IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 09 Temmuz 2019, 00:39   #1
Çevrimdışı
Çocuklarda cinsel eğitim nasıl verilmelidir?




Çocuklarda cinsel eğitim nasıl verilmelidir?



Anne ya da baba olmak insan yaşamının en önemli aşamalarından biridir. (Yörükoğlu,1978) Ebeveyn olmanın birçok anlamı ve getirdiği yükümlülükler vardır. Ebeveyn olma serüveni, sağlıklı bir evlilik, doğru zamanda ve isteyerek dünyaya getirilen bir çocukla başlar. Bunların hepsini yapınca serüven tamamlanmaz. Aksine çocuğun doğumu, ebeveyne bağımlı, ebeveynden öğrenecekleri ve görerek taklit edecekleri ile yaşama hazırlanan bir varlıkla sürdürülecek yeni bir yaşamın başlangıcıdır. Bebeğin uykusu, beslenmesi, yürümesi, fiziksel gelişiminin sağlıklı olması çaba gerektirir. Sevgi vermek, bağlanmak, ilişki kurmak, onu anlamak, isteklerini anlatmak ve ruh sağlığını oluşturmak bilgi gerektirir. (Semerci, 2015) Çocuk yetiştirmenin ilkeleri ve yöntemleri de vardır. (Yörükoğlu,1978) Anne babalık serüveni bir eğitim ve bilgilendirme sürecidir. (Semerci, 2015)

Cinsellik, bir canlının cinsel kimliğe sahip olması, üreme süreci ve erotik zevk duyma özelliklerini içeren bir bütündür. Bazı yönleri doğum öncesi dönemde bile var olan cinsellik ile ilgili bilgilenme, tutum ve davranışları bu bilgiler ışığında oluşturma her bireyin temel haklarından biridir. Çağlar boyunca, çocukların henüz üreme yetenekleri olmadığından olsa gerek, cinsel konularda eğitilmeleri ihmal edilmiştir. Ancak yaşamı merak eden çocuk uygun kaynak bulmasa da kendini eğitmek durumunda kalmış, yanlış bilgi edinmiş, ilerideki yaşantısını ve sağlığını olumsuz olarak etkilemiştir. (Bulut,1998)

Cinsel eğitim, insanoğlunun refahı ve sağlığı için bir ihtiyaçtır, evrensel bir gerçektir. (Eliküçük ve Sönmez,2011) Nerdeyse tüm anne babalar ebeveynlik serüvenine başlarken çocuk yetiştirme konusunda en iyisi olacağını söyler. Ancak zamanı geldiğinde çoğu kez bu tutumu sergileyemezler ve özellikle cinsellik söz konusu olduğunda bu kaçınma tutumu çok daha belirgin hale gelir. (Semerci, 2015) Sadece ülkemizde değil pek çok ülkede anne babaların çok yakın zamana kadar cinsel eğitim sözcüğünü telaffuz etmekten bile kaçındıkları bilinmektedir. Cinsellikle ilgili konular genelde üstü kapalı geçiştirilir, bazen görmezlikten gelinir, bazen kızgınlıkla, hatta ayıplamayla karşılanır. (Tuğrul ve Artan,2001) Pek çok kişi, eğer çocuk ve gençlere cinsel eğitim verilirse, onların cinsel bir yaşama başlayacaklarını ve cinsel eğitimin çocukların masumiyetini bozacağını düşünür. Bazıları da cinsel konular konuşulmadığı zaman cinsel konularla ilgili sorunların da olmayacağını düşünmektedirler.(akt.Tuğrul ve Artan,2001) Her toplumda değişik bakış açıları olsa da çocukların merakları oluştukça cinsellikle ilgili bilgilendirilmelerinin yerinde olacağı savunulmaktadır.(Bulut,1998) Bu sebepten anne-babaların ve öğretmenlerin, çocuğun cinsel gelişimini, onun tüm gelişiminin ayrılmaz bir parçası olarak kabul etmesi, buna ilişkin problemleri ele almaları, çocuğa gerekli bilgileri vermelerinin doğal bir eğitim görevi olduğunu benimsemeleri bir zorunluluktur ve bir sorumluluktur. Bunun için anne-babaların ve öğretmenlerin cinsel gelişimi iyi bilmeleri gerekmektedir (Başaran,1994; Eliküçük ve Sönmez,2011)

Günümüz anne babaları kendi çocukluklarında, cinselliği konuşmanın tabu olduğu bir ortamda büyümüşler, cinselliği kulaktan kulağa arkadaş ortamlarından öğrenmişlerdir. Geçmiş yıllarda medyanın ve internetin kısıtlı olması veya hiç olmaması gibi nedenlerden dolayı da sınırlı bilgi ile yetişmişlerdir. Ancak günümüzde teknolojinin gelişimi, medya ve internet kullanımının yaygınlaşması, cinsellik ile ilgili kitap dergi gibi basılı yayınların artması günümüzdeki çocukların cinsellik ile ilgili uyarıcılara daha erken yaşta ve daha sık karşılaşmalarına zemin hazırlamaktadır. (Semerci, 2015)

Aile, toplumun çekirdeği olarak tanımlanır. Ailenin toplum içinde önemli işlevleri vardır. Çocukların yetiştirilmesi ve topluma kazandırılması bu işlevlerin başında gelir ki bunun başka kurumlarda gerçekleşmesi pek mümkün değildir. Bu açıdan da aile, en etkin eğitim kurumu olarak kabul edilmektedir. İlgili literatüre göre aile, çocuğun beslenmesi, bakılma, korunma, sevilme ve eğitim gibi gereksinimlerini karşılar. (akt.Ozensel,2004) Bu sebeple ailesinden temel cinsel bilgileri bile almamış, dünyaya nasıl geldiğine ilişkin soruları düzgün yanıtlanmamış çocuk, ulaştığı sınırsız ve uygunsuz bilgi denizinde kontrolsüz şekilde büyüyecektir. Bu durumu değiştirmenin yolu ise; ebeveynlerin ve öğretmenlerin cinsellik konusunda bilgi sahibi olmaları ve çocuklara doğru yaşta, yeterli düzeyde ve doğru biçimde bu bilgileri aktarmalarıdır. (Semerci, 2015) Anne-babaların cinsel gelişim hakkında bilgi aktarırken verilen bu eğitimin yaşam boyu bir süreç olduğu, çocuğun cinsel gelişiminin tüm gelişiminden ayrılmaz olduğunun bilincinde olmaları gerekir.(Akt. Eliküçük ve Sönmez,2011)

Cinsellik ülkemizde tabu konuların başında gelmesine, çoğu aile çocuğu ile cinsellik konusunda konuşmadığını ve çocuğunu yönlendirmediğini düşünse de fark etmeden yaptıkları ve söyledikleri ile çocuğun cinselliğe olan yaklaşımını belirleyici rol oynamaktadır. Bireyin cinsel tutum ve davranışlarının gelişmesinde aile yapısı, eğitim seviyesi, yakın çevre ve kültürün etkisi vardır. (Apay, Akpınar ve Arslan,2012) Ebeveynlerinin, belirli bir cinsiyeti aşağılayıcı konuşmalarını duyan, ebeveyninin televizyondaki herhangi bir öpüşme sahnesi karşısındaki tutumunu gören çocuk cinsellik hakkında belirli değer yargıları geliştirmeye başlayacaktır. Bu nedenle cinsel eğitim öncesinde ebeveynlerin bu konuda öncelikli olarak kendi değer yargılarını değerlendirmeleri, cinsellikle ilgili konulara nasıl baktıkları açısından aynayı kendine çevirmeleri gerekmektedir.(Semerci, 2015)

Cinselliğin doğru bilgiden çok yanlış bilginin hüküm sürdüğü bir alan olmaya devam etmesi, cinselliğin doğru yaşanmamasına, beraberliklerin bu nedenle sonlanmasına ve karmaşıklığa neden olabilmektedir. Mutsuzluklar, cinayetler ve intiharlar çoğu kez cinsel bilgi yetersizliği ile örtüşür. Bilgisizlik, çocukların ailelerin ve toplumun ruh sağlığını olumsuz etkiler. (Semerci, 2015) Bu nedenle cinsel eğitim konusu irdelenirken öncelikle birbirine sıkça karıştırılan ilgili temel terimleri gözden geçirmekte yarar vardır.

⦁ Cinsiyet(***): İnsanoğlunu kadın ve erkek olarak tanımlayan biyolojik özelliklerin bütününü ifade etmektedir. (WHO, 2000)

⦁ Toplumsal Cinsiyet (Gender): Kültürel değerler, tutumlar, roller ve özelliklerin bir bütünüdür. Kadının ve erkeğin sosyal olarak belirlenen rol ve sorumluluklarını ifade eder. (WHO, 2000 )

⦁ Cinsel Kimlik: Bireyin kendi bedenini ve benliğini bir eşeylik içinde algılayışı ve kabullenişidir. (Öztürk, 2004)

⦁ Cinsel Rol (Gender Role): Toplumun erkeğe ya da kadına uygun görerek tanımladığı davranış biçimleridir. (akt. Çalışandemir, Bencik ve Artan,2008).

⦁ Cinsellik (***uality): İnsanoğlunun, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, cinsel kimlik, cinsel yönelim, erotizm, sevgi ve üremeyi kapsayan temel bir boyutudur. Cinsellik, biyolojik, psikolojik sosyoekonomik, kültürel, etik ve dini faktörlerin karşılıklı etkileşimi sonucu yaşanmaktadır. (Akt. Gölbaşı,2003)

⦁ Cinsel Sağlık: Öncelikle bireyin bir kavram olarak cinselliği anlaması ve cinselliğe yönelik kendi tutumları hakkında bir farkındalık geliştirmesidir. (Akt. Gölbaşı,2003)

⦁ Cinsel Eğitim: Cinsel eğitim teriminin çok geniş bir kullanımı bulunmaktadır. Uzun yıllar boyunca pek çok meslek grubu tarafından farklı şekillerde ele alınmıştır. Çocuk gelişimi açısından; cinsel eğitim, bireyin fiziksel, duygusal ve cinsel gelişimini anlaması, olumlu bir kişilik kavramı geliştirmesi, insan cinselliğine, başkalarının haklarına, görüş ve davranışlarına saygılı bir bakış açısı edinmesi ve olumlu davranış biçimi, değer yargıları geliştirmesi şeklinde tanımlanabilir. (Bayhan ve Artan, 2004) Amerika Birleşik Devletleri Cinsellik Bilgisi ve Eğitim Konseyinin tanımına göre ise cinsel eğitim; cinsel roller, kişiler arası ilişkiler, sevgi mahremiyet vücut algısı ve üreme sağlığı konularının hepsini birden kapsayan bir eğitimdir. (SIECUS,2000)

Çocuğa verilecek olan cinsel eğitim çocuğun yaşına, gelişim düzeyine göre değişmektedir. Bu sebeple cinsel eğitim;

⦁ Okul Öncesinde Cinsel Eğitim

⦁ Okul Çağında Cinsel Eğitim

⦁ Ergenlik Döneminde Cinsel Eğitim olmak üzere 3’e ayrılarak incelenebilir.

1-Okul Öncesi Dönemde Cinsel Eğitim

Bebeğin ilk 12 ayında en büyük gereksinimi sevgidir. Bebeği tutmak, gülümsemek, okşamak bebeği mutlu eder. (Semerci,2015) Bebeğini kucağında tutan annenin sıcaklığı, rahatlığı ve gücü çocuğa haz verir. (Yavuzer,2001) Bu dönemde bebeğin tanıma ve zevk alma organı ağız ve çevresidir. Bu nedenle meme emmek bebeğe haz verir ve eline geçirdiği her nesneyi ağzına götürmeye başlar. (Semerci,2015) Doğumdan sonraki birinci yılda bebeğin ilk cinsel duyguları, yıkanma ve altının değiştirilmesi sırasında ortaya çıkar. Bebek bezinin genital bölgedeki baskı ve hareketi, bebeğin hoşlandığı haz verici duyumsamalardır. Bebek el kol hareketlerini daha iyi kontrol edebilecek kadar büyüyünce cinsel organına dokunabilir ve haz verici bu duygunun yeniden yaşanmasını isteyebilir, bu amaçla çocuklar cinsel organları ile oynayabilir(Yavuzer,2001).

Bebeklik döneminde kendiliğinden uyarı ile cinsel organlar tepki verebilirse de çocuğun cinsellikle bilinçli olarak ilgilendiğini gösteren ilk soruları, üç yaş dolaylarında, cinsiyet farklılıkları hakkında başlar.(Bulut,1998) Genellikle üç yaşında çocuklar, soru ve davranışlarıyla cinsel konulara ilgilerini belli ederler.(Yörükoğlu, 2003) Yıkanma, tuvalet eğitimi gibi süreçlerde çocuklar kendi bedenlerini görür ve dokunurlar. Bu sırada hem bedenlerini tanır hem de haz duyarlar. Bu dönemde çocuğun kendi cinsel organına dokunması ve bundan haz duyması normaldir. (Semerci,2015) Bu dönemde çocuk cinsel organını eline alır, inceler, oynar ve çıplak şekilde dolaşabilir. (Yörükoğlu, 2003) Çocuğun bu davranışları bedenini tanıma amaçlıdır ve aileler cinsel konuda ilk müdahaleyi bu dönemde yapar. Çocuğun bu davranışına aşırı tepki göstermemek gelişimi açısından yararlıdır. Çocuğun bedenine yönelik ilgisi kullanılarak vücudun tanıtımı ebeveyn tarafından yapılabilir. Bu tanıtımda organların gerçek isimlerinin kullanılması önemlidir. Çocuklar iki-üç yaşından önce kız ve erkek arasındaki biyolojik farklılığı ayırt edemezler ancak aile ve toplumun etkisi ile cinsiyetin vermiş olduğu çeşitli hak, sorumluluk ve zorunluluklar konusunda fikir sahibidirler. (Semerci, 2015) Üç yaş dolaylarında kız ve erkek ayrılığını sezip incelemeye koyulurlar. Daha sonra sırası ile bebeğin nasıl doğduğu, nereden geldiği, babanın rolü merak edilir. (Bulut,1998)

Genellikle cinsiyet farkı konusunda kız çocuğunu endişeye düşüren bir sorun ortaya çıkar. Erkek çocukta olup da kendisinde olmayanı fark eder ve penisin kendisinde de olması gerektiğini düşünür. Bu konuda ebeveynlerine kendisinin neden penisi olmadığı yönünde sorular sorabilir. Bu tip bir soruya ‘kızların vajinası erkeklerin penisi olduğu’ yönünde yapılan kısa bir açıklama yeterli olacaktır. (Yavuzer, 2001)

Okul öncesi dönemde bedenine yönelik ilgi duymaya başlayan çocuk bu merakını kendini ifade etme biçimi olan oyunlara da yansıtacaktır. Bu dönemde doktorculuk, evcilik tarzı oyunlar çocuğun cinsel merakını gidermek için bulunmaz bir fırsattır. (Yörükoğlu,2003) Bu oyunlarda cinsel organa dokunma, çıplak olmayı sevme, başkalarını çıplak görmeyi isteme, kadınların göğüslerine dokunma gibi davranışlar sıklıkla gözlemlenir. Bu oyunlarda çocuk karşı cinsin bedenini öğrenir. Ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken nokta, çocukların bu tarz oyunları yaşıtları ile oynamalarını sağlamaktır. Çocuğun cinsel merakından yola çıkılarak, çeşitli resimli kitaplar da kullanılarak çocuğun yaşı ile orantılı cinsel bilgi verilebilir. Aynı zamanda çocuğa ‘özel’, ‘mahremiyet’ gibi kavramların öğretilmesi gerekmektedir. (Semerci,2015)

