IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 10 Haziran 2011, 14:10   #1
Çevrimdışı
Ein
Ein - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kayyum.


-- Sponsor Baglantı --


Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri.
Sözlükte 'doğrulup ayakta durmak, devam ve sebat etmek, bir işin idaresini üzerine almak, gözetip korumak' anlamındaki kıyam kökünden mübalağa ifade eden bir sıfat olup 'her şeyin varlığı kendisine bağlı olan, kâinatı idare eden' demektir. Kıyam kökünün ifade ettiği mânaların ilki maddî ve yaratılmışlık unsurları taşıdığından Allah'a nisbet edilmemekte, diğerleri ise ulûhiyyet makamına yakışacak bir muhteva çerçevesinde kayyûm ismi içinde mütalaa edilmektedir.
Aynı kökten türeyen kâim sıfatı iki yerde, makam ve kayyûm da üçer âyette Allah'a izafe edilmiştir. Müfessirlerin çoğunluğuna göre Âl-i İmrân sûresinde Allah'ın birliğini vurgulayan âyetteki kâim kelimesi, "her fiil ve buyruğunda adaleti ayakta tutup hikmeti gerçekleştiren" manasıyla [1] Allah'ı nitelemektedir. Ra'd süresindeki âyette (13/33) yer alan ve "her canlının fiil ve davranışını sanki tepesinde duruyormuş gibi tesbit edip canlının varlığını sürdüren" anlamına gelen kâim de tevhid ilkesini pekiştirmektedir. "Rabbin huzuruna çıkmak, huzurunda durmak" mânasındaki makam kelimesi ise buna hazırlanmanın bilincini taşıyanlara dünya ve âhiret mutluluğunun sağlanacağını ifade eden kompozisyonlar içinde geçmektedir.[2] Kayyûm ismi iki âyette [3] "Allah kendisinden başka tanrı bulunmayan, hay ve kayyûm olandır" mealindeki keüme-i tevhidin sonunda yer almış, bir âyette de kıyametin tasviri sırasında hay ismiyle birlikte lafza-i celâl yerine kullanılmıştır.[4]

Kayyûm, doksan dokuz isme yer veren Tirmizî ve İbn Mâce listesine alınmış [5] ayrıca, "Kendisinden başka tanrı bulunmayan, hay ve kayyûm olan Allah'tan bağışlanmayı talep eder. O'na arz-i halde bulunurum" diyen kimsenin savaştan kaçma derecesinde büyük günah işlemiş olsa bile affedileceğini bildiren hadiste kelimei tevhid biçimindeki yaygın kullanılış şekliyle tekrar edilmiştir.[6] Kelime şekli açısından zengin muhtevalı (mübalağalı) sıfat konumunda bulunan kayyûmun eş anlamlısı "kayyâm" da Hz. peygamber'in gece ibadeti sırasında Allah'a arzettiği uzunca bir münacaat metninde "kâinatın yaratıcısı ve yöneticisi" mânasında yer almıştır.[7] Esasen Hz. Ömer dahil olmak üzere sahâbî ve tabiîlerden bazı âlimlerin Bakara ve Âl-i İmrân sûrelerinde geçen kayyûm ismini kayyâm şeklinde okudukları nakledilmektedir.[8] Sözü edilen metin bazı rivayetlerde "gözetip koruyan" anlamındaki "kayyim" şeklinde de kaydedilmiştir.[9]

Kıyam kökünden türeyip Kur'an âyetleri ve hadis metinlerinde Allah'a nisbet edilen kelimelerden sıfat sığasında olmayan makam istisna edilirse geride kâim, kayyim, kayyâm ve kayyûm isimleri kalır. Kâim süreklilik arzetmeyen, kayyim ise sebat ve devam özelliği taşıyan sıfatlardır. Kayyâm ve kayyûm hem süreklilik hem de mübalağa ifade eder. Bu kavramların tamamını göz önünde bulunduran âlimlerin zât-ı ilâhiyye hakkında yaptıkları nitelemeleri üç noktada toplamak mümkündür:
Allah bizatihi kâim ve mevcut olup kimseye muhtaç değildir; bunun bir gereği olarak ezelî ve ebedîdir, her şeyin İbtidâen varolması ve mevcudiyetini sürdürmesi ancak O'nun yaratması, maddî ve manevî ihtiyaçlarını giderip korumasıyla mümkündür. Hz. Peygamber'in gece ibadetinde yaptığı. "Allahım! Bütün övgüler sana hastır. Sen kâinatı ve orada bulunanları yaratan ve yaşatansın (kayyim). Her çeşit övgü sana lâyıktır. Sen göklerin, yerin ve orada bulunanların hükümranlığına mâliksin" anlamındaki niyazı da bu anlayışı destekler mahiyettedir.

