IRCForumları - IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 18 Nisan 2009, 15:25   #1
Çevrimdışı
Justinus (100-165)


sohbet


Justinus (100-165)

Justin Marter ya da Şehit Justin olarak da bilinen Justinus tarihte bütün babaların babası olarak bilinmektedir. Filistin kökenlidir ve Eski Anlaşma’da adı geçen Şekem’de putperest bir ailede doğmuştur. Ataları Yunanlı göçmenlerdendir. Bu onun Grek geçmişine sahip olmasını ve Platonist bir düşünür olmasını açıklamaktadır.

Justinus, Tanrı ile ilgili gerçeğin peşinde koşan kaygılı dindar bir ruha sahipti. Bu kaygıları yüzünden de büyük filozoflara başvurmuştur. Kentten kente bir çok yolculuk yapmıştır. İkinci yüzyılın başında Samiriye bölgesinden felsefe okumak üzer Efes’e gelmiştir. Derslerine Stoacı bir öğretmenle başlayan Justin kısa bir süre sonra Aristoteles, daha sonra da Pythagorea ve sonunda da Platonist felsefelere geçiş yapmıştır. Platon’un görüşleri ile tatmin olmuşken bir gün, Efes’te Policarp olduğu sanılan yaşlı bir Hıristiyan filozofa rastlaması Justinus’a yeni bir yol açmıştır. Bu gizemli ihtiyardan Eski Anlaşma’daki peygamberler hakkında öğretmiş ve ona şöyle demiştir: Her şeyden önce, aydınlık kapılarının sana açılması için dua et. Çünkü, eğer Allah ve Mesih ona anlamayı bahşetmemişse, kimse göremez ve de anlayamaz. Bunun üzerine, Hıristiyanlığı gerçek felsefe olarak gören Justin hiç tereddüt etmeden Mesih’e iman ettikten sonra da felsefeyi bırakmamıştır. Felsefeyi ve filozofların giysilerini kullanarak Yahudilere ve putperestlere Mesih inancının geçerliliğini anlatmıştır. Nitekim o dönemde böyle bir giysi yetki ve gücün sembolüydü. Bu da daha sonra kilise içinde ruhban sınıfının kullanmaya başladığı giysilere bir geçiş noktası olmuştur. Bu zamana kadar henüz Hıristiyan önderleri kendilerini topluluktan ayıran bir giysi kullanmamışlardı.

Daha sonra Justin Roma’ya yerleşmiş ve orada yaşamıştır. 165 yılında da, imparator Marcus Aurelius zamanında öğrencilerinden altısı ile birlikte tutuklanıp Hıristiyan olduğu için öldürülmüştür. Justin Hıristiyan olduktan sonra özellikle Hıristiyan şehitlerden çok etkilenmiş ve sonunda da kendisi de kafası kesilerek şehit olmuştur. Hatta daha sonra Şehit Justin unvanını almıştır.

Justinus optimist ve çok açık düşünceli bir adamdı. Bu durum ona, felsefe ve akıl düzeyinde her türlü karşılaştırmayı serinkanlılıkla kabul etmek imkanını vermiştir. Justinus tarihsel bir teolojinin temellerini atmıştır. Fakat Justinus’un en kişisel teolojik özelliği, Kutsal Kitap üzerindeki öğretisidir. Justinus’a göre, Kutsal Kitap bilginin kaynağıdır. Fakat Kutsal Kitap aynı zamanda bilginin konusudur. Çünkü Tanrı’yı açıklayan, Kutsal Kitaptır.

Justinus’la birlikte kilise içinde yeni bir görev, laik bir Hıristiyan filozof görevi doğmuştur. Aynı zamanda kilise çağı Justinus’la birlikte başlangıç kilisesinden ayrılır. İlk kilise döneminde Hıristiyanlar daha çok Yahudi kökenliydi. Ama bu dönemle birlikte artık Hıristiyanların büyük bir kısmı putperestlikten gelmeye başlamıştır. Artık Hıristiyanlık Grek-Romen bir dünyadadır.

