IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




2Beğeni(ler)
  • 2 Post By Sevda

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 23 Kasım 2012, 02:39   #1
Çevrimdışı
Divan Edebiyatı'nda Güzellik İdeali...


-- Sponsor Baglantı --


Divan Edebiyatı'nda Güzellik İdeali...


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Geleneksel olan her zaman kendisine has bir içkinliğe, kendisine has bir derinliğe sahiptir. Geleneksel olanda şekilsel anlamda çok yönlülük, mana bağlamında sonsuz bir derinlik, daha da ötesi her şeyiyle hem dışrak hem de içrek bir yapıya sahip olma söz konusudur. Mesele, sanata irca edildiğinde, (sanatın doğasının da gereği olarak) bu çok yönlülük daha bir derinleşmekte, daha bir artmaktadır. Eflatun’dan, Plotinus’a İbn-i Arabi’den Mevlana’ya değin geleneğin büyük yolcularında ve Veda’lardan1 Upanishad’lara2 değin geleneğin hakim olduğu büyük anlatılarda, hep bu derinlik söz konusudur3. İşte oluşum ve icra şekli itibariyle, geleneğin farklı bir yorumu olan Divan edebiyatı’nda da bahsedildiği anlamıyla görünenin ötesinde bir derinlik ve çok yönlülük vardır.

Bu söz konusu çok yönlülük, daha onun isminden başlar. Şöyle ki Divan edebiyatı’na ad olan “divan” sözcüğü dahi birkaç mana ihtiva etmektedir. Bu sözcükle kast edilen en başta şairlerin şiirlerini belli bir nizama göre tertip ettikleri “divan” adlı kitaplardır. Beri yanda divan edebiyatının ürünleri genellikle şiir meclislerinde ve divanlar üzerinde oturularak paylaşıldığı için, “divan” sözcüğü bu edebiyata ad olmuştur. Bunun da ötesinde, Divan edebiyatı eserleri genellikle saraydaki o merkezi divanda veya küçük yerleşim yerlerindeki şehzadelerin, beylerin ve diğer büyüklerin görüşme meclisi olan taşra divanlarında okunup paylaşıldığından dolayı, bu mekanların adı icra edilen sanata da isim olmuştur. Mesele bir de tasavvufi bir yoruma tabi tutulursa: Divan halin arz edildiği veya hesabın görüldüğü meclistir. Şair de yazdığı şiirle bir yönüyle kendisini Yaratıcı’nın divanına çıkarmıştır. Şair, eserine divan adını koymakla kendisini O’na arz ettiğini böylelikle O’ndan ya ödül beklediğini veya yaptığı bir kusuru varsa onun bedelini ödemek için hazır durduğunu ifade etmektedir. Yani “divan” sözcüğünün meseleye isim olması, bu gelenekteki tevazünün da bir gereğidir. Divan edebiyatında aynı zamanda “kendini övme” geleneği de olabildiği için, şair eserine “divan” demekle tevazünün yanında bir de övgüyü yerleştirmektedir. Şair, bu ismi kullanmakla aynı zamanda “Benim şiirlerim veya asırlar boyunca yapılan bu edebiyat, her şeyin hükmünün verildiği divanlar gibidir; eserlerimizi o divanlar gibi düşünebilirsiniz. Hatta bir şeyin yeterli veya yetersiz olduğunu anlamak isteyen, o şeyi bu divana getirsin ve onu bu divanda yine bu divanla karşılaştırsın. Bu eser adeta bir ölçüdür. Bu eser adeta padişahın halkın karşısına çıkma lütfünde bulunduğu bir saray divanı gibidir. Kaldı ki bu eser o kadar iddialıdır ki Yaratıcının huzuruna dahi çıkarılırsa herhangi bir ceza görmeyecektir; zira ceza görmesinden korkan eserini Yaratıcının divanına çıkarmaz” demektedir. Toparlarsak, “divan” sözcüğü hem kitabın ismi, hem şiir meclislerindeki kanepelerin ismi, hem saraylardaki toplantı salonlarının ismi, hem de kararların verildiği muhakeme ortamlarının ismidir ve bu sözcük edebi bir döneme isim olurken hem tevazuya, hem övgüye, hem tasavvufa, hem dönemin sosyal yapısına hem mekanlara ve daha nice manalara değişik göndermelerde bulunmaktadır.


Daha isminden böylesi bir yoğunluk olan Divan edebiyatı’ bir çok yönüyle odağa alınıp incelenmektedir ama biz bu yazımızda Divan edebiyatındaki güzellik algısını ve o algıdaki derinliği merkeze alacağız. Şöyle ki Divan edebiyatı geleneğin belirlemiş hazır estetik kalıplar olan mazmunlar4 üzerine bina edilmiş bir edebiyattır. Güzellik algısı da bu mazmunlar etrafında şekillenmiştir. Bir çok halleri, mazmunlarla ifade edilen güzellerin genel görünüşleri, yapıları ve tavırları aşağı yukarı bellidir. Bu yönüyle bakıldığında güzel veya sevgili tipi değişmemektedir. Genellikle büt (kendisine tapınılan put) veya “cennet hurisi” şeklinde tarif edilen güzellerin hepsi aşağı yukarı aynı özelliklere sahiptirler. Mesela boy servi gibi uzundur; bel ipincedir, saçlar uzun ve simsiyahtır. Yanaklar gül kırmızı, bakışlar kılıç gibi keskin, beden sağlıklı, yaş taze denilecek kadar gençtir.