Kayyûm ismini tasavvuf yaklaşımla yorumlayan Abdülkerim el-Kuşeyrî'ye göre Allah'ın bütün nesne ve olayları yönetimi altında bulundurduğunun bilincini taşıyan kimse, sürekli tedbir alma endişesi ve başkasına boyun eğme zahmetinden kurtulup gönül rahatlığıyla yaşar, böyle bir kimse için dünya Önemsenecek bir değer taşımaz.[10]

"Bizâtihî mevcut, ezelî ve ebedî" şeklindeki manasıyla kayyûm ismi evvel, âhir ve baki isimleriyle muhteva beraberliği içinde olur. "Kâinatı yaratan ve yöneten" anlamı çerçevesinde ise kevnî isimlerle açıklayıcı ve tamamlayıcı münasebetine girer. Kayyûm "bizâtihî var olma" manasıyla sübûtî, her şeyden müstağni oluş yönüyle selbî, kâinatı yaratıp yaşatması açısından ise fiilî sıfatlar grubuna girer.


Bibliyografya :


Râgıb el-İsfahânî. el-Müfredât, "kvm" md.; Lisânü'l-'Arab, "kvm" md.; Müsned, 1, 298, 308, 358; Buhârî, "Teheccüd", 1, "Tevhîd", 8, 24, 35; Müslim, "Şalâtü'l-müsâfirîn", 199; Ebû Dâvûd, "Vitir", 26; İbn Mâce, "Du'â11", 10;Tirmizî. "Da'avâr, 17, 29, 82; Taberî, Câmİu'l-beyân (Bulak], III, 4-5; Mâtürîdî, Te'üîlâtü'l-Kur'ân, Hacı Selim Ağa Ktp., nr. 40, vr. 61b, 73b; Ebü'l-Kâsım ez-Zeccâcî, İştikaktı esmâ'Ütâh (nşr. Abdüllıüseyin el-Mübârek), Beyrut 1406/ 1986, s. 105-108; Hattâbî, Şe'nü'd-du'â1 (nşr. Ahmed Yûsuf ed-Dekkâkj, Dımaşk 1404/1984, s. 80-81; Ebû Abdullah el-Halîmî. et-Minhâc fi şu'abi't-îmânlnşr. HilmîM. Fûde), Beyrut 1399/ 1979,1, 200; İbn Fûrek, Mücerredü 'l-Makâlât, s. 55; Kâdî Abdülcebbâr. el-Muğnt, V, 239; Ab-dülkâfıirel-Bağdâdî. el-Esmâ* oe'ş-şıfât, Kayseri Raşid Efendi Ktp., nr. 497, vr. ]60"; Kuşeyri. et-Tahbtr fi't-tezkîr (nşr. İbrahim Besyûnî). Kahire 1968, s. 76;Gazzâlî, el-Makşadü'l-esnâiFaz-luh), s. 143; Fahreddin er-Râzî, Mefâühu'l-ğayb, Beyrut 1410/1990, VII, 222;a.mlf., Leuâmi'u'l-beyyinât (nşr. TâhS Abdürraûf Sa'd), Beyrut 1404/1984, s. 307-310;Şevkânî. Fet^u'i-kadlr, Kahire 1349,1,243,282,295. Bekir Topaloğlu


