| Çevrimiçi
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
| Cevap: Günün Tavsiyesi
Günün tavsiyesi bir ayet olsun mu arkadaşlar?
Çocukluğumuzdan beri bizlere putperestlerin sadece heykellere taptıklarını, hatta helvadan ilahlar yapıp sonra onları yedikleri öğretildi değil mi? Biz sadece Hz. İbrahim'in Kâbe'nin putlarını parçaladığını duyduk. Nedense büyüklerimiz bizlere her asırda bulunan kendi ilahlarımız olan putlardan bahsetmediler. Ya kendi çabalarımızla öğrendik, ki mecburuz, ya da bir yerlerde denk geldik, nasipliyiz. Oysa en azından vakit kaybı olmasın adına miras gibi aktarılması gereken hususlar bunlar. Yoksa ömür dünya putları uğruna heba oluyor.
Bir uyanıyorsunuz ve bakıyorsunuz ki, dinimiz elbise imiş. Bir bakıyorsunuz kişi mobilyalara tapmış. Eyvah, kendi bedenine tapmış, kendini boyamaya tapmış, dans etmeye tapmış, müzik aletlerine tapmış ve boynunda herhangi bir müzik aleti var ve onu elinden atamıyor. Müzik aleti dile gelip "Allah senin hakkında benimle ilgili kararını verene kadar mahşerde benimle varlık bulacaksın" diyor. Paraya tapanlar, parayı satan faizciler, başkasının hakkını yiyenler, mahşerde boynunda korkunç bir yılan sarılı olarak bekleyecekler. Daha nice nice tapındıklarımızla beraber, hepsinin hesabını soracaklar ve biz hesap veremeyeceğiz.
O günü görmeden, şu ayeti görmekte fayda var;
Casiye 23;
Nefsinin kötü arzularını kendine ilâh edinen kimseyi gördün mü? Allah onu bir bilgiye göre saptırmış, kulağını ve kalbini mühürlemiş, gözlerine de perde çekmiştir. Allah’tan sonra artık onu kim doğru yola getirebilir? Hiç düşünüp ibret almaz mısınız?
Açıklama:
“Nefsinin kötü arzularını ilâh edinmek” (Câsiye 45/23), bir kimsenin, nefsinin her istediğini yapması ve yaptığı işin Allah katında haram mı, helâl mi olduğunu dikkate almadan davranmasıdır. Böyle bir insan, Allah emretmiş bile olsa, eğer nefsi istemiyorsa o işi yapmaz. Yine bir kimse nefsine itaat ettiği gibi, şayet başkalarına da itaat ediyorsa, o kimseleri de ilâh edinmiş olur. Her ne kadar bu kişi, o kimseleri ilâh ve ma’bud edinmediğini söylese de veya o kimselerin putunu yaparak onlara tapmasa da onları ilâh edinmiştir. Çünkü Allah’ın emirlerini, haram ve helâllerini dikkate almadan başkalarına olan bu kayıtsız şartsız teslimiyeti, onun bu kimseleri ilâh edindiğinin fiilî ispatıdır. Bu ise apaçık şirktir. “Allah’ın bir bilgiye göre saptırdığı” (Câsiye 45/23) ifadesiyle, ilmi olmasına rağmen sapıklığa düşen kimseler kastedilir. Çünkü ilmi ona fayda vermemiş ve o nefsinin kölesi olmuştur. Ayrıca bu ifadeden, “Allah o kimsenin nefsine kulluk ettiğini bildiği için, onu saptırmıştır” mânası da anlaşılabilir.
Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Akıllı kişi nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için amel eden kim*sedir. Günahkâr kişi ise nefsini hevasının peşine takan ve Allah’tan olmadık şeyleri temenni eden kimsedir.” (Tirmizî, Kıyamet 25)
“Üç husus vardır ki helak edi*cidir. Üç husus da vardır ki kurtarıcıdır. Helak ediciler itaat olunan cimrilik, peşinden gidilen bir hevâ ve kişinin kendisini beğenmesidir. Kurtarıcı olan hususlar ise gizlide ve açıkta Allah’tan korkmak, zenginken de fakirken de orta yollu harcamak, rızâ halinde de, kızgınlık halinde de adâletli olmaktır.” (Heysemî, Mecme‘u’z-zevâid, I, 90)
Nefsânî arzuların kulu kölesi olma konusunda Ebü’l-Abbâs el-Mürsî’nin anlattığı şu kıssa pek ibretlidir:
“Padişahlardan biri, bir irfân sahibi zâta gider ve:
«- Benden bir şey iste» der. İrfân sahibi zât ona şöyle der:
«- Sen bana böyle diyorsun ama, benim iki kölem var. Ben onların sahibi oldum. Ama o iki köle de sana sahip oldu. Ben onları kahrım altına aldım, perişan ettim. Halbuki onlar da seni perişan etti. İşte bu iki kölenin biri şehvet, diğeri hırstır. Bu durumda sen, benim kölelerimin kölesisin. Senden nasıl istekte bulunabilim ki?” (Velîler Ansiklopedisi, II, 823)
Hz. Mevlânâ (k.s.) ne güzel öğüt verir:
“Şehvet duygusunun kulağına pamuk tıkayın. Yâni, süflî, aşağı duy*gulara âit sesleri duyan, şu görünen baş kulağınızı sağır hale getirin ki, can kulağınız açılsın da, Hakk’ın, hakîkatin sesini duyabilesiniz. Gözü*nüzden de, dünya sevgisi bağını kaldırıp atınız. Aslında şu görünen baş kulağımız, can kulağımızın pamuk tıkacıdır. Bu sebepledir ki baş kulağımız tıkanmadıkça, can kulağımız sağır olarak ka*lacaktır. Nefsanî duygulardan uzak, âdetâ duygusuz kalın, sağır olun, düşün*cesiz bir hâle geliniz ki Hakk’ın: «Rabbine dön!» (Fecr 89/27) hitabını işitebilesiniz. Sen, uyanık kaldıkça, uyanıklık dedikodusu ile uğraştıkça, uykuda gizlenen rüyâlardan, rüyâlardaki konuşmalardan nasıl mâna kokusu alabilirsin? Görünen âlemin sırlarından nasıl haberdar olabilirsin?” (Mevlânâ, Mesnevî, 566-570. beyitler)
Peki bir sonraki ayet ne biliyor musunuz? Onlardan olmak istemeyiz.
Casiye 24;
Müşrikler dediler ki: “Hayat, sadece yaşadığımız şu dünya ha*yatıdır. Yaşarız ve ölürüz. Bizi helâk eden de yalnız zamandır.” Oysa onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur; sadece tahminde bulunuyorlar.
Konu Lucid tarafından (06 Aralık 2025 Saat 09:31 ) değiştirilmiştir.
|