Sevgili için nice nice yakıştırmalar vardır: O, en başta candır sonra canandır, yardır, dosttur, mahbubtur, maşuktur, habiptir, güzeldir, efendidir, sanemdir, nigardır, tabiptir, afitabdır, kafirdir, dilberdir, dildardır, dilaradır, gülendamdır, melektir, peridir, mehlikadır…


Yok bu şehr içre senin vasıf ettiğin dilber Nedim


Bir peri suret görünmüş, bir hayal olmuş sana


Nedim


(Ey Nedim, bu şehirde –yaşadığın bu alemde- senin anlattığın güzelliğe sahip bir dilber yoktur. Açıkçası sana bir peri görünmüş ve seni hayalperestlik kuşatmış. Ya da gerçekten peri suretli biri görünmüş de seni baştan başa kendisi gibi ulaşılmaz bir hayale çevirmiş)


Divan şiirinde sevgilinin ayrılığı hep azap verir. Ona hesap da sorulamaz. Asla ele geçmez hep ulaşılmazdır, O. Aşığın ah u efkanını asla duymaz, lakin bundan dolayı da kesinlikle ayıplanamaz. Kimse onu yadırgayamaz, zira o kalp ülkesinin sultanıdır. Kimi zaman naz u işvesiyle aşıklarını yağmalar, öldürür ama çoğunlukla gözü toktur.


Aşık öldürmek tutalım muktezayı hüsn imiş


Tığ-ı hicran ile kat etmek kimin fermanıdır


Ahmed Paşa


(Diyelim ki -kabul edelim ki- aşıkları öldürmek güzelliğin bir gereği, güzelliğin bir özelliği olsun. Peki bu ayrılık okuyla birilerini öldürme işi kimin fermanına dayanmaktadır.)


Sevgili verdiği onca ızdıraba rağmen kendisi de pek nazenindir; pek çabuk incinir. Hele hele aşıklarının ahını almaktan pek çekinir. Çoğunlukla gizlidir; kolay kolay aşığa görünmez ama görünmek istese dahi tabiatın rengine bürünüp de meydana çıkar, zira tabiat dahi ondan etkilenip süslenmektedir. Aşık sevgilinin hayaline aşıktır; cemalini de olsa olsa rüyasında görebilir. Zaten sevgili aşığın aşkından da pek haberdar değildir; haberdar olsa da hep vefasızdır.


Gamım pinhan tutardım ben dediler yare kıl ruşen


Desem ol bi-vefa bilmen inanır mı inanmaz mı


Fuzuli


(Ben gamımı gizli tutardım; dediler ki git bunu yarine aç. Ben de gidip bunu o vefasız sevgiliye anlatsam bilmem ki bu gamıma inanır mı inanmaz mı? Diğer anlamıyla: Ben gamımı gizli tutardım; dediler ki “Git bunu yarine aç.” Ben de bana bunu söyleyenlere “O yarim aslında vefasızdır.” desem bilmem ki inanırlar mı, inanmazlar mı?)


Zenginlik ve servet genellikle sevgilinin yüce bir şanıdır. Sevgili istediğinde canlar alıp canlar satar. İstediğinde öldürür ama çoğu demde hayat vericidir. Sözleri emirdir, kanundur. Kendisine verilecek en güzel hediye de aynadır, çünkü ayna ona cemalini, güzelliğini ve zenginliğini göstermektedir.


Zinhar eline ayine vermen o kafirin


Zira görünce suretini büt-perest olur


Necati


(Sakın o kafirin –aşığın aşkını görmemezlikten gelip inkar eden o kafirin- eline ayna vermeyin. Çünkü kendi suretini görünce kesinlikle kendi güzelliğine tapan bir putperest olur)


Divan edebiyatında sevgiliye dair mazmun haline gelmiş bu yakıştırmalar sayfalarca işlenmeye, açılmaya müsaittir ama bizim asıl dikkat çekmek istediğimiz nokta böylesi bir sevgili tipinin çizilmesinin dışrak ve içrek yanlarıdır. Arz ettiğimiz üzere; divan edebiyatı geleneksel bir edebiyattır ve hep mükemmel olanın, hep ideal olanın peşindedir. Bu edebiyatın işçileri, hep mütevazi davranmışlar ve ortak bir birikimden istifade ederek o birikimi beslemeye çalışmışlardır. Zira onlar birikenleri ortak bir hafızanın ürünü olarak görmüşler ve ortak hafızanın “ideal bir güzeli bulup onu en güzel şekilde aktarma” hedefine hizmet etmeyi de gaye bilmişlerdir. Bu ortak hafızaya göre, asıl olan güzelliğin kendisidir ve bu güzellik nerede tezahür ederse etsin en mükemmel şekilde anlatılmalıdır. Zira yeryüzünde izdüşümleri görülen bu güzellikler aslında ideal olanın birer yansımasıdırlar. İdeal olan mutlak anlamda güzel olduğuna göre sanatçı da mutlak olanın büyüklüğüne layık bir şekilde eserler ortaya koymalıdır.


