Tekil Mesaj gösterimi
Alt 23 Aðustos 2010, 01:44   #1
Çevrimdýþý
Afrodit
Kullanýcýlarýn profil bilgileri misafirlere kapatýlmýþtýr.
IF Ticaret Sayýsý: (0)
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
Filozoflara Göre Tanrý Ýnancý.




Thales'e göre tanrý her þeyi sudan yaratmýþ bir güçtü.

Anaximandros'a göre tanrýlar deðiþik mevsimlerde doðup ölüyorlardý ve sayýlarý sonsuz dünyalardý bunlar.

Anaximenes'e göreyse hava tanrýydý , yaratýlmýþ , uçsuz bucaksýz ve hep hareket durumundaydý.

Anaxagoras , ilk kez , her þeyin düzen ve davranýþýný sonsuz bir ruhun gücüne ve aklýn yönetimine baðladý.

Alkmeon tanrýlýðý güneþe , aya , yýldýzlara ve ruha veriyordu.

Pythagoras'ýn tanrýsý bütün nesnelerin yaratýlýþýna daðýlan bir ruh oluyor , bizim ruhlarýmýz da ondan kopuyordu.

Parmenides tanrýyý , göðü çevreleyen ve dünyayý ýþýðýn kýzgýnlýðýyla ayakta tutan bir çember haline getiriyordu.

Empedokles'e göre tanrýlar dört unsurdu ve her þeyi bunlar yapýyordu.

Protagoras tanrýlarýn varlýðý , yokluðu ve nitelikleri üstüne bir diyeceði olmadýðýný söylüyordu.

Demokritos'a göre tanrý olan kimi zaman imgeler ve çevrintileridir , kimi zaman bu imgeleri çýkaran doða ve sonunda bilgimiz ve zekamýzdýr.

Platon , inancýný deðiþik yönlere daðýtýr : Tanrý’nýn evreni “kaos”tan yarattýðýný , bu “kaos”a þekil verdiðini söyler.

Timaios'da dünyayý yaratanýn adý olmayacaðýný söyler ; Yasalar'da tanrý varlýðýnýn araþtýrýlmasýný ister ; ayný kitaplarýn baþka yerlerinde dünyayý , göðü , yýldýzlarý , topraðý ve ruhlarýmýzý tanrýlaþtýrýr , ayrýca her devletin eski düzeninde benimsenmiþ olan tanrýlarý da benimser.

Xenophanes Sokrates'i ayný karýþýk öðretiler içinde gösterir : Kimi zaman tanrý'nýn biçimi araþtýrýlmamalýdýr , kimi zaman tanrý güneþtir , kimi zaman ruhtur hem bir tektir hem de bir sürüdür.

Platon'un yeðeni
Speusippos tanrýyý , her þeyi yöneten , bir çeþit hayvansý güç olarak düþünür.

Aristoteles'e göre tanrý kah evren , kah ruhtur ; kimi zaman evrene baþka bir baþ bulur , kimi zaman da tanrýyý göðün ateþliliði olarak görür.

Zenokrates'te sekiz olur tanrý : Beþi gezegenlerin beþlisi , altýncýsý duran yýldýzlarýn tümü , yedinci ve sekizinci de ayla güneþtir.

Herakleitos deðiþik görüþler arasýnda gider gelir , sonra tanrýyý duygudan yoksun eder , biçimden biçime geçiþtirir ve sonunda yerle gök olduðunu söyler.


Theophrastes ayný kararsýzlýk içinde türlü fantazyalardan geçer , dünyanýn yönetimini kah zekaya kah yýldýzlara baðlar.

Strato'ya sorarsanýz tanrý üretme çoðaltma ve azaltma gücü olan doðadýr , biçimi ve duygusu yoktur.

Zenon'un tanrýsý iyiyi buyurup kötüyü yasaklayan doðal yasadýr , yaratýklara o can verir. Zeus , Hera , Vesta gibi geleneksel tanrýlaraysa yer vermez Zenon.

Diogenes Apolloniates'in tanrýsý havadýr.

Xenophanes'in tanrýsý yuvarlaktýr , görür , iþitir ama soluk almaz , insan yaratýlýþýyla hiçbir ortak yaný yoktur.

Ariston tanrýnýn biçimce hiçbir þeye benzetilemeyeceðini , duyarlýðý olmadýðýný söyler , canlý mý nedir ne deðildir bilinmez.

Kleanthes'e göre tanrý bazen akýl , bazen evren , bazen doðanýn ruhu , bazen de her þeyi kuþatýp saran yüksek bir sýcaklýktýr.

Zenon'un çaðdaþý Perseus'a göreyse insanlýða önemli bir hizmette bulunmuþ ya da yararlý þeyler bulmuþ olanlara tanrý adý verilmiþtir.

