| Çevrimdışı
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
| Cevap: her şey anını bekler
Kafamın içindeki dünyada yaşamak mı daha zor, yoksa herkesin olduğu bu dünyada yaşamak mı? Bu ikilemden pek emin olamasam da, yaşamanın bir zorluğu var, hele ki bir daha hiç yaşayamayacakların ardında kalarak yaşamak çok ağır. Girmeyeceğim o kötü olayların içine şimdi, girmeyeceğim çünkü zaten o işin içinden hiç çıkamadık, çıkamadım, çıkamıyoruz. Sözlüklerde bulunan en kötü, en acı dolu, en öfkeli karşılığı olan kelimeleri bulup da yazmak bile eksik kalır. Neyimiz tam ki? Bunca yarım, bunca eksik insan bir araya gelip de bir tam edemiyoruz, bize de yazıklar olsun. Olmuyor. İnsanlığa dair büyük bir savaş verirken, içimizdeki son insanlık kırıntısını, son sevgi tohumunu da öldürüyorlar ya, daha ne diyeyim ben. Hayata pembe gözlüklerle değil de, sadece gerçekleriyle baktığımdan beri kafam bedenime, bedenim dizlerime, dizlerim ayaklarıma ağır gelir oldu. Kafa olarak kesinlikle yerçekimine karşı koyuyorum ama bazen keşke hiç basamasaydık karaya diyorum. Yine atlayacağım konulardan konulara. Denizi olmayan bir şehirde dalgaların çatıyı uçurması gibi imkansızdı umut ettiğimiz günleri görmek, aynı zamanda denizi olmayan bir şehirde sokakların denize çıktığını düşünmek kadar da masumdu yaşamak. Yaşatmadılar. Bu kalp atıyorsa, sadece benim için değil, biri için daha atsın dedik, attırmadılar. Ellerim varsa eğer, yazabilsin, tutabilsin üşümüş bir eli dedik, ne yazdırdılar ne de tutturdular. Ayaklarımız sağlamsa, yürüyelim dedik. Hiç bilmediğimiz sonlara, bir amaç uğruna. Yürütmediler. 'Kim bunlar?' diye sormak istedik, sordurmadılar. Böyle bir dünya varken, kendi kafamızın içindeki dünyaya gömülmeyip de ne yapacaktık? Bakma böyle aşk ve sevgiden bahsediyorum da, pembe gözlüklerini 9 yaşında kırmış bir çocuk için fazla lüks kalır, onlardan bahsetmek. Belki de ben dünyayı çok kafaya taktığımdan, birini sevmenin güzelliğinden uzaklaşıyorum ya da birini sevmenin beni dünyadan uzaklaştırdığını bildiğim için kaçıyorum. Belki ikisi de değil, sadece samimiyetsiz şeylerden hoşlanmıyorum. Ne bileyim, dünyaya ağlanacakken, birinin ardından ağlamaktan hoşlanmıyorum. Sevdiğim için kendimi kör kuyularda merdivensiz hissetmekten hoşlanmıyorum. Çok gerçek şeyler varken, her yanımda olanı gerçek sandığım günlerin yinelenmesi düşüncesinden hoşlanmıyorum. Kendimle çeliştiğim en gerçekçi noktada bu galiba. Bu insanlardan hoşlanmıyorum ama bu insanlar için bir şeyler yapmak istiyorum. İnsanlara dair hiçbir umudum yok ama yine bu insanlarla bir umudun peşinden koşmak istiyorum. En iyisi ben kafamı da alıp gideyim. 2015'e girdiğimizden beri, sevmemiştim zaten. Yine sevmiyorum. Öleceksem, samimiyetsizliklere olan sevgisizliğimden öleyim. Şubat'ı da sevmiyorum, en samimiyetsiz ay Şubat. Ben Ekim'i geri istiyorum, herkesin sırtını döndüğü Ekim'i. İyi gece yok, aymış gün yok, ne olduğu meçhul, hiçbir şeyimiz olmadığı aşikâr. 03:00 Lütfen şu köşede Birsen Tezer söylesin. '' ben bunları kimseye anlatmadım, kendimle bile konuşmadım. '' Ve Bülent Ortaçgil'in Kadın Sesi Değmiş Şarkılar konserini dinleyelim.
__________________ If you can't measure it, it doesn't exist. |