[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Belki de insan, başına gelen her şeyi anlamlandırmadan yapamıyor.
Bir sebep bulmadan, bir ders çıkarmadan, bir yere koymadan duramıyor.
Çünkü içimizde tuhaf bir korku var.
“Bu kadar acı, onca yaşanılan, bu kadar şey boşuna gelmiş, olmuş olamaz.”
O yüzden adı hemen konuyor.
Sınav.
Belki acıya şekil vermenin en kolay yolu bu.
Acının yüzünü yuvarlatıp, “Bunun da bir sebebi var,” demek.
Ama bazen yok.
Bazen sebep yok, ders yok, açıklama yok.
Bazen hayat, hayat olduğu için can acıtıyor.
Ve kabul etmesi en zor olan da bu.
Peki sakinleşmenin başka yolu yok mu?
Var.
Ama kimse söylemiyor.
Çünkü o yolun adı “kabullenmek” ve kabullenmek kulağa hep teslim olmak gibi geliyor.
Oysa değildir.
Kabullenmek.
“Bu oldu ve ben yine buradayım,” demektir.
“Hayat beni seçip zorlamıyor, sadece akıyor. Ben de onun içinden geçiyorum,” demektir.
“Ben suçlu değilim, eksik değilim, cezalı değilim,” demektir.
Belki gerçekten ihtiyacımız olan şey, her yaşadığımızı önümüze konulan bir sınav gibi görmek yerine.
İnsanın dünyadaki kırılgan yürüyüşünü biraz olsun anlayabilmek.
Sakinleşmek bazen bir nefes değil, bir cümledir.
“Acıyor ama geçecek.”
“Yıkıldım ama bittim sanma, birazdan toparlanırım.”
“Bu yaşadığım şey sınav değil, bu, insan olmak.”
Ve asıl güç.
Acıyı sınav gibi görmeden de güçlü kalabilmekte.
Bazen hayatın bizi imtihan ettiğini söylemek, aslında kendimizi avutmanın kibar bir yoludur.
Çünkü “Sınavdı, atlattım,” demek daha kolaydır, “Bu beni incitti,” demekten.
Oysa incinmek de insana dahildir.
Yara aldığını kabul eden iyileşmeye daha yakındır.
Kırıldığını saklamayan, yeniden bütün olur.
Kendimizi güçlü göstermek için her şeyi sınav diye adlandırırken, en büyük gerçeği unutuyoruz.
İnsan, acıya anlam bulduğu için değil, acıyla durabildiği için büyür.
Ve belki de sakinleşmenin en derin yolu şudur.
Hayatın senden bir performans beklemediğini fark etmek.
Kimsenin karşısında bir sınav kâğıdı doldurmuyorsun, kimsenin gözünde bir başarı notu peşinde değilsin.
Bazen tek yapman gereken, başını bir yere yaslayıp “Bugünlük bu kadar,” diyebilmektir.
Çünkü bazen nefesi bile titreten o ağırlık, sınav değil, sadece uzun bir günün yorgunudur.
Ve insan, hiçbir sınavı çözmeden de, sadece kendi yumuşaklığında dinlenerek de hayatta kalabilir.