Khrysippos yukarýda söylenenlerin hepsini karmakarýþýk bir araya getiriyor ve yarattýðý bin bir çeþit tanrý arasýna ölümsüzlüðe ulaþmýþ insanlarý da katýyordu.

Diagoras ve Theodonýs tanrý adýna ne varsa hepsini yadsýyorlardý.

Epikuros'da tanrýlar ýþýklý ve saydamdýrlar , içlerinden hava geçebilir ki kale arasýndaymýþ gibi iki dünya arasýnda otururlar , kaza bela semtlerine uðramaz ; yüzleri insan yüzü , uzuvlarý insan uzuvlarýdýr , ama hiçbir iþte kullanýlmaz bu uzuvlar.

Montaigne'nin denemelerinde böyle yazýyor ve devam ediyor ;

Tanrýlar vardýr dedim ve diyeceðim her zaman

Ama insan iþleriyle uðraþtýklarýna inanmam.

Bunca filozof beyninin curcunasýný gördükten sonra gelin de güvenin felsefenize ; buldum diye övünün çörekteki baklayý!..

Tanrýlaþmaya en elveriþli olan en az bildiðimiz þeylerdir ; öyleyken eskilerin biz insanlarý tanrýlaþtýrmýþ olmalarý aklýn almayacaðý bir þeydir. Ben olsam yýlana , köpeðe , öküze tapýnanlarý daha haklý bulurdum ; çünkü bu yaratýklarýn niteliðini , iç varlýðýný daha az biliyoruz ; hayal gücümüzü onlar için daha keyfimizce iþletebilir , olaðanüstü güçler görebiliriz onlarda. Ama tanrýlarý , kusurlarýný bilmemiz gereken kendi yaratýlýþýmýza benzetmek , onlarý arzu , öfke , öcalma , evlenme , akrabalýk , aþk ve kýskançlýklarýmýzla , bizim organlarýmýz , coþkunluklarýmýz , keyiflerimiz , ölümlerimiz , mezarlarýmýzla düþünmek için insan kafasýnýn olmayacak bir sarhoþluk geçirmiþ olmasý gerekir...

Tanrý ve metafizik konusunda görüþlerinin kendilerine ait olduðunu söyleyen düþünürlere filozof , görüþlerini Tanrýdan aldýklarýný söyleyenlere ise peygamber denilmiþtir.

Filozoflar , görüþ ve düþüncelerini toplumlara kabul ettirme çabasýna girmemiþler , peygamberler ise bunu vazife edinmiþ , ama Tanrýdan verildiðini söyledikleri görev , ama idealleri , ama çýkarlarý uðruna risk almýþlar , tarihte yüzlercesi belki de binlercesi bunun bedelini canlarýyla ödemiþlerdir.

"Tanrý'nýn beni bir arayýcý olmam konusunda zorlamasýndan korkuyordum. Fakat beni öyle yapmadý.." Sokrates

Peygamberlerin ortak özelliði , binlerce yýldan beri deðiþik aralýklarla gelmiþ olmalarý , yaþadýklarý toplumda insanlara bir ahlaki öðreti , yaþama iliþkin öðretiler bütünü sunarak yaþam tarzlarýný devrime uðratmýþ olmalarýdýr. Materyalist bakýþ açýsýndan ise , peygamberler birer büyük insan , filozof gibi kiþiliklerdir. Þöyle ya da böyle filozoflar , bilim adamlarý ve peygamberler arasýnda karþýlaþtýrma yapýldýðýnda her ikisinin de insanlýðýn geliþimine katkýda bulunmuþ olduklarý ancak , hiç kimsenin insanlar üzerinde peygamberlerinki gibi binlerce yýl süren bir etki yaratmamýþ olduðu kolayca görülebilir. Bunu onlarýn sadece bilgisinde deðil , ayný zamanda yaþam sürelerinde sýradan insanlardan , toplumda en önemli pozisyon sahibi insanlara kadar kiþilerle iliþkilerinde gösterdikleri tepkilerde ve yaþam sanatý örneklerinde aramak gerekir.

Filozoflar , peygamber ve vahy olmadan da insanýn hakikati bulabileceðini öne sürmüþlerdir.

Hakikate ulaþmanýn yolunun da akýl ve bilim olduðunu savunmuþlardýr.Filozoflar , felsefenin tabiatý gereði "iyi"nin "ne" olduðunu tartýþmakla beraber somut davranýþ biçimleri vermekten kaçýnmýþlardýr ; peygamberler ise , iyinin ne olduðu üzerinde durarak , insanlara "model davranýþ biçimleri" sunmuþlardýr.

