IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 10 Mart 2012, 23:23   #1
Çevrimdışı
Fatima’nin sirlari, kumran yazilari ve mehmet ali ağca


-- Sponsor Baglantı --


Hristiyanlar efsanelere çabuk ve kolay inanırlar. Sadece Hristiyanların avam tabakası değil, en seçkinleri de, en beklenmedik efsaneleri “ilim ve akıl” cübbesinin astarında saklarlar. Belki de, Hristiyanlığın, gelmiş geçmiş efsanelerin en büyüğü olduğunu söyleyen filozof, doğruyu söylüyordur.

“Fatima’nın Üç Sırrı” dedikleri ve adı bir ara Mehmed Ali Ağca ile birlikte anılan rivayete bakalım: 1917 yılında Portekiz’in Fatima kasabasında çobanlık eden 8-10 yaşlarında üç çocuk, kendilerine defaatle Hazret-i Meryem’in göründüğünü söylerler. Hazret-i Meryem onlara üç sır verir. Ancak çocuklardan ikisi peşpeşe ölür. Üçüncü çocuk bir rahibe olur. 1941’de Papa’ya gizli bir yazı ile üç sırrı açıklar. Ama Papalık bu açıklamayı açıklamaz. Üç sırrın ne olduğu büyük bir efsane olur. İkinci Dünya Savaşı, komünizmin yıkılacağı; Papa Suikasti gibi iddialar ortaya atılır. Ancak Papalık makamı bu sırları bir türlü açıklamaz. (Arasıra çıkıp, “üçüncüsü çok korkunç” gibi laflar ederler.)

8-10 yaşında bir çocuğun, 35’ine geldiğinde kaleme aldığı hatıralarının yayınlanan bölümü ilginçtir. Hazret-i Meryem, güya Allah’tan “Babam” diye bahseder ve metin, Katolik Kilisesi’nin tarihî bir zaferi gibidir. Ama daha ilginci, Hristiyanlar arasında, çocuklara kadar sarî, “vizyon” adını verdikleri bu türlü hikâyelerin bolluğudur. Her devirde, her köşede, birileri Hazret-i Meryem’i, diğerleri Hazret-i İsa’yı “gördüğünü” söyler ve Kilise doktrinlerini doğrulayan hikâyeler anlatır. Meselâ Fatima kasabasında, üç çocuğun “vizyon”u duyulunca, onbinlerce kişi toplanmış, Hazret-i Meryem’i görmeye gitmiş, görmek sözkonusu üç çocuktan gayrısına nasib olmamış, ama yine de herbiri “bir şeyler” görmüşlerdir.

Hazret-i İsa veya Hazret-i Meryem’in insanlara görünmesi değil ama, onlara sanki Vatikan’ın doğrulayıcısıymışlar gibi sözler isnad edilmesi, bize garib gelir.

Buna benzer bir efsane de, “Kumran Yazıları” etrafında meydana gelir. 1940’ların sonunda, İsrail devleti henüz kurulmamışken, Eriha yakınlarındaki bir mağarada, bir bedevî çobanı tarafından tomarlar halinde birtakım yazılar bulunur. Yapılan tetkikler neticesinde, bu tomarların, Milâdî 60 ilâ Milâddan Evvel 200 dolaylarında yazılmış olduğu ve bunun, arkeoloji tarihinin en büyük buluşu olduğu ilân edilir.

“Kumran Yazıları” veya “Ölü Deniz Yazıları” adı verilen bu tomarlarda neler yazdığı, tıpkı Fatima’nın sırları gibi, tam olarak hiç ortaya çıkmamıştır; ama bunlar üzerine sayısız efsaneler türetilmiştir. Bulunan tomarlar, daha ilk başından itibaren çeşitli ülkelere dağılmış, sonra İsrail devleti bunlardan bir kısmını toplamış ve bunlar, Hristiyan ve Yahudi âlemleri arasında bir çekişme konusu yapılmıştır. Hepsi birbirini yazılardan işine gelmeyen bir kısmını saklamakla itham etmiş, sık sık birileri ortaya çıkıp yazıların tamamını ilk defa olarak kendisinin yayınladığını öne sürmüş ve tartışma uzayıp gitmiş, yazılarda neler olduğu bir türlü tam anlaşılamamıştır.

Bu yazıların İsrail müzelerinde sergilenen bölümünde Tevrat’tan – Yûşâ Aleyhisselam bahsinden- bazı pasajlar olduğu söylenir. Bunları, o günkü bazı topluluklar, Romalılar’ın baskısından Tevrat’ı kurtarmak için yazıp mağaralarda saklamış olacaklar. Bazıları da, bunlar arasında, Hristiyanlıktan ve Hazret-i İsa’dan bahisler olduğunu öne sürer. Güyâ bu tomarlara göre, Hristiyanlık Yahudilikten ayrı bir şey olmayıp, onun bir tarikatı hüviyetindeymiş. Tam da İsrail devletinin işine geleceği gibi!

Kumran Yazıları’na dayandırılan efsanenin Müslümanları işin içine dahil eden bölümleri de vardır: Yakub ve Stefan adlı iki Havari’nin yazdığı İnciller’in “gerçek İncil” olabileceği yolundaki iddialar, büyük bir gürültüyle ortaya atılmıştır. Bu iki Havari’nin yazma İncilleri, Kilise tarafından kabul edilmeyip ortadan kaldırılmıştır. Hattâ iddiaya göre, Yakub, bizzat Pavlus’un kışkırttığı bir kalabalık tarafından linç edilmiştir. Yakub’un Hazret-i İsa’nın öz kardeşi olduğunu söyleyenlere de rastlanır. Bunlar, Yakub’un yazdığı İncil’in yegâne gerçek İncil olduğunu savunurlar. (Bu hususta Yücel Kaya isimli biri, bir roman da yazdı ve Eylül 2009’da piyasaya çıktı.)

Efsaneler bazen gerçeklerden daha kanlı canlı sonuçlar doğurabilir. Hattâ, bir bakarsınız, hiç beklenmedik bir yerden, Sincan F Tipi Cezaevi’nden, bir hayalet gibi süzülüp, ete kemiğe bürünüverir:

- Ben Tanrı değilim!

Bizim o yönden bir endişemiz yok ama, “insan” olup olmadığından şübhe ediyoruz!
Hristiyanlar efsanelere çabuk ve kolay inanırlar. Sadece Hristiyanların avam tabakası değil, en seçkinleri de, en beklenmedik efsaneleri “ilim ve akıl” cübbesinin astarında saklarlar. Belki de, Hristiyanlığın, gelmiş geçmiş efsanelerin en büyüğü olduğunu söyleyen filozof, doğruyu söylüyordur.

“Fatima’nın Üç Sırrı” dedikleri ve adı bir ara Mehmed Ali Ağca ile birlikte anılan rivayete bakalım: 1917 yılında Portekiz’in Fatima kasabasında çobanlık eden 8-10 yaşlarında üç çocuk, kendilerine defaatle Hazret-i Meryem’in göründüğünü söylerler. Hazret-i Meryem onlara üç sır verir. Ancak çocuklardan ikisi peşpeşe ölür. Üçüncü çocuk bir rahibe olur. 1941’de Papa’ya gizli bir yazı ile üç sırrı açıklar. Ama Papalık bu açıklamayı açıklamaz. Üç sırrın ne olduğu büyük bir efsane olur. İkinci Dünya Savaşı, komünizmin yıkılacağı; Papa Suikasti gibi iddialar ortaya atılır. Ancak Papalık makamı bu sırları bir türlü açıklamaz. (Arasıra çıkıp, “üçüncüsü çok korkunç” gibi laflar ederler.)

8-10 yaşında bir çocuğun, 35’ine geldiğinde kaleme aldığı hatıralarının yayınlanan bölümü ilginçtir. Hazret-i Meryem, güya Allah’tan “Babam” diye bahseder ve metin, Katolik Kilisesi’nin tarihî bir zaferi gibidir. Ama daha ilginci, Hristiyanlar arasında, çocuklara kadar sarî, “vizyon” adını verdikleri bu türlü hikâyelerin bolluğudur. Her devirde, her köşede, birileri Hazret-i Meryem’i, diğerleri Hazret-i İsa’yı “gördüğünü” söyler ve Kilise doktrinlerini doğrulayan hikâyeler anlatır. Meselâ Fatima kasabasında, üç çocuğun “vizyon”u duyulunca, onbinlerce kişi toplanmış, Hazret-i Meryem’i görmeye gitmiş, görmek sözkonusu üç çocuktan gayrısına nasib olmamış, ama yine de herbiri “bir şeyler” görmüşlerdir.

Hazret-i İsa veya Hazret-i Meryem’in insanlara görünmesi değil ama, onlara sanki Vatikan’ın doğrulayıcısıymışlar gibi sözler isnad edilmesi, bize garib gelir.

Buna benzer bir efsane de, “Kumran Yazıları” etrafında meydana gelir. 1940’ların sonunda, İsrail devleti henüz kurulmamışken, Eriha yakınlarındaki bir mağarada, bir bedevî çobanı tarafından tomarlar halinde birtakım yazılar bulunur. Yapılan tetkikler neticesinde, bu tomarların, Milâdî 60 ilâ Milâddan Evvel 200 dolaylarında yazılmış olduğu ve bunun, arkeoloji tarihinin en büyük buluşu olduğu ilân edilir.

“Kumran Yazıları” veya “Ölü Deniz Yazıları” adı verilen bu tomarlarda neler yazdığı, tıpkı Fatima’nın sırları gibi, tam olarak hiç ortaya çıkmamıştır; ama bunlar üzerine sayısız efsaneler türetilmiştir. Bulunan tomarlar, daha ilk başından itibaren çeşitli ülkelere dağılmış, sonra İsrail devleti bunlardan bir kısmını toplamış ve bunlar, Hristiyan ve Yahudi âlemleri arasında bir çekişme konusu yapılmıştır. Hepsi birbirini yazılardan işine gelmeyen bir kısmını saklamakla itham etmiş, sık sık birileri ortaya çıkıp yazıların tamamını ilk defa olarak kendisinin yayınladığını öne sürmüş ve tartışma uzayıp gitmiş, yazılarda neler olduğu bir türlü tam anlaşılamamıştır.

Bu yazıların İsrail müzelerinde sergilenen bölümünde Tevrat’tan – Yûşâ Aleyhisselam bahsinden- bazı pasajlar olduğu söylenir. Bunları, o günkü bazı topluluklar, Romalılar’ın baskısından Tevrat’ı kurtarmak için yazıp mağaralarda saklamış olacaklar. Bazıları da, bunlar arasında, Hristiyanlıktan ve Hazret-i İsa’dan bahisler olduğunu öne sürer. Güyâ bu tomarlara göre, Hristiyanlık Yahudilikten ayrı bir şey olmayıp, onun bir tarikatı hüviyetindeymiş. Tam da İsrail devletinin işine geleceği gibi!

Kumran Yazıları’na dayandırılan efsanenin Müslümanları işin içine dahil eden bölümleri de vardır: Yakub ve Stefan adlı iki Havari’nin yazdığı İnciller’in “gerçek İncil” olabileceği yolundaki iddialar, büyük bir gürültüyle ortaya atılmıştır. Bu iki Havari’nin yazma İncilleri, Kilise tarafından kabul edilmeyip ortadan kaldırılmıştır. Hattâ iddiaya göre, Yakub, bizzat Pavlus’un kışkırttığı bir kalabalık tarafından linç edilmiştir. Yakub’un Hazret-i İsa’nın öz kardeşi olduğunu söyleyenlere de rastlanır. Bunlar, Yakub’un yazdığı İncil’in yegâne gerçek İncil olduğunu savunurlar. (Bu hususta Yücel Kaya isimli biri, bir roman da yazdı ve Eylül 2009’da piyasaya çıktı.)

Efsaneler bazen gerçeklerden daha kanlı canlı sonuçlar doğurabilir. Hattâ, bir bakarsınız, hiç beklenmedik bir yerden, Sincan F Tipi Cezaevi’nden, bir hayalet gibi süzülüp, ete kemiğe bürünüverir:

- Ben Tanrı değilim!

Bizim o yönden bir endişemiz yok ama, “insan” olup olmadığından şübhe ediyoruz!
__________________
şah hatayi'm muhabbete bakarım
ben doluyum ben dolana akarım


Maya
Kullanıcı imzalarındaki bağlantı ve resimleri görebilmek için en az 20 mesaja sahip olmanız gerekir ya da üye girişi yapmanız gerekir.
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
ağca, ali, fatima’nin, kumran, mehmet, sirlari, ve, yazilari

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Fatima'nın üçüncü sırrı Frozen Esrarengiz Olaylar 1 30 Mart 2011 17:15
Fatima Spar - The Freedom Fries - Konser YapraK Kültür ve Sanat 0 15 Mart 2010 08:51
Son Nazi...Fatima'nın 3 sırrı...Vatikan'ın kâbusu... Süslü Esrarengiz Olaylar 0 26 Şubat 2010 13:41
Duvar yazilari. SuNSeT Ekstra 2 23 Şubat 2008 13:34
Mehmet Ali Ağca Cezaevinde! kont_dracula Haber Arşivi 10 23 Ocak 2006 21:43