IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 17 Aralık 2010, 18:13   #1
Çevrimdışı
Avrupa'da Faşizmin Yükselişi Üzerine


sohbet


Kapitalizmin krizi derinleşirken, egemenler emekçi sınıfların öfkesini manipüle etmenin yolunu Avrupa genelinde faşist hareketlerin önünü açmakta görüyorlar. Yükseltilen milliyetçi histeri ve ırkçı hezeyanlar da yine emekçi kesimlerin tepkilerini bu kanallara çekme amacına hizmet ediyor.
Sermaye tarafından palazlandırılan faşist hareketler farklı etnik grupları, göçmenleri ve azınlıkları hedef göstererek işçi sınıfını bölmeyi amaçlıyorlar. Almanya’da yeni göçmen yasasıyla birlikte dayatılan asimilasyon politikası, göçmenlere yönelik baskılar, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde görüldüğü üzere güçlenen ırkçı partiler, Avusturya’da faşist lider Christian Strache’nin göçmenlerin sorgulanmadan hapse atılmasını ve sınırdışı edilmesini alenen savunması, İtalya’da siyahlara ve göçmenlere yönelik artan şiddet, faşist tehlikenin yükselişini göstermesi açısından önemli. Geçmiş dönemde Afrika’dan oldukça göç alan İtalya’da siyahlar ve İtalyanların işlerini çalmakla suçlanan göçmenler öldürülüyor. Berlusconi ülkenin önemli şehirlerinde devriye gezen asker sayısını 3 binden 30 bine çıkaracağını açıklayarak devlet baskısının 10 kat daha artacağını müjdeliyor! Stadyumlarda gamalı haçlı bayraklar dalgalanıyor, Berlusconi’nin turizm bakanı herkesin gözü önünde Nazi selamı vermekten çekinmiyor.
Avusturya’da Hitler’i kılavuz belleyen insan süprüntüleri Yahudilere saldırıyor, Belçika’da sadece göçmenlere yönelik bir kanunla sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Göçmen işçilere karşı baskıyı artıran İngiltere’de ise bu duruma paralel olarak göçmen alımına son vermeyi, mevcut göçmenleri ise suç işlemeleri halinde sınırdışı etmeyi “vaad eden” ülkenin faşist partisi BNP, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde %6’nın üzerinde oy alarak parlamentoya iki faşist temsilcisini gönderiyor.
Tüm bunlar elbette tesadüf eseri olmuyor. Nazi faciasının ardından burjuvazinin yılan dilli sözcüleri dönemi tatsız, münferit ve tekrarlanması mümkün olmayan bir dönem olarak tarif etmişlerdi. Ancak, katliamlar, felaketler, soykırımlar örgütleyen faşizm, sermaye düzenine içkin bir ideolojidir. Krize çare diye sunulan ekonomik korumacılıkla eşzamanlı yükseltilen milliyetçi söylem faşizmin ana damarlarından birini oluşturur. Küreselleşme ideolojisinin tüm zırvalarını, alacalı bulacalı kavramlarını yerle bir eden çelişkiler ulus-devletin kapitalizm için vazgeçilemez bir işleve sahip olduğu gerçeğini burjuvazinin “küresel” papağanlarının suratına çarparken “ılımlı” burjuva gevezeler ah vah içinde faşizmin gelişine gözlerini kapatıp kendi evrensel dualarını okurlar. Ekonomik kriz dönemlerinde tüm şirketler kendi ulus devletlerine sarılarak korumacı politikalara dönülmesi için canhıraş bir çaba içerisine girerler. Sermaye devletinin ulusal niteliği burada açığa çıkar, faşizmin pislik içindeki yuvası burasıdır. Bu dönemde ABD egemenleri Çin mallarının ABD pazarına girişine itiraz eder, Alman sosyal demokratlarının ağzından “Almanya” sözcüğü eksik olmaz, “İngilizlerin işi İngiliz işçilere” mottosu düstur edilir, sendika patronları şovenizmin bayrak taşıyıcıları olarak boy gösterir ve leş kargaları arasındaki çatışmalar had safhaya varır.
Sistemin içine düştüğü tıkanıklık, kitlelerin devrimci enerjisiyle birleştiği koşullarda burjuvazinin felaketinin habercisi olacaktır. Dolayısıyla burjuvazi tüm savunma mevzilerini önceden hazırlar. Bu süreçte devletin yetkileri artırılır, “arî ırk”tan olmayan vatandaşlar potansiyel tehlike olarak görülmeye başlanır. Halklar birbirine kırdırılır, katliamlar örgütlenir, gerekirse soykırımlar düzenlenir. Tüm bu devlet terörünün amacı tektir: Yeter ki işçiler biraraya gelmesin! Yeter ki kapitalizme zeval gelmesin!