Ýlk çað filozoflarýnýn görüþlerinden hakikate ulaþmada çýkarýmlar elde etmek pek akýllýca bir iþ deðil Meas.Biz sadece ilk çaðýn en ileri insanlarýnýn çaðýnýn þartlarýnda "Tanrý" konusunda ne düþündüklerini görmüþ oluyoruz.

Tabi bu arada Materyalist görüþ de þunu diyebilir ;
"Ýlk çað filozoflarýnýn , bugünkü bilimin ýþýðýnda görüþleri nasýl muteber deðilse , o çaðlarýn peygamberlerinin görüþleri de muteber olamaz."

Günümüz filozoflarýnýn düþüncelerini incelediðimizde ise , ilk çaðýn bazý filozoflarýndan pek de fazla yol katetmiþ olduklarýný söylemek zordur.


Doðrusu Aristo , Sokrat ya da Platon bugün dile gelseler bize deðil ama zamanýmýz filozoflarýna ;
"Hala býraktýðýmýz yerde misiniz?" diye sorabilirlerdi sanýrým..



MÝLAS'LI EN ESKÝ ÜÇ BÜYÜK FÝLOZOF

Kozmik Varlýðýn Þuurunu ve Gizemli sayýlan olaylarý doðal olarak ilk açýklayanlar , Ýyonyalý Yunanlýlardýr. Onlar fizikte , özel sayýlabilecek olaylarýn doðal nedenlerini , felsefede , bütünün doðal bir kuramlarýný araþtýrmýþlardýr. Felsefenin ve buna paralel olarak Bilimin kurucusu olarak anýlan ilk Filozof
Thales ayný zamanda denizci , gökbilimci , fizikçi , ve tüccardý. Tanrý olarak kabul edilen , güneþin ve yýldýzlarýn ateþ toplarý þeklinde yapýlar olduklarýný söyleyerek , yaþadýðý þehir olan Miletos'un (Aydýn-Milas) halkýný ve o bölgedeki diðer araþtýrmacýlarýn dikkatini çekmiþtir.Herþeyin aslýnýn ve kaynaðýnýn su olduðunu , Tanrýnýn herþeyi sudan yarattýðýný , suyun ezeli ve ebedi olduðunu söylemiþtir.

Thales , Ý.Ö. 28 Mayýs 585 tarihinde olan Güneþ tutulmasýný önceden hesaplayarak haber verdi. Bu , bir doða olayýnýn oluþmasýndan önce hesaplanmasýnýn tarihteki ilk örneðidir.O dönemde dünyanýn yuvarlak olduðu , ayýn ve dünyanýn dönüþ hareketleri bilinmez iken , bu hesaplama çok ilginçtir. Gölgelerinden piramitlerin yüksekliðini hesapladý.

Ýlk olarak astronomi ve coðrafya haritalarý çizen Yunanlý
Anaksimendros , Thales'in öðrencisiydi.

Anaximandros M.Ö.575 sýralarý ; yýl ile mevsimlerin uzunluðunu belirledi. Güneþ saatini ve yeryüzünün haritasýný yaptý.Depremlerin dünyanýn içindeki boþluklardan kaynaklandýðýný öne sürdü.Ona göre evrenin ana kaynaðý Arkhe "Apeiron" adýný verdiði sýnýrsýz güçlü ve belirsiz bir madde idi.Bu maddenin girdap gibi dönmesiyle ayrýþmalar ortaya çýkmýþ ve evren oluþmuþtur.Soðuma ve buharlaþma ile yeryüzünün ve denizlerin oluþtuðunu açýklamýþtýr.

Milet okulu’nun , bu ilk doða felsefesi çýðrýnýn üçüncü ve sonuncu düþünürü olarak da Anaximenes gösterilir. Anaximandros’un öðrencisi imiþ , ondan bir kuþak da gençmiþ.Yapýtý , Ýlkçaðýn geç dönemlerinde de biliniyormuþ.


Anaximenes de arkhe sorunu üzerinde durur ; o da ,Anaximandros gibi , anamaddenin , bu varlýk temelinin birlikli ve sonsuz olmasý gerektiðini söyler.Ama bu sonsuz þeyi , o da , Thales gibi , belirli bir þeyle bir tutar : Ona göre ilk madde hava’dýr. Hava , sonsuz bir hava denizi olarak evreni kuþatýr ve yer de bu hava denizinde düz bir tepsi gibi yüzer.