[1] Mâtürîdî, vr. 73b; Şevkânî, I, 295
[2] İbrâhîm 14/l4;Tâhâ 20/1 ll;er-Rahmân 55/46
[3] el-Bakara 2/255; Âl-i İmrân 3/ 2
[4] Tâhâ 20/1 11
[5] İbn Mâce,"DucâİT1, lOıTirmizî/'Da'avât", 82
[6] Ebû Dâvûd, "Vitir", 26; Tirmizî, "Dadavât", 17
[7] Müsned, t, 298, 308; Buhârî, "Tevhîd", 24; Müslim. "Şalâtü'l-müsâfirîn", 199; Tirmizî, "Dacavât", 29
[8] Şevkânî, I, 243, 282
[9] Müsned, I, 358; Buhârî, "Teheccüd", 1, "Tevhîd", 8, 35
[10] et-Tahbîr fi't-tezkîr, s. 76
Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri.
Sözlükte 'doğrulup ayakta durmak, devam ve sebat etmek, bir işin idaresini üzerine almak, gözetip korumak' anlamındaki kıyam kökünden mübalağa ifade eden bir sıfat olup 'her şeyin varlığı kendisine bağlı olan, kâinatı idare eden' demektir. Kıyam kökünün ifade ettiği mânaların ilki maddî ve yaratılmışlık unsurları taşıdığından Allah'a nisbet edilmemekte, diğerleri ise ulûhiyyet makamına yakışacak bir muhteva çerçevesinde kayyûm ismi içinde mütalaa edilmektedir.
Aynı kökten türeyen kâim sıfatı iki yerde, makam ve kayyûm da üçer âyette Allah'a izafe edilmiştir. Müfessirlerin çoğunluğuna göre Âl-i İmrân sûresinde Allah'ın birliğini vurgulayan âyetteki kâim kelimesi, "her fiil ve buyruğunda adaleti ayakta tutup hikmeti gerçekleştiren" manasıyla [1] Allah'ı nitelemektedir. Ra'd süresindeki âyette (13/33) yer alan ve "her canlının fiil ve davranışını sanki tepesinde duruyormuş gibi tesbit edip canlının varlığını sürdüren" anlamına gelen kâim de tevhid ilkesini pekiştirmektedir. "Rabbin huzuruna çıkmak, huzurunda durmak" mânasındaki makam kelimesi ise buna hazırlanmanın bilincini taşıyanlara dünya ve âhiret mutluluğunun sağlanacağını ifade eden kompozisyonlar içinde geçmektedir.[2] Kayyûm ismi iki âyette [3] "Allah kendisinden başka tanrı bulunmayan, hay ve kayyûm olandır" mealindeki keüme-i tevhidin sonunda yer almış, bir âyette de kıyametin tasviri sırasında hay ismiyle birlikte lafza-i celâl yerine kullanılmıştır.[4]

Kayyûm, doksan dokuz isme yer veren Tirmizî ve İbn Mâce listesine alınmış [5] ayrıca, "Kendisinden başka tanrı bulunmayan, hay ve kayyûm olan Allah'tan bağışlanmayı talep eder. O'na arz-i halde bulunurum" diyen kimsenin savaştan kaçma derecesinde büyük günah işlemiş olsa bile affedileceğini bildiren hadiste kelimei tevhid biçimindeki yaygın kullanılış şekliyle tekrar edilmiştir.[6] Kelime şekli açısından zengin muhtevalı (mübalağalı) sıfat konumunda bulunan kayyûmun eş anlamlısı "kayyâm" da Hz. peygamber'in gece ibadeti sırasında Allah'a arzettiği uzunca bir münacaat metninde "kâinatın yaratıcısı ve yöneticisi" mânasında yer almıştır.[7] Esasen Hz. Ömer dahil olmak üzere sahâbî ve tabiîlerden bazı âlimlerin Bakara ve Âl-i İmrân sûrelerinde geçen kayyûm ismini kayyâm şeklinde okudukları nakledilmektedir.[8] Sözü edilen metin bazı rivayetlerde "gözetip koruyan" anlamındaki "kayyim" şeklinde de kaydedilmiştir.[9]

Kıyam kökünden türeyip Kur'an âyetleri ve hadis metinlerinde Allah'a nisbet edilen kelimelerden sıfat sığasında olmayan makam istisna edilirse geride kâim, kayyim, kayyâm ve kayyûm isimleri kalır. Kâim süreklilik arzetmeyen, kayyim ise sebat ve devam özelliği taşıyan sıfatlardır. Kayyâm ve kayyûm hem süreklilik hem de mübalağa ifade eder. Bu kavramların tamamını göz önünde bulunduran âlimlerin zât-ı ilâhiyye hakkında yaptıkları nitelemeleri üç noktada toplamak mümkündür:
Allah bizatihi kâim ve mevcut olup kimseye muhtaç değildir; bunun bir gereği olarak ezelî ve ebedîdir, her şeyin İbtidâen varolması ve mevcudiyetini sürdürmesi ancak O'nun yaratması, maddî ve manevî ihtiyaçlarını giderip korumasıyla mümkündür. Hz. Peygamber'in gece ibadetinde yaptığı. "Allahım! Bütün övgüler sana hastır. Sen kâinatı ve orada bulunanları yaratan ve yaşatansın (kayyim). Her çeşit övgü sana lâyıktır. Sen göklerin, yerin ve orada bulunanların hükümranlığına mâliksin" anlamındaki niyazı da bu anlayışı destekler mahiyettedir.