Şairin aşık olup övdüğü falan veya filan değil bizzat güzelliğin kendisidir. Şairlerin bizzat güzelliğin kendisine düşkün olma şeklindeki felsefi tavırları, arkadan gelen birçok düşük ruhlu yorumcuların onları yanlış anlamasına da sebep olmuştur. Öyle ki algısı çarpıklaşmış bazı kimseler, divan şairlerini eşcinsellikle dahi suçlayabilmişlerdir. Çünkü onlara göre divan şairlerinin çizdiği güzel tipi kadınları karşıladığı gibi kimi zaman genç erkeklerin güzelliklerini de karşılayabilmektedir. Halbuki divan şiirinin idealist algısına göre, asl olan güzelliğin kendisidir. Bu güzellik, bir kadında da olsa, bir çocukta da olsa, bir padişahta veya bir şeyhte de olsa övülmeye değerdir; ve övülmelidir. Hele hele güzelliğin en çok ön plana çıktığı kaş, göz, dudak, yanak gibi yüze ait unsurlar daha çok merkeze alınmalıdır. Zaten bunlar üstte olan, üste ait olan yani yukarıda olan, yukarıyı temsil eden, dolayısıyla Yaratıcıyı anlatan unsurlardır.


Divan şiiri neredeyse kaşın, gözün, yanağın, ayva tüylerinin, dudağın, saçın, perçemin şiiridir. Şair en çok burayla meşguldür. Yüze o kadar odaklanmasına rağmen bedenin aşağı kısımlarıyla hiç ilgilenmez, divan şiiri. Aşağının kadına mı erkeğe mi ait olduğu tam belli değildir. Zaten bunlar şairi çok da ilgilendirmez; çünkü aşağıda olanlar yemek, içmek, cinsellik gibi daha çok dünyaya ait unsurlardır. Ama yukarısı çok tasvir edilir; zira yukarıdakiler, ideale dönük olan unsurların izdüşümüdür. Şairlerin yukarıda olana merakı, bazen kendilerine öyle şeyler resmettirir ki, resmedilenin kime ait olduğu çoğu zaman karışır. Öyle ki resmedilen güzelliklerde kadının da erkeğin de çocuğun da yaşlı bilgenin de hepsinin izleri vardır. Bu durum ilk etapta anlaşılmayabilir ama dikkatli bir gözle bakılınca görülecektir ki asırlar boyunca işlenen o simada, aslında sadece her şeyin ortak paydası olan ilahi güzellik işlenmektedir. Tabi şair kendisini tamamlamanın peşindedir; tasvirini yapar herkes de kendi ruhunu görür.


Kadınsılıktan, erkeksilikten kurtarılıp idealize edilmiş bu güzellik algısı değişik bir çok kültürde de gözlemlenebilmektedir. Mesela Buda “Benim yüzlerce yüzüm vardır; isteyen istediğini görür” derken, bu tavır ile divan edebiyatındaki güzelliğe yaklaşımdaki tavır aslında pek örtüşmektedir. Divan şairi asli güzelliğe ulaşmak için ya resmettiği güzelliği aşıp asli olana ulaşmaya çalışır ya da ideal olandan hareketle eldekini idealize etmeye çalışır. Zaten güzeldeki güzellik Yaratıcının güzelliğidir. Şair aşığa hasret kaldığından dem vururken aslında Yaratıcıya aşık ve hasret olduğunu ifade etmektedir. Bu yönüyle bakılınca şiirlerde kullanılan ifade ve kalıpların bir çoğu tasavvufi değerlerle örtüşmektedir. Bu terminolojiye göre çoğu zaman şarap aşkın ifadesidir. Şarabı sunan saki, şeyh-mürşit-hocadır. Meyhane tekke-dergah-okuldur. Aşık manevi yolculuk yaşayan derviş-mürit-talebedir. Sevgili ise bizzat Yaratıcının kendisidir. Bazıları meseleyi daha da ilerleterek şiirde sevgiliyle ilişkili kullanılan tüm ifadeleri tasavvufi duygu ve düşünceyle ilişkilendirmişlerdir. Buna göre mesela vuslat (sevgiliye kavuşma) Kabe’nin temsilidir. Saç ve zülüf Yaratıcının birlik sıfatını anlatır; çünkü saç yakında tek tek ayrı unsurlardan oluşurken uzaktan tamamen birlik halindedir. Yanak, nurun ifadesidir. Çoğunlukla nokta kadar küçük olmakla övülen dudaklar manevi sırrı ve yokluğu anlatır. Kadeh aşığın kalbidir; Mutrib (eğlence meclislerinde çalgı çalan kişi) aşkı aktaran şeyhtir. Def, Yaratıcı’yı istemenin ifadesidir.


Divan şiirinde sevgili idealize edilirken ona yapılan her yakıştırmada ayrı bir gönderme vardır. Mesela tabiat sevgiliye bakarak süslenir ki bu tabiattaki güzelliğin ilahi güzelliklerin bir izdüşümü olduğunu ifade etmenin diğer şeklidir. Sevgilinin ulaşılmaz ve hayali bir karakter olması, sadece Osmanlı sosyal hayatında aşıkların birbirlerini rahat görememeleriyle izah edilemez. Sevgilinin hayali ve ulaşılmaz olması, aslında insan aklının tek başına büyük hakikatleri, mutlak güzellikleri çözümlemede yeterli kalamayacağının dolayısıyla ideal güzelliğin akıl için bir hayal olduğunun diğer ifadesidir. Divan şiirinde sevgili hep taze hep zindedir, dahası bu şiirde sevgililer pek ölmezler; zira ideal güzellik zaman ve mekan üstü yani sonsuzdur. Ona tabiî ki hesap sorulmaz, çünkü ideal olanı sorgulamak düşük olanların haddi değildir. Sevgilinin pek zengin olması, aşıklarından istediğine hayat vermesi de çok normaldir. Zaten o bütün zenginliklerin kaynağı ideal, aşkın güzelliktir ve her şeyden üstün olması pek doğaldır.


