Tekil Mesaj gösterimi
Alt 25 Ağustos 2009, 22:16   #1
Çevrimdışı
NucLeaR Doğrulanmış Üye
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
IF Ticaret Sayısı: (0)
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
Eski Ramazan’da oruç yiyenler




Adam seferîdir veya hasta. Belki midesinden rahatsız, süt içecek, yoğurt yiyecek. Böyle değil de sıska fakirin biri. Bakkaldan biraz peynirle ekmek almış, yiyerek yola düzülmüş. Yol da kalabalık bir yer değil hani. Sokak içi. Fakat birdenbire karşısına eski devrin bir polisi dikiliyor

Adamcağızı çal yaka karakola götürüyor. Derdini dinleyen yok. Komiserin emri:

-Götür şunu tekne altına.

Tekne altı, Ramazan’ın sonuna kadar hapiste yatmak demektir. Bu işe o zamanın ne yargıcı karışır, ne savcısı.
Böyle şey olur mu diyeceksiniz. Oluyormuş işte. O devirlerde dünya ile ahiret arasında bir ayrılık gözetilmediğinden, fodullar ve kel kâhyalar hüküm sürmüşler ve bu hal, gittikçe hafiflemekle beraber, aşağı yukarı Cumhuriyet’e kadar devam etmiştir.
Oruç tutmayanları tekne altına yollarken bir deyimde uydurmuşlar: Alenen nakz-ı siyam. Adam oruçlu da unutkanlıkla orucunu bozdu ise bu deyim gene yerinde sayılır, fakat oruçlu değilse ne anlamsızlık. Orucu yok ki bozsun. Nakzin anlamı bir şeyi bozmaktır. O halde?

Allah duygusu insanın kalbinde yaşar. Buna kulun karışmaya hakkı yoktur. Hem ne riyâkâr sofular yüzyıllarca ne fenalıklar yapmışlardır. Bağdatlı Ruhi’nin daha onaltıncı yüzyılda yazdığı Terkib-i bendinde, mescitte kırk, elli diye tesbih çekenlerin, fakat dillerinde ne Allah, ne Peygamber sözü dolaşanların karşısındaki hayreti ve içlerinden birine nedir sattığınız diye sorduğu zaman aldığı cevabı hatırlayınız. Meğer o şehrin valisi her vakit bu mescide gelir ve kırk elliden aşağı ihsan dağıtmazmış! Bunu duyunca, Şair: “Kim sizden irağ oldu ise hakka yakındır” diyor. Bütün bunlara rağmen, âlemin namazına, niyazına, orucuna, zekâtına karışacaksın ha! Her kişinin sevabı da, günahı da kendisine aittir. Sen kimsin, yeryüzünde? Tanrının hâşâ vekili misin? İşte ne tarafından tutsanız iler tutar yeri yoktur, bu “tekne altı”nın...

Burada Rıza Tevfik’e ait bir fıkra anlatacağım. Uydurma değil, gerçektir. Filozof, bir Ramazan günü, Eminönü’nden geçiyor. Oruçsuzdur. Cebinde fıstık varmış, ağzına bir iki fıstık atıyor. Vay efendim sen misin mübarek günde alenen nakz-ı siyam eden? Koca kalpaklı ve sert bakışlı bir polis dikiliyor karşısına.

-Gel bakalım benimle.
Filozof, birden, dalgınlığının başına açacağı belâyı anlamıştır. Mükemmel Rumelili ve Yahudi taklitleri yaptığı da meşhurdur.
Hemen Yahudi şivesi ile:

-Niçin? diye soruyor.

-Yahudi ağzını bana mı yutturacaksın? Alenen oruç ye, sonra da...

-Aman paşam, Yahudiyim, bırak yakamı.

-Zor bırakırım, şimdi anlarız. (Karşıdaki bir Yahudi dükkâncıya seslenerek) Mişon, buraya gel.

Mişon gelir.

-Konuş şununla Yahudice.

Mişon Yahudice bir iki kelimelik bir şey söylüyor. Fakat Rıza Tevfik öyle uzun bir Yahudiceye başlıyor ki sonu gelmiyor.

Polis bağırıyor:

-Kısa kes!

Filozof susuyor. Bu sefer beriki Mişon’a dönüyor:

-Yahudice amma attı değil mi? Yahudi mi bu?

Hayranlıkla gözlerini açan Mişon’un cevabı parlak:

-Benden koyu Yahudi, Tevrat’ı ezbere okuyor.



HALİT FAHRİ OZANSOY

__________________
Bin cihana değişmem
Şu öksüz Türk'lüğümü...
 
Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
sohbet odaları sohbet bizimmekan reklamver