESAS ŞİVE MANASI ÖĞÜRÜYON DENİR
öğürmek:kusmak için boğazdan çıkan ses
Öküzüm=Erkek evlat kısmına öküzüm denilmiş özür dileyerek söylemek isterin "DANAM" olacak
ÖKÜZÜM=ERKEK EVLAT***
öleşmek : paylaşmak
öllünkörü:elinin körü
Ölünüñ körü?, Eliniñ körü= ? Yanlış yapılan, barbat edilen, iş veya söylem karşısında söylenirdi herhalde.
Ömür törpüsü: Özellikle hısım akrabasını cok üzen, onlara çok kaynayan insanlar için söylenir.
ÖNBEZİ= Yöremize ait dokuma kumaştan ,kırmızı,beyaz kareli ,belden aşağı bağlanan önlükSahil kesiminde Önbezi'ne BÜRÜ de denir..
öndünç: ödünç alma
ÖÑÜCECİ: Cenaze evlerinde para ya da hediye karşılığı, bazen de Allah rızası için ağlayan profesyoneller. Halâ anadolu'nun bazı yörelerinde ve İran'da devam eden bu sevimsiz âdet, 30-40 yıldır Kastamonumuz'da terkedilmiş durumda.
Önünden geçmemek=Saygı duymak, saygısını hiç yitirmemek, her zaman saygısını göstermek.'Ölene kadar önünden geçmedim.'
öreke :ip bükmeye, kıvırmaya yarayan alet
Örk: Hayvanın uzun bir ip veya zincir ile bir yere bağlanması
Örklemek=bağlamak, zincirlemek, sabitlemek, Örkünü değiştirmek; sabitlenen yerden alıp başka bir yere sabitlemek
örselenmek_örselenmiş=yıpratmak, yıpratılmış
örü: saç örgüsü
Örük: Erik, ÖRÜK= Erik
Örüklemek= örükleme : Çok doldurmak, Tepeleme doldurmak, ağzına kadar tepeleme doldurma, (ÖRKLEME başkadır: hayvanı urgan ya da iple otlakta ,çayırda bir yere bağlama,)
ÖRÜSGER= Rüzgar Örüsger: Rüzgar, örüsger-evüsger: rüzgar örüsgar esiya (rüzgar esiyor)
Örüşte, erüşte = erişte
Ossaat; Össeeet= Anında “Össeeet daha doğrusunu buluvedin öğğ,”
Ösüü= uç kısmı yanan odun parçası
öte gitmek: uzaklaşmak, uzak durmak
ÖTE, ÖTEKİ: Karşı taraf, Bir diğeri
öteberi: 1.çeşitli eşya, 2. çeşitli yiyecek
Öteberi=muhtelif, çeşitli şeyler. Pazardan öteberi aldım. (Küre)
öteberi-eşya, Öteberi yalnızca eşya da kullanılmaz yiyecek ve erzak anlamında da kullanılır örneğin (Bazardan öteberi aldım) aslı,"ÖTE-BETE" olarak söylenir,
ÖTTEKAR=? Sahil tarafında duydum, evet ama Araç İhsangazi ve iç kesimlerde hayır, bir dönem kullanılan bir cümleydi.
ötiyanı: 1. öte taraf ,2. ahiret
Ötürgeç: ishal
ÖTÜRMEK ishal olmak,, ötürgeç de denü
Ötürmük veya ütürmük = ince kıyafet giyildiğinde kullanılan bir kelime.
Ötürûk olma= ishal olma
ötürük : ishal
öykelenmek: öfkelenmek
Özek: Soğan tohumluğu
Özengi=Atlarda eyerin altına takılan ayak basma yeri miydi?
paça: 1.pantalonun uç kısmı ,2.hayvanların kafalarından ve bacaklarından yapılan yemek,3.şalvar
paçalıdon=eskiden bayanların giydiği paze4nden dikilme paçalarına rastık takılarak giyilen uzun don
PAÇALIK=AHIRDA HAYVAN GÜBRELERİNİN TOPLANDIĞI ÇUKUR KANAL
paçallık-paçalık: ahırda hayvanların dışkılarının toplandığı yer
pakla: fasulye, Pakla= bakla, Pakla= Pazarlara fasulye mevsiminde giderseniz pakla çekiverim mi sözünü duymayan kalmamıştır....pakla(bakla), fasulye, barbunya fasulyesine kullanılıyor...Meşhur kesme makarnanın barbunya fasulye katılarak hazırlanmasına da İnebolu’nun köylerinde paklalı makarna deniliyor... bir de Eşşek Paklası vardı. Taze iken, nohut gibi, kabuklarından çıkarılıp yemesi güzel olan bir sebze idi. dana baklası da deniliyor.. kara bakla asıl adı
Palan= bir çeşit semer
Panga: Banka
Pañgınot=para
pantı= kilolu kişilere söylenen söz (pantı göbel)
pantul=pantolon
papara:1. ekmek parçalarıyla yapılan yemek ,2.azarlama
paparayı yemek: azar işitmek
parpulamak: azarlamak ,dövmek
Pasak evet kir pas "Pasaklı" kirli
PASAK= kir, pas,
PATANA=PATATES
pata-patana: patates
Patates=pıtana=pata=pıta=kumpir(taşköprüde)
Patatis = patates
Patavatsuz=munasebetsiz
patlanguç: ağacın özünün çıkarılarak yapılmış oyuncak
payanda : herhangi bir yeri ayakta tutmak için ağaçtan yapılmış destek
Payanda= Dayak, direcen
Paytun = Fayton
Pazvat= Gece bekçisi
peket: paket
peklemek: temizlemek, paklamak, süpürmek
Peksimet-
peltek= konuşurken dilini basarak konuşma
Pelverde = Erik marmelatı..
pempe: pembe
Pencire= Pencere
Pendem vermek= sanırım kasılmak, olduğundan farklı görünmeye çalışmak anlamındaydı. Bak gendüne gine pendem veriya.. Pendem=Kemilcük boğünlede gendüne ne penden veya emme,ne desem boş öğ.=poz vermek-gıvrak olmak-hava vermek-gendünü bişey sanmak-havalara girmek- gibi..
Pendem=Kemilcük boğünlede gendüne ne penden veya emme,ne desem boş öğ.=poz vermek-gıvrak olmak-hava vermek-gendünü bişey sanmak-havalara girmek- gibi..
perişga :tatar,sarımsaklı yoğurt katılarak yapılan ev işi makarna
Perlenmek= Süt pişerken üstünün kaymak tutmaya başlaması mıydı? Suyun üstü perlenmiş, hafif buz tutmuşsa vb. anlamlarda kullanılırdı.
persavat=işe yaramaz, suratsız insanlar için kullanılır
peşgür-peşkür:el ve yüz kurulamak için yapılmış eldokuması, eşkir= Havlu
Peşli: Çaplı yanal anlamında kullanılır (Yazdığım yazılar gereği bu ve buna benzer altıyüze yakın cümle kelime veya deyim toplama çalışmam oldu, fakat esas mesele bazı nesnelerin ilçe ve köylerde daha farklı yorum ve anlatımlarla anılması. Örneğin Hobu kimi yerde hindi olarak veya bazı köylerde hindi çeşidi olarak tabir edilse de bazı yerlerde de akbaba atmaca gibi büyük kuşlara verilen ad olduğu görülmüştür.)
peştamal: dokuma bezden hamam havlusuPeştemal: Önlük olarak yazılmış sözlüğe ama banyo havlusuna da peştemal derler. Peştemal= önlük
Petik:Patik
PEZÜ, PÖZÜ= KÜÇÜK HAMUR PARÇASI***PEZÜ, PÖZÜ=KÜÇÜK HAMUR TOPU***
pılı pırtı: günlük kullanılan eşya
Pılışka=Avanta... belki hokra ile aynı. (hokra= beleş, bedava, asalak, büyükbaş hayvanların sırtında çıkan bir asalak bir böcek yükseltisi, yumrusu. Bunun halk veterinerlerince içi açılır, çıkarılırdı. Mecazen Hokracı, avantacı, asalak anlamındadır.)
pırlama : uçma
pırsımış: suyu çekilmiş,yumuşamış
pırsmak-pısmak: korkmak ,geri çekilmek
pırtı: eşya
Pıs : Suda pişirilen mısır unu
PITANA, PATANA, Hozmur= Patates (Araç/Okçular)
pines: ahırda buzağıların konulduğu küçük bölüm
pini: köpek yavrusu, köpek
Pireçol= Gullep=Kapılarda eskiden bu günkü menteşelerin işlevini yerine getiren, el yapımı metal aparatlar..
pireli=herşeyden şüphe eden.öğğ emme pirelising sende
PİSLEEÇ= İNCE EKMEK ÇEVİRME TAHTASI***
poğ( bohca)poğ: 1.elde taşınan bohça,2. bohça POĞ= ELDE TAŞINAN KÜÇÜK BOHÇA***Poğ=Başörtsü, Mendilin dört tarafından ( iki köşe birbirine bağlanmasıyla) bağlanmış hali, poğlamak= Bu bağlanmış halinee getirmek.
Poğça = bohça ( Gelinin poğçası hazır.)
potak: ayı yavrusu, domuz yavrusu
potpot(Tosya)= motosiklet
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Potuk=ayı yavrusu
Poyra, Kağnı tekeri göbeğine yerleştirilen demir boru, ve su değirmeninde taşın ortasına konulan boru, Poyra= Su borusu
Poyra= Araç'ta poyra deriz biz de Germeç=Göknar ağacının gövdesinin "V" şeklinde oyulması ile yapılan, genellikle yağmur oluğu olarak ve su iletiminde kullanılan oluk. bizde de poyra vardır ama o üzeri açık değil, içi açıktır aynı su boruları gibi, onu yapmak için uzun poyra burgusu vardır. Burgu=ahşapta delik açmaya yarayan, şimdiki matkapların yerine kullanılan aygıt. POYRA=Su borusu,
pöçük: 1.keçi kuyruğu,2.kebapta kuyruğa yakın yer
pöçük= izmarit(taşköprü tarafından)
pöçüklü: saçları dağınık, bakımsız olan kimse
pöğre:ağaçtan yada topraktan yapılmış küçük su borusu
pölüt: meşe palamutu, Pölüt= Meşe palamudu, pelit.
pörsümek (yumuşamak)
pörtlek: patlak
Pörtlemek=? Börtlemek=? Pörtlemek'le aynı olabilir. Pörtlemek=bir kabın yada başka bir nesnenin içinde bulunan bir şeyin bir kısmının dışarı çıkması anlamında değilimidir.(Adamın bağırsağı pörtlemiş) Çok doğru; Gözlerini pörtletmiş de deniyordu galiba.
pörtlemiş: patlamış
Pöşgür= avlu
Pözü: bir ekmeklik hamur
pözülemek(hamuru yuvarlamak)
Purç: Bakımsız ağaçların dallarında yetişen asalak bitki, ağaç asalağı bitki. Ağaçlarda normalin dışında çıkan küçük yaprakçıklar, aslında bu ağaçta olan bir hastalıktır.ama son zamanlarda altarnetif tıpta demlenerek içilmesinin yararlı olduğu belirtiliyor. Genellikle Ahlat ağaçlarında olur
Pür: çam yaprağı, çam dalı
Püsküğüt = Bisküvi
Radiye, rodiye= Radyo
Rahmet= Yağmur
Rastık= lastik, Rastık=lastik, rastık aynı zamanda kadınların kaşlarını gözlerini boyadıkları boya ismi, Rastık ve lastiğin hem bir nevi ayakkabı manası vardır, hem de don gibi giysilere takılan ip benzeri bir şeydir. Don isimli giyside kullanılan rastık nev-zuhur (sonradan görünme ) bir şeydir ki, bundan önce rastığın yerine, 1-1,5 metre uzunluğunda, eni de uzunlamasına katlanarak 0,5-1 cm ye düşürüldükten sonra, sıkıca dikilerek adeta ip haline getirilmiş bez şeritler kullanılırdı ki, bunların adına "uçkur" denirdi. Milletin başına bela olan uçkur işte bu nesnedür. Donun üst kısmında, bu uçkurun içine yerleştirildiği aralığa "gıyba" denirdi. Uçkuru gıybadan geçirmek için, daha çok çıralı ağaçlardan yapılan, yarım kurşun kalem uzunluğunda, çuvalduza benzer aletin de bir adı vardı. Herhalde "biz" denirdi, Rastık=lastik ayakkabı
reçber-leçber: çiftçi, rençber
Sabak= Ödev, ders
Saban Eneği : (Buradaki n tam bin geniz n'sidir).Saban denilen bu en eski alet üç parçadan oluşur. Az çok L harfine benzeyen ve çift sürerken ucundan tutuğumuz kısmının bütününün adı budur. Sade elle tutulan yerine-ki L'nin üst kısmıdır ve geriye doğru asa şeklinde kıvrıktır- "tutak" denir. L'nin alt kısmı da ucuna saban demiri takılacak şekilde yontulur.
Saban Oku : Sabanı L harfine benzetirsek, bu harfi oluşturan iki çizginin kesiştiği noktada 5 X10 cm ebatlarında dikdörtgen bir delik açılır.Bir ucu bu deliğe girecek şekilde yontulmuş , 10 x 15 cm ebatlarında dikdörtgen prizma şeklinde 3- 3,5 metre uzunluğunda bir ağaç bu deliğe 30-40 derece bir açı ile yerleştirilir.Bu açı küçük olursa saban yere batmaz.Büyük olursa da "derine sarar".Bu üç metre civarındaki ağaca saban oku denir.Okun diğer ucu boyunduruğa sabitlenen halkaya takılmak (Koşulmak ) için bir iki yerden delinir.
Sacayağı:Ocakta üzerine koyup pişirmek için demirden yapılmış üç ayaklı alet,Sacayağı= Ateş üzerinde yapılan ekmek türlerinin pişirildiği sacın altına konan üç ayaklı demir.
sacıyak: odun ocağında üzerine tencere, sac vb. şeylerin konulduğu üç ayaklı demirden alet,sacayak
saçak: binaların kiremitle örtülen çatı kısmı
sadalamak : 1-sayıklamak ,2-çok istenilen bir şeyin adını devamlı olarak söylemek
Sadır=? kötü koku anlamında kullanılıyor da sadır ne bilen varmı? MESELA İŞKEMBE ÇORBASINDA SADIR KOKUYORDU DENİLİYOR AMA O SADIR NE? İŞKEMBE ÇORBASINDA SADIR KOKUYOR -İşkembe çorbasında hayvan pisliği kokuyor demektir. SADIR- Hayvan pisliğinin kokusu anlamındadır. bİRDE SALDIR SALDIR YORUMU VARDIR BU ÇORBA İÇİN KURU YAĞSIZ TATSIZ TUZSUZ ANLAMINA GELİR saldır saldırı duymuştum bir yerde misafirlikte arpa şehriye çorbası içerken bu nasıl çorba saldır saldır dedi arkadaş bende ekledim dakış dakış tutulmuyor diye ekleyiverdim Saldır saldır- Yağsız,tuzsuz,tadsız yemekler için kullanılır.
Sagıdak= düğünlerde kız köyü 'ne vwerilen koyun Sagıdak=varsa kızın ekek kardeşleri yada abisi'nede verilen goyuna (SAGIDAK) denir.
sağ: kendirin taranmışı
sağduç: dâmada eşlik eden bekar genç
Sağsağan bey= yoğurt ve pekmez karışımı
SAĞSAK= ALAGARGA***
sağulu: süt veren hayvan
Sakar:Alnındaki tüylerden bir kısmı beyaz olan öküz.
Sâki-sanki(yanlışsa düzeltme istiyorum) a'ya yakın o harfi ê şeklinde gösteriyoruz. Sêki= Sanki, evet. doğrudur.