Çocukların cinsel meraklarının artmasına bağlı olarak herhangi bir şekilde genital bölgelerini uyarmaları ve bu sırada terleme, kızarma, nefes nefese kalma gibi bulguların olmasına çocuk mastürbasyonu denir. (Yörükoğlu,2003) Bu davranış çoğu zaman ebeveynleri korkutmaktadır. Çocuklar tarafından sıkça başvurulan bu cinsel uyarma türü, bebeklik döneminden itibaren çocukların gevşemek için keşfettikleri parmak emme, tırnak yeme gibi davranışlardan çok farklı değildir. Çocukluk çağında yapılan mastürbasyon çocuğun kendisini rahatlatmaya yöneliktir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta bu davranışın sıklığıdır. Eğer çocuk bu davranışı gün içerisinde pek çok sefer yapıyorsa bu durumda çocuğu rahatlatacak başka etkinliklere yöneltmek gerekebilir. Ebeveynlerin çocuklarının bu davranışı konusunda aşırı tepkilerden kaçınmaları gerekmektedir. Anne babanın çocuğa yönelik sert tepkileri ve davranışı yasaklamaları bu duruma çözüm olmayacak aksine çocuğun suçluluk duymasına, çocuğun cinsellik ile ilgili kavramları olumsuz şekilde yorumlanmasına ve yanlış bir şey yaptığına dair izlenime kapılmasına, utanç duymasına neden olacaktır.(Semerci,2015)

Okul öncesi dönemdeki çocuklarda hemcinsi ebeveyn ile özdeşim kurma davranışları görülür. Bu özdeşim olayı çocuğun cinsel kimlik kazanmasında önemli bir etkiye sahiptir. Çocuk oturuşundan duruşuna konuşmasından giyimine kadar, anne veya babasının birçok özelliğini bilinçsiz olarak yineler, kendi kişiliği içinde yoğurur. Kız çocukla annesi erkek çocukla babası arasındaki ilişki ne kadar olumlu ise özdeşim o denli kolay oluşur. Özdeşimin sağlıklı şekilde olması çocuğun cinsel kimlik gelişiminin sağlıklı ilerlemesini sağlar. Kız çocukları annelerinin kıyafetlerini giyerek, erkek çocuk baba gibi davranarak kadın ve erkek olmayı öğrenirler. Bu durum bilinçli bir öykünmeden çok derine inen ruhsal bir olaydır. (Yörükoğlu,2003) Bu dönemde çocukların özdeşim kurabilecekleri bir model yoksa ya da uygun model değilse yani anne baba çocukla iletişim kurmuyorsa çocuk karşı cinsle özdeşim kurabilir.(Semerci,2015) Hemcinslerinden birinin evden uzak olduğu zamanlarda çocuğun karşı cinsle özdeşim kurması cinsel kimlik sapmalarına zemin hazırlayabilir.(Yörükoğlu,2003) Bu durumda çocuğun hemcinsi bir yakını ile vakit geçirmesi sağlanarak özdeşim sürecini sağlıklı geçirmesi sağlanabilir. (Semerci,2015)

Okul öncesi dönemdeki cinsel eğitimin amacı cinselliği daha çok konuşmak değil, gerekli bilgiyi öğretmek ve çocuğa bu konuda olumlu duygular kazandırmaktır. Verilecek olan eğitim ile çocuğun kendi bedenini tanıması, bedensel sınırlarını anlaması, karşı cinsteki arkadaşından ne açıdan farklı olduğunu bilmesi, iyi ve kötü dokunuşu ayırt edebilmeyi öğrenmesi amaçlanır. Çocuğun gelişim dönemine uygun olmayan bilginin verilmesi çocuğun korkmasına, aklının karışmasına neden olabilir. Bu yüzden cinsel eğitim verilirken; hangi bilginin, hangi yaşta, ne düzeyde verilmesi gerektiğine dikkat etmek gerekir. (Semerci,2015) Bu dönemde cinsel olaylardan hiç söz etmemek, çocuğa bu duyguları bastırması gerektiği izlenimi verebilir.

2-Okul Döneminde Cinsel Eğitim

7-11 yaşlar çocuklar için okul dönemi olarak adlandırılır. 7-11 yaş arasındaki okul dönemi, cinsel gelişim açısından 7-9 yaş dönemi ve ön ergenlik dönemi olmak üzere iki evreye ayrılarak incelenebilir.

a.7-9 yaş Dönemi

Sigmund Freud’un cinsel gelişim dönemlerinden Latent(gizil) döneme rastlayan bu yaş aralığında önceki yaşlarda kendini ve aileyi tanımaya yönelik merak duygusu, çocuğun aileye uzak kalmaya başlaması ile birlikte geniş bir çevreye yayılır. (Semerci,2015) Bu dönemde çocukların daha çok kendi cinsiyetleri ile olan çocuklarla arkadaşlık etmeyi tercih ettikleri, karşı cinse ilgisiz oldukları görülmektedir. Okul öncesi dönemde ebeveynle özdeşim, sonucu edinilen cinsel kimlik ile ilgili toplumsal roller bu dönemdeki deneyimlerle daha da pekiştirilmektedir. Bu dönem ergenlik döneminde ortaya çıkacak değişimlerden önce bir dinlenme dönemi olarak nitelendirilebilir. (İnanç ve Yerlikaya, 2011) Bu dönemde çocuğun kendi vücudu ile doğal uğraşı, yerini sosyal uğraşlara bırakır. (Semerci,2015) Okulda arkadaş ilişkileri iyi gidiyorsa, okulu oldukça severler; ama ilişkilerinde ters giden bir şeyler varsa okula gitmek istemeyebilirler ya da gönülsüz giderler. Bu çağda önemli bir değişiklik, cinsel merakların yatışması ve durgun bir döneme girmesidir; ancak günümüzün değişen koşulları ve artan uyarıcı düzeyi nedeniyle bu dönem eski dönemlere göre sakin geçmemektedir. (Anonim,2016)

7-9 yaş aralığında genellikle hemcinsi gruplarla oynamayı tercih eden çocuklar, karma grupların oluşturulması durumunda yakalama ve öpme oyunları oynarlar. Karşı cinsin içinde yer almayı bir bakıma casusluk olarak algılayabilirler. Okul öncesi dönemde olduğu gibi oyun yolu ile medyadan ve çevreden gördüklerini denemek isterler. Bu amaçla diğer çocukların iç çamaşırını ve cinsel organını görmek isteme, cinsel terimleri konuşma sırasında kullanma gibi davranışlar görülebilir. Cinsel terimlerin konuşma içerisinde kullanılması çocuğun neler bildiğini arkadaşlarına gösterme çabasından ileri gelmektedir. Bu dönemde anne babalar tıpkı bir öğretmen gibi yaklaşarak temel konuları, ilk kez bilgi verme amaçlı aktarmalıdırlar. Yedi yaş çocukların bilişsel olarak buna en hazırlıklı olduğu dönemdir. Çocuklara okul öncesi dönemde kazandırılmış olan iyi dokunuş kötü dokunuş ile ilgili bilgilerin hatırlatılması, özel, mahremiyet konularının üzerinde durulması ve çocuğun cinsel merakının kötü niyetli kişiler tarafından kullanılmaması amacıyla herhangi bir kötü dokunuş karşısında çocuğun nasıl yardım isteyebileceği konularına değinmek gerekir. (Semerci,2015)

b.Ergenlik Öncesi Dönem

9-11 yaş olarak bilinen dönem okul dönemi olduğu kadar ergenlik öncesi dönem olarak da bilinmektedir. Bu dönemde ergenlik belirtilerinin başlaması nedeniyle bazı bilgilerin gerek okulda gerekse ailede verilmesi gerekmektedir. Verilecek olan eğitimin erkek çocuklara baba veya hemcinsi bir yakını kız çocuklara ise anne veya yine hemcinsi bir yakını tarafından verilmesi doğrudur. Ergenlik öncesi dönemde kız çocuklarının dokuz yaş, erkek çocuklarının on yaş dolaylarında şu tür konularda bilgilendirilmesi gerekmektedir: (Semerci,2015)

Ergenlikte tüm vücutta büyüme hızlanır. Bazen hızlı büyümeye tüm vücut kısımları eşit hızda katılamaz ve büyüme simetrik olmaz. Örneğin bacakları hızla büyüyen çocuğun, bacak adelelerinin gelişmesi daha yavaş olur. Sonuçta çocuk dengesiz yürüyebilir. Zamanla gelişme dengelenir ve farklılıklar ortadan kalkar. Kızlarda ergenliğin ilk belirtisi memelerin büyümeye başlamasıdır. Bunu genital bölgede kıllanma, yüzde ve vücutta sivilcelenme takip eder. En son aşamada regl (adet) gerçekleşir. Kalçaların gelişmesi, yağ tabakalarının artışı, memelerin olgunlaşması ile kız çocuk kadınsı bir görünüm kazanır. Erkeklerde ergenliğin ilk belirtisi yumurtaların büyümeye başlamasıdır. Daha sonra bıyık, sakalın çıkması ve genital bölgede kıllanma, adem elması denen gırtlak kıkırdağının belirginleşmesi ve seste kalınlaşma, yüz ve vücutta sivilcelenme meydana gelir. En son aşamada boşalma meydana gelir. Boyca uzamaya, omuzların gelişmesi eşlik ederek erkeksi görünüm ortaya çıkar. (Taşçı,2010)

Ergenlik öncesi dönem ile birlikte kız çocuklar ile erkek çocuklar arasındaki gelişimsel fark açılmaya başlar. Kız çocuklar bedensel ve ruhsal olarak erkek çocuklardan daha önce gelişirler. Erkek çocuklar henüz kendi cinsleri ile oyun oynarken kız çocuklar karşı cinse ilgi duymaya başlarlar. (Semerci,2015)

7-9 yaş okul döneminin aksine bu dönemdeki çocuklar karma gruplara yönelebilirler. Kız ve erkek çocuklar ebeveynleri tarafından vücutlarında olabilecek fiziksel değişimler hakkında bilgilendirildikleri kadar oluşabilecek sosyal ilişkiler hakkında da bilgilendirme gerekmektedir. Çocuğun karma gruplara yönelmesi aşk, hoşlanma gibi kavramlar ile tanışmasını sağlayabilir. Bu dönemde aile tarafından kabul edildiğini, anlaşıldığını hisseden çocuk sağlıklı bir süreç geçirir. Ebeveynlerin çocuğa ergenlik sürecinde bedenlerinde olabilecek değişimler konusunda bilgi verirken bu değişimlerin herkeste farklı zamanda olacağı konusunda vurgu yapılması gerekmektedir.

u vurgu çocuğun kendisini başkaları ile kıyaslayarak kaygı duymasının önüne geçebilir. Ergenlik öncesi dönemdeki çocuk ile yapılan bilgilendirici konuşmalarda resimli kitaplardan yardım almak konunun görsel olarak sunulduğunda çocuk tarafından daha iyi anlaşılması açısından önemlidir. Verilen bilgilerde kız çocuğuna erkek çocuklarının bedensel gelişimleri, erkek çocuklarına da kız çocuklarının bedensel gelişimleri hakkında bilgi vermek gerekmektedir. Bu sayede çocuk karşı cinsin değişimlerine aşina olacak ve ilerleyen süreçte belirli konularda kaygı yaşamayacaktır. Ergenlik öncesi dönemde, okul öncesi dönemde kendini göstermiş olan ancak sadece rahatlama amacıyla kullanılan mastürbasyon davranışı üzerine de konuşulabilir. Burada önemli olan çocuğun mastürbasyon davranışının son derece doğal olduğunu bilmesi ve bu davranış sonrası suçluluk duymaması gerektiğidir. Tüm bu bilgiler ebeveynler tarafından çocuğa verilirken fırsatlar iyi değerlendirilmeli, bilgi verilecek çocuk henüz hazır değilse bilgilendirme yapılmamalıdır. Bilgilendirme sürecinde ne kadar detaya inileceği çocuğun sorularına göre şekillenebilir. Aile ve çocuk arasında cinselliği konuşmak son derece doğal bir durumsa çocuk bu ilişkiden aldığı güç ile merak ettiği soruları soracaktır. (Semerci,2015; Yörükoğlu,2003; Taşçı,2010)

Okul dönemi olarak adlandırılan, 7-9 yaş dönemi ve 9-11 yaş ergenlik öncesi dönem şeklinde ikiye ayrılarak incelebilen dönemde cinsel eğitimin amacı: çocukların ergenlikte yaşayacakları bedensel değişiklikleri anlayabilmelerini, cinsel etkinlikler ile ilgili karar verme yeteneklerini geliştirmeye başlamalarını ve cinsel süreçler ile duygusal süreçler arasındaki farkı anlayabilmelerini sağlamaktır.(Semerci,2015) Bu amaçlar doğrultusunda ebeveynler tarafından verilecek eğitim süreci kadar çocukların devam etmekte oldukları okullarda ve toplum çalışmalarında da konu hakkında yapılan bazı çalışmalar bulunmaktadır.

Türkiye’deki cinsel sağlık eğitimi çalışmaları genel olarak üniversitelerce ve bazı kurum/ sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülmektedir. Türkiye’de cinsel eğitim ilk kez, 1974 yılında tartışılmaya başlanmıştır. 1990’lı yıllarda HIV/AIDS yayılımına paralel olarak, ülkemizde sınırlı sayıda da olsa, gönüllü kuruluşların öncülüğünde, özel projeler yürütülmüş, yerel eğitim etkinlikleri gerçekleştirilmiştir. 1994 yılında “Gençlik, Cinsel Eğitim ve Üreme Sağlığı” toplantısı yapılmıştır ve 1997 yılında bir proje geliştirilmiştir. Bu proje içerisinde üç eğitim fakültesi belirlenmiş ve bu fakültenin öğrencileri olan öğretmen adaylarına seçmeli olarak, cinsel sağlık bilgileri dersi verilmesi hedeflenmiştir. Milli Eğitim Bakanlığının farklı kuruluşlarla işbirliği halinde yürüttüğü bazı projeler de bulunmaktadır. 1993 yılında “Değişim, Genç Kızlığa İlk Adım” projesi ile altı yıl içinde 80 ilde on bini aşan sayıda okulda 2 milyon kız öğrenci ergenlik dönemi konusunda bilgilendirilmiştir.2000-2001 döneminde de “Ergenlik Dönemi Değişim” projesi ile erkek öğrenciler ayrı gruplar olarak kapsama alınmıştır. 2002-2003 öğretim yılında; cinsel eğitim ile ilgili konular üniteler halinde ders programında yer almıştır. “Ergenlerin Sağlık Bilincinin Geliştirilmesi” başlığı ile yeni bir hizmet projesiyle etkinliklerin geliştirilmesi amaçlanmıştır.2002 yılında projede, bazı üniversitelerde gençlere üreme sağlığı danışmanlığı yapılmıştır. 2004 yılında aynı projeye “akran eğitimi” bileşeni eklenmiştir. 2000 yılında İstanbul’daki pilot okullarda ilk “cinsel eğitim” dersi verilmeye başlanmıştır. Fakat bu uygulama uzun süre yürürlükte kalamamıştır Günümüzde okullarda “cinsel eğitim’’ ile ilgili özel bir uygulama bulunmamaktadır. Lisede ise eğitim içeriğinde sınırlı bir şekilde menstürasyon döngüsü ve sperm üretimi gibi konular dışında başka bilgi yoktur. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından "36-72 Aylık Çocuklar İçin Okul Öncesi Eğitim Programı" olarak adlandırılan uygulamada "cinsel" sözcüğünün program içinde sadece bir tek kez “…fiziksel, cinsel, sözlü ve duygusal istismar...” cümlesi içinde geçtiği görülmektedir. Bunun dışında cinsel eğitimi çağrıştıracak herhangi bir cümleye rastlanmamıştır. (Bulut ve ark.,2003; Bulut, 2005; Çalışandemir, Bencik ve Artan,2008)

3-Ergenlik Döneminde Cinsel Eğitim

Ergenlik dönemi, fiziksel ve duygusal süreçlerin yol açtığı cinsel ve psikososyal olgunlaşma ile başlayan ve bireyin bağımsızlığını, kimlik duygusunu ve sosyal üretkenliğini kazandığı zaman sona eren bir dönemdir. (Derman,2008)

Ergenlik dönemi uzun bir dönem olduğu için, erken ergenlik, orta ergenlik ve geç ergenlik olmak üzere incelenebilir (Semerci,2015) Çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemi olan ergenlik, fiziksel, bilişsel ve psikososyal değişikliklerle belirlenmektedir. (Brown 2000).