Kayyûm ismini tasavvuf yaklaşımla yorumlayan Abdülkerim el-Kuşeyrî'ye göre Allah'ın bütün nesne ve olayları yönetimi altında bulundurduğunun bilincini taşıyan kimse, sürekli tedbir alma endişesi ve başkasına boyun eğme zahmetinden kurtulup gönül rahatlığıyla yaşar, böyle bir kimse için dünya Önemsenecek bir değer taşımaz.[10]

"Bizâtihî mevcut, ezelî ve ebedî" şeklindeki manasıyla kayyûm ismi evvel, âhir ve baki isimleriyle muhteva beraberliği içinde olur. "Kâinatı yaratan ve yöneten" anlamı çerçevesinde ise kevnî isimlerle açıklayıcı ve tamamlayıcı münasebetine girer. Kayyûm "bizâtihî var olma" manasıyla sübûtî, her şeyden müstağni oluş yönüyle selbî, kâinatı yaratıp yaşatması açısından ise fiilî sıfatlar grubuna girer.


Bibliyografya :


Râgıb el-İsfahânî. el-Müfredât, "kvm" md.; Lisânü'l-'Arab, "kvm" md.; Müsned, 1, 298, 308, 358; Buhârî, "Teheccüd", 1, "Tevhîd", 8, 24, 35; Müslim, "Şalâtü'l-müsâfirîn", 199; Ebû Dâvûd, "Vitir", 26; İbn Mâce, "Du'â11", 10;Tirmizî. "Da'avâr, 17, 29, 82; Taberî, Câmİu'l-beyân (Bulak], III, 4-5; Mâtürîdî, Te'üîlâtü'l-Kur'ân, Hacı Selim Ağa Ktp., nr. 40, vr. 61b, 73b; Ebü'l-Kâsım ez-Zeccâcî, İştikaktı esmâ'Ütâh (nşr. Abdüllıüseyin el-Mübârek), Beyrut 1406/ 1986, s. 105-108; Hattâbî, Şe'nü'd-du'â1 (nşr. Ahmed Yûsuf ed-Dekkâkj, Dımaşk 1404/1984, s. 80-81; Ebû Abdullah el-Halîmî. et-Minhâc fi şu'abi't-îmânlnşr. HilmîM. Fûde), Beyrut 1399/ 1979,1, 200; İbn Fûrek, Mücerredü 'l-Makâlât, s. 55; Kâdî Abdülcebbâr. el-Muğnt, V, 239; Ab-dülkâfıirel-Bağdâdî. el-Esmâ* oe'ş-şıfât, Kayseri Raşid Efendi Ktp., nr. 497, vr. ]60"; Kuşeyri. et-Tahbtr fi't-tezkîr (nşr. İbrahim Besyûnî). Kahire 1968, s. 76;Gazzâlî, el-Makşadü'l-esnâiFaz-luh), s. 143; Fahreddin er-Râzî, Mefâühu'l-ğayb, Beyrut 1410/1990, VII, 222;a.mlf., Leuâmi'u'l-beyyinât (nşr. TâhS Abdürraûf Sa'd), Beyrut 1404/1984, s. 307-310;Şevkânî. Fet^u'i-kadlr, Kahire 1349,1,243,282,295. Bekir Topaloğlu


[1] Mâtürîdî, vr. 73b; Şevkânî, I, 295
[2] İbrâhîm 14/l4;Tâhâ 20/1 ll;er-Rahmân 55/46
[3] el-Bakara 2/255; Âl-i İmrân 3/ 2
[4] Tâhâ 20/1 11
[5] İbn Mâce,"DucâİT1, lOıTirmizî/'Da'avât", 82
[6] Ebû Dâvûd, "Vitir", 26; Tirmizî, "Dadavât", 17
[7] Müsned, t, 298, 308; Buhârî, "Tevhîd", 24; Müslim. "Şalâtü'l-müsâfirîn", 199; Tirmizî, "Dacavât", 29
[8] Şevkânî, I, 243, 282
[9] Müsned, I, 358; Buhârî, "Teheccüd", 1, "Tevhîd", 8, 35
[10] et-Tahbîr fi't-tezkîr, s. 76
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
kayyum

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık