IRCForumlarý - IRC ve mIRC Kullanýcýlarýnýn Buluþma Noktasý
  odeaweb

>
+
Etiketlenen Kullanýcýlar

 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
Alt 29 Mart 2009, 05:33   #1
Çevrimdýþý
Kullanýcýlarýn profil bilgileri misafirlere kapatýlmýþtýr.
IF Ticaret Sayýsý: (0)
IF Ticaret Yüzdesi:(%)
Sanattaki Felsefe




SANATTAKÝ FELSEFE

Ýnsanýn olduðu her yerde felsefe vardýr. Felsefe tüm insan yaþamýnda, ama özel olarak kendisinin de içinde bulunduðu kültür alanlarýnda etkindir. Bilim, sanat, felsefe ve siyaset kültürü oluþturan eþit aðýrlýkta araþtýrma alanlarýdýr. Aralýksýz insan araþtýrmasý yapan bu dört alan sürekli olarak etkileþirler. Felsefe öbür kültür alanlarýna kendilerini bir bütün olarak temelden tartýþma olanaðý saðlar. Bu yüzden felsefe sanatýn zorunlu bir öðesidir. Gerçekte kültürün hiçbir alaný yoktur ki öbüründen bir þey almasýn. Bu alanlardan birine sýkýþýp kalmak verimsizliði, açmazlara düþmeyi, tutarsýzlýklara uðramayý göze almaktýr. Gerçekte tüm kültür alanlarý amaçlarý ortak olan alanlardýr: insaný araþtýrýrlar, insanýn ne olup ne olmadýðýný ortaya koymaya çalýþýrlar. Bu ortak amaçlý alanlarýn ne olmadýðýný ortaya koymaya çalýþýrlar. Bu ortak amaçlý alanlarýn yöntemleri elbette ayrý ayrýdýr. Felsefenin yöntemi kavramsal araþtýrma yöntemidir. Bilim tek tek olgulardan yasalara yükselmeye çalýþýr. Sanat duygusal –düþünsel çerçevede insaný bir bütün olarak ele alýr. Siyaset toplumsal örgütlenme biçimlerinden giderek insan deðerlerini tartýþýr.
Ýnsanlarýn bir bölümü kültüre dolaylý olarak ya da þöyle bir katýlýr, bir bölümü de doðrudan doðruya kültür etkinliði içindedir. Kültür etkinliði gösteren insanlar kültür alanlarýndan yalnýzca biriyle iliþkili olsalar da öbür alanlara da yönelmek gereksinimi duyarlar; tek bir alanda sýkýþýp kalmak onlara yetmeyecektir. Bu da bize bilimin, sanatýn, felsefenin ve siyasetin tek baþýna bir anlama gelmediðini gösterir. Bu alanlardan birinde göstermelik deðil de gerçek bir etkinlik içindeyseniz kendinizi öbür alanlardan da destek almak zorunda duyarsýnýz. Bu alanlardan birinin öbüründeki görünümünü belirlemek her zaman olasýdýr. Bilimin sanattan, sanatýn felsefeden, siyasetin bilimden ya da daha doðrusu bunlarýn birbirinden neler alabileceklerini göstermek hiç de zor olmayacaktýr. Biz burada yalnýzca sanattaki felsefeyi belirlemeye çalýþacaðýz.
Her sanatçýnýn yetkin bir sanatsal görüye ulaþmýþ olmasý gerekir. Sanatçýyý gören adam diye tanýmlayabiliriz. Buradaki görme gözle olmaktan önce bilinçle görmedir. Sanatçýnýn bilinci özel olarak sanat için geliþtirilmiþtir. Sanatçýnýn bilinci yetkin duyarlýklarý ve kavramsal zenginliðiyle belirgindir. Sanatçý insaný duygu ve düþünce düzeyinde iyi tanýyan kiþidir. Sanatçýnýn bilinci düþünsel yetkinliðini her þeyden önce felsefenin saðlayacaðý verilerden kazanacaktýr. Demek ki sanatçýnýn göz olmasý ya da özel bir görüye ulaþmýþ olmasý büyük ölçüde felsefenin katkýsýyla saðlanabilir. Bu da bize þunu gösterir: her sanatçý, her gerçek sanatçý kendi koþullarý içinde bir filozoftur. Elbette sanatçýdan bütün bir felsefenin sorumluluðunu bekleyemezsiniz ya da ondan meslekten bir felsefe adamýnýn yükümlülüklerini bekleyemezsiniz. Her düzeyli insanýn olduðu gibi sanatçýnýn da düþüncelerini felsefi bir temele dayamak gibi bir zorunluluðu vardýr.
Gerçek sanat yapýtlarý bize insaný felsefi bir derinlikte gösterirler. Felsefedeki felsefe baþkadýr, sanattaki felsefe baþkadýr. Felsefedeki felsefe insana insaný tartýþarak gösterir, felsefede her zaman gidimli düþünce geçerlidir. Sanat insaný bize sezgisel bir düzeyde duyurur. Bu, insanýn gösterilmesidir.