Düþünce tarihinde , tüm zamanlarýn , kendinden sonraki dönemleri en çok etkileyen iki ismi Platon ve Aristo’dur. Sokrat’ýn öðrencisi ve Aristo’nun hocasý olan ve Ýslam dünyasýnda Eflatun olarak bilinen Platon’un , insan düþüncesi üzerinden kalkmayan bir büyü benzeri etkisini , þu üç örnek ortaya koymaktadýr :

1. Sokrat’dan miras aldýðý “bilgelerin yönetimi” düþüncesini sistemleþtirmiþ olan Platon’un asýl adý Aristokles , sýkça kullanýlan “Aristokrat” ve “Aristokrasi” kelimelerinin kökenini oluþturmuþtur.
2. “Platonik” kelimesi de çaðlar boyu , “maddesel olmayan , sadece düþünsel boyutta var olan” anlamýnda kullanýla gelmiþtir.
3.Platon devlet anlayýþý ile günümüzde çok kullanmakta olduðumuz bir baþka sözcüðe de babalýk etmiþtir : "Ütopya". Platon’un “Devlet” adlý eserinde anlattýðý , ama sonralarý gerçekleþmesinin imkansýzlýðýný kendisinin de anladýðý bu devlet sistemine , yunanca “hiç bir yerde olmayan” anlamýnda : Ütopya denilmiþtir.

Hocasý Sokrat’ýn , halk meclisindeki demagoglarýn etkisi ile Atina demokrasisi tarafýndan Tanrýlara hakaretle suçlanýp öldürülüþü , onun bir süre Mýsýr’a daha sonra da Pisagorculuðun yoðun biçimde yaþandýðý güney Ýtalya’ya gitmesine neden olmuþtur. Buralarda Sokrat öðretisindeki ruhun ölmezliði ile ilgili fikirlerin Orfeuscu kökenlerini , inceleme ve kendine adapte etme fýrsatý bulmuþtur.


Platon , Tanrý’nýn evreni “kaos”tan yarattýðýný , bu “kaos”a þekil verdiðini söyler ; ilk önce yýldýzlar , sonra gezegenler , sonra da Dünya yaratýlmýþtýr. Bu görüþüyle Platon , yaratýlýþ fikrine , yýldýzlarýn ezeli bir yakýtla yandýðýný söyleyen öðrencisi Aristo’dan daha yakýndýr.

Platon’un , Tanrý ve evren iliþkisini nasýl kurduðuna dair en büyük tartýþma , Platon’un “idea” öðretisindeki , yoruma açýk izahlarýndan çýkmaktadýr. Platon’a göre evrendeki tüm nesneler , idea evrenindeki gerçek bir varlýðýn yansýmasýdýr. Evrendeki tüm farklý kalemlerin , farklý masalarýn , farklý güzelliklerin idealar aleminde karþýlýk geldiði tek bir gerçek kalem , tek bir gerçek masa , tek bir gerçek güzellik vardýr. Ýdealar evrenindeki bu varlýklar da mutlaktýr. Platon’un izahlarýnda Tanrý bu idealara bakarak evrendeki nesneleri yaratýr , yani Tanrý bu idealara baðlý hareket eder. Platon’un anlatýmlarýnda idealar , bazen Tanrý’nýn üstünde , bazen Tanrý’nýn altýndadýr, bazen de Tanrý ile bütünleþir. Platon , Tanrý’yý mutlak iyi ideasý olarak görür ve tartýþmasýz bir þekilde varlýk hiyerarþisinin en üstüne yerleþtirir.

Platon’da “maddenin yaratýlmasý”na karþýlýk gelen bir kavram bulunmaz , fakat ezeli kabul edilen maddenin , materyalistlerin madde kavramýyla alakasý yoktur. Platon’un “maddesi” belirsiz, þekilsiz , görülemeyen , tanýmlanamayandýr. Yaratýcý Tanrý , maddeyi idealar dünyasýnýn varlýklarýna göre þekillendirir. Platon’un yaþadýðýmýz Dünya’yý “gölge evren” olarak gören yaklaþýmý mistik unsurlara ilham kaynaðý olmuþtur

Eflatundan sonra Yunan felsefesinin klasik dönemindeki ikinci büyük düþünürü olan Aristo (M.Ö 384-322) evrenin hiçbir zaman “kaos” dönemi yaþamadýðýný , evrenin maddesinin hep bir formu olduðunu , yýldýzlarýn ezeli bir yakýtla ezelden beri yandýklarýný söyler. O , evrendeki hareketin kaynaðýný Tanrý’da bulur ve Tanrý’yý “Ýlk Hareket Ettirici” olarak niteler. O’na göre Tanrý maddi deðildir , mutlak mükemmelliktir , deðiþmezdir. Onun sisteminde evrende hareket asýldýr ve hareketsiz bir evren olamaz.

