Tekil Mesaj gösterimi
Alt 18 Nisan 2009, 15:27   #1
Çevrimdışı
YapraK
YapraK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Tertullian (160-225)


sohbet


Tertullian (160-225)

Putperest bir ailenin çocuğu olan Kuzey Afrikalı olan Tertullian özellikle tarih ve felsefe konularında iyi eğitim almış, iyi bir konuşmacıydı. Grekçe’yi de çok iyi bilen düşünür Roma’da hukukçu olarak ün salmıştı. Erken orta yaşlarındayken Roma’da Mesih’e iman edip vaftiz olmuş ve kısa bir süre sonra da ihtiyar olarak kilisede hizmet etmeye başlamıştır. Daha sonra tekrar 2.yüzyılda Roma’dan sonra ikinci büyük şehir olan Kartaca’ya dönen ve orada yaşamının büyük kısmını, geçiren tanrıbilimci zamanının çoğunu Latince kitaplar yazarak geçirmiştir. Tertullian iman savunucuları arasında anahtar isimlerden birdir. Aynı zamanda Marcion’un görüşlerini çürütecek ikna edici yazılar da kaleme almıştır. Hıristiyanlığı eziyet ve suçlamalara karşı savunduğu Apoloji isimli kitabında özellikle geliştirmiş olduğu Üçlübirlik doktrinini anlatmıştır. Praksiyas’a Karşı adındaki kitabında ise Modalizm’e karşı yazmıştır.

Tertullian bir hukukçu gibi düşündüğü için kilise dışındaki sapkın öğretişlerin kendi öğretişlerini açıklamak için Kutsal Kitap’ı kullanamayacaklarını söylemiştir. Çünkü Kutsal Kitap kiliseye aittir ve bu tür kişilerin Kutsal Kitap üzerinde herhangi bir yorum yapmaya ya da istedikleri gibi kullanmaya hakları yoktu.

Yasal kafa yapısıyla parlak bir avukata benzeyen, mantıklı sonuçlar çıkarmakta yetenekli olan Tertullian pek hoşgörülü bir adam değildi. Bir Mesih inanlısının putperest bir toplumda nasıl yaşaması gerektiği konusunda katı kuralları vardı. Tertullian’a göre bir Hıristiyan toplu gösterilere katılmamalı, orduda hizmet etmemeli, okullar ya da sivil örgütlerde, hatta putperestliğe dolaylı da olsa hizmet eden bir meslek dalında bile çalışmamalıydı.

Bir çoğunluğa karşı küçük bir grubu savunup onları temsil etmeyi çok seviyordu. Belki de katı kuralları olan ve peygamberliği de savunan Montanistler’i bu yüzden savunmuştu. Tertullian üçüncü yüzyılda Montanist olmuş ve ayrıca evrensel kiliseyi fazlasıyla kurumsallaştırılmış, ruhtan yoksun ve özellikle de ahlaki konularda ödün vermekle suçlamıştır.

Aslında Tertullian’ın Montanist olması ilk kilisede bu akımın ne kadar etkin olduğunu göstermektedir. Tertullian’ın Montanizm’e bu kadar ilgi duymasının nedeni kendi bedensel savaşı yüzünden Montanizm’in daha çok Yasa’yla ilgili ve özellikle de sert bedensel öğretişlerinden etkilenmiş olmasıdır. Ama tabi ki Montanist olmak Tertullian’ın bedenle olan savaşını sona erdirmemiştir. Hatta yaşadığı bu savaş yüzünden hayatının sonuna doğru kilisenin dışında kalmış ve Montanistler’in öğretişlerini de beğenmemiş kendi akımını oluşturmak zorunda kalmıştır.

Tertullian’ın en büyük sorunu lütfü anlayamamış olmasıydı. Bizler de bugün zaman zaman özellikle günaha düştüğümüz zamanlardan sonra suni bir değişiklik arıyoruz. Ama Romalılar kitabı bizim İsa Mesih’te suçsuz günahkarlar olduğumuzu yazmaktadır. Bizler İsa Mesih’te kutsallarız ve özgürüz. Yapabileceğimiz hiçbir şey ya da hiçbir suni, kuralcı bir din bizi özgür kılmaz. Hatta daha çok bağlar. Tertullian’a ve bu şekilde düşünen insanlara verilecek cevap kendine değil de İsa Mesih’e daha fazla güvenmesi gerektiğidir.

Son yıllarını kilisenin dışında geçirdiği halde sonraki nesiller onun Üçlübirlik ve Mesih’in kişiliği konusunda yazdıklarından çok faydalanmışlardır. Tertulyan daha 2.yüzyılın başlarında Üçlübirliği formüle etmiş ve bu sayede de bu kadar erken bir çağda kilise tarihinde bu kadar önemli bir yere gelmiştir. Tek bir özde üç kişilik Tertullian’ın Üçlübirlik formülüdür ve daha sonraki nesiller özellikle inanç bildirgelerinin yazılışında Tertullian’ın bu formülünü kullanılmıştır.