sako-sakoğu: sakağı, hayvan öksürüğü, Sako: at hastalığı. Sakoya yakalanan atların (çok afedersiniz!)makatına yanan sigara tutturulur dumanının hayvanın bağırsaklarına gitmesi sağlanırdı.(kocakarı ilacı kabilinden bir şey herhalde)
Saksağan beyni ya da kar helvası...=Pekmezle kardan yapılan tatlının adı
Saksağan beyni=yoğurt ve pekmezin karıştırılması.
SAKU=? (TOSYA?) sanırım ceket anlamında SAKO. Bir çok yerde kullanılıyor
Sakurga, sokurga: Kene, (Şenpazar) sakurga(kene)ye adı denmez de deniliyor...
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Sal ağacı= Tabutun üzerine konduğu, taşımaya yarıyan kaide.
Salavatlama= 1. Selevat getirme 2. Uğurlama
Saldır Saldır: Sadır=? kötü koku anlamında kullanılıyor da sadır ne bilen varmı? MESELA İŞKEMBE ÇORBASINDA SADIR KOKUYORDU DENİLİYOR AMA O SADIR NE? İŞKEMBE ÇORBASINDA SADIR KOKUYOR -İşkembe çorbasında hayvan pisliği kokuyor demektir. SADIR- Hayvan pisliğinin kokusu anlamındadır. bİRDE SALDIR SALDIR YORUMU VARDIR BU ÇORBA İÇİN KURU YAĞSIZ TATSIZ TUZSUZ ANLAMINA GELİR saldır saldırı duymuştum bir yerde misafirlikte arpa şehriye çorbası içerken bu nasıl çorba saldır saldır dedi arkadaş bende ekledim dakış dakış tutulmuyor diye ekleyiverdim Saldır saldır- Yağsız,tuzsuz,tadsız yemekler için kullanılır.
salma :başı boş
salmalık: hayvanlar için kullanılan başı boş araziye bırakma
salta: üzerlik,cepken
Samaruk=zayıf, cılız. Nurhayat Aydemir ekledi: Cumartesi günü inebolu pazarından fındık alıyorum ve teyze gegelini çıkartma samaruk gibi olur dedi. Mustafa Fakazlı ekledi: "Suyu uçmuş,buruşmuş aynı zamanda lezzeti kaçmış .Yerken yüzünüzü buruşturacağınız hale gelmiş "demek. Semer'le ilgisi olabilir mi? Semer üstünde duran biraz sersemler, yorulur, bir yerleri acır ya!
SAMIRDAMA= Söylenip durmaSAMIRDAMA=Kendi kendine konuşma
SAMIRDAMA=Kendi kendine konuşma.
SAMSA DATLISI - 40 katlı üçgen bükülerek yapılan köy baklavası
sañ vurmak, san enmek=kırağı düşmek. -bostanı hep sañ vurmuş!, sañ enmek de denü. Sañlamak da denir.
Sanduk= sandık
Sañra= Sangralı sekiz ay, dongralı dokuz ay, kedi fistan gadun üç ay on gün! Sagra inekler için sözde kedinin kullandığı bir terim Ne dermiş? şöyle diyor kedicik; sagralı 8 ay dogralı 9 ay ee ben gülibistan hanı m üçbuçuk ay (Sangra=İneğin doğum yaptıkdan sonra düşen et parçası?)
Sañra=?Doñra=? (Sañralı sekiz ay, doñralı dokuz ay, kedi fistan gadun; üç ay on gün) diye bir deyim vardı.
Sapır supur= biz şimdilerde ne yaptığını bilmez adam anlamında sapır supur diyoruz ona
Sapsap = abuk subuk konuşana verilen ad
Saratma=gel hele gel, sallanma, aşam bizim sarartma gelin, yaprak sarmış, iki dıkı dıgıve...
‎Sarı yemiş : Şeftali.
Sarıkıvrak= Yalnız Kastamonu'da dokunan bir kumaş
Sarışmak: Sarılmanın bir deyimi İhsangazi tarafında daha çok rastlanır bu cümleye..
Sarıya mı?: Hoşuna gidiyor mu? (Sarıyamı ôğğ seyina,Sarmazmı ôğğ hasan aa hemde nasıl sarıya)
sarlaşma:yapışma bırakmama
Sarmak(köpek)= havlamak
SARSUK: Dengesiz –SARSUK= NE YAPTIĞI BELLİ OLMAYAN, BECERİKSİZ***
sarsuk-samaruk:aptal kafası çalışmayan
Saru; sarı
SASI=lezzetsiz, tuzsuz.
Sasık, sasuk= Tatsız, tadı bozulmuş "SASIK SASIK" Olmuş bu çorba... Tatsız , istenilen lezzeti olmayan, istenilen sonuç başarı elde edilemeyen, esas aranılan norm bulunamayan.
savak:su kanallarında suyu yönlendirmek için yapılan kapak
sayır sayır : Hızlı takılmadan
Sayi=Sahi
SAYKAL= UZUN VE DÜZGÜN ÇAM AĞACI***
sayvan:üzümün sarması için ağaçtan yapılmış yüksekçe yer
Seçemedim= göremedim.
sede: meyveler için kullanılır,berelenme ,yaralanma
sedir:odalarda bir köşeden bir köşeye kadar oturmak için tahtadan yapılmış yer
seeli=salı
Seğirtmek=Hızlıca koşmak
Seğmek= ?
sehet= saat
selavatlamak: uğurlamak
seme:1. uykulu yorgun,2. aptal, Seme= Uyuşuk?
semet: düğünün ertesi günü damat evinde yapılan eğlence, Semet= Gelin görme töreni (Gerdek'ten sonraki Cuma günü sabah yapılır, kız-erkek evi kadınları gelin ve damadı görürler),Semet=Semet töreni, toyu var mıdır? Çarşamba Hak'a, gelin almaya gidilir, Cuma günü Semet töreni yapılır. Kızın tarafının kadınlarının çağrıldığı ve erkek tarafının da kadınlarının katıldığı bu törende bir nevi damat gösterme işi yapılır. Semet kelimesini TDK Tarama Sözlüğünde bulamadım. Gıygaşuk gibi bir sürü Kastamonu sözü TDK Tarama Sözlüğünde yok. biz küçükken giderdik semete köyde
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
)) kadınlar hönçe atarlardı birbirlerine mendilin içinde.(kuruyemiş mendile bohçalanıp)atılırdı hem eğlenceli olurdu hem de karşılıklı hediyeleşme
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
) semet= tabiki bir kastamonu türkçesi bizim orda gelin perşembe akşamı gerdeğe girer. Cuma günüde semet olur bayanlar yeni gelinin evinde toplanıp eğlenirler. Bu adet bir çok yerde var hatta üsküp'te bile onlar bu eğlenceye paça diyorlar .'' O gün genç kızlar ve yeni gelinler yine aynı şekilde eğleniyorlar bu hemen hemen bütün türk boylarında var.
sepetlik : ahırların önünde saman yada saman sepeti konulan yer
sepgen: ince ufak yağan dolu
seren : kuyudan su çekmeye yarayan sırık
Serender= Ambar
‎Sergen : Köy evlerindeki rafa verilen isim.Tabak konan yer Sergen, Oda tavanına yakın yerde bulunan eşya koyma yeri. sergen: odaların duvarlarına bir tahta ile yapılmış büyük raf
Sergengezen = fare
Sergen-raf
serit:çevirme kebabın terbiyelenmiş yağı, SERİT= SIRIK KEBABI YAPILIRKEN TEPSİYE AKAN YAĞ***
serme : yufka ekmeği
Serme ekmek, Sermekmek= Yufka
SERME GAVURMASI = Bir de Yufkanın yağda kızartılması ve yumurta ile yapılan bir yemeğimiz vardı adı neydi? Cevap: Tavaya 2-3 adet soğan doğranır,kavrulunca içine 3-4 yumurta kırılır yumurtalar pişince üzerine evde yapılan serme dediğimiz yufkalar küçük parçalar halinde koparılarak konur .Yumurta soğan harcının içine eklenerek birav kavrulur,üzerine biraz su yada süt serpilerek biraz yufkaların yumuşaması sağlanır.Ocağın altı kapatılır.yemeğe hazırdır.Eskiden köylerde her zaman dana kıyması olmadığı için kıyma yerine tarhana pişirilkende,SERME GAVURMASI yapılırkende yumurta konurdu.Malzeme içine kıyma varsa eklenebilir ve börek tadında yenebilir. Afiyet olsun.
sersebil=perişan sersefil olmalı?
setikli : iri,bakımlı,etine dolgun(setikli tavuk)”köçekli yöresi”
seyin ağa (hüseyin ağa)
SEYİN AĞA......HÜSEYİN AĞA
SEYİN: Hüseyin
seyirt(mek)= koşmak
Seyirt, Seyit= koş
SEYİS= Keçinin aylık erkek yavrusuna verilen ad.
SEYİT: Koş
Seyit: Koşup yetişmek
Seyit: seyit tez ol ibi alalım banduma edelim pişirip yeğlim uşşak...)))
seyit= koş=Çap
seyitmek- seyirtmek: koşmak
Sıçan= Fare
Sıçandişi = mahsule zarar veren bir böcek
sıçandişi bir oya çeşidi idi.
Sıçan südüğü gada= azıcık çok az
Sıçrayında= Ağzına sıçrayında gelsin=şaşırmak, şaşırtıcı
Sıfat=Yüz
sığ= çorap örülen tığ
sıkı:elma ve pancarın ,pekmez ve marmelat yapmak için suyunu çıkarmaya yarayan ağaç oluk
Sıklet bastı= sıkıntı geldi
sıkma : hamurla sıvı yağda kızartılarak yapılan tatlı, Sıkma: Lokma tatlısı
Sıması bozuk=?
sınamak:denemek
SINDU=MAKAS
Sınınçı, sınıkçı: Kırık çıkığı saran kimse
‎Sıntıraç = Hayvan nallamada tırnak temizliği yapmak için ullanılan alettir.Sıntıraç= yük hayvanlarının nallanması esnasında, tırnaklarını keserek düzeltmeye yarayan geniş yüzlü keski.
Sıntraç, Hayvan Nallama da kullanılan Tırnak Keseceği,
sınur-sunur: sınır
SIRACALI: Şirret
Sıran(nazal n ile) Sıran
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
izi dizi, sıra sıra, arka arkaya... Sırang sırang=Sıra sıra, dizi dizi...
SIRATMAK kelimesini hiç duymadım. Sırtarmak,köpeğin ısırma niyeti ile dişlerini göstermesi anlamında kullanıldığı gibi..aynı zamanda çocuklarada ,bazen yakınlarımızada sırtarma deriz, yani şımarma anlamındada kullanılır
Sıratmak ne demek? Vurulduğunda yüzeyine yapışacak şekilde sopa çekmek anlamında böyle bir söz hatırlıyor musunuz? sıratmak (değnekle vuru vuru vermek, gibi bir anlamı vardı galiba) kelimesinin peşindeyim. Duydunuz mu?
Sırım: Hayvanın derisinin ince ince kesilmesiyle yapılan ip benzeri deri parçaları.Bağlama işlerinde, daha çok sarık dikmede ve sarığı ayakkabı gibi bağlamakta kullanılırdı. Sırım gibi: Mecazen, dayanıklı, kaslı buğday tenli insanlar için kullanılır. Kalburun elemeye yaran gözleri de sırımdan yapılır.
sırnaşık= çevresindeki kişi veya kişileri devamlı olarak rahatsız eden kişilere denir
sırnaşuk:ayrılmayan,yapışkan
Sırnaşuk=sırnaşma bak şindi döğerin seni haa = diye serzenişte bulunulur.elleri öpülesi baba anneler çok daha kullanır bu cümleyi ah ah o günler bir başkaydı gerçekten artık yeni nesil bizm kuşağın , yaşadığını yaşayamaz biz bile bilgi sayar başından kalkmıyorsak , onlar ne yapsın devi teknoleji devri...
sırtarma : karşı gelme
sırtarmak diye birşey biliyorum ,köpeğin ısırma niyeti ile dişlerini göstermesi.. Sırtarmak,köpeğin ısırma niyeti ile dişlerini göstermesi anlamında kullanıldığı gibi..aynı zamanda çocuklarada ,bazen yakınlarımızada sırtarma deriz,yani şımarma anlamındada kullanılır
‎Sıruk= 5-6 metre uzunluğunda sopa.Daha çok meyvaları dalından düşürmek için kullanılırdı.Meyvayı bu şekilde düşürüp toplamya da "Meyvayı dokumak" denir.Mecazen uzun boylu insanlar için kullanılır.
Sıva= benzi sıva gibi olmak? Yüzü bembeyaz olmak.
sıvarmak : tarlayı sulamak anlamında kullanılır
SIVARMAK= TARLADAKİ BİTKİYİ SULAMAK***
Sıvasa testere= büyük boy el testeresi
sıvışmak: kaçmak kurtulmak
sıynak :kendir çubuğunun soyulduktan sonra elde kalan lifiSIYNAK=SOYULAN KENDİR LİFLERİNİN ELDE TOPLANMIŞ HALİ***
Sızırmak, Sızumak= Eritmek
Siddin sene :hiçbir zaman sittin sene Arapçadan,60 sene olarak geçiyor ki, bu da dediğiniz gibi hiçbir zaman; kim öle kim kala, anlamına geliyor. Kelime kırk yıldan başlamış ama günlük kullanımda anlamı kaymış.Rahmetli Babam " siddin sene"yi 60 yıl yerine hiçbir zaman gerçekleşmeyecek anlamında kullanırdı.
Sigek= sinek
SİĞDÜMEK= İdrarı tuvaletin sağına soluna sıçratmak
SİĞDÜMEK= İdrarı tuvaletin sağına soluna sıçratmak
Siğil= Bir hastalık
Siğmek= Ayakta işemek (köpekler için kullanılır?)
Silgü= silgi
sima: yüz çehre
simil simil de derler bazı köylerde mıyıl mıyıl= ağır hareket etmek.(mıyıl mıyıl iş görüyor, pek mıyıl gibi cümlelerde kullanılır.) simil simili sessizce gezinme olarak kullanıldığını sanıyorum.
Simsim= sinsi
Sinç= Surat, Sinci eğri= Suratı asık
Sini, Büyük tepsi.
sini: büyük tepsi, Sini=tepsi
Siñir= Sinir
sinsile-sülale, silsile
SİYEZ: Genellikle İhsangazi tarafında yetişen bulgur çeşidi..
siymek: ayakta işemek
sobe- sobü: çocuk oyunu ,saklambaç
Sobun=Suya sobuna dokunmadı iyi dedig hocam efe bi açuklama oldu..
Soğalak-Sovalak: İçi boş, olgunlaşmadan kurumuş mevya.
soğmek : küfür etmek
SOĞNA=Sonra
Soğukluk = ayran, ekşi, komposto gibi soğuk içecekler ( Etli ekmeğin yanında soğukluk iyi gider.) Soğukluk = Etli veya pastırmalı ekmek gibi yiyeceklerin yanında içilen meşrubat..(genellikle ekşi ezmesi) SOGUKLUK= Yemeklerin yanına meyve marmelatlarının ezilmesi ile elde edilen içecek
Soğulmak= Pörsümek, içi boşalmak
Soğurmak= Savurmak (Soğurmak sadece bu iş savrularak yapıldığı için savrulma anlamına gelmeyebilir, tınazın ayıklanması için kullanılan yöntemin özel bir adı da olabilir.) savurduk olması lazım
sokak: ahırda hayvanların dışkılarının toplandığı yer
Sokum= (Kuru yiyecekler için?) bir lokmalık yiyecek
Sokurga, sakurga: Kene, (Şenpazar) sakurga(kene)ye adı denmez de deniliyor...
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