Erken Ergenlik dönemi olarak değerlendirilen 12-14 yaş arasındaki bu dönemde hızlı gelişen fiziksel ve davranışsal değişiklikler görülür. Hızlı büyüme ve cinsel gelişim kızlarda erkeklerden daha öncedir. Erken büyümenin erkeklerin ruh sağlığı açısından genel olumlu etkisine karşılık, erken gelişen kızlarda akranlarından daha düşük benlik saygısı, daha yüksek depresyon oranı, anksiyete bozuklukları ve yeme bozuklukları görülmektedir. Erken ergenlik döneminde ergenlerin en büyük uğraşları beden görünümleridir. (Derman,2008) Bedendeki bu hızlı değişimler ergen için zordur. Bu değişime uymaya çalışan ergen kısa-uzun, şişman-zayıf olmak gibi bedenine ilişkin her şeyi önemli hale getirir. Zamanın aynı karşısında geçirilmesi, aile ile arasındaki en önemli çatışma konularının başında gelmeye başlar. (Semerci,2015) Bu dönemdeki ergenlerde hızlı fiziksel gelişime uyum ve bu değişiklikler ile baş etme çabaları görülür.(Derman,2008) Bu dönemin önemli gelişimsel görevi, kimlik duygusunun oluşmasıdır. (Akt. Korkmaz Çetin ve ark.,2008). Beden imgesi gelişiminin yanında, ergenlik dönemindeki önemli fiziksel değişimlerden biri üreme olgunluğunun başlangıcına işaret eden ikincil cinsiyet özelliklerinin gelişimidir ve bu gelişim gencin kendisini toplumsal açıdan çocukluktan farklı bir kız ya da erkek kimliğinde algılamasına neden olur. Beden görünümünün değişmesi, dürtülerin artması, cinsel kimliğin daha fazla algılanması gencin toplumsal olarak da bazı cinsiyet rollerini edinmesini gerektirir. (Derman,2008) Cinsel kimliğin oluşmasında, kişinin biyolojik özellikleri, cinsel yönelim ve davranışları, aile tutumu, toplumsal ve kültürel değerler etkilidir. Cinsellik, genellikle cinsel yönelim ve davranışlar olarak anlaşılmasına rağmen, sağlıklı cinsellik, bu sayılan etkenler ile kendilik kavramının bütünleşmesidir.(Akt. Korkmaz Çetin ve ark.,2008) Bu dönemde yakın arkadaşlıklar önem kazanmaya başlar, daha çok aynı cinsiyetten arkadaş ve grup aktiviteleri tercih edilir ve arkadaş grupları ergenin ilgi alanlarını ve giyimini etkiler. (Derman,2008)

Orta ergenlik dönemi olarak değerlendirilen 15-18 yaş gencin yaşamında arkadaşları ailesinden daha önemli hale gelmeye başlar. Bu dönemde arkadaşları tarafından kabul görmek genç için en önemli şeydir. (Semerci,2015) Ergenin gelişim özellikleri formüle edilemeyecek kadar çok ve çeşitlidir. Ergenin en büyük arzusu kendini anlayabilmek, hem de başkaları tarafından anlaşılabilmektir. (Yavuzer,2001) Bu dönemde anne babadan ayrışma, farklı bir birey olma ve bu durumu anne babaya da kabul ettirme çabaları yoğundur. Anne babadan ayrışma ve bireyleşme süreci içinde ergenlerin duygusal olarak kendilerini ana babalarından uzak tutma çabaları, duygusal yatırımlarını özellikle karşı cins olmak üzere akran ilişkileri üzerine yapmaları, riskleri olduğundan az görmeleri, kendilerini her şeyi yapabilir olarak algılamaları ve otonomi istemeleri anne babalarla çatışmaya neden olur. (Derman,2008) Erken ergenlik dönemine göre duygularda hassasiyet söz konusudur. (Yavuzer,2001) Uygunsuz tutum ve alışkanlıklar bir gruba dahil olma çabası içinde en çok bu dönemde başlar. Özellikle, ailesiyle uygun ilişki kuramamış ve sorunları olan ergenler, bu dönemde kolayca yanlış yollara sapabilirler(Semerci,2015) Bu dönemde duygusal özerklik hem bireyselleşmenin hem de duygusal yakınlığın desteklendiği koşullarda en iyi şekilde gelişmektedir. Ergenler çoğu zaman kendilerini akranlarının gözlerinden görürler ve görünüm, giyim tarzı ve davranışlarının akranları tarafından onaylanmaması benlik saygılarında azalmaya neden olabilir. Ancak çok yakın ilişkiler bağımsızlığı kaybetme tehdidi içerdiğinden ilişkilerdeki sınır bu yaş grubundaki ergenler için önemli kaygı kaynağıdır. Akran ilişkilerinde ve duygusal deneyimlerde artış ile birlikte iç yaşantıları inceleme gereksinimi ve günlük tutma yaygındır. (Derman,2008) Bu dönem ergenin, yaşam felsefesini, sosyal değerlerini, dini ve ahlaki yönelimlerini keşfetmeye ve geliştirmeye çalıştığı dönemdir ve değerlerinin açık hale gelebilmesi için ayna görevi görecek akran desteğine ihtiyaç duyarlar(Semerci,2015)

15-18 yaşlarındaki orta ergenlik döneminde akran baskısı, risk alma davranışı, ebeveynlerden ayrımlaşma ve özerklik gereksiniminden kaynaklanan çatışmalar nedeniyle cinsel davranışlar konusunda tam ve sağlıklı bir değerlendirme yapılamayabilir. Erken yaşanan cinsel deneyim, istenmeyen gebelikler, cinsel yolla bulaşan hastalıklar gibi tıbbi risk etkenleri taşımakla birlikte, kültürel, sosyal etkenlerden kaynaklanan adli sorunlara da neden olabilmektedir. (Korkmaz Çetin ve ark.,2008)

Geç Ergenlik: Ergenin kimlik gelişimini tamamladığı dönemdir. (Semerci,2015) 18 yaş dolayında başlar ve kimlik duygusunun bütünleşmesiyle sona erer. Akademik ve sanatsal arayışların, sosyal bağların ergenin kendini daha iyi tanımlamasına ve kendini bir topluluğa ait hissetmesine yol açtığı dönemdir. (Derman,2008) Erikson’a göre ergenlik döneminin en önemli sorunu kimlik arayışıdır. Dengeli bir kimliğin sağlanması bireyin “kendisinde süreklilik ve bütünlük görme yeteneğine” ve tutarlı düzenleme yapabilmesine” bağlıdır. Ergenin yaşamış olduğu ani bedensel değişikliklerin kimlik oluşturma sürecinde olumsuz etkileri olabilmektedir ve ergenin bu süreçte olumlu bir kimliğe kavuşması ve kendine güven kazanabilmesi için zamana gereksinimi vardır. (Yavuzer,2001) Doğumla başlayan kimlik bulma çabaları, ergenin cinsel, mesleki ve toplumsal kimliğini oluşturması ile sona erer. Kişinin, kendini ne olarak algıladığı ve diğerlerinin onu nasıl gördüğü, ondan neler beklediği arasındaki tutarlılık, bütünleşmiş bir benliktir. Bu süreçte ergenin gruplara dahil olması, aşklar yaşaması kendisini anlatmasının bir yoludur. Bazı ergenler kimlik edinme sürecini ağır şekilde yaşayabilmektedir. Bu durumda karar verememe, seçim yapamama durumu meslek seçiminden cinsel kimliğe değin uzanır. Bu durumda uyuşturucu kullanımı, farklı dini inançlar, uygunsuz cinsel ilişki kurma, toplumun değer yargılarını reddetme şeklinde kendini gösterebilir. (Semerci,2015)

Ergenlik döneminde cinsel kimlik bulma aşamasında farklı cinsel yönelimler görülebilmektedir. Cinsel yönelim karşı cinse olduğunda heteroseksüellik, kendi cinsine dönük olduğunda homoseksüellik(eşcinsellik), her iki cinse dönük olduğunda biseksüellik olarak adlandırılır.

Ergenlik döneminde el şakaları yaygındır. Bu şakalaşmalar merakla birleştiğinde bazı cinsel denemeler olabilir. Bu durum ergeni artık geri dönülemez bir yola girdiği inancına götürebilir. Bu durumda ergene, bunun cinsel yönelimi seçmek anlamına gelmediği, bulunduğu döneme özgü bir dönem olduğunu anlatmak ergeni rahatlatacaktır. Ancak ergenlik dönemini tamamlamış ve genç erişkin döneme gelmiş olan birey, yıllarca bu durumu düşünerek eşcinsel olduğunu açıklıyorsa bu durum farklıdır. Ebeveynler böyle bir durum karşısında bireyi tedaviye zorlamamalı, kızgınlık, reddetme gibi tepkiler göstermemelidirler. Ebeveynler eşcinselliğin sadece bir cinsel yönelim değil aynı zamanda yaşam biçimi seçimi olduğunu bilerek bu durumu kabullenmeli ve bu kabulü seçimini açıklayan bireye göstermelidirler. (Semerci,2015)

Ergenlik döneminde çocuklarla cinsellik hakkında konuşmaya devam etmek gerekmektedir. Aileler çocukların cinsellikle ilk eğitmenleridir. Ergen cinselliğinde aile çok önemlidir. Çünkü ergenlik döneminde cinsellik ebeveynlerinin etkisinin olmadığı ya da çok az olduğu bir dönemdir. Ergen cinsel konuları merak eder ve denemek ister. Ama ailenin tutumu ergen üzerinde etkili olur. Bazı ebeveynler “Cinsel ilişki yaşamanı istemiyorum, bunu yapma” yerine aynı şeyi “Yaparsan haberim olsun” şeklinde umursamaz olduğunu sandıkları bir yöntemle söylerler. Bu durum ergenin gerektiğinde aileye başvurmasını engelleyici bir tutumdur. Bazen aileler toplumsal, dini ve ahlaki sebeplerden dolayı ergene, cinsel ilişkinin yanlış olduğunu anlatırlar. Ancak bu tutum ergenin yanlış kararlara erişmesine, kendi kararlarını uygulayamamasına neden olabilir. Aileler ergenin cinsel yönden etkin olması ile birlikte erken yaşta cinsel ilişki yaşayacağından korkmaktadırlar. Erken dönemde cinsellikle aşırı uğraş, başka sorunların yanı sıra ergenlerin zamanlarının büyük bir kısmını alarak başka alanlarda gelişmelerine engel olabilecektir. Bu yüzden ergenin spor, atletizm, hobi kursları gibi alanlara yönlendirilmesi yararlı olmaktadır. Aileler tarafından ergenlikte cinselliği anlamak ve kabullenmek gerekir. Ergenlerle cinselliği konuşurken, önceki dönemlerden farklı olarak, öğretmenden çok bir danışman gibi olmak gerekmektedir. Sosyal ve gelişimsel konular üzerinde durarak, temellerden çok davranışlardan bahsedilmelidir. Ergenin bilinçsizce cinsel etkinliğe girmesi beraberinde çok önemli sorunlar getirebilir. Ergenin bu tip problemlerle karşılaşmaması için en doğru yol bu konuda bilgilendirmektedir. Ergenin artık cinsel olarak etkin olduğunu düşünülerek, cinsel etkinliğin beraberinde getireceği fiziksel ve duygusal sıkıntılar üzerinde durulmalıdır. Çoğu zaman aileler, çocuklarının cinsellik konusunda kaygılanmalarına engel olmak amacıyla cinselliğin haz verme özelliğine aşırı vurgu yapabilmektedirler. Cinselliğin haz verme yönü arkadaş çevresi ve medya tarafından da sıklıkla kullanılmaktadır. Bu durum ergende tüm olumsuzlukları anlatılsa da keyif verici noktalara olan ilgi nedeni ile gençlik döneminde alkol, madde kullanımı ve uygun olmayan erken korunmasız cinsel ilişki riskini arttırmaktadır. Ergenlik döneminde ergenin cinsel yönden de etkin konumda olduğunu kabul ederek güvenli cinsel ilişki, hamilelik ve cinsel yolla bulaşıcı hastalıklardan korunma yolları gibi konularda bilgilerin aileler tarafından aktarılması gerekir. Bu konular konuşulurken aileler kendi görüşlerini, değerlerini ergen ile paylaşabilir ancak burada önemli olan bu konuda ergene baskı yapmamak ve kabulü iletmektir. Ergen ile cinsellik konuşulurken cinselliğin sadece üreme anlamı taşımadığı, çeşitli duyguları da içerdiği anlatılmalıdır. Ergenlik döneminde görülen flört ilişkileri ebeveynler tarafından küçümsenmemeli, çocuğun duyguları anlaşılmaya çalışılmalıdır. Bu dönemdeki çocuklara cinselliğin sadece bedensel çekicilik olmadığı, duygularla kendini hazır hissetmekle ve istemekle bağlantılı olduğunu söylemek ve ergenin duygu ve düşüncelerini dinlemek, anlamak, anladığını göstermek gerekir. Ergenlikte kızlar cinselliğe daha çok sevgi ve aşk yönü ile bakarken erkekler de ise cinsellik dürtüsü yoğundur. Ergen cinselliğinde ebeveynler tarafından anlatılması gereken bazı konular ise şunlardır:

Ergen Gebeliği: Ergen gebeliği psikolojik, sosyal ve ekonomik bir sorundur. Ergen gebeliğinin fiziksel olarak birçok riski vardır. Gebelik sırasında görülen tüm sorunlar ergen gebeliğinde daha sık görülür. Bizim ülkemizde erken evliliklerin normal kabul edilmesi ergen gebeliğinde normal kabul edilmesine yol açmıştır. Yapılan çalışmalar, bu gençlerin daha çok okul sorunları olan, aile içi ilişkilerinde problemli kişiler olduğu görülmüştür.

Korunma Yolları: Korunma yolları hakkında ergenlere bilgi vermek, onları cinsel ilişkiye sevk etmek anlamı taşıyacağı endişesiyle birçok aile korkmaktadır. Gençlerin kontrolsüz cinsel ilişki kurması istenmez. Bu sebeple cinsel bilgi verilirken korunma yollarının da öğretilmesi önemlidir.

