|
|
| | #785 |
| Çevrimdışı ![]() IF Ticaret Sayısı: (0) | BU GÜNÜN DUASI 05-03-2022 Abdulkadir Geylani Hazretlerinin Duası Ey Yücelerden Yüce Rabbim! Bütün mal ve mansıp sahipleri kapılarını sürmelediler. Sen’in yüce dergahının kapısı ise asla kapanmaz ve dilekte bulunanlara her zaman açıktır. Ya Rabbî, Ya İlahî! Yıldızlar gaybûbet âlemine, gözler de uykuya daldılar. Sen ise, ey Rabbim, Hayy’sın, Kayyûm’sun; uykudan, uyuklamadan sonsuz defa münezzeh ve müberrâsın. Ya Rab! Gece, karanlığıyla mevcûdâtın üzerini örtünce döşekler de seriliverdi ve sevenler sevdikleriyle başbaşa kaldılar. Sen, Sen’in yolunda, Sana ulaşma istikametinde cehd ü gayret içinde bulunanların biricik sevgilisi, (benim gibi) yalnızlık gurbetine maruz kalanların da yegane enîsisin! Ya İlâhî! Ulu dergâhına sığınan bu kimsesiz kulunu kapından kovacak olursan ben gidip hangi kapıya iltica edebilirim ki! İlâhî! Yakınlığından mahrum edersen beni, o zaman ben kimin yakınlığını umabilirim ki! İlâhî! Şayet Sen bana azap etmeyi murad buyurursan, ben biliyorum ki, cezalandırılmaya fazlasıyla müstehakım! Fakat affınla sarıp sarmalarsan, o da Sen’in lütfun ve keremindir. Ya Seyyidî, ya İlâhî! Marifet erbabı kulların Sen’i bulduklarında Sen’den başka ne varsa hepsinden yüz çevirmişlerdir. Salih kulların Sen’in fazlınla necâta ermişlerdir. Taksîratı pek çok günahkarlar da “Tevbe, ya Rabbi!” deyip yine Senin kapına yönelmişlerdir. Ey affı güzel Rabbim! Ne olur, affının serinliğini ve marifetinin halâvetini benim ruhuma da duyur ve beni onlarla doyur! Her ne kadar ben bunlara lâyık olmasam bile, haşyetle önünde iki büklüm olup ikâbından sakınılmaya lâyık olan da, mücrimlerin günahlarını bağışlama şanına yaraşan da yalnız Sen’sin! (amin) |
| | |
| | #786 |
| Çevrimdışı ![]() IF Ticaret Sayısı: (0) | KADER NEDİR -İRADE CÜZ İYE NEDİR - KÜLLİ İRADE NEDİR Soru - Evlilikte külli irade mi yoksa cüz'i irade mi var? - Yani anne babamız kendimiz seçemediğimiz gibi, evlenilecek kişi de Allah'ın iradesine mi (külli) giriyor? Cevap 1. Kader konusunda aklınıza takılan her şeyi sorabilirsiniz. Bu durum kaderi inkar ettiğiniz anlamına gelmez. Nitekim Kur'an'dan öğrendiğimize göre, Hz. İbrahim aleyhisselam ölülerin nasıl diriltileceğini sormuş, sonra da "Allah'ım inanmadığımdan değil, kalbim tatmin olsun diye soruyorum." demiştir. Bu nedenle bizler de aklımıza takılan sorularımızı sorabiliriz. Biz de elimizden geldiği kadar cevap vermeye çalışırız. 2. Kaderin esas anlamı "Allah’ın, olmuş olacak her şeyi bilmesi" demektir. Dikkat edersek insan iradesini yok saymıyor. Bilmek ayrı, yapmak ayrıdır. Bilen Allah’tır, yapan kuldur. Bu konuya bir misal verelim; Peygamberimiz (asm) İstanbul'un fethini ve komutanını yüz yıllar önce müjdelemiş ve haber vermiştir. Zamanı gelince de dediği gibi çıkmış. Şimdi, İstanbul Peygamberimiz (asm) dediği için mi fethedildi, yoksa fethedileceğini bildiği için mi söyledi. O zaman Fatih Sultan yatsaydı, çalışmasaydı, ordular hazırlatıp savaşmasaydı yine olacak mıydı? Demek ki Allah, Fatih'in çalışıp İstanbul’u fethedeceğini biliyordu ve bunu elçisi Hz. Peygamber (asm)'e bildirdi. Buradaki ince nokta: Allah bildiği için yapmıyoruz. Biz yapacağımız için Allah biliyor. Zaten Allah’ın geleceği bilmemesi düşünülemez. Bilmese veya bilemese yaratıcı olamaz. Buna bir örnek verelim; Allah dostu evliyadan bir öğretmen düşünelim. Öğrencilerinden birisine “Yarın seni şu kitaptan imtihan edeceğim.” diyor. Fakat öğretmen Allah’ın izniyle onun filim, maç, oyun, eğlence, derken sabah okula çalışmadan geleceğini bilerek, akşamdan karnesine “0” yazıyor. Ertesi sabah öğrenci sorulan sorulara cevap veremiyor ve sıfırı hak ettiğini bildiği anda, öğretmen cebinden not defterini çıkarıp “Senin çalışmayıp sıfır alacağını bildiğim için, önceden deftere sıfır yazmıştım.” diyor. Buna karşı öğrenci “Hocam sen sıfır yazdığın için ben sıfır aldım. Yoksa geçer puan yazsaydın geçerdim.” diyebilir mi? Demek ki Allah yazdığı için biz yapmıyoruz, bizim yapacağımız şeyleri bilerek Allah yazıyor. İşte buna kader diyoruz. 