‎Solak= Kısa ve kalınca sopa, dal parçası.Daha çok yüksek dallarda kalan meyvaları düşürmek için ağaca doğru fırlatılırdı.Bu atış tarzına da "Solaklama " denir.Solaklama biraz ters, biçimsiz anlamına da gelir. (sol elini kullanan anlamını herkes bilir)
‎Soluma= Nefes darlığı hastası .İnsan için "soluma " denirken, hayvanlar için daha çok "solugan" denir.
Somun- köylerde taş fırında pişirilen ekmek
Soñ gûz=Sonbahar
Sona, Soğna= Sanra
sorak:bebeklere bez içinde verilen tatlı,yalancı meme
‎Sorak= Ceviz,kuru üzüm, ayva gibi meyvaları ağızda bir müddet çiğnedikten sonra , bir tülbente sararak , bebeklere emzirmek üzere hazırlanan emzik. Helva ve lokum şekeri gibi tatlılar da doğrudan sarılırdı.
SORAK= küçük ince tülbente içine lokum parçası konarak bağlanır ve beşikteki bebeğin ağzına verilir,çocuk emerek uyur.Eskiden emzik yoktu,emzik yerine sorak verilirdi.
Sormak= 1. Soru Sormak 2. Emmek
soru= sarı (Şu şapkalı soru herif bizim mıkdara benzemaya mı?Şartoosun ona benzeyaa.)
Sorum burması =baklavadan artan hamurla yapılan tatlı
Sorutmak : Suskun durmak, durgun olmak?? Suratını asmak olabilir mi.? Evet öyle olmalı somurtma'nın bizim usulde söylenişi herhalde..
Soyak: Mısır üzerindeki yaprak
soymuk: baharda çam ağacının kabuğunun çıkartılarak içzarının yenilmesi, soymuk= Çam ağacının kabuğuyla gövdesi arasında bulunan ince şeffaf tabaka.(1 yaş halkası) Öğğ bı yıl gine soymuk yiyemedük. Soymuk = Çam ağacının kabuğu altundaki beyaz yenilebilir tabaka..( Ağaçlara büyük zarar verir)
Söbelek: söbü(elips) şeklinde
Söbü=Yuvarlak değil, uzunsu, Söbü gafalı,
söççü : çok bilmiş. ( O söççünün biridir.)
Söğmek= Küfretmek SÖĞMEK= Küfür etmek
Söğmüş, siğmiş= Küfretmiş, ?
Sökü=Kürsü=Tahtadan yapılmış basit oturak. (Küre)
sökül: hayvanların kuyruğundaki beyazlık
söyletmelik:el öpmede damadı konuşturmak için verilen hediye, Söyletmelik= Gelini konuşturmak için gerdek öncesi damadın verdiği hediye, Küre'de Söyletmelik=Yüzgörümlüğü (bu takı veya hediye verilmeden damat gelinin duvağını açamaz, yüzünü göremez.
Söyündümek= Söndürmek
Söz temsilki, söz temsili= Mesela
Stil= yoğurt çalınan kaba araç ilçesinde stil adı verilir
Su böreği= İçine hamur kıvrılmış üçgen şeklindeki hamurların suda pişirilip süzüldükten sonra üzerine ceviz, çökelek vb. ile sunulduğu yemek.
Su tıkırı=Ağaç su taşıma kabı
Su yutgunu=Kesilen ağacın suyu çekmesi.anlamında.birde bizde salak adamlara derlerdi su yutgunu diye.Evet,bir türlü yakamazsınız,kesildikten sonra yağmur veya kar altında kalıp hafif morlaşır ağaç,buna denir su yutgunu diye.mecaz anlamını da yeni duydum. Aşırı yağış alan zamanlarda toplanan mantarlara da su yutgunu denir. bişeye benzemez.
Sufalamak= Ahşap evlerde zemini tahta ile kaplama işlemi
Sufra= sofra (Adam karısı veya kızına acıkınca şöyle seslenir:"Gız vallahi demeeyin açlıktan ganım sırtıma yapışıya; çobuk olung, sufrayı gurung." Sufra=yerde yemek yemede kullanılan yuvarlak ahşap sofra. Etrafına oturduğunuz zaman dizleriniz hafifçe sofra altına girer. Elbette mideniz biraz baskı altında olduğundan az yersiniz; böylece tabii diyet yapmış olursunuz
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
)) biz ona sofra derdik'te en kızdığım şey kedinin sofra altına saklanmasıydı
suğlem: doğru,düzgün
SUĞLEM=İNCE, DÜZGÜN VE UZUN AĞAÇ DALI***
Sulu zırtlağa limon deyala=Sulu zırtlağa limon diyorlar.
SULU ZIRTLAK= Çok hassas her şeye çabuk ağlayan kişi için kullanılır
Sulu Zırtlak=ilimona sulu zırtlak da deniyor. SULU ZIRTLAK= Çok hassas her şeye çabuk ağlayan kişi için kullanılır
Sumsuk, sümsük, zumzuk= yumruk, Zumzuğu Yemek: Şaka yollu dayağı yemekti sanırsam
sundurma:
Sungur=Sınır
Suyutkunu= kar veya yağmur suyunu emmiş, kolay kolay yanmayan odun (Küre)
SÜBEK: Eskiden çocukların beşiğinin altına tuvaletlerini yapmaları için konulan tahta alet, Sübek
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
eşiğe yerleştirilen çocuğun çişinin içine dolması için tahtadan yapılmış, Sübek= Beşikte kullanılan çocuk çişini akıtmaya yarayan alet..(Beşik aparatı/özellikle kız çocuklar için) beşiklerde idrarı hevrüze taşıyan aparat, sübek: beşiğe yatırılan bebelerin küçük çişlerini yapmaları için çüküne takılan ağaçtan yapılmış alet. sübekler vardı. cinsi ayrımlı Ortası sübek yerleştirmek için delikli çocuk yatakları vardı Tılar denilirdi. yatakların içine ot doldurulurdu. pamuk yok zaten, yün de kıymeti idi. Gabak sorağı hemen uyutur. Çok enterasan. Kastamonu beşiğindeki sübek, Kazak beşiğindeki şümek-tir.Sorak da sormaktan gelir herhalde.
SÜDÜK= İdrar, Sidik
süflü: pasaklı
Süğen= Araç tarafında su alınan yer çeşme gibide kullanılır bir nevi meydan çeşmesi, Selami bey Ben Araçta hiç süğen diye bişey duymadım. İğdğr tarafındamı kullanılır acaba?
SÜKSÜNÜM: Ense
sümezlenmek=? Bir türlü eli işe varmayanlar için söylenen bir sözdür.(Gız orda ne sümezlenip duruyosung. Ecük sona buban gelü.Şu çorba tenciresini ocağa goyvesene.)
Sümsük, sumsuk, zumzuk= 1. Zumzuğu Yemek: Şaka yollu dayağı yemekti sanırsam Merkezde sümsük denir..2. Sümsük=Yemek aramak için kap kacağı karıştıran. Daha çok köpekler için kullanılır.
Sümsük: Beceriksiz
SÜMÜLCÜME=sendeleme, dengesisini kaybetme?, bekleme, “sümülcümede goma” beklemeye bırakmak?
sünepe-sülepe: dağınık, bakımsız, kendine bakmayan , beceriksiz
Sürgeşük, bulaşık bezi..
Sürgü=kürede çocukluğumuzda oduna giderdik..anam karşılıklı miki kadın odun yarar ,eğrelti otuyla sırtına sararken bize de SÜRGÜ denilen ağaç çekmek getirmek düşerdi..2. Bir nevi kapı kilidi
Sürgü=kürede çocukluğumuzda oduna giderdik..anam karşılıklı miki kadın odun yarar ,eğrelti otuyla sırtına sararken bize de SÜRGÜ denilen ağaç çekmek getirmek düşerdi..
Sürgüç = köy meydanındaki taş fırınları temizleme bezi sopaya baglanıp fırın içine salınır... SÜRGÜÇ: Fırın içini temizlemede kullanılan, değnek ucuna bağlı ıslatılmış çaput ya da çok gezen-gezinti sürgüç: bulaşık yıkamak için kullanılan bezSÜRGÜÇ= Yerleri silmek veya bulaşık yıkamak için kullanılan bez,
sürunge: ekmek fırınını temizlemek için kullanılan ucuna bez takılmış olan uzun ağaç, Sürünge= Ekmek fırınlarında yakılan odundan kalan küllerin fırın tabanından temizlenmesi için ıslatılarak kullanılan ucunda bez bağlı sopa.
Sürün sapıt= hep birlikte kalabalık olarak
Süsgünü eğri= Darıldığı için başını aşağı eğmiş insanların bu halini anlatmak için kullanılır.
süsmek: hayvanların kafalarıyla insana ya da başka bir hayvana saldırması, SÜSMEK= boynuz darbesi, boynuz vurma
Sütleğen= Bir çiçek adı
süymek: bir malın tutulması, çok satılması
Şabap= Şakacı
ŞADI : kılıbık. Kaynanaların gelinin sözündan çıkmayan oğullarını aşağılamak amaçlı kullandıkları ifade. " Bizim gôbel belli garı şadısı oldu."Çocuğuna söz geçiremeyen ebeveynler için de kullanılır."İyice uşak şadısı olduñuz"
Şahadetname: Diploma
Şalvar silkmek= Kızgınlıkğını belli etmek
Şak= Tümsek, Alnın şakı : Alnın ortası? Tepesi olabilir mi?
şakaşuka: köçekli yöresinde oynanan seyirlik oyun
Şaklamak: İkiye ayırmak
Şakşak=ev dış kapılarında, zil yerine kullanılan metal tokmak ve karşılığı,
Şamama= minik lamba
şamar oğlanı: çok dayak yiyen
ŞANIYINAN=Şanı ,şerefi ile anlamında
Şaplak: tokat, birde benzetme vardır şaplak mantarı. Nimet Hanım'ın "şaplak mantarı" kullanımını görünce aklıma geldi. Bizde de "ayu mıncığı" denilen sarı renkli bir mantar vardır. Şapka kısmının içi yumuşaktır. (Gannıca mantarı aramaya gitdük. Bol bol ayu mıncığı bulduk.)
şaplama : tokat, şamar
Şapşak= (Daha önce başka anlamları yazılmıştı)Ağzı geniş ve dudakları sarkıkça insan.
ŞAPŞAK= ELDE SU TAŞIMAK İÇİN AĞAÇTAN BAKRAÇ***
şapşal : aptal şaşkın
Şarpı= Eşarp
Şart olsun, üçe beşe şart olsun= Yemin etme sözüdür.
Şart olsun= Yemin olsun , şartôsun: yemin çeşidi,şart olsun ŞART OLSUN= Yöremizde yemin etme türü.
ANAM AVRADIM OLSUN= Yöremizde yemin etme türü.
Şartoosun= Şart olsun, (Yemin) "Öğğ şartoosun iyi akıl ettiñiz burayı da efe oldu."
Şebelek= Mantar Adı?
şebelek=şebek=maymun
Şeer=Şehir
şeerli teklifi= dil ucuyla teklif etmek(Öğğ yemek filen yerdük daha)
ŞEHER=Şehir
şeher-şeer: şehir
Şerbet içmek= 1. Şerbet içmek 2. Düğün'ün ilk aşaması, söz kesilmesini resmileştiren tören. Mahallebiciye gidilir, şerbet içilirdi. Hemen ardından dünürler birbirine ağır bastırmaya çalışırlardı!...
Şerefe= İnşaatı tamamlanan evin genç kızı ya da gelini yumurtayı dantelle kaplayarak çatının bir köşesine asar, bu çıkıntıya "Şeref" denir.
Şeşhane= inatçı at ve eşeklere yapılan serzeniş= çüşş şeşane sende.. gibi
şıçıra= koş,
şık:kiraz çekirdeği (germeç ,ersil köyü
Şık=o da kapılarında eski tip kilitlerde, kapının kapalı durmasını sağlayan dili hareket ettiren mekanizma
Şıvgar= yükü ağır kağnı vb araçlara ilave bir çift öküz daha koşmak. Gaza getirme anlamına da kullanılır.
Şimdi netçeyüz, şindi netceyüz= Çaresizlik , Şimdi ne yapacağız?
Şinanay =küçük lamba
Şindi: Şimdi
şindik : şimdi
Şinik, urup, hak=tahıl ölçme kapları. Elbette hak en büyüğüdür, Şinik= (Tosya) Tahıl ölçeği (bizde kullanılan yarım) şinik:tahıl ölçeği
ŞİPİ= Kısa yuvarlar sopanın ucu ikiye yarılarak arasına kısa bez katlanarak konur ve yağa bandırılıp etli ekmek yağlanır. buna şipi denir.ŞİPİ=Etli ekmek yağlamaya yarayan aparat. Eskiden fırça yoktu,hemen ağaç dalından (özellikle kara ağaç dalı tercih edilirdi )kısa sopa bir ucunu yarardıktan sonra arasına temiz tür bırakmayan bir bezi bir kaç kat katlayıp arasından geçirirdik.sonra yağa batırıp ekmekleri yağlardık.Doğal bir fırçaydı.
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
) Farklı ilçelerde yağlanguç deniyor olabilir .Daday ve Kastamonuda ŞİPİ deniyor.
Şipi=(Araç)Saçta ekmek yağlamaya yarayan saplı bez parçası
Şiplek, Yufka yapımında saç üzerindeki ekmeği ıslamak için kullanılan ağaç çubuk ucuna takılan bez parçası,
Şipşime=?. Küçük kız çocuklarını severken duyuyorum şipşime bacaklı ,şipşime suratlı gibi kullanılıyor da anlamını bilmiyorum
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
cındım = bir avuç, minik, sevimli gibi kullanılıyor sanırım.. Bir bebeği severken cındım gibi
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
cındım kadar deniliyor... ŞİPŞİME=Zayıf ince yüzlü,zayıf,küçük yüzlü ,ince bacaklılar için kullanılan bir kelimedir.
şirnet = şımarık , belacı, yılışık
ŞİPİ=Etli ekmek yağlamaya yarayan aparat. köyde tavuk, kaz, ya da hindi kanadı kullanıllırdı.
Şirnimek = Şımarmak (Küre)
şişe : zemin tahtası ile duvar kenarını kapatmaya yarayan çıta, süpürgelik
Şişe çektirme= Halk sağaltma yöntemlerinden biri, bardak içine ispirtolu pamuk yakılır, ağrıyan yerin üzerine kapatılır. Dikkatli yapılmazsa yanıklara yol açılabilir.
şişe galasıca, şişe galasıca, asba çıkasıca, boynu bükülesice, canı çıkasıca vs demek oluyor, Şişe galasıca, Şişegalasıca= bir tür beddua..
ŞİŞE=LAMBA=Ahşap tavanlarda iki tahtanın arasını kapatmak için çakılan ince ve ensiz tahtayada şişe ya da lamba deriz biz acaba başka ilçelerde de aynı mı anlamı?
Şişek= İki yaşlı dişi koyun adayı
Şom ağızlı : ağzından çıkan her kötü olayın gerçekleştiği kişi( O şom ağzını açma.)
ŞORDA= genellikle DEYHANA ile birlikte kullanılır görülebilir uzaklıktaki cisimler için kullanılır
Şordan: öbürtaraftan-
şoşudum-şaşudum: şaşmak, şaşırmak, hayret etmek
Şoyaña=Şu tarafa.(Top şoyaña gaçtı aasıñıñ gôtüde gel)
Şöfer= şoför
şuaccuk-şuğaccuk: şu kadarcık
şüngürşek: şimşek
Tabaka: Tütün ve sigara kabı
TADLUM KIYMATLUM : TATLIM KİYMETLİM
tafra : sinir
Tahan= Bizim germeç -taşköprü tarafında tahana DIĞAN deniyor. Tahan=? (Harman aleti?) Küçük kar kürüme aletine benzer? Bizim germeç -taşköprü tarafında tahana DIĞAN deniyor. Ayrıca saman doldurmaya yarayan alete bizde YABA. ılgaz taraflarında da HAPAZ deniyor. HAPAZ bizde avuç anlamında kullanılıyor. (İki hapaz leblebi ver)
takinye veya lalin terlik anlamında belgelere baktım takinyeyi göremedim heralde eklenmemiş.
Tanuduk: Tanıdık
Tarat= Teharet
Ta'ta, tahta, data= Tahta
tatar:sarımsaklı yoğurt katılarak yapılan ev makarnası
Tatımet= ?
tava gulpu: bacakları oluşmamış kurbağa yavrusu
Tavan: Bu kelime, tahta kelimesinin yerine aynı manada kullanılır. Tabanın karşıtı olarak da ( az da olsa ) kullanılır.
Tay=yük hayvanlarına yüklenen yükün her bir taraftaki kısmı, yarısı... Tay=yük taşıyan hayvanlarda yükün bir tarafı (Bir tay odun..)
tayır tayır= çabuk çabuk
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
tayır tayır yürüme... Payır payır= Payır payır söküldü veya odun payır payır yanıyor
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Tebelleş olma=Ekleşme= Bir iş görürken , yolda yürürken v.b.engel olma hali..Kullanım şekli de : Öğ ekleşme beee.))) Ekleşme=Tebelleş olma, Ekleşme'nin taciz, tecavüz anlamı var mı? O kadar ileri değil..Sadece rahatsız etmek,engel olmak..Yine de Coşkun'a sormak lazım..))Tebelleş olma= Tebelleş olma=bir biçimde rahatsız etme, engellemeye çalışma. (Küre) Başma tebelleş oldu, aralaşmayo... Sürekli peşinde dolaşmak..Gibi bir söz galiba. Israrlı davranmak da olabilir. Evet, yapıştı bırakmıyor gibi.. Evet yapışmak gibi bir söz.