Evet, Divan şiiri içrek yanıyla ele alındığında ona dair bu minvaldeki yorumların sonu gelmez. Zaten o beslendiği kaynak itibariyle sonsuz bir sanattır. Divan şiiri temelde idealist bir şiirdir ama bu klasik edebiyat yeri geldiğinde dünyevi gerçekliği görmeyi de ihmal etmemiştir. İfadeler ve mazmunlar fonksiyonel bir şekilde kullanılabildiği için idealist durmayan şairler de bu edebiyatın içinde kendilerini ifade etme şansını bulabilmişlerdir. Mesele Nedim gibi şairler kimi zaman tasavvufa göndermelerde bulunmakla birlikte tamamen gerçek olan sevgilileri kastederek de şiirler yazmışlardır. Felsefi tavrı itibariyle sonsuzluğu kucaklayacak şekilde kurgulanan veya o ufka ermek için yola çıkan bir edebiyatın yani sonsuzun içinde dünyanın da kendisince bir yer bulması da pek tabiidir. Bu açıdan divan şiirini dünyevi bir gözle okuyan da ondan çok neşeli çıkarımlar yapabilmektedir. Ama bilinmeli ki bu klasik edebiyat kendisine hakikat gözüyle eğilenlere özel sırlar vermekte ve onları kendi derinliklerine götürerek adeta bir hoca gibi talebelerini sil baştan eğitmektedir.


1 Vedalar, Hintliler'in yüzyıllar boyuca geliştirdikleri brahma dinini temsil eden metinlerin tümüne verilen addır.


2 Upanishadlar: Veda dönemine ait Brahmanlar tarafından ilahi kökenli olarak kabul edilen metinler. Mistik deneylerin karşılaştırılması ve bunlardan çıkartılabilecek felsefi ve yoga ile ilgili sonuçlarının açıklamalarını içerirler.


3 Bu eksende etraflı bir okuma için Ray Livingston’un, Coomaraswamy’in düşüncelerini toparladığı “Geleneksel Edebiyat Teorisi” adlı çalışma. İnsan Yayınları, İstanbul. Aralık 1998


4 Mazmun herkesçe anlaşılabilecek ve belirli bir manası olan estetik kalıpları ifade eder. Biri dış diğeri de iç olmak üzere çoğunlukla iki manası olan mazmun, geleneğin uzun bir tecrübeden sonra bazı kavramlara belli anlamlar yüklemesiyle oluşur. Hiçbir şair yüklenilen bu anlamsal ilgileri bozamaz; başka şekillerde kullanamaz. Mesela kaşlar yaydır, kirpikler oktur, dudaklar mim harfidir, yanaklar goncadır, boy selvidir. Bu liste uzayıp gidebilir. Gelenek, asırlar boyunca yaşadığı tecrübelerle yakışabilecek en ideal kavramları bulmuş ve onları kalıplaştırmıştır; şairler de kelam atlarını ancak bu çağrışım mekanizmasının içinde coşturup koşturabilirler. Tabi bu durumu asla şairlerin sınırlarını daraltma gibi algılamamak gerekir. Zira mazmunların varlığı hem şairi beslemekte hem de şairin ona yeni katkılarda bulunarak mazmunu arkadan gelenlere daha yoğun bir şekilde bırakmasına vesile olmaktadır. Böylelikle mazmunlar asırlar boyu işlene işlene mükemmel hale gelmekte ve ortaya, üzerinde yoğun bir tecrübe enerjisi taşıyan tam anlamıyla klasik bir edebiyat çıkmaktadır. Böylelikle sanat herhangi bir şahsın bireysel sınırlı çabasının değil; toplum ve tarih denilen o büyük şahsın asırlar boyu süren ortak çabasının sonucu olan bir sanat olmaktadır.



Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Kaynakça:

1. Nihat Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi. Ankara. 1970


2. Fahir İz. Eski Türk Edebiyatında Nazım. İstanbul 1967


3. Ömer Faruk Akün. Divan Edebiyatı Maddesi. İslam Ansiklopedisi. Cilt 9, s.415-425


4. Ahmet Hamdi Tanpınar. XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi. Giriş. İstanbul 1956


5. Ahmet Talat Onay. Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar. Ankara, 1992


6. İskender Pala. Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü. İstanbul, 1998


7. Agah Sırrı Levent. Türk Edebiyat Tarihi. Cilt-1. Giriş. Ankara 1988


8. Ahmet Atilla Şentürk. Osmanlı Şiiri Antolojisi. İstanbul 2004


Kaynak: Alıntılar
Divan Edebiyatı'nda Güzellik İdeali...


