İçinde yüzer olmuştum anılarımın.
Çeviriyordu beni eskiden eskiye.
Damlıyordu üstüme üstüme.
Tüm anılarım, inceden inceye
Bitiriyordu nefesleri içimde
Kızıllaşıyordum, şarap gibi
Aşk gibi.
Anılar, eskiyordu ben gibi.
Gözüm arkada kalmış
Tozlu raflar hoşgeldin der gibi.
Göl kıyısında, bir ağacın tepesinde
O kuşun cıvıltıları seni haykırmıştı
Bir keresinde.
Orada bıraktım dünyalıklarımı.
Herşeyimi bulmuştum o kuş sesinde.
Bitiriyordu aşkları içimde
Gözüm sende kalmış.
Bütün aşklarım damlıyordu
Sana doğru
Gökyüzüm delinmiş, yüzüm utanç içinde!
Kurtaracak bir dakika beklemeden
Saçlarının beni örtmesini bekledim.
Isıtmalıydın beni kucağında
Aşklarımızı kazana atıp
Ellerimizi o ateşe uzatıp.
Yapabilirdik ama o dalgalar aldı seni
Benden.. Benden aldı.
Senin gözlerinin içinde bir kez daha ölebilirdim.
Bir kez görseydim ama ölüm aldı.
Bütün gözyaşlarım damlıyordu
Ağlayışlarım yankılanır yeryüzünde.
Herşeyim sende kalmış.
Hayat devam edemezdi artık.
Başroldekiler ölmüştü.
Senarist yaşasa da sahne boş.
Caddeler boş.
Senin ayak seslerin olmadan boş.
Yüzün olmadan, bu şehir hayalet.
Bu şehir ölü.
Kurtarmak için beklemiyordum artık.
Kendimin treni geçmişti.
Zaten palette boya bitmişti.
Herşey siyah beyaz.
Siyahı çok
Beyazı az.
Güneş artık hesaplamıyordu ne zaman batacağını
Bende bilmiyordum günlerime ne anlam katacağımı.
Öylece bırakıyordu kelimeleri zihninden.
Ölümden kaçarcasına.
Sevdiğini, aşkını canı pahasına saklarcasına.
Eski günleri arıyordu, elinde lamba.
Hayatını arıyordu, dibe batmış.
Mercanların arasında görebilir miydi hayatını?
Kim verebilirdi o değerliyi yeniden?
Öylece damlıyordu gözyaşları gözlerinden..
Öylece bırakıp gidiyordu sevgisi onu..
Sökerek taşları derinden derinden..
Seda T.
17. 05. 2011