Tebelleş=askıntı..
teber: küçük balta ,nacak
Tebeyün= sanırım belirlemek, tebliğ-tebellüğ anlamında ?
tebsermek:hafif kurumak,ayazlanmak
tef: çalgı olarak kullanılan kasnak üzerine deri geçirilerek yapılan alet
Tefter=defter
Tegavüt: Emekli
Tek damar: Zayıf çelimsiz insan
tekne kazıntısı : furunda bırakılan ekmeğe denir, tekne kazıntısı birde son çocuğa da denir
tekne= hamur yogurup mayalamak için kullanılan tahtadan yapılmışgenişkap.
Tekneli gurba: Kaplumbağa
Tel Sarar= Bebeklere tel sararin eski adetlerde parmak sayma sirasini yazarmisiniz. Kazakcasi soyle Bas Barmak, Balali Uyrek, Ortan Terek, Shildir Shumek, Kishkene Bobek. Ben sadece tel sarar kısmını hatırlıyorum.
telatür=özensiz,basit,zayıf şeyler için kullanılır.
telbüs –telbüslük : ?
Telce, Terece= Ocaklı odalarda ocağın yanında ya da yanlarında bulunan boşluklarda yapılan dolapların alt kısmında, genellikle ocak veya sobada yakılacak günlük ihtiyaç miktarı kadar odunun depolandığı kısım. Hüseyin bey telceye terce de diyoruz biz.. Bizde TERCE odalardaki ocak yanlarına oyulmuş küçük sabit dolaplar, boşluklar ile tavana sıralanmış rafların ortak adı. Kullanış amacı farklı olduğu için TELCE ayrı bir kelime olarak değerlendirilip Kastamonu Türkçemize kaydedilmiş oldu.
Telem saçak olmak: Etrafa dağılmak
teleme EĞRETİ ,teleme:dayanıksız zayıf, teleme=çok ince, narin
Telezimek= Sabırsızlanmak
tellice= Bir mantar çeşidi
Temcüt, Temcit = sahur
Temek= Ahırdaki gübrelerin dışa atıldığı küçük pencere büyüklüğündeki delik.(işi bitince tahtayla kapanır.) temek-tömek: ahırdan hayvanların dışkılarının atıldığı delik
TENTENE=dantel tığla yapılan el işi
tenuke: teneke
‎Tepecük= Deste halindeki ekin sapları tarlada daha uzun süre kalacaksa, hem hayvanların verebileceği zarardan, hem de yağmur ve doludan korkuya, kelleleri içeri gelecek şekilde küçük yığınlar oluşturulurdu.Bunlara tepecük derdik.
TEPSER(T)ME= Kısmen nem kaybedip kurumaya yüz tutan nesne ve bu durumların adı (deri-hamur-dudak vb)
Tepsermek = Açılan hamurların hava ile teması sonrası dış kısımlarının biraz kuruması..(Bu işlem özellikle yapılır)
TER EKMEK= PİŞMİŞ YUFKA***
Ter geçmek= Israrla vurgulamamak, hafifçe temas etmek.
ter= sığ, çayıñ bazı yerleri bek terimiş
TERBİYE, GEMİ,=Atların ağıza taılan kısmı demirden olup iki yanında meşinden yapılma tutma uzun tutmaçları olan ki ucunu tutarak atın yönünü belirlemek için kullandığı düzenek
Terece,
terecük=incecik
terelme=i ncelme
Terezlü= Sözlük kısmında"Terezlü= terazi"ifadelerini gördüm; bir ekleme yapmak istedim.Bu yazılan şekil hangi ilçede kullanılır bilemem ama Kastamonu merkez civarında bu kelime "terevzü"olarak geçer.(Bi kilo mıkı terevzünün üstüne godu.)
Terezlü= terazi
Terih=Tarih
Têrslik, terslik, teslik= Gübre atılan yer
Terslik= Hayvan gübreliği Bu kelime; Hela, abdesthane, yüznumara (Tuvalet) anlamında da kullanılıyor muydu? Öyle ise TDK'na bunu önerelim de şu pis, sevimsiz tuvalet kelimesinden bizi kurtarmalarını isteyelim.
Tetere= kumaşı siyaha boyamada kullanılan bir bitki. Çocukluğumda pazarda çuvallarla satılırdı.
Tevatür, zıkı: Çok fazla Tevatür: Harika, süpertevatür= çok büyük, Tevatür= olağanüstü, Harika, süper,tevatür: çok fazla abartılı
Tevellüt= Yıl, sene (kaç tevellütlüsün, tevellütün kaç gibi özellikle doğum tarihi sormalarda kullanılırdı.
tez: çabuk
Teze; taze teze=taze anlamının yanında yeni anlamı da vardır. Kırgızlar taze kelimesini temiz anlamında kullanıyorlar.
tezikmek:korkarak birden hareket etmek, ürkmek
tezili-tezülü: aceleci
Tıfıl=siz daha tıfıl iken rahmetli olan bir "teoman" varıdı,emme tevetür gasdamuca gonuşudu,birde şimdi üsküdar mal müdürümüz var Burhan Karabostan,,maşallah oda zıhı tevetür biliya gonuşmayı,,
tığtı= sanırım küçük anlamında(tığtı kadar, tığtı gibi bir şey ,tığtı burunlu gibi cümlelerde kullanılıyor)
Tıkıç: Şişman, İri gövdeli.
tıkır... su kabı...Tıkır: Ağaç su kabı, yazın su saklamaya yarayan çam veya gürgenden yapılan parçalı kap. Yukarıda saydığım üç kaptan yenen, içilenin lezzeti doyumsuzdur. Natürel lafı ancak bu kaplar için geçerlidir bence. Su taşıma kabı bi nevi termos, Tıkır: Ağaç su kabı, tıkır: ağaçtan yapılmış su kabı
Tıkır= Tarlaya bahçeye giderken içine su konan, tahtadan yapılmış,ucunda ibiği olan su kabı; TIKIR= İçine su konan, çaydanlık gibi uzun düz ibiği olan tahtadan yapılmış su kabı
TIKIR=İçine su konan,çaydanlık gibi uzun düz ibiği olan tahtadan yapılmış su kabı
tıkolta= bayan iç atleti, TÜKOLTA=Fanilanın üzerine,elbisenin altına eskiden bayanların giydiği,ince yada kalın pamuklu kumaştan dikkilen kolsuz elbise tarsı giyecek
Tılar = 1. AĞAÇ BEŞİĞİNE SERİLEN YATAK***beşikteki yatak, 2. (Çok yemiş?, karnı büyük?...) tılar (obur) Tılar: Büyük çuval.Mecazen, çok yiyen. TILAR= Yünden yada ottan yapılan, beşik içine konan, ortası idrar kabı (Hevruz)ı koymak için oyulmuş çocuk yatağı
tınar:samanla karışık tahıl yığını
TINAR= SAMANLA KARIŞIK BUĞDAY***yaba ile savrulacak olan sürülmüş tahıl saman karışımı.Tınar=Tınaz, Tınaz= Tozundan, çer çöpünden ayrılmamış, düvenle sürülmüş taneli sap. Tınaz, yaba ile havaya atılarak, soğurulur (Savrulur) "Örüsger iyiydi, gece yarısına gada tınaz soğurduk!" savurduk olması lazım
Tıngır elek, tıngır saç=hiçbir şeyi yok, boş
Tıngıra: Bakırdan veya saçtan yapılma çan.
tırampa: mal değişimi,takas
tırışka= uyduruk, özentisiz
tırlama=ani, birdenbire("adam dururken tırladı gitti.")
tırpan: ekin biçme aracı
tırsmak=korkmak, çekinmek ('beni görünce tırstı.')
tırtlama=bozulma.("o kafayı tırtlattı" "ı,araba giderken birden tırtladı gibi cümlelerde kullanılır,)
Tırtullu : 3 dublelik rakı
tısga: fiske
Tigap= pikap (Pigap almasın?)
tingir= alıngan
Tinsirmek HAPŞIRMAK.
Tirik: Sincap, çökelez.
TİRİL TİRİL= çok ince kıyafet ya da kumaş tiril tiril : ince giyinmek
Tirit= Bayat ekmek veya simitle yapılan bir tür yemek.
TİTREYA=Titriyor,
Tiyzelenmek = Öfkelenmek
Toğralanmış= Kirlenmiş, kirli
toğuk gaydurağı = pirinç tanesi gibi kar dolu arası yağan yağdığında yerde ince bir tabaka buz oluşmasına neden olan yağış türü
Toğuk= Tavuk
Tokaç= geysi yıkarken üzerine vurulan tahta yaslı tokmak tokaç : Ağaçtan yapılmış çamaşır yıkamada kullanılan araç
‎Toklu : Yaşına girmiş olan koç.Kısır koyun, Toklu= Ispanak yerine ekmeğin içine konan bir ot vardı; neydi unuttum. Mancar deriz biz selçuk abi o ota, Ağızda donmuş yağ gibi bir tat bırakır. baharda tarla sınırlarından kadınlar toplayıp ekmek yaparlar.toklu: iri, yaşlı koyun
TOKUR= KISA BOYLU ŞİŞMAN***kısa boylu, kilolu. sümüklü oğlana da dirle. hatta bunları'sümünü yiyen gaymakam olu ' diye gandurula.patdöşek nine beni öyle gandurudu emme gaymakam olamadım
-memet söle bakıyn bu aplalardan hangisi böyük?
-şo biraz tokur gibi o böyük
-sen gendüne bag sığır *
kafa yapısı çok yuvarlağımsı ve üst kısmı itibarıyla geniş olanlara da denir . boy kısalığı çok önemli tabi.
tolaşuk-dolaşuk: 1.küçük ince işe yaramaz kendirin karışmış,dolaşmış hali,2. tekin olmayan
TOLU= Kuyudan su almak için sapına kalın ip bağlanarak kuyuya sarkıtılan kova, bakraç
Tolu=kuyudan su çekilen kova
toluş-toruş:gücü yetmeyince desteklemek, güç vermek (Çoluş?)
Tomofil= otomobil rahmetli dedem tomofil derdi
Tongur= keçilerin boynuna takılan tok bir ses çıkaran zil
Topala= tırpanı sapına sabitlemeye yarayan, sapın takıldığı halka.. Topolo, Tokola=Topala kelimesi bizde(Kastamonu merkez Budamış köyü) tokola olarak geçiyor. Tırpanı sabitlemeye yarayan parçanın adı. Benim dedem Küre'de çilingirdi ve tırpanları "gemlerdi", Gem=tırpanın topala (siz de tokola) takıldıktan sonra o kısmı, kesici bölüme birleştiren demir bağ.. O nedenle biz de topala olarak anıldığını çok iyi biliyorum
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
)
Torba yoğurdu: Ayranı torbaya doldurup süzmek sureti ile elde edilen yoğurt.
tosbağa –tosgumboğu: kaplumbağa
tosurdamak-tosur tosur etmek = Surat asmak, kapris yapmak, nazlanmak.
tot: kalın kısa ağaçla sopayla vurularak oynanan oyun (köçekli)
Tovuk boku sende= yılışık= cıvaşık= şımarık laf anlamaz
Tovuk= tavuk
Tozu= Tazı
Tökesemek: Atın ayağının sürçmesi. tökesemek olmamaı lazım arkadaşım ona tökezlemek derler
TÖMEK: Ahırda ,hayvan pisliğini atmaya yarayan küçük pencere.TÖMEK= AHIRDA HAYVAN GÜBRELERİNİN DIŞARI ATILDIĞI DELİK***
TÖMÜZLÜK BEZİ- Temizlik bezi
Töneke; teneke
Töngel : Beşbıyık
Törsenge = çabuk küsen ,aksi
törsengi=toplumla uyuşmayan,uyumsuz davranışlar sergileyen,ters,inatçı(Öğ bırakın şu törsengiyi.Gaç gündü yalvarıyon;nuh deya,peygamber demeya.)
Törslemek: Darılmak, küsmek
töyfem:tuhaf
tufa: yüzün yan kısmı,avurt
Tufal= demircilikte ocakta ısıtılan demirin çekiçle dövülmesi esnasında dağılan yanık demir parçaları..
Tûğmek=Atlamak(Duvarın üzerinden Tûğûvedi) "Tüğmek" sessizce kaçmak diye bilirim Nurhayat hanım.O kaçmak anlamına gelen,tüymek.Bu Tûğmek atlamak anlamında
tulum çıkarmak= (Oyunda) hepsini kazanmak, hepsini almak.
Tuman= ? içdonu=kilot, tumanınan aynımı bu?
Tunç= Zıvana=Evlerde kullanılan ve kol gücüyle çevrilen el değirmenlerinin (Kahve değirmeni değil) alt taşının ortasında demirden yapılma, kalınca çiviye benzer bin eksen vardı. Bu eksene bazen kiren gibi sert ağaçtan, çoğu zaman da metalden yapılma, yine tam ortasından bir delik olan, 15-18 cem uzunluğunda 2 cm eninde ve 1,5 -2 cm kalınlığında dikdörtgen prizma şeklinde bir aparat takılırdı. Bu aparata "tunç" ? denirdi. Üst taşın alt yüzünde bu aparatın gireceği bir yuva , "yiv" bulunurdu. Bu aparat alt taş ile üst taşın arasında belli bir boşluk kalmasına sebep olanak, iki taşın birbirine değmeden dönmesini sağlardı. İşte, üst taştaki bu yuvaya veya yive "zıvana" derlerdi. Bu tunç denen aparatın, bu yuvadan çıkması halinde, iki taş birbirine değer, bir gürültüdür giderdi, öğütülen şeye de taş parçacıkları karışırdı. Bu duruma da "zıvanadan çıkmak" denirdi ki; mecazi manası herkese malumdur.
Tutak= Merkezde ona dutacak derüz = Tutak:Tava tencere gibi şeyleri ocaktan alırken tutmak için kullanılan , birbirine bir kordonla dikilmiş bez parçası. Tutak, aynı zamanda sabanın tutulacak yeri değil miydi? Bir de eñek var, sabanın bir bölümü idi galiba. Saban Eneği : (Buradaki n tam bin geniz n'sidir).Saban denilen bu en eski alet üç parçadan oluşur. Az çok L harfine benzeyen ve çift sürerken ucundan tutuğumuz kısmının bütününün adı budur. Sade elle tutulan yerine-ki L'nin üst kısmıdır ve geriye doğru asa şeklinde kıvrıktır- "tutak" denir. L'nin alt kısmı da ucuna saban demiri takılacak şekilde yontulur. Saban Oku : Sabanı L harfine benzetirsek, bu harfi oluşturan iki çizginin kesiştiği noktada 5 X10 cm ebatlarında dikdörtgen bir delik açılır.Bir ucu bu deliğe girecek şekilde yontulmuş , 10 x 15 cm ebatlarında dikdörtgen prizma şeklinde 3- 3,5 metre uzunluğunda bir ağaç bu deliğe 30-40 derece bir açı ile yerleştirilir.Bu açı küçük olursa saban yere batmaz.Büyük olursa da "derine sarar".Bu üç metre civarındaki ağaca saban oku denir.Okun diğer ucu boyunduruğa sabitlenen halkaya takılmak (Koşulmak ) için bir iki yerden delinir.
TUYUK-YAN(L)NIK-SÖBE= Köyün tuyuk (saf-salak) oğlanı otura otura yannığı (sedir- bu günkü anlamada köşedeki uzun ve sabit oturma gurubu yada kanepe) söbe(yassı-ezik)leşdüdü..
TUYUMLUĞUNA=?
TUYUMUNA = Ulaşılmak istenen hedefin hangi istikamette olduğunu bilmeksizin, gitmek istediği hedefe ulaşacağı zannı ve ümidiyle herhangi bir istikamete doğru yürümek, TUYUMUNA: Tahmin ederek, el yordamıyla, görmeden, şansına, bilmeden... (Argoda biraz atarak, sallayarak...) Ben böyle hatırlıyorum... ,tuyumuna= rastgele anlamında daha çok kullanılır. Tuyumuna atılan silahtan çıkan mermi ağaca saplandı. gibi..Tuyumuna= Boşuna (Hocam.tuyumuna kelimesinin anlamını boşuna olarak açıklamışsınız ama,bilmeden, anlamadan , değil midir gerçek anlamı.)tuyumuna: tesadüfen ,bilmeden ,bilinçsizce
tuyumuna: boşuna, kelimesi daday ve kastamonuda Tuyumuna=Tahminen anlamında kullanılır diye biliyorum. örneğin: tuyumuna su koy, tuyumuna yap gibi ,tam bilinmeyenler için kullanılır. Tuyumuna = bilmeden görmeden
Tüfeyli= Boş-gereksiz..
Tüğnük = Düğüm.. ; Dadayda - TÜĞÜNNÜK
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
üğüm
Tüğtü= Baltanın tersi
TÜĞÜNNÜK Dadayda -
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
üğüm
tükan: dükkan
Tükmük= tükürük
TÜKOLTA= Fanilanın üzerine, elbisenin altına eskiden bayanların giydiği,ince yada kalın pamuklu kumaştan dikkilen kolsuz elbise tarsı giyecek tıkolta= bayan iç atleti,
Tülek: Küçük (fidan halindeki)çam ağacı
tünek:tavukların dinlenmek için çıktıkları yüksek yerTünek=Tavukların yerden yüksekçe uyuması için uzatılan sırık veya yapılmış yüksekçe yer.