Justin işte böyle bir dönemde savunmacılık yapmış ve kilise içindeki kesin ayrılıkların olduğu bu dönemde putperestlerin saldırılarına karşı yazmıştır. Bugün elimizde kalan bir tanesi imparator Antoninus Payes’e bir tanesi de Romalı bir senatöre adanmış olan iki kitabı bulunmaktadır. İmparatora adadığı Birinci Apoloji adındaki kitabı Hıristiyanların ve Hıristiyanlığın savunulmasını anlatan bir kitaptır. Tryphon’la Diyalog isimli kitapta ise Efes’te yaşayan bir Hıristiyan’la bir Yahudi arasındaki diyalog aracılığı ile Eski Anlaşma’nın Hıristiyanlık açısından okunması ve İsa’nın Eski Anlaşma peygamberliklerini tamamlayışı anlatılmaktadır.

Bütün bunların yanı sıra 140-150 yıllarında Roma’da Hıristiyan felsefesi öğreten bir okulu kurmuş olan Justin Marter, Hıristiyanlığı putperestlere ve Yahudilere karşı savunmuştur.

Hıristiyan dinini ahlaksızlıkla suçlayanların saldırılarına cevap vermek için Justinus ikinci yüzyılın ortasında, imparator Antoninus’a bir Apologia, yani Hıristiyanlar için bir savunma göndermiştir. Bu savunmasında Gizli hiçbir şeyimiz yok. İşte inancımızı nasıl kutluyoruz. Görünüz demiştir. Böylece bugün bizde bu savunma sayesinde ikinci yüzyıl kilisesinin vaftizi ve Rab’bin Sofrasını nasıl yaptıklarını öğrenebiliyoruz.

İsa’nın Tanrı ile ilişkisi hakkında ikinci ve üçüncü yüzyıllarda birbirinden farklı birçok görüş ortaya çıkmıştır. Aralarında şehit Justin’in de bulunduğu bir grup, Mesih’i Logos olarak tanımlarken Onun ikinci bir Tanrı olduğuna inanmıştır. İsa Mesih’te beden almış Logos, Baba Tanrı’dan çıktığı ve özde aynı olduğu halde Baba’nın varlığını azaltmamış ya da bölmemiştir. Bunu bir mumun başka bir mumu yakmasına benzetmiştir ve Logos’u ışıktan ışık olarak tanımlamıştır.
Justin, özellikle Philo’nun öğrettiği Logos kavramına benzer bir şekilde Tanrı’nın Logos aracılığı ile yarattığı bu dünyayla ilişkide bulunduğuna inanmıştı. Ama öte yandan ünlü Yahudi filozofun görüşlerinden ayrılarak Logos’un insanların kurtuluşu için İsa Mesih’te beden aldığına da inanmıştır.
Justin Marter aynı zamanda Logos’un sonsuzdan beri var olduğuna ve dolayısıyla da sonsuzdan beri öğrettiğine inanıyordu. Logos İsa Mesih bedeninde dünyaya gelmeden önce de hem Eski Anlaşma’daki kişilere hem de felsefecilere öğretmiştir. Hatta Justin’e göre Sokrates İsa gelmeden önce Hıristiyan’dı. Çünkü zaten Sokrates’e Yunan felsefesine göre Logos’u öğreten İsa Mesih’in kendisiydi.

Aslında Justinus da birçok kilise babası gibi teolojik olarak biraz problemli biriydi. Justinus Grek felsefesinden etkilenmiş bir felsefeci olarak Hıristiyanlığı bir anlamda eski yunan felsefesinin tamamlanışı olarak görmüştü. Justin’e göre; önümüzde bir yap boz bulunmakta ve felsefe bu yap bozun bir bölümünü oluşturmaktadır. Hıristiyanlık ise bu yap bozun esasını oluşturmakta ve tamamlamaktadır.

Aristides


Atinalı savunmacı filozof 140’lı yıllarda yaşamıştır. İmparator Antoninus Payes ve Hadrian’a adadığı yazılar yazmıştır.

Atinalı Atenogoras


170’li yıllarda yaşamış olan savunmacı filozof Platonist düşünceden etkilenmiştir. Hıristiyanlar Adına Yakarış isimli bir kitap yazmıştır ve bu kitabı imparator Marcus Aureliusve oğlu Commodus’a adamıştır. Özellikle Hıristiyanlara yapılan ensest ilişkiler, yamyamlık ve ateistlikle ilgili suçlamalara karşı savunmalar yapmıştır.

Sardesli Melito


170’li yıllarda yaşamış olan Melito Sardes’de baş gözetmendi ve o da imparator Marcus Aurelius’a hitaben yazmıştır. Melito tarihte ilk kez Hıristiyanların bugün kullandığı şekliyle Eski Anlaşma sıralamasını yapmıştır. Yahudilerin kullandığı Eski Anlaşma kitaplarını araştırmak için İsrail’e kadar gitmiştir. Bugün kullandığımız Yeni Anlaşma sıralamasını da 4.yüzyılda Atanasyus yapmıştır.

Antakyalı Teofilos


180’li yıllarda yaşamış olan savunmacı Teofilos Antakya baş gözetmeniydi. Atalokos’a Savunma adında bir kitap yazmıştır. Atalokos Teofilos’un eğitimli bir putperest arkadaşıydı. Teofilos bu kitabında, Hıristiyanlığın doğru putperestliğin de yanlış olduğunu anlatmaya çalışmıştır. Aynı zamanda Hıristiyanlara vatan haini ve düzen bozucu diyenlere karşı yazmış ve Hıristiyanların kanunlara uyan erdemli insanlar olduğunu söylemiştir.
Teofilos Yunan felsefelerine de karşıydı. Özellikle Platon’u suçlamıştı ve Yunan felsefecilerinin bir çok görüşünü Eski Anlaşma’dan aldıklarını savunmuştur.
Antakyalı Teofilos Tanrı’nın mantığı ile hikmetini yaratılışta çalışan iki ele benzetmiştir. Teofilos aynı zamanda Teslis kavramını kullanan ilk teologdur. Ama eller benzetmesinde olduğu gibi teslis kavramında da vurgu çokluktan çok teklikteydi.

Alıntı.
Justinus (100-165)

Justin Marter ya da Şehit Justin olarak da bilinen Justinus tarihte bütün babaların babası olarak bilinmektedir. Filistin kökenlidir ve Eski Anlaşma’da adı geçen Şekem’de putperest bir ailede doğmuştur. Ataları Yunanlı göçmenlerdendir. Bu onun Grek geçmişine sahip olmasını ve Platonist bir düşünür olmasını açıklamaktadır.

Justinus, Tanrı ile ilgili gerçeğin peşinde koşan kaygılı dindar bir ruha sahipti. Bu kaygıları yüzünden de büyük filozoflara başvurmuştur. Kentten kente bir çok yolculuk yapmıştır. İkinci yüzyılın başında Samiriye bölgesinden felsefe okumak üzer Efes’e gelmiştir. Derslerine Stoacı bir öğretmenle başlayan Justin kısa bir süre sonra Aristoteles, daha sonra da Pythagorea ve sonunda da Platonist felsefelere geçiş yapmıştır. Platon’un görüşleri ile tatmin olmuşken bir gün, Efes’te Policarp olduğu sanılan yaşlı bir Hıristiyan filozofa rastlaması Justinus’a yeni bir yol açmıştır. Bu gizemli ihtiyardan Eski Anlaşma’daki peygamberler hakkında öğretmiş ve ona şöyle demiştir: Her şeyden önce, aydınlık kapılarının sana açılması için dua et. Çünkü, eğer Allah ve Mesih ona anlamayı bahşetmemişse, kimse göremez ve de anlayamaz. Bunun üzerine, Hıristiyanlığı gerçek felsefe olarak gören Justin hiç tereddüt etmeden Mesih’e iman ettikten sonra da felsefeyi bırakmamıştır. Felsefeyi ve filozofların giysilerini kullanarak Yahudilere ve putperestlere Mesih inancının geçerliliğini anlatmıştır. Nitekim o dönemde böyle bir giysi yetki ve gücün sembolüydü. Bu da daha sonra kilise içinde ruhban sınıfının kullanmaya başladığı giysilere bir geçiş noktası olmuştur. Bu zamana kadar henüz Hıristiyan önderleri kendilerini topluluktan ayıran bir giysi kullanmamışlardı.

Daha sonra Justin Roma’ya yerleşmiş ve orada yaşamıştır. 165 yılında da, imparator Marcus Aurelius zamanında öğrencilerinden altısı ile birlikte tutuklanıp Hıristiyan olduğu için öldürülmüştür. Justin Hıristiyan olduktan sonra özellikle Hıristiyan şehitlerden çok etkilenmiş ve sonunda da kendisi de kafası kesilerek şehit olmuştur. Hatta daha sonra Şehit Justin unvanını almıştır.

Justinus optimist ve çok açık düşünceli bir adamdı. Bu durum ona, felsefe ve akıl düzeyinde her türlü karşılaştırmayı serinkanlılıkla kabul etmek imkanını vermiştir. Justinus tarihsel bir teolojinin temellerini atmıştır. Fakat Justinus’un en kişisel teolojik özelliği, Kutsal Kitap üzerindeki öğretisidir. Justinus’a göre, Kutsal Kitap bilginin kaynağıdır. Fakat Kutsal Kitap aynı zamanda bilginin konusudur. Çünkü Tanrı’yı açıklayan, Kutsal Kitaptır.

Justinus’la birlikte kilise içinde yeni bir görev, laik bir Hıristiyan filozof görevi doğmuştur. Aynı zamanda kilise çağı Justinus’la birlikte başlangıç kilisesinden ayrılır. İlk kilise döneminde Hıristiyanlar daha çok Yahudi kökenliydi. Ama bu dönemle birlikte artık Hıristiyanların büyük bir kısmı putperestlikten gelmeye başlamıştır. Artık Hıristiyanlık Grek-Romen bir dünyadadır.

Justin işte böyle bir dönemde savunmacılık yapmış ve kilise içindeki kesin ayrılıkların olduğu bu dönemde putperestlerin saldırılarına karşı yazmıştır. Bugün elimizde kalan bir tanesi imparator Antoninus Payes’e bir tanesi de Romalı bir senatöre adanmış olan iki kitabı bulunmaktadır. İmparatora adadığı Birinci Apoloji adındaki kitabı Hıristiyanların ve Hıristiyanlığın savunulmasını anlatan bir kitaptır. Tryphon’la Diyalog isimli kitapta ise Efes’te yaşayan bir Hıristiyan’la bir Yahudi arasındaki diyalog aracılığı ile Eski Anlaşma’nın Hıristiyanlık açısından okunması ve İsa’nın Eski Anlaşma peygamberliklerini tamamlayışı anlatılmaktadır.

Bütün bunların yanı sıra 140-150 yıllarında Roma’da Hıristiyan felsefesi öğreten bir okulu kurmuş olan Justin Marter, Hıristiyanlığı putperestlere ve Yahudilere karşı savunmuştur.

Hıristiyan dinini ahlaksızlıkla suçlayanların saldırılarına cevap vermek için Justinus ikinci yüzyılın ortasında, imparator Antoninus’a bir Apologia, yani Hıristiyanlar için bir savunma göndermiştir. Bu savunmasında Gizli hiçbir şeyimiz yok. İşte inancımızı nasıl kutluyoruz. Görünüz demiştir. Böylece bugün bizde bu savunma sayesinde ikinci yüzyıl kilisesinin vaftizi ve Rab’bin Sofrasını nasıl yaptıklarını öğrenebiliyoruz.

İsa’nın Tanrı ile ilişkisi hakkında ikinci ve üçüncü yüzyıllarda birbirinden farklı birçok görüş ortaya çıkmıştır. Aralarında şehit Justin’in de bulunduğu bir grup, Mesih’i Logos olarak tanımlarken Onun ikinci bir Tanrı olduğuna inanmıştır. İsa Mesih’te beden almış Logos, Baba Tanrı’dan çıktığı ve özde aynı olduğu halde Baba’nın varlığını azaltmamış ya da bölmemiştir. Bunu bir mumun başka bir mumu yakmasına benzetmiştir ve Logos’u ışıktan ışık olarak tanımlamıştır.
Justin, özellikle Philo’nun öğrettiği Logos kavramına benzer bir şekilde Tanrı’nın Logos aracılığı ile yarattığı bu dünyayla ilişkide bulunduğuna inanmıştı. Ama öte yandan ünlü Yahudi filozofun görüşlerinden ayrılarak Logos’un insanların kurtuluşu için İsa Mesih’te beden aldığına da inanmıştır.
Justin Marter aynı zamanda Logos’un sonsuzdan beri var olduğuna ve dolayısıyla da sonsuzdan beri öğrettiğine inanıyordu. Logos İsa Mesih bedeninde dünyaya gelmeden önce de hem Eski Anlaşma’daki kişilere hem de felsefecilere öğretmiştir. Hatta Justin’e göre Sokrates İsa gelmeden önce Hıristiyan’dı. Çünkü zaten Sokrates’e Yunan felsefesine göre Logos’u öğreten İsa Mesih’in kendisiydi.

Aslında Justinus da birçok kilise babası gibi teolojik olarak biraz problemli biriydi. Justinus Grek felsefesinden etkilenmiş bir felsefeci olarak Hıristiyanlığı bir anlamda eski yunan felsefesinin tamamlanışı olarak görmüştü. Justin’e göre; önümüzde bir yap boz bulunmakta ve felsefe bu yap bozun bir bölümünü oluşturmaktadır. Hıristiyanlık ise bu yap bozun esasını oluşturmakta ve tamamlamaktadır.

Aristides


Atinalı savunmacı filozof 140’lı yıllarda yaşamıştır. İmparator Antoninus Payes ve Hadrian’a adadığı yazılar yazmıştır.

Atinalı Atenogoras


170’li yıllarda yaşamış olan savunmacı filozof Platonist düşünceden etkilenmiştir. Hıristiyanlar Adına Yakarış isimli bir kitap yazmıştır ve bu kitabı imparator Marcus Aureliusve oğlu Commodus’a adamıştır. Özellikle Hıristiyanlara yapılan ensest ilişkiler, yamyamlık ve ateistlikle ilgili suçlamalara karşı savunmalar yapmıştır.

Sardesli Melito


170’li yıllarda yaşamış olan Melito Sardes’de baş gözetmendi ve o da imparator Marcus Aurelius’a hitaben yazmıştır. Melito tarihte ilk kez Hıristiyanların bugün kullandığı şekliyle Eski Anlaşma sıralamasını yapmıştır. Yahudilerin kullandığı Eski Anlaşma kitaplarını araştırmak için İsrail’e kadar gitmiştir. Bugün kullandığımız Yeni Anlaşma sıralamasını da 4.yüzyılda Atanasyus yapmıştır.

Antakyalı Teofilos


180’li yıllarda yaşamış olan savunmacı Teofilos Antakya baş gözetmeniydi. Atalokos’a Savunma adında bir kitap yazmıştır. Atalokos Teofilos’un eğitimli bir putperest arkadaşıydı. Teofilos bu kitabında, Hıristiyanlığın doğru putperestliğin de yanlış olduğunu anlatmaya çalışmıştır. Aynı zamanda Hıristiyanlara vatan haini ve düzen bozucu diyenlere karşı yazmış ve Hıristiyanların kanunlara uyan erdemli insanlar olduğunu söylemiştir.
Teofilos Yunan felsefelerine de karşıydı. Özellikle Platon’u suçlamıştı ve Yunan felsefecilerinin bir çok görüşünü Eski Anlaşma’dan aldıklarını savunmuştur.
Antakyalı Teofilos Tanrı’nın mantığı ile hikmetini yaratılışta çalışan iki ele benzetmiştir. Teofilos aynı zamanda Teslis kavramını kullanan ilk teologdur. Ama eller benzetmesinde olduğu gibi teslis kavramında da vurgu çokluktan çok teklikteydi.

Alıntı.
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
100165, justinus

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Justinus Flavius Elysian Filozoflar 0 15 Temmuz 2014 12:41