Tekil Mesaj gösterimi
Alt 24 Mayıs 2014, 12:53   #1
Çevrimdışı
Elysian
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
IF Ticaret Sayısı: (0)
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
Tarihte İdam Edilen İslam Alimleri




Bir Kutup Gibi Parladı

Mısır’da yükselen şehadet haberleri sadece Hasan El Benna ile sınırlı kalmadı. Daha sonra ümmete yazdığı kitaplarla yol işaretleri koyan Seyyit Kutup’da bir yıldız gibi şehadet ışığıyla parladı. 1954 yılında Kahire zindanlarına konulan Kutup, 15 yıl boyunca Medrese-i Yusufiye’de dersler verdi.

Burda Fizila’il Kuran ve Yol İşaretleri kitaplarını kaleme alan Kutup daha sonra serbest bırakıldı. 1966 yılında hakkında idam cezası verilen Kutup, aynı yıl 29 Ağustos günü şehadet mertebesine ulaştı. Devlet Başkanı’ndan ‘af dile’ sözlerine ise Kutup şu tarihi cevabı vermişti:

“Eğer Allah kanunu ile mahkum edilmişsem ben Hakk’ın hükmüne razıyım. Eğer batıl kanunlarla mahkum olmuşsam ondan çok daha üstün bir düşünceye sahip olduğum için batıldan ve münafıklardan merhamet dilemem. Allah’a şükürler olsun ki on beş sene cihad ettikten sonra bu mertebeye ulaştım. Ben Allah yolunda yaptığım iş için asla özür dilemem.”

*

Ömer Muhtar

Çölün Aslanı Da Aynı Sehpaya Çıkmıştı

İtalyan sömürgesine karşı direnen bir islam lideri de herkesin önünde saygıyla eğildiği, adı anıldığında bir oh çektiği, dirençli, kararlı bir lider Ömer Muhtar’da idam edilerek şehadet şerbetini içenlerin başında geliyor. Lejyon askerlerine karşı başarılı bir direniş ortaya koyan Çöl Aslanı Ömer, gayri nizami harp usulleriyle ve ortaya koyduğu irade ile halkını, İtalyanlara karşı örgütledi.

Osmanlı’nın son yıllarında imzalanan Uşi anlaşması sonrası savaşma kararı alan Ömer Muhter, 1923 yılında ilk harekatı başlattı. 1931 yılına kadar on yıl boyunca savaşan Muhtar, aynı yılın 11 Eylülü’nde yaralanarak, İtalyanlara esir düştü. Savaş mahkemesinde yargılanarak idama mahkum edilen Muhtar, Libya’da bulunan Saluk kentinde şehadete ulaştı.

*

Hasan El Benna



Hasan El Benna da Şehadete Ulaşmıştı Abdulkadir Molla’nın şehadeti islam coğrafyalarındaki ilk şehadet haberi değil. İslam coğrafylarında milyonlarca Müslüman hiç sorgusuz sualsiz, mermilerin hedefi olurken, kadınları çocukları adeta sömürgeci, lejyon askerlere peşkeş çekilirken, önderlerimiz de bir bir şehadet şerbetine nail oluyor.

Son dönemin en dikkat çeken idam ve suikastlerinin başında tabiî ki Mısır’da yaşayan ümmete birlik çağrısını yineleyen, en önemli isim Hasan El Benna idi. İngiliz sömürgesi altında ilk çocukluk yıllarını geçiren Hasan El Benna, sömürgeye karşı başlattığı İhvan Hareketi bu gün dünyanın dört bir yanında yer alıyor.

İşbirlikçi diktatörlere karşı yürütülen çalışmalar neticesinde Hasan El Benna gizli emelleri olan Siyonist bir yapılanmaların bombalarına hedef olarak şehadet ayı olarak bilinen bir Şubat günü 1948 tarihinde şehit edildi.

*

İskilipli Atıf Hoca

Başına Şapka Değil, Boynuna İp İstedi

Müslüman liderlere yönelik idam ve baskı girişimleri sadece diğer islam coğrafyalarında değil, ülkemizde de yaşandı. Türkiye’nin Osmanlı sonrası ilk yıllarında Batı yanlısı politikaları ve din ve ırklara karşı tavrı, büyük acılar ve hüzünleride beraberinde getirmişti. Ankara’daki Ulucanlar Caddesi bile bunun en bariz örneğini teşkil ediyor. İskilipli Atıf Hoca da şehadet mertebesine idam edilerek ulaştı.

Yıllar sonra başarılı bir çalışma ile ortaya çıkan Atıf Hoca’nın naaşı Ankara’dan bir parkta alınarak, memleketi İskilip’e defnedildi. İslam coğrafyalarındaki bu idamlar sadece bu isimlerle sınırlı kalmadı. Sonraki yıllarda Arap Baharı adı altında ortaya çıkan gerilimler ile birlikte birçok ilim ve siyaset adamı öldürülmüştür.

Atıf Hoca’nın rüyası İskilipli Atıf Hoca’yı ilk defa maşeri vicdana (kamuoyu) tanıtan Necip Fazıl Kısakürek’in “Son Devrin Din Mazlumları” adlı eseri oldu. Fakat eserin akademik ciddiyetten mahrum bir şekilde kaynak gösterilmeden yazılmış olduğu da dikkate alınmalıdır. Eserde Atıf Hoca’nın 1926 yılının bir sonbaharında evinden alındığı yazılıdır. Halbuki Atıf Efendi’nin idamı 4 Şubat 1926’dır. Necip Fazıl’ın naklettiği bir hadise de; Atıf efendi’nin mahkemeden bir gün evvel müdafaasını yazarken, birden dalıp rüyasında Hz. Muhammed’i görmesi, Kâinat’ın Fahri’nin: “Yanıma gelmek dururken ne diye müdafaa karalamakla meşgul oluyorsun?” buyurması üzerine, yazdığı müdafaasını yırtması hadisesidir.

habervaktim

 
Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
İslami Sohbet sohbet bizimmekan reklamver