[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Bir sabah kalkarsın...
Ve fark edersin ki seni sen yapan şeyler, birer birer gitmiş.
Kimi insan olur, kimi hayal, kimi umut, kimi güven.
Ardında öyle bir sessizlik kalır ki, kendi kalp atışını bile fazla bulursun.
O an, hiçbir şeyin anlamı yoktur.
Ne güneşin doğuşu, ne kahvenin kokusu, ne de aynadaki yansıman.
Her şey soluktur, bulanıktır, eksiktir.
Sanki biri içeriden fişini çekmiş gibi hayatın enerjisi kesilmiştir.
Ve işin en zor kısmı...
O gidenlerin yokluğunu kabullenmek değil.
Onlarsız kim olduğunu yeniden öğrenmektir.
Çünkü alışmışsındır, sevdiğin şeyler senin anlamındır, senin merkezindir.
Onlar gidince, yönünü kaybedersin.
Bir pusula gibi dönersin durmadan, ama hiçbir yön kuzeyi göstermez.
Kimi gün sadece oturur, duvara bakarsın.
Zaman geçmez.
Kimi gün ağlarsın, hiçbir şey düzelmez.
Ve kimi gün, hiçbir şey hissetmezsin...
İşte o en tehlikelisidir.
Çünkü hissizlik, acının son hâlidir.
Ama sonra...
Bir sabah, çok sessiz bir sabah.
İçinden bir cümle fısıldanır gibi gelir.
“Ben hâlâ buradayım, hâlâ nefes alıyorum, bitmedim, hâlâ varım. "
Ve belki de o anda anlarsın.
En sevdiğin şeyler seni bırakmış olabilir, ama senin içindeki yaşam seni bırakmamış.
Hayat bazen, en büyük kayıplarla yeniden kurulur.
Çünkü hiçbir şey gitmez aslında sadece şekil değiştirir.
Sevdiğin kişi gider, ama seni sevmeyi öğretir.
Hayalin yıkılır, ama yeniden kurmayı öğretir.
Umudun tükenir, ama kendine inanmayı öğretir.
Ve bir gün aynaya baktığında, artık eskisi gibi biri değilsindir.
Ama artık daha güçlü, daha derin, daha farkında birisindir.
Kaybettiklerin seni eksiltmemiştir sadece sadeleştirmiştir.
Belki de hayatla başa çıkmak, hiçbir şey kaybetmemek değildir.
Tam tersine, her kayıptan sonra yeniden var olmayı öğrenmektir.