3. Dünyaya gelen her insan bir kader programına tabidir. İnsanın ne yapacağını, başına ne geleceğini Yüce Allah ezeli ilminde biliyor. Ancak Allah’ın bilmiş olması, insanın o işi yapmasını zorlamaz. Çünkü Allah, insanın önüne sonsuz seçenekler koymuştur. İnsan kendi iradesini kullanarak, hangi yolu tercih ederse, Allah onu yaratır. Dolayısıyla sorumlu olan insanın kendisidir. Bu meselede şöyle bir örnek verilir: Bir apartmanın üst katının nimetlerle, bodrum katının ise işkence aletleriyle dolu olduğunu ve bir kişinin bu apartmanın asansörü içerisinde bulunduğunu farz edin. Kendisine, apartmanın bu durumu daha önce anlatılmış bulunan bu kişi, üst katın düğmesine bastığında nimetlere kavuşacak, alt katın düğmesine bastığında ise azaba uğrayacaktır. Burada iradenin yaptığı tek şey, sadece hangi düğmeye basılacağına karar vermesi ve teşebbüse geçmesidir. Asansör ise, o kişinin gücü ve iradesiyle değil, belirli fizik ve mekanik kanunlarla hareket etmektedir. Yani, insan üst kata kendi gücüyle çıkmadığı gibi, alt kata da kendi gücüyle inmemektedir. Bununla beraber asansörün nereye gideceğinin belirlenmesi, içindeki kişinin iradesine bırakılmıştır. İnsanın kendi iradesiyle yaptığı bütün işler, bu ölçüyle değerlendirilebilir. Mesela; Cenab-ı Hak, meyhaneye gitmenin günah, camiye gitmenin ise faziletli olduğunu bildirmiştir. İnsan ise kendi iradesiyle, örnekteki asansör gibi her iki yere de gitmeye müsaittir. Hangi düğmeye basarsa, yani nereye gitmek isterse, beden oraya doğru hareket etmekte, dolayısıyla da gideceği yerin mükafatı veya cezası o insana ait olmaktadır. Evlilik de böyledir. Evlenecek insanın önünde çok sayıda seçenekler vardır. Nasıl birisini istemek sizin elinizde. Tercihinize göre Cenab-ı Hak da yaratır. Allah’ın bilmesi böyle bir tercihte bulunmanızı zorlamaz. Gayri müslim birisiyle evlenmede islam’ın getirdiği ölçü şöyle: Müslüman bir erkek Ehl-i kitap olan Musevi ve Hristiyan bir kadınla evlenebilirken, Ehl-i kitap olmayan gayri müslim bir kadınla evlenemez. Bunun yanında, Müslüman bir kadının Ehl-i kitap da olsa gayri müslim bir erkekle evlenmesine izin vermiyor. 4. Kaderi ikiye ayırabiliriz: ızdırari kader, ihtiyari kader. "Izdırari kader"de bizim hiçbir tesirimiz yok. O, tamamen irademiz dışında yazılmış. Dünyaya geleceğimiz yer, annemiz, babamız, şeklimiz, kabiliyetlerimiz ızdırari kaderimizin konusu. Bunlara kendimiz karar veremeyiz. Bu nevi kaderimizden dolayı mesuliyetimiz de yok. İkinci kısım ihtiyari kader ise, irademize bağlıdır. Biz neye karar vereceksek ve ne yapacaksak, Allah ezeli ilmiyle bilmiş, öyle takdir etmiştir. Sizin sorduğunuz soru da bu alanda müzakere edilmektedir. Yani siz bir aday tipi belirliyorsunuz ve arıyorsunuz. Allah da sizin istediğiniz vasıflara sahip birkaç kişiyi önünüze çıkarıyor. Siz de bunlardan birini iradenizle beğenip kabul ediyorsunuz. Alah’ın alacağınız eşin kim olduğunu ezelde bilmesi kader, fakat sizin iradenizle seçmeniz cüz’i irade dediğimiz insanın mesuliyet sınırlarıdır. Kalbimiz çarpıyor, kanımız temizleniyor, hücrelerimiz büyüyor, çoğalıyor, ölüyor. Vücudumuzda, bizim bilmediğimiz birçok işler yapılıyor. Bunların hiçbirini yapan biz değiliz. Uyuduğumuz zaman bile bu tür faaliyetler devam ediyor. Ama şunu da çok iyi biliyoruz