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Geleneksel olan her zaman kendisine has bir içkinliğe, kendisine has bir derinliğe sahiptir. Geleneksel olanda şekilsel anlamda çok yönlülük, mana bağlamında sonsuz bir derinlik, daha da ötesi her şeyiyle hem dışrak hem de içrek bir yapıya sahip olma söz konusudur. Mesele, sanata irca edildiğinde, (sanatın doğasının da gereği olarak) bu çok yönlülük daha bir derinleşmekte, daha bir artmaktadır. Eflatun’dan, Plotinus’a İbn-i Arabi’den Mevlana’ya değin geleneğin büyük yolcularında ve Veda’lardan1 Upanishad’lara2 değin geleneğin hakim olduğu büyük anlatılarda, hep bu derinlik söz konusudur3. İşte oluşum ve icra şekli itibariyle, geleneğin farklı bir yorumu olan Divan edebiyatı’nda da bahsedildiği anlamıyla görünenin ötesinde bir derinlik ve çok yönlülük vardır.

Bu söz konusu çok yönlülük, daha onun isminden başlar. Şöyle ki Divan edebiyatı’na ad olan “divan” sözcüğü dahi birkaç mana ihtiva etmektedir. Bu sözcükle kast edilen en başta şairlerin şiirlerini belli bir nizama göre tertip ettikleri “divan” adlı kitaplardır. Beri yanda divan edebiyatının ürünleri genellikle şiir meclislerinde ve divanlar üzerinde oturularak paylaşıldığı için, “divan” sözcüğü bu edebiyata ad olmuştur. Bunun da ötesinde, Divan edebiyatı eserleri genellikle saraydaki o merkezi divanda veya küçük yerleşim yerlerindeki şehzadelerin, beylerin ve diğer büyüklerin görüşme meclisi olan taşra divanlarında okunup paylaşıldığından dolayı, bu mekanların adı icra edilen sanata da isim olmuştur. Mesele bir de tasavvufi bir yoruma tabi tutulursa: Divan halin arz edildiği veya hesabın görüldüğü meclistir. Şair de yazdığı şiirle bir yönüyle kendisini Yaratıcı’nın divanına çıkarmıştır. Şair, eserine divan adını koymakla kendisini O’na arz ettiğini böylelikle O’ndan ya ödül beklediğini veya yaptığı bir kusuru varsa onun bedelini ödemek için hazır durduğunu ifade etmektedir. Yani “divan” sözcüğünün meseleye isim olması, bu gelenekteki tevazünün da bir gereğidir. Divan edebiyatında aynı zamanda “kendini övme” geleneği de olabildiği için, şair eserine “divan” demekle tevazünün yanında bir de övgüyü yerleştirmektedir. Şair, bu ismi kullanmakla aynı zamanda “Benim şiirlerim veya asırlar boyunca yapılan bu edebiyat, her şeyin hükmünün verildiği divanlar gibidir; eserlerimizi o divanlar gibi düşünebilirsiniz. Hatta bir şeyin yeterli veya yetersiz olduğunu anlamak isteyen, o şeyi bu divana getirsin ve onu bu divanda yine bu divanla karşılaştırsın. Bu eser adeta bir ölçüdür. Bu eser adeta padişahın halkın karşısına çıkma lütfünde bulunduğu bir saray divanı gibidir. Kaldı ki bu eser o kadar iddialıdır ki Yaratıcının huzuruna dahi çıkarılırsa herhangi bir ceza görmeyecektir; zira ceza görmesinden korkan eserini Yaratıcının divanına çıkarmaz” demektedir. Toparlarsak, “divan” sözcüğü hem kitabın ismi, hem şiir meclislerindeki kanepelerin ismi, hem saraylardaki toplantı salonlarının ismi, hem de kararların verildiği muhakeme ortamlarının ismidir ve bu sözcük edebi bir döneme isim olurken hem tevazuya, hem övgüye, hem tasavvufa, hem dönemin sosyal yapısına hem mekanlara ve daha nice manalara değişik göndermelerde bulunmaktadır.


Daha isminden böylesi bir yoğunluk olan Divan edebiyatı’ bir çok yönüyle odağa alınıp incelenmektedir ama biz bu yazımızda Divan edebiyatındaki güzellik algısını ve o algıdaki derinliği merkeze alacağız. Şöyle ki Divan edebiyatı geleneğin belirlemiş hazır estetik kalıplar olan mazmunlar4 üzerine bina edilmiş bir edebiyattır. Güzellik algısı da bu mazmunlar etrafında şekillenmiştir. Bir çok halleri, mazmunlarla ifade edilen güzellerin genel görünüşleri, yapıları ve tavırları aşağı yukarı bellidir. Bu yönüyle bakıldığında güzel veya sevgili tipi değişmemektedir. Genellikle büt (kendisine tapınılan put) veya “cennet hurisi” şeklinde tarif edilen güzellerin hepsi aşağı yukarı aynı özelliklere sahiptirler. Mesela boy servi gibi uzundur; bel ipincedir, saçlar uzun ve simsiyahtır. Yanaklar gül kırmızı, bakışlar kılıç gibi keskin, beden sağlıklı, yaş taze denilecek kadar gençtir.


