IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  okey oyna




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 03 Mart 2012, 20:21   #1
Çevrimdışı
Alice: Madness Returns


-- Sponsor Baglantı --


Alice: Madness Returns
Yıl 2001. Lisedeyim o zamanlar. Okuldan dönüşte arkadaşımla beraber Tahtakale – Sirkeci – Eminönü güzergahını izlerken ben bir dükkana uğruyorum; arkadaşım dışarıda bekliyor. Elimde siyah bir torbayla çıkıyorum dükkandan. Arkadaşım serzenişte: “Yine oyun aldın değil mi? Çok para yatırıyorsun bunlara.” Cevap hazır: “Abi nasıl sinema bir zevkse bu da öyle.” Fazla tartışmıyoruz ve Kadıköy’e giden vapura atlayıp baharın tadını çıkarmak için açık alana çıkıyoruz. Tabii ki her zamanki gibi yolda ambalajı hunharca parçalıyorum. Ben gözlerimi büyülterek bakıyorum kapağa, arkadaşım ise tam seçemediği için soruyor: “Ne aldım bu sefer?” Cevabım şaşırtıcı: “Alice Harikalar Diyarı’nda”. Arkadaşım gülmeye başlıyor, “Onun da mı oyunu çıktı?” diyerek. “Dergide okudum abi, çok güzel bu oyun.” diyerek sohbeti başlatıyorum.
Yıl 2011. Aynı arkadaşım geçen hafta facebook’tan mesaj gönderdi: “Alice’in yenisi çıkmış, oynayasım var. Sen beğendin mi?”
Şunu baştan açıklığa kavuşturalım: Ben masallarla büyüdüm ve her masala karşı konulmaz bir sempati beslerim. Hayalgücümü zorlayan durumları her gün yaşayan karakterlere imrenirim; onların yerinde olmak için neler vermem ki… American McGee’s Alice’in bu yönden çok önemli bir yeri var benim için. Beni tam kalbimden vuran bir oyundu; Alice’in çay partisini bir kan gölüne çeviren ve bunu en çarpıcı şekilde yapan oyun kalbimin bir köşesini kaptı; yetmedi, yapımcısı American McGee benim için Hideo Kojima’nın bir basamak altına oturdu. (Aynı dönemde Metal Gear Solid’i de alıp ambalajını hunharca parçalayıp oynamıştım.) Hatta İngilizce dersinde cümleleri Chesire Cat’in ağır İngiliz aksanıyla okumaya çalışır hale gelmiştim. E haliyle Madness Returns’ün ilk haberini ve resimlerini gördüğümde sevinçten çılgına döndüm ve o gazla ilk oyunu tekrar kurup bitirdim. Artık yeni terapi seansım için hazırdım.
“One pill makes you larger and one pill makes you small…”
American McGee’yi bilmeyenler ve Alice’ten sonra takip etmeyenler için kısa bir hatırlatma paragrafı açayım. Efendim kendisi aslında köklü bir oyuncudur ve Wolfenstein 3D ile bu piyasaya “tester” olarak adım attı. Aynı yıl içinde Doom için haritalar tasarlayan McGee, Hexen ve Quake serilerine de katkıda bulundu ve 2000 yılında Alice’i baştan yarattı. Alice ile oldukça tanınan McGee; Scrapland ve Bad Day L.A. ile kariyerini ilerletemedi çünkü ikisi de Alice’in yarattığı “başarıyı” getiremedi. Hatta Bad Day L.A. ile %28 not ortalamasına düşen McGee resmen dibe çöktü. Grimm ile itibarını az da olsa toparlayan McGee’nin ne yapması gerektiği belliydi: Öze dönüş. Neyse ki EA bu konuda kendisine şans tanıdı ve yeniden huzurlarımıza çıktı.
Madness Returns, ilk oyundan 10 yıl sonrasını konu alıyor. Küçük bir çocukken yaşadığı travmayı, Kızıl Kraliçe’yi ve daha bir çok mahlukatı türlü kanlı yoldan parçalayarak çözen Alice, içsel huzuru bulmuş ve akıl sağlığını tekrar eski haline getirmişti. Tabii ki Nirvana’ya erişen Alice’in akıl hastanesinde işi olmadığını bilen yetkililer onu taburcu etmiş ve İngiltere’nin “kir akan” sokaklarına bırakmıştı. Evi, ailesi, parası olmayan, tek tanıdığı kişi bir tavşan olan Alice soluğu yetimhanede almış ve hayatını zor da olsa sürdürmüştür ancak hatıraları onun peşini bırakmamıştır. Ailesini öldüren yangın için kendisini suçlayan Alice, bu sefer o geceyi hatırlamak ve gerçeği öğrenmek için Harikalar Diyarı’na (?!?!) dalmak zorunda kalır.

