Ve aynı zamanda üstteki yorumu baz alarak söylemek isterim ki... Türkiye'deki tıp eğitimi dahil dünyanın tamamına yakını yine aynı zihniyetini kontrolünde. Eğitim sistemi onların usullerine göre kurguludur ve yetişen doktorların tamamı onların sistemini devam ettirmeye yönelik yetiştiriliyorlar. Bunların çok az bir kısmı uyansa da, sistemle mücadele etmek için güçsüz kaldıklarından, sadece uyanmış bir doktor olarak maalesef görevlerine devam etmek zorunda kalıyorlar. Neticede herkes ekmeğini kazanmak zorunda. İlaç şirketleri hakkında çok defa "iyilesrirme, uyuştur ve ertele" politikasını duymuşsunuzdur. Bu doğrudur ve acı bir gerçektir. Allah, yeryüzündeki yeşil ağacı bize şifa olsun diye ilaç olarak vesile kılmıştır. Verdiği bütün hastalıkların şifası yeşil ağaçta mevcuttur. Kimyasal ilaçlar, suni ilaçlar, yapay ilaçlar bizleri bedenen ve ruhen köreltmek için üretilir. Yeşil bitkide şifa vardır. Hastalıklar için içinde şifa barındırır. Ateşi bile ondan elde ederiz. Ki onu da bozma yolunda çok çabalar sarf ettiler. Ata tohumluk bitkiyi bulmak eskisi gibi kolay değil. Eskiden herkes kendi bahcesinden ekip yerdi. İnsanları bilgisiz, beceriksiz, tecrübesiz, boş kutu haline getirmek için büyük şehirlere yerleşmeyi cazip gösterdiler. İnsanlar büyük şehirlere gittiler. Köyler boş kaldı. Hazır yiyen, tüketen, üretmeyen, ne yediğini ve içtiğini bilmeyen, ürün etiketi okumaktan anlamayan, kolay hastalanabilen, narin, unicorn şirketlere bağımlı topluluklar haline geldik. Yani sözde sosyal haklarının çok olduğunu zanneden köleler durumundayız. Bize biçilen rol hep böyleydi. Boyunduruk altındayız. Maalesef.
Böyle hakikatlerin içinde, bireysel üretimini oluşturabilen, bilinçli tüketici olabilen, sağlıklı beslenmeyi ve düzenli sporu alışkanlığı haline getirebilen, savaş veya kriz ortamında kendi kendine yetebilecek sisteme sahip olabilen insanlar olmak zorundayız. Bu zorunluluğun ne kadar farkındayız ve kaç kişi başarabilir tartışılır. Fakat gerçek bu.