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar: Değişen toplumsal değerler yüzünde cinsel yolla bulaşan hastalıklar hızla artmaktadır. Bu hastalıkların bazılarının tedavisi bilinse dahi bazıları için tedavi arayışı devam etmektedir. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda en büyük risk ergenlerdir. Cinsel ilişki yaşının düşmesi, korunma yöntemlerinin bilinmemesi, cinsel ilişkilerin plansız olması gibi nedenlerden dolayı cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanma olasılığı artmaktadır.

Cinsel İstismar: Cinsel istismar, büyüklerin çocukları kendi cinsel doyumları için kullanmasıdır. Çocuklara verilecek olan cinsel eğitim ile çocukların iyi dokunuş ve kötü dokunuş arasındaki ayrımı öğrenmeleri, olası bir istismar durumunda en kısa zamanda güvenilir bir yetişkine durumu anlatma konusunda eğitim almaları cinsel istismarın önlenmesi ve tekrarlanmaması konusunda yararlı olacaktır. (Yavuzer,2001; Yörükoğlu,2003; Taşçı,2010
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
emerci,2015; Polat,2007; Ulu ve ark.,2014)

Özel Gruplarla Cinsel Eğitim

Evlat Edinme İle Çocuk Sahibi olmuş Ailelerde Cinsel Eğitim verilirken çocukların dünyaya nasıl geldiklerine ilişkin soruları diğer çocuklara göre farklı yanıtlanmalıdır. Daha önceki yaşlarda çocuklarla yapılan konuşmalarda “Sen bizim çocuğumuz olduğunda, sen evimize geldiğinde” gibi cümlelerle kulak dolgunluğu sağlanan çocuğa bebek oluşumu anlatılırken bazı annelerin bebeklerini karınlarında büyütemedikleri, o yüzden çocuklarının başka annelerin karnında büyüyen çocuklar olduğu ve kendisinin de bu şekilde dünyaya geldiği anlatılabilir ve bu konu ile ilgili çocuğun kaygısı ebeveyn tarafından dinlenilir. Çocuklara evlat edinme ile ilgili verilecek bilgi için en ideal yaş aralığı 3-6 yaştır.(Semerci,2015)

Zihinsel Engeli Bulunan Bireylerde Cinsel Eğitim; Engelli bireylerin cinsel yaşamları genelde bilinmeyen ve göz ardı edilen bir konudur. Toplumda engelli bireylerin cinsel yönden aktif olmadığı varsayılmaktadır. Oysaki engelli bireylerin de cinsel gereksinimleri vardır ve cinsellik engelli bireylerin yaşam kalitesi için önemli bir faktördür. Zihinsel engellilik, gelişim süreci içerisinde genel zihinsel işlevlerde normal bireylere göre, önemli derecede gerilik, bunun yanında davranışlarda uyumsal yetersizlik gösterme durumudur. Zihinsel işlevlerinin önemli derecede ortalamanın altında olması; bireylerin iletişim, öz bakım, ev hayatı, sosyal beceriler, toplumsal hayata katılım, boş zamanı değerlendirme ve iş alanlarında sınırlılık göstermesine neden olur. (akt. Cangöl, Karaca ve Aslan Zihinsel engelliler eğitilebilir, öğretilebilir ve ağır olarak üçe ayrılır. (akt. Cangöl, Karaca ve Aslan) Zihinsel engellilerin cinsel yaşamları ile ilgili görüşler farklıdır; birincisi engelli bireyin cinsellik ile ilgili bilgiye ihtiyacı yoktur, ikincisi ise her insan gibi engelli bireyde cinsel yaşama sahip olmalı ve yaşamalıdır. Araştırmalar hafif düzeyde zihinsel engelli bireylerin normal insanlar gibi cinsel dürtülerini kontrol edebildiğini, orta düzeyde zihinsel engelli bireylerin yardıma ihtiyaçları olduğunu, ağır düzeydeki zihinsel engelli bireylerin ise cinsel dürtülerini çok az kontrol edebildikleri şeklindedir.(akt. Cangöl, Karaca ve Aslan) Bu sebeple hafif derecede zihinsel engellilerde cinsel gelişim diğer çocukların gelişimine benzer. Zihinsel engeli olan çocuklarda cinsel eğitim verilirken çocuğun gelişim düzeyini belirlemek ve buna uygun konuşmalar yapmak gerekir. On yaşındaki kız çocuğuna ergenlikte bedeninde meydana gelecek değişiklikler hakkında bilgi verilirken zeka yaşının dikkate alınması gerekir. (Semerci,2015) Yapılan bilimsel çalışmalarda, zihinsel engelli gençlerin, normal gelişim gösteren gençlerle aynı cinsel güdülere sahip olduklarını göstermiştir. Zihinsel engellilerin normal düzeninde çalışan hormonları nedeniyle cinsel aktiviteleri olmaktadır. Zihinsel engellilerde fiziksel gelişim normal olduğunda, cinsel gelişim de normal sırayı izlemektedir. Zihinsel engellilerin genelde yaşıtlarından daha fazla cinsel ilgilerinin olduğu, daha fazla cinsel içerikli davranışlar sergilediği düşünülür. Oysa zihinsel engelliler, cinsel içerikli davranışların nerede, ne zaman, hangi durumlarda uygun olup olmadığını bilemedikleri, yani cinsel içerikli davranışlarını kontrol edemedikleri için böyle algılanmaktadırlar. (Bilge ve Baykal,2008). Engellilere yönelik olan cinsel sağlığı geliştirici eğitim ve çalışmalar toplumumuzda kısıtlı düzeydedir. Ülkemizde ilk kez Kozan ve arkadaşlarının yaptığı “Zorlananlar (Engelliler) için Cinsel Sağlık /Üreme Sağlığı Projesi” ile, altı bölgede engelli birey ve ailelerine cinsel sağlık ve üreme sağlığı konusunda eğitim verilerek, bahsi geçen ailelerin çocuklarının cinsel gelişimleri açısından kendilerini geliştirmeleri sağlanmıştır. (akt. Cangöl, Karaca ve Aslan)

Gay-Lezbiyen Ailelerde Cinsel Eğitim: Henüz ülkemizde sık görülmese de gay ya da lezbiyen ebeveynlere sahip olan çocuk sayısı artmaktadır. Ebeveynlerin bu çocuklara, kendi seçimlerinden bağımsız olarak ve duygularından arınarak eğitim vermeleri sağlıklıdır. Çocuğun, yaşıtlarının “Senin nasıl iki annen ya da baban oluyor?” sorularından etkilenmemesi için bu çocuklara aile çeşitleri ve eşcinsellik konusunda diğer çocuklardan daha önce bilgi vermek gerekecektir. (Semerci,2015)

Tek Ebeveynli Ailelerde Cinsel Eğitim: Boşanma, evlat edinme gibi yollarla çocuk sahibi olma gibi durumlar nedeniyle tek ebeveynli ailelerin sayısı artmaktadır. Tek ebeveynli ailelerde çocuğun okul öncesi dönemde özdeşim kurabileceği hemcinsinin olmaması kimlik oluşturma sürecinde belirli sorunlara yol açabilir. Bu yüzden çocuğun özdeşim sürecini sağlıklı tamamlayabilmesi amacıyla hemcinsi bir yetişkin ile vakit geçirmesinin sağlanması, çocukta cinselliğe ilişkin olumsuz tutumların oluşmaması için çocuk ile kalmakta olan ebeveynin diğer ebeveyni suçlayıcı, hakaret edici cümlelerden kaçınması gerekmektedir. (Semerci,2015)

Otizmli Bireylerde Cinsel Eğitim diğer çocuklardan farklı değildir. Diğer alanlarda görülen gelişimsel gecikmeler cinsel gelişimde de görülebilir. Otistik çocuklara gelişim dönemlerine uygun şekilde cinsel bilgiler aktarılmalıdır. Otistik çocuklarda mastürbasyon davranışı görülebilir. (Semerci,2015) Otistik bireylerin cinsellikle ilgili olarak kendilerini ve başkalarını anlamakta sıkıntıları vardır. Bu sıkıntıların özünde de cinsel uyarılma durumunda ne yapılması gerektiğini bilememelerinden kaynaklanan öfke durumları vardır. Otistik bireylerin ergenlik dönemi başlangıcı ve anında yaşadığı bu sıkıntılara yönelik olarak; eğitimciler, aileler tarafından duruma uygun çeşitli yöntemler geliştirilebilir. Otistik çocuklarda cinselliğe yönelik olarak; cinsellikle ilgili kurumlara ve ailelere yönelik eğitim programları hazırlanmalı, dergi, broşür ve kitap basılmalıdır. (Küçük ve Buzlu,2006)

Hermafrodit Çocuklarda Cinsel Eğitim: İç cinsel organları farklı olabilmekle birlikte hem kız hem de erkek cinsel organına benzer özellikler taşıyan çocuklara hermafrodit(çift cinsiyetli) denilmektedir. Bu çocuklar diğer çocuklardan farklı olarak çeşitli cinsel kimlik sorunları yaşamaktadırlar. Bu tür cinsiyete sahip çocuklarda fiziksel ve laboratuvar bulgularına göre karar verilse de ergenlik döneminde verilecek olan karar da söz hakkı ergenindir. (Semerci,2015)

Sonuç

Çocukların büyüme ve gelişme süreçleri boyunca cinsellikle ilgili pozitif bilgi almaları ve cinselliğe yönelik olumlu bakış açısı oluşturmaları için, aile içinde başlayan cinsel eğitimin, çocukların ve gençlerin büyük bir çoğunluğuna toplu ulaşma fırsatı sağlayan, okullarda verilmesi ve cinsel eğitimin kurumsallaşması gerekmektedir. (Gürsoy ve Gençalp,2010) Aileler cinsellik ve cinsel eğitimle ilgili yeterli ve doğru bilgiye sahip değillerdir. Çocukların sağlıklı cinsel gelişimi sürdürebilmeleri için öncelikle anne-babaların çocukların yaş gruplarına ve gelişim düzeylerine uygun cinsel eğitimi almaları gerekmektedir. (Eliküçük ve Sönmez,2011)

Ailelerin aldıkları eğitim doğrultusunda çocuklara, okul öncesi dönemden başlayarak uygun koşullarda cinsel eğitimin bir süreç olduğunun bilinci ile olumlu ve kabule uygun bir ilişki sürdürerek gerekli cinsel bilgilerin aktarılması gerekmektedir. Gerekli cinsel bilgileri ilk olarak aile bireylerinden alan, okul ve çeşitli kuruluşlar sayesinde bu bilgilerini arttıran çocuklar sağlıklı bir kimlik gelişimi geliştirebileceklerdir.

KAYNAKÇA

Yavuzer, H. (2001). Çocuk Psikolojisi (20.Baskı). İstanbul: Remzi Kitapevi

Polat, O. (2007). Tüm Boyutlarıyla Çocuk İstismarı (1.Baskı). Ankara: Seçkin Yayıncılık

Semerci, B. (2015). Çocuklarımızla Cinsellik Hakkında Nasıl Konuşalım? (6.Baskı). İstanbul: Alfa Yayıncılık

Yörükoğlu, A. (2003). Çocuk Ruh Sağlığı (26. Baskı). İstanbul: Özgür Yayınları

İnanç, B. ve Yerlikaya E. (2011). Kişilik Kuramları (5.Baskı). Ankara: Pegem Akademi

Taşçı, A. (2010). Cinsel Eğitim (1.Baskı). İstanbul: İz Yayıncılık

Yavuzer, H. (2014). Çocuğunuzun İlk Altı Yılı (31.Baskı). İstanbul: Remzi Kitapevi

Çetin, S., Bildik, T., Erermiş, S., Demiral, N., Özbaran, B., Tamar, M., Aydın, C. (2008). Erkek Ergenlerde Cinsel Davranış ve Cinsel Bilgi Kaynakları: Sekiz Yıl Arayla Değerlendirme. Türk Psikiyatri Dergisi 19(4), 390-397

Derman, O. (2008). Ergenlerde Psikososyal Gelişim. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Etkinlikleri Adolesan Sağlığı Sempozyum Dizisi No: 63 s.19-21

Gölbaşı, Z. (2003). Sağlıklı Gençlik ve Toplum için Bir Adım: Cinsel Sağlık Eğitimi. Aile ve Toplum Dergisi Yıl: 5, Cilt: 2, Sayı: 6

Set, T., Dağdeviren, N., Aktürk, Z. (2006). Ergenlerde cinsellik. Genel Tıp Dergisi,

16(3), 137-141

Çalışandemir, F., Bencik, S., Artan, İ. (2008). Çocukların Cinsel Eğitimi: Geçmişten Günümüze Bir Bakış. Eğitim ve Bilim Dergisi, Cilt 33, Sayı 150

Tuğrul, B., Artan, İ. (2001). Çocukların Cinsel Eğitimi İle İlgili Anne Görüşlerinin İncelenmesi. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 20, 141 -149

Ozensel, B. (2004). Türk Toplumunda Çocuğun Yetiştirilmesinde Annenin Rolü: Konya İli Örneği. Değerler Eğitimi Dergisi, 2(6), 77-96

Eliküçük, A., Sönmez, S. (2011). 6 Yaş Çocuklarının Cinsel Gelişim ve Eğitimiyle İlgili Ebeveyn Görüşlerinin İncelenmesi. Aile ve Toplum Dergisi, Yıl: 12, Cilt: 7, Sayı: 25

Bulut, A., Ortaylı, N. (2004). Bir Araştırmanın Düşündürdükleri: Cinsel Sağlık Ama Nasıl?. Türkiye Tabipler Birliği Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi, Cilt:13 Sayı:2, 60-63

Gürsoy, E., Gençalp, N. (2010). Cinsel Sağlık Eğitiminin Önemi. Aile ve Toplum Dergisi, Yıl: 11 Cilt: 6 Sayı: 23

Ulu. N., Demir, H., Taşar, M., Dallar, Y. (2015). Ankara’da Düşük Sosyoekonomik Düzeyi Olan Bir Bölgede Ergenlerin Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Hakkındaki Bilgi Düzeyleri. Türkiye Çocuk Hastalıkları Dergisi, 1: 32-38

Apay, S., Akpınar, R., Arslan, S. (2013). Öğrencilerin Cinsel Mitlerinin İncelenmesi. Anadolu Hemşirelik ve Sağlık Bilimleri Dergisi,16:2, 96-102

Bilge, A., Çeber, E., Demirelöz, M., Akmeşe, Z. (2013). Zihinsel Engellilerin Ebeveynlerine Verilen Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Eğitiminin Zihinsel Engelliler İçin Etkinliğinin Belirlenmesi. Türkiye Klinikleri Dergisi, 33(3), 648-655

Bulut. A. (1998). Çocuklukta Cinsel Eğitim. Türk Aile Hekimleri Dergisi, 2(2): 53-57

Er, R., Büyükbayraktar, Ç., Kesici, Ş. (2016). Özel eğitime ihtiyacı olan öğrencilere yönelik cinsel eğitim programının geliştirilmesi. Özel Eğitim Araştırma Makalesi Dergisi, Sayı 5, Konu 4, [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]




alıntı
Çocuklarda cinsel eğitim nasıl verilmelidir?