ki, kendi isteğimizle yaptığımız işler de var. Yemek, içmek, konuşmak, yürümek gibi fiillerde karar veren biziz. Zayıf da olsa bir irademiz, az da olsa bir ilmimiz, cılız da olsa bir gücümüz var. Yol kavşağında hangi yoldan gideceğimize kendimiz karar veriyoruz. Hayat ise, yol kavşaklarıyla dolu. - Şu halde, bilerek tercih ettiğimiz, hiçbir zorlamaya maruz kalmaksızın karar verip işlediğimiz bir suçu, kendimizden başka kime yükleyebiliriz? İnsanın cüz'i ihtiyari adı verilen iradesi, önemsiz gibi görülmekle beraber, kainatta geçerli olan kanunlardan istifade ederek büyük işlerin meydana gelmesine sebep olmaktadır. Kainattaki faaliyetlerde olduğu gibi, beden içindeki faaliyetlerde de insanın iradesi söz konusu olmamakta ve insan bedeni, kanun-u külli adı verilen ilahi kanunlarla hareket etmektedir. Fakat onun nereye gideceğinin tayini, insanın irade ve ihtiyarına bırakılmıştır. O hangi düğmeye basarsa, yani nereye gitmek isterse, beden oraya doğru hareket etmekte, dolayısıyla da gideceği yerin mükafatı veya cezası o insana ait olmaktadır. Dikkat edilirse, kaderi bahane ederek, “Benim ne suçum var?” diyen kişinin, iradeyi yok saydığı görülür. Eğer insan, “rüzgarın önünde sürüklenen bir yaprak” ise, seçme kabiliyeti yoksa, yaptığından mesul değilse, o zaman suçun ne manası kalır? Böyle diyen kişi, bir haksızlığa uğradığı zaman mahkemeye müracaat etmiyor mu? Halbuki, anlayışına göre şöyle düşünmesi gerekirdi: “Bu adam benim evimi yaktı, namusuma dil uzattı, çocuğumu öldürdü, ama mazurdur. Kaderinde bu fiilleri işlemek varmış, ne yapsın, başka türlü davranmak elinden gelmezdi ki.” Hakkı çiğnenenler gerçekten böyle mi düşünüyorlar? İnsan yaptığından sorumlu olmasaydı, “iyi” ve “kötü” kelimeleri manasız olurdu. Kahramanları takdire, hainleri aşağılamaya gerek kalmazdı. Çünkü, her ikisi de yaptığını isteyerek yapmamış olurlardı. Halbuki hiç kimse böyle iddialarda bulunmaz. Vicdanen her insan, yaptıklarından sorumlu olduğunu ve rüzgarın önünde bir yaprak gibi olmadığını kabul eder. 5. Duanın çeşitleri var. Mesela, sizin yarın bir imtihanınız var. Bu imtihanın duası çalışmaktır. Buna fiili dua denir. Çalışmayı yaptıktan sonra ellerinizi kaldırır, “Ya Rabbi, bana hayırlısını nasip et!..” demeniz sözlü bir duadır. Safi ve halis bir şekilde ve neticeye kanaat ederek dua etmek gerekir. Çünkü, bazen istediğimiz bir şeyin hakkımızda hayırlı olmayacağını Allah bilir fakat biz bilemeyiz. Sonsuz rahmet sahibi Allah’ımız da bunun hayırlı olmayacağını bildiğinden dolayı, farklı bir şekilde kabul eder. Hazreti Meryem validemizin doğma vaktinde annesi O’nu mescide adar. Ve O’nun erkek değil kız olduğunu görünce epey şaşırır ve üzülür. Alimlerimiz bu durumu misal getirerek derler ki, Allah muhakkak yaptığımız duaları kabul eder. Bazen daha farklı ve daha güzel bir surette kabul eder. İşte Hz. Meryem 100 erkek değerinde bir kız. Allah annesinin duasını kabul etmedi denilmemeli. Aksine "daha güzel bir surette kabul etti" denilmelidir. Bazen de dünyada hiç kabul edilmedi zannedilir; fakat cennette daha ulvi ve güzel şekilde kabul edilir. Bu açıklamalara göre, hayırlı eş için hem dini ölçülere göre araştırmak hem de dua etmek bizim görevimizdir. |
| | |
| | #787 |
