[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
İnsan hayata güçlü olduğu yerlerden değil,
vazgeçemediği yerlerden tutunur.
Kimsenin görmediği, kimsenin bilmediği ama kalbinin “burayı bırakamam” dediği o yerler vardır.
Bir insan.
Bir his.
Bir anı.
Bir cümle.
Bazen sadece bir umut.
İnsan bunlara tutunduğu için ayakta kalır.
Mantıklı olduğu için değil.
Doğru olduğu için değil.
Gururuna uyduğu için hiç değil.
Sadece vazgeçemediği için.
Çünkü vazgeçememek zayıflık değildir.
Vazgeçememek, kalbin hâlâ hayata açık olduğunun kanıtıdır.
İnsan, kaybetmeyi göze alamadığı yerlerde canlıdır.
Kırılma ihtimaline rağmen bırakamadığı her şey, onun yaşamla kurduğu gizli bağdır.
Hayat, çoğu zaman insanı vazgeçmeye ikna etmeye çalışır.
“Bırak,” der.
“Değmez,” der.
“Yoruldun,” der.
Ama insan bazen tam da o noktada yaşadığını hisseder.
Çünkü vazgeçmediği yerde hâlâ bir anlam vardır.
Vazgeçilen şeyler geride kalır.
Ama vazgeçilemeyenler insanın içinde yaşar.
İnsan onları taşıdığı için yürür.
Onlar yüzünden nefes alır.
Onlar sayesinde sabah olur.
Ve evet, bazen vazgeçemediğin şey acı verir.
Yorar.
Yıpratır.
Ama şunu unutmamak gerekir.
Acı veren her şey hayat değildir ama
hayat veren şeyler çoğu zaman vazgeçemediklerimizdir.
İnsan vazgeçmeyi öğrendiğinde değil,
neden vazgeçemediğini fark ettiğinde kendini tanır.
Çünkü orası, onun kalbinin attığı yerdir.
Ve belki de yaşam dediğimiz şey tam olarak budur.
Her şey giderken bile, içinde bir yerin “buradayım” dediği o tek noktaya tutunmak.
Çünkü insan, vazgeçemediği yerlerden hayata tutunur.