AB’yi iğrenç bir ikiyüzlülükle ilerici, demokrat vb. ilan eden liberal şarlatanlara karşı faşizme hayat verenin ve ona ihtiyaç duyanın, onu her daim koruyup kollayanın, her zora düştüğünde ipten alanın, sırtını sıvazlayanın bizzat kapitalist düzen ve bu düzenin egemenleri olduğunu yüzlerine tükürürcesine vurgulamak bugün devrimcilerinin boynunun borcudur. Demokratik denen AB ülkelerinin incileri Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya gibi ülkelerde faşist hareketleri besleyecek yasalar meclis eliyle geçiriliyor. Kapitalizm kendi bekasını sağlayamadığı durumlarda son çare olarak kullanacağı faşizmi krize düştüğü dönemlerde daha da önemsiyor. İşçi sınıfının devrimci alternatifine aba altından sopa gösteriliyor.
Faşizm burjuvazinin her daim yedekte tuttuğu vazgeçilmez silahıdır. Burjuvazi onu, işçilerin en temel ekonomik hak alma mücadelelerinde kullandığı gibi kendi iktidarı tehlikeye girdiğinde ve egemen sınıf içindeki çatlaklar derinleştiği ölçüde işçi sınıfının devrimci iktidar alternatifine karşı vurucu güç olarak kullanmaktan ve yeri geldiğinde de iktidarı faşizme teslim etmekten sakınmaz. Nazi vahşeti bu gerçeği tüm dünyaya göstermiştir. Faşizm söz konusu olduğunda işçi sınıfının tarihten çıkarması gereken çokça ders vardır. Tarihten çıkarılan dersler ışığında Troçki’nin şu sözleri işçi sömürülenlerin, ezilenlerin ve onun devrimci öncüsüne düşen görevi müthiş bir parlaklıkla ortaya koymaktadır:
“Nasıl ki kendinizi diplomatik notaların yardımıyla bir süvari birliğinden kurtaramazsanız, faşizmden de demokratik yasaların, karar önergelerinin veya bildirgelerin yardımıyla kurtulamazsınız. İşçilere, sermayenin gangsterlerine ve haydutlarına karşı kendi yaşamlarını ve kendi geleceklerini elde silah, savunmayı öğretmek gerekiyor. Faşizm cezadan muaf tutulduğu bir ortamda hızla büyür. Faşist kahramanların, işçilerin üzerine gönderdikleri her birliğe karşılık işçilerin kendi saflarından iki, üç ya da dört birlik göndermeye hazır olduklarını fark ettiklerinde, kuyruklarını bacaklarının arasına kıstırıp kaçacaklarından bir an için şüphe duymamak gerekir.”
Kapitalizmin krizi derinleşirken, egemenler emekçi sınıfların öfkesini manipüle etmenin yolunu Avrupa genelinde faşist hareketlerin önünü açmakta görüyorlar. Yükseltilen milliyetçi histeri ve ırkçı hezeyanlar da yine emekçi kesimlerin tepkilerini bu kanallara çekme amacına hizmet ediyor.
Sermaye tarafından palazlandırılan faşist hareketler farklı etnik grupları, göçmenleri ve azınlıkları hedef göstererek işçi sınıfını bölmeyi amaçlıyorlar. Almanya’da yeni göçmen yasasıyla birlikte dayatılan asimilasyon politikası, göçmenlere yönelik baskılar, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde görüldüğü üzere güçlenen ırkçı partiler, Avusturya’da faşist lider Christian Strache’nin göçmenlerin sorgulanmadan hapse atılmasını ve sınırdışı edilmesini alenen savunması, İtalya’da siyahlara ve göçmenlere yönelik artan şiddet, faşist tehlikenin yükselişini göstermesi açısından önemli. Geçmiş dönemde Afrika’dan oldukça göç alan İtalya’da siyahlar ve İtalyanların işlerini çalmakla suçlanan göçmenler öldürülüyor. Berlusconi ülkenin önemli şehirlerinde devriye gezen asker sayısını 3 binden 30 bine çıkaracağını açıklayarak devlet baskısının 10 kat daha artacağını müjdeliyor! Stadyumlarda gamalı haçlı bayraklar dalgalanıyor, Berlusconi’nin turizm bakanı herkesin gözü önünde Nazi selamı vermekten çekinmiyor.
Avusturya’da Hitler’i kılavuz belleyen insan süprüntüleri Yahudilere saldırıyor, Belçika’da sadece göçmenlere yönelik bir kanunla sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Göçmen işçilere karşı baskıyı artıran İngiltere’de ise bu duruma paralel olarak göçmen alımına son vermeyi, mevcut göçmenleri ise suç işlemeleri halinde sınırdışı etmeyi “vaad eden” ülkenin faşist partisi BNP, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde %6’nın üzerinde oy alarak parlamentoya iki faşist temsilcisini gönderiyor.