Sanat yapýtýnýn felsefi derinliði birbiriyle çözülmez bir bütün oluþturan niteliklerin karþýlýklý konumunda, onlarýn karþýlýklý iliþkilerinde, biçimlerin altýnda kýmýldanan anlam öbeklerinde kendini gösterir. Bir sanat yapýtý felsefesini olduðu gibi sunmaz ama derinden derine duyurur. Yapýttan izleyiciye uzanan bu etkinlikte sanatçý doðrudan doðruya belirleyici rolü oynamaz. Her þey dolaylý bir iletiþimde gerçekleþir. Çehov’un bütün felsefesi kiþilerinin sözlerinde, tutumlarýnda, davranýþlarýnda belirir; yazar hiçbir biçimde bu anlatým düzeyinde belirleyici görünmez. O kiþileri karþýsýnda soðuk, yantutmaz, ilgisiz görünür. Yaþamla, insan iliþkileriyle, dünya düzeniyle ilgili olarak onun aðzýndan tek bir söz alamazsýnýz. Ama kiþilerinin ne yapacaðýna karýþmaz o. Kiþileri bazen acýmasýz eleþtirilere yönelebilirler. Çehov buna karýþmaz, öyleyse öyledir. Çehov’un Vanya Dayý’sý þunlarý söyler Serebriyakov’la ilgili olarak:
“ Bak þimdi, tam yirmi beþ yýldýr sanattan hiçbir þey anlamaksýzýn sanat üzerine dersler veriyor ve yazýlar yazýyor. Yirmi beþ yýldýr baþkalarýnýn gerçekçilik üzerine, doðalcýlýk üzerine, baþka benzer saçmalar üzerine fikirleriyle geviþ getiriyor. Yirmi beþ yýldýr, akýllý insanlarýn zaten bildiði, ahmaklarýnsa hiç mi hiç ilgilenmediði þeyler üzerine dersler veriyor, yazýlar yazýyor. Kýsacasý yirmi beþ yýldýr boþuna vakit harcýyor”
Her sanatçýnýn felsefesini ortaya koyuþ biçimi baþka baþkadýr. Dostoyevski’nin felsefesi romanlarýnýn gerçek kiþilerinden ya da birinci kiþilerinden çok sýradan kiþilerinde, ikincil hatta üçüncül kiþilerinde yansýr. Karamazov Kardeþler’de en önde Dimitri’yi, sonra Ývan’ý görürsünüz. Bu iki kardeþ, hele Ývan, hele de hummalýyken sürekli olarak filozofça sözler ederler, ancak yakýndan bakýldýðýnda bu sözler birer sayýklamadan baþka bir þey deðildir. Oysa felsefi incelik ya da felsefi derinlik Alyoþa’nýn suskunluðunda, ölçülü davranýþlarýnda kümelenmiþtir. Daha basite gittikçe daha derine ulaþýrsýnýz. Romanýn en önemli kiþisi belki de Staretz Zosima’dýr. O bir bilgedir, davranýþlarýyla hatta ölümüyle insaný þaþýrtýr. Gaddar bir askerken son derece yumuþak ve öngörülü bir din adamý olmuþtur. “Geleceði acýlarla dolu olacak” gerekçesiyle Dimitri gibi birinin karþýsýnda diz çökebilen biri olmuþtur. Gruþenka’dan baþlayarak romanýn en çarpýcý kiþileri en baþ kiþileridir. Gene de, neresinden bakarsanýz bakýn, Dostoyevski’nin romanlarýnda insanýn eksýkliðini, günaha eðilimini duyarsýnýz. Dostoyevski de Çehov gibidir, kiþilerinin iþine karýþmaz, yaþamý kendi kafasýna göre belirlemeyi düþünmez.
Flaubert’in yüreði gerçekliði koþullamak korkularýyla doludur. O, bu yüzden, gerçekliði olabildiðince eksýksiz gözlemlemek ister. Bu bir doðalcýlýk telaþý deðildir, çünkü Flaubert kendi yapýtýný baþtan sona özenle kendi kurgular, kendine göre kurgular. Onda kurgunun payandalarýný ya da fýrça vuruþlarýný rahatça görürsünüz. Zola’da gördüðümüz gerçekçi gereç bolluðunu Flaubert’de göremeyiz. Zola elde ettiði gereci kendi felsefesinde bütünleþtiremediði için bir bakýma ziyan eder. Flaubert’in felsefesi, Çehov’unki ve Dostoyevski’ninki gibi yalýn ve kolaydýr. Ancak Flaubert, Dostoyevski gibi yapmaz, tüm felsefesini romanýn baþ kiþisinde, Madame Bovary’de yoðunlaþtýrýr. Öbür kiþiler, Madame Bovary’nin kocasý o kasaba hekimi George bile bu felsefenin ortaya konulabilmesi için birer basit araçtan, birer yansýtýcýdan baþka bir þey deðillerdir.
Þiirden vereceðimiz bir baþka örnek, zamanda, uzamda ve kavrayýþta birbirine çok yakýn duran sanatçýlar arasýnda bile bir felsefi doku ayrýlýðýnýn sözkonusu olduðunu bize gösterecektir. XIX. Yüzyýl Fransa’sýnýn birbirine yolgöstermiþ dört þairi, Baudelaire, Verlaine, Rimbaud ve Mallerme, þiirde simgeciliðin temellerini atarken bambaþka felsefeler geliþtirdiler. Baudelaire’in baþlattýðý simgeyle anlatým serüvenini Verlaine ve Rimbaud geliþtirdiler ve Mallerme’ye ulaþtýrdýlar. Onlarýn þiirinde bir yöntem ortaklýðý kendini baþtan sona duyursa da onlardaki felsefeler baþka baþkadýr. Bu felsefelerin tek ortak noktasý belki de çaðdaþ insanýn evrensel tedirginliklerini alabildiðine ve derinden derin duyuruyor olmasýdýr.
