IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




4Beğeni(ler)
  • 2 Post By Sevda
  • 1 Post By pyracantha
  • 1 Post By Galatasaray

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 01 Aralık 2010, 11:43   #1
Çevrimdışı
Halk Ozanı, KaracaoğLan'ın Hayatı + ŞiirLeri.


sohbet




"Hey ağalar bir od düştü bağrıma
Bir ah çeksem derya dağı yandırır
Garip bülbül konar gül budağına
Bülbülün feryadı dağı yandırır"


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Halk Ozanı, KaracaoğLan'ın Hayatı + ŞiirLeri.

Dünyadan bir de Karacaoğlan geçmiş...

Birden fazla Karacaoğlan’ın geçtiği de söylenebilir ama en azından bir Karacaoğlan’ın yaşadığı ve giderken şiirlerini
bıraktığı kesindir.

Halkın gönlüne taht kuran her insan gibi onun hakkında da efsaneler söylenmiş; neredeyse Evliya Çelebi çapında bir seyyah olan Karacaoğlan'ın şiirleri, belki kendisinin bile hayal edemeyeceği şekilde yayılmış, sahiplenilmiş...


Ne zamandı yerüstü konukluğu?

Karacaoğlan’ın hangi zaman diliminde yaşadığına dair yetersiz bilgilere sahibiz.
Eldeki bilgiler, hayatını onbeşinci, onaltıncı ve onyedinci asırlarda aramak gerektiğini gösteriyor. Konuya abartılı bakıldığında kendisine neredeyse üç yüz yıllık bir ömür biçmek zorundayız. İnsan ömrünün o devirlerde bile üç tane asır içine girmesi çok zayıf ihtimal elbette...

Mustafa Necati Karaer, Karacaoğlan isimli kitabında; onun onaltıncı yüzyıl başlarında veya onbeşinci yüzyıl sonlarında doğmuş olabileceğini gerçeğe daha yakın görmektedir! Müjgan Cunbur, Karacaoğlan adını verdiği eserinde; şiirlerindeki dil ve edanın Karacaoğlan'ın onyedinci yüzyıldan önce yaşamadığını gösterdiğini iddia etmiştir. Ahmet Köklügiller, Karacoğlan'ın onyedinci yüzyılın ilk yarısında yaşamış bir halk şairi olduğunun söylenebileceği fikrindedir. Köklügiller, Karacoğlan'ın Yaşamı Ve Şiirleri isimli incelemesinde buna dayanak olarak; bestelerini onyedinci yüzyılda yapan Ali Ufkî’nin Mecmua-i Saz-ı Söz adlı kitabında sözleri Karacoğlan'a ait iki beste bulunmasını gösterir.
Ali Ufkî’nin önceki adı Albert Babovski imiş ve Sultan İbrahim döneminde tutsak edilmiş, Türkçeyi ve Türk müziğini kısa zamanda öğrenerek besteler de yapmış. Tahir Kutsi Makal ise Karacaoğlan isimli eserinde, Karacaoğlan'ı onyedinci yüzyıl ozanı saymakta; araştırmalar neticesi doğum tarihinin binaltıyüzaltı, ölüm tarihinin binaltıyüzyetmişdokuz şeklinde ortaya çıktığını kabul etmektedir. Bunun bir delilini Karacaoğlan'ın şu mısralarında görürüz: "Karacaoğlan dendi ünüm duyuldu / Binonbeşte göbek adını konuldu". Hicrî bir tarih olan binonbeş, milâdî olarak binaltıyüzaltı tarihine denk gelmektedir.

Nerelerde nefes alıp vermiştir?

Karacaoğlan'ın nerede doğduğu ve öldüğü hakkında da yeterli bilgiye sahip değiliz.


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Erzurum, Kırşehir, Binboğa, Adana muhtemel yerlerdir ama Karaer; Bahçe ilçesinin Farsak köyünde doğduğu ihtimali üzerinde durmaktadır. Bahçe ilçesi Farsak köyünün Karacaoğlan'ın doğum yeri olması Cunbur’a göre de mümkün görünmektedir.
Güney illerimizdeki yaygın bir söylentiden söz eder gösterir Kökgiller. Bu söylentiye göre Karacaoğlan, Adana'nın ilçesi olan Bahçe'ye bağlı Farsak (Varsak) köyünde doğmuştur. Karacaoğlan'ın Toroslar'da ve Çukurova'da hayat sürdüğünü, Anadolu’yu, Suriye’yi ve İran’ı gördüğünü ifade eden Makal; nerede doğup büyüdüğünün kesin şekilde bilinemediğini ancak onun katıksız bir Türkmen olduğunu belirtir.

Karacaoğlan'ın hayatıyla ilgili belirsizlikler, günümüze gelen kaynakların yetersizliği yanında; onun halkla bütünleşmişliğinden ve çeşitli zaman ve yerlerdeki insanlar tarafından sahiplenilmesinden de doğmaktadır. Cunbur'un da değindiği şekilde, şehirler, kasabalar, köyler onu paylaşamamıştır. Hatta Karacaoğlan'a ait görünen şiirlerin kaçı gerçek Karacaoğlan'a ait, bunu tespit etmek de zor...

Gezer ve gezdirir şiirlerinde
Karacaoğlan'dan günümüze kalan şiirlerde, yaşadığı devrin insanları, kültürü ve coğrafyası hakkında çok değerli bilgiler buluyoruz.

Acaba onca memleketi bizzat gördü mü? Yoksa işitmek ve okumak yoluyla elde ettiği bilgilerden de faydalandı mı? Bu konuda içinde şüphe barındırmayan bir fikir yürütmek zor... Bir gerçeği şurada hemen teslim etmek şart: Karacaoğlan, cihan hâkimiyetini kuran bir milletin ozanıdır. Onun hangi milletin veya devletin atmosferiyle bizzat ilişki kurduğundan çok; ufkunun genişliğidir önemli olan.
Hindistan, Yemen, Tunus, Cezayir, Gürcistan, Bosna, Rumeli, Frengistan, Çin, Maçin, Mısı­r, Akdeniz; İngiliz, Fransız, Moskof, Alaman, Hind, Ermeni, Rum gibi yer ve millet isimlerine şiirlerinde rastlarız. O günün ulaşım şartlarında bir insan ömrünün bu kadar geniş bir coğrafyayı gezip görmek için yeterli olacağı şüphelidir ama imkânsız da değildir.
Karacaoğlan, mümkündür ki sözlü ve yazılı kaynaklardan öğrendiği bilgileri de şiirlerinde kullanmıştır. Yukarıda değindiğimiz gibi, asıl önemli olan onun ufkunun genişliğidir. Zaten üyesi bulunduğu millet, ufku geniş olduğu zamanlarda başarılara imzasını atmıştır.
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Bir bakarsınız Kırım’ı aşar Karacaoğlan, bir bakarsınız Tuna’yı geçer. Karacaoğlan bu, Arabistan’ı verseler beğendiği kızın saçının bir telinden vazgeçmez; bir bakış uğruna Çin’i ve Maçin’i gözden çıkarır!

Karacaoğlan’ın bazı dörtlüklerine aşağıda yer verilmiştir:
"At ile Kırım'ı aştıktan geri
Dizgini boynuna düştükten geri
Ak suyun köprüsün geçtikten geri
Bu gece Göğsün'de yatalım atım”

"Oğlan der ki kız kaleni yıkarım
Taşın toprağını suya dökerim
Yüksekten üstüne köprü kurarım
Geçerim Tuna'nın seli isen de"

Sallını sallını gel kız bostana
Saçın telin vermem Arabistan’a
Gün cemalin görem yazam destana
Sen kaşını kaldırmiyon ne fayda”

“Görmedim dünyada sen gibi canan
Yoktur hey sevdiğim ben gibi yanan
İngiliz Fransız Moskof Alaman
Çin ile Maçin'i değer gözlerin"

Karacaoğlan, sadece ülke ve millet isimleriyle yetindirmiyor bizleri. Yaylasından ırmağına kadar coğrafyanın en özel parçalarına götürüyor. Aynı zamanda şehir şehir, köy köy dolaştırıyor.
Şimdi, onun şiirlerindeki şehir, kasaba ve köylerde duraklayalım:

Bağdat, Şam, Hama, Humus, Trablus, Basra, Beşh. Buhara, Şiraz, Tebriz. Antep, Adıyaman, Aydın, Bayburt, Bursa, Istanbul, Karaman, Maraş, Mardin, içel, Diyarbakır, Van, Erzurum, Adana. Göğsün, Elbistan, Turgut, Pınarbaşı, Akkale, Çınar, Keban, Pasin, Gündüzlü, Şirvan, Yahyalı, Osmanili, Gürün, Tevcik, Ergene Köyü, Eğrikol, Kefendiz, Ağyar, Hasanpaşa, Tecnis, Öğrek, Suboğan Köyü, Munbuç, Kızılöz, Urban, Çamurlu, Lok­mam, Mamalı, Anize, Ceyhan gibi...

Karacaoğlan’ın şiirlerindeki dağları, yaylaları, ovaları, dereleri ve gölleri de belirtelim:
Binboğa, Koç Dağı, Süphan Dağı, Gâvur Dağı, Bulgar Dağı, Hasan Dağı, Ağrı Dağı, Karadağ, Kırklar Dağı, Keşiş Dağı, Konur Dağı, Ahır Dağı, Akdağ, Beydağ, Erciyes Dağı. Kemnun Gediği, Soğanlı Yücesi, Meryemçil Beli, Barçır Yaylası, Kervan Yaylası. Kozan Ovası, Söğüt Ovası, Gündüzlü Ovası. Aynanoz Gölü, Çalpayız Gölü, Sacur Gölleri, Tuna, Zamantı Irmağı, Balık Suyu, Natak Pınarı, Ceyhan Suyu, Sultan Pınarı, Tıdık Deresi, Tatar Deresi, Al'capınar gibi...

Karacaoğlan’ın yer isimleri bulunan bazı dörtlüklerine aşağıda yer verilmiştir:

Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

“Medh ederler Karaman'ın ilini
prüsü yok geçemedim selini
Kervan yaylasını Perçem belini
Lâle sünbül bürüsün de gidelim”

“Gel sevdiğim sığınalım Subhan'a
Yavru sahan derler avun kapana
Mesel olsun ol yanaktan öpene
Âh ü zârım tatlı dilinde kaldı”

“Bitti m'ola Şam ilinin hurması
Gitti m'ola ala gözün sürmesi
Homa'nın Humus'un telli turnası
Turna yârin selâm saldı gel diye”

“Emme'yi der isen incedir ince
Bağdat'ın Mısır'ın gülleri gonca
Eşe'nin kaşı da kalemden ince
Sevmeye Huri'nin belleri güzel”


“Gel benim karşımda salın bir zaman
Bizi Mecnun etti bir kaşı keman
Hısnımansur derler ol Adıyaman
Oradan Tevcik'in geçti yelleri”

“Karac'oğlan eydür Van'da gemimiz
Üremedik devran ile demimiz
Al diye limandan gitmez gemimiz
Limansız gitmeye kadir değilim”

Sevda üstünedir asıl sözleri!
Ama güzeller bahsine geç­meden önce; kimisi peygamber, kimisi veli, kimisi bey olup da, onun yaşadığı çağda hayatta bulun­sunlar veya bulunmasınlar, Karacaoğlan'ın hayatına etki ederek şiirlerine girenlere değinelim.

Bunları şöyle sıralamak mümkün:

Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Hz. Muhammed (S.A.V.), Musa, İbrahim Halil, Ali, Bilâl, Eyyub, îdris, Mehdi, Boz Atlı Hızır, Seyyid Gazi, Sultan Murad, Sultan Süleyman, Yakup, Hallac-ı Mansur, Hacı Bektaş, Mahmut Bey, ismail Bey, Yu­suf, Mustafa, Bahri, Ömer, Sarı Haliloğlu, Rıdvan gibi...

“Beytullah'ı yapan İbrahim Halil
Kadir Mevlâm beni eyleme melil
Hakk 'ın birliğine o da bir delil
Sen de bilir misin vakt ü zamanı”

“Kız da der ki ben bir emlik kuzuyum
Anamın babamın iki gözüyüm
Şu dağlarda Mahmud Beğ'in kızıyım
Yiğit ister koldan kola sarmaya”

O diyardan bu diyara savuran sevda rüzgârıdır.
"Ak elleri deste deste güllü" kaç güzele gönül verdi acaba?
Hangileri uğruna düştü yollara? Hangi ateşlerle yandı kavruldu?
Karacaoğlan'ı diyar diyar gezdiren, yüreğine aşk korunu düşüren isimleri belirtmenin tam zamanı:
Hatçe, Ayşe, Eşe, Emine, Fadime, Elif, Esme, Zül-ha, Cennet, Meryem, Döne, Kamer, Şirin, Şerfe, Hürü... Bunların hepsine yüreği yandı mı, dahası var mı; belli değil!

“Elifi dersen de nazlıdır nazlı
Eşme'yi dersen de sırf ala gözlü
Söyletme Şerfe'yi bülbül avazlı
Söylüyor Zulha'nın dilleri güzel”

“El atıp dericek Hatçe'nin gülü
Can için sancak Eşe'nin beli
İkisi hempalı bir de döneli
Emine'm çok içti kandı pınara”
İnsanlar, hayvanlar ve tabiatın bütün unsurları, onca şehir, köy, kasaba hep sevdaları yaşamak ve dile getirmek için birer vasıta Karacaoğlan'a... Menekşeden sünbüle, turnadan cerene cins cins çiçek ve hayvan onun şiirlerinin vazgeçil­mez süsleridir.

Hayvanlar: Ördek, turaç, arı, doğan, sahan, kek­lik, ceren, bülbül, kuzu, koç, hümâ kuşu, üveyk, ahu, kuğu, at, turna, kurt, tazı gibi...
Çiçekler: Leylak, sünbül, gül, lâle, menekşe, ner­gis, karanfil gibi...

Sevda bahsini biraz genişletelim...
Karacaoğlan, memleketinin sarp kayalarına öyle her hayvanı yakıştırmaz.

Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Zaman gelir "çakır doğan"ı bile beğenmez, "şahan" gerek der.
Ondaki bütün yollar sevdaya çıktığından ve hayvanları da sevda yollarındaki güzelleri anlatmakta vasıta kıldığın­dan; "çölde gezen akça ceren" veya "kınalı kek­lik" misali güzelleri avlayabilmek için "şahan" ol­mak şarttır diye gerekçesini ortaya koyar:

“Benden selâm söylen Aydın iline
Top kara zülüflü mayalarına
Bizim ilde çakır doğan olamaz
Şahan gerek bu sarp kayalarına”

Aydın ili onun selâmını alıp gereğini ifa etti mi bilemeyiz ama Hümâ Kuşu gibi yüksek uçan gö­nüller, öyle her güzelin kalbini mekân kabul etmez.

En azından Karacaoğlan böyle söylüyor:

“Hûma kuşu gibi yüksek uçarsın
Pervaz vurup tercümanı geçersin
Binbir türlü dala konup göçersin
Gönül sana mekân bulduramadım”

Karacaoğlan'ın fikri böyle...
Onun hesabı her gü­zeli beğenmemek üzere görünüyor.
İşin bir de diğer tarafı var. Acaba; o, gönül dengini bulduğu kanaatine vardığında, gönlünü kapanın tavrı nasıl ola­cak?

Darbe yediği anlar var ki şöyle demiş:
“Kız senin elinden düştüm ben yasa
Çekindi bülbüller gelmedi tasa
Dönüp koyamadım altın kafese
Benim yârim öğrenmeden toy gitti”

Darbelerin sebepleri çeşitli. Bazen "yâr" yüz ver­memiş, bazen yârin babası katı çıkmış... Bakmış kavuşma imkânı yok; basmış feryadı Karacaoğlan:

“Karacaoğlan der ki çöktüm oturdum
Sağ yanımda yavru bazlar götürdüm
Gidip İstanbul'dan ferman getirdim
Herkesin sevdiği verilsin deyi”
Sevdasına karşılık vermeyen güzeli de suçlamayı ihmal etmez:
“Karac'oğlan der ki sıkıldı canım
Gelmiyor yanıma muhannet yârim
Ezel söz vermezsen n'olurdun zâlim
Yıkılmış gönlümü yapabildin mi?”



Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Suçlama ve sitemle yetinmeyen Karacaoğlan, yeri geldiğinde ve lüzum hissettiğinde esip-gürlemeyi de bilmiş... Güzeli; ceren, turna, kuğu, ceylan, turaç; kendisini şahin, kurt, doğan yerine sayarsa bu mümkün tabii:

“Ala gözlerini sevdiğim dilber
Şöyle güzellerin mâhı isen de
İndirirler seni yüksek havadan
Gözleri dumanlı kuğu isen de”

Karacaoğlan'ın sevdalarından söz ederken çiçek­leri unutmak olmaz. Ve onun sevdalarına en iyi tercüman "gül"dür. Sevda yollarında çile çektiren "ala gözlü" güzelleri güle benzetmeyi uygun gör­müş çoğunlukla...

“Ala gözlüm yıktın benim evimi
Eğlen şu diyarda kal diye diye
Viran ettin bahçem ile bağımı
Tomurcuk güllerim al diye diye”
Her çileye rağmen, yanakları kırmızı gülden farksız "goncaların" aşkıyla dolanmaktan cay­maz. Ozan arar da, gül mü bulunmaz! Bu defa "kömür gözlü"süne tutulur. Hem iyi niyetli görü­nen bir ihtarı var: Kıymetini bilene var gibiler­den...

“Yeni açmış has bahçenin gülüsün
Kömür gözlüm kıymatını bilene”
Kaşı kalem olmuş, lebi mürekkep; kiraz dudaklı, nar gibi yüzlü, ak beyaz üstüne kara gözlü... Selvi ayarınca boylu-poslu; bembeyaz tende elma yanak­lı; gözleri şemiş, yüzü kamer... Sürmeli gözlü, ince belli; sümbül saçında al karanfil taşıyan edalı, naz­lı...

Bu güzellerin hepsi mi Karacaoğlan'ın gönlüne misafir oldu; yoksa o, sadece kendisininkileri söze vurmakla yetinmedi de, şahit olduğu başkalarına ait sevdaların da mı sözcülüğünü üstlendi? Şair gönlü geniştir, her iki ihtimal de mümkün. Ama Karacaoğlan, kendi sevdalarını anlatır gibidir hep...

“Elma elma yanakları al gibi
Boyu uzar gider selvi dal gibi
Seherde açılan gonca gül gibi
Sandım kan damlamış karın üstüne”

En iyisi, çiçeklerin "gül'den gayrisini işin içine katmadan, gurbetin Karacaoğlan'ı nasıl etkilediğine geçelim.

Şiirlerinden ortaya çıkan; Karacaoğlan'ın sıladaki güzelden umduğunu bulamayınca "güzellerden sıdkım sıyrıldı gönül" diyerek ve "turaç"ı bile ötmekten vazgeçirmeye çalışarak yollara düştüğüdür.

Ülkeden ülkeye, şehirden şehre, dağdan dağa, ır­maktan ırmağa dolaşarak gurbetin yükünü taşımıştır..

Gurbet, onun sazını ve sözünü beslemiş ama o bundan tamamıyla memnun mu? Gurbetten şikâyetçi olmasa "Çeken bilir ayrılığın derdini" der miydi? Yalnızlıktan kurtulmak ve yüreğindeki yarayı tamir için, kendine hâlden anlar, gurbet gezmiş bir dost arar:

“Halden anlar isen haldaş olalım
Anasız babasız kardaş olalım
Gurbet gezdi isen yoldaş olalım
Ucu yâr zülfünde yol gerek bana”

Karacaoğlan'ın hedefi belli: Yollar ya yâre varacak (belki de yârin açtığı yarayı onaracak bir başka güzel çıkacak karşısına, buna da bir itirazı yok gi­bidir), ya da dur-durak bilmeyecek...
Araya giren mesafe ve zaman derdine derman olmamış olsa gerek; çünkü "bahar olup yayla yolu açılınca" aklına, "kara çalısı bile gül" kendi iline gitmek düşmüş.
Gurbet ellerde nazını çekecek birisi var mı? Yok! Böyle bir durumda ananın-babanın kötü sözleri bile aranır artık:

“Şahı sensin dilberlerin emesi
Gözüne görünmez dünya var
Şimdi bizim ilin karaçalısı
Gül oldu gidelim bizim illere”

Gurbette koçyiğidin kıymeti bilinmez.
Yârden ayırana intizar etmekle ömür tükenmez.
Hep seher yelinden medet umarak yaşanır mı?

“Seyyah oldum gezdim gurbet illeri
Kâr etti başıma yeter ayrılık
Söyleyeyim başa gelen halleri
Ölümden çok çektim beter ayrılık”

Güzel sevmekten ötesi yok mu?


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Karacaoğlan inançtan yoksun değildi.
Başı dara düştükçe Allah’tan medet umdu.
Dünya dertlerini bir tarafa bırakıp Rabbine sığındığı vakitlerde dünya malının göze görünemeyecek derecede kıymetsiz olduğunu fikrindedir.
Asıl felâketin cehennem ateşinde yanmak olacağı inancıyla yakarır:

“Kadir Mevlâm senden bir dileğim var
Muhannes kuluna muhtaç eyleme
Cennet-i âlâyı nasib et bana
Sırat köprüsünden yolum bağlama”

İnsanoğlu, nefsini kolay kolay bir tarafa atamı­yor. Bu mesele Karacaoğlan için de geçerli.

Rabbine imandan ayırmaması için dua ederken peşinden bir dileğini daha söyler: Yârdan ayrılmamak!

“Medet medet âlemleri yaratan
Yâri benden ben'imandan ayırma
On sekiz bin âlemleri var eden
Yâri benden ben'imandan ayırma”

Bunu fazla garipsememeli. Karacaoğlan’dan Yunus Emre davranışı beklenemez. Karacaoğlan, ortalar­da bir yerde gözüküyor, Karacaoğlan’ın şiirlerinde, dünyanın maddî lezzetlerine ait tutkular açıkça hissedilir.
Dünya tutkularının bütün ağırlığıyla yüklenme­sine rağmen inançlı bir kişi olan Karacaoğlan, insanları uyarmaktan da geri kalmamış:

“Cennet cehennemi yoktur diyenler
İl hakkını alıp haksız yiyenler
Al yeşil konaktan hük'm eyleyenler
Dur bakalım canım beğler kalır mı”

“Ustası yapıyı tersine yapar
Esnaflar işine hileler katar
Zamane kadısı altına tapar
Doğru hak şeriat sürülmez oldu”

“Şimdiki beylerin sazı çalınmaz
Az rüşvet versem o da alınmaz
Boynumuza farzdır beş vakit namaz
Tanrı'nın namazı kılınmaz oldu”


Dilinin ustası bir ozandır.

Karacaoğlan, Türkçeyi büyük bir ustalıkla kullan­mıştır.
Halk tarafından sevilip kabullenilmesindeki sebep­lerden birisi dili, diğeri söyleyiş tekniğindeki bütünlüktür. Günümüze gelen şiirleri onun okuma yazma bildiğine, belli bir eğitim gördüğüne delil olarak kabul edilmiştir.


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Karaer;

içinden çıktığı Türkmen oymaklarının geleneklerine ve göreneklerine, hayat tarzına sıkı sıkıya bağlı ozanımızın, söyleyeceklerini süs gösteriş merakından uzak, en kısa ve en kestirme yoldan, sade ve açık bir dille, konuşma rahatlığı içinde söylediğini belirtir.

Makal ise Karacaoğlan'ın pürüzsüz Türkçesine ve halk dilini kullanışına dikkat çeker.

Cunbur; Karacaoğlan’ın süsten uzak, akıcı, rahat ve açık söyleyişi sayesinde şiirlerinin yüzyılların yıpratıcılığından korunduğunu ifade eder.

Öteki halk şairleri gibi Karacoğlan’ın da şiirlerinde kendi yö­resinin dilini kullandığını belirten Köklügiller’e göre, diğerlerinden farkı bu dili kullanmaktaki çok yüksek başarısıdır.

Yine Köklügiller’e göre Karacoğlan'ın şiirleri; yabancı etkilere kapalı, bağımsız ve sade halk dilinin en güzel örneklerini oluştururlar. Karacaoğlan’ın bu söyleyişinin hoş, tatlı ve sade olduğunu Karaca oğlan isimli kitapçıkta ifade eden Şevket Rado’ya göre, aşk şiirleri söylemiş halk şairlerinin en ustası anadilini şaşılacak bir rahatlıkla söyleyen Karacaoğlan’dır.

Onun deyişleri (koşma, varsağı, semaî, destan, türkü) Türk dilinin ve kültürünün o çağdaki zenginliğini gösterir. Şiirlerindeki kelime ve de­yimler, zamanımızda yaşayanı ve unutulmuşuyla kültürümüzle aramızda köprü görevi üstlenmiştir.

Sadece onun şiirleri tek örnek olarak incelense bile; yaşadığı zamanın insanları, coğrafyası, milletleri; hayat tarzı, giyimleri, yiyecekleri, tabiat örtüsü, canlı ve cansız varlıkların isimleri gibi merak edilen birçok konuda günümüze tatmin edici bilgiyi ulaş­tırmaya yeter.

Aşağıdaki kelimelerle Karacaoğlan'ın şiirlerinde karşılaşırız:
Hazeli, mestane, göçücek, santur, keleş, kıcıh, temren, hazere, kavil, berkçe, kelli, muhannet, mertebe, soyha, terevi, elvan, menzil, kamalak, masala, tor, koyak, turab, kursaksız, merdine, hal­hal, sabak, melhem, göbelek.

Bunlar da Karacaoğlan’dan:
Hercai dilber, kutnu zubun, zülâl dudaklar, es-sah sözüm, ışılaşır gider, göve] ördek, ok imiş kirpi­ği, rahvarh tatar, ibrişim görümcek, ilâzım değil, lâl'ü mercan, melil melil, uğrun uğrun, hayfımı alı­rım, meles gömlek, yüzünün şulesi, arap atı, çuha şalvar, şıvgacık dal, ikrar verdi, püskürtme benli, eğlim eğlim.

Görkemlidir Karacaoğlan’ın mısraları:


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

“Uğrun uğrun aşinalık ederken”,
“Sağ gözden sol göze fayda yoğ imiş”,
“Başı al valalı sürmeli gelin”,
“Alaz alaz olmuş dağların karı”,
“Rûz u şeb hayâli iki gözümde”,
“Kurt yiyip de çürüyesin dişinen”,
“Kadan alsın güzellerin hepisi”,
“Gözlerin şemiştir, gün yüzün kamer”,
“Meyvanın iyisin ayılar yermiş”,
“Atın eşkini de yiğidin kıvı”,
“Orda eser bâd-ı sabâ yelleri”,
“Muhannetin köprüsün­den geçerken”,
“Bozulmuş bağlara döndün mü gönül”.

Karacaoğlan'a beyitleriyle veda edelim:
“Alma yanak kiraz dudak diş sedef
İspir ala gözler mil ile oynar”

“Dostun bağına gidip derdiğim
Lâle midir sünbül müdür gül müdür”

“Yüce dağ başında sığınlar gezer
Derindir göllerin bahriler yüzer”

“Güzel sever diye isnat ederler
Benim Hak'tan özge sevdiğim mi var”

“Telli marhamasın atmış başına
Başı hırızmalı cepkenli kızlar”



Erdal Noyan, Karacaoğlan’ı ne güzel anlattı…


Kaynak: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
____________________________________

Karacaoğlan


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Türk halk şairi.Etkileyici bir dil ve duygu evreni kurduğu şiirleriyle Türk halk şiiri geleneğinde çığır açmıştır.1606'da doğduğu,1679'da ya da 1689'da öldüğü sanılmaktadır.Yaşamı üstüne kesin bilgi yoktur.Bugüne değin yapılan inceleme ve araştırmalara göre 17.yy'da yaşamıştır.Nereli olduğu üstüne değişik görüşler öne sürülmüştür.

Bazıları Kozan Dağı yakınındaki Bahçe ilçesinin Varsak (Farsak) köyünde doğduğunu söylerler.Gaziantep'in Barak Türkmenleri de,Kilis'in Musabeyli bucağında yaşayan Çavuşlu Türkmenleri de onu kendi aşiretlerinden sayarlar.Bir başka söylentiye göre Kozan'a bağlı Feke ilçesinin Gökçe köyündendir.

Batı Anadolu'da yaşayan Karakeçili aşireti onu kendinden sayar.Mersin'in Silifke,Mut,Gülnar ilçelerinin köylerinde, o yöreden olduğu ileri sürülür.Bir menkıbeye göre de Belgradlı olduğu söylenir.Bu kaynaklardan ve şiirlerinden edinilen bilgilerden çıkarılan, onun Çukurova'da doğup,yörenin Türkmen aşiretleri arasında yaşadığıdır.

Adı bazı kaynaklarda Simayil,kendi şiirlerinden bazısında ise Halil ve Hasan olarak geçer.Akşehirli Hoca Hamdi Efendi'nin anılarına göre Karacaoğlan yetim büyüdü.Çirkin bir kızla evlendirilmek,babası gibi ömür boyu askere alınmak korkusu ve o sıralarda Çukurova'da derebeyi olan Kazanoğulları ile arasının açılması sonucu genç yaşta gurbete çıktı.

İki kız kardeşini de yanında götürdüğünü,Bursa'ya,hatta İstanbul'a gittiğini belirten şiirleri vardır.Yine bu şiirlerinden anlaşıldığına göre,Bursa'da ev bark sahibi oldu,evlat acısı gördü.Anadolu'nun çeşitli illerini gezdiği,Rumeli'ye geçtiği,Mısır ve Trablus'a gittiği de sanılıyor.Yaşamının büyük bir bölümünü Çukurova,Maraş,Gaziantep yörelerinde geçirdi.

Doğum yeri gibi,ölüm yeri de kesin olarak bilinmemektedir.Şiirlerinden, çok uzun yaşadığı anlaşılmaktadır.Hoca Hamdi Efendi'nin anılarına göre Maraş'taki Cezel Yaylası'nda doksan altı yaşında ölmüştür.En son bulgulara göre ise mezarının İçel'in Mut ilçesinin Çukur köyündeki Karacaoğlan Tepesi denilen yerde olduğu sanılmaktadır.

Karacaoğlan Osmanlı Devleti'nin iktisadi bunalımlar ve iç karışıklıklar içinde bulunduğu bir çağda yaşamıştır.Şiirinin kaynağını, doğup büyüdüğü göçebe toplumunun gelenekleri ve içinde yaşadığı,yurt edindiği doğa oluşturur.

Güneydoğu Anadolu,Çukurova,Toroslar ve Gavurdağları yörelerinde yaşayan Türkmen aşiretlerinin yaşayış, duyuş ve düşünüş özellikleri, onun kişiliği ile birleşerek âşık edebiyatına yepyeni bir söyleyiş getirir.Anadolu halkının 17.yy'da çektiği acılar,göçebe yaşantısının yoklukları,çileleri,çaresizlikleri,şiirinde yer almaz.


Şiirlerindeki insana dönüklüğünün özünde belirgin olan tema doğa ve aşktır.Ayrılık,gurbet,sıla özlemi,ölüm ise şiirinin bu bütünselliği içinde beliren başka temalardır.Duygulanışlarını gerçekçi biçimde dile getirir.Düşündüklerini açık,anlaşılır bir dille ortaya koyar.Acı,ayrılık,ölüm temalarını işlediği şiirlerinde de bu özelliği göze çarpar.

Düşten çok gerçeğe yaslanır.Çıkış noktası yaşanmışlıktır.Ona göre, kişi yaşadığı sürece yaşamdan alabileceklerini almalı, gönlünü dilediğince eğlendirmelidir.Yaşama sevincinin kaynağı güzele,sevgiliye ve doğaya olan tutkunluğudur.Güzelleri,yiğitleri över,dert ortağı bildiği dağlara seslenir.Lirik söyleyişinin özünde, halkının duyuş ve düşünüş özellikleri görülür.

Göçebe yaşamının vazgeçilmez bir parçası olan doğa, onun şirinin başlıca temalarından biridir.Yaşadığı, gezip gördüğü yörelerin doğasını görkemli bir biçimde dile getirir.Dost,kardeş bildiği,sevgilisiyle eş gördüğü,iç içe yaşadığı bu doğa,onun için sadece bir mekan olmaktan ötedir.Şiirinin başka önemli bir teması olan aşkın varoluşu,doğadaki benzetmelerle güzelleşir.Onunla yaşanan sevinç,onun getirdiği acı doğa ile paylaşılır.Sevgili, şiirinde doğanın ayrılmaz bir parçasıdır.

Şiirlerinde yer yer sıla özlemi ve ölüm temasına da rastlanır.Sevdiğinden, ilinden, obasından ayrı düşüşü özlemle dile getirir,yakınır.Ölüm de, ayrılık ve yoksullukla eş tuttuğu bir derttir.

Doğa temasının yanı sıra şirinin asıl odak noktasını oluşturan aşk/sevgili kavramını,âşık şiirinin geleneksel kalıpları dışında bir söyleyişle ele alır.Onun için sevgili, düşlenen, bin bir hayal ile var edilen,ulaşılmazlığın umutsuzluğuyla adına türküler yakılan bir varlık değildir;doğa ve insan ilişkileri içindedir. Onu, yaşamdan ve bu ilişkilerden soyutlamadan verir.

İlk kez onun şiirinde sevgililerin adları söylenir:Elif,Anşa,Zeynep,Hürü,Döndü,Döne,Esma,Emi ne,Hatice...Karacaoğlan bunların kimine bir pınar başında su doldururken,kimine helkeleri omzunda suya giderken,kimine de yayık yayıp halı dokurken görüp vurulmuştur.Gönlü bir güzel ile eylenmez,bir kişiye bağlanmaz.Uçarılık,onun duygu dünyasının şiirsel söyleyişine yansıyan en belirgin yanıdır.

Erotizm, şiirine sevmek ve sevişmek olgusuyla yansır.Kanlı-canlı sevgili,cinsellik motifleriyle daha da belirginleşir,şiirinde etkileyici bir biçimde yer eder.Onun sevgiye ve kadına bakış açısı,âşık şiirine yenilik getirir ve bu gelenek içinde etkileyici bir özellik taşır.Tanrı kavramı ve din teması şiirinde önemlice bir yer tutmasa bile,bu konudaki yaklaşımıyla da kendi şiir geleneğine yine değişik bir bakış açısı getirmiş ve sonraki kuşaklar üzerinde etkileyici yönlendirici olmuştur.

Karacaoğlan yaşadığı çağda yetişmiş başka saz şairlerinin tersine, dil ve ölçü bakımından Divan Edebiyatı'nın etkisinden uzak kalmıştır.Güneydoğu Anadolu insanının o çağdaki günlük konuşma diliyle yazmıştır.

Kullandığı Arapça ve Farsça sözcüklerin sayısı azdır.Yöresel sözcükleri ise yoğun bir biçimde kullanır.Deyimler ve benzetmelerle halk şiirinde kendine özgü bir şiir evreni kurmuştur.Bu da onun şiirine ayrı bir renk katar.Bu sözcüklerin bir çoğunu halk dilinde yaşayan biçimiyle,söylenişlerini bozarak ya da anlamlarını değiştirerek kullanır.

Karacaoğlan,halk şiirinin geleneksel yarım uyak düzenini ve yer yer de redifi kullanmıştır.Hece ölçüsünün 11'li (6+5) ve 8'li (4+4) kalıplarıyla yazmıştır.Bazı şiirlerinde ölçü uygunluğunu sağlamak için hece düşmelerine başvurduğu da görülür.Mecaz ve mazmûnlara çokca başvurması,söyleyişini etkili kılan önemli öğelerdir.

Şiirsel söyleyişinin önemli bir özelliği de,halk şiiri türü olan mani söylemeye yakın oluşudur.Koşmalar, semailer, varsağılar ve türküler şiirleri arasında önemlice yer tutar.Bunların her birinde açık, anlaşılır bir biçimde, içli ve özlü bir söyleyiş birliği kurmuştur.

Pir Sultan Abdal,Âşık Garip, Köroğlu,Öksüz Dede,Kul Mehmet'ten etkilenmiş,şiirleriyle Âşık Ömer,Âşık Hasan,Âşık İsmail,Katibî,Kuloğlu,Gevheri gibi çağdaşı şairleri olduğu kadar 18.yy ve şairlerinden Dadaloğlu,Gündeşlioğlu,Beyoğlu,Deliboran'ı, 19.yy şairlerinden de Bayburtlu Zihni,Dertli,Seyranî, Zileli Talibî,Ruhsatî,Şem'î ve Yeşilabdal'ı etkilemiştir.

Daha sonra da gerek Meşrutiyet, gerek Cumhuriyet dönemlerinde, halk edebiyatı geleneğinden yararlanan şairlerden R.T. Bölükbaşı,F.N. Çamlıbel,K.B. Çağlar,A.K. Tecer ve C. Külebi,Karacaoğlan'dan esinlenmişlerdir.Şiirleri 1920'den beri araştırılan, derlenip yayımlanan Karacaoğlan'ın bugüne değin, yazılı kaynaklara beş yüzün üzerinde şiiri geçmiştir.

Vara vara vardım ol kara taşa
Hasret ettin beni kavim kardaşa
Sebep ne gözden akan kanlı yaşa
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm

Nice sultanları tahttan indirdi
Nicesinin gül benzini soldurdu
Nicelerin gelmez yola gönderdi
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm

Karac'oğlan der ki kondum göçülmez
Acıdır ecel şerbeti içilmez
Üç derdim var birbirinden seçilmez
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm

(Karacaoğlan)


Üryan geldim gene üryan giderim
Ölmemeye elde fermanım mı var
Azrail gelmiş de can talep eyler
Benim can vermeye dermanım mı var

Dirilirler dirilirler gelirler
Huzur-ı mahşerde divan dururlar
Harami var diye korku verirler
Benim ipek yüklü kervanım mı var

Er isen erliğin meydana getir
Kadir Mevlâ'm noksanımı sen yetir
Bana derler gam yükünü sen götür
Benim yük götürür dermanım mı var

Karac'oğlan der ki ismim öğerler
Ağı oldu yediğimiz şekerler
Güzel sever diye isnad ederler
Benim Hakk'dan özge sevdiğim mi var...

Karacaoğlan


Kaynak:Kültür Bakanlığı


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Hasan Dağı çatal matal
Arasında güller biter
Bir yar sevdim bana yeter
İki seven del'olmaz mı

Hasan Dağı Hasan Dağı
Senden yüce dağ olmaz mı
Seni yaylayan güzelin
Al yanağı bal olmaz mı

Şu karşı beyaz damlar
Hani sana giren canlar
Sevip sevip ayrılanlar
Yanıp yanıp kül olmaz mı

Hasan Dağı'nın yılanı
Akar dolanı dolanı
Küçücükten bir yar sevsem
Sarsam belini olmaz mı...

Şair Karacaoğlan


Elif

İncecikten bir kar yağar,
Tozar Elif, Elif deyi...
Deli gönül abdal olmuş,
Gezer Elif, Elif deyi...
Elif’in uğru nakışlı,
Yavrı balaban bakışlı,
Yayla çiçeği kokuşlu,
Kokar Elif, Elif deyi...
Elif kaşlarını çatar,
Gamzesi sineme batar.
Ak elleri kalem tutar,
Yazar Elif, Elif deyi...
Evlerinin önü çardak,
Elif'in elinde bardak,
Sanki yeşil başlı ördek
Yüzer Elif, Elif deyi...
Karac'oğlan eğmelerin,
Gönül sevmez değmelerin,
İliklemiş düğmelerin,
Çözer Elif, Elif deyi...

Şair Karacaoğlan

_______________________________

“Karacaoğlan” Dünya Prömiyeri Antalya’da Gerçekleşecek
«28 Nisan 2010»

Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Etkileyici bir dil ve duygu evreni kurduğu şiirleriyle Türk halk şiiri geleneğinde çığır açan Karacaoğlan’ı konu alan Karacaoğlan Operası dünya prömiyerini Antalya’da gerçekleşecek.
17′nci yüzyılda yaşadığı sanılan göçebe Türkmen obalarında yetişti Karacaoğlan şiirlerindeki insana dönüklüğünün özünde belirgin olan tema doğa ve aşktır.
Ayrılık, gurbet, sıla özlemi, ölüm ise şiirinin bu bütünselliği içinde beliren başka temalardır. Duygulanışlarını gerçekçi biçimde dile getirir. Düşündüklerini açık, anlaşılır bir dille ortaya koyar. Acı, ayrılık, ölüm temalarını işlediği şiirlerinde de bu özelliği göze çarpar. Düşten çok gerçeğe yaslanır. Çıkış noktası yaşanmışlıktır. Ona göre, kişi yaşadığı sürece yaşamdan alabileceklerini almalı, gönlünü dilediğince eğlendirmelidir. Yaşama sevincinin kaynağı güzele, sevgiliye ve doğaya olan tutkunluğudur.


Kaynak: Opera Türkiye & OperaTube


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


"Hey ağalar bir od düştü bağrıma
Bir ah çeksem derya dağı yandırır
Garip bülbül konar gül budağına
Bülbülün feryadı dağı yandırır"


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Halk Ozanı, KaracaoğLan'ın Hayatı + ŞiirLeri.

Dünyadan bir de Karacaoğlan geçmiş...

Birden fazla Karacaoğlan’ın geçtiği de söylenebilir ama en azından bir Karacaoğlan’ın yaşadığı ve giderken şiirlerini
bıraktığı kesindir.

Halkın gönlüne taht kuran her insan gibi onun hakkında da efsaneler söylenmiş; neredeyse Evliya Çelebi çapında bir seyyah olan Karacaoğlan'ın şiirleri, belki kendisinin bile hayal edemeyeceği şekilde yayılmış, sahiplenilmiş...


Ne zamandı yerüstü konukluğu?

Karacaoğlan’ın hangi zaman diliminde yaşadığına dair yetersiz bilgilere sahibiz.
Eldeki bilgiler, hayatını onbeşinci, onaltıncı ve onyedinci asırlarda aramak gerektiğini gösteriyor. Konuya abartılı bakıldığında kendisine neredeyse üç yüz yıllık bir ömür biçmek zorundayız. İnsan ömrünün o devirlerde bile üç tane asır içine girmesi çok zayıf ihtimal elbette...

Mustafa Necati Karaer, Karacaoğlan isimli kitabında; onun onaltıncı yüzyıl başlarında veya onbeşinci yüzyıl sonlarında doğmuş olabileceğini gerçeğe daha yakın görmektedir! Müjgan Cunbur, Karacaoğlan adını verdiği eserinde; şiirlerindeki dil ve edanın Karacaoğlan'ın onyedinci yüzyıldan önce yaşamadığını gösterdiğini iddia etmiştir. Ahmet Köklügiller, Karacoğlan'ın onyedinci yüzyılın ilk yarısında yaşamış bir halk şairi olduğunun söylenebileceği fikrindedir. Köklügiller, Karacoğlan'ın Yaşamı Ve Şiirleri isimli incelemesinde buna dayanak olarak; bestelerini onyedinci yüzyılda yapan Ali Ufkî’nin Mecmua-i Saz-ı Söz adlı kitabında sözleri Karacoğlan'a ait iki beste bulunmasını gösterir.
Ali Ufkî’nin önceki adı Albert Babovski imiş ve Sultan İbrahim döneminde tutsak edilmiş, Türkçeyi ve Türk müziğini kısa zamanda öğrenerek besteler de yapmış. Tahir Kutsi Makal ise Karacaoğlan isimli eserinde, Karacaoğlan'ı onyedinci yüzyıl ozanı saymakta; araştırmalar neticesi doğum tarihinin binaltıyüzaltı, ölüm tarihinin binaltıyüzyetmişdokuz şeklinde ortaya çıktığını kabul etmektedir. Bunun bir delilini Karacaoğlan'ın şu mısralarında görürüz: "Karacaoğlan dendi ünüm duyuldu / Binonbeşte göbek adını konuldu". Hicrî bir tarih olan binonbeş, milâdî olarak binaltıyüzaltı tarihine denk gelmektedir.

Nerelerde nefes alıp vermiştir?

Karacaoğlan'ın nerede doğduğu ve öldüğü hakkında da yeterli bilgiye sahip değiliz.


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Erzurum, Kırşehir, Binboğa, Adana muhtemel yerlerdir ama Karaer; Bahçe ilçesinin Farsak köyünde doğduğu ihtimali üzerinde durmaktadır. Bahçe ilçesi Farsak köyünün Karacaoğlan'ın doğum yeri olması Cunbur’a göre de mümkün görünmektedir.
Güney illerimizdeki yaygın bir söylentiden söz eder gösterir Kökgiller. Bu söylentiye göre Karacaoğlan, Adana'nın ilçesi olan Bahçe'ye bağlı Farsak (Varsak) köyünde doğmuştur. Karacaoğlan'ın Toroslar'da ve Çukurova'da hayat sürdüğünü, Anadolu’yu, Suriye’yi ve İran’ı gördüğünü ifade eden Makal; nerede doğup büyüdüğünün kesin şekilde bilinemediğini ancak onun katıksız bir Türkmen olduğunu belirtir.

Karacaoğlan'ın hayatıyla ilgili belirsizlikler, günümüze gelen kaynakların yetersizliği yanında; onun halkla bütünleşmişliğinden ve çeşitli zaman ve yerlerdeki insanlar tarafından sahiplenilmesinden de doğmaktadır. Cunbur'un da değindiği şekilde, şehirler, kasabalar, köyler onu paylaşamamıştır. Hatta Karacaoğlan'a ait görünen şiirlerin kaçı gerçek Karacaoğlan'a ait, bunu tespit etmek de zor...

Gezer ve gezdirir şiirlerinde
Karacaoğlan'dan günümüze kalan şiirlerde, yaşadığı devrin insanları, kültürü ve coğrafyası hakkında çok değerli bilgiler buluyoruz.

Acaba onca memleketi bizzat gördü mü? Yoksa işitmek ve okumak yoluyla elde ettiği bilgilerden de faydalandı mı? Bu konuda içinde şüphe barındırmayan bir fikir yürütmek zor... Bir gerçeği şurada hemen teslim etmek şart: Karacaoğlan, cihan hâkimiyetini kuran bir milletin ozanıdır. Onun hangi milletin veya devletin atmosferiyle bizzat ilişki kurduğundan çok; ufkunun genişliğidir önemli olan.
Hindistan, Yemen, Tunus, Cezayir, Gürcistan, Bosna, Rumeli, Frengistan, Çin, Maçin, Mısı­r, Akdeniz; İngiliz, Fransız, Moskof, Alaman, Hind, Ermeni, Rum gibi yer ve millet isimlerine şiirlerinde rastlarız. O günün ulaşım şartlarında bir insan ömrünün bu kadar geniş bir coğrafyayı gezip görmek için yeterli olacağı şüphelidir ama imkânsız da değildir.
Karacaoğlan, mümkündür ki sözlü ve yazılı kaynaklardan öğrendiği bilgileri de şiirlerinde kullanmıştır. Yukarıda değindiğimiz gibi, asıl önemli olan onun ufkunun genişliğidir. Zaten üyesi bulunduğu millet, ufku geniş olduğu zamanlarda başarılara imzasını atmıştır.
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Bir bakarsınız Kırım’ı aşar Karacaoğlan, bir bakarsınız Tuna’yı geçer. Karacaoğlan bu, Arabistan’ı verseler beğendiği kızın saçının bir telinden vazgeçmez; bir bakış uğruna Çin’i ve Maçin’i gözden çıkarır!

Karacaoğlan’ın bazı dörtlüklerine aşağıda yer verilmiştir:
"At ile Kırım'ı aştıktan geri
Dizgini boynuna düştükten geri
Ak suyun köprüsün geçtikten geri
Bu gece Göğsün'de yatalım atım”

"Oğlan der ki kız kaleni yıkarım
Taşın toprağını suya dökerim
Yüksekten üstüne köprü kurarım
Geçerim Tuna'nın seli isen de"

Sallını sallını gel kız bostana
Saçın telin vermem Arabistan’a
Gün cemalin görem yazam destana
Sen kaşını kaldırmiyon ne fayda”

“Görmedim dünyada sen gibi canan
Yoktur hey sevdiğim ben gibi yanan
İngiliz Fransız Moskof Alaman
Çin ile Maçin'i değer gözlerin"

Karacaoğlan, sadece ülke ve millet isimleriyle yetindirmiyor bizleri. Yaylasından ırmağına kadar coğrafyanın en özel parçalarına götürüyor. Aynı zamanda şehir şehir, köy köy dolaştırıyor.
Şimdi, onun şiirlerindeki şehir, kasaba ve köylerde duraklayalım:

Bağdat, Şam, Hama, Humus, Trablus, Basra, Beşh. Buhara, Şiraz, Tebriz. Antep, Adıyaman, Aydın, Bayburt, Bursa, Istanbul, Karaman, Maraş, Mardin, içel, Diyarbakır, Van, Erzurum, Adana. Göğsün, Elbistan, Turgut, Pınarbaşı, Akkale, Çınar, Keban, Pasin, Gündüzlü, Şirvan, Yahyalı, Osmanili, Gürün, Tevcik, Ergene Köyü, Eğrikol, Kefendiz, Ağyar, Hasanpaşa, Tecnis, Öğrek, Suboğan Köyü, Munbuç, Kızılöz, Urban, Çamurlu, Lok­mam, Mamalı, Anize, Ceyhan gibi...

Karacaoğlan’ın şiirlerindeki dağları, yaylaları, ovaları, dereleri ve gölleri de belirtelim:
Binboğa, Koç Dağı, Süphan Dağı, Gâvur Dağı, Bulgar Dağı, Hasan Dağı, Ağrı Dağı, Karadağ, Kırklar Dağı, Keşiş Dağı, Konur Dağı, Ahır Dağı, Akdağ, Beydağ, Erciyes Dağı. Kemnun Gediği, Soğanlı Yücesi, Meryemçil Beli, Barçır Yaylası, Kervan Yaylası. Kozan Ovası, Söğüt Ovası, Gündüzlü Ovası. Aynanoz Gölü, Çalpayız Gölü, Sacur Gölleri, Tuna, Zamantı Irmağı, Balık Suyu, Natak Pınarı, Ceyhan Suyu, Sultan Pınarı, Tıdık Deresi, Tatar Deresi, Al'capınar gibi...

Karacaoğlan’ın yer isimleri bulunan bazı dörtlüklerine aşağıda yer verilmiştir:

Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

“Medh ederler Karaman'ın ilini
prüsü yok geçemedim selini
Kervan yaylasını Perçem belini
Lâle sünbül bürüsün de gidelim”

“Gel sevdiğim sığınalım Subhan'a
Yavru sahan derler avun kapana
Mesel olsun ol yanaktan öpene
Âh ü zârım tatlı dilinde kaldı”

“Bitti m'ola Şam ilinin hurması
Gitti m'ola ala gözün sürmesi
Homa'nın Humus'un telli turnası
Turna yârin selâm saldı gel diye”

“Emme'yi der isen incedir ince
Bağdat'ın Mısır'ın gülleri gonca
Eşe'nin kaşı da kalemden ince
Sevmeye Huri'nin belleri güzel”


“Gel benim karşımda salın bir zaman
Bizi Mecnun etti bir kaşı keman
Hısnımansur derler ol Adıyaman
Oradan Tevcik'in geçti yelleri”

“Karac'oğlan eydür Van'da gemimiz
Üremedik devran ile demimiz
Al diye limandan gitmez gemimiz
Limansız gitmeye kadir değilim”

Sevda üstünedir asıl sözleri!
Ama güzeller bahsine geç­meden önce; kimisi peygamber, kimisi veli, kimisi bey olup da, onun yaşadığı çağda hayatta bulun­sunlar veya bulunmasınlar, Karacaoğlan'ın hayatına etki ederek şiirlerine girenlere değinelim.

Bunları şöyle sıralamak mümkün:

Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Hz. Muhammed (S.A.V.), Musa, İbrahim Halil, Ali, Bilâl, Eyyub, îdris, Mehdi, Boz Atlı Hızır, Seyyid Gazi, Sultan Murad, Sultan Süleyman, Yakup, Hallac-ı Mansur, Hacı Bektaş, Mahmut Bey, ismail Bey, Yu­suf, Mustafa, Bahri, Ömer, Sarı Haliloğlu, Rıdvan gibi...

“Beytullah'ı yapan İbrahim Halil
Kadir Mevlâm beni eyleme melil
Hakk 'ın birliğine o da bir delil
Sen de bilir misin vakt ü zamanı”

“Kız da der ki ben bir emlik kuzuyum
Anamın babamın iki gözüyüm
Şu dağlarda Mahmud Beğ'in kızıyım
Yiğit ister koldan kola sarmaya”

O diyardan bu diyara savuran sevda rüzgârıdır.
"Ak elleri deste deste güllü" kaç güzele gönül verdi acaba?
Hangileri uğruna düştü yollara? Hangi ateşlerle yandı kavruldu?
Karacaoğlan'ı diyar diyar gezdiren, yüreğine aşk korunu düşüren isimleri belirtmenin tam zamanı:
Hatçe, Ayşe, Eşe, Emine, Fadime, Elif, Esme, Zül-ha, Cennet, Meryem, Döne, Kamer, Şirin, Şerfe, Hürü... Bunların hepsine yüreği yandı mı, dahası var mı; belli değil!

“Elifi dersen de nazlıdır nazlı
Eşme'yi dersen de sırf ala gözlü
Söyletme Şerfe'yi bülbül avazlı
Söylüyor Zulha'nın dilleri güzel”

“El atıp dericek Hatçe'nin gülü
Can için sancak Eşe'nin beli
İkisi hempalı bir de döneli
Emine'm çok içti kandı pınara”
İnsanlar, hayvanlar ve tabiatın bütün unsurları, onca şehir, köy, kasaba hep sevdaları yaşamak ve dile getirmek için birer vasıta Karacaoğlan'a... Menekşeden sünbüle, turnadan cerene cins cins çiçek ve hayvan onun şiirlerinin vazgeçil­mez süsleridir.

Hayvanlar: Ördek, turaç, arı, doğan, sahan, kek­lik, ceren, bülbül, kuzu, koç, hümâ kuşu, üveyk, ahu, kuğu, at, turna, kurt, tazı gibi...
Çiçekler: Leylak, sünbül, gül, lâle, menekşe, ner­gis, karanfil gibi...

Sevda bahsini biraz genişletelim...
Karacaoğlan, memleketinin sarp kayalarına öyle her hayvanı yakıştırmaz.

Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Zaman gelir "çakır doğan"ı bile beğenmez, "şahan" gerek der.
Ondaki bütün yollar sevdaya çıktığından ve hayvanları da sevda yollarındaki güzelleri anlatmakta vasıta kıldığın­dan; "çölde gezen akça ceren" veya "kınalı kek­lik" misali güzelleri avlayabilmek için "şahan" ol­mak şarttır diye gerekçesini ortaya koyar:

“Benden selâm söylen Aydın iline
Top kara zülüflü mayalarına
Bizim ilde çakır doğan olamaz
Şahan gerek bu sarp kayalarına”

Aydın ili onun selâmını alıp gereğini ifa etti mi bilemeyiz ama Hümâ Kuşu gibi yüksek uçan gö­nüller, öyle her güzelin kalbini mekân kabul etmez.

En azından Karacaoğlan böyle söylüyor:

“Hûma kuşu gibi yüksek uçarsın
Pervaz vurup tercümanı geçersin
Binbir türlü dala konup göçersin
Gönül sana mekân bulduramadım”

Karacaoğlan'ın fikri böyle...
Onun hesabı her gü­zeli beğenmemek üzere görünüyor.
İşin bir de diğer tarafı var. Acaba; o, gönül dengini bulduğu kanaatine vardığında, gönlünü kapanın tavrı nasıl ola­cak?

Darbe yediği anlar var ki şöyle demiş:
“Kız senin elinden düştüm ben yasa
Çekindi bülbüller gelmedi tasa
Dönüp koyamadım altın kafese
Benim yârim öğrenmeden toy gitti”

Darbelerin sebepleri çeşitli. Bazen "yâr" yüz ver­memiş, bazen yârin babası katı çıkmış... Bakmış kavuşma imkânı yok; basmış feryadı Karacaoğlan:

“Karacaoğlan der ki çöktüm oturdum
Sağ yanımda yavru bazlar götürdüm
Gidip İstanbul'dan ferman getirdim
Herkesin sevdiği verilsin deyi”
Sevdasına karşılık vermeyen güzeli de suçlamayı ihmal etmez:
“Karac'oğlan der ki sıkıldı canım
Gelmiyor yanıma muhannet yârim
Ezel söz vermezsen n'olurdun zâlim
Yıkılmış gönlümü yapabildin mi?”



Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Suçlama ve sitemle yetinmeyen Karacaoğlan, yeri geldiğinde ve lüzum hissettiğinde esip-gürlemeyi de bilmiş... Güzeli; ceren, turna, kuğu, ceylan, turaç; kendisini şahin, kurt, doğan yerine sayarsa bu mümkün tabii:

“Ala gözlerini sevdiğim dilber
Şöyle güzellerin mâhı isen de
İndirirler seni yüksek havadan
Gözleri dumanlı kuğu isen de”

Karacaoğlan'ın sevdalarından söz ederken çiçek­leri unutmak olmaz. Ve onun sevdalarına en iyi tercüman "gül"dür. Sevda yollarında çile çektiren "ala gözlü" güzelleri güle benzetmeyi uygun gör­müş çoğunlukla...

“Ala gözlüm yıktın benim evimi
Eğlen şu diyarda kal diye diye
Viran ettin bahçem ile bağımı
Tomurcuk güllerim al diye diye”
Her çileye rağmen, yanakları kırmızı gülden farksız "goncaların" aşkıyla dolanmaktan cay­maz. Ozan arar da, gül mü bulunmaz! Bu defa "kömür gözlü"süne tutulur. Hem iyi niyetli görü­nen bir ihtarı var: Kıymetini bilene var gibiler­den...

“Yeni açmış has bahçenin gülüsün
Kömür gözlüm kıymatını bilene”
Kaşı kalem olmuş, lebi mürekkep; kiraz dudaklı, nar gibi yüzlü, ak beyaz üstüne kara gözlü... Selvi ayarınca boylu-poslu; bembeyaz tende elma yanak­lı; gözleri şemiş, yüzü kamer... Sürmeli gözlü, ince belli; sümbül saçında al karanfil taşıyan edalı, naz­lı...

Bu güzellerin hepsi mi Karacaoğlan'ın gönlüne misafir oldu; yoksa o, sadece kendisininkileri söze vurmakla yetinmedi de, şahit olduğu başkalarına ait sevdaların da mı sözcülüğünü üstlendi? Şair gönlü geniştir, her iki ihtimal de mümkün. Ama Karacaoğlan, kendi sevdalarını anlatır gibidir hep...

“Elma elma yanakları al gibi
Boyu uzar gider selvi dal gibi
Seherde açılan gonca gül gibi
Sandım kan damlamış karın üstüne”

En iyisi, çiçeklerin "gül'den gayrisini işin içine katmadan, gurbetin Karacaoğlan'ı nasıl etkilediğine geçelim.

Şiirlerinden ortaya çıkan; Karacaoğlan'ın sıladaki güzelden umduğunu bulamayınca "güzellerden sıdkım sıyrıldı gönül" diyerek ve "turaç"ı bile ötmekten vazgeçirmeye çalışarak yollara düştüğüdür.

Ülkeden ülkeye, şehirden şehre, dağdan dağa, ır­maktan ırmağa dolaşarak gurbetin yükünü taşımıştır..

Gurbet, onun sazını ve sözünü beslemiş ama o bundan tamamıyla memnun mu? Gurbetten şikâyetçi olmasa "Çeken bilir ayrılığın derdini" der miydi? Yalnızlıktan kurtulmak ve yüreğindeki yarayı tamir için, kendine hâlden anlar, gurbet gezmiş bir dost arar:

“Halden anlar isen haldaş olalım
Anasız babasız kardaş olalım
Gurbet gezdi isen yoldaş olalım
Ucu yâr zülfünde yol gerek bana”

Karacaoğlan'ın hedefi belli: Yollar ya yâre varacak (belki de yârin açtığı yarayı onaracak bir başka güzel çıkacak karşısına, buna da bir itirazı yok gi­bidir), ya da dur-durak bilmeyecek...
Araya giren mesafe ve zaman derdine derman olmamış olsa gerek; çünkü "bahar olup yayla yolu açılınca" aklına, "kara çalısı bile gül" kendi iline gitmek düşmüş.
Gurbet ellerde nazını çekecek birisi var mı? Yok! Böyle bir durumda ananın-babanın kötü sözleri bile aranır artık:

“Şahı sensin dilberlerin emesi
Gözüne görünmez dünya var
Şimdi bizim ilin karaçalısı
Gül oldu gidelim bizim illere”

Gurbette koçyiğidin kıymeti bilinmez.
Yârden ayırana intizar etmekle ömür tükenmez.
Hep seher yelinden medet umarak yaşanır mı?

“Seyyah oldum gezdim gurbet illeri
Kâr etti başıma yeter ayrılık
Söyleyeyim başa gelen halleri
Ölümden çok çektim beter ayrılık”

Güzel sevmekten ötesi yok mu?


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Karacaoğlan inançtan yoksun değildi.
Başı dara düştükçe Allah’tan medet umdu.
Dünya dertlerini bir tarafa bırakıp Rabbine sığındığı vakitlerde dünya malının göze görünemeyecek derecede kıymetsiz olduğunu fikrindedir.
Asıl felâketin cehennem ateşinde yanmak olacağı inancıyla yakarır:

“Kadir Mevlâm senden bir dileğim var
Muhannes kuluna muhtaç eyleme
Cennet-i âlâyı nasib et bana
Sırat köprüsünden yolum bağlama”

İnsanoğlu, nefsini kolay kolay bir tarafa atamı­yor. Bu mesele Karacaoğlan için de geçerli.

Rabbine imandan ayırmaması için dua ederken peşinden bir dileğini daha söyler: Yârdan ayrılmamak!

“Medet medet âlemleri yaratan
Yâri benden ben'imandan ayırma
On sekiz bin âlemleri var eden
Yâri benden ben'imandan ayırma”

Bunu fazla garipsememeli. Karacaoğlan’dan Yunus Emre davranışı beklenemez. Karacaoğlan, ortalar­da bir yerde gözüküyor, Karacaoğlan’ın şiirlerinde, dünyanın maddî lezzetlerine ait tutkular açıkça hissedilir.
Dünya tutkularının bütün ağırlığıyla yüklenme­sine rağmen inançlı bir kişi olan Karacaoğlan, insanları uyarmaktan da geri kalmamış:

“Cennet cehennemi yoktur diyenler
İl hakkını alıp haksız yiyenler
Al yeşil konaktan hük'm eyleyenler
Dur bakalım canım beğler kalır mı”

“Ustası yapıyı tersine yapar
Esnaflar işine hileler katar
Zamane kadısı altına tapar
Doğru hak şeriat sürülmez oldu”

“Şimdiki beylerin sazı çalınmaz
Az rüşvet versem o da alınmaz
Boynumuza farzdır beş vakit namaz
Tanrı'nın namazı kılınmaz oldu”


Dilinin ustası bir ozandır.

Karacaoğlan, Türkçeyi büyük bir ustalıkla kullan­mıştır.
Halk tarafından sevilip kabullenilmesindeki sebep­lerden birisi dili, diğeri söyleyiş tekniğindeki bütünlüktür. Günümüze gelen şiirleri onun okuma yazma bildiğine, belli bir eğitim gördüğüne delil olarak kabul edilmiştir.


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Karaer;

içinden çıktığı Türkmen oymaklarının geleneklerine ve göreneklerine, hayat tarzına sıkı sıkıya bağlı ozanımızın, söyleyeceklerini süs gösteriş merakından uzak, en kısa ve en kestirme yoldan, sade ve açık bir dille, konuşma rahatlığı içinde söylediğini belirtir.

Makal ise Karacaoğlan'ın pürüzsüz Türkçesine ve halk dilini kullanışına dikkat çeker.

Cunbur; Karacaoğlan’ın süsten uzak, akıcı, rahat ve açık söyleyişi sayesinde şiirlerinin yüzyılların yıpratıcılığından korunduğunu ifade eder.

Öteki halk şairleri gibi Karacoğlan’ın da şiirlerinde kendi yö­resinin dilini kullandığını belirten Köklügiller’e göre, diğerlerinden farkı bu dili kullanmaktaki çok yüksek başarısıdır.

Yine Köklügiller’e göre Karacoğlan'ın şiirleri; yabancı etkilere kapalı, bağımsız ve sade halk dilinin en güzel örneklerini oluştururlar. Karacaoğlan’ın bu söyleyişinin hoş, tatlı ve sade olduğunu Karaca oğlan isimli kitapçıkta ifade eden Şevket Rado’ya göre, aşk şiirleri söylemiş halk şairlerinin en ustası anadilini şaşılacak bir rahatlıkla söyleyen Karacaoğlan’dır.

Onun deyişleri (koşma, varsağı, semaî, destan, türkü) Türk dilinin ve kültürünün o çağdaki zenginliğini gösterir. Şiirlerindeki kelime ve de­yimler, zamanımızda yaşayanı ve unutulmuşuyla kültürümüzle aramızda köprü görevi üstlenmiştir.

Sadece onun şiirleri tek örnek olarak incelense bile; yaşadığı zamanın insanları, coğrafyası, milletleri; hayat tarzı, giyimleri, yiyecekleri, tabiat örtüsü, canlı ve cansız varlıkların isimleri gibi merak edilen birçok konuda günümüze tatmin edici bilgiyi ulaş­tırmaya yeter.

Aşağıdaki kelimelerle Karacaoğlan'ın şiirlerinde karşılaşırız:
Hazeli, mestane, göçücek, santur, keleş, kıcıh, temren, hazere, kavil, berkçe, kelli, muhannet, mertebe, soyha, terevi, elvan, menzil, kamalak, masala, tor, koyak, turab, kursaksız, merdine, hal­hal, sabak, melhem, göbelek.

Bunlar da Karacaoğlan’dan:
Hercai dilber, kutnu zubun, zülâl dudaklar, es-sah sözüm, ışılaşır gider, göve] ördek, ok imiş kirpi­ği, rahvarh tatar, ibrişim görümcek, ilâzım değil, lâl'ü mercan, melil melil, uğrun uğrun, hayfımı alı­rım, meles gömlek, yüzünün şulesi, arap atı, çuha şalvar, şıvgacık dal, ikrar verdi, püskürtme benli, eğlim eğlim.

Görkemlidir Karacaoğlan’ın mısraları:


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

“Uğrun uğrun aşinalık ederken”,
“Sağ gözden sol göze fayda yoğ imiş”,
“Başı al valalı sürmeli gelin”,
“Alaz alaz olmuş dağların karı”,
“Rûz u şeb hayâli iki gözümde”,
“Kurt yiyip de çürüyesin dişinen”,
“Kadan alsın güzellerin hepisi”,
“Gözlerin şemiştir, gün yüzün kamer”,
“Meyvanın iyisin ayılar yermiş”,
“Atın eşkini de yiğidin kıvı”,
“Orda eser bâd-ı sabâ yelleri”,
“Muhannetin köprüsün­den geçerken”,
“Bozulmuş bağlara döndün mü gönül”.

Karacaoğlan'a beyitleriyle veda edelim:
“Alma yanak kiraz dudak diş sedef
İspir ala gözler mil ile oynar”

“Dostun bağına gidip derdiğim
Lâle midir sünbül müdür gül müdür”

“Yüce dağ başında sığınlar gezer
Derindir göllerin bahriler yüzer”

“Güzel sever diye isnat ederler
Benim Hak'tan özge sevdiğim mi var”

“Telli marhamasın atmış başına
Başı hırızmalı cepkenli kızlar”



Erdal Noyan, Karacaoğlan’ı ne güzel anlattı…


Kaynak: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
____________________________________

Karacaoğlan


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Türk halk şairi.Etkileyici bir dil ve duygu evreni kurduğu şiirleriyle Türk halk şiiri geleneğinde çığır açmıştır.1606'da doğduğu,1679'da ya da 1689'da öldüğü sanılmaktadır.Yaşamı üstüne kesin bilgi yoktur.Bugüne değin yapılan inceleme ve araştırmalara göre 17.yy'da yaşamıştır.Nereli olduğu üstüne değişik görüşler öne sürülmüştür.

Bazıları Kozan Dağı yakınındaki Bahçe ilçesinin Varsak (Farsak) köyünde doğduğunu söylerler.Gaziantep'in Barak Türkmenleri de,Kilis'in Musabeyli bucağında yaşayan Çavuşlu Türkmenleri de onu kendi aşiretlerinden sayarlar.Bir başka söylentiye göre Kozan'a bağlı Feke ilçesinin Gökçe köyündendir.

Batı Anadolu'da yaşayan Karakeçili aşireti onu kendinden sayar.Mersin'in Silifke,Mut,Gülnar ilçelerinin köylerinde, o yöreden olduğu ileri sürülür.Bir menkıbeye göre de Belgradlı olduğu söylenir.Bu kaynaklardan ve şiirlerinden edinilen bilgilerden çıkarılan, onun Çukurova'da doğup,yörenin Türkmen aşiretleri arasında yaşadığıdır.

Adı bazı kaynaklarda Simayil,kendi şiirlerinden bazısında ise Halil ve Hasan olarak geçer.Akşehirli Hoca Hamdi Efendi'nin anılarına göre Karacaoğlan yetim büyüdü.Çirkin bir kızla evlendirilmek,babası gibi ömür boyu askere alınmak korkusu ve o sıralarda Çukurova'da derebeyi olan Kazanoğulları ile arasının açılması sonucu genç yaşta gurbete çıktı.

İki kız kardeşini de yanında götürdüğünü,Bursa'ya,hatta İstanbul'a gittiğini belirten şiirleri vardır.Yine bu şiirlerinden anlaşıldığına göre,Bursa'da ev bark sahibi oldu,evlat acısı gördü.Anadolu'nun çeşitli illerini gezdiği,Rumeli'ye geçtiği,Mısır ve Trablus'a gittiği de sanılıyor.Yaşamının büyük bir bölümünü Çukurova,Maraş,Gaziantep yörelerinde geçirdi.

Doğum yeri gibi,ölüm yeri de kesin olarak bilinmemektedir.Şiirlerinden, çok uzun yaşadığı anlaşılmaktadır.Hoca Hamdi Efendi'nin anılarına göre Maraş'taki Cezel Yaylası'nda doksan altı yaşında ölmüştür.En son bulgulara göre ise mezarının İçel'in Mut ilçesinin Çukur köyündeki Karacaoğlan Tepesi denilen yerde olduğu sanılmaktadır.

Karacaoğlan Osmanlı Devleti'nin iktisadi bunalımlar ve iç karışıklıklar içinde bulunduğu bir çağda yaşamıştır.Şiirinin kaynağını, doğup büyüdüğü göçebe toplumunun gelenekleri ve içinde yaşadığı,yurt edindiği doğa oluşturur.

Güneydoğu Anadolu,Çukurova,Toroslar ve Gavurdağları yörelerinde yaşayan Türkmen aşiretlerinin yaşayış, duyuş ve düşünüş özellikleri, onun kişiliği ile birleşerek âşık edebiyatına yepyeni bir söyleyiş getirir.Anadolu halkının 17.yy'da çektiği acılar,göçebe yaşantısının yoklukları,çileleri,çaresizlikleri,şiirinde yer almaz.


Şiirlerindeki insana dönüklüğünün özünde belirgin olan tema doğa ve aşktır.Ayrılık,gurbet,sıla özlemi,ölüm ise şiirinin bu bütünselliği içinde beliren başka temalardır.Duygulanışlarını gerçekçi biçimde dile getirir.Düşündüklerini açık,anlaşılır bir dille ortaya koyar.Acı,ayrılık,ölüm temalarını işlediği şiirlerinde de bu özelliği göze çarpar.

Düşten çok gerçeğe yaslanır.Çıkış noktası yaşanmışlıktır.Ona göre, kişi yaşadığı sürece yaşamdan alabileceklerini almalı, gönlünü dilediğince eğlendirmelidir.Yaşama sevincinin kaynağı güzele,sevgiliye ve doğaya olan tutkunluğudur.Güzelleri,yiğitleri över,dert ortağı bildiği dağlara seslenir.Lirik söyleyişinin özünde, halkının duyuş ve düşünüş özellikleri görülür.

Göçebe yaşamının vazgeçilmez bir parçası olan doğa, onun şirinin başlıca temalarından biridir.Yaşadığı, gezip gördüğü yörelerin doğasını görkemli bir biçimde dile getirir.Dost,kardeş bildiği,sevgilisiyle eş gördüğü,iç içe yaşadığı bu doğa,onun için sadece bir mekan olmaktan ötedir.Şiirinin başka önemli bir teması olan aşkın varoluşu,doğadaki benzetmelerle güzelleşir.Onunla yaşanan sevinç,onun getirdiği acı doğa ile paylaşılır.Sevgili, şiirinde doğanın ayrılmaz bir parçasıdır.

Şiirlerinde yer yer sıla özlemi ve ölüm temasına da rastlanır.Sevdiğinden, ilinden, obasından ayrı düşüşü özlemle dile getirir,yakınır.Ölüm de, ayrılık ve yoksullukla eş tuttuğu bir derttir.

Doğa temasının yanı sıra şirinin asıl odak noktasını oluşturan aşk/sevgili kavramını,âşık şiirinin geleneksel kalıpları dışında bir söyleyişle ele alır.Onun için sevgili, düşlenen, bin bir hayal ile var edilen,ulaşılmazlığın umutsuzluğuyla adına türküler yakılan bir varlık değildir;doğa ve insan ilişkileri içindedir. Onu, yaşamdan ve bu ilişkilerden soyutlamadan verir.

İlk kez onun şiirinde sevgililerin adları söylenir:Elif,Anşa,Zeynep,Hürü,Döndü,Döne,Esma,Emi ne,Hatice...Karacaoğlan bunların kimine bir pınar başında su doldururken,kimine helkeleri omzunda suya giderken,kimine de yayık yayıp halı dokurken görüp vurulmuştur.Gönlü bir güzel ile eylenmez,bir kişiye bağlanmaz.Uçarılık,onun duygu dünyasının şiirsel söyleyişine yansıyan en belirgin yanıdır.

Erotizm, şiirine sevmek ve sevişmek olgusuyla yansır.Kanlı-canlı sevgili,cinsellik motifleriyle daha da belirginleşir,şiirinde etkileyici bir biçimde yer eder.Onun sevgiye ve kadına bakış açısı,âşık şiirine yenilik getirir ve bu gelenek içinde etkileyici bir özellik taşır.Tanrı kavramı ve din teması şiirinde önemlice bir yer tutmasa bile,bu konudaki yaklaşımıyla da kendi şiir geleneğine yine değişik bir bakış açısı getirmiş ve sonraki kuşaklar üzerinde etkileyici yönlendirici olmuştur.

Karacaoğlan yaşadığı çağda yetişmiş başka saz şairlerinin tersine, dil ve ölçü bakımından Divan Edebiyatı'nın etkisinden uzak kalmıştır.Güneydoğu Anadolu insanının o çağdaki günlük konuşma diliyle yazmıştır.

Kullandığı Arapça ve Farsça sözcüklerin sayısı azdır.Yöresel sözcükleri ise yoğun bir biçimde kullanır.Deyimler ve benzetmelerle halk şiirinde kendine özgü bir şiir evreni kurmuştur.Bu da onun şiirine ayrı bir renk katar.Bu sözcüklerin bir çoğunu halk dilinde yaşayan biçimiyle,söylenişlerini bozarak ya da anlamlarını değiştirerek kullanır.

Karacaoğlan,halk şiirinin geleneksel yarım uyak düzenini ve yer yer de redifi kullanmıştır.Hece ölçüsünün 11'li (6+5) ve 8'li (4+4) kalıplarıyla yazmıştır.Bazı şiirlerinde ölçü uygunluğunu sağlamak için hece düşmelerine başvurduğu da görülür.Mecaz ve mazmûnlara çokca başvurması,söyleyişini etkili kılan önemli öğelerdir.

Şiirsel söyleyişinin önemli bir özelliği de,halk şiiri türü olan mani söylemeye yakın oluşudur.Koşmalar, semailer, varsağılar ve türküler şiirleri arasında önemlice yer tutar.Bunların her birinde açık, anlaşılır bir biçimde, içli ve özlü bir söyleyiş birliği kurmuştur.

Pir Sultan Abdal,Âşık Garip, Köroğlu,Öksüz Dede,Kul Mehmet'ten etkilenmiş,şiirleriyle Âşık Ömer,Âşık Hasan,Âşık İsmail,Katibî,Kuloğlu,Gevheri gibi çağdaşı şairleri olduğu kadar 18.yy ve şairlerinden Dadaloğlu,Gündeşlioğlu,Beyoğlu,Deliboran'ı, 19.yy şairlerinden de Bayburtlu Zihni,Dertli,Seyranî, Zileli Talibî,Ruhsatî,Şem'î ve Yeşilabdal'ı etkilemiştir.

Daha sonra da gerek Meşrutiyet, gerek Cumhuriyet dönemlerinde, halk edebiyatı geleneğinden yararlanan şairlerden R.T. Bölükbaşı,F.N. Çamlıbel,K.B. Çağlar,A.K. Tecer ve C. Külebi,Karacaoğlan'dan esinlenmişlerdir.Şiirleri 1920'den beri araştırılan, derlenip yayımlanan Karacaoğlan'ın bugüne değin, yazılı kaynaklara beş yüzün üzerinde şiiri geçmiştir.

Vara vara vardım ol kara taşa
Hasret ettin beni kavim kardaşa
Sebep ne gözden akan kanlı yaşa
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm

Nice sultanları tahttan indirdi
Nicesinin gül benzini soldurdu
Nicelerin gelmez yola gönderdi
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm

Karac'oğlan der ki kondum göçülmez
Acıdır ecel şerbeti içilmez
Üç derdim var birbirinden seçilmez
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm

(Karacaoğlan)


Üryan geldim gene üryan giderim
Ölmemeye elde fermanım mı var
Azrail gelmiş de can talep eyler
Benim can vermeye dermanım mı var

Dirilirler dirilirler gelirler
Huzur-ı mahşerde divan dururlar
Harami var diye korku verirler
Benim ipek yüklü kervanım mı var

Er isen erliğin meydana getir
Kadir Mevlâ'm noksanımı sen yetir
Bana derler gam yükünü sen götür
Benim yük götürür dermanım mı var

Karac'oğlan der ki ismim öğerler
Ağı oldu yediğimiz şekerler
Güzel sever diye isnad ederler
Benim Hakk'dan özge sevdiğim mi var...

Karacaoğlan


Kaynak:Kültür Bakanlığı


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Hasan Dağı çatal matal
Arasında güller biter
Bir yar sevdim bana yeter
İki seven del'olmaz mı

Hasan Dağı Hasan Dağı
Senden yüce dağ olmaz mı
Seni yaylayan güzelin
Al yanağı bal olmaz mı

Şu karşı beyaz damlar
Hani sana giren canlar
Sevip sevip ayrılanlar
Yanıp yanıp kül olmaz mı

Hasan Dağı'nın yılanı
Akar dolanı dolanı
Küçücükten bir yar sevsem
Sarsam belini olmaz mı...

Şair Karacaoğlan


Elif

İncecikten bir kar yağar,
Tozar Elif, Elif deyi...
Deli gönül abdal olmuş,
Gezer Elif, Elif deyi...
Elif’in uğru nakışlı,
Yavrı balaban bakışlı,
Yayla çiçeği kokuşlu,
Kokar Elif, Elif deyi...
Elif kaşlarını çatar,
Gamzesi sineme batar.
Ak elleri kalem tutar,
Yazar Elif, Elif deyi...
Evlerinin önü çardak,
Elif'in elinde bardak,
Sanki yeşil başlı ördek
Yüzer Elif, Elif deyi...
Karac'oğlan eğmelerin,
Gönül sevmez değmelerin,
İliklemiş düğmelerin,
Çözer Elif, Elif deyi...

Şair Karacaoğlan

_______________________________

“Karacaoğlan” Dünya Prömiyeri Antalya’da Gerçekleşecek
«28 Nisan 2010»

Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Etkileyici bir dil ve duygu evreni kurduğu şiirleriyle Türk halk şiiri geleneğinde çığır açan Karacaoğlan’ı konu alan Karacaoğlan Operası dünya prömiyerini Antalya’da gerçekleşecek.
17′nci yüzyılda yaşadığı sanılan göçebe Türkmen obalarında yetişti Karacaoğlan şiirlerindeki insana dönüklüğünün özünde belirgin olan tema doğa ve aşktır.
Ayrılık, gurbet, sıla özlemi, ölüm ise şiirinin bu bütünselliği içinde beliren başka temalardır. Duygulanışlarını gerçekçi biçimde dile getirir. Düşündüklerini açık, anlaşılır bir dille ortaya koyar. Acı, ayrılık, ölüm temalarını işlediği şiirlerinde de bu özelliği göze çarpar. Düşten çok gerçeğe yaslanır. Çıkış noktası yaşanmışlıktır. Ona göre, kişi yaşadığı sürece yaşamdan alabileceklerini almalı, gönlünü dilediğince eğlendirmelidir. Yaşama sevincinin kaynağı güzele, sevgiliye ve doğaya olan tutkunluğudur.


Kaynak: Opera Türkiye & OperaTube


Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Alt 01 Aralık 2010, 19:12   #2
Çevrimdışı
Cevap: Halk Ozanı, KaracaoğLan'ın Hayatı + ŞiirLeri.




“Şahı sensin dilberlerin emesi
Gözüne görünmez dünya var

Şimdi bizim ilin karaçalısı
Gül oldu gidelim bizim illere”

Ne güzel anlatım olmuş:
Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

  Alıntı ile Cevapla

Alt 06 Eylül 2011, 09:59   #3
Çevrimdışı
Cevap: Halk Ozanı, KaracaoğLan'ın Hayatı + ŞiirLeri.





Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.


Çıkıp Yücesine Seyran Eyledim

Çıkıp yücesine seyran eyledim
Gördüm ak kuğulu göller perişan
Bir firkat geldi de durdum ağladım
Öpüp kokladığım güller perişan

Hayal hayal oldu karşımda dağlar
Eşinden ayrılan ah çeker ağlar
Dökülmüş yapraklar bozulmuş bağlar
Bülbülün konduğu dallar perişan

Yıkılmış dilberin mamur illeri
Susmuş bülbüllerin her dem dilleri
Dağılmış sümbülü solmuş gülleri
Yüzüne dökülmüş teller perişan

Karac'oğlan der ki top avlamadım
Arap ata binip boyalatamadım
Küstürdüm dilberi hoylatamadım
Dilberi küstüren diller perişan

Karacaoğlan

  Alıntı ile Cevapla

Alt 06 Eylül 2011, 10:04   #4
Çevrimdışı
Cevap: Halk Ozanı, KaracaoğLan'ın Hayatı + ŞiirLeri.





Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Bana Kara Diyen Dilber

Bana "kara" diyen dilber
Gözlerin kara değil mi
Yüzünü sevdiren gelin
Kaşların kara değil mi

Boyun uzun belin ince
Yanakların olmuş konca
Salıverirsin kolunca
Beliğin ince değil mi

Utanırım akar terim
Güzellikte yok benzerin
En sevgili makbul yerin
Saçların kara değil mi

Beni "kara" diye yerme
Mevlam yaratmış hor görme
Ala göze siyah sürme
Çekilir kara değil mi

Hind'den Yemen'den çekilir
Gelir Bağdad'a dökülür
Türlü taama ekilir
Biber de kara değil mi

Göllere konan kuğunun
Kanadı beyaz çoğunun
Çöldeki Arap beyinin
Çadırı kara değil mi

İller de konup göçerler
Lale sümbül biçerler
Ağalar beyler içerler
Kahve de kara değil mi

Evlerinde sular akar
Güzelleri göze bakar
Hublar yanağına sokar
Sümbül de kara değil mi

Karac'oğlan der maşallah
Bir gün görürüm inşallah
Kara donludur Beytullah
Örtüsü kara değil mi..

Karacaoğlan

  Alıntı ile Cevapla

Alt 06 Eylül 2011, 10:10   #5
Çevrimdışı
Cevap: Halk Ozanı, KaracaoğLan'ın Hayatı + ŞiirLeri.




Hicbir zaman varlığını yitirmeyecek, nesilden nesile, dilden dile sürekli; isimleri olsun, şiirleri olsun hep hafızalarda kalacak büyük üstâdlar..

Paylaşım için tşkler..

  Alıntı ile Cevapla

Alt 27 Eylül 2011, 05:34   #6
Çevrimdışı
Cevap: Halk Ozanı, KaracaoğLan'ın Hayatı + ŞiirLeri.





Bu forumdaki linkleri ve resimleri görebilmek için en az 25 mesajınız olması gerekir.

Bülbül Ne Yatarsın Bahar Erişti

Bülbül ne yatarsın bahar erişti
Ulu sular göl olduğu zamandır
Kat kat oldu gül yaprağa karıştı
Gene bülbül kul olduğu zamandır

Gene bahar oldu açıldı güller
Figana başladı gene bülbüller
Başka bir hal olup açtı sümbüller
Aşıkların del'olduğu zamandır

Gene bülbül bilir gülün halinden
Yeter deli oldum yarin elinden
Aşık aşıp gelir yaya belinden
Yardan bize gel olduğu zamandır

Gene geldi türlü baharlar bağlar
Bülbül figan edip kamuyu dağlar
Türlü çiçeklerle bezenmiş dağlar
Ulu dağlar yol olduğu zamandır

Karac'oğlan der ki geçti çağlarım
Meyve vermez oldu gönül bağlarım
Aklıma geldikçe durmaz ağlarım
Gözüm yaşı sel olduğu zamandır


Şair Karacaoğlan

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

  Alıntı ile Cevapla

Cevapla

Etiketler
halk, karacaoğlanın, ozanı, Şiirleri

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Adana Kozan Karacaoğlan İlçe Halk Kütüphanesi Adresi Nedir? Desmont Akdeniz Bölgesi 0 10 Kasım 2014 17:08
Aşık Hüdai (Sabri Orak) Hayatı ve Şiirleri Violent Halk Ozanlarımız 0 08 Nisan 2012 22:18
Ardahan Halk Ozanları ve Şiirleri Sim Doğu Anadolu Bölgesi 0 31 Ağustos 2011 19:08
Halk Ozanı, Dadaloğlu'un Hayatı + ŞiirLeri.. Sevda Halk Ozanlarımız 0 18 Şubat 2011 05:39
Halk ozanı Neşet Ertaş, sahnelere veda ediyor.. AngeLus Haber Arşivi 0 11 Kasım 2009 11:52