tüynük=düğüm
Tüyünnük= Düğümlenmiş
Uçkur= Don isimli giyside kullanılan rastık nev-zuhur (sonradan görünme ) bir şeydir ki, bundan önce rastığın yerine, 1-1,5 metre uzunluğunda, eni de uzunlamasına katlanarak 0,5-1 cm ye düşürüldükten sonra, sıkıca dikilerek adeta ip haline getirilmiş bez şeritler kullanılırdı ki, bunların adına "uçkur" denirdi. uçkur-ukcur:eskiden donlarda lastik yerine kullanılan uzun bez ya da ip
uçmak: çok hızlı,çabuk koşmak
Uğmek, (Bütün sıkıntıları başıma uğdün gettin derlerdi) Yığmak,
Uğra = ekmek yaparken yapışmaması için ayrılan bir avuç civarı un
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
) uğra: hamur açarken ekmek yaparken kullanılan un, Uğra=un
Uğunmak= Izdırap çekmek
uğuşlamak:el ile ovalamak
ulum ulum( iş görme-çalışma-üretme-yardım etme)= sanki büyük bir iş yapmış gibi böbürlenme-başa kakma. ulum ulum( iş görme-çalışma-üretme-yardım etme)= sanki büyük bir iş yapmış gibi böbürlenme-başa kakma. ulum ulum uludu. diye kullanılır. Mesela uzun uzun ağlayanlara çok konuşanlara da kullanılır.. sizin bahsettiğniz söyleniş şekli kesinlikle doğru ancak bilebildiğim kadarıyla "ulum ulum uluma" ya da yas etme-tutma birçok yörede ortak kullanılan bir deyim. Uykudan kalkmayan, ya da keyfini bozmayıp işin ucundan tutmayan kişilere "Sanki ulum ulum iş gördüñ, galkıveseñe ê canını yimeyesice..." dendiğini biliyorum..
upuslu: akıllı,olgun
Urba Gôrme
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
üğün öncesi genç çiftlerin kullanması için kıyafet ve evlerinde kullanacakları tekstil ürünlerinin kalabalık bir topluluk ne zaretinde alınması.(Ordan 2 metrede patiska kes,3 metrede pazen ve Gabut bezi de alalım, içgôyneğiniñ iyisi olsun
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Urba= Elbise
urgan: kalın ip, halat salıncak falan da yapılır
Urup= Tahıl ölçme kabı (orta )
uslu başlı:1. aklı yerinde,yaramaz olmayan,2.aklı başında yaşlı insan
Uslu inek= Henüz buzağılamamış düveler için kullanılır. Bir kaç kere buzağılamış ineklere "uslu inek" denir. Daha çok, sağarken huysuzluk eden inekleri anlatırken kullanılır." Kurt yiyesi, zabah sağarken dizimi depdi. Sanusun çiğ düğe."
Uslu öküz= Acamı Dana, Acemi dana-Uslu öküz: Çifte çubuğa yeni koşulmaya başlanmış danalara acemi dana, artık işi iyice öğrenmiş öküzlere de uslu öküz denir.
uslu:1.yaşlı,olgun,aklı başında,2.yaramaz olmayan çocuk
Ustun ağacı: Odaların üstündeki (tavandaki) tahtaları çakmak için, duvardan duvara ,1- 1,5 metre aralarla uzaltılmış 20X20 ebatlarında ve oda uzunluğunda ağaçlar.
Uşak Devşek= Çoluk çocuk; İki kadın sokakta karşılaştıklarında, biri diğerine halini arz eder; dam çul... uşak devşek sığır sıpa inek çanak samallık mamallık derken aşam oluveriyo!!! günün kısa özeti bu... ‎"Uşak devşek"deki "devşek" kelimesi ne anlama geliyor? Eş mi? Koca mı? Karı mı? Yoksa ev ahalisi mi? Yoksa devşirilmiş şey mi? Yani eve eklenmiş kişiler? ("At yok eşek yok, Bit yok yavşak yok, Garı yok uşak yok!" derdi, bizim köyde Fayık Aaa.) "Uşak şöyle gözel bir mantı ediveng de uşak devşek yisin bee!” Kadın sanırım. DEVŞEK Çocuklarımızın çocukları, torunları ifade ediyor. ‎"uşak devşek" ikilemesindeki "devşek"kelimesini kadın söylerse kocasını,erkek söylerse karısını kastetmiş olur.Malumunuz Türkçede böyle ikilemeler çok.Bazıları anlamlı bazıları anlamsızdır."ıvır zıvır"ikilemesinde her iki kelime de anlamsızdır."çoluk çocuk"ikilemesinde ise "çoluk"kelimesi anlamsızdır. ‎"Uşak şöyle gözel bir mantı ediveng de uşak devşek yisin bee! Kazak ve Kırgızlarda Nevere, Çevere gibi torun, torunun çocuğu, torunun torunu için kullanılan kelimeler var. Bizde de bunların benzeri olmalı. Gurt nine, Gurt dide gibi söyleyişleri hatırlıyorum ama... Evet Arslan bey gurt nine ,gurt dide bizdede nine ve dedelerimizin babaları ve anneleri için yaşıyorlarsa kullanılır. Evet gurt nine ,gurt dide bizdede nine ve dedelerimizin babaları ve anneleri için yaşıyorlarsa kullanılır.
Uşak= Çocuk
uvendire... hayvanı sek etmek için kullanılan ucu sivri fındık ağacı....nudul....diğer adı...
Uvaz: Bir meyve. (Uvaz ile Döngel(Muşmula da deniyor) aynı meyve değilmiş. Ben ikisini aynı meyve bilirdim, yeni öğrendim. Uvaz, ishale çok iyi gelen bir meyve imiş. Şıp diye kesermiş. Uvaz'dan kek yapılıp kurutulur, hastalıkta yedirilirmiş. (Araç/Okçular) )
Uvun= ? Beceriksiz? Uyundur=? Beceriksiz? Bu iki kelimenin asıllarını bilen var mı?
Uvun= ? Beceriksiz? Uyundur=? Beceriksiz? Bu iki kelimenin asıllarını bilen var mı? uyuntu= beceriksiz, pısırık anlamında. tuyuk ile anlam kardeşliği var.. Uyuntu diye biliyorum beceriksiz tembel anlamında kullanırlar.
UVVIÇ; Soğukla karşılaıldığnda üşüdüğünü,soğuğun titrettiğini ifade etmek için kullanılır. UVVIÇ BUYDUM;Titreyerek üşüdüm anlamındadır
uylaşmak:anlaşmak
uymak: bulaşmak,sataşmak
Uyundur=? (Beceriksiz?)
Uyundur=? Uvun= ? Beceriksiz? Beceriksiz? Bu iki kelimenin asıllarını bilen var mı?
Uyunmak= Yoğurt çalmış, uyunmamış. Uyuntu sözü buradan Uyuntu gibi durma derler.. Uyumak ile de ilgili olsa gerek.
Uyuntu diye biliyorum beceriksiz tembel anlamında kullanırlar. uyuntu= beceriksiz, pısırık anlamında. tuyuk ile anlam kardeşliği var..
UYUNTU....HİÇ BİR ŞEYLE ALAKADAR OLMIYAN BİR NEVİ UYUR GEZER.
Üç ayak=hamurlu(pıtpıt)ekmeğini saçta pişirdikten sonra ateşin karşısında üzerini kızartmak için konulan üç ayaklı saplı aletin adı.Tam emin değilim yanılşsa düzeltin lütfen
üçbarmak: uzun saplı,üç parmaklı ,ağaç dalından yapılan ,sap ,saman atmaya yarayan alet
Üçden dokuza şart olsun=EFE ADAM ÜŞTEN DOKUZA ŞARTOSUN.
ÜÇE BEŞE ŞART OLSUN=bir çeşit yemin
Üçparmak= Bizim germeç -taşköprü tarafında tahana DIĞAN deniyor. Ayrıca saman doldurmaya yarayan alete bizde YABA. ılgaz taraflarında da HAPAZ deniyor. HAPAZ bizde avuç anlamında kullanılıyor. (İki hapaz leblebi ver) İki parmaklı ve ucu yukarı kıvrık harman aletine DİRGEN, üç parmaklı olana ÜÇPARMAK, tırmığa da DIRMUK diyoruz.. ÜÇPARMAK= üç parmaklı olan harman aleti,
ÜÇPARMAK=üç parmaklı olana ÜÇPARMAK, Harmanda ekin saplarını bir yere yığmak için kullanılan üç çatallı ağaç.
üçü: pazartesi
Üğleşme: Başbaşa gelmek, toplanmak
üğrumek-ürgelemek: bebeği, beşikte sallamak
ÜĞRÜMEK=Çocukların yatırıldığı beşiğin sallanması,sallayarak çocuk uyutmak.
Üleştümek=Paylaştırmak.(şu uşakların bubaları öldü. Talaları aralarında üleştürüveñ.Yoksa şartosun birbirlerine duracakla)
Üleştümek=Paylaştırmak.(şu uşakların bubaları öldü.Talaları aralarında üleştürüveñ.Yoksa şartosun birbirlerine duracakla)
Üngendire,
Üns olmak= Aşırı bağlanmak
ÜNÜ=(AVAZI) ÇIKDUĞUNA BAĞIRIYA(ÜNÜ ÇIKDUĞU GADA BAĞIRIYA)= Çok yüksek sesle- aşırı kızgınlıkla bağırma..
Ürgende, Ürgendire, Ürgendere, üvendere =Övendire, öküz sürmeye, kovmaya yarayan uzun fındık çucuk ucu çivili, hayvanlara yön vermek için kullanılan ucuna çivi çakılmış sopa, değnek
ÜRGENDİRE: Öküz ve mandaları yürütmek, hareket ettirmek için kullanılan ucu mudullu, arkası da çift sürme zamanı çemekli olan sopa
Ürün: Süt, yoğurt. Ürün ile ilgili bir de atasözü vardı. Bakarsan ürün olur, bakmazsan irin olun gibi bir şeydi.
ÜRYA= Rüya-düş
üryan= çıplak, anadan üryan=çırılçıplak, bacca=bahçe,zoba=soba,gulaa tözü=kulağının arka kısmı(gula tözüne bi vurduydum yere yıkıldı)
Üryane= kabuğu soyulmuş erik kurusu)
ÜS BAŞ = Sedirin ocak başına yakın köşesi.
Üsbıcak=Üstbucak=odalarda hatırlı misafir yada yaşlıların oturduğu, ocak veya sobaya yakın, kapıya uzak bölüm.(Küre) Üstbucak yerine merkezde üst köşe denir. Kazaklar buna Tör diyorlar; Ağır misafirlerine Törge buyurun diyorlar.
Üst köşe= Üsbıcak=Üstbucak=odalarda hatırlı misafir yada yaşlıların oturduğu, ocak veya sobaya yakın, kapıya uzak bölüm.(Küre) Üstbucak yerine merkezde üst köşe denir. Kazaklar buna Tör diyorlar; Ağır misafirlerine Törge buyurun diyorlar.
üstün körü:gelişi güzel,düzensiz ,rasgele
ÜTÜKLENMEK: şüphelenmek bazı ilçelerde hütüklenme diye de geçer, ûtûklenmek=kuşkulanmak
ütülmek: kumar yada bir iddia sonunda kaybetmek
üvez :hayvanlarda bulunan küçük parazit
Üzer= süt ya da yoğurdun üzerindeki kaymak
Üzer=Faiz(pangadan paranıñ üzerini aldım öğğ) Sütün pişiriliken üzerinde kalan kısım. (Kaymak)
üzerlik: paganum harmala, organik kalıntıların bulunduğu alanlarda yetişir. Kimi yörelerde de nazara iyi geldiği varsayılarak dekoratif işlenerek duvarlara asılır.
Üzerlik= Üzerlik bir bitkinin tohumudur.Nazara karşı duvar süsü olarak kullanılır.
üzülme : yıpranıp,eskiyip kopma noktasına gelme
üzüt: zayıf, çelimsiz(Garı, uşağa doru dürüs bakmamış ki üzüt gibi bişey olmuş.)
valâ- valla: vallahi, yemin çeşidi
vala: yünden yapılan kalın kışlık kumaş
Vallahi,tallahi= bir çeşit yemin
varıve git işine- çek git işine
VARIVE=Gidiver, ileri git, anlamlarında
Varmak = Ulaşmak, erişmek,gelmek, Evlenmek anlamında da kullanılır..Hasan dayının oğlanına vardı ...
Vayaçççç= varıyor
Vayın= Varayım, Varıyın=Varayım ikisi de kullanılıyor.
Velesbit = Bisiklet ( Rusça velespit)
VELESBİT= bisiklet, filisbit./
vêli= Vali
Vemeyan: Vermiyorum
Verevleyi= kestirme
Vesene: Versene
Vi bağıyın dayı ñın şu yüzü(Tosya)= Ver bakalım dayısının şu 100 lirayı. (Tosya'da Yolcu minübüsten inmiş paraya yı vermeden kaçıyormuş minübüsçü hemen yakalamış ve Vi bağıyın dayını ñ şu yüzü demiş.)
Vİ(Tosya)= ver
Vidik -Fidik: Kaz yavrusu
vidilemek (ara kızıştırmak)
vih-viyh:1.vah,2.vay
vire: devamlı,sürekli, Vire=boyna,üst üste (Kêmilcük güğümüñ gulpuynan vire oynayıp yatıya,bi bozsuñda görüyün.)
Virec= viraj, Viraj'a Tosya tarafında çok güzel bir ad vermişlerdi, şimdi unuttum; döngel gibi bir şeydi!
virecek: verecek
viyil viyil=çok gezinme (viyil viyil gezinip durma, derler.) viyil viyil çokluk, harketli bir kalabalığı anlatmada da kullanılan güzel ikilemelerimizden: Uşağıñ gafası viyil viyil bit gaynâya.. gibi. Selamlar.
Vurmaca vurası= Bu da bir bedduadır. İnsanın hemen ileri derecede hasta olmasını dilemektir. Vurmaca kelimesinin bir hastalık adı olma ihtimali var gibi.
Yaba, tınar savrulurken dövülmüş sapı rüzgara tutmak için havaya atmaya yarayan aletti. Yaba=ekin tanelerinin samandan ayrılması işleminde (tınar savurma) kullanılan kısa parmaklı, ağaç kürek, yaba:harmanda kullanılan ağaçtan yapılmış olan tınar savurma aracı, YABA= Ayrıca saman doldurmaya yarayan alete bizde YABA. ılgaz taraflarında da HAPAZ deniyor. HAPAZ bizde avuç anlamında kullanılıyor. (İki hapaz leblebi ver) ,YABA= PARMAK ŞEKLİNDE BUĞDAYI SAMANINDA AYIRAN ALET***
yabancıladı:
yağır : kir
yağlaç, bisirgeç.(İnebolu)
yağlangaç-yağlaç: sacda ekmek yaparken ekmeği yağlamak için kullanılan sopanın ucuna takılmış yağlama bezi
Yağlanguç= Sanırım şipi’ye yağlanguç da denir... ŞİPİ=Etli ekmek yağlamaya yarayan aparat. Eskiden fırça yoktu,hemen ağaç dalından (özellikle kara ağaç dalı tercih edilirdi )kısa sopa bir ucunu yarardıktan sonra arasına temiz tür bırakmayan bir bezi bir kaç kat katlayıp arasından geçirirdik.sonra yağa batırıp ekmekleri yağlardık.Doğal bir fırçaydı.
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
) Farklı ilçelerde yağlanguç deniyor olabilir .Daday ve Kastamonuda ŞİPİ deniyor.
sonedek=zayıf, çelimsiz biraz da işe yaramaz.
yağlayuç=saç ekmeğini yağlamak için kullanılan bez parçası
YAĞLOOÇ= SAÇ EKMEĞİNİ YAĞLAMA BEZİnin bağlı olduğu sopa.
Yağnışleyi Yağnışleyin:: Yanlışlıkla
Yakalık= İlkokul önlüğünün tamamlayıcı nesnesi. Beyaz olurdu değil mi?
yal: daha çok köpekler için yapılan sulu hayvan yemi, YAL= HAYVANLARA VERİLEN KEPEKLİ UNDAN YAPILŞIM YİYECEK***
Yalagülen= Menfaati görünce yağ çekmeye başlayan insan.
YALAK KABI= Köpeklere yemek verilen kap
Yalak: Köpek ve tavuk gibi hayvanların su içmeleri için yapılmış, küçük oluk. yalak: 1. ahırın ortasında hayvanların dışkısının toplandığı yer,2.çıkarcı,menfaati için yapamayacağı şey olmayan
YALAK= Damın orta yerinde zemimde açılmış hayvan pisliklerinin biriktiği yer, kanal
Yalakalanmak= Menfaat için birisinin etrafında bulunmak, ona övücü sözler söylemek.
Yalama olmak= Sıcaktan veya hararetten dolayı dudaklarda çatlama ve yaraların oluşması.
YALAMAÇ=? Bulamaç, Yalamaç gibi bir şey de var mı idi? Köpeklere yal verilir, onun kabı da yal kabıdır. Acaba bulaşık insanlarla ilgili yemek kaplarını, yalaşık ta hayvanlara verilen yemeklerin kaplarını mı ifade ediyor?
Yalaşuk= arkadaşımla konuşurken bulaşık yalaşık uğraşıyorum işte dedi. yalaşuk ne demek oluyor ? Bulamaç, Yalamaç gibi bir şey de var mı idi? Köpeklere yal verilir, onun kabı da yal kabıdır. Acaba bulaşık insanlarla ilgili yemek kaplarını, yalaşık ta hayvanlara verilen yemeklerin kaplarını mı ifade ediyor? Bulaşuk ,yalaşuk ile uğraşmak= Bulaşık yıkamak ve çeşitli ev işleri ile ilgilenmek zaman geçirmek anlamında kullanılır.farklı bir şeyler yapmadığını hep aynı işlerle uğraştığını ifade eder.

YALBURDAN= BOŞTA***
YALDEVÜREN ...bu kişide sağa sola denges.iz hareketlerle zarar veren.
Yaldır Yaldır= (Yıldır yıldır gibi) Buzlanmış, kaygan...?
YALTAKLANMAK= YAĞ ÇEKMEK***
Yamçı= Ata binen kişinin üstüne örttüğü yamçı adı verilen keçeden yapılmış bir örtü vardı. Sırım denilen bağ ile omuz üzerinde çene altından bağlanır konik bir şekilde yapıldığından hem kişiyi hem de atın başı hariç vücudunu kaplardı.
Yamçı= Atın üzerine örtülen örtü, yamçi : atın üst arkasına koyulan yünlü ,süslü,püsküllü keçe (köçekli)
Yan peyli : Bir nesnenin veya bir olgunu yanal duruşu
‎Yanaz(kelimenin ortasındaki "n" genizden olacak.)=?
Yanaz= uyumsuz, gruba katılmayan hayvanlar için söylenen bir söz. (Yaau şu soru bıza gine yanaz yanaz geziya, gayboluverü uşaak!)
Yangil= Cengilshek- hafifmesrep gibi kullanilir, Kazakcada. Pardon Cenggiltek.
Yanlık=yan yastığı= Genellikle sedirlerde yaslanmak için kullanılan içi kamışlardan yapılan yastık
yanpiri: yanyan
yañşama:lüzumsuz,gereksiz çok konuşma
Yanuguz = yalnız
YAPAZ YUPAZ=kaba saba
Yapo, yopo : Yün
YAPO= YÜN
Yapıncak= Araç, İğdir, Okçular'da bir üzüm çeşidine verilen ad. Yapıncak Üzümü(ak, yuvarlak), Çavuş Üzümü(İri, Uzun), Ağ Üzüm...
yarâya-yarıya= Faydalı, yararlı. "Öğ baña bişey oldu; su içsem yarâya..Şaşudum."
YARDEVÜREN....ortalığı yıkıp geçiren lişi
Yarım= beçel, sakat,görümlü olanlarada kullanılır..Cahil kişilere de kullanılır..
Zıkı olmuş gözüm çiğildi, hele Gasdamonu'yu davet etmeg yokmu! Ey bırak Bikere gayrı
cığalma çiğelme ; Yeşerme..
Yarım= tahıl ölçüsü (8 yarım 1 kile)
yarin = yarın
yarinsi gün: yarın, ertesi gün
yarma :1.buğday ve arpanın değirmende hayvan yemi olarak iri öğütülmesi,2.yaş odunun iri parçalara ayırıp kurutulmuş hali,3. insanlıktan uzak olan kişi
yarsımak: beğenmek, imrenmek,‎Yarsımak= Gönlü kaymak,imrenmek,beğenmek.
Yaruk davul, yoruk doğul : Dedikoducu
Yas Etmek: Ağlamak, Hıçkıra hıçkıra ağlamak, Ağıt yakarak ağlamak
yasıraç= ekmek teknesinin kapağı.
Yaslaaç= Hamur açılan düz tahta ,Yaslaaç=ilçe farkı olabilir yasraç yaslaaç aynı bizde bizde yaslaaç deniyor ama yasraçta dense anlarız (ARAÇ) Yasraç ayrı yaslaaç ayrı. Yasraç'ı bir siteden görmüştüm. Yasraç yağlanana bez değil o yağlama işini yapan alet şipşibi yasraç mermer tezgah yerıne kullanılan yer sofrasından daha buyuk ve kare şeklinde yine yere konulan ağaçtan tezgah
yaslâç: üzerinde yufka ekmek açmaya yarayan ağaçtan yapılmış araç, yassı ağaç
Yaslağaç= üzerinde hamur açmaya yarayan tahta.yaslıağaçtan gelen bir kelime sanırım
yaslangaç, yağlaç, bisirgeç.(İnebolu)
Yasraç= Saçdeki ekmeği yağlama bezi (fırça yerine kullanılır)
Yastuk= kağnı arabasının okunun altındaki destek ağaş
Yasuk: Geriye doğru yasılmış. Bkz. Kaykı. Bu da boynuzu geriye doğru yatık öküz ve mandalar için kullanılır.
Yaşmak: baş örtüsü (Yaşmağını iyi ört,saçın görünmesin.)
Yaşmak= başörtü, Yaşmak-çar-yöremize özgü başörtüsü
Yatmak= gelip yatma, konuşup yatma= durma anlamı var ama fillerin sonuna geliyor. Tıpkı (Yazmak= Gideyazdım, geleyazdım, düşeyazdım, gibi az da öyle oluyordu anlamında.) gibi bir kullanımı var. Yatmak= gelip yatma, konuşup yatma=durma anlamı var ama fillerin sonuna geliyor.
Yatsuluk= Yatsı vakti yenen kış gecelerine özgü yemeğin adı.
YAVŞAK= YAPIŞKAN KİŞİ, BİT YAVRUSU***
YAVŞANLIK= KURAK ARAZİDE KÜÇÜK ÇALI VE OT GRUBU***
Yaygu= sofra altına serilen bez
yayım= Açılmış hamur-yufka. Yayım=Yufka (Küre) Sultan Erdemir ekledi: Bizde de erişteye yayım denir (Pınarbaşı) Huseyin Unal ekledi: Erişte; yayım kesilerek yapılır
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
)
Yayım yazmak=Yufka açmak (Küre)
Yaylak= Yayla evi
‎Yaylı= Sürülmek üzere harmana yayılmış ekin sapı Yaylı=At arabası veya Fayton anlamında da kullanılıyordu.
Yaylım= Düven sürülmek üzere harman yerine yayılmış sap?
Yayuk, yoyuk =Tereyağı yapmak için genelde çamdan yapılan alet
Yayuk; yayık
yazı-yazu: düz geniş arazi parçası
Yazlık, kışlık yiyeceklerin saklandığı bölüm,
Yazma: Başörtüsü
yazmak:yufka ekmeğini açmak (hamuru yazacağım)
Yazmak= Gideyazdım, geleyazdım, düşeyazdım, gibi az da öyle oluyordu anlamında. Tıpkı (Yatmak=gelip yatma, konuşup yatma=durma anlamı var ama fillerin sonuna geliyor.) gibi bir kullanımı var.Yazmak=fiillerin sonuna getirilerek kullanılır,(düşe yazdım)=az daha düşüyordum
Yê Zeher= Araçta şu an kullanılmayan 1980 li yıllara kadar uzanan Ye Zeher yani tabiki haklısınn doğru gibi tasdikleme cümlesinin mutlaka sözlüğe girmesi lazım artık yok oldu..Ye Zeher= Demekki, meğerse, baksana diye aklıma geldi benim. anlamı hakkında fikri olan arkadaşlarım eklesin lütfen ZEHER, zahir den gelme, herhalde, emin değilim, tam bilinmeyen konuları anlatmada kullanılır.. Ye Zeher : Bir kişi konuşurken Tabi, Doğru, Elbette,Haklısın anlamında kullanılan tasdikleme diye tabir edilen cümledir.
Ye(a'ya yakın)rin=Yarın
yedek= kahve tenceresi
Yekden, Yekten = Doğrudan
YELECEK=TIRPANI TUTMAYA YARAĞAN KÜÇÜK KOL***
Yelmük: Bir çeşit, yenilebilir ot.yelmük: yenilebilir yabani ot
Yelmük: Yenebilen bir ot çeşidi
Yelteşeyi= Arkadaş arkadaşa, ortaklaşa, el birliğiyle, işbirliği içinde, birbirinden güç alarak, birbirine bakarak... anlamları vardı galiba.(Kastamonu Merkez Budamış Köyü)
YEMENİ= 1. Küçük kare şeklinde renkli çiçek desenleri olan ,kenarları iğne oyası ,ya da tığ oyası ile süslenen, özellikle ev içinde kullanılan baş örtüdür. Yemeni=Çar 2. Yemeni,= Tabanı kalın,10 cm eninde lastikten yapılan, yanları sepilenmiş hayvan derisinden olan, lastiğe çivilenerek yapılan ucu kalkık ve sivri 1930 lu yıllardan 1945 li yıllar arasında giyilen bir ayakkabı türü.
Yemeyom.(yemiyorum.)
Yen, yeng= giysinin kol ucu
Yeñli, yenli: hafif ...Yeñşek=hafif, Neslihan Hanım'ın yazdığı bu kelime de bir deyim olarak hafifmeşrep anlamında kullanılır. Yeñşek=hafif, Cenggiltek. hafifmesrep gibi kullanilir, Kazakcada. Yenşek: Hafif. Mecazen şımarık, hoppala yenli: insanlar için hafif,hareketli anlamında kullanılır
yeñşek-yiñşek: rahat,hafif
Yerinme= Üzülme
yerişmek: yetişmek
yesir: esir
Yeşilistan = yeşil kertenkele. ( eskiden halk arasındaki batıl inanca göre yılanlar zehirini bu masum hayvanlardan alırlarmış. Bu yüzden düşmanı çoktu gariplerin. Geçen sene kar üzerinde fotoğrafını çektikten sonra cebime alıp ısıttığım bir kertenkeleyi gördüklerinde köylülerdeki şaşkınlığı hatırlıyorum)
yığın: buğday ve arpanın harman yerine getirildikten sonra düzgün bir şekilde üstüste dizilmesiyle oluşur, Yığın= buğday veya arpa desteleriyle yapılmış 4-5 metre yüksekliğindeki sap topluluğu, ‎Yığın= Tarladan harmana getirilen ekin sapları, tepecükte tarif edildiği gibi, fakat daha çok miktarda ve daha özenle, harmanın yakınına yığılırdı. Buna yığın derdik.
yıkduduk:yıktırdık
Yılancuk: Boyunda, şişme ve morarma şeklinde belirtisi olan bir hastalık.
Yılçarmak: karşı gelmek Yılçarmak=karşılık vermek Kelime mevcuttur, ama anlamını değişik yazmışsınız (:Şımarmak, şımarıklık yapmak) yılçarmak biraz edepsizlenmek, edepsizce konuşmak-karşısındakinin konuşmasına izin vermeden, saygı duymadan konuşmak, anlamını içeriyordu.
Yılçaruk= Her şeye karşı gelen, şımarık, edepsiz kişi
yıldamcı : ara vermeden her yıl doğuran (genellikle hayvanlar için kullanılır)
YILDIR YILDIR= buz veya çok parlak ışık
Yıldırak= Özbek Türkçesi Yıldırak = parlak.. Kastamonu'da genellikle yerdeki kaygan ve parlak buzlu zemin için kullanılır..
Yılduz= Yıldız
Yılışuk yıluşuk: şımarık,yapışkan : Şımarık
Yılkı= yüzsüz, Orhun Yazıtları'nda yılkı: at sürüsü
-Ol yılkıg alıp igittim. (BK: d- 38)
-O at sürüsünü alıp (onları) doyurdum
Tarihsel süreçte anlam mecazlamış olabilir ya da farklı kökenli bir kelimeden türemiş olabilir bizdeki yılkı... Yılkı yabani at, belki de yabani anlamında olabilir. örnekte (yılkı-g) yılkı tek başına at sürüsü anlamına geliyor.
yıluk:şaşı
Yımırta= Yumurta
yımırtaya atma= düğünlerde uzak esik bir noktaya üç çatal atasına bağlanan yumurtaya nişan atışı yapılması. Yumurtayı vuran atıcıya belli bir hediye verilir
YIMIŞAK= yumuşak
Yırtlaşuk= şımarık,sırnaşık sanki söz dinlemeyen çocuklara denirdi ama emin değilim
Yırtuk: Ar damarı çatlamış
yiğitmek: kötü koku yaymak anlamında kullanıldığını duymuştum
Yime(e a'ya yakın)yon şeklinde miydi?
YİMEN=Yemem
Yinü= Yenir: Kêmil aanıg garsınıg yapduğu da yinü..
yirilme : iyice eskiyip parçalanmış
Yirük= yirük kulaklı, kulağı veya dudağı yırtılmış
yitük: yitik ,kayıp,az görünen
yitümek-yütümek: yitirmek
Yivrük: Sözü geçen, girişken, girişkenlik
YO O YİMEN=Hayır yemiyeceğim
yo"oo nerdeee,,arayon bulamayon,emme kemilcük bulladaydı
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
))
yoka düzmek = yufka açmak . CİZMEK DİYE BİLİYORUM BENDE TABİKİ YANLIŞ DİYEMEM AMA İLÇE OLARAK BELİRTİRSENİZ BENDE ARAŞTIRIP KENDİ NOTUMU DÜZELTMİŞ OLURUM . Küre eşimin teyzesi pek kullanır küreli . yufkaya İnebolu da da yoka diyenleri çok duydum


‎Yolma= Boyu kısa kalmış ekinler , hem samanı hem tanesi zayi olmasın diye tırpanla biçilmezdi.Böyle ekinler ,el ile bir araya toplandıktan sonra , orak dediğimiz , keskin olmayan araçla tutulur dibinden kökleri ile çıkarılırdı.Sonra köklerindeki toprak orağın tersi ile dökülürdü. Böyle yolunmuş tomarlar bir araya getirilerek "deste " yapılırdı. Bu şekilde yolunmuş ekine "yolma" bu işe de "Yolma yolmak" derlerdi.
yonga:balta ile odun kestikten sonra arta kalan küçük ağaç parçaları,Yonga= baltaya yontulan ağaçtan çıkan parçalara denir
‎Yonuç= tatlı suda yaşayan küçük bir böcek.(Hayvan otlatırken küçük derelerden eğilip su içerdik. Büyükler bize "Dikkat edin, ağzınıza yonuç kaçar."derlerdi. Hatta kadınlar tülbentini suyun üstüne atıp öyle su içerlerdi.)
yordumak- yoydumak: herhangi bir işin gerçekleşmesini engellemek için kötülemek, Yordumak= Aleyhinde dedikodu etmek, laf çıkarmak (Özellikle evlenecek kız/oğlan için veya tarafları, aileleri için) Örnek cümleyi hanımlardan bekliyoruz;Yordurmak= Düşmanna bizim gızı yordumuş. Onnar da nışanı atmışla.
Yoruz?
yoşanmak: eskimek
Yoyuk= Yayık
Yozu= 1. Yazı, 2. Düzlük, yazı
Yozu= Yazı (Uzunyozu=Uzunyazı=Havaalanı)
Yozuk= Yazık
Yudum= Yıkadım
yuğlanmak= yuvarlanmak (Uşakla yardan yuğlanayazdı.) Eskiden düğünlerde gerdek öncesinde gelin yatağında yeni evlilerin oğlu(veya kızı) olsun diye bir oğlan çocuğunu yuvarlarlardı. (yuğlarlardı)
yuğurmak: yoğurmak
YULAR= Hayvanları damda bağladıkları kndirden yapılmış urgan.
Yulduz:Yıldız
Yuma=Yıkama, yumak: yıkamak
Yunacak= Buğdayın değirmene götürülmeden önce yıkanıp kurutulması işi. Öğütülecek buğday kazanlara doldurulup köy çeşmesinde bir güzel yıkanırdı. Suyunun akması için dibi çivi ile özel delinmiş tenekelere konur, süzülünce kilimlerin üzerine serilirdi. Gün boyunca bir iki kere karıştırılırdı..Bu sonbaharda yapılan mutat işlerdendi.
Yundu eşeği (azarlama, paylama ifadesi olarak kullanılırdı)= Atların çiftleştirilip katır yavrulamasının sağlandığı büyük iri eşek
yundu: bulaşık suyu,kirli su, Yundu= hayvanlara yal, yundu hazırlanan bir şeye deniliyor da neye bilmiyorum
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
Cimit= Susam değil mi? değil...siyahımsı birşey hayvan yemi satılan yerlerde olur köyde hatırlıyorum cimitle yundu yapmışlardı
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
)
yunducu:her yere giren ,hiçbir şey seçmeyen
yunmak: banyo yapmak,yıkanmak,Yunmak= yıkanma,Yummak=Yıkanmak
YU-YUMA-YUMAK-YUNMAK= yıka-yıkama-yıkamak-yıkanmak
Yüklü= Hamile
Yüklük, Yatak yorgan koymaya yarayan bölüm.
Yüklük= içerisine yatak, yorgan, yastık gibi eşyaların konulduğu dolap (Küre).
Yüksünmek = üşenmek
Yülüme= kesme, traş etma, yülümek:temizlemek,yolmak
yüngül: eli hafif
Yüñsek= Yüksek
yürek= kalp
Yütmek= 1. Yenmek, 2. Aldatmak
Yütüme= Yitirme, kaybetme
Yüzgörümlüğük= Küre'de Söyletmelik=Yüzgörümlüğü (bu takı veya hediye verilmeden damat gelinin duvağını açamaz, yüzünü göremez.
Yüzük (Yüzük Oyunu)=YÜZÜK OYUNU ESKİDEN KUMAR OLARAK OYNANIRDI, BAŞKA KÖYLERDEN GELİP VEYA NERDE OYNANACAKSA ORAYA GİDİP OYNARLARDI, PARASINA VEYA, BUĞDAYINA VS. Oynanışı: ÇORAPLAR AYAKTAN ÇIKARILIR (TABİKİ YÜNDEN ÖRME ÇORAPLAR) YERDE HALKA OLARAK OTURULUR, BİR KİŞİ ELİNE YÜZÜK VEYA BİŞEY ALIR HEPSİNİN İÇİNE ELİNİ SOKAR ÇIKARIR VE BİR TANESİNE YÜZÜĞÜ BIRAKIR, VE İLK BULAN KAZANIR, YANİ TEKER TEKER ÇORABI TERS ÇEVİRİP SALLAR BULAMAZSA O KİŞİ YANAR. SIRA İLE BİRİ SAKLAR SIRASI GELEN YÜZÜĞÜ ARAR VE OYUN DEVAM EDER.
yüznumara(yüzlumara)= tuvalet
Yüzü yere düşmek: Çok mahçup olmak.
yüzün guylu: yüz üstü
Yüzüne atılmak: Büyüklerine karşı, sert ve kaba bir dil kullanmak.
Yüzüne sırtarmak: Karşı gelmek, diklenmek
zaar (tabi)
Zabah= sabah, zabah İnebolu’ya gitcem (gideceğim)
Zabahınan= Sabah
Zabahleyin, zabalayın(tosya)= Sabahleyin
zabâsı gün : ertesi sabah
Zabolu, zobôlu = Sabah olalı, sabahtan beri; Öğ zobôlu yinü dêyon anamayosug, sen bihoş olmussug...ZOBÔLU= uzun süredir, sabahtan beri. Zabolu, Zobolu: (ne zamandan) sabahdan beri, Zabolu: -dan beri
ZABUN= FARKİR***
zağ : istek,tav,heves
zağar : küçük köpek, ZAĞAR= BOŞTA GEZEN KÖPEK*** Köpek cinsi
zağı geçmek: hevesi geçmek,zamanı geçmek
Zağlı= iyi bilenmiş, keskinleşmiş? keskinleştirilmiş?
Zahan= Sahan, Bakırdan yapılan tabak büyük tabak
zahar- zaar: söylenen sözü kabul etme doğrulama anlamında kullanılır
ZAHAR= HERHALDE***
zahir:gerçek ,sahi
zahra : hayvan yiyeceği
zahti : zaten
Zambırdamak= Küre’de gezerken bir beyin karnım zambırdaya dediğini duymuştum..zambırdamak ses gelmek guruldamak anlamında kullanılan bir kelime olabilir..
zarıncıma= canı yanma-acı çekmenin sonucu derinden ağlamak.
Zaritmez: zarar etmez, iyi sayılır, idare eder.
Zarta atmak= Abartarak konuşmak, Bir şeyi olduğundan fazla göstermek, bir sözü abartarak konuşmak.
zarta: abartılı konuşma , palavra
zarzavat-zerzavat: yiyecek ,öteberi
Zatla= Salata, Kemilaanıng "gelni" bi zalta yapmışıdı, barnaklarıgnı yersing.cümlesinde yanlış var mı?
Zavlı= İyi bilenmiş (tırpan, bıçak...) (Zağlı?)
Zavrak = hıyar, salatalık
zayibi= sahibi
zebella= dev gibi,iri
Zebellah= Çok uzun boylu, siyahi renkli (?)
zede= düşerek ezilme, zara görme
zeğer=meğer
zeher= meğerse, baksana diye aklıma geldi benim. anlamı hakkında fikri olan arkadaşlarım eklesin lütfen ZEHER, zahir den gelme, herhalde, emin değilim, tam bilinmeyen konuları anlatmada kullanılır.. Ye Zeher: Bir kişi konuşurken Tabi, Doğru, Elbette, Haklısın anlamında kullanılan tasdikleme diye tabir edilen cümledir. ZEHER=Herhalde
Zeklenme, zevklenme= taklit etme
Zeklenmek: Alaycı bir şekilde taklidini yapmak.
ZEKLENMEK= Alay etmek =d alga geçmek, lakap takarak taciz etmek Zevklenmek’ten geliyor galiba.
Zelevlü=Bir tür saman taşıma aleti, Zelevlü, elevlü: saman taşımaya yarayan yarım silindir şeklinde fındık dallarından yapılan iki kişi tarafından taşınan araç. Zelevlü=Aklıma getiremedim. Düven sürüldükten sonra saman çektiğimiz saplı aletin adı neydi yok benim dediğim tınar savrulduktan sonra yaylımdan samanlığa saman çekmek için; fındık çubuklarından yapılmış içine saman doldurulup smaanlığa saman çekilen alet. fındık çubuklarından yapılmış Sedat Bey onu yazdım, Zelevlü'dür o. bizde zelevlü demezdik demkki köt köy değişiyor.gavsara denilirdi bizde şimdi geldi aklıma GAVSARA denilir
Zeli= Salih
zelve bağı: zelveyi bağlamakta kullanılan kendir ipi
Zelve, zevle, zövle= öküzleri boyunduruğa koşmaya yarayan ters L harfi biçimindeki parçalara "zövle" denir. Kastamonu merkez köylerinde ona "zelve"denir. Zelve= öküzleri boyunduruğa bağlamada kullanılan J şeklindeki (her hayvan için 2 tane) aparat. Zelve.. zövle denir...(Araç), Zövle=Öküzü boyunduruğa koşmak için kullanılan sopa benzeri alet. Zelve bağı ile öküzün boynuna geçirildikten sonra birbirine bağlanır. zelve: koşum hayvanlarını boyunlarından boyunduruğa bağlamak için meşe dalından yapılmış araç
ZEMBİL= hasırdan yapılan el çantası***zembil-zenbil:hasırdan yapılmış Pazar sepeti
zemheri: karakış
Zencir= Zincir
zengin galkışı= Oturulan bir toplulktan aceleyle kalkıp gitmek
zere = zaten,zere = zahir de olabilir..Zere= Tevekkeli (demek ki...) anlamında...
zerhoş: sarhoş,kafayı bulmuş
ZERHOŞ= Sarhoş
Zerzevat: Sebzeler
ZETTİ=Zaten
Zevle, Koşu hayvanlarının boyunduruk bağlantı sopası,
zevzek: olur olmaz yerde çok konuşan, geveze, boşboğaz
zeyil: sahil
zeyin: beyin,zihin, Zeyn= Beynin içindekine zeyn mi deniyordu acaba? zihin anlamında
Zeyin= Beyin (cümle içinde "zeynige vurunca dağıtıverün" )
zeze: ince esnek sopalarla oynanan oyun
Zıbar=Yat, ölmeye yat, öl...
Zıbaragalası= ölesice
zıbarmak: ölmek
zıbıklı= deli, dengesiz, ne yaptığı belli olmayan..
zıbın : iç çamaşırı, ZIBIN: Çocuk giysisi
zığ: çorap örme şişi, küçük tığ.
Zıkı: 1. Sıkı (Zıkıca bağladım.) 2. Çok fazla, esaslı
ZIKICA DİĞNEMEK= Dikkatlice dinlemek
Zıkışuk= sıkışık
Zıkkım= Zakkum?
zılgıt: azar,azarlamak
zımpırtı=anlaşılmayan yüksek müzik, ses, gürütü olarak biliyorum.(zımpırtıdan durulmuyor, bi zımpırtı çalıyola bilemedim)
Zıngazuk= Ağzına kadar (dolu)
Zıpcuk: Kısa ve dar giyim
Zıpır= güçlü kuvvetli, diri anlamında olması gerek, serseri.?
Zıpka Pantul: Bir Kastamonu giysisi. Bacaklar yanlardan düğmeli paçalardan tutturulmuş ayak altından lastikli pantolon
zıranga= iri , cüsseli, ZIRANGA=Uzun boylu kişiye denir, zırañga= sert-kaba saba.. (Zırañga gibi herif..-Zırañdan vurmak-kapatmak-örtmek).zıranga daha çok "iri " heybetli demek değil mi ? Her iki anlamda da kullanılıyor Dursun hocam haklısın ama daha çok kapıyı zırañdan kapatmak olarak kulanılıyor. bu da sert anlamının ağır bastığını gösterir. Zırañga gibi at-adam durumlarında haklısn İRİ-HEYBETLİ anlamı çıkıyor. Her ikisi de şimdilik doğru gibi..
zırıl zırıl= gereğinden fazla ("zırıl zırıl yağlıydı","zırıl zırıl ıslandım")
zırıltı= anlamsız nitelikte titreşimli ses. gereksiz konuşma (zırıltı yapma, zırıltılı konuşma gibi cümlelerde kullanılır)
zırnık= az,küçük(zırnık kadar akıl yok,zırnık kadar vermedi gibi cümlelerde kullanılır) zırnık=az,küçük (zırnık vermem,zırnık kadar birşey vermem gibi cümlelerde kullanılır)
zırt pırt=ikidebir,sık sık.('zırt pırt ne geliyosun?')
zırt= Ani, birdenbire ('zırttan lafa atladı','zırttan geldi.'zırttan ortaya çıktı.'gibi cümlelerde kullanılır.)
Zırtapoz= Zırtapoz sanırım avare, haylaz, işe yaramaz anlamlarında kullanılıyor.( O zırtapozun tekidir .)
Zırzop, Zirzop= ne zaman ne yapacağı belli olmayan, manyak falan anlamında olması lazım, zırzop,,,,dengesiz orta yaşlı kişi..... Biraz amiyane tabirler ama bizim çoçukluğumuzda kırkçeşme mahallesinde bunlar halk arasında konuşuluyor idi.
ZIVANA= Tütün içilen çubuk lülenin tütün koyulan yeri veya ağızlığın sigara takılan yeri miydi bilemedim?? zıvana= birbiri içine geçen aletlerin hassas ölçü değeri, birimi, ağızlık örneği doğru Arslan bey ağızlıklar genellikle iki parçadan oluşur birbirine geçer. gevşediği zaman zıvanası bozulmuş denir. hassasiyetinin bozulması ya da yalama olması gibi. ZIVANADAN ÇIKMAK= dengesini-ölçüsünü kaybetmek anlamında, sinirlenme, çileden çıkma durumları için de kullanılır.. Zıvana'nın bir başka anlamı daha varmış Dursun hocamın bana izahı el değirmenlerinde kullanılan bir denge aleti gibi bir şeydi. zıvanadan çıkma cimlesinin anlamıda o sanırım. Dursun hocam o konuda açıklama yaparsa sevinirim. Şimdi hatırladım Sedat bey el değirmenlerinin katlanabilir ve takılabilir çevirme aparatı için de zıvanadan çıktı denirdi.. Zıvana=Evlerde kullanılan ve kol gücüyle çevrilen el değirmenlerinin (Kahve değirmeni değil) alt taşının ortasında demirden yapılma, kalınca çiviye benzer bin eksen vardı. Bu eksene bazen kiren gibi sert ağaçtan, çoğu zaman da metalden yapılma, yine tam ortasından bir delik olan, 15-18 cem uzunluğunda 2 cm eninde ve 1,5 -2 cm kalınlığında dikdörtgen prizma şeklinde bir aparat takılırdı. Bu aparata "tunç" ? denirdi. Üst taşın alt yüzünde bu aparatın gireceği bir yuva , "yiv" bulunurdu. Bu aparat alt taş ile üst taşın arasında belli bir boşluk kalmasına sebep olanak, iki taşın birbirine değmeden dönmesini sağlardı. İşte, üst taştaki bu yuvaya veya yive "zıvana" derlerdi. Bu tunç denen aparatın, bu yuvadan çıkması halinde, iki taş birbirine değer, bir gürültüdür giderdi, öğütülen şeye de taş parçacıkları karışırdı. Bu duruma da "zıvanadan çıkmak" denirdi ki; mecazi manası herkese malumdur.
zibidi: aylak, başı boş, işe yaramaz kimse, serseri
zingirdemek, Zıngırdamak: 1. titremek , 2. çok ve boş konuşma
zipcûk: baharda ince söğüt dalının kabuğunu çıkarıp, iki dudak arasına sıkıştırılarak öttürülen küçük söğüt kabuğu. Bunun yapılmasınada zipcük çıkarma denir ?
Ziyrat=1. Ziyaret, 2. Mezarlık, Türbe
zobolalı (sabahtan beri)
Zobu= iri, uzun
Zopa= Sopa
ZORLU: İyi-temiz yürekli , güvenilir, sosyolojik durumu yüksek insan?!
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Alt 18 Nisan 2018, 13:13   #2
Çevrimdışı
Cevap: Kastamonu yöresel kelime ve anlamları