Tertullian karşı çıktığı Monarkianistler gibi Tanrı’nın mutlak ve tek egemenliğine inanmış ve Tanrı’nın tekliğini tanımlamak için Latince’deki substantia kelimesini kullanmıştır. Yasal bir terim olan substantia kelimesi bir kişinin toplumdaki statüsünü, sahip olduğu yeri, saygınlığını ya da makamını anlatıyordu. Tertullian Tanrı’yı statüsünde tek görüyor. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’u anlatırken onları üç persone ya da kişilik olarak tarif ediyordu. Tertullian’ın anlatmaya çalıştığı Tanrı statü bakımından birdi, ama bu birliği bir üçlükte dağıtmıştı.

Yine Tertullian’a göre dünya yaratılmadan önce Tanrı yalnızdı. Ama Tanrı gerçekçi olduğu için kendisinde daima akıl ve mantık vardı. Bu mantık da Logos’tu. Logos Tanrı’nın kendi düşüncesiydi. Düşünce kendini Söz’de açıklıyor, Söz de Tanrı’nın mantığından oluşuyordu. Tertullian’a göre bu mantık da Kutsal Kitap’ta Hikmet diye tanımlanıyordu ve bu Hikmet de Tanrı’nın Oğlu’ydu. Ama mantığın kendini Söz’de açıklamadığı yani Oğul’un olmadığı bir zaman vardı. Tertullian’ın bu açıklaması sonraki nesiller arasında şiddetli tartışmalar yaratacak önemli bir noktadır.

Tertullian İsa’da Tanrısal ve insansal özelliklerin karışmadığını da öğretmiştir. Altın ve gümüş karışabilir ve sonuçta elektrum diye başka bir metal elde edilir. Aynı durum İsa’da da gerçekleşmiş olsaydı, o zaman ne insan ne de Tanrı olan üçüncü bir varlık olması gerekirdi. Ama İsa, ne insan, ne Tanrı, ne de başka bir varlıktı. İsa hem Tanrı hem de insandı. İsa Mesih’te tek bir -persone- kişi, ama iki –substantia- makam ya da doğa bulunuyordu. Kartacalı parlak konuşmacı Tertullian yazdıklarıyla inanç açıklamalarına da birçok katkı sağlamıştır.

Alıntı.
Tertullian (160-225)

Putperest bir ailenin çocuğu olan Kuzey Afrikalı olan Tertullian özellikle tarih ve felsefe konularında iyi eğitim almış, iyi bir konuşmacıydı. Grekçe’yi de çok iyi bilen düşünür Roma’da hukukçu olarak ün salmıştı. Erken orta yaşlarındayken Roma’da Mesih’e iman edip vaftiz olmuş ve kısa bir süre sonra da ihtiyar olarak kilisede hizmet etmeye başlamıştır. Daha sonra tekrar 2.yüzyılda Roma’dan sonra ikinci büyük şehir olan Kartaca’ya dönen ve orada yaşamının büyük kısmını, geçiren tanrıbilimci zamanının çoğunu Latince kitaplar yazarak geçirmiştir. Tertullian iman savunucuları arasında anahtar isimlerden birdir. Aynı zamanda Marcion’un görüşlerini çürütecek ikna edici yazılar da kaleme almıştır. Hıristiyanlığı eziyet ve suçlamalara karşı savunduğu Apoloji isimli kitabında özellikle geliştirmiş olduğu Üçlübirlik doktrinini anlatmıştır. Praksiyas’a Karşı adındaki kitabında ise Modalizm’e karşı yazmıştır.

Tertullian bir hukukçu gibi düşündüğü için kilise dışındaki sapkın öğretişlerin kendi öğretişlerini açıklamak için Kutsal Kitap’ı kullanamayacaklarını söylemiştir. Çünkü Kutsal Kitap kiliseye aittir ve bu tür kişilerin Kutsal Kitap üzerinde herhangi bir yorum yapmaya ya da istedikleri gibi kullanmaya hakları yoktu.

Yasal kafa yapısıyla parlak bir avukata benzeyen, mantıklı sonuçlar çıkarmakta yetenekli olan Tertullian pek hoşgörülü bir adam değildi. Bir Mesih inanlısının putperest bir toplumda nasıl yaşaması gerektiği konusunda katı kuralları vardı. Tertullian’a göre bir Hıristiyan toplu gösterilere katılmamalı, orduda hizmet etmemeli, okullar ya da sivil örgütlerde, hatta putperestliğe dolaylı da olsa hizmet eden bir meslek dalında bile çalışmamalıydı.