Sevgili için nice nice yakıştırmalar vardır: O, en başta candır sonra canandır, yardır, dosttur, mahbubtur, maşuktur, habiptir, güzeldir, efendidir, sanemdir, nigardır, tabiptir, afitabdır, kafirdir, dilberdir, dildardır, dilaradır, gülendamdır, melektir, peridir, mehlikadır…


Yok bu şehr içre senin vasıf ettiğin dilber Nedim


Bir peri suret görünmüş, bir hayal olmuş sana


Nedim


(Ey Nedim, bu şehirde –yaşadığın bu alemde- senin anlattığın güzelliğe sahip bir dilber yoktur. Açıkçası sana bir peri görünmüş ve seni hayalperestlik kuşatmış. Ya da gerçekten peri suretli biri görünmüş de seni baştan başa kendisi gibi ulaşılmaz bir hayale çevirmiş)


Divan şiirinde sevgilinin ayrılığı hep azap verir. Ona hesap da sorulamaz. Asla ele geçmez hep ulaşılmazdır, O. Aşığın ah u efkanını asla duymaz, lakin bundan dolayı da kesinlikle ayıplanamaz. Kimse onu yadırgayamaz, zira o kalp ülkesinin sultanıdır. Kimi zaman naz u işvesiyle aşıklarını yağmalar, öldürür ama çoğunlukla gözü toktur.


Aşık öldürmek tutalım muktezayı hüsn imiş


Tığ-ı hicran ile kat etmek kimin fermanıdır


Ahmed Paşa


(Diyelim ki -kabul edelim ki- aşıkları öldürmek güzelliğin bir gereği, güzelliğin bir özelliği olsun. Peki bu ayrılık okuyla birilerini öldürme işi kimin fermanına dayanmaktadır.)


Sevgili verdiği onca ızdıraba rağmen kendisi de pek nazenindir; pek çabuk incinir. Hele hele aşıklarının ahını almaktan pek çekinir. Çoğunlukla gizlidir; kolay kolay aşığa görünmez ama görünmek istese dahi tabiatın rengine bürünüp de meydana çıkar, zira tabiat dahi ondan etkilenip süslenmektedir. Aşık sevgilinin hayaline aşıktır; cemalini de olsa olsa rüyasında görebilir. Zaten sevgili aşığın aşkından da pek haberdar değildir; haberdar olsa da hep vefasızdır.


Gamım pinhan tutardım ben dediler yare kıl ruşen


Desem ol bi-vefa bilmen inanır mı inanmaz mı


Fuzuli


(Ben gamımı gizli tutardım; dediler ki git bunu yarine aç. Ben de gidip bunu o vefasız sevgiliye anlatsam bilmem ki bu gamıma inanır mı inanmaz mı? Diğer anlamıyla: Ben gamımı gizli tutardım; dediler ki “Git bunu yarine aç.” Ben de bana bunu söyleyenlere “O yarim aslında vefasızdır.” desem bilmem ki inanırlar mı, inanmazlar mı?)


Zenginlik ve servet genellikle sevgilinin yüce bir şanıdır. Sevgili istediğinde canlar alıp canlar satar. İstediğinde öldürür ama çoğu demde hayat vericidir. Sözleri emirdir, kanundur. Kendisine verilecek en güzel hediye de aynadır, çünkü ayna ona cemalini, güzelliğini ve zenginliğini göstermektedir.


Zinhar eline ayine vermen o kafirin


Zira görünce suretini büt-perest olur


Necati


(Sakın o kafirin –aşığın aşkını görmemezlikten gelip inkar eden o kafirin- eline ayna vermeyin. Çünkü kendi suretini görünce kesinlikle kendi güzelliğine tapan bir putperest olur)


Divan edebiyatında sevgiliye dair mazmun haline gelmiş bu yakıştırmalar sayfalarca işlenmeye, açılmaya müsaittir ama bizim asıl dikkat çekmek istediğimiz nokta böylesi bir sevgili tipinin çizilmesinin dışrak ve içrek yanlarıdır. Arz ettiğimiz üzere; divan edebiyatı geleneksel bir edebiyattır ve hep mükemmel olanın, hep ideal olanın peşindedir. Bu edebiyatın işçileri, hep mütevazi davranmışlar ve ortak bir birikimden istifade ederek o birikimi beslemeye çalışmışlardır. Zira onlar birikenleri ortak bir hafızanın ürünü olarak görmüşler ve ortak hafızanın “ideal bir güzeli bulup onu en güzel şekilde aktarma” hedefine hizmet etmeyi de gaye bilmişlerdir. Bu ortak hafızaya göre, asıl olan güzelliğin kendisidir ve bu güzellik nerede tezahür ederse etsin en mükemmel şekilde anlatılmalıdır. Zira yeryüzünde izdüşümleri görülen bu güzellikler aslında ideal olanın birer yansımasıdırlar. İdeal olan mutlak anlamda güzel olduğuna göre sanatçı da mutlak olanın büyüklüğüne layık bir şekilde eserler ortaya koymalıdır.


Şairin aşık olup övdüğü falan veya filan değil bizzat güzelliğin kendisidir. Şairlerin bizzat güzelliğin kendisine düşkün olma şeklindeki felsefi tavırları, arkadan gelen birçok düşük ruhlu yorumcuların onları yanlış anlamasına da sebep olmuştur. Öyle ki algısı çarpıklaşmış bazı kimseler, divan şairlerini eşcinsellikle dahi suçlayabilmişlerdir. Çünkü onlara göre divan şairlerinin çizdiği güzel tipi kadınları karşıladığı gibi kimi zaman genç erkeklerin güzelliklerini de karşılayabilmektedir. Halbuki divan şiirinin idealist algısına göre, asl olan güzelliğin kendisidir. Bu güzellik, bir kadında da olsa, bir çocukta da olsa, bir padişahta veya bir şeyhte de olsa övülmeye değerdir; ve övülmelidir. Hele hele güzelliğin en çok ön plana çıktığı kaş, göz, dudak, yanak gibi yüze ait unsurlar daha çok merkeze alınmalıdır. Zaten bunlar üstte olan, üste ait olan yani yukarıda olan, yukarıyı temsil eden, dolayısıyla Yaratıcıyı anlatan unsurlardır.


Divan şiiri neredeyse kaşın, gözün, yanağın, ayva tüylerinin, dudağın, saçın, perçemin şiiridir. Şair en çok burayla meşguldür. Yüze o kadar odaklanmasına rağmen bedenin aşağı kısımlarıyla hiç ilgilenmez, divan şiiri. Aşağının kadına mı erkeğe mi ait olduğu tam belli değildir. Zaten bunlar şairi çok da ilgilendirmez; çünkü aşağıda olanlar yemek, içmek, cinsellik gibi daha çok dünyaya ait unsurlardır. Ama yukarısı çok tasvir edilir; zira yukarıdakiler, ideale dönük olan unsurların izdüşümüdür. Şairlerin yukarıda olana merakı, bazen kendilerine öyle şeyler resmettirir ki, resmedilenin kime ait olduğu çoğu zaman karışır. Öyle ki resmedilen güzelliklerde kadının da erkeğin de çocuğun da yaşlı bilgenin de hepsinin izleri vardır. Bu durum ilk etapta anlaşılmayabilir ama dikkatli bir gözle bakılınca görülecektir ki asırlar boyunca işlenen o simada, aslında sadece her şeyin ortak paydası olan ilahi güzellik işlenmektedir. Tabi şair kendisini tamamlamanın peşindedir; tasvirini yapar herkes de kendi ruhunu görür.


Kadınsılıktan, erkeksilikten kurtarılıp idealize edilmiş bu güzellik algısı değişik bir çok kültürde de gözlemlenebilmektedir. Mesela Buda “Benim yüzlerce yüzüm vardır; isteyen istediğini görür” derken, bu tavır ile divan edebiyatındaki güzelliğe yaklaşımdaki tavır aslında pek örtüşmektedir. Divan şairi asli güzelliğe ulaşmak için ya resmettiği güzelliği aşıp asli olana ulaşmaya çalışır ya da ideal olandan hareketle eldekini idealize etmeye çalışır. Zaten güzeldeki güzellik Yaratıcının güzelliğidir. Şair aşığa hasret kaldığından dem vururken aslında Yaratıcıya aşık ve hasret olduğunu ifade etmektedir. Bu yönüyle bakılınca şiirlerde kullanılan ifade ve kalıpların bir çoğu tasavvufi değerlerle örtüşmektedir. Bu terminolojiye göre çoğu zaman şarap aşkın ifadesidir. Şarabı sunan saki, şeyh-mürşit-hocadır. Meyhane tekke-dergah-okuldur. Aşık manevi yolculuk yaşayan derviş-mürit-talebedir. Sevgili ise bizzat Yaratıcının kendisidir. Bazıları meseleyi daha da ilerleterek şiirde sevgiliyle ilişkili kullanılan tüm ifadeleri tasavvufi duygu ve düşünceyle ilişkilendirmişlerdir. Buna göre mesela vuslat (sevgiliye kavuşma) Kabe’nin temsilidir. Saç ve zülüf Yaratıcının birlik sıfatını anlatır; çünkü saç yakında tek tek ayrı unsurlardan oluşurken uzaktan tamamen birlik halindedir. Yanak, nurun ifadesidir. Çoğunlukla nokta kadar küçük olmakla övülen dudaklar manevi sırrı ve yokluğu anlatır. Kadeh aşığın kalbidir; Mutrib (eğlence meclislerinde çalgı çalan kişi) aşkı aktaran şeyhtir. Def, Yaratıcı’yı istemenin ifadesidir.


Divan şiirinde sevgili idealize edilirken ona yapılan her yakıştırmada ayrı bir gönderme vardır. Mesela tabiat sevgiliye bakarak süslenir ki bu tabiattaki güzelliğin ilahi güzelliklerin bir izdüşümü olduğunu ifade etmenin diğer şeklidir. Sevgilinin ulaşılmaz ve hayali bir karakter olması, sadece Osmanlı sosyal hayatında aşıkların birbirlerini rahat görememeleriyle izah edilemez. Sevgilinin hayali ve ulaşılmaz olması, aslında insan aklının tek başına büyük hakikatleri, mutlak güzellikleri çözümlemede yeterli kalamayacağının dolayısıyla ideal güzelliğin akıl için bir hayal olduğunun diğer ifadesidir. Divan şiirinde sevgili hep taze hep zindedir, dahası bu şiirde sevgililer pek ölmezler; zira ideal güzellik zaman ve mekan üstü yani sonsuzdur. Ona tabiî ki hesap sorulmaz, çünkü ideal olanı sorgulamak düşük olanların haddi değildir. Sevgilinin pek zengin olması, aşıklarından istediğine hayat vermesi de çok normaldir. Zaten o bütün zenginliklerin kaynağı ideal, aşkın güzelliktir ve her şeyden üstün olması pek doğaldır.