Sende mi Leyla

--IRCForumlari.NET ; Flood Engellendi -->-> Yeni yazılan mesaj 13:13 -->-> Daha önceki mesaj 13:12 --

Sen de mi Leyla

  Alıntı ile Cevapla

Alt 18 Nisan 2018, 13:23   #3
Çevrimdışı
Cevap: Kastamonu yöresel kelime ve anlamları




Kastamonuluların K harfi ile imtihanı içerikli konu galibaağ.

  Alıntı ile Cevapla

Alt 18 Nisan 2018, 13:24   #4
Çevrimdışı
Cevap: Kastamonu yöresel kelime ve anlamları




Togepi Nickli Üyeden Alıntı
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
Kastamonuluların K harfi ile imtihanı içerikli konu galibaağ.

kahkaha attım
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
sdfghjkl

  Alıntı ile Cevapla

Alt 18 Nisan 2018, 13:26   #5
Çevrimdışı
Cevap: Kastamonu yöresel kelime ve anlamları




Mara Nickli Üyeden Alıntı
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
Şapşal kahkaha attım
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
sdfghjkl

Bizim de H harfi ile imtihanımız var mesela ;
H-ap , h-ep sdkfdfjg bunlara alış şimdiden sdjkfhsd

  Alıntı ile Cevapla

Alt 18 Nisan 2018, 13:29   #6
Çevrimdışı
Cevap: Kastamonu yöresel kelime ve anlamları




Yok yok konusurken hiç yapmıyor bazen şebeklik yaparken şive/ağız yapıyor inceden alıştırıyor sdfghjkl
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

  Alıntı ile Cevapla

Alt 18 Nisan 2018, 13:34   #7
Çevrimiçi
Cevap: Kastamonu yöresel kelime ve anlamları




@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] çok viyil viyil yapma
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

  Alıntı ile Cevapla

Alt 18 Nisan 2018, 14:20   #8
Çevrimdışı
Cevap: Kastamonu yöresel kelime ve anlamları




Atacaz deyoz atameyoz!! depecez deyoz depemeyoz! gastamonu gastamonu dep dep dep! @[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] !

  Alıntı ile Cevapla

Cevapla

Etiketler
anlamları, kastamonu, kelime, ve, yöresel

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ankara-Nallıhan Yöresel Kelimeler ve Anlamları MasteR06 Yöresel Kelimeler ve Anlamları 0 25 Şubat 2014 21:35
Hicri ayların kelime anlamları Sevda Genel İslami Konular 1 08 Temmuz 2013 10:46
Kastamonu Yöresel Yemekler Ecrin Karadeniz Bölgesi 0 09 Ocak 2012 23:44
ASP Büyük Arşiv [ Kelime Anlamları, Anlatım ] Sunay ASP/ASP.NET 0 21 Nisan 2007 21:09