| Çevrimdışı ![]() IF Ticaret Sayısı: (0) | AHDE VEFA NIN ÖNEMİ VE KAZANZI- İBRETLİK BİR HİKAYE Garip Karşılanan Bir Adak Allah dostlarından biri olan Abdullah Kalanisi (K.S.) bir defasında gemi ile yolculuk ederken şiddetli bir fırtınaya yakalandı. Gemide bulunan yolcu ve mürettebat dua ettiler ve birer adakta bulundular. Abdullah Kalanisi'nin de bir adakta bulunması için kendisine işaret ettiler. Abdullah Kalanisi, kendisine adfakta bulunması için işaret edenler: - Ben şu fani dünyadan alakamı kestim. Beni böyle işlere karıştırmayın, dediyse de dinlemediler ve adakta bulunması için ısrar ettiler. Onların bu kadar ısrarları karşısındfa Abdullah Kalanisi: - Eğer Allah beni buradan sağ salim kurtarırsa ben fil eti yemeyeceğim, diye onlara göre garip bir adakta bulunur. Gewmi mürettabatı ve yolcular: - Hiç insan fil eti yer mi? Neden böyle garip bir adakta bulunuyorsun?, dediler ve kendi aralarında bu zatın akli dengesinin yerinde olmadığına hükmettiler. Bu konuşmalara kulak misafiri olan Abdullah Kalanisi: - Şu anda gönlüme gelen budur. Ben de bu şekilde adakta bulundum, dedi. Cenab-ı Hak onları şiddetli fırtınadan kurtarıp karaya çıkardı. Orada günler geçmesine rağmen yiyecek buılamadılar. Açlıktan yıkılacak bir haldeyken bir fil yavrusu gördüler. Hemen onu öldürüp etini yemeğe başladılar, Abdullah bin Kalanisi ahdine ve adağına sadık kaldı ve fil etinden yemedi. Onlar: - Burada zaruret var. Biz zaruret olduğu için yiyoruz. Sen de ye!, dediler. Fakat Abdullah bin Kalanisi onalrın sözlerini hiç dinlemedi, gerçekten aç olmasına rağmen yine de fil etinden yemedi. Onlar fil etini yiyince aniden üzerlerine bir uyku hali çöktü ve uyuyakaldılar. Biraz sonra fil geldi. Yavrusunun kemiklerini orada görünce, önce uyuyanları tek tek kokladı. Üzedrinde yavrusunun kokusu bulunan herkesi öldürdü. Sonra abdullah bin Kalanisiye geldi. Onda koku bulamayınca sırtını çevirdi ve sırtına binmesini işaret etti. O da filin sırtına bindi. Onu bilmediği bir yere götürdü. Orada sırtında indirdi. Sehar vakti bir cemaat ile karşılaştılar, cemaat onu alıp evlerine götüürp, misafir ettiler. İşte ahde vefa ve onun güzel bir neticesi... |
| | |
| | #788 |
| Çevrimdışı ![]() IF Ticaret Sayısı: (0) | KALBE DÖKÜLENLER - KALPTEN SADIR OLANLAR Yağmur ve Toprak Yüce Allah şöyle buyurur: “Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim nezdimizde bulunmasın. Biz onları belli bir miktar dışında indirmeyiz,” (Hicr, 15:21). Yağmur, gökten yere iner. Sonra, ondan da bitkiler biter. Bizim bahsettiğimiz bu hususlar da gene gökten iner. Fakat arza, yere değil, kalplerin toprağına iner. İnen bu ilâhi nefhalar ve tecelliler sonucunda kalpler titrer, ürperir. Herbirinde bir hayır biter, çimlenir. Sırlar çimlenir, hikmetler çimlenir, Tevhid çimlenir. Allah’a yakınlık çimlenir. O zaman bu kalpte yemyeşil ağaçlar bulunur, meyvalar bulunur. O zaman bu kalp, insanların, cinlerin, meleklerin, ruhların toplanma yeri olur, içtima yeri olur. |
| | |
| | #789 |
| Çevrimdışı ![]() IF Ticaret Sayısı: (0) | KALBİMİZİ TANIMAK-NEFSİN HALLERİ NEFİS VE HALLERİ Bu kadar külfetler içerisinde, varlığını gösteren yalnız Allah’ü Taala’dır. Bundan sonra nefsin gelir. Muhatap olarak meydanda da sen varsın. Nefis; başta Allah’ın zıddıdır. Halbuki her şey sahiplidir. Böyle olduğu için nefis, hem yaradılış itibariyle, hem de mülk olarak Allah’ındır. Bu arada nefse boş iddia ve arzu, bir de kötülükleri ile sevinmesi kalır. İş böyle olduğuna göre, sen, Hakka uyarak nefsine muhalefet edesen; Allah için nefsine hasım olmuş olursun... Allah-ü Taala, Davud’da (A.S) şöyle buyurdu: - “Ya Davud, ben daimi kuvvetinim, bu kuvvetini nefsine düşman olarak ibadete vermeğe çalış. “ Ey mümin, eğer sen de böyle yapar ve bu halde kalırsan, kulluğun ve Allah’a karşı olan bağlılığın doğru olur. Rızkın ne ise... rahat,güzel, hoşolarak gelir; aziz ve mukerrem olursun. Ve her şey sana hizmet etmeğe başlar. Sana tazim ederler, hürmet ederler... Çünkü onlar yaratanına bağlıdır. Sen ise onun sevgili kulusun. Onları Hak yaratmıştır. Onlar da bunu ikrar etmektedirler. Nasıl ki; Allah-ü Taala bunu