Evet, Divan şiiri içrek yanıyla ele alındığında ona dair bu minvaldeki yorumların sonu gelmez. Zaten o beslendiği kaynak itibariyle sonsuz bir sanattır. Divan şiiri temelde idealist bir şiirdir ama bu klasik edebiyat yeri geldiğinde dünyevi gerçekliği görmeyi de ihmal etmemiştir. İfadeler ve mazmunlar fonksiyonel bir şekilde kullanılabildiği için idealist durmayan şairler de bu edebiyatın içinde kendilerini ifade etme şansını bulabilmişlerdir. Mesele Nedim gibi şairler kimi zaman tasavvufa göndermelerde bulunmakla birlikte tamamen gerçek olan sevgilileri kastederek de şiirler yazmışlardır. Felsefi tavrı itibariyle sonsuzluğu kucaklayacak şekilde kurgulanan veya o ufka ermek için yola çıkan bir edebiyatın yani sonsuzun içinde dünyanın da kendisince bir yer bulması da pek tabiidir. Bu açıdan divan şiirini dünyevi bir gözle okuyan da ondan çok neşeli çıkarımlar yapabilmektedir. Ama bilinmeli ki bu klasik edebiyat kendisine hakikat gözüyle eğilenlere özel sırlar vermekte ve onları kendi derinliklerine götürerek adeta bir hoca gibi talebelerini sil baştan eğitmektedir.


1 Vedalar, Hintliler'in yüzyıllar boyuca geliştirdikleri brahma dinini temsil eden metinlerin tümüne verilen addır.


2 Upanishadlar: Veda dönemine ait Brahmanlar tarafından ilahi kökenli olarak kabul edilen metinler. Mistik deneylerin karşılaştırılması ve bunlardan çıkartılabilecek felsefi ve yoga ile ilgili sonuçlarının açıklamalarını içerirler.


3 Bu eksende etraflı bir okuma için Ray Livingston’un, Coomaraswamy’in düşüncelerini toparladığı “Geleneksel Edebiyat Teorisi” adlı çalışma. İnsan Yayınları, İstanbul. Aralık 1998


4 Mazmun herkesçe anlaşılabilecek ve belirli bir manası olan estetik kalıpları ifade eder. Biri dış diğeri de iç olmak üzere çoğunlukla iki manası olan mazmun, geleneğin uzun bir tecrübeden sonra bazı kavramlara belli anlamlar yüklemesiyle oluşur. Hiçbir şair yüklenilen bu anlamsal ilgileri bozamaz; başka şekillerde kullanamaz. Mesela kaşlar yaydır, kirpikler oktur, dudaklar mim harfidir, yanaklar goncadır, boy selvidir. Bu liste uzayıp gidebilir. Gelenek, asırlar boyunca yaşadığı tecrübelerle yakışabilecek en ideal kavramları bulmuş ve onları kalıplaştırmıştır; şairler de kelam atlarını ancak bu çağrışım mekanizmasının içinde coşturup koşturabilirler. Tabi bu durumu asla şairlerin sınırlarını daraltma gibi algılamamak gerekir. Zira mazmunların varlığı hem şairi beslemekte hem de şairin ona yeni katkılarda bulunarak mazmunu arkadan gelenlere daha yoğun bir şekilde bırakmasına vesile olmaktadır. Böylelikle mazmunlar asırlar boyu işlene işlene mükemmel hale gelmekte ve ortaya, üzerinde yoğun bir tecrübe enerjisi taşıyan tam anlamıyla klasik bir edebiyat çıkmaktadır. Böylelikle sanat herhangi bir şahsın bireysel sınırlı çabasının değil; toplum ve tarih denilen o büyük şahsın asırlar boyu süren ortak çabasının sonucu olan bir sanat olmaktadır.



Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Kaynakça:

1. Nihat Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi. Ankara. 1970


2. Fahir İz. Eski Türk Edebiyatında Nazım. İstanbul 1967


3. Ömer Faruk Akün. Divan Edebiyatı Maddesi. İslam Ansiklopedisi. Cilt 9, s.415-425


4. Ahmet Hamdi Tanpınar. XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi. Giriş. İstanbul 1956


5. Ahmet Talat Onay. Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar. Ankara, 1992


6. İskender Pala. Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü. İstanbul, 1998


7. Agah Sırrı Levent. Türk Edebiyat Tarihi. Cilt-1. Giriş. Ankara 1988


8. Ahmet Atilla Şentürk. Osmanlı Şiiri Antolojisi. İstanbul 2004


Kaynak: Alıntılar
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
divan, edebiyatında, güzellik, İdeali

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Divan Edebiyatı Müzesi efLatun Müzeler Ve Tarihi Eserler 0 19 Şubat 2012 21:44
Divan Edebiyatı Ruj Divan Edebiyatı 1 27 Eylül 2011 20:57
Divan Edebiyatı Üzerine Birkaç Söz Ruj Divan Edebiyatı 0 16 Aralık 2010 11:03
Divan edebiyatı şairleri Ruj Divan Edebiyatı 0 16 Aralık 2010 05:17
Divan edebiyatı ... Lin Genel Paylaşım 0 16 Ekim 2006 14:41