IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 06 Şubat 2012, 19:35   #1
Çevrimdışı
Erken Hristiyan Mimarlığı


-- Sponsor Baglantı --


Dinin yayılmaya başladığı ilk dönemlerde Hıristiyanlar dikkat çekmemeye özen gösterdiler. Önceleri Hıristiyanlar evlerde küçük gruplar halinde ibadet ettikleri için özel bir mimari çözüme gerek duymadılar. Sonraları dine katılanların sayısı arttıkça bu tür ihtiyaçlar kendini hissettirmeye başladı. Hıristiyanlar artık evlerin odalarını ve peristilleri de kullanır oldular. Bu durum ihtiyacı karşılamadığında gerektiğinde bir yer kiralayabiliyorlardı.

Din yayıldıkça ortaya çıkan sapık görüşleri engellemek için Hıristiyan liderler sapıkların öldürülmesi için yetki kullanmaya başladılar. Kilisenin yetkisi gittikçe büyüdü. Öyle ki 390’da Milano Piskoposu Ambrose, İmparator Theodosius’u aforoz edebildi ve imparatorun yayınladığı bir fermanı iptal ettirdi.dört yıl sonra Theodosius pagan dinlerini tamamen yasakladı ve Hıristiyanlığı imparatorluğun tek dini haline getirdi.

Batıdaki siyasal durumun bozukluğunu gören Konstantin, imparatorluğun merkezini doğuya kaydırdı ve stratejik öneme sahip Bizans’ı (İstanbul boğazı) seçti. Orada eski Roma’nın pagan geleneğinden arındırılmış yeni bir Hıristiyan başkent kurdu, idare binaları ve kiliselerle doldurdu. 330 yılında bütün yönetim teşkilatı Konstantinopolis diye adlandırılan yeni Roma’ya taşındı.

Hıristiyanlık, İmparatorluğun resmi dini olur olmaz hem işlevsel hem de simgesel açıdan kamusal tapınmaya uygun yeni bir yapı tipinin tasarlanması sorunu kendini gösterdi. Bireysel sunuların sunulduğu eski yapıların aksine Hıristiyanlar cemaat olarak topluca ibadet ediyorlardı. Eski tapınak formunun kullanılmayacağı açıktı. Bu dini kabul etmiş topluluğu barındırmayı ve okunan mezmurları duymayı kolaylaştıracak kapalı mekanlara ihtiyaç vardı. Bu yüzden Konstantin ve Kilise yetkilileri dindışı bu ihtiyaca uygun Bazilikalara yöneldiler. Bazilika başlangıçta kamusal toplantılar için tasarlanmıştı. Bazilikalar eksenli mekan organizasyonuna sahip oldukları için ilginin sunak üzerinde odaklanmasını sağlayan bir yapı tipiydi.

Erken Hıristiyan mimarlığının diğer gözde yapı tipi ise ister yuvarlak, ister sekizgen, ister kare olsun, merkezi plana sahip kral anıt mezarlarından türetilmişti. Diocletian’ın Spalato’daki sekizgen anıt-mezarı buna bir örnektir.

Konstantin imparatorluk hazinesini, Hıristiyanlar tarafından kutsal sayılan bölgelerde kilise yapmaları için kilise yetkililerinin emrinde verdi. Roma ve Filistin’de yapılan iki ana kilise sonarki bin yıl boyunca yapılacak olan kiliselerin yapımına yön verdi.

Bazilikalar öncelikli olarak kamusal toplanma yeri ikincil amaç olarak da kamu binasını temsil ediyordu. Bazilika bir katedral olabilir ama daima bu amaçla kullanılmamıştır.

Roma’daki önemli, Konstantin dönemi kiliselerinden olan Saint Peter bazilikası, Nero hipodromuna bitişik, daha önce mezarlık olan bir alanda, Vatikan tepesinde kent surlarının dışında inşa edildi. Geleneğe göre Peter bu bu hipodromda çarmıha gerilmiş ve aceleyle buranın yakınların gömülmüş. Bu önemli din şehidinin mezarını üstüne Konstantin kilisesi inşa edilmiş.

St. Peter bazilikasının orta nefi, 92 m. Uzunluğundaydı; yanlarda toplam genişliği 65,9 m. Olan iki sahın yer alıyordu. Orta nef bir çok pencereyle delinmiş üstlükle 31,8 metre yüksekliğinde bir tavana kadar yükseliyordu; böylece tavan, yapının duvarların iç yüzeyleri arasındaki genişliğin tam yarısı kadar yüksekliğe sahipti. Batı ucundaki nef’e, bazilika planına t formu veren, 90,7 metre uzunluğunda ve 21 m. Genişliğinde çapraz bir kol yada transept bağlıydı. Böyle bir formun Haç’a benzemesi ilk Hıristiyanlar için oldukça önemliydi. Transeptin ortasından bir yarım kubbeyle takkelenmiş yarım daire bir apsit uzanıyordu; apsit merkezde, peterin mezarının üstünde yer alıyordu. Bu haliyle bir din şehidi anıt-mezarı işlevine sahipti.

İtalya’da ve batıda başka yerlerde yapılan sonraki kiliseler genellikle Konstantiniyen bazilikaları örnek aldılar.

325’teki resmi bir imparatorluk bildirisinde Konstantin, Yaruşalim’de dünyadaki tüm bazilikalardan daha güzel bir bazilika yapılmasını emretti. Yapının mimarının Zanobius oluğu sanılıyor. Bazilika sıkışık bir atriyum avlusu, orta nef ve iki yan sahına sahipti, ama bir kubbeyi taşıyan, on iki havariyi simgeleyen on iki sütunla çevrilmiş hemen hemen tamamen dairesel strüktürden oluşan eşsiz bir apsit’le sonlanıyordu. Bazilika duvarının hemen doğusunda, bir yarım daireyle sonlana atriyum benzeri geniş bir avlunun içinde kaya bir küp vardı. Dairesel ucun merkezinde, içinde anıt-mezarı içeren koni şeklinde bir kayanın bulunduğu, bir kubbeyi taşıyan on iki sütunla çevrili yuvarlak bir strüktür vardı.

Merkezi planlı strüktürler batıdaki Hıristiyan mozolelerdede kullanıldı. Çok iyi durumda olan ve konstantin dönemine ait yapıların genel karakterlerine ilişkin fikir veren bir örnek, Konstantina’nın romadaki mozolaesidir. Ortada tepesinden on iki geniş pencere tarafından delinmiş ve bir kubbeyle örtülmüş çapı 12,2 metre olan uzun bir silindir vardır. Bu silindir bir pagan yapısından alınarak yeniden kullanılmış on iki çift sütun üzerinde yükselir. Bunun etrafında mozaiklerle süslü, daire yada halka şeklinde, beşiktonozla örtülü bir ambülatuvar vardır. Kalın dış duvar nişlerle oyulmuştur. Bu nişlerden geniş olanlar çapraz eksen üzerinde ve konstantina’nın lahitini içeren derin bir kare niş ise girişin kapısında yer alır. Dış mekanın çevresinde dairesel bir sütunlu sundurma ve bir zamanlar mozoleyi sant agnese’in yan duvarına bağlayan bir vestibül bulunur. Dış mekan son derece sadeyken iç mekan, konstantiniyen yapılarına uygun olarak mozaikler ve renkli mermerlerle ışıl ışıldı. Bu erken hıristiyan yapılarında dış görünüm çok önemli değildi; oysa iç mekan, aynı ruh gibi, ilgi odağıydı.

Ravenna’nın dışındaki classe’da san Appollinare’in inşa edildiği sırada Avrupa, German kavimleri, vizigotlar ve ostorogotlar tarfından işgal edildi. Bu kavimler işgalden önce hıristiyan oldukları için din konusunda keskin değişikliklere sebep olmadılar. Vandallar dışındaki işgalciler roma hukukunu ve roma kent yönetimini benimsediler. Kaba bir latinceyle konuşmaya başladılar. Böylece dilleri gittikçe orta çağ italyancasına, fransızcasına, ispanyolcasına ve romencesine dönüştü.
Dinin yayılmaya başladığı ilk dönemlerde Hıristiyanlar dikkat çekmemeye özen gösterdiler. Önceleri Hıristiyanlar evlerde küçük gruplar halinde ibadet ettikleri için özel bir mimari çözüme gerek duymadılar. Sonraları dine katılanların sayısı arttıkça bu tür ihtiyaçlar kendini hissettirmeye başladı. Hıristiyanlar artık evlerin odalarını ve peristilleri de kullanır oldular. Bu durum ihtiyacı karşılamadığında gerektiğinde bir yer kiralayabiliyorlardı.

Din yayıldıkça ortaya çıkan sapık görüşleri engellemek için Hıristiyan liderler sapıkların öldürülmesi için yetki kullanmaya başladılar. Kilisenin yetkisi gittikçe büyüdü. Öyle ki 390’da Milano Piskoposu Ambrose, İmparator Theodosius’u aforoz edebildi ve imparatorun yayınladığı bir fermanı iptal ettirdi.dört yıl sonra Theodosius pagan dinlerini tamamen yasakladı ve Hıristiyanlığı imparatorluğun tek dini haline getirdi.

Batıdaki siyasal durumun bozukluğunu gören Konstantin, imparatorluğun merkezini doğuya kaydırdı ve stratejik öneme sahip Bizans’ı (İstanbul boğazı) seçti. Orada eski Roma’nın pagan geleneğinden arındırılmış yeni bir Hıristiyan başkent kurdu, idare binaları ve kiliselerle doldurdu. 330 yılında bütün yönetim teşkilatı Konstantinopolis diye adlandırılan yeni Roma’ya taşındı.

Hıristiyanlık, İmparatorluğun resmi dini olur olmaz hem işlevsel hem de simgesel açıdan kamusal tapınmaya uygun yeni bir yapı tipinin tasarlanması sorunu kendini gösterdi. Bireysel sunuların sunulduğu eski yapıların aksine Hıristiyanlar cemaat olarak topluca ibadet ediyorlardı. Eski tapınak formunun kullanılmayacağı açıktı. Bu dini kabul etmiş topluluğu barındırmayı ve okunan mezmurları duymayı kolaylaştıracak kapalı mekanlara ihtiyaç vardı. Bu yüzden Konstantin ve Kilise yetkilileri dindışı bu ihtiyaca uygun Bazilikalara yöneldiler. Bazilika başlangıçta kamusal toplantılar için tasarlanmıştı. Bazilikalar eksenli mekan organizasyonuna sahip oldukları için ilginin sunak üzerinde odaklanmasını sağlayan bir yapı tipiydi.

Erken Hıristiyan mimarlığının diğer gözde yapı tipi ise ister yuvarlak, ister sekizgen, ister kare olsun, merkezi plana sahip kral anıt mezarlarından türetilmişti. Diocletian’ın Spalato’daki sekizgen anıt-mezarı buna bir örnektir.

Konstantin imparatorluk hazinesini, Hıristiyanlar tarafından kutsal sayılan bölgelerde kilise yapmaları için kilise yetkililerinin emrinde verdi. Roma ve Filistin’de yapılan iki ana kilise sonarki bin yıl boyunca yapılacak olan kiliselerin yapımına yön verdi.

Bazilikalar öncelikli olarak kamusal toplanma yeri ikincil amaç olarak da kamu binasını temsil ediyordu. Bazilika bir katedral olabilir ama daima bu amaçla kullanılmamıştır.

Roma’daki önemli, Konstantin dönemi kiliselerinden olan Saint Peter bazilikası, Nero hipodromuna bitişik, daha önce mezarlık olan bir alanda, Vatikan tepesinde kent surlarının dışında inşa edildi. Geleneğe göre Peter bu bu hipodromda çarmıha gerilmiş ve aceleyle buranın yakınların gömülmüş. Bu önemli din şehidinin mezarını üstüne Konstantin kilisesi inşa edilmiş.

St. Peter bazilikasının orta nefi, 92 m. Uzunluğundaydı; yanlarda toplam genişliği 65,9 m. Olan iki sahın yer alıyordu. Orta nef bir çok pencereyle delinmiş üstlükle 31,8 metre yüksekliğinde bir tavana kadar yükseliyordu; böylece tavan, yapının duvarların iç yüzeyleri arasındaki genişliğin tam yarısı kadar yüksekliğe sahipti. Batı ucundaki nef’e, bazilika planına t formu veren, 90,7 metre uzunluğunda ve 21 m. Genişliğinde çapraz bir kol yada transept bağlıydı. Böyle bir formun Haç’a benzemesi ilk Hıristiyanlar için oldukça önemliydi. Transeptin ortasından bir yarım kubbeyle takkelenmiş yarım daire bir apsit uzanıyordu; apsit merkezde, peterin mezarının üstünde yer alıyordu. Bu haliyle bir din şehidi anıt-mezarı işlevine sahipti.

İtalya’da ve batıda başka yerlerde yapılan sonraki kiliseler genellikle Konstantiniyen bazilikaları örnek aldılar.

325’teki resmi bir imparatorluk bildirisinde Konstantin, Yaruşalim’de dünyadaki tüm bazilikalardan daha güzel bir bazilika yapılmasını emretti. Yapının mimarının Zanobius oluğu sanılıyor. Bazilika sıkışık bir atriyum avlusu, orta nef ve iki yan sahına sahipti, ama bir kubbeyi taşıyan, on iki havariyi simgeleyen on iki sütunla çevrilmiş hemen hemen tamamen dairesel strüktürden oluşan eşsiz bir apsit’le sonlanıyordu. Bazilika duvarının hemen doğusunda, bir yarım daireyle sonlana atriyum benzeri geniş bir avlunun içinde kaya bir küp vardı. Dairesel ucun merkezinde, içinde anıt-mezarı içeren koni şeklinde bir kayanın bulunduğu, bir kubbeyi taşıyan on iki sütunla çevrili yuvarlak bir strüktür vardı.

Merkezi planlı strüktürler batıdaki Hıristiyan mozolelerdede kullanıldı. Çok iyi durumda olan ve konstantin dönemine ait yapıların genel karakterlerine ilişkin fikir veren bir örnek, Konstantina’nın romadaki mozolaesidir. Ortada tepesinden on iki geniş pencere tarafından delinmiş ve bir kubbeyle örtülmüş çapı 12,2 metre olan uzun bir silindir vardır. Bu silindir bir pagan yapısından alınarak yeniden kullanılmış on iki çift sütun üzerinde yükselir. Bunun etrafında mozaiklerle süslü, daire yada halka şeklinde, beşiktonozla örtülü bir ambülatuvar vardır. Kalın dış duvar nişlerle oyulmuştur. Bu nişlerden geniş olanlar çapraz eksen üzerinde ve konstantina’nın lahitini içeren derin bir kare niş ise girişin kapısında yer alır. Dış mekanın çevresinde dairesel bir sütunlu sundurma ve bir zamanlar mozoleyi sant agnese’in yan duvarına bağlayan bir vestibül bulunur. Dış mekan son derece sadeyken iç mekan, konstantiniyen yapılarına uygun olarak mozaikler ve renkli mermerlerle ışıl ışıldı. Bu erken hıristiyan yapılarında dış görünüm çok önemli değildi; oysa iç mekan, aynı ruh gibi, ilgi odağıydı.

Ravenna’nın dışındaki classe’da san Appollinare’in inşa edildiği sırada Avrupa, German kavimleri, vizigotlar ve ostorogotlar tarfından işgal edildi. Bu kavimler işgalden önce hıristiyan oldukları için din konusunda keskin değişikliklere sebep olmadılar. Vandallar dışındaki işgalciler roma hukukunu ve roma kent yönetimini benimsediler. Kaba bir latinceyle konuşmaya başladılar. Böylece dilleri gittikçe orta çağ italyancasına, fransızcasına, ispanyolcasına ve romencesine dönüştü.
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
erken, hristiyan, mimarlığı

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Flaş!.. ünlü sunucu ece erken’le gülben erken arasinda oda tartişmasi başladi!.. PauL Haber Arşivi 0 30 Ocak 2012 10:26
Hristiyan ve Yahudi Demon Fıkra 0 22 Mayıs 2010 16:56
Hristiyan mezhebleri Freedom Hristiyanlık 0 06 Şubat 2010 00:39
Hristiyan teolojisi Metin Hristiyanlık 1 10 Mart 2009 20:18