şu ayetlerde haber vermiştir. - “Allah’ı tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, lakin siz onların tesbihini anlayamazsınız.” - “ Göğe ve yere isteyerek veya zorla geliniz... diye buyurdu. Onlar da dediler: - İsteyerek geldik...” İbadetin başı nefse muhalefet etmektir. Allah-ü Taala buyurdu: - “Nefsine uyma; nefs seni Allah yolundan ayırır.” Davud’a da şöyle buyurmuştur: - “Ey Davud, nefsini bırak, çünkü o, daima münazaa çıkarır. “ Beyazid-i Bestami’den (Rh.) bir rivayet vardır. Beyazid mana aleminde tecelli-i ilahiye nail olur ve sorar: - “Yarabbi, sana nasıl gelinir? Şu cevabı alır.... Nefsini bırak da gel... Beyazid der ki: Nefsimi bıraktım, yılan soyunduğu gibi ben de nefsimden soyundum... Her hayrın ve her güzelliğin onu bırakmakta olduğunu gördüm...” Eğer takva halinde isen, nefsine daima muhalefet et... Halkın varlığını kalbinden çıkar. Onlardan her hangi bir şey bekleme. Onlara minnet etme. Onlara güvenme, onların elindeki dünyalığa göz atma. Onların iyiliği seni sevindirmesin, kötülükleri de gücendirmesin. Onların hediyesini, sadakasını, zekatlarını, adaklarını bekleme. Şayet senin mal, mülk sahibi bir adamın varsa sakın mirasına konmak için ölümünü .isteme... Halkı hakikaten kalbinden çıkar. Onları kah açılan, kah kapanan bir kapı bil. Onları, meyvesi bazen var, bazen de yok olan ağaçlar gör... Bu işlerin hepsini bir faile bağla ve bir müdebbirin tedbiri kabul et. Bu fail ve müdebbirin de Allah olduğuna inan ki, muvahhid olasın. Bu anlattığımız şeyleri kabul etmekle beraber kulların çalışmasını da inkar etme... Sonra cebriye mezhebine girmiş olursun. Her ikisini birleştirirsen cebriye mezhebinden kurtulursun. Allah’ın yardımı olmadan onların işi tamam olmayacağını iyi bil. Allah’ı unutarak onlara tapma. Bunların yaptığı, Allah’ın işinden ayrıdır, deme. Hakkı inkar etmiş olursun. Kadriye mezhebine girmiş olursun. Allah, gücü kuvveti verir, kullar da yapar, de... Bu hükümlerde Allah’ın emri ne ise ona bağlan. Bunlardan haddi aşmayarak kısmetin ne ise onu al. Allah’ın hükmü, sana ve bütün mahlukata kendi verdiği hükmü ile olur. Sakın sen hakim olmaya kalkmayasın. Sen de onlar gibi kader-i ilahinin çizgisi dahilindesin. Kader ise karanlıktır. Karanlığa lamba ile gir. Bu lamba da Allah’ın kitabı, Peygamberin sünnetidir. Sakın bu ikisinden ayrılma... Eğer bir hatıra kalbine gelirse ve sıkışık durumda kalırsan, onu derhal kitap ve sünnet ölçüsüne vur... Mesela, zina etmek, gösteriş yapmak gibi şeylerden olduğunu görürsen, facir(*) ve fasiklerle(**) birleşmek gibi şeyler olursa –ki bunlar haramdır- sakın yapma... Derhal bu gibi düşünceleri bırak... Bunlardan başka haram şeyler olursa hemen ört... kaç... Kabul etme, amel etme... Bu gibi şeylerin şeytan tarafından sana hatırlatıldığını bil. O sana gelen hatıranın, mübah olan arzulardan, evlenmek, yemek, içmek nev’inden bazı şeyler... yine yapma. İhtimal ki aklın ermediği bazı kötülükler onda gizlidir. Mesela bakarsın sana bir fikir gelir: - Bu müşkülün için falan yere git; oradaki falan zata arz et... Halbuki senin o zata ihtiyacın yoktur. Belki de senin ilmin, irfanın daha üstündür. Bunları da onunla anlıyorsun. Burada biraz dur. Hemen oraya koşma... Bazen de kendi kendine dersin: - Herhalde bu Allah tarafından ilhamdır, bununla amel edeyim... Hayır bunu da yapma! Bu işte de hayırlısını bekle... Bunun Hak tarafından olduğunu anlamak için, o ilhamın sana tekerrür halinde gelmesi lazımdır... Yahut sana, o işi yapman için manevi bir emir verilir, o zaman yaparsın. Allah için bilgi sahibi olanlara bu gibi şeylerde bazı alametler zuhur eder; bunu da ancak akıllı veliler ve ebdal zümresi bilir. Bu anlatılan şeyleri sakın yanlış anlama... Bunlar, emir ve yasakların haricindeki şeylere aittir. Şer’i hükümlere uyman ve tamamiyle tatbik etmen lazımdır. Aksi halde manevi alemden hiç nasib alamazsın... Doğruyu bilen ve o yolda hidayet eden Allah’tır... |