Aristo’yu yorumlayan bazý kiþiler , O’nun , Tanrý’yý , sadece Ýlk hareket Ettirici olarak gördüðünü , Tanrý’yý evrenin dýþýna ittiðini söylemiþler ve O’na “deist” demiþlerdir. Oysa , Aristo , Tanrý’yý sadece “Ýlk Hareket Ettirici” olarak evrenin baþýna koymamýþ , ayný zamanda Tanrý’nýn , evrenin yöneldiði gayesi olduðunu söylemiþtir. Evrenin gayesi olan , nasýl evrenden kopuk olur? Aristo tabiattaki her þeyin bir “gayesel nedeni” olduðunu söylemiþtir. Yani evrendeki her oluþum tesadüfen deðil , bir gayeye uygun olarak meydana gelmektedir. Bu ise evrendeki tüm oluþumlarýn meydana gelmeden önce bilinmesini gerektirir.

Aristo’nun sistemine baktýðýmýzda bunu bilen ve belirleyen ancak evrenin gayesi olan Tanrý olabilir. Evrendeki “gayesel nedenin” kaynaðý olan , böylece evrendeki her oluþumu bilen ve evrenin gayesi olan Tanrý , nasýl evrenin dýþýnda býrakýlmýþ olur? Aristo , “Metafizik” isimli ünlü eserinde Tanrý’nýn sýfatlarýný da açýklar : Evrendeki birliðin Tanrý’nýn birliðini kanýtladýðýný söyler. Tanrý’nýn hem kanun , hem de kanunu koyan ; hem düzen , hem de düzenleyici olduðunu belirtir. Herþeyin O’nun tarafýndan ve O’nun için düzenlendiðini açýklar.

Aristo’nun fikirleriyle tek Tanrýlý dinlerin en büyük çeliþkisi “yoktan yaratýlýþ” fikri oldu. Onu dinselleþtirip meþrulaþtýran Kilise de hiçbir zaman O’nun ezeli evren fikrini benimsemedi , yoktan yaratýlýþ fikrinden hiç vazgeçmedi. Ýslam dünyasýnda da Gazali gibi Aristo’nun mantýk ve doða felsefesi hakkýndaki görüþlerini benimseyenler , O’nun ezeli evren fikrine þiddetle karþý çýktýlar.


Bu arada Ýlkçað filozoflarýndan (M.Ö.500)
Parmanides'e ve Kýbrýslý Zenon'a deðinmeden geçmeyelim :

Varlýk varlýða nereden gelmiþtir? Burada iki alternatif vardýr: Varlýk varlýða ya varlýktan (yani , varolan bir þeyden) ya da yokluktan (yani , var olmayan bir þeyden) gelmiþ olabilir. Ýkinci alternatif , tüm Yunanlý filozoflar gibi ,
Parmenides için de kabul edilemez olan bir alternatiftir , çünkü Yunanlýlara göre, hiçten hiçbir þey çikmaz. Birinci alternatif söz konusu olduðunda ise , Varlýðýn yaratýlmamýþ olduðu sonucu çikar , çünkü O varlýða kendisinden gelmiþtir. Yani kendi kendisiyle aynýdýr.

Varlýðýn , Parmenides'e göre, parçalarý da yoktur. Öte yandan , Varlýðýn hareketsiz olduðu da söylenmelidir. Öyleyse , Varlýk hakkýnda , O'nun var olduðu dýþýnda hiçbir þey söylenemez. Varlýk hareket edemez , deðiþmez , çok olamaz , zira hareket eder , deðiþir ve çok olursa , var olmayan bir þey , yani yokluk haline gelir. Varlýðýn var olmak dýþýnda hiçbir özelligi yoktur. Nitekim Parmenides , özdeslik ilkesine dayanarak , yalnýzca 'Varlýk vardýr , yokluk ya da var olmayan var deðildir' demiþtir.

Kýbrýslý
Zenon' göre evrenin aktif gücü ateþtir.Bu ateþ , evrendeki en yüksek varlýk türüdür. Zenon'a göre, Tanrý herþeydir. Yani , Tanrý bireyleri birbirleriyle birleþtiren ateþ ya da sýcak nefestir. O , doðanýn içindeki akýl ya da rasyonel güçtür. Tanrý'nýn ateþ ya da rasyonel bir güç olduðunu söylemek , doðaya aklýn ve akýl ilkesinin egemen olduðunu söylemekten baþka bir þey deðildir. Madde , kendisinde bulunan bu akýl ilkesine göre davranýr. Maddenin bu ilkeye göre olan sürekli eylemi , Zenon'a göre , bizim doða yasasý dediðimiz þeyi meydana getirir.