Baudelaire çeliþkilerle dolu kaçýlasý bir dünya tablosu çizdi. Bu dünyadaki gerçek insan mutsuz insanýn ta kendisiydi. Sartre þöyle der:“ Mutlu insan ruhunun gerilimini yitirmiþtir, düþmüþtür. Baudelaire hiçbir zaman mutluluðu benimsemeyecektir, çünkü mutluluk ahlakdýþýdýr.” Baudelaire’in dünyasý tam tamýna Platon’un duyulur dünyasý gibi bir þeydi, bir üst dünyayý, ölümsüzlükler ve arýlýklar dünyasýný, düþünülür dünyayý düþündürüyordu. Gerçek insan bu bataklýktan, bu küçük insanlar dünyasýndan esir’e doðru kanatlanma tutkusunu taþýyacaktýr. Bu bir kaçýþ deneyi de olsa bir özgürlük deneyidir. Verlaine’e gelince, onun felsefesi duyarlýlýðý güçsüzlüðe kadar geliþtirmiþ dengesiz bir ruhun dünyayla ilgili karamsar bakýþ açýsýný içeriyordu. Yazgý gibi bir þeyin elinde þaþkýna dönen insan acýlarýn en yetkinine ulaþma koþulunu aralýksýz yaratacak biçimde durmadan kendine yenilecektir. Rimbaud’un felsefesi çýlgýnlýðýn felsefesiydi, baþýboþluðun kendini ikide bir duyurduðu bir haz felsefesiydi, mutsuzlukta bile þeytani bir tad bulabilecek kadar atýlgan bir ruhsallýðýn felsefesiydi. Mallerme’nin dünya karþýsýndaki durumu ince ince bakan, ayrýntýlarý gören, daha çok görmek istediðini gören, hemen her þeyde uyum arayan, heyecanlarýna yenilmeyen bir usçunun durumudur. Onda gerçekliklerin ardýnda bizi çaðýrýp duran ülküsel bir dünya gizlidir, bu dünyaya ulaþmak için gündelik yaþamda kullandýðýmýz mantýðý býrakmamýz gerekir.
Evet, görüldüðü gibi ayný çaðýn hatta ayný dönemin sanatçýlarý yapýtlarýnda bize baþka baþka felsefeleri duyururlar. XV.-XVI. Yüzyýllarýn Hollandalý ressamlarý üç aþaðý beþ yukarý ayný koþullarý yaþamakla birlikte sanatlarýnda baþka baþka felsefeler geliþtirmiþlerdir. Hubert ve Jan Van Eyck kardeþler dünyayý tam anlamýnda gönül rahatlýðýyla gözlemlemiþlerdir. Onlar sanki hiçbir þeyden kuþkuya düþmezler, insaný ve doðayý yakýndan tanýmanýn ve kendilerine yakýn bulmanýn dinginliði içindedirler, bu çerçevede insaný da doðayý da ayrýntýlarýyla anlatýrlar. Dünyayla kavgalarý, çeliþkileri yoktur. Onlarýn gözünde dünya bir tür cennettir, buna göre varolmak en güzel mutluluktur. Zaten cehennem diyebir þey yoktur; herþey en uygun biçimde düzenlenmiþtir. Bosch’a gelince, o insanda, yalnýzca insanda deðil her þeyde Þeytan’ý bulur. Þeytan uðramýþ bir insanlýðýn üyesidir o. Þeytanlýk özellikle cinselliðe baðýmlý tutsaklýkta kendini gösterir. Bu durumda Tanrý ya yoktur ya da olmadýk bir yerlerde gizlidir. Bosch, Van Eyck kardeþlerin tersine her þeyi kötü gözle görür, alabildiðine karamsardýr. Haklýdýr, yaþadýðý dünya hiç de iç açýcý bir dünya deðildir: halk yoksuldur, açtýr, dilenciliði ve serseriliði meslek edinmiþtir. Kýtlýk, yangýnlar, veba, nice felaketler umudu neredeyse hiçe indirmiþtir. Karamsarlýk iyimserlikten daha doðru, daha yasal, daha tutarlý gibidir.
Her gerçek sanatçý yetkin bir sanatsal görüye ulaþmýþ kiþidir. Bu da ancak felsefenin saðlayacaðý bakýþ açýsýyla olasýdýr. Her sanatçý kendi koþullarý içinde filozoftur. Her gerçek sanatçýda insanlýðýn tüm temel sorunlarý dizgesel bir tutarlýlýkta aydýnlýða kavuþur. “ Yüksek düzeyde hiçbir sorun yoktur ki Dostoyevski’nin romaný onu ele almýþ olmasýn” der Gide. Ancak romandaki bu sorunlar durumlarýn, olaylarýn, iliþkilerin arasýndan sezilebilen sorunlardýr, onlarý bir felsefe kitabýnda olduðu gibi apaçýk göremeyiz. Flaubert yerden göðe haklýdýr: “ Tanrý nasýl yaratýsýnda görünmez ve tam güçlü olarak varsa sanatçý da yapýtýnda her yerde sezilmeli ama görülmemelidir.”
Afþar TÝMUÇÝN (Özgür Prometheus)