Aradan geçen 11 yıl, oyuna ve yapımcılarına oldukça yaramış olsa gerek çünkü 12 saatlik senaryo ve onlarca bambaşka bölüm konsepti yaratmak ciddi alın teri isteyen bir şey. Oyun aslen 6 ana bölümden (chapter) oluşuyor ancak bu bölümler fazlasıyla çetrefilli ve uzun. Ancak bu tamamen pozitif bir şey değil; bölümler arasında çok fazla olay oluyor ve hikayeden kopabiliyorsunuz. Bunu biraz da hikaye anlatımının kısırlığına bağlıyorum, sürükleyici bir anlatımı malesef yok Madness Returns’ün. A noktasından B noktasına ulaşmak ve arada Harikalar Diyarı’na serpiştirilmiş hatıra parçalarını toplamakla geçiyor oyun. Bu elbette kötü bir şey değil ancak, dediğim gibi, biraz daha sürükleyici olabilse çok daha değişik tatlar verebilirmiş. Alice’in hezeyanlarını, krizlerini, içsel dünyasının nasıl parçalandığını oldukça güzel bir şekilde sunuyor ancak o ufak “Acaba sonra ne olacak?” hissini veren kısım gizlenmiş durumda.
Ama o müzikler yok mu… İlk oyunda da müziklerin başındaki adam olan Chris Vrenna, Madness Returns’te de adeta döktürmüş. Ana menü müziğinden başlayıp hikayede sizin yanınızda olan, sizi tekinsiz bir havaya sokan muhteşem eserlerde onun adı var. Sizi Harikalar Diyarı’na sokan en büyük etmenlerden birisi de bu müzikler, şarkılar. Muhteşem!
İlk oyunun en vurucu kısmı olan sürreal mekanlar ve inanılmaz atmosfer ise yerli yerinde duruyor. Unreal Engine 3 kullanan oyun size öyle bir dünya sunuyor ki içine düşmemek için kör olmak gerek. Rengarenk ormanlar, karabasan mekanik şehirler, ruh halinizi ters yüz eden “Dollhouse”, Kıyamet Vadi’si ve dahası ile Madness Returns, “Art Design” tanımını baştan yazıyor diyebilirim. Her mekanın ayrı bir havası var ve siz bunu ilk saniyede hissediyorsunuz. Tabii ki bölüm tasarımcıları da bu “çılgınlıktan” nasiplenmişler ve bize türlü türlü bölümler hazırlamışlar. Kah batan bir geminin dümeninde olacaksınız, kah kopuk bir oyuncak bebek kafası olacaksınız. Son 4-5 yılda çıkan neredeyse hiçbir oyunda bu kadar yaratıcı bölümler görmemiştim; bu konuda kesinlikle tam puanı hakediyor.
Alice: Madness Returns
Yıl 2001. Lisedeyim o zamanlar. Okuldan dönüşte arkadaşımla beraber Tahtakale – Sirkeci – Eminönü güzergahını izlerken ben bir dükkana uğruyorum; arkadaşım dışarıda bekliyor. Elimde siyah bir torbayla çıkıyorum dükkandan. Arkadaşım serzenişte: “Yine oyun aldın değil mi? Çok para yatırıyorsun bunlara.” Cevap hazır: “Abi nasıl sinema bir zevkse bu da öyle.” Fazla tartışmıyoruz ve Kadıköy’e giden vapura atlayıp baharın tadını çıkarmak için açık alana çıkıyoruz. Tabii ki her zamanki gibi yolda ambalajı hunharca parçalıyorum. Ben gözlerimi büyülterek bakıyorum kapağa, arkadaşım ise tam seçemediği için soruyor: “Ne aldım bu sefer?” Cevabım şaşırtıcı: “Alice Harikalar Diyarı’nda”. Arkadaşım gülmeye başlıyor, “Onun da mı oyunu çıktı?” diyerek. “Dergide okudum abi, çok güzel bu oyun.” diyerek sohbeti başlatıyorum.
Yıl 2011. Aynı arkadaşım geçen hafta facebook’tan mesaj gönderdi: “Alice’in yenisi çıkmış, oynayasım var. Sen beğendin mi?”
Şunu baştan açıklığa kavuşturalım: Ben masallarla büyüdüm ve her masala karşı konulmaz bir sempati beslerim. Hayalgücümü zorlayan durumları her gün yaşayan karakterlere imrenirim; onların yerinde olmak için neler vermem ki… American McGee’s Alice’in bu yönden çok önemli bir yeri var benim için. Beni tam kalbimden vuran bir oyundu; Alice’in çay partisini bir kan gölüne çeviren ve bunu en çarpıcı şekilde yapan oyun kalbimin bir köşesini kaptı; yetmedi, yapımcısı American McGee benim için Hideo Kojima’nın bir basamak altına oturdu. (Aynı dönemde Metal Gear Solid’i de alıp ambalajını hunharca parçalayıp oynamıştım.) Hatta İngilizce dersinde cümleleri Chesire Cat’in ağır İngiliz aksanıyla okumaya çalışır hale gelmiştim. E haliyle Madness Returns’ün ilk haberini ve resimlerini gördüğümde sevinçten çılgına döndüm ve o gazla ilk oyunu tekrar kurup bitirdim. Artık yeni terapi seansım için hazırdım.
“One pill makes you larger and one pill makes you small…”
American McGee’yi bilmeyenler ve Alice’ten sonra takip etmeyenler için kısa bir hatırlatma paragrafı açayım. Efendim kendisi aslında köklü bir oyuncudur ve Wolfenstein 3D ile bu piyasaya “tester” olarak adım attı. Aynı yıl içinde Doom için haritalar tasarlayan McGee, Hexen ve Quake serilerine de katkıda bulundu ve 2000 yılında Alice’i baştan yarattı. Alice ile oldukça tanınan McGee; Scrapland ve Bad Day L.A. ile kariyerini ilerletemedi çünkü ikisi de Alice’in yarattığı “başarıyı” getiremedi. Hatta Bad Day L.A. ile %28 not ortalamasına düşen McGee resmen dibe çöktü. Grimm ile itibarını az da olsa toparlayan McGee’nin ne yapması gerektiği belliydi: Öze dönüş. Neyse ki EA bu konuda kendisine şans tanıdı ve yeniden huzurlarımıza çıktı.
Madness Returns, ilk oyundan 10 yıl sonrasını konu alıyor. Küçük bir çocukken yaşadığı travmayı, Kızıl Kraliçe’yi ve daha bir çok mahlukatı türlü kanlı yoldan parçalayarak çözen Alice, içsel huzuru bulmuş ve akıl sağlığını tekrar eski haline getirmişti. Tabii ki Nirvana’ya erişen Alice’in akıl hastanesinde işi olmadığını bilen yetkililer onu taburcu etmiş ve İngiltere’nin “kir akan” sokaklarına bırakmıştı. Evi, ailesi, parası olmayan, tek tanıdığı kişi bir tavşan olan Alice soluğu yetimhanede almış ve hayatını zor da olsa sürdürmüştür ancak hatıraları onun peşini bırakmamıştır. Ailesini öldüren yangın için kendisini suçlayan Alice, bu sefer o geceyi hatırlamak ve gerçeği öğrenmek için Harikalar Diyarı’na (?!?!) dalmak zorunda kalır.

Aradan geçen 11 yıl, oyuna ve yapımcılarına oldukça yaramış olsa gerek çünkü 12 saatlik senaryo ve onlarca bambaşka bölüm konsepti yaratmak ciddi alın teri isteyen bir şey. Oyun aslen 6 ana bölümden (chapter) oluşuyor ancak bu bölümler fazlasıyla çetrefilli ve uzun. Ancak bu tamamen pozitif bir şey değil; bölümler arasında çok fazla olay oluyor ve hikayeden kopabiliyorsunuz. Bunu biraz da hikaye anlatımının kısırlığına bağlıyorum, sürükleyici bir anlatımı malesef yok Madness Returns’ün. A noktasından B noktasına ulaşmak ve arada Harikalar Diyarı’na serpiştirilmiş hatıra parçalarını toplamakla geçiyor oyun. Bu elbette kötü bir şey değil ancak, dediğim gibi, biraz daha sürükleyici olabilse çok daha değişik tatlar verebilirmiş. Alice’in hezeyanlarını, krizlerini, içsel dünyasının nasıl parçalandığını oldukça güzel bir şekilde sunuyor ancak o ufak “Acaba sonra ne olacak?” hissini veren kısım gizlenmiş durumda.
Ama o müzikler yok mu… İlk oyunda da müziklerin başındaki adam olan Chris Vrenna, Madness Returns’te de adeta döktürmüş. Ana menü müziğinden başlayıp hikayede sizin yanınızda olan, sizi tekinsiz bir havaya sokan muhteşem eserlerde onun adı var. Sizi Harikalar Diyarı’na sokan en büyük etmenlerden birisi de bu müzikler, şarkılar. Muhteşem!
İlk oyunun en vurucu kısmı olan sürreal mekanlar ve inanılmaz atmosfer ise yerli yerinde duruyor. Unreal Engine 3 kullanan oyun size öyle bir dünya sunuyor ki içine düşmemek için kör olmak gerek. Rengarenk ormanlar, karabasan mekanik şehirler, ruh halinizi ters yüz eden “Dollhouse”, Kıyamet Vadi’si ve dahası ile Madness Returns, “Art Design” tanımını baştan yazıyor diyebilirim. Her mekanın ayrı bir havası var ve siz bunu ilk saniyede hissediyorsunuz. Tabii ki bölüm tasarımcıları da bu “çılgınlıktan” nasiplenmişler ve bize türlü türlü bölümler hazırlamışlar. Kah batan bir geminin dümeninde olacaksınız, kah kopuk bir oyuncak bebek kafası olacaksınız. Son 4-5 yılda çıkan neredeyse hiçbir oyunda bu kadar yaratıcı bölümler görmemiştim; bu konuda kesinlikle tam puanı hakediyor.
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
Cevapla

Etiketler
alice, madness, returns

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık




betcup giriş artemisbet giriş

canlı bahis bahis siteleri canli bahis siteleri betebet güncel betvole betebet tipobet