IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 02 Mayıs 2011, 15:41   #1
Çevrimdışı
Erzurumlu Aşık Emrah


sohbet


Çağrışır bülbüller gelmiyor bağban
Hoyrat dost bağından gül aldı gitti
Yüz bin mihnet çektim bir bağ bezettim
Yari ben besledim el aldı gitti

Nazlı yardan kem haberler geliyor
Dostlarım ağlıyor düşmanlar gülüyor
Dediler ki sefil Emrah ölüyor
Kimi kazma kürek bel aldı gitti


Elli yaşından fazla yaşadığını söylüyor; halk rivayetleride yaşını yetmiş beşten aşağı düşürmüyor.
0 halde bizim bulduğumuz kitabeye göre 1271 m.1854'de öldüğü düşünülürse 1191-1196 m.1781-1786 yılları arasında doğduğunu kabul etmek gerekirse de, on sekizinci asrın son yılları içinde doğduğdunu sölyemek daha doğru olur.
Emrah saz şairleri hakkında duyduğu hikayelerin etkisi altında büyür. Bu sebeple seyahat etme arzusuna kapılır. Küçük yaşta köyünden ayrılır ve medrese eğitimi için Erzurum' a gelir.

Kelamın fehm eylesinler bu müseddesten
Bu feyz-i almışım Emrah bir şeh-i mukaddesten

diyen Emrah, Nakşibendi Tarikatının Halidiye kolunu kuran Şeyh Halid'e bağlanarak, onun fikir ve telkinlerinden de feyz alır. Arapça ve Farsça sözcükleri, deyimleri öğrenmeye çabalar, aruz veznindeki ses dalgalanmalarını sezinler gibi olur. Fakat medresenin kasvetli ve esrarlı havasına daha fazla dayanamayarak köyüne geri döner. Köyünün kendisine yabancı geldiği hissine kapılarak, deve tüyü rengi abası, beyaz keçeden külahını çevreleyen ince sarığıyla yollara düşer. Bayburt ve Gümüşhane'ye uğrayarak Kop üzerinden Trabzon'a varır. Pazar kapısındaki azlumoğlu'nun kahvesinde saz çalıp yöre halkının gönlünde yer etmiştir. Değimendere taraflarında bir gezisinde Güleser isminde bir çingene kızına aşık olur. Fakat anne ve babası kızları Güleser'i saz çalıp türk'ü söyleyen sefil bir dervişe vermek istemezler. Bu yüzden oradan ayrılırlar. Aşık olduğu kızm izini kaybeden Emrah Trabzon'da kalmak için bir nedeni olmadığını düşünerek oradan ayrılır, köyüne geri döner.

"Kastamonu'da cıkan Açık Söz gazetesinde Arif Efendizade Ziyaddin Efendi'nin Emrah hakkındaki bir yazısına göre: Emrah hicri 1253 m. 1837-1838 senesinde Kastamonu'ya gelir."

Kastamonu'nun zenginlerinden Alişan Bey adında bir zatın himayesine girer ve Alişan Bey'in yardımları ile aşk gücü olmaksızm bir evlilik yapar.

Emrah Alişan Bey'e ölümünden sonra:

Bir zaman bu bezmden çok Alişanlar var idi
Çok şecaat sahibi sahip-kıranlar var idi
Böyle virane değildi gördüğüm gülzarlar
Bunda aaayin-haneler aıı mekanlar var idi
Kanda kalmış bilmezem bu gülşenin ranalan
Nice servi kad1iler nevres ci vanlar var idi

mısralarıyla sevgi ve bağlılığını dile getimiştir. Alişan Beyin ölümünden sonra yanıp yıkılan Emrah, artık Kastamonu'da durmaz ve yollara düşer. Konya ve Niğde civarlarında dolaştıktan sonra Sivas'a ulaşır.

"Gelmeseydim keşki sağlık ile Sivas'a ben" diye şikayet etse de Sivas'ta uzun süre Bengiler de Saatçıoğlu Hanesi'nde kalarak, havuzlu kahvede Sivas'lıIarın gönlünde taht kurar. Bu şehirde Mahi isminde genç bir dula gönlünü kaptırır. Yörenin hatırı sayılır kişilerinden Hacı Ali Bey sayesinde Mahi Hanımla evlenir.


Uzun yıllar mutlu bir yaşam sürerler. Mahi Hanım'ın ölümü Emrah'ı Sivas'tan ayrılmaya mecbur kılar.

Bize gam yutturdu sahha-yı hicran
Bilmem bu avrılık gider mi böyle
Ben mi tedbirimde eyledim noksan
Yoksa tecella-yı kader mi böyle

diyerek Sivas'tan ayrılır Tokat Niksar'a gelir.

Niksar'da da Acın Kız denen yaşlı bir kadınla evlenir ve ömrünün sonuna kadar Niksar' da kalır. Erzurumlu Emrah'ın doğum tarihinde olduğu gibi ölüm tarihinde de bir takım ihtilaflarla karşılaşıyoruz.

Niksar'da Karşıbağ Mahallesi Tekke Bayır'ında kabristanın başında bulunan ve Tokat ulemasından Abdurrahman Hıfzı Efendi'nin yazdığı kitabeye göre 1271 m.185-1855 yılında öldüğünü anlıyoruz.

Ahseaaaaah şemme-i hayrül-vera
Rahm-ı aşkta eylemiş canın feda
Fakr-ı fahriden giyinmiş hırkayı
Hem muhibb-i zümre-i Al-i aba
Levha-i kalbinde hikmet çeşmesi
Meb'edip dil teşneler eyler seka
AIem-i gayb'el-guyubun nağmesin
Ruh-i akdesten okur Davut-eda
Şair-i Rum idi gerçi ol edip
Şark ile garba okudu essela
Gel tavaf et Hıfzı ruh-i Kabe'yi
İşte kabr-i hazret-i (Emrah baba)
1271 m. 1854-1855

Buna rağmen EmJ-ah'ın Çaııkırılı Şair Sabri'nin ölümü için söylediği ve :

Ey gelen bu aşık-ı dildade kabristanına
Oku birkaç fatiha, bahşet o zatın canına

beyti ile başlayan vefat tarihini bildiren son beyt :

Ben de cevher kilk ile Emrah'ı (Sabri) tarihin
Ruhu şad olsun deyü yazdım felek divanına

olup hicri 1277 m.186O-1861 tarini göstermektedir.



Bu hale göre Emrah 1277 m.1860-1861'de sağdır. Bu vesika kitabedeki (l271) m.1854-1855 tarihinin yanlışlını ve ölümünden hayli sonra yazıldığı iddiasını doğrulamaktadır .



Vahit Lütfü'nün (Yeni Türk. İst. 1938 c.6,sayı 6ı,s.ı291-ı296) de Emrah'ın kitabesini yazanın Tokatlı olmayıp Köprülü Şair Hıfzı olduğunu iddia eden makalesinden anlaşıldığına göre bu Hıfzi'da XX. asır başlarında sağdır. Birçok yerler gezen Köprülülü Hıfzi, belki de Halil Rami Efendi' nin Niksar' da bulunduğu sırada Oraya gelmiş ve kitabeyi yazmış olabilir. Böyle de olsa kitabenin Emrah'ın ölümünden çok sonra yazıldığını. bununla beraber yine 1271 m.1854-1855 tarihinin yanlış olduğunu ispat eder.

Böylece halk rivayetlerine dayanarak yazılan kitabedeki tarihin yanlış olabileceğini belirttikten sonra Emrah'ın asıl ölüm tarihini verelim. Şimdiye kadar hiç bir yazarın dikkatini çekmeyen aşağıdaki vesika Ahmet Talat Bey'in ''Halk Şiirinin Şekil ve Nevi. İst. 1926. s.93" ve "Tokatlı Aşık Nuri Çankırı 1933. s.183" kitaplarından çıkmıştır.


Fakat araştırıcılar Emrah ile aynı dönemde yaşamış olan halk ozanlarının ve çıraklarının eserlerinden faydalanmayı düşünmemişlerdir. Halbuki Emrah'a kuvvet*le bağlı olan çırağı Tokatlı Nuri'nin ustasına muhakkak bir tarih düşürmesi gerekirdi. Klasik Edebiyata ustasından daha çok vakıf olan Nuri
için bu imkansız değildi.

Keşfoldu bahar-ı çimenistan-ı nezaket

Gösterdi yine gülşene gül bu-yi letafet
Baştan başa dünyayı sürur aldı temamet
Erdikte cihan bağına ezhar-beşaret
Aldı dil-i bülbülleri bir nale-i hasret
Bilmem ne alamettir eya serv-i kaamet
Matlalı ve yedi bentli müseddes baharivesinin son bendinde :


Çağrışır bülbüller gelmiyor bağban

Çağrışır bülbüller gelmiyor bağban
Hoyrat dost bağından gül aldı gitti
Yüz bin mihnet çektim bir bağ bezettim
Yari ben besledim el aldı gitti

Nice mihnet çektim bin daha gerek
Hayli ômür ister bir daha görek
Nazlı yarim aldı o kanlı felek
Aktı gözüm yaşı sel oldu gitti.

Nazlı yardan kem haberler geliyor
Dostlarım ağlıyor düşmanlar gülüyor
Dediler ki sefil Emrah ölüyor
Kimi kazma kürek bel aldı gitti


Aşık Emrah


Dedim dilber didelerin ıslanmış
Dedi çok ağladım sel yarasıdır
Dedim dilber ak gerdanın dişlenmiş
Dedi zülfüm değdi tel yarasıdır

Dedim dilber sana yazılmış kanım
Dedi niçün böyle edesin sultanım
Dedim teşne vermiş ince miyanın
Dedi ben sarıldım kol yarasıdır


Dedim seni saran serini vermiş
Dedi beni saran murada ermiş
Dedim peri yanaklarının kızarmış
Dedi çiçek sokdum gül yarasıdır

Dedim dilber Emrah aklımı aldın
Dedi sevdiğine pişman mı oldun
Dedim dilber niçin sarardın soldun
Dedi hep çekdiğim dil yarasıdır.


..........................................

GÖNÜL GURBET
ELE ÇIKMA

Gönül gurbet ele çıkma
Ya gelinir ya gelinmez
Her dilbere meyil verme
Ya sevilir ya sevilmez.

Yöğrüktür bizim atımız
Yardan atlattı zatımız
Gurbet ilde kıymatımız
Ya bilinir ya bilinmez.

Bahçemizde nar ağacı
Kimi tatlı kimi acı
Gönüldeki dert ilacı
Ya bulunur ya bulunmaz.

Deryalarda olur bahri
Doldur ver içem zehri
Sunam gurbet elin kahrı
Ya çekilir ya çekilmez.

Emrah der ki düştüm dile
Bülbül figan eder güle
Güzel sevmek bir sarp kale
Ya alınır ya alınmaz.

................................

TUTAM YÂR
ELİNDEN TUTAM

Tutam yâr elinden tutam
Çıkam dağlara dağlara
Olam bir yaralı bülbül
İnem bağlara bağlara

Birin bilir birin bilmez
Bu dünya kimseye kalmaz
Yâr ismini desem olmaz
Düşer dillere dillere.

Emrah eder bu günümdür
Arşa çıkan tütünümdür
Yâra gidecek günümdür
Düşem yollara yollara.

.........................................
BİR NAZENİN BANA
GEL GEL EYLEDİ

Bir nazenin bana gel gel eyledi
Varmasam incinir, varsam incinir.
Nazik miyanından, ince belinden
Sarmasam incinir, sarsam incinir.

Kaşına çekilmiş kudret kalemi
Görmemiş dünyada derdü elemi
Her sabah her sabah verir selâmı
Almasam incinir, alsam incinir.

Yine görünüyor yârin illeri
Başımızda esen sevda yelleri
Yârın bahçesinde konca gülleri
Dermesem incinir, dersem incinir.

Nereden nereye sevmişim onu
Ateşi koymuyor yakıyor beni
Aşık Emrah sever böyle bir canı
Sevmesem incinir, sevsem incinir.

Çağrışır bülbüller gelmiyor bağban
Hoyrat dost bağından gül aldı gitti
Yüz bin mihnet çektim bir bağ bezettim
Yari ben besledim el aldı gitti

Nazlı yardan kem haberler geliyor
Dostlarım ağlıyor düşmanlar gülüyor
Dediler ki sefil Emrah ölüyor
Kimi kazma kürek bel aldı gitti


Elli yaşından fazla yaşadığını söylüyor; halk rivayetleride yaşını yetmiş beşten aşağı düşürmüyor.
0 halde bizim bulduğumuz kitabeye göre 1271 m.1854'de öldüğü düşünülürse 1191-1196 m.1781-1786 yılları arasında doğduğunu kabul etmek gerekirse de, on sekizinci asrın son yılları içinde doğduğdunu sölyemek daha doğru olur.
Emrah saz şairleri hakkında duyduğu hikayelerin etkisi altında büyür. Bu sebeple seyahat etme arzusuna kapılır. Küçük yaşta köyünden ayrılır ve medrese eğitimi için Erzurum' a gelir.

Kelamın fehm eylesinler bu müseddesten
Bu feyz-i almışım Emrah bir şeh-i mukaddesten

diyen Emrah, Nakşibendi Tarikatının Halidiye kolunu kuran Şeyh Halid'e bağlanarak, onun fikir ve telkinlerinden de feyz alır. Arapça ve Farsça sözcükleri, deyimleri öğrenmeye çabalar, aruz veznindeki ses dalgalanmalarını sezinler gibi olur. Fakat medresenin kasvetli ve esrarlı havasına daha fazla dayanamayarak köyüne geri döner. Köyünün kendisine yabancı geldiği hissine kapılarak, deve tüyü rengi abası, beyaz keçeden külahını çevreleyen ince sarığıyla yollara düşer. Bayburt ve Gümüşhane'ye uğrayarak Kop üzerinden Trabzon'a varır. Pazar kapısındaki azlumoğlu'nun kahvesinde saz çalıp yöre halkının gönlünde yer etmiştir. Değimendere taraflarında bir gezisinde Güleser isminde bir çingene kızına aşık olur. Fakat anne ve babası kızları Güleser'i saz çalıp türk'ü söyleyen sefil bir dervişe vermek istemezler. Bu yüzden oradan ayrılırlar. Aşık olduğu kızm izini kaybeden Emrah Trabzon'da kalmak için bir nedeni olmadığını düşünerek oradan ayrılır, köyüne geri döner.

"Kastamonu'da cıkan Açık Söz gazetesinde Arif Efendizade Ziyaddin Efendi'nin Emrah hakkındaki bir yazısına göre: Emrah hicri 1253 m. 1837-1838 senesinde Kastamonu'ya gelir."

Kastamonu'nun zenginlerinden Alişan Bey adında bir zatın himayesine girer ve Alişan Bey'in yardımları ile aşk gücü olmaksızm bir evlilik yapar.

Emrah Alişan Bey'e ölümünden sonra:

Bir zaman bu bezmden çok Alişanlar var idi
Çok şecaat sahibi sahip-kıranlar var idi
Böyle virane değildi gördüğüm gülzarlar
Bunda aaayin-haneler aıı mekanlar var idi
Kanda kalmış bilmezem bu gülşenin ranalan
Nice servi kad1iler nevres ci vanlar var idi

mısralarıyla sevgi ve bağlılığını dile getimiştir. Alişan Beyin ölümünden sonra yanıp yıkılan Emrah, artık Kastamonu'da durmaz ve yollara düşer. Konya ve Niğde civarlarında dolaştıktan sonra Sivas'a ulaşır.

"Gelmeseydim keşki sağlık ile Sivas'a ben" diye şikayet etse de Sivas'ta uzun süre Bengiler de Saatçıoğlu Hanesi'nde kalarak, havuzlu kahvede Sivas'lıIarın gönlünde taht kurar. Bu şehirde Mahi isminde genç bir dula gönlünü kaptırır. Yörenin hatırı sayılır kişilerinden Hacı Ali Bey sayesinde Mahi Hanımla evlenir.


Uzun yıllar mutlu bir yaşam sürerler. Mahi Hanım'ın ölümü Emrah'ı Sivas'tan ayrılmaya mecbur kılar.

Bize gam yutturdu sahha-yı hicran
Bilmem bu avrılık gider mi böyle
Ben mi tedbirimde eyledim noksan
Yoksa tecella-yı kader mi böyle

diyerek Sivas'tan ayrılır Tokat Niksar'a gelir.

Niksar'da da Acın Kız denen yaşlı bir kadınla evlenir ve ömrünün sonuna kadar Niksar' da kalır. Erzurumlu Emrah'ın doğum tarihinde olduğu gibi ölüm tarihinde de bir takım ihtilaflarla karşılaşıyoruz.

Niksar'da Karşıbağ Mahallesi Tekke Bayır'ında kabristanın başında bulunan ve Tokat ulemasından Abdurrahman Hıfzı Efendi'nin yazdığı kitabeye göre 1271 m.185-1855 yılında öldüğünü anlıyoruz.

Ahseaaaaah şemme-i hayrül-vera
Rahm-ı aşkta eylemiş canın feda
Fakr-ı fahriden giyinmiş hırkayı
Hem muhibb-i zümre-i Al-i aba
Levha-i kalbinde hikmet çeşmesi
Meb'edip dil teşneler eyler seka
AIem-i gayb'el-guyubun nağmesin
Ruh-i akdesten okur Davut-eda
Şair-i Rum idi gerçi ol edip
Şark ile garba okudu essela
Gel tavaf et Hıfzı ruh-i Kabe'yi
İşte kabr-i hazret-i (Emrah baba)
1271 m. 1854-1855

Buna rağmen EmJ-ah'ın Çaııkırılı Şair Sabri'nin ölümü için söylediği ve :

Ey gelen bu aşık-ı dildade kabristanına
Oku birkaç fatiha, bahşet o zatın canına

beyti ile başlayan vefat tarihini bildiren son beyt :

Ben de cevher kilk ile Emrah'ı (Sabri) tarihin
Ruhu şad olsun deyü yazdım felek divanına

olup hicri 1277 m.186O-1861 tarini göstermektedir.



Bu hale göre Emrah 1277 m.1860-1861'de sağdır. Bu vesika kitabedeki (l271) m.1854-1855 tarihinin yanlışlını ve ölümünden hayli sonra yazıldığı iddiasını doğrulamaktadır .



Vahit Lütfü'nün (Yeni Türk. İst. 1938 c.6,sayı 6ı,s.ı291-ı296) de Emrah'ın kitabesini yazanın Tokatlı olmayıp Köprülü Şair Hıfzı olduğunu iddia eden makalesinden anlaşıldığına göre bu Hıfzi'da XX. asır başlarında sağdır. Birçok yerler gezen Köprülülü Hıfzi, belki de Halil Rami Efendi' nin Niksar' da bulunduğu sırada Oraya gelmiş ve kitabeyi yazmış olabilir. Böyle de olsa kitabenin Emrah'ın ölümünden çok sonra yazıldığını. bununla beraber yine 1271 m.1854-1855 tarihinin yanlış olduğunu ispat eder.

Böylece halk rivayetlerine dayanarak yazılan kitabedeki tarihin yanlış olabileceğini belirttikten sonra Emrah'ın asıl ölüm tarihini verelim. Şimdiye kadar hiç bir yazarın dikkatini çekmeyen aşağıdaki vesika Ahmet Talat Bey'in ''Halk Şiirinin Şekil ve Nevi. İst. 1926. s.93" ve "Tokatlı Aşık Nuri Çankırı 1933. s.183" kitaplarından çıkmıştır.


Fakat araştırıcılar Emrah ile aynı dönemde yaşamış olan halk ozanlarının ve çıraklarının eserlerinden faydalanmayı düşünmemişlerdir. Halbuki Emrah'a kuvvet*le bağlı olan çırağı Tokatlı Nuri'nin ustasına muhakkak bir tarih düşürmesi gerekirdi. Klasik Edebiyata ustasından daha çok vakıf olan Nuri
için bu imkansız değildi.

Keşfoldu bahar-ı çimenistan-ı nezaket

Gösterdi yine gülşene gül bu-yi letafet
Baştan başa dünyayı sürur aldı temamet
Erdikte cihan bağına ezhar-beşaret
Aldı dil-i bülbülleri bir nale-i hasret
Bilmem ne alamettir eya serv-i kaamet
Matlalı ve yedi bentli müseddes baharivesinin son bendinde :


Çağrışır bülbüller gelmiyor bağban

Çağrışır bülbüller gelmiyor bağban
Hoyrat dost bağından gül aldı gitti
Yüz bin mihnet çektim bir bağ bezettim
Yari ben besledim el aldı gitti

Nice mihnet çektim bin daha gerek
Hayli ômür ister bir daha görek
Nazlı yarim aldı o kanlı felek
Aktı gözüm yaşı sel oldu gitti.

Nazlı yardan kem haberler geliyor
Dostlarım ağlıyor düşmanlar gülüyor
Dediler ki sefil Emrah ölüyor
Kimi kazma kürek bel aldı gitti


Aşık Emrah


Dedim dilber didelerin ıslanmış
Dedi çok ağladım sel yarasıdır
Dedim dilber ak gerdanın dişlenmiş
Dedi zülfüm değdi tel yarasıdır

Dedim dilber sana yazılmış kanım
Dedi niçün böyle edesin sultanım
Dedim teşne vermiş ince miyanın
Dedi ben sarıldım kol yarasıdır


Dedim seni saran serini vermiş
Dedi beni saran murada ermiş
Dedim peri yanaklarının kızarmış
Dedi çiçek sokdum gül yarasıdır

Dedim dilber Emrah aklımı aldın
Dedi sevdiğine pişman mı oldun
Dedim dilber niçin sarardın soldun
Dedi hep çekdiğim dil yarasıdır.


..........................................

GÖNÜL GURBET
ELE ÇIKMA

Gönül gurbet ele çıkma
Ya gelinir ya gelinmez
Her dilbere meyil verme
Ya sevilir ya sevilmez.

Yöğrüktür bizim atımız
Yardan atlattı zatımız
Gurbet ilde kıymatımız
Ya bilinir ya bilinmez.

Bahçemizde nar ağacı
Kimi tatlı kimi acı
Gönüldeki dert ilacı
Ya bulunur ya bulunmaz.

Deryalarda olur bahri
Doldur ver içem zehri
Sunam gurbet elin kahrı
Ya çekilir ya çekilmez.

Emrah der ki düştüm dile
Bülbül figan eder güle
Güzel sevmek bir sarp kale
Ya alınır ya alınmaz.

................................

TUTAM YÂR
ELİNDEN TUTAM

Tutam yâr elinden tutam
Çıkam dağlara dağlara
Olam bir yaralı bülbül
İnem bağlara bağlara

Birin bilir birin bilmez
Bu dünya kimseye kalmaz
Yâr ismini desem olmaz
Düşer dillere dillere.

Emrah eder bu günümdür
Arşa çıkan tütünümdür
Yâra gidecek günümdür
Düşem yollara yollara.

.........................................
BİR NAZENİN BANA
GEL GEL EYLEDİ

Bir nazenin bana gel gel eyledi
Varmasam incinir, varsam incinir.
Nazik miyanından, ince belinden
Sarmasam incinir, sarsam incinir.

Kaşına çekilmiş kudret kalemi
Görmemiş dünyada derdü elemi
Her sabah her sabah verir selâmı
Almasam incinir, alsam incinir.

Yine görünüyor yârin illeri
Başımızda esen sevda yelleri
Yârın bahçesinde konca gülleri
Dermesem incinir, dersem incinir.

Nereden nereye sevmişim onu
Ateşi koymuyor yakıyor beni
Aşık Emrah sever böyle bir canı
Sevmesem incinir, sevsem incinir.

  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
aşık, emrah, erzurumlu

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Erzurumlu Anneden Atarlı Cevap :D Ay Fıkra 6 22 Temmuz 2012 15:00
Erzurumlu Emrah Edebiyat Müze Kütüphanesi Hizmete Girdi Thetis Kültür ve Sanat 0 30 Haziran 2012 18:21
Erzurumlu Emrah Düş Halk Ozanlarımız 0 02 Mayıs 2011 15:39