Tüm bunlar elbette tesadüf eseri olmuyor. Nazi faciasının ardından burjuvazinin yılan dilli sözcüleri dönemi tatsız, münferit ve tekrarlanması mümkün olmayan bir dönem olarak tarif etmişlerdi. Ancak, katliamlar, felaketler, soykırımlar örgütleyen faşizm, sermaye düzenine içkin bir ideolojidir. Krize çare diye sunulan ekonomik korumacılıkla eşzamanlı yükseltilen milliyetçi söylem faşizmin ana damarlarından birini oluşturur. Küreselleşme ideolojisinin tüm zırvalarını, alacalı bulacalı kavramlarını yerle bir eden çelişkiler ulus-devletin kapitalizm için vazgeçilemez bir işleve sahip olduğu gerçeğini burjuvazinin “küresel” papağanlarının suratına çarparken “ılımlı” burjuva gevezeler ah vah içinde faşizmin gelişine gözlerini kapatıp kendi evrensel dualarını okurlar. Ekonomik kriz dönemlerinde tüm şirketler kendi ulus devletlerine sarılarak korumacı politikalara dönülmesi için canhıraş bir çaba içerisine girerler. Sermaye devletinin ulusal niteliği burada açığa çıkar, faşizmin pislik içindeki yuvası burasıdır. Bu dönemde ABD egemenleri Çin mallarının ABD pazarına girişine itiraz eder, Alman sosyal demokratlarının ağzından “Almanya” sözcüğü eksik olmaz, “İngilizlerin işi İngiliz işçilere” mottosu düstur edilir, sendika patronları şovenizmin bayrak taşıyıcıları olarak boy gösterir ve leş kargaları arasındaki çatışmalar had safhaya varır.
Sistemin içine düştüğü tıkanıklık, kitlelerin devrimci enerjisiyle birleştiği koşullarda burjuvazinin felaketinin habercisi olacaktır. Dolayısıyla burjuvazi tüm savunma mevzilerini önceden hazırlar. Bu süreçte devletin yetkileri artırılır, “arî ırk”tan olmayan vatandaşlar potansiyel tehlike olarak görülmeye başlanır. Halklar birbirine kırdırılır, katliamlar örgütlenir, gerekirse soykırımlar düzenlenir. Tüm bu devlet terörünün amacı tektir: Yeter ki işçiler biraraya gelmesin! Yeter ki kapitalizme zeval gelmesin!
AB’yi iğrenç bir ikiyüzlülükle ilerici, demokrat vb. ilan eden liberal şarlatanlara karşı faşizme hayat verenin ve ona ihtiyaç duyanın, onu her daim koruyup kollayanın, her zora düştüğünde ipten alanın, sırtını sıvazlayanın bizzat kapitalist düzen ve bu düzenin egemenleri olduğunu yüzlerine tükürürcesine vurgulamak bugün devrimcilerinin boynunun borcudur. Demokratik denen AB ülkelerinin incileri Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya gibi ülkelerde faşist hareketleri besleyecek yasalar meclis eliyle geçiriliyor. Kapitalizm kendi bekasını sağlayamadığı durumlarda son çare olarak kullanacağı faşizmi krize düştüğü dönemlerde daha da önemsiyor. İşçi sınıfının devrimci alternatifine aba altından sopa gösteriliyor.
Faşizm burjuvazinin her daim yedekte tuttuğu vazgeçilmez silahıdır. Burjuvazi onu, işçilerin en temel ekonomik hak alma mücadelelerinde kullandığı gibi kendi iktidarı tehlikeye girdiğinde ve egemen sınıf içindeki çatlaklar derinleştiği ölçüde işçi sınıfının devrimci iktidar alternatifine karşı vurucu güç olarak kullanmaktan ve yeri geldiğinde de iktidarı faşizme teslim etmekten sakınmaz. Nazi vahşeti bu gerçeği tüm dünyaya göstermiştir. Faşizm söz konusu olduğunda işçi sınıfının tarihten çıkarması gereken çokça ders vardır. Tarihten çıkarılan dersler ışığında Troçki’nin şu sözleri işçi sömürülenlerin, ezilenlerin ve onun devrimci öncüsüne düşen görevi müthiş bir parlaklıkla ortaya koymaktadır:
“Nasıl ki kendinizi diplomatik notaların yardımıyla bir süvari birliğinden kurtaramazsanız, faşizmden de demokratik yasaların, karar önergelerinin veya bildirgelerin yardımıyla kurtulamazsınız. İşçilere, sermayenin gangsterlerine ve haydutlarına karşı kendi yaşamlarını ve kendi geleceklerini elde silah, savunmayı öğretmek gerekiyor. Faşizm cezadan muaf tutulduğu bir ortamda hızla büyür. Faşist kahramanların, işçilerin üzerine gönderdikleri her birliğe karşılık işçilerin kendi saflarından iki, üç ya da dört birlik göndermeye hazır olduklarını fark ettiklerinde, kuyruklarını bacaklarının arasına kıstırıp kaçacaklarından bir an için şüphe duymamak gerekir.”
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
avrupada, faşizmin, yükselişi, Üzerine

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
IE 11'in önlenemez yükselişi! Deep Bilgisayar Donanımı 0 04 Mart 2014 13:00
'Faşizmin Kalıntılarını Temizliyoruz! Rhytia Haber Arşivi 2 18 Haziran 2012 19:21
AMD'nin yükselişi! Slipknot Bilgisayar Donanımı 0 24 Temmuz 2010 17:01
Antisemitizmin yükselişi (19.-20. Y.y.) YapraK Musevilik 4 19 Nisan 2009 15:27