| | |
| | #790 |
| Çevrimdışı ![]() IF Ticaret Sayısı: (0) | ÖLÜM VE ÖTESİ( ÖLÜME HAZIRMIYIZ- BEKA ALEMİ İLE İLGİLİ NELER BİLİYORUZ ) Ölümü Anmak Ve Ona Hazırlanmak Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) 'dan rivayet edildiğine gön lo demiştir: Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) : «Lezzetleri yıkıp yok eden ölümü çok zikredin» diye büyt yordu. Ebû Nuaym, Ömer bin el-Hattab'm hadisinden aynısını riyşyet etmiştir. Bezzâr, Enes (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre Bİeşû-luîîah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: «Lezzetleri yıkıp yok eden ölümü çok anın. Çünkü ölümü anmak, darda olanı rahatlanchnr. Rahatlıkta olanı sıkıştırır.» îbn-i Mâce'nin Ömer (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre; Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'den hangi müslümanın daha akıllı, zeki olduğu soruldu. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) : «Ölümü en fazla zikreden ve ölümden sonrasına en güzel ha*zırlananlardır akıllılar» diye buyurdu. Tirmizî, Şeddad bin Evs (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiş: Rasûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) : «İyi akıllı kişi nefsine hakim, olan, Ölümden sonrasına çalışan- dır. Âciz kişi de, nefsinin havasına tabi olup (Allah bana şöyle şöyle yaptı) diye iftirada bulunandır» buyurdu. îbn-i Ebu Dünya, Enes (Radıyallahû AnhVdan rivayet ett göre: Resûlullah (Salîallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Ölümü çokça anın. Çünkü ölümü anmak günahları temizler, İnsanın elini dünyadan çeker, zenginken ölümü zikrettiğinizde o zikir, zenginliği hedm eder (azgınlığını indirir). Fakirken ölümü anmmz sisi yaşamaya razı eder.» Yine îbn-i Ebu Dünya A'îa el-Horasani'den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir: Resulullsh (SallaÜâhû Aleyhi ve Seîlem) bir meclîsin yanından geçti, gülmek ortalığı almıştı. Bunun Üzerine şöyle buyurdu ı «Meclisinizi lezzetledi bulandıncısıyla renklendirin.» Onlar dediler t -Yâ Kesûlaîlah nedir o lezzetleri bulandıran?» Resûlullah (Salîallâhû Aleyhi ve Sellem) : -Ölüm» diye buyurdu. Yine İbn-i Ebu Dünya'ıun Süfyan (Radıyallahû anhVdjan riva*yet ettiğine göre, şöyle demiştir; Bize yaşlı bir adam haber verdi ki Resûlullah (Salîallâhû Aleyhi ve Sellem), bir adama öğüt verip dedi: Ölümü çokça zikret, kendisinden başka her şeye karşı seni te*selli eder...» îbn-i Ebu Dünya ve Beyhaki îman Şubelerinde Zeyd e -Sülpym! (radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiklerine göre: Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) sahabelerinden bir gaf*let hali gördüğünde yüksek bir sesle kendilerini uyarıyordu. «Ölüm geldi ölüm!,. Vazgeçilmez netice! Yâ şekavet, yâ saadet! (ya mutluluk, ya mutsuzluk) diye buyuruyordu. Beyhakî, el-Vadin bin Ata'dan rivayet ettiğine göre: Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Selîem) insanlardan ölüm tasında bir gaflet sezdiğinde, gelir kapı çerçevesini tutar, üç sefer çağırırdı: «Ey insanlar, ey müslümanlar, vazgeçilmez sonuç olan ölüm gel*di. Ölüm getireceklerimle geldi. Allanın evliyasına rahat hoş bere*ketli neticeler getirdi. O evliyalar ki, ebed ehlidirler. İstek ve çalış*maları hep ebed içindir... İşte nasıl ki her yolcunun bir gayesi var*dır. (Hayat yarışmasına) katılan her yaşayanın da sonucu Ölümdür. Ya kazanır, ya kaybeder.» Taberani Ammar (Radıyallahû anhVdan rivayet ettiğin göre şöyle demiştir: Resûlullah (Salllâhû Aleyhi ve Sellem) : «Vaaz edici olarak Ölüm yeter,» diye buyurdu. Rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) a şöyle sorulmuş: «Yâ Resûlalîah! Hiç kimse şehidlerle beraber haşrolacak mı?» Resûlullah (Sallaîlâhû Aleyhi ve Sellem) : «Evet gece ve gündüzünde yirmi sefer ölümü zikreden kişi on*larla beraber haşrolunacak» diye buyurmuştur. Sudi, «O Allah ki, sizi imtihan etsin ve hanginizin daha güzel amelli olduğunu göstersin diye ölüm ve hayatı yarattı»mealindeki âyet-i kerimeyi: «Hanginizin, ölümü çok zikrettiğini ona en güzel şekilde hazır*landığını ve daha fazla korkup sakındığınızı göstersin diye ölüm hayatı yarattı» şeklinde tefsir etmiştir. İbn-i Ebu Dünya ve Beyhaki «Şuab-i İman»da aynısını riva etmişlerdir. îbn-i Sabit (Radıyallahû anh) 'dan rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve SellenO'in yanında birisi zik*redilip övüldü. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) ; «Onun ölümü zikretmesi nasıldı?» diye sordu. «Ondan bu jko-nuda birşey konuşulmadı- dediler. Bunun üzerine «Bildiğiniz gibi değildir» diye bildirdi. İbn-i Ebi Dünya ve Bezzâr, Mevsulen (tam bir senedle) benzferi-ni rivayet etmişlerdir. Taberâni de Sehl bin Said'den benzerini rivayet etmiştir. Bâzıları demişlerdir ki: «Kim ölümü çok zikretse, üç şey ona ikram edilir Çabuk tevbe eder. Kalbinde kanaat olur. İbadetinde sevinç ve ferah bulur. Kim ölümü unutsa, üç şey ile cezalandırılır. Tevbeyi erteletir, kafi mik*tara razı olmayı bırakır. İbadetinde tenbellik yapar.Teymi de demiştir: «İki şey benden dünya lezzetini kesiyorlar: Ölümü ve Allah'ın huzurunda durmayı zikretmek...» îbn-i Ebu Dünya bunu rivayet etmiştir. Bâzıları da, «Dünyadan nasibini unutma» mealindeki âyet-i kerimede, nasibi kefen diye tefsir etmişler; (onlarca) ayet-i keri evveline bitişik olan bir vaazdır-. Âyetin evveli: «Allah'ın sana verdiği şeyler için Âhireti iste» mealindedii), Mânâsı da şöyle olur: Yani dünyadan Allah'ın sana verdiği şeylei1 ile Cenneti iste, o şeyleri ona kavuşturacak şekilde kullan ve unutf ma ki, nasibin olan kefenden başka bütün malını bırakacaksın, sil ki şair demiş: Ömür boyunca biriktirdiğinden nasibini Sarılacağın iki örtü bir de mumyan.. Ebû Nuaym, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiği*ne göre; Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'e bir adam geldi dedi — «Ya Resûlallah, neden ölümü sevemiyorum. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) : — Malm var mı? buyurdu. — Evet, dedi. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) : —Önce malını gönder (yani fisebilillah ver). Çünkü mü kalbi malı ile beraberdir. Malı önce gönderse ister ki ona kavuşsun Erteletse (dünyada bıraksa) ister ki beraberinde kalsın. Said biı mistir: Mansûr, Ebû Derdâ'dan rivayet ettiğine göre şöyle cte- «Belİğ bir meviza, seri' bir gaflet. Vaaz edici olarak ölüm yeter. Ve ayırıcı olarak da zaman yeter. İnsan bugün meskenlerde Yarın ise mezarlarda...» tbn Ebi Dünya» Reca bin Hayve'den rivayet ettiğine göre Kul, ölümü çok zikretmez; illa, sevinç ve kıskançlığını bırakır. Ebi Derda'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Kim Ölümü çok zikrederse, hasedi de azalır. Kıskançl Rebiî b. Enes'ten rivayet edildiğine göre şöyle demiştir Resûlulîah Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) : «Dünyadan insanın elini çektiren1 ve ona Ahireti sevdiren olarak ölüm yeter,» buyurdu... Taberâni, Tarık el-Muharibi (Radıyallahû anh)'dan rivayet etti*ğine göre, şöyle demiştir: Resûlulîah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) bana: «Ölüm gelmeden önce ölüme hazırlan» buyurdu. îbn-i