Bir çoğunluğa karşı küçük bir grubu savunup onları temsil etmeyi çok seviyordu. Belki de katı kuralları olan ve peygamberliği de savunan Montanistler’i bu yüzden savunmuştu. Tertullian üçüncü yüzyılda Montanist olmuş ve ayrıca evrensel kiliseyi fazlasıyla kurumsallaştırılmış, ruhtan yoksun ve özellikle de ahlaki konularda ödün vermekle suçlamıştır.

Aslında Tertullian’ın Montanist olması ilk kilisede bu akımın ne kadar etkin olduğunu göstermektedir. Tertullian’ın Montanizm’e bu kadar ilgi duymasının nedeni kendi bedensel savaşı yüzünden Montanizm’in daha çok Yasa’yla ilgili ve özellikle de sert bedensel öğretişlerinden etkilenmiş olmasıdır. Ama tabi ki Montanist olmak Tertullian’ın bedenle olan savaşını sona erdirmemiştir. Hatta yaşadığı bu savaş yüzünden hayatının sonuna doğru kilisenin dışında kalmış ve Montanistler’in öğretişlerini de beğenmemiş kendi akımını oluşturmak zorunda kalmıştır.

Tertullian’ın en büyük sorunu lütfü anlayamamış olmasıydı. Bizler de bugün zaman zaman özellikle günaha düştüğümüz zamanlardan sonra suni bir değişiklik arıyoruz. Ama Romalılar kitabı bizim İsa Mesih’te suçsuz günahkarlar olduğumuzu yazmaktadır. Bizler İsa Mesih’te kutsallarız ve özgürüz. Yapabileceğimiz hiçbir şey ya da hiçbir suni, kuralcı bir din bizi özgür kılmaz. Hatta daha çok bağlar. Tertullian’a ve bu şekilde düşünen insanlara verilecek cevap kendine değil de İsa Mesih’e daha fazla güvenmesi gerektiğidir.

Son yıllarını kilisenin dışında geçirdiği halde sonraki nesiller onun Üçlübirlik ve Mesih’in kişiliği konusunda yazdıklarından çok faydalanmışlardır. Tertulyan daha 2.yüzyılın başlarında Üçlübirliği formüle etmiş ve bu sayede de bu kadar erken bir çağda kilise tarihinde bu kadar önemli bir yere gelmiştir. Tek bir özde üç kişilik Tertullian’ın Üçlübirlik formülüdür ve daha sonraki nesiller özellikle inanç bildirgelerinin yazılışında Tertullian’ın bu formülünü kullanılmıştır.

Tertullian karşı çıktığı Monarkianistler gibi Tanrı’nın mutlak ve tek egemenliğine inanmış ve Tanrı’nın tekliğini tanımlamak için Latince’deki substantia kelimesini kullanmıştır. Yasal bir terim olan substantia kelimesi bir kişinin toplumdaki statüsünü, sahip olduğu yeri, saygınlığını ya da makamını anlatıyordu. Tertullian Tanrı’yı statüsünde tek görüyor. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’u anlatırken onları üç persone ya da kişilik olarak tarif ediyordu. Tertullian’ın anlatmaya çalıştığı Tanrı statü bakımından birdi, ama bu birliği bir üçlükte dağıtmıştı.

Yine Tertullian’a göre dünya yaratılmadan önce Tanrı yalnızdı. Ama Tanrı gerçekçi olduğu için kendisinde daima akıl ve mantık vardı. Bu mantık da Logos’tu. Logos Tanrı’nın kendi düşüncesiydi. Düşünce kendini Söz’de açıklıyor, Söz de Tanrı’nın mantığından oluşuyordu. Tertullian’a göre bu mantık da Kutsal Kitap’ta Hikmet diye tanımlanıyordu ve bu Hikmet de Tanrı’nın Oğlu’ydu. Ama mantığın kendini Söz’de açıklamadığı yani Oğul’un olmadığı bir zaman vardı. Tertullian’ın bu açıklaması sonraki nesiller arasında şiddetli tartışmalar yaratacak önemli bir noktadır.

Tertullian İsa’da Tanrısal ve insansal özelliklerin karışmadığını da öğretmiştir. Altın ve gümüş karışabilir ve sonuçta elektrum diye başka bir metal elde edilir. Aynı durum İsa’da da gerçekleşmiş olsaydı, o zaman ne insan ne de Tanrı olan üçüncü bir varlık olması gerekirdi. Ama İsa, ne insan, ne Tanrı, ne de başka bir varlıktı. İsa hem Tanrı hem de insandı. İsa Mesih’te tek bir -persone- kişi, ama iki –substantia- makam ya da doğa bulunuyordu. Kartacalı parlak konuşmacı Tertullian yazdıklarıyla inanç açıklamalarına da birçok katkı sağlamıştır.

Alıntı.
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr