[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
İnsan, sevilmediğini kabul edemez.
Çünkü o kabul, benliğin içine kazınmış “değersizim” yankısını yeniden uyandırır.
Kalbinin derinliklerinde, sevginin değil onayın peşindedir.
Birinin sevgisi eksildiğinde, kendine olan inancını da kaybeder.
İşte bu yüzden sevilmediğini kabul edemez.
Kendini kandırır. “Sadece zamanı değil.” der.
“Zor bir dönemden geçiyor.” der.
Her bahanenin altına biraz umut serper, biraz da korku.
Çünkü kabul ederse, bütün çabalarının boşa gittiğini görecektir.
İşte bu yüzden sevilmediğini anlayamaz.
Bir duygusal yanılsamanın içine saklanır.
Sevildiğine inanmak, yalnızlıktan daha güvenlidir.
Gerçek, soğuktur, hayalse sıcak.
O yüzden hayale sarılır, gerçekle yüzleşmez.
İşte bu yüzden sevilmediğini anlamayı reddeder.
Bazen de “sevilmemeyi” romantize eder.
Acısını kutsallaştırır, kendini trajedinin kahramanı ilan eder.
“Ben sevmeye devam edeceğim.” der.
Aslında bu, sevgi değil, duygusal bağımlılıktır.
İşte bu yüzden sevilmediğini göremez.
Egosu izin vermez.
Çünkü sevilmemek, egoya atılmış bir tokattır.
“Beni nasıl sevmez?” der, “Ben yeterince iyi değil miyim?” der.
Gururu, hakikati bastırır.
İşte bu yüzden sevilmediğini reddeder.
Ve bazen, içindeki eksik sevgiyi başkalarının kalbinde arar.
Kendisini sevmeyi bilmediği için, başkalarının sevgisiyle var olmaya çalışır.
O sevgi gidince, kendini kaybeder.
İşte bu yüzden sevilmediğini fark etmez.
Sevilmediğini kabul edemeyen insan, aslında kendini sevemeyen insandır.
Gerçek bir kaybı değil, kendi benliğini korumaya çalışır.
Çünkü sevildiğine inanmak, “değerliyim” demenin başka bir yoludur.
Ve bu yüzden, gerçeği değil, yalanı seçer.
Çünkü bazen yalan, kalbinin dayanabileceği tek gerçektir.
İnsan bazen, sevilmediğini fark etmemek için kendi kalbini bile kandırır.