Ebi Şeybe, Avn bin Abdullah (Radıyallahû antü'dan rivâ-i yet ettiğine göre şöyle demiştir: «Yarını ecelinden saymayan kuldan başka kimse Ölümü tam yerine koymamıştır. Çünkü güne başlayan çok kişi var ki o günü bi-ürmiyor. Ve yarım uman çok kişi var ki ona yetişmiyor. Sen eğer eceli ve gelişini görseydin emeli ve gururu bırakırdın.» Yine İbn4 Ebi Şeybe, Ebî Hazim'den rivayetine göre, şöyle de*miştir: «Âhirette seninle beraber olmak istediğin şeye bak. Onu bugün öne al ve bak; orda seninle olmak istemediğin şeyi bırak.» Yine îbn-i Ebî Şeybe ondan şunu rivayet etmiştir: «Ondan dolayı ölümü istemediğin her işi bırak. Sonra, öldüğün zaman sana zarar vermez.» Ebû Nuaym, Ömer îbn-i Abdul-Aziz (Radıyallahû anh)'den ki-vâyet ettiğine göre şöyle demiştir: «Kim Ölümü kalbine yaklaştırsa, elîndekini çoğaltır.ı Recâ bin Nuh'tan rivayet edildiğine göre, Ömer îbn-i Abdülaziz, ailesinden birine şunları söylemiştir: «Bundan sonra, eğer gece gündüz ölümü anmanın değerini diysen her fani şeye buğzet ve her baki şeyi sev.« Mücemmi' et-Teymi'den rivayet edildiğine göi§, şöyle demiştir: «Ölümü zikretmek zenginliktir.» Sümayt (Radıyallahû anhVtan rivayet edildiğine göre, şöyle iniştir: «Kim ölümü göz önüne alsa, dünyanın darlığına ve ferahına aldırmaz.» Ka'b'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: «Kim ölümü hakkıyla tamsa dünyanın musibet ve gamlan ona kolay gelir.» îbn-i Ebi Dünya, Hasan'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir t «Hiçbir kulun kalbi, 'hiçbir zaman ölümün zikrine devam etmemiş; illa, dünya onun nazarında küçülmüş ve içindeki her ona kolay gelmiş.» Katade (Radıyallahû anhVdan rivayet edildiğine göre, şöyle mistir: «Ne mutlu o kimseye ki, Ölüm saatini hatırlar.» Malik bin Dinar'dan rivayet edildiğine göre Hâkim, şöyle demiş*tir : «Amel ve ibadette kalbin hayatlanması için ölümü zikretmek yeter.» Safiyye (Radıyallahû anhâ) 'den rivayet edildiğine göre: : Bir kadın, Âişe (Ra,çLıyallahu anhâ)'ye kalbinin katılığından şi*kâyet etmiş. Âişe (Radıyallahû anhâ) : «Ölümü çok zikret, kalbin yumuşar,» demiş. Ebî Hazim'den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: «Ey insanoğlu! Hayır sana ölümden sonra gelir.» îbn-i Asakir, Ali bin Ebi Talip (Radıyallahû anhVdan rivayet et*tiğine göre, şöyle demiştir: «Ölüm amel sandığıdır. Hayır sana ölümden sonra gelir.» Deylemî, Enes (Radıyallahû anhVden rivayet ettiğine göjre şöy*le demiştir: Hesûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) : «Dünyada zühdün en iyisi, ölümü zikretmektir. İbadetin ı en üs*tünü tefekkürdür. Kim ölümün zikrini çok yüklense kabri Cennet bahçelerinden bir bahçe olur.» Hz. Ali de (Kerreniellah vechehu) şöyle demiştir: «İnsanlar, uykudadırlar, öldükleri zaman uyanırlar.» Hafız Ebu'1-Fadl el-Irakî bu mânâyı şöyle nazmetmiştiit: «İnsanlar, uykudadır, ölünce (ye kadar), Ölüm uyuklamalarını giderir.» . Tirmizî, Ebû Hüreyre'den rivayet ettiğine göre: Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) : Ölüp de pişman olmayan hiç kimse bulunmaz» diye bu: Dediler: — Ya Resûlallah, nedendir pişmanlığı? Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem. — Eğer, iyi ise, iyiliğini artırmadığından pişman olur. Eğ ise vazgeçmediğinden pişman olur, buyurdu. |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 2 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 2 Misafir) | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Fotoğraf paylaşımları hk. | M | Duyuru Arşivi | 1 | 21 Ağustos 2019 13:03 |
| Günün Müzik Paylaşımları | AsiRuh | Albüm Tanıtımları | 0 | 02 Mart 2018 12:12 |
| Günün Müzik Paylaşımları | AsiRuh | Albüm Tanıtımları | 0 | 23 Şubat 2018 10:56 |