Ýlk Çað felsefesinin en önemli filozoflarýndan matematikçi Ptyhagoras evrenin sayýlar üzerine kurulduðunu , ilk varlýðýn sayý olduðunu , BÝR'in Tanrýyý temsil ettiðini savunur.(M.Ö.520 )
Varlýðýn menþei olarak sayýlarý kabul eden bu filozofa göre ruh , kendiliðinden hareket eden bir sayý , bir uyum ve âhenktir. Daha doðrusu kainatta var olan bu düzen , sayýlar sistemindeki uyum ve düzenin bir yansýmasýndan ibarettir. Bu filozofa göre ruh ferdî ve evrensel olmak üzere ikiye ayrýlýr. Ferdî ruh , evrensel ruhun bir parçasý veya yansýmasý olup hiçbir zaman organizmanýn bir fonksiyonu deðildir. Bu yüzden ruh için beden bir kafes ve hapishaneden farksýzdýr. Ölümsüz olan ruhun temel ödevi ise kötülüklerle mücadele etmektir. Bu bakýmdan o , hiçbir zaman intihar etmek suretiyle bedenden ayrýlma hakkýna sahip deðildir ve intihar bir suçtur.
Pythagoras , ruhlarýn ölümden sonra tekrar dünyaya dönüp beden deðiþtireceðine de (reenkarnasyon) inanmaktaydý. Eðer ruh saf ve temiz ise yani günah ve kötülüðe bulaþmamýþ ise ölümden sonra evrensel ruha karýþýr. Saflýðýný yitirmiþ ise , kirlilik derecesine göre bir insan veya hayvan bedenine girerek yaþamaya devam eder.

Pythagorascýlar , ruh ve sayý kavramlarý arasýnda var olduðunu iddia ettikleri iliþkiyi þu þekilde temellendirirler: Hiçbir maddî varlýðýn bulunmadýðý bir zamaný düþününce insan zihninde sadece “bir” ve “sonsuzluk” kavramlarý canlanýr. Halbuki bunlarýn ikisi de birer niceliktir. “Bir” sayýlarýn ilkesi , “sonsuzluk” da boyutlarý içeren bir kavramdýr. Demek oluyor ki sayý ve boyut kâinattan ayrý ve baðýmsýz birer varlýktýr. Kâinat yok olsa bile sayý ve boyut fikri yok olmaz.


YENÝ PLATONCULAR

Yeni Platonculuk , Platon öðretisinin yeni bir yorumu olarak , hristiyan ve islâm felsefe ve teolojisinde derin etkiler býrakmýþtýr. Öðreti , Evren'in dýþýnda bir yerlerde olduðu söylenen "Platonik formlar"a (idealara) eriþme imkânýna sahip bireylerden baþka , hiç kimsenin bilgiye ulaþamayacaðýný ileri süren kuþkucu görüþlerden hareketle geliþtirilmiþtir. Bununla beraber Yeni Platoncular , kuþkucu öðretinin aksine , Platon'un fikirlerinden doðrudan alýntýlar yaparak , ruhun bu formlarý daha önce görmüþ olduðu inancý ile , insanoðlunun bu bilgilere doðuþtan sahip olduðu tezini tekrarlamýþlardýr.


Platon'u mistik ve dinî lider olarak alan bu yeni yorum , Mýsýr yunanlýlarýndan Plotinos (Ý.S. 205 - 270)'dan gelmiþtir. Görüþleri , belki de anlatýnýn estetik güzelliði yüzünden , oldukça ikna edici ögeler taþýr. Plotinos , Platon felsefesinin mistik yanýný , antikçað yunanlýlarýnýn tüm önemli filozoflarý ile uzlaþtýrýp , seçmeci bir öðreti yaratmýþtýr.

Bu tezin en önemli sonucu , antik çað düþünürlerinin bilgi ve hikmet sevgisinin , bu öðreti yolu ile Tanrý bilgisi - Tanrý sevgisi hâline dönüþmesi olmuþtur.


Plotinos'a göre Evren'deki her þey , Tanrý'dan sûdûr etmiþtir (çýkmýþtýr) ve Tanrý'ya dönecektir. (Bu yüzden öðretiye "Panthéisme émanatiste" (Sûdûriyye-i vücûdiyye) ismi de verilir.) Düþünürümüze göre , bütün nenlerden önce ve kendinden sonra gelenlerden farklý , kendi kendine yeter bir nenin bulunmasý gereklidir. Böyle bir varlýk varsa , her þeyin en tamý ve en güçlüsü olmalýdýr. Tamlýk ve olgunluk içinde olan ise , kendiliðinde kalmaya tahammül edemez, baþka varlýklar meydana getirir. Tam ve bir olan deyimi ile târif ettiði Tanrý , tam olduðu içindir ki taþar ve bu fýþkýrma ile kendinden ayrý bir yeni varlýk oluþturur.

Ruh , Yüce Varlýk ile birlikte yaþadýðý gerçeklerin dünyasýný hatýrladýðý ve orada olmayý büyük bir tutku ile arzu ettiði için , bulunduðu Evren'de , kendini yabancýlaþmýþ ve kaybolmuþ hissetmektedir. Ancak, tam anlamiyle arýnmýþ ve kemâle eriþmiþ bir ruh , bu vuslatý gerçekleþtirmeyi ümit etmelidir. Bu yüzden ölümsüz ruh , bir yeniden doðuþ , (Reenkarnasyon) süreci içersine girerek , bedenden bedene , sonsuz bir yolculuða çýkmalýdýr. Bu arýnma yolculuðu , ruhun ideale eriþmedeki tek çýkar yoludur. Plotinos ruhu , sýla hasreti çeken bir gezgin , "Her gece baþka bir handa uyuyan bir avare" olarak isimlendirir.

Panteizme göre evrenin toplamý Tanrý’dýr ve evrenin dýþýnda gizemcilerin savunduklarý gibi bir Tanrý yoktur. Açýkçasý her zerre onun kendisidir. Gizemciliðe göre de , her zerre Ýlahi güzelliði yansýtan bir ayna ve araçtýr. Evrenin yaratýlýþ nedeni , Tanrý’nýn güzelliðini yansýtmak ve göstermek içindir.



FARABÝ

870-950 yýllarý arasýnda yaþamýþ olan Türk filozofu.

Sistemi Aristoteles mantýðýna dayanan akýlcý bir metafizikten oluþan, Aristoteles'in sistemini Plotinos'un görüþleri yardýmýyla, Ýslam inancý ile uzlaþtýrmaya çalisan Farabi, Tanrý'nýn varoluþunu kanýtlarken, Aristoteles'in akýlyürütme çizgisini takip etmiþtir. Ona göre, bu dünyadaki nesneler hareket etmekte, deðiþmektedirler. Dünyadaki nesneler hareketlerini bir ilk Hareket Ettiriciden almak durumundadýrlar. Bu ilk Hareket Ettirici ise, Tanrý'dýr.

Farabi, varlýk anlayýþýnda, mümkün ya da olumsal varlýklar adýný verdiði nesneler ile Tanrý arasýndaki farklýlýk ve ayrýlýðý, mümkün varlýklarýn Tanrý'dan, ilk varlýktan sudur ettiklerini söyleyerek açýklamaya ve temellendirmeye çalýþýr. Farabi'ye göre, ilk varlýk, Tanrý, varlýk taþkýný yoluyla evrendeki bütün varlýk düzenini 'doðal bir zorunlulukla' meydana getirir. Evren Tanrý'nýn deðerine hiçbir þey katmaz. Yetkin bir varlýk olan Tanrý'nýn hiçbir þeye ihtiyacý yoktur. Tanrý'yla evren arasýndaki iliþkiyi, evrenin Tanrý'dan sudur, türüm yoluyla ve zorunlulukla çýktýðýný söyleyerek açýklayan Farabi'ye göre, evren ayný zamanda Tanrý'nýn sonsuz cömertliðinin bir sonucudur. Tanrý, Farabi'nin sisteminde herþeydir. Tanrý seven, sevilen ve sevgidir. O bilen, bilinen ve bilgidir.

Farabi insanýn ruh ve bedenden meydana geldigini söyler. Bedenin yetkinliði ruhtan, ruhun yetkinligi ise akýldan kaynaklanmaktadir. Ruhun baþlýca görevleri eylem, anlama ve algýlamadir. Ona göre, bitkisel, hayvani ve insani olmak üzere, üç tür ruh vardir. Bitkisel ruhun görevi, bireyin yetiþme ve geliþmesi ile soyun sürdürülmesi, hayvansal ruhu görevi iyinin alýnýp kötüden uzak durulmasý, insani ruhun görevi ise güzelin ve yararlýnýn seçilmesidir


Ýbni Sina

Ýslam dünyasýnýn 980-1037 yýllarý arasýnda yaþamýþ olan ünlü, bilgin ve filozofu.