Anne ya da baba olmak insan yaşamının en önemli aşamalarından biridir. (Yörükoğlu,1978) Ebeveyn olmanın birçok anlamı ve getirdiği yükümlülükler vardır. Ebeveyn olma serüveni, sağlıklı bir evlilik, doğru zamanda ve isteyerek dünyaya getirilen bir çocukla başlar. Bunların hepsini yapınca serüven tamamlanmaz. Aksine çocuğun doğumu, ebeveyne bağımlı, ebeveynden öğrenecekleri ve görerek taklit edecekleri ile yaşama hazırlanan bir varlıkla sürdürülecek yeni bir yaşamın başlangıcıdır. Bebeğin uykusu, beslenmesi, yürümesi, fiziksel gelişiminin sağlıklı olması çaba gerektirir. Sevgi vermek, bağlanmak, ilişki kurmak, onu anlamak, isteklerini anlatmak ve ruh sağlığını oluşturmak bilgi gerektirir. (Semerci, 2015) Çocuk yetiştirmenin ilkeleri ve yöntemleri de vardır. (Yörükoğlu,1978) Anne babalık serüveni bir eğitim ve bilgilendirme sürecidir. (Semerci, 2015)

Cinsellik, bir canlının cinsel kimliğe sahip olması, üreme süreci ve erotik zevk duyma özelliklerini içeren bir bütündür. Bazı yönleri doğum öncesi dönemde bile var olan cinsellik ile ilgili bilgilenme, tutum ve davranışları bu bilgiler ışığında oluşturma her bireyin temel haklarından biridir. Çağlar boyunca, çocukların henüz üreme yetenekleri olmadığından olsa gerek, cinsel konularda eğitilmeleri ihmal edilmiştir. Ancak yaşamı merak eden çocuk uygun kaynak bulmasa da kendini eğitmek durumunda kalmış, yanlış bilgi edinmiş, ilerideki yaşantısını ve sağlığını olumsuz olarak etkilemiştir. (Bulut,1998)

Cinsel eğitim, insanoğlunun refahı ve sağlığı için bir ihtiyaçtır, evrensel bir gerçektir. (Eliküçük ve Sönmez,2011) Nerdeyse tüm anne babalar ebeveynlik serüvenine başlarken çocuk yetiştirme konusunda en iyisi olacağını söyler. Ancak zamanı geldiğinde çoğu kez bu tutumu sergileyemezler ve özellikle cinsellik söz konusu olduğunda bu kaçınma tutumu çok daha belirgin hale gelir. (Semerci, 2015) Sadece ülkemizde değil pek çok ülkede anne babaların çok yakın zamana kadar cinsel eğitim sözcüğünü telaffuz etmekten bile kaçındıkları bilinmektedir. Cinsellikle ilgili konular genelde üstü kapalı geçiştirilir, bazen görmezlikten gelinir, bazen kızgınlıkla, hatta ayıplamayla karşılanır. (Tuğrul ve Artan,2001) Pek çok kişi, eğer çocuk ve gençlere cinsel eğitim verilirse, onların cinsel bir yaşama başlayacaklarını ve cinsel eğitimin çocukların masumiyetini bozacağını düşünür. Bazıları da cinsel konular konuşulmadığı zaman cinsel konularla ilgili sorunların da olmayacağını düşünmektedirler.(akt.Tuğrul ve Artan,2001) Her toplumda değişik bakış açıları olsa da çocukların merakları oluştukça cinsellikle ilgili bilgilendirilmelerinin yerinde olacağı savunulmaktadır.(Bulut,1998) Bu sebepten anne-babaların ve öğretmenlerin, çocuğun cinsel gelişimini, onun tüm gelişiminin ayrılmaz bir parçası olarak kabul etmesi, buna ilişkin problemleri ele almaları, çocuğa gerekli bilgileri vermelerinin doğal bir eğitim görevi olduğunu benimsemeleri bir zorunluluktur ve bir sorumluluktur. Bunun için anne-babaların ve öğretmenlerin cinsel gelişimi iyi bilmeleri gerekmektedir (Başaran,1994; Eliküçük ve Sönmez,2011)

Günümüz anne babaları kendi çocukluklarında, cinselliği konuşmanın tabu olduğu bir ortamda büyümüşler, cinselliği kulaktan kulağa arkadaş ortamlarından öğrenmişlerdir. Geçmiş yıllarda medyanın ve internetin kısıtlı olması veya hiç olmaması gibi nedenlerden dolayı da sınırlı bilgi ile yetişmişlerdir. Ancak günümüzde teknolojinin gelişimi, medya ve internet kullanımının yaygınlaşması, cinsellik ile ilgili kitap dergi gibi basılı yayınların artması günümüzdeki çocukların cinsellik ile ilgili uyarıcılara daha erken yaşta ve daha sık karşılaşmalarına zemin hazırlamaktadır. (Semerci, 2015)

Aile, toplumun çekirdeği olarak tanımlanır. Ailenin toplum içinde önemli işlevleri vardır. Çocukların yetiştirilmesi ve topluma kazandırılması bu işlevlerin başında gelir ki bunun başka kurumlarda gerçekleşmesi pek mümkün değildir. Bu açıdan da aile, en etkin eğitim kurumu olarak kabul edilmektedir. İlgili literatüre göre aile, çocuğun beslenmesi, bakılma, korunma, sevilme ve eğitim gibi gereksinimlerini karşılar. (akt.Ozensel,2004) Bu sebeple ailesinden temel cinsel bilgileri bile almamış, dünyaya nasıl geldiğine ilişkin soruları düzgün yanıtlanmamış çocuk, ulaştığı sınırsız ve uygunsuz bilgi denizinde kontrolsüz şekilde büyüyecektir. Bu durumu değiştirmenin yolu ise; ebeveynlerin ve öğretmenlerin cinsellik konusunda bilgi sahibi olmaları ve çocuklara doğru yaşta, yeterli düzeyde ve doğru biçimde bu bilgileri aktarmalarıdır. (Semerci, 2015) Anne-babaların cinsel gelişim hakkında bilgi aktarırken verilen bu eğitimin yaşam boyu bir süreç olduğu, çocuğun cinsel gelişiminin tüm gelişiminden ayrılmaz olduğunun bilincinde olmaları gerekir.(Akt. Eliküçük ve Sönmez,2011)

Cinsellik ülkemizde tabu konuların başında gelmesine, çoğu aile çocuğu ile cinsellik konusunda konuşmadığını ve çocuğunu yönlendirmediğini düşünse de fark etmeden yaptıkları ve söyledikleri ile çocuğun cinselliğe olan yaklaşımını belirleyici rol oynamaktadır. Bireyin cinsel tutum ve davranışlarının gelişmesinde aile yapısı, eğitim seviyesi, yakın çevre ve kültürün etkisi vardır. (Apay, Akpınar ve Arslan,2012) Ebeveynlerinin, belirli bir cinsiyeti aşağılayıcı konuşmalarını duyan, ebeveyninin televizyondaki herhangi bir öpüşme sahnesi karşısındaki tutumunu gören çocuk cinsellik hakkında belirli değer yargıları geliştirmeye başlayacaktır. Bu nedenle cinsel eğitim öncesinde ebeveynlerin bu konuda öncelikli olarak kendi değer yargılarını değerlendirmeleri, cinsellikle ilgili konulara nasıl baktıkları açısından aynayı kendine çevirmeleri gerekmektedir.(Semerci, 2015)

Cinselliğin doğru bilgiden çok yanlış bilginin hüküm sürdüğü bir alan olmaya devam etmesi, cinselliğin doğru yaşanmamasına, beraberliklerin bu nedenle sonlanmasına ve karmaşıklığa neden olabilmektedir. Mutsuzluklar, cinayetler ve intiharlar çoğu kez cinsel bilgi yetersizliği ile örtüşür. Bilgisizlik, çocukların ailelerin ve toplumun ruh sağlığını olumsuz etkiler. (Semerci, 2015) Bu nedenle cinsel eğitim konusu irdelenirken öncelikle birbirine sıkça karıştırılan ilgili temel terimleri gözden geçirmekte yarar vardır.

⦁ Cinsiyet(***): İnsanoğlunu kadın ve erkek olarak tanımlayan biyolojik özelliklerin bütününü ifade etmektedir. (WHO, 2000)

⦁ Toplumsal Cinsiyet (Gender): Kültürel değerler, tutumlar, roller ve özelliklerin bir bütünüdür. Kadının ve erkeğin sosyal olarak belirlenen rol ve sorumluluklarını ifade eder. (WHO, 2000 )

⦁ Cinsel Kimlik: Bireyin kendi bedenini ve benliğini bir eşeylik içinde algılayışı ve kabullenişidir. (Öztürk, 2004)

⦁ Cinsel Rol (Gender Role): Toplumun erkeğe ya da kadına uygun görerek tanımladığı davranış biçimleridir. (akt. Çalışandemir, Bencik ve Artan,2008).

⦁ Cinsellik (***uality): İnsanoğlunun, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, cinsel kimlik, cinsel yönelim, erotizm, sevgi ve üremeyi kapsayan temel bir boyutudur. Cinsellik, biyolojik, psikolojik sosyoekonomik, kültürel, etik ve dini faktörlerin karşılıklı etkileşimi sonucu yaşanmaktadır. (Akt. Gölbaşı,2003)

⦁ Cinsel Sağlık: Öncelikle bireyin bir kavram olarak cinselliği anlaması ve cinselliğe yönelik kendi tutumları hakkında bir farkındalık geliştirmesidir. (Akt. Gölbaşı,2003)

⦁ Cinsel Eğitim: Cinsel eğitim teriminin çok geniş bir kullanımı bulunmaktadır. Uzun yıllar boyunca pek çok meslek grubu tarafından farklı şekillerde ele alınmıştır. Çocuk gelişimi açısından; cinsel eğitim, bireyin fiziksel, duygusal ve cinsel gelişimini anlaması, olumlu bir kişilik kavramı geliştirmesi, insan cinselliğine, başkalarının haklarına, görüş ve davranışlarına saygılı bir bakış açısı edinmesi ve olumlu davranış biçimi, değer yargıları geliştirmesi şeklinde tanımlanabilir. (Bayhan ve Artan, 2004) Amerika Birleşik Devletleri Cinsellik Bilgisi ve Eğitim Konseyinin tanımına göre ise cinsel eğitim; cinsel roller, kişiler arası ilişkiler, sevgi mahremiyet vücut algısı ve üreme sağlığı konularının hepsini birden kapsayan bir eğitimdir. (SIECUS,2000)

Çocuğa verilecek olan cinsel eğitim çocuğun yaşına, gelişim düzeyine göre değişmektedir. Bu sebeple cinsel eğitim;

⦁ Okul Öncesinde Cinsel Eğitim

⦁ Okul Çağında Cinsel Eğitim

⦁ Ergenlik Döneminde Cinsel Eğitim olmak üzere 3’e ayrılarak incelenebilir.

1-Okul Öncesi Dönemde Cinsel Eğitim

Bebeğin ilk 12 ayında en büyük gereksinimi sevgidir. Bebeği tutmak, gülümsemek, okşamak bebeği mutlu eder. (Semerci,2015) Bebeğini kucağında tutan annenin sıcaklığı, rahatlığı ve gücü çocuğa haz verir. (Yavuzer,2001) Bu dönemde bebeğin tanıma ve zevk alma organı ağız ve çevresidir. Bu nedenle meme emmek bebeğe haz verir ve eline geçirdiği her nesneyi ağzına götürmeye başlar. (Semerci,2015) Doğumdan sonraki birinci yılda bebeğin ilk cinsel duyguları, yıkanma ve altının değiştirilmesi sırasında ortaya çıkar. Bebek bezinin genital bölgedeki baskı ve hareketi, bebeğin hoşlandığı haz verici duyumsamalardır. Bebek el kol hareketlerini daha iyi kontrol edebilecek kadar büyüyünce cinsel organına dokunabilir ve haz verici bu duygunun yeniden yaşanmasını isteyebilir, bu amaçla çocuklar cinsel organları ile oynayabilir(Yavuzer,2001).

Bebeklik döneminde kendiliğinden uyarı ile cinsel organlar tepki verebilirse de çocuğun cinsellikle bilinçli olarak ilgilendiğini gösteren ilk soruları, üç yaş dolaylarında, cinsiyet farklılıkları hakkında başlar.(Bulut,1998) Genellikle üç yaşında çocuklar, soru ve davranışlarıyla cinsel konulara ilgilerini belli ederler.(Yörükoğlu, 2003) Yıkanma, tuvalet eğitimi gibi süreçlerde çocuklar kendi bedenlerini görür ve dokunurlar. Bu sırada hem bedenlerini tanır hem de haz duyarlar. Bu dönemde çocuğun kendi cinsel organına dokunması ve bundan haz duyması normaldir. (Semerci,2015) Bu dönemde çocuk cinsel organını eline alır, inceler, oynar ve çıplak şekilde dolaşabilir. (Yörükoğlu, 2003) Çocuğun bu davranışları bedenini tanıma amaçlıdır ve aileler cinsel konuda ilk müdahaleyi bu dönemde yapar. Çocuğun bu davranışına aşırı tepki göstermemek gelişimi açısından yararlıdır. Çocuğun bedenine yönelik ilgisi kullanılarak vücudun tanıtımı ebeveyn tarafından yapılabilir. Bu tanıtımda organların gerçek isimlerinin kullanılması önemlidir. Çocuklar iki-üç yaşından önce kız ve erkek arasındaki biyolojik farklılığı ayırt edemezler ancak aile ve toplumun etkisi ile cinsiyetin vermiş olduğu çeşitli hak, sorumluluk ve zorunluluklar konusunda fikir sahibidirler. (Semerci, 2015) Üç yaş dolaylarında kız ve erkek ayrılığını sezip incelemeye koyulurlar. Daha sonra sırası ile bebeğin nasıl doğduğu, nereden geldiği, babanın rolü merak edilir. (Bulut,1998)

Genellikle cinsiyet farkı konusunda kız çocuğunu endişeye düşüren bir sorun ortaya çıkar. Erkek çocukta olup da kendisinde olmayanı fark eder ve penisin kendisinde de olması gerektiğini düşünür. Bu konuda ebeveynlerine kendisinin neden penisi olmadığı yönünde sorular sorabilir. Bu tip bir soruya ‘kızların vajinası erkeklerin penisi olduğu’ yönünde yapılan kısa bir açıklama yeterli olacaktır. (Yavuzer, 2001)

Okul öncesi dönemde bedenine yönelik ilgi duymaya başlayan çocuk bu merakını kendini ifade etme biçimi olan oyunlara da yansıtacaktır. Bu dönemde doktorculuk, evcilik tarzı oyunlar çocuğun cinsel merakını gidermek için bulunmaz bir fırsattır. (Yörükoğlu,2003) Bu oyunlarda cinsel organa dokunma, çıplak olmayı sevme, başkalarını çıplak görmeyi isteme, kadınların göğüslerine dokunma gibi davranışlar sıklıkla gözlemlenir. Bu oyunlarda çocuk karşı cinsin bedenini öğrenir. Ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken nokta, çocukların bu tarz oyunları yaşıtları ile oynamalarını sağlamaktır. Çocuğun cinsel merakından yola çıkılarak, çeşitli resimli kitaplar da kullanılarak çocuğun yaşı ile orantılı cinsel bilgi verilebilir. Aynı zamanda çocuğa ‘özel’, ‘mahremiyet’ gibi kavramların öğretilmesi gerekmektedir. (Semerci,2015)

