Tekil Mesaj gösterimi
Alt 21 Kasım 2025, 21:59   #3
Çevrimiçi
Lucid Doğrulanmış Üye
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
IF Ticaret Sayısı: (0)
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
Cevap: Kur'an'ı kendi metninden mi yoksa mealden mi okumalı?




Eski zamanların o sıradan ve basit olan yöntemi, şimdiki cehalet devrinin en önemli sorunlarından biri haline geldi.

İbadet için Arapça, tefekkür ve tahayyül için meal, ilim için tefsir okumalıdır.

Sıralamasına gelince...

İlim adamı olunmayacaksa insan bu konuda şöyle bir sıralama izler;

Önce çocuk yaşta elifba öğrenilir. Eş zamanlı olarak namaz duaları ve sureleri ezberlenir.

Kuran okumayı öğrenen çocuk, artık Kuranı anlamaya geçmelidir.

Kuranı anlaması için eline meal veya tefsir vermek yerine, aile içinde dini sohbetlere tâbi tutulmalıdır.

Temelden aldığı o dini eğitimden sonra, artık onu öncelikle tefsirlerle baş başa bırakmak gerekir.

Çünkü; örneğin bir insan Nur Suresinin 11. ayetini okuyunca, sadece iftira konusunun işlendiğini zanneder.
Oysa tefsir çalışırsa, o ayetin ne zaman, nerede, mekki mi medeni mi, kim için, neden, sebep sonuç, zahiri ve batıni, bildirilen beya bildirilmeyen bütün detaylarını bilir.
Tefsirden sonra meale dönerse, insan bu sefer ne olduğunu bilerek okumaya başlamış olur.
İşte bilmek, bilerek okumak buna deniyor.

Maalesef ki bazı hocalarımız meal yetmez derken aslında bunu kastediyorlar ama işin ilmine vakıf olmayan bazı çevreler ho hocaları kötü bir şekilde itham ediyorlar. Bunu biraz daha açalım ve anlayalım. Sahabenin dili Arapça idi. İnen ayetlerin tüm kelimelerini elbette çok iyi biliyorlardı. Fakat kelime başka, dil başka, kasıt başka, tarz başka. İnen her ayetin.kelimelerini bilmelerine, her gün o kelimeleri cümle içinde konuşmalarına rağmen, yine de "Anam babam sana feda olsun ya Resulullah, Rabbimiz bu ayette ne demek istedi?" diye sorarlardı.

Çünkü... İki türlü ayet vardır. Muhkem ayetler, müteşabih ayetler.

Muhkem ayetler, ekseri ahkam ayetleri olur. Okuyunca genellikle anlaşılır. Bazıları ise izaha muhtaçtır ve peygamberimiz açıklamış, sabitleştirmiştir.

Müteşabih ayetler ise Arapçasından veya herhangi bir çevirisinden okununca hemen anlaşılamayan ayetlerdir. Onları peygamberlerinin ve veli kullarının diliyle anlaşılır hale getirir. Yani açıklar, tefsir ederler. Müteşabih ayetlerin bir kısmı da Rabbimiz tarafından açıklanmamıştır. Onların anlamını ahirette öğreneceğiz. Ya, sin. Elif, laf, mim. Ta, ha. Bu ayetlerin hikmetini Rabbimiz ahirete bırakmıştır. Bana meal yeter demek, Kur'an'ın ezeli ilmini reddetmektir. Ayetlerin apaçık inmesi demek, onu hemen anlayabileceğimiz manasında değildir. O apaçıklık, kesinliği ifade eder, kolaylığı değil. İnsan ürünü bir kitabı, gazetedeki köşeyi, forumdaki yazıyı bile her zaman ilk okuyuşta anlayamıyorken, Kuran gibi sonsuz bir mucize nasıl olur da translate ile okunup konu kapanabilsin? İki insan kendi aralarında bile başka kimsenin anlayamayacağı özel bir konuşma dili oluşturabiliyor da, nasıl olur ki Allah'ın kendine has ve asla taklit edilemeyen dilini ilimsiz bir yöntemle translete ederek çözebileceksin? Bu özellik, sadece onun peygamberlerine ve seçkin kullarına verilmiştir. Çünkü onun diline, ona en yakın olanlar vakıf olabilir. Ölçüsünü de yine Allah-u azimuşşan belirler. O peygamber ve veli kullar da ilmi bizlere aktarırlar. Usul böyledir.

Beşeri bir örnek verelim. Devlet matematik kitabı basıp öğrencilere dağıtır. Öğrenciler matematiği kitaptan mı öğrenir, yoksa öğretmenden mi? İşte böylece öğretmenler öncelikle kitaptaki bütün soruları açıklarlar, yani tefsir ederler. Ardından o çocuklar kitabı nerede nasıl görürlerse, kolayca çözerler.

Yani evvela tefsir okuyan, ayetlerin tüm içeriğini öğrenen bir insan, mealini görür görmez tümden fotoğrafı gözünün önüne getirir ve artık o kutsal kitabı yaşayarak okumaya başlar.

Tefsir, hadis, siyer, fıkıh gibi konuları okumamış bir insan Nur suresi 11. ayeti okuyunca en fazla "hmmm demek ki iftira atmamalıyız" der ve bunu ne kadar benimser bilemeyiz. Ama tefsir okumuş bir insan sıra o ayetin mealine geldiğinde aklına Hz. Ayşe annemize atılan iftirayı, sahabenin davranışlarını, söylediklerini, söylemediklerini, Cebrail aleyhisselamın konuyla ilgili ayeti nasıl getirdiğini, Hz. Ebubekirin, Hz. Ömer'in, Hz. Osman ve Hz. Ali efendilerimizin ayet inmeden evvel Ayşe annemizin tertemiz olduğunu hangi şairane ve duygulandıran sözlerle ifade ettiklerini, Peygamber efendimizin bu konuda baştan sona hangi tutumla yaklaştığını, Ayşe annemizin üzüntüden günlerce ne kadar çok gözyaşı döktüğünü ve daha nicelerini akıldan süzerek okuyacaktır. İşte okuduğundan lezzet almak tam olarak böyle bir şey.

Tefsirden başlayıp, tamamlayıp, meale dönülürse, o zaman mealin lezzeti olur. Öteki türlü Arapça bilmeden okunan Kur'anı nasıl ki anlamıyorsak, tefsir okumadan baktığımız mealden de tat alamayız. Rahmeti sonsuz Rabbimiz bize sadece bunların sevabını verir hepsi o.

Yani önce tefsir, sonra meal.

 
Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
sohbet odaları sohbet bizimmekan reklamver