Alýntý.

 
Alýntý ile Cevapla

 

Etiketler
felsefe, sanattaki


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayýtlý üye ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajýnýzý Deðiþtirme Yetkiniz Yok

BB code is Açýk
Smileler Açýk
[IMG] Kodlarý Açýk
HTML-Kodu Kapalý
Trackbacks are Kapalý
Pingbacks are Açýk
Refbacks are Açýk


Benzer Konular
Konu Konuyu Baþlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
ÝlkÇað Felsefe Okulu: Parmenides'in Felsefe Tarihi Açýsýndan Önemi Nedir? Kalemzede Felsefe 0 31 Temmuz 2023 15:13
IF Felsefe Okulu: Metafizik (Fizikötesi) Yöntemin Felsefe Ýçin Önemi Nedir? Kalemzede Felsefe 0 13 Haziran 2022 21:13
Felsefe Nedir? Felsefe Ne Deðildir? Felsefe Ýle Ýlgili Her Þey Kalemzede Felsefe 0 13 Ocak 2021 18:13
Hekate'nin Özellikleri, Sembolleri ve Antik Sanattaki Tasvirleri Desmont Felsefe 0 28 Kasým 2014 19:09
Uranos'un etimolojisi, diðer mitolojilerle baðlantýsý ve sanattaki tasvirleri Desmont Felsefe 0 27 Kasým 2014 23:00