Çocukların cinsel meraklarının artmasına bağlı olarak herhangi bir şekilde genital bölgelerini uyarmaları ve bu sırada terleme, kızarma, nefes nefese kalma gibi bulguların olmasına çocuk mastürbasyonu denir. (Yörükoğlu,2003) Bu davranış çoğu zaman ebeveynleri korkutmaktadır. Çocuklar tarafından sıkça başvurulan bu cinsel uyarma türü, bebeklik döneminden itibaren çocukların gevşemek için keşfettikleri parmak emme, tırnak yeme gibi davranışlardan çok farklı değildir. Çocukluk çağında yapılan mastürbasyon çocuğun kendisini rahatlatmaya yöneliktir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta bu davranışın sıklığıdır. Eğer çocuk bu davranışı gün içerisinde pek çok sefer yapıyorsa bu durumda çocuğu rahatlatacak başka etkinliklere yöneltmek gerekebilir. Ebeveynlerin çocuklarının bu davranışı konusunda aşırı tepkilerden kaçınmaları gerekmektedir. Anne babanın çocuğa yönelik sert tepkileri ve davranışı yasaklamaları bu duruma çözüm olmayacak aksine çocuğun suçluluk duymasına, çocuğun cinsellik ile ilgili kavramları olumsuz şekilde yorumlanmasına ve yanlış bir şey yaptığına dair izlenime kapılmasına, utanç duymasına neden olacaktır.(Semerci,2015)

Okul öncesi dönemdeki çocuklarda hemcinsi ebeveyn ile özdeşim kurma davranışları görülür. Bu özdeşim olayı çocuğun cinsel kimlik kazanmasında önemli bir etkiye sahiptir. Çocuk oturuşundan duruşuna konuşmasından giyimine kadar, anne veya babasının birçok özelliğini bilinçsiz olarak yineler, kendi kişiliği içinde yoğurur. Kız çocukla annesi erkek çocukla babası arasındaki ilişki ne kadar olumlu ise özdeşim o denli kolay oluşur. Özdeşimin sağlıklı şekilde olması çocuğun cinsel kimlik gelişiminin sağlıklı ilerlemesini sağlar. Kız çocukları annelerinin kıyafetlerini giyerek, erkek çocuk baba gibi davranarak kadın ve erkek olmayı öğrenirler. Bu durum bilinçli bir öykünmeden çok derine inen ruhsal bir olaydır. (Yörükoğlu,2003) Bu dönemde çocukların özdeşim kurabilecekleri bir model yoksa ya da uygun model değilse yani anne baba çocukla iletişim kurmuyorsa çocuk karşı cinsle özdeşim kurabilir.(Semerci,2015) Hemcinslerinden birinin evden uzak olduğu zamanlarda çocuğun karşı cinsle özdeşim kurması cinsel kimlik sapmalarına zemin hazırlayabilir.(Yörükoğlu,2003) Bu durumda çocuğun hemcinsi bir yakını ile vakit geçirmesi sağlanarak özdeşim sürecini sağlıklı geçirmesi sağlanabilir. (Semerci,2015)

Okul öncesi dönemdeki cinsel eğitimin amacı cinselliği daha çok konuşmak değil, gerekli bilgiyi öğretmek ve çocuğa bu konuda olumlu duygular kazandırmaktır. Verilecek olan eğitim ile çocuğun kendi bedenini tanıması, bedensel sınırlarını anlaması, karşı cinsteki arkadaşından ne açıdan farklı olduğunu bilmesi, iyi ve kötü dokunuşu ayırt edebilmeyi öğrenmesi amaçlanır. Çocuğun gelişim dönemine uygun olmayan bilginin verilmesi çocuğun korkmasına, aklının karışmasına neden olabilir. Bu yüzden cinsel eğitim verilirken; hangi bilginin, hangi yaşta, ne düzeyde verilmesi gerektiğine dikkat etmek gerekir. (Semerci,2015) Bu dönemde cinsel olaylardan hiç söz etmemek, çocuğa bu duyguları bastırması gerektiği izlenimi verebilir.

2-Okul Döneminde Cinsel Eğitim

7-11 yaşlar çocuklar için okul dönemi olarak adlandırılır. 7-11 yaş arasındaki okul dönemi, cinsel gelişim açısından 7-9 yaş dönemi ve ön ergenlik dönemi olmak üzere iki evreye ayrılarak incelenebilir.

a.7-9 yaş Dönemi

Sigmund Freud’un cinsel gelişim dönemlerinden Latent(gizil) döneme rastlayan bu yaş aralığında önceki yaşlarda kendini ve aileyi tanımaya yönelik merak duygusu, çocuğun aileye uzak kalmaya başlaması ile birlikte geniş bir çevreye yayılır. (Semerci,2015) Bu dönemde çocukların daha çok kendi cinsiyetleri ile olan çocuklarla arkadaşlık etmeyi tercih ettikleri, karşı cinse ilgisiz oldukları görülmektedir. Okul öncesi dönemde ebeveynle özdeşim, sonucu edinilen cinsel kimlik ile ilgili toplumsal roller bu dönemdeki deneyimlerle daha da pekiştirilmektedir. Bu dönem ergenlik döneminde ortaya çıkacak değişimlerden önce bir dinlenme dönemi olarak nitelendirilebilir. (İnanç ve Yerlikaya, 2011) Bu dönemde çocuğun kendi vücudu ile doğal uğraşı, yerini sosyal uğraşlara bırakır. (Semerci,2015) Okulda arkadaş ilişkileri iyi gidiyorsa, okulu oldukça severler; ama ilişkilerinde ters giden bir şeyler varsa okula gitmek istemeyebilirler ya da gönülsüz giderler. Bu çağda önemli bir değişiklik, cinsel merakların yatışması ve durgun bir döneme girmesidir; ancak günümüzün değişen koşulları ve artan uyarıcı düzeyi nedeniyle bu dönem eski dönemlere göre sakin geçmemektedir. (Anonim,2016)

7-9 yaş aralığında genellikle hemcinsi gruplarla oynamayı tercih eden çocuklar, karma grupların oluşturulması durumunda yakalama ve öpme oyunları oynarlar. Karşı cinsin içinde yer almayı bir bakıma casusluk olarak algılayabilirler. Okul öncesi dönemde olduğu gibi oyun yolu ile medyadan ve çevreden gördüklerini denemek isterler. Bu amaçla diğer çocukların iç çamaşırını ve cinsel organını görmek isteme, cinsel terimleri konuşma sırasında kullanma gibi davranışlar görülebilir. Cinsel terimlerin konuşma içerisinde kullanılması çocuğun neler bildiğini arkadaşlarına gösterme çabasından ileri gelmektedir. Bu dönemde anne babalar tıpkı bir öğretmen gibi yaklaşarak temel konuları, ilk kez bilgi verme amaçlı aktarmalıdırlar. Yedi yaş çocukların bilişsel olarak buna en hazırlıklı olduğu dönemdir. Çocuklara okul öncesi dönemde kazandırılmış olan iyi dokunuş kötü dokunuş ile ilgili bilgilerin hatırlatılması, özel, mahremiyet konularının üzerinde durulması ve çocuğun cinsel merakının kötü niyetli kişiler tarafından kullanılmaması amacıyla herhangi bir kötü dokunuş karşısında çocuğun nasıl yardım isteyebileceği konularına değinmek gerekir. (Semerci,2015)

b.Ergenlik Öncesi Dönem

9-11 yaş olarak bilinen dönem okul dönemi olduğu kadar ergenlik öncesi dönem olarak da bilinmektedir. Bu dönemde ergenlik belirtilerinin başlaması nedeniyle bazı bilgilerin gerek okulda gerekse ailede verilmesi gerekmektedir. Verilecek olan eğitimin erkek çocuklara baba veya hemcinsi bir yakını kız çocuklara ise anne veya yine hemcinsi bir yakını tarafından verilmesi doğrudur. Ergenlik öncesi dönemde kız çocuklarının dokuz yaş, erkek çocuklarının on yaş dolaylarında şu tür konularda bilgilendirilmesi gerekmektedir: (Semerci,2015)

Ergenlikte tüm vücutta büyüme hızlanır. Bazen hızlı büyümeye tüm vücut kısımları eşit hızda katılamaz ve büyüme simetrik olmaz. Örneğin bacakları hızla büyüyen çocuğun, bacak adelelerinin gelişmesi daha yavaş olur. Sonuçta çocuk dengesiz yürüyebilir. Zamanla gelişme dengelenir ve farklılıklar ortadan kalkar. Kızlarda ergenliğin ilk belirtisi memelerin büyümeye başlamasıdır. Bunu genital bölgede kıllanma, yüzde ve vücutta sivilcelenme takip eder. En son aşamada regl (adet) gerçekleşir. Kalçaların gelişmesi, yağ tabakalarının artışı, memelerin olgunlaşması ile kız çocuk kadınsı bir görünüm kazanır. Erkeklerde ergenliğin ilk belirtisi yumurtaların büyümeye başlamasıdır. Daha sonra bıyık, sakalın çıkması ve genital bölgede kıllanma, adem elması denen gırtlak kıkırdağının belirginleşmesi ve seste kalınlaşma, yüz ve vücutta sivilcelenme meydana gelir. En son aşamada boşalma meydana gelir. Boyca uzamaya, omuzların gelişmesi eşlik ederek erkeksi görünüm ortaya çıkar. (Taşçı,2010)

Ergenlik öncesi dönem ile birlikte kız çocuklar ile erkek çocuklar arasındaki gelişimsel fark açılmaya başlar. Kız çocuklar bedensel ve ruhsal olarak erkek çocuklardan daha önce gelişirler. Erkek çocuklar henüz kendi cinsleri ile oyun oynarken kız çocuklar karşı cinse ilgi duymaya başlarlar. (Semerci,2015)

7-9 yaş okul döneminin aksine bu dönemdeki çocuklar karma gruplara yönelebilirler. Kız ve erkek çocuklar ebeveynleri tarafından vücutlarında olabilecek fiziksel değişimler hakkında bilgilendirildikleri kadar oluşabilecek sosyal ilişkiler hakkında da bilgilendirme gerekmektedir. Çocuğun karma gruplara yönelmesi aşk, hoşlanma gibi kavramlar ile tanışmasını sağlayabilir. Bu dönemde aile tarafından kabul edildiğini, anlaşıldığını hisseden çocuk sağlıklı bir süreç geçirir. Ebeveynlerin çocuğa ergenlik sürecinde bedenlerinde olabilecek değişimler konusunda bilgi verirken bu değişimlerin herkeste farklı zamanda olacağı konusunda vurgu yapılması gerekmektedir.

u vurgu çocuğun kendisini başkaları ile kıyaslayarak kaygı duymasının önüne geçebilir. Ergenlik öncesi dönemdeki çocuk ile yapılan bilgilendirici konuşmalarda resimli kitaplardan yardım almak konunun görsel olarak sunulduğunda çocuk tarafından daha iyi anlaşılması açısından önemlidir. Verilen bilgilerde kız çocuğuna erkek çocuklarının bedensel gelişimleri, erkek çocuklarına da kız çocuklarının bedensel gelişimleri hakkında bilgi vermek gerekmektedir. Bu sayede çocuk karşı cinsin değişimlerine aşina olacak ve ilerleyen süreçte belirli konularda kaygı yaşamayacaktır. Ergenlik öncesi dönemde, okul öncesi dönemde kendini göstermiş olan ancak sadece rahatlama amacıyla kullanılan mastürbasyon davranışı üzerine de konuşulabilir. Burada önemli olan çocuğun mastürbasyon davranışının son derece doğal olduğunu bilmesi ve bu davranış sonrası suçluluk duymaması gerektiğidir. Tüm bu bilgiler ebeveynler tarafından çocuğa verilirken fırsatlar iyi değerlendirilmeli, bilgi verilecek çocuk henüz hazır değilse bilgilendirme yapılmamalıdır. Bilgilendirme sürecinde ne kadar detaya inileceği çocuğun sorularına göre şekillenebilir. Aile ve çocuk arasında cinselliği konuşmak son derece doğal bir durumsa çocuk bu ilişkiden aldığı güç ile merak ettiği soruları soracaktır. (Semerci,2015; Yörükoğlu,2003; Taşçı,2010)

Okul dönemi olarak adlandırılan, 7-9 yaş dönemi ve 9-11 yaş ergenlik öncesi dönem şeklinde ikiye ayrılarak incelebilen dönemde cinsel eğitimin amacı: çocukların ergenlikte yaşayacakları bedensel değişiklikleri anlayabilmelerini, cinsel etkinlikler ile ilgili karar verme yeteneklerini geliştirmeye başlamalarını ve cinsel süreçler ile duygusal süreçler arasındaki farkı anlayabilmelerini sağlamaktır.(Semerci,2015) Bu amaçlar doğrultusunda ebeveynler tarafından verilecek eğitim süreci kadar çocukların devam etmekte oldukları okullarda ve toplum çalışmalarında da konu hakkında yapılan bazı çalışmalar bulunmaktadır.

Türkiye’deki cinsel sağlık eğitimi çalışmaları genel olarak üniversitelerce ve bazı kurum/ sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülmektedir. Türkiye’de cinsel eğitim ilk kez, 1974 yılında tartışılmaya başlanmıştır. 1990’lı yıllarda HIV/AIDS yayılımına paralel olarak, ülkemizde sınırlı sayıda da olsa, gönüllü kuruluşların öncülüğünde, özel projeler yürütülmüş, yerel eğitim etkinlikleri gerçekleştirilmiştir. 1994 yılında “Gençlik, Cinsel Eğitim ve Üreme Sağlığı” toplantısı yapılmıştır ve 1997 yılında bir proje geliştirilmiştir. Bu proje içerisinde üç eğitim fakültesi belirlenmiş ve bu fakültenin öğrencileri olan öğretmen adaylarına seçmeli olarak, cinsel sağlık bilgileri dersi verilmesi hedeflenmiştir. Milli Eğitim Bakanlığının farklı kuruluşlarla işbirliği halinde yürüttüğü bazı projeler de bulunmaktadır. 1993 yılında “Değişim, Genç Kızlığa İlk Adım” projesi ile altı yıl içinde 80 ilde on bini aşan sayıda okulda 2 milyon kız öğrenci ergenlik dönemi konusunda bilgilendirilmiştir.2000-2001 döneminde de “Ergenlik Dönemi Değişim” projesi ile erkek öğrenciler ayrı gruplar olarak kapsama alınmıştır. 2002-2003 öğretim yılında; cinsel eğitim ile ilgili konular üniteler halinde ders programında yer almıştır. “Ergenlerin Sağlık Bilincinin Geliştirilmesi” başlığı ile yeni bir hizmet projesiyle etkinliklerin geliştirilmesi amaçlanmıştır.2002 yılında projede, bazı üniversitelerde gençlere üreme sağlığı danışmanlığı yapılmıştır. 2004 yılında aynı projeye “akran eğitimi” bileşeni eklenmiştir. 2000 yılında İstanbul’daki pilot okullarda ilk “cinsel eğitim” dersi verilmeye başlanmıştır. Fakat bu uygulama uzun süre yürürlükte kalamamıştır Günümüzde okullarda “cinsel eğitim’’ ile ilgili özel bir uygulama bulunmamaktadır. Lisede ise eğitim içeriğinde sınırlı bir şekilde menstürasyon döngüsü ve sperm üretimi gibi konular dışında başka bilgi yoktur. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından "36-72 Aylık Çocuklar İçin Okul Öncesi Eğitim Programı" olarak adlandırılan uygulamada "cinsel" sözcüğünün program içinde sadece bir tek kez “…fiziksel, cinsel, sözlü ve duygusal istismar...” cümlesi içinde geçtiği görülmektedir. Bunun dışında cinsel eğitimi çağrıştıracak herhangi bir cümleye rastlanmamıştır. (Bulut ve ark.,2003; Bulut, 2005; Çalışandemir, Bencik ve Artan,2008)

3-Ergenlik Döneminde Cinsel Eğitim

Ergenlik dönemi, fiziksel ve duygusal süreçlerin yol açtığı cinsel ve psikososyal olgunlaşma ile başlayan ve bireyin bağımsızlığını, kimlik duygusunu ve sosyal üretkenliğini kazandığı zaman sona eren bir dönemdir. (Derman,2008)

Ergenlik dönemi uzun bir dönem olduğu için, erken ergenlik, orta ergenlik ve geç ergenlik olmak üzere incelenebilir (Semerci,2015) Çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemi olan ergenlik, fiziksel, bilişsel ve psikososyal değişikliklerle belirlenmektedir. (Brown 2000).