Ýbni Sina'nýn öðretileri arasýnda, yaratýlýþ öðretisi özellikle önem taþýr. O, bu konuda, özellikle 13. Yüzyýlda çokça tartýþýlmýþ olan þu teoriyi ileri sürmüþtür: Varlýða gelen herþeyin bir nedeni olmasý gerekir. Varlýða gelmek için bir nedene gerek duyan varlýklara, o mümkün varlýklar adýný verir. Kendisi de mümkün bir varlýk olan bir nedene, ondan önce gelen bir neden yol açmýþ olmalýdýr. Bununla birlikte, bu nedenler dizisi sonsuz bir dizi meydana getirmez. Bundan dolayý, varlýðý mümkün deðil de, zorunlu olan, var oluþunu bir nedenden deðil de, kendisinden alan bir ilk neden var olmalýdýr. Bu ilk neden, vacibü'l vücud, yani zorunlu varlýk olan Tanrý'dýr. Tanrý'nýn zaman içinde bir baþlangýcý yoktur; O, ezeli-ebedidir. Tanrý tam ve gerçek varlýðýný her zaman sergiler. O, her zaman fiil halinde olduðu için, hep yaratmýþtýr. Yaratýlýþ, Ýbni Sina'ya göre, hem zorunlu ve hem de ezeli-ebedidir.

Tanrý, Ýbni Sina'ya göre, mutlak olarak birdir. Bir olandan ise yalnýzca bir çýkar. Bu durumda evrendeki varlýklarý açýklamak nasýl mümkün olabilir? Ýbni Sina, burada Plotinos'un sudur, türüm öðretisinden yararlanarak, Tanrý'dan çýkan ilk birliðin, ilk Akýl olduðunu söyler. Týpký Plotinos gibi, onun gözünde de düþünmek ile yaratmak bir ve ayný þeydir. Onun sisteminde Tanrý'dan baþlayan sudur ya da türüm sürecinde, yukarý düzeyden varlýklarýn düþünülmesi daha aþaðý düzeyden varlýklarýn yaratýlmasý anlamýna gelir. Buna göre, tüm varlýklarýn en tepesinde bulunan Tanrý'nýn kendisi kendisini düþünmesi, Tanrý'dan Ýlk Akýl'ýn sudur etmesine yol açar. Ýlk Akýl'ýn kendi nedenini, yani Tanrý'yý düþünmesi Ýlk Akýl'dan sonra gelen Akýl'ýn doðuþuna neden olur.

Ýbn-i Sina'nýn benimsediði tanrýbilim dört ana konuyu içerir; Evren, ötedünya, ahiret, peygamberlik, Tanrý.


Evren yaratýlmýþtýr. Yaratýcý ve var edici Tanrý'dýr. Evrenin yaratýlmasý, Tanrý'nýn daha önceden varoluþunu gerektirir. Evrenin bütününde yer alan gök katlarý tanrýsal evrenin varlýklarýdýr, bunlarýn özleri meleklerdir. Madde dünyasýnda oluþ ve bozulma vardýr. Onlarýn tanrýsal niteliði yoktur. Bu yaratma olayý da bir fýþkýrmadýr.

Ölüm, tinin gövdeden ayrýlmasýdýr. Gövdelerden ayrýlan tinlerin geldikleri kaynakta toplanmalarý insanda ötedünya kavramýný oluþturur. Ruh, tinsel bir tözdür, ölümsüzdür. Gövdeye egemendir. Ruh gövdeye girmeden önce etkin usta vardý. Ýnsana bireyselliðini kazandýran odur. Gövdenin yok olmasý, ruhun varlýðýný etkilemez. Dirilme tinseldir.


Ýnsanlarý yaratan Tanrý, onlara verdiði özgür istençle iyi ile kötüyü seçme olanaðý saðladý. Ýstenç özgürlüðü, usla utku arasýndaki çatýþmadan ve ilkinin üstünlüðünden doðar. Ýnsan elinden çýkan bütün baðýmsýz eylemler tanrýsal kayra ile gerçekleþir. Özgür istenç tüm insanlarda vardýr. Peygamberler de bu bakýmdan birer insandýr. Ancak, onlarda insanlarýn en yüceleri olan bilginlerde, bilgilerde olduðu gibi bir seziþ vardýr. Bu üstün seziþ gücü, kavrayýþ yeteneði peygamberlerin etkin us ile buluþmalarýný, gerçekleri kavramalarýný saðlar. Bu üstün güç ve kavrayýþ vahy adýný alýr. Üstün anlayýþ gücü taþýyan melekler, vahyi peygamberlere ulaþtýrýrlar.


Tanrý, özü gereði bilicidir. Kendi özünü bilmesi yaratmayý gerekli kýlar. Ýbn-i Sina Ýslâm dinine ve Kuran'a dayanarak bilmeyi yaratma olarak niteler. Yaratma eylemi Tanrý'nýn kendi özüne karþý duyduðu sevgiden dolayýdýr. Tanrý tümelleri bilir. Tikellerle ilgili bilgisi de, tümel nedensellikleri bilmesindendir.


 
Alýntý ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
Ýslami Sohbet sohbet bizimmekan reklamver