Erken Ergenlik dönemi olarak değerlendirilen 12-14 yaş arasındaki bu dönemde hızlı gelişen fiziksel ve davranışsal değişiklikler görülür. Hızlı büyüme ve cinsel gelişim kızlarda erkeklerden daha öncedir. Erken büyümenin erkeklerin ruh sağlığı açısından genel olumlu etkisine karşılık, erken gelişen kızlarda akranlarından daha düşük benlik saygısı, daha yüksek depresyon oranı, anksiyete bozuklukları ve yeme bozuklukları görülmektedir. Erken ergenlik döneminde ergenlerin en büyük uğraşları beden görünümleridir. (Derman,2008) Bedendeki bu hızlı değişimler ergen için zordur. Bu değişime uymaya çalışan ergen kısa-uzun, şişman-zayıf olmak gibi bedenine ilişkin her şeyi önemli hale getirir. Zamanın aynı karşısında geçirilmesi, aile ile arasındaki en önemli çatışma konularının başında gelmeye başlar. (Semerci,2015) Bu dönemdeki ergenlerde hızlı fiziksel gelişime uyum ve bu değişiklikler ile baş etme çabaları görülür.(Derman,2008) Bu dönemin önemli gelişimsel görevi, kimlik duygusunun oluşmasıdır. (Akt. Korkmaz Çetin ve ark.,2008). Beden imgesi gelişiminin yanında, ergenlik dönemindeki önemli fiziksel değişimlerden biri üreme olgunluğunun başlangıcına işaret eden ikincil cinsiyet özelliklerinin gelişimidir ve bu gelişim gencin kendisini toplumsal açıdan çocukluktan farklı bir kız ya da erkek kimliğinde algılamasına neden olur. Beden görünümünün değişmesi, dürtülerin artması, cinsel kimliğin daha fazla algılanması gencin toplumsal olarak da bazı cinsiyet rollerini edinmesini gerektirir. (Derman,2008) Cinsel kimliğin oluşmasında, kişinin biyolojik özellikleri, cinsel yönelim ve davranışları, aile tutumu, toplumsal ve kültürel değerler etkilidir. Cinsellik, genellikle cinsel yönelim ve davranışlar olarak anlaşılmasına rağmen, sağlıklı cinsellik, bu sayılan etkenler ile kendilik kavramının bütünleşmesidir.(Akt. Korkmaz Çetin ve ark.,2008) Bu dönemde yakın arkadaşlıklar önem kazanmaya başlar, daha çok aynı cinsiyetten arkadaş ve grup aktiviteleri tercih edilir ve arkadaş grupları ergenin ilgi alanlarını ve giyimini etkiler. (Derman,2008)

Orta ergenlik dönemi olarak değerlendirilen 15-18 yaş gencin yaşamında arkadaşları ailesinden daha önemli hale gelmeye başlar. Bu dönemde arkadaşları tarafından kabul görmek genç için en önemli şeydir. (Semerci,2015) Ergenin gelişim özellikleri formüle edilemeyecek kadar çok ve çeşitlidir. Ergenin en büyük arzusu kendini anlayabilmek, hem de başkaları tarafından anlaşılabilmektir. (Yavuzer,2001) Bu dönemde anne babadan ayrışma, farklı bir birey olma ve bu durumu anne babaya da kabul ettirme çabaları yoğundur. Anne babadan ayrışma ve bireyleşme süreci içinde ergenlerin duygusal olarak kendilerini ana babalarından uzak tutma çabaları, duygusal yatırımlarını özellikle karşı cins olmak üzere akran ilişkileri üzerine yapmaları, riskleri olduğundan az görmeleri, kendilerini her şeyi yapabilir olarak algılamaları ve otonomi istemeleri anne babalarla çatışmaya neden olur. (Derman,2008) Erken ergenlik dönemine göre duygularda hassasiyet söz konusudur. (Yavuzer,2001) Uygunsuz tutum ve alışkanlıklar bir gruba dahil olma çabası içinde en çok bu dönemde başlar. Özellikle, ailesiyle uygun ilişki kuramamış ve sorunları olan ergenler, bu dönemde kolayca yanlış yollara sapabilirler(Semerci,2015) Bu dönemde duygusal özerklik hem bireyselleşmenin hem de duygusal yakınlığın desteklendiği koşullarda en iyi şekilde gelişmektedir. Ergenler çoğu zaman kendilerini akranlarının gözlerinden görürler ve görünüm, giyim tarzı ve davranışlarının akranları tarafından onaylanmaması benlik saygılarında azalmaya neden olabilir. Ancak çok yakın ilişkiler bağımsızlığı kaybetme tehdidi içerdiğinden ilişkilerdeki sınır bu yaş grubundaki ergenler için önemli kaygı kaynağıdır. Akran ilişkilerinde ve duygusal deneyimlerde artış ile birlikte iç yaşantıları inceleme gereksinimi ve günlük tutma yaygındır. (Derman,2008) Bu dönem ergenin, yaşam felsefesini, sosyal değerlerini, dini ve ahlaki yönelimlerini keşfetmeye ve geliştirmeye çalıştığı dönemdir ve değerlerinin açık hale gelebilmesi için ayna görevi görecek akran desteğine ihtiyaç duyarlar(Semerci,2015)

15-18 yaşlarındaki orta ergenlik döneminde akran baskısı, risk alma davranışı, ebeveynlerden ayrımlaşma ve özerklik gereksiniminden kaynaklanan çatışmalar nedeniyle cinsel davranışlar konusunda tam ve sağlıklı bir değerlendirme yapılamayabilir. Erken yaşanan cinsel deneyim, istenmeyen gebelikler, cinsel yolla bulaşan hastalıklar gibi tıbbi risk etkenleri taşımakla birlikte, kültürel, sosyal etkenlerden kaynaklanan adli sorunlara da neden olabilmektedir. (Korkmaz Çetin ve ark.,2008)

Geç Ergenlik: Ergenin kimlik gelişimini tamamladığı dönemdir. (Semerci,2015) 18 yaş dolayında başlar ve kimlik duygusunun bütünleşmesiyle sona erer. Akademik ve sanatsal arayışların, sosyal bağların ergenin kendini daha iyi tanımlamasına ve kendini bir topluluğa ait hissetmesine yol açtığı dönemdir. (Derman,2008) Erikson’a göre ergenlik döneminin en önemli sorunu kimlik arayışıdır. Dengeli bir kimliğin sağlanması bireyin “kendisinde süreklilik ve bütünlük görme yeteneğine” ve tutarlı düzenleme yapabilmesine” bağlıdır. Ergenin yaşamış olduğu ani bedensel değişikliklerin kimlik oluşturma sürecinde olumsuz etkileri olabilmektedir ve ergenin bu süreçte olumlu bir kimliğe kavuşması ve kendine güven kazanabilmesi için zamana gereksinimi vardır. (Yavuzer,2001) Doğumla başlayan kimlik bulma çabaları, ergenin cinsel, mesleki ve toplumsal kimliğini oluşturması ile sona erer. Kişinin, kendini ne olarak algıladığı ve diğerlerinin onu nasıl gördüğü, ondan neler beklediği arasındaki tutarlılık, bütünleşmiş bir benliktir. Bu süreçte ergenin gruplara dahil olması, aşklar yaşaması kendisini anlatmasının bir yoludur. Bazı ergenler kimlik edinme sürecini ağır şekilde yaşayabilmektedir. Bu durumda karar verememe, seçim yapamama durumu meslek seçiminden cinsel kimliğe değin uzanır. Bu durumda uyuşturucu kullanımı, farklı dini inançlar, uygunsuz cinsel ilişki kurma, toplumun değer yargılarını reddetme şeklinde kendini gösterebilir. (Semerci,2015)

Ergenlik döneminde cinsel kimlik bulma aşamasında farklı cinsel yönelimler görülebilmektedir. Cinsel yönelim karşı cinse olduğunda heteroseksüellik, kendi cinsine dönük olduğunda homoseksüellik(eşcinsellik), her iki cinse dönük olduğunda biseksüellik olarak adlandırılır.

Ergenlik döneminde el şakaları yaygındır. Bu şakalaşmalar merakla birleştiğinde bazı cinsel denemeler olabilir. Bu durum ergeni artık geri dönülemez bir yola girdiği inancına götürebilir. Bu durumda ergene, bunun cinsel yönelimi seçmek anlamına gelmediği, bulunduğu döneme özgü bir dönem olduğunu anlatmak ergeni rahatlatacaktır. Ancak ergenlik dönemini tamamlamış ve genç erişkin döneme gelmiş olan birey, yıllarca bu durumu düşünerek eşcinsel olduğunu açıklıyorsa bu durum farklıdır. Ebeveynler böyle bir durum karşısında bireyi tedaviye zorlamamalı, kızgınlık, reddetme gibi tepkiler göstermemelidirler. Ebeveynler eşcinselliğin sadece bir cinsel yönelim değil aynı zamanda yaşam biçimi seçimi olduğunu bilerek bu durumu kabullenmeli ve bu kabulü seçimini açıklayan bireye göstermelidirler. (Semerci,2015)

Ergenlik döneminde çocuklarla cinsellik hakkında konuşmaya devam etmek gerekmektedir. Aileler çocukların cinsellikle ilk eğitmenleridir. Ergen cinselliğinde aile çok önemlidir. Çünkü ergenlik döneminde cinsellik ebeveynlerinin etkisinin olmadığı ya da çok az olduğu bir dönemdir. Ergen cinsel konuları merak eder ve denemek ister. Ama ailenin tutumu ergen üzerinde etkili olur. Bazı ebeveynler “Cinsel ilişki yaşamanı istemiyorum, bunu yapma” yerine aynı şeyi “Yaparsan haberim olsun” şeklinde umursamaz olduğunu sandıkları bir yöntemle söylerler. Bu durum ergenin gerektiğinde aileye başvurmasını engelleyici bir tutumdur. Bazen aileler toplumsal, dini ve ahlaki sebeplerden dolayı ergene, cinsel ilişkinin yanlış olduğunu anlatırlar. Ancak bu tutum ergenin yanlış kararlara erişmesine, kendi kararlarını uygulayamamasına neden olabilir. Aileler ergenin cinsel yönden etkin olması ile birlikte erken yaşta cinsel ilişki yaşayacağından korkmaktadırlar. Erken dönemde cinsellikle aşırı uğraş, başka sorunların yanı sıra ergenlerin zamanlarının büyük bir kısmını alarak başka alanlarda gelişmelerine engel olabilecektir. Bu yüzden ergenin spor, atletizm, hobi kursları gibi alanlara yönlendirilmesi yararlı olmaktadır. Aileler tarafından ergenlikte cinselliği anlamak ve kabullenmek gerekir. Ergenlerle cinselliği konuşurken, önceki dönemlerden farklı olarak, öğretmenden çok bir danışman gibi olmak gerekmektedir. Sosyal ve gelişimsel konular üzerinde durarak, temellerden çok davranışlardan bahsedilmelidir. Ergenin bilinçsizce cinsel etkinliğe girmesi beraberinde çok önemli sorunlar getirebilir. Ergenin bu tip problemlerle karşılaşmaması için en doğru yol bu konuda bilgilendirmektedir. Ergenin artık cinsel olarak etkin olduğunu düşünülerek, cinsel etkinliğin beraberinde getireceği fiziksel ve duygusal sıkıntılar üzerinde durulmalıdır. Çoğu zaman aileler, çocuklarının cinsellik konusunda kaygılanmalarına engel olmak amacıyla cinselliğin haz verme özelliğine aşırı vurgu yapabilmektedirler. Cinselliğin haz verme yönü arkadaş çevresi ve medya tarafından da sıklıkla kullanılmaktadır. Bu durum ergende tüm olumsuzlukları anlatılsa da keyif verici noktalara olan ilgi nedeni ile gençlik döneminde alkol, madde kullanımı ve uygun olmayan erken korunmasız cinsel ilişki riskini arttırmaktadır. Ergenlik döneminde ergenin cinsel yönden de etkin konumda olduğunu kabul ederek güvenli cinsel ilişki, hamilelik ve cinsel yolla bulaşıcı hastalıklardan korunma yolları gibi konularda bilgilerin aileler tarafından aktarılması gerekir. Bu konular konuşulurken aileler kendi görüşlerini, değerlerini ergen ile paylaşabilir ancak burada önemli olan bu konuda ergene baskı yapmamak ve kabulü iletmektir. Ergen ile cinsellik konuşulurken cinselliğin sadece üreme anlamı taşımadığı, çeşitli duyguları da içerdiği anlatılmalıdır. Ergenlik döneminde görülen flört ilişkileri ebeveynler tarafından küçümsenmemeli, çocuğun duyguları anlaşılmaya çalışılmalıdır. Bu dönemdeki çocuklara cinselliğin sadece bedensel çekicilik olmadığı, duygularla kendini hazır hissetmekle ve istemekle bağlantılı olduğunu söylemek ve ergenin duygu ve düşüncelerini dinlemek, anlamak, anladığını göstermek gerekir. Ergenlikte kızlar cinselliğe daha çok sevgi ve aşk yönü ile bakarken erkekler de ise cinsellik dürtüsü yoğundur. Ergen cinselliğinde ebeveynler tarafından anlatılması gereken bazı konular ise şunlardır:

Ergen Gebeliği: Ergen gebeliği psikolojik, sosyal ve ekonomik bir sorundur. Ergen gebeliğinin fiziksel olarak birçok riski vardır. Gebelik sırasında görülen tüm sorunlar ergen gebeliğinde daha sık görülür. Bizim ülkemizde erken evliliklerin normal kabul edilmesi ergen gebeliğinde normal kabul edilmesine yol açmıştır. Yapılan çalışmalar, bu gençlerin daha çok okul sorunları olan, aile içi ilişkilerinde problemli kişiler olduğu görülmüştür.

Korunma Yolları: Korunma yolları hakkında ergenlere bilgi vermek, onları cinsel ilişkiye sevk etmek anlamı taşıyacağı endişesiyle birçok aile korkmaktadır. Gençlerin kontrolsüz cinsel ilişki kurması istenmez. Bu sebeple cinsel bilgi verilirken korunma yollarının da öğretilmesi önemlidir.

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar: Değişen toplumsal değerler yüzünde cinsel yolla bulaşan hastalıklar hızla artmaktadır. Bu hastalıkların bazılarının tedavisi bilinse dahi bazıları için tedavi arayışı devam etmektedir. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda en büyük risk ergenlerdir. Cinsel ilişki yaşının düşmesi, korunma yöntemlerinin bilinmemesi, cinsel ilişkilerin plansız olması gibi nedenlerden dolayı cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanma olasılığı artmaktadır.

Cinsel İstismar: Cinsel istismar, büyüklerin çocukları kendi cinsel doyumları için kullanmasıdır. Çocuklara verilecek olan cinsel eğitim ile çocukların iyi dokunuş ve kötü dokunuş arasındaki ayrımı öğrenmeleri, olası bir istismar durumunda en kısa zamanda güvenilir bir yetişkine durumu anlatma konusunda eğitim almaları cinsel istismarın önlenmesi ve tekrarlanmaması konusunda yararlı olacaktır. (Yavuzer,2001; Yörükoğlu,2003; Taşçı,2010
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
emerci,2015; Polat,2007; Ulu ve ark.,2014)

Özel Gruplarla Cinsel Eğitim

Evlat Edinme İle Çocuk Sahibi olmuş Ailelerde Cinsel Eğitim verilirken çocukların dünyaya nasıl geldiklerine ilişkin soruları diğer çocuklara göre farklı yanıtlanmalıdır. Daha önceki yaşlarda çocuklarla yapılan konuşmalarda “Sen bizim çocuğumuz olduğunda, sen evimize geldiğinde” gibi cümlelerle kulak dolgunluğu sağlanan çocuğa bebek oluşumu anlatılırken bazı annelerin bebeklerini karınlarında büyütemedikleri, o yüzden çocuklarının başka annelerin karnında büyüyen çocuklar olduğu ve kendisinin de bu şekilde dünyaya geldiği anlatılabilir ve bu konu ile ilgili çocuğun kaygısı ebeveyn tarafından dinlenilir. Çocuklara evlat edinme ile ilgili verilecek bilgi için en ideal yaş aralığı 3-6 yaştır.(Semerci,2015)

Zihinsel Engeli Bulunan Bireylerde Cinsel Eğitim; Engelli bireylerin cinsel yaşamları genelde bilinmeyen ve göz ardı edilen bir konudur. Toplumda engelli bireylerin cinsel yönden aktif olmadığı varsayılmaktadır. Oysaki engelli bireylerin de cinsel gereksinimleri vardır ve cinsellik engelli bireylerin yaşam kalitesi için önemli bir faktördür. Zihinsel engellilik, gelişim süreci içerisinde genel zihinsel işlevlerde normal bireylere göre, önemli derecede gerilik, bunun yanında davranışlarda uyumsal yetersizlik gösterme durumudur. Zihinsel işlevlerinin önemli derecede ortalamanın altında olması; bireylerin iletişim, öz bakım, ev hayatı, sosyal beceriler, toplumsal hayata katılım, boş zamanı değerlendirme ve iş alanlarında sınırlılık göstermesine neden olur. (akt. Cangöl, Karaca ve Aslan Zihinsel engelliler eğitilebilir, öğretilebilir ve ağır olarak üçe ayrılır. (akt. Cangöl, Karaca ve Aslan) Zihinsel engellilerin cinsel yaşamları ile ilgili görüşler farklıdır; birincisi engelli bireyin cinsellik ile ilgili bilgiye ihtiyacı yoktur, ikincisi ise her insan gibi engelli bireyde cinsel yaşama sahip olmalı ve yaşamalıdır. Araştırmalar hafif düzeyde zihinsel engelli bireylerin normal insanlar gibi cinsel dürtülerini kontrol edebildiğini, orta düzeyde zihinsel engelli bireylerin yardıma ihtiyaçları olduğunu, ağır düzeydeki zihinsel engelli bireylerin ise cinsel dürtülerini çok az kontrol edebildikleri şeklindedir.(akt. Cangöl, Karaca ve Aslan) Bu sebeple hafif derecede zihinsel engellilerde cinsel gelişim diğer çocukların gelişimine benzer. Zihinsel engeli olan çocuklarda cinsel eğitim verilirken çocuğun gelişim düzeyini belirlemek ve buna uygun konuşmalar yapmak gerekir. On yaşındaki kız çocuğuna ergenlikte bedeninde meydana gelecek değişiklikler hakkında bilgi verilirken zeka yaşının dikkate alınması gerekir. (Semerci,2015) Yapılan bilimsel çalışmalarda, zihinsel engelli gençlerin, normal gelişim gösteren gençlerle aynı cinsel güdülere sahip olduklarını göstermiştir. Zihinsel engellilerin normal düzeninde çalışan hormonları nedeniyle cinsel aktiviteleri olmaktadır. Zihinsel engellilerde fiziksel gelişim normal olduğunda, cinsel gelişim de normal sırayı izlemektedir. Zihinsel engellilerin genelde yaşıtlarından daha fazla cinsel ilgilerinin olduğu, daha fazla cinsel içerikli davranışlar sergilediği düşünülür. Oysa zihinsel engelliler, cinsel içerikli davranışların nerede, ne zaman, hangi durumlarda uygun olup olmadığını bilemedikleri, yani cinsel içerikli davranışlarını kontrol edemedikleri için böyle algılanmaktadırlar. (Bilge ve Baykal,2008). Engellilere yönelik olan cinsel sağlığı geliştirici eğitim ve çalışmalar toplumumuzda kısıtlı düzeydedir. Ülkemizde ilk kez Kozan ve arkadaşlarının yaptığı “Zorlananlar (Engelliler) için Cinsel Sağlık /Üreme Sağlığı Projesi” ile, altı bölgede engelli birey ve ailelerine cinsel sağlık ve üreme sağlığı konusunda eğitim verilerek, bahsi geçen ailelerin çocuklarının cinsel gelişimleri açısından kendilerini geliştirmeleri sağlanmıştır. (akt. Cangöl, Karaca ve Aslan)

Gay-Lezbiyen Ailelerde Cinsel Eğitim: Henüz ülkemizde sık görülmese de gay ya da lezbiyen ebeveynlere sahip olan çocuk sayısı artmaktadır. Ebeveynlerin bu çocuklara, kendi seçimlerinden bağımsız olarak ve duygularından arınarak eğitim vermeleri sağlıklıdır. Çocuğun, yaşıtlarının “Senin nasıl iki annen ya da baban oluyor?” sorularından etkilenmemesi için bu çocuklara aile çeşitleri ve eşcinsellik konusunda diğer çocuklardan daha önce bilgi vermek gerekecektir. (Semerci,2015)

Tek Ebeveynli Ailelerde Cinsel Eğitim: Boşanma, evlat edinme gibi yollarla çocuk sahibi olma gibi durumlar nedeniyle tek ebeveynli ailelerin sayısı artmaktadır. Tek ebeveynli ailelerde çocuğun okul öncesi dönemde özdeşim kurabileceği hemcinsinin olmaması kimlik oluşturma sürecinde belirli sorunlara yol açabilir. Bu yüzden çocuğun özdeşim sürecini sağlıklı tamamlayabilmesi amacıyla hemcinsi bir yetişkin ile vakit geçirmesinin sağlanması, çocukta cinselliğe ilişkin olumsuz tutumların oluşmaması için çocuk ile kalmakta olan ebeveynin diğer ebeveyni suçlayıcı, hakaret edici cümlelerden kaçınması gerekmektedir. (Semerci,2015)

Otizmli Bireylerde Cinsel Eğitim diğer çocuklardan farklı değildir. Diğer alanlarda görülen gelişimsel gecikmeler cinsel gelişimde de görülebilir. Otistik çocuklara gelişim dönemlerine uygun şekilde cinsel bilgiler aktarılmalıdır. Otistik çocuklarda mastürbasyon davranışı görülebilir. (Semerci,2015) Otistik bireylerin cinsellikle ilgili olarak kendilerini ve başkalarını anlamakta sıkıntıları vardır. Bu sıkıntıların özünde de cinsel uyarılma durumunda ne yapılması gerektiğini bilememelerinden kaynaklanan öfke durumları vardır. Otistik bireylerin ergenlik dönemi başlangıcı ve anında yaşadığı bu sıkıntılara yönelik olarak; eğitimciler, aileler tarafından duruma uygun çeşitli yöntemler geliştirilebilir. Otistik çocuklarda cinselliğe yönelik olarak; cinsellikle ilgili kurumlara ve ailelere yönelik eğitim programları hazırlanmalı, dergi, broşür ve kitap basılmalıdır. (Küçük ve Buzlu,2006)

Hermafrodit Çocuklarda Cinsel Eğitim: İç cinsel organları farklı olabilmekle birlikte hem kız hem de erkek cinsel organına benzer özellikler taşıyan çocuklara hermafrodit(çift cinsiyetli) denilmektedir. Bu çocuklar diğer çocuklardan farklı olarak çeşitli cinsel kimlik sorunları yaşamaktadırlar. Bu tür cinsiyete sahip çocuklarda fiziksel ve laboratuvar bulgularına göre karar verilse de ergenlik döneminde verilecek olan karar da söz hakkı ergenindir. (Semerci,2015)

Sonuç

Çocukların büyüme ve gelişme süreçleri boyunca cinsellikle ilgili pozitif bilgi almaları ve cinselliğe yönelik olumlu bakış açısı oluşturmaları için, aile içinde başlayan cinsel eğitimin, çocukların ve gençlerin büyük bir çoğunluğuna toplu ulaşma fırsatı sağlayan, okullarda verilmesi ve cinsel eğitimin kurumsallaşması gerekmektedir. (Gürsoy ve Gençalp,2010) Aileler cinsellik ve cinsel eğitimle ilgili yeterli ve doğru bilgiye sahip değillerdir. Çocukların sağlıklı cinsel gelişimi sürdürebilmeleri için öncelikle anne-babaların çocukların yaş gruplarına ve gelişim düzeylerine uygun cinsel eğitimi almaları gerekmektedir. (Eliküçük ve Sönmez,2011)

Ailelerin aldıkları eğitim doğrultusunda çocuklara, okul öncesi dönemden başlayarak uygun koşullarda cinsel eğitimin bir süreç olduğunun bilinci ile olumlu ve kabule uygun bir ilişki sürdürerek gerekli cinsel bilgilerin aktarılması gerekmektedir. Gerekli cinsel bilgileri ilk olarak aile bireylerinden alan, okul ve çeşitli kuruluşlar sayesinde bu bilgilerini arttıran çocuklar sağlıklı bir kimlik gelişimi geliştirebileceklerdir.

KAYNAKÇA

Yavuzer, H. (2001). Çocuk Psikolojisi (20.Baskı). İstanbul: Remzi Kitapevi

Polat, O. (2007). Tüm Boyutlarıyla Çocuk İstismarı (1.Baskı). Ankara: Seçkin Yayıncılık

Semerci, B. (2015). Çocuklarımızla Cinsellik Hakkında Nasıl Konuşalım? (6.Baskı). İstanbul: Alfa Yayıncılık

Yörükoğlu, A. (2003). Çocuk Ruh Sağlığı (26. Baskı). İstanbul: Özgür Yayınları

İnanç, B. ve Yerlikaya E. (2011). Kişilik Kuramları (5.Baskı). Ankara: Pegem Akademi

Taşçı, A. (2010). Cinsel Eğitim (1.Baskı). İstanbul: İz Yayıncılık

Yavuzer, H. (2014). Çocuğunuzun İlk Altı Yılı (31.Baskı). İstanbul: Remzi Kitapevi

Çetin, S., Bildik, T., Erermiş, S., Demiral, N., Özbaran, B., Tamar, M., Aydın, C. (2008). Erkek Ergenlerde Cinsel Davranış ve Cinsel Bilgi Kaynakları: Sekiz Yıl Arayla Değerlendirme. Türk Psikiyatri Dergisi 19(4), 390-397

Derman, O. (2008). Ergenlerde Psikososyal Gelişim. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Etkinlikleri Adolesan Sağlığı Sempozyum Dizisi No: 63 s.19-21

Gölbaşı, Z. (2003). Sağlıklı Gençlik ve Toplum için Bir Adım: Cinsel Sağlık Eğitimi. Aile ve Toplum Dergisi Yıl: 5, Cilt: 2, Sayı: 6

Set, T., Dağdeviren, N., Aktürk, Z. (2006). Ergenlerde cinsellik. Genel Tıp Dergisi,

16(3), 137-141

Çalışandemir, F., Bencik, S., Artan, İ. (2008). Çocukların Cinsel Eğitimi: Geçmişten Günümüze Bir Bakış. Eğitim ve Bilim Dergisi, Cilt 33, Sayı 150

Tuğrul, B., Artan, İ. (2001). Çocukların Cinsel Eğitimi İle İlgili Anne Görüşlerinin İncelenmesi. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 20, 141 -149

Ozensel, B. (2004). Türk Toplumunda Çocuğun Yetiştirilmesinde Annenin Rolü: Konya İli Örneği. Değerler Eğitimi Dergisi, 2(6), 77-96

Eliküçük, A., Sönmez, S. (2011). 6 Yaş Çocuklarının Cinsel Gelişim ve Eğitimiyle İlgili Ebeveyn Görüşlerinin İncelenmesi. Aile ve Toplum Dergisi, Yıl: 12, Cilt: 7, Sayı: 25

Bulut, A., Ortaylı, N. (2004). Bir Araştırmanın Düşündürdükleri: Cinsel Sağlık Ama Nasıl?. Türkiye Tabipler Birliği Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi, Cilt:13 Sayı:2, 60-63

Gürsoy, E., Gençalp, N. (2010). Cinsel Sağlık Eğitiminin Önemi. Aile ve Toplum Dergisi, Yıl: 11 Cilt: 6 Sayı: 23

Ulu. N., Demir, H., Taşar, M., Dallar, Y. (2015). Ankara’da Düşük Sosyoekonomik Düzeyi Olan Bir Bölgede Ergenlerin Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Hakkındaki Bilgi Düzeyleri. Türkiye Çocuk Hastalıkları Dergisi, 1: 32-38

Apay, S., Akpınar, R., Arslan, S. (2013). Öğrencilerin Cinsel Mitlerinin İncelenmesi. Anadolu Hemşirelik ve Sağlık Bilimleri Dergisi,16:2, 96-102

Bilge, A., Çeber, E., Demirelöz, M., Akmeşe, Z. (2013). Zihinsel Engellilerin Ebeveynlerine Verilen Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Eğitiminin Zihinsel Engelliler İçin Etkinliğinin Belirlenmesi. Türkiye Klinikleri Dergisi, 33(3), 648-655

Bulut. A. (1998). Çocuklukta Cinsel Eğitim. Türk Aile Hekimleri Dergisi, 2(2): 53-57

Er, R., Büyükbayraktar, Ç., Kesici, Ş. (2016). Özel eğitime ihtiyacı olan öğrencilere yönelik cinsel eğitim programının geliştirilmesi. Özel Eğitim Araştırma Makalesi Dergisi, Sayı 5, Konu 4, [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]




alıntı
__________________
Ben hoşça’ kalırım da, sen şu hayatta gördüğüm en hoş ‘çakalsın’
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
cocuklarda cınsel eğitim

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Çocuklarda Cinsel Eğitim Sanem Çocuk Sağlığı 0 28 Ağustos 2018 15:07
Çocuklarda Cinsel İstismarın Sonuçları Lucifer Ruh Sağlığı 0 10 Aralık 2011 16:57
Çocuklarda Cinsel Kimlik Oluşumu Lucifer Ruh Sağlığı 0 10 Aralık 2011 16:55
Çocuklarda Cinsel Kimlik Bozukluğu Belirtileri Melodram Psikoloji ve Felsefe 0 14 Nisan 2011 12:48
Çocuklarda Cinsel Kimlik Gelişimi YapraK Çocuk Sağlığı 0 14 Eylül 2009 20:49