IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27 Kasım 2014, 23:24   #1
Çevrimdışı
Hristiyanlikta oruç


-- Sponsor Baglantı --


Hıristiyanlıkta oruç genelde yılın belirli ayı için konmuş bir ibadet biçimi değildir. Kiliselerin ibadet takvimlerinde cemaati teşvik ve bir hatırlatma olarak oruç dönemleri yer almasına karşın imanlılar diledikleri zaman oruç tutabilirler.
Orucu; kişinin kendini alçaltarak ruhsal olanı aramak için yiyecek ve içecek şeylerden belirli bir süre uzak durması olarak tanımlamamız mümkündür. Oruçta esas olan; kişinin gurunun kırılması, günahlılığının farkında olarak pişmanlık duyup tövbe etmesidir.

Kişi oruç dönemi boyunca bütün aklı, bütün gücü ve bütün kalbiyle Tanrı’yı aramaya yönelir. Genelde Kutsal Kitap’ta oruç bahsinin geçtiği yerlerde dua, yakarış ve Tanrı’yı aramaktan bahsedilir.

Kutsal Kitap oruçtan bahsettiği zaman duaya her zamankinden daha fazla vakit ayırmamızı bekler. Oruç; yalnızca aç kalarak yine günlük işlerimizi aynen yapmaya devam ederek geçirdiğimiz dini bir zorunluluk ya da yük değildir.
Kutsal Kitabın İşaya 58. bölümü Tanrı’nın oruç için olan isteği hakkında bize yeterli bilgi verir:
1 Yüksek sesle çağır, esirgeme, sesini boru gibi yükselt, ve kavmıma günahlarını, ve Yakup evine suçlarını bildir. 2Halbuki her gün beni arıyorlar, ve yollarımı bilmekten hoşlanıyorlar; adalet etmiş ve Allah’ın hükümlerini bırakmamış bir millet gibi benden doğru hükümler soruyorlar; Allah’a yaklaşmaktan hoşlanıyorlar. 3Niçin oruç tuttuk da görmiyorsun? Canımızı alçalttık da bilmiyorsun? diyorlar. İşte siz orucunuz gününde işinizin peşindesiniz, ve bütün işçilerinizi sıkıştırırsınız.
4İşte siz kavga ve çekişme için, ve kötülük yumruğu ile vurmak için oruç tutuyorsunuz; bugün öyle oruç tutmuyorsunuz ki, yüksek yerde sesinizi işittiresiniz. 5Benim seçtiğim oruç, insanın canını alçaltacağı gün, böyle mi olur? Saz gibi başını iğmek, ve altına çul ve kül sermek mi? buna mı oruç, ve Rabbe makbul gün, diyorsun? 6Kötülük zincirlerini açmak, boyunduruk bağlarını çözmek, ve ezilmiş olanları hür olarak koyvermek, ve her boyunduruğu kırmak, benim seçtiğim oruç bu değil mi? 7Kendi ekmeğini aç olanla paylaşmak, ve yurtsuz düşkünleri kendi evine getirmek, ve çıplağı görünce üstünü örtmek, ve kendi etinden olandan kaçınmamak değil mi?
8O zaman ışığın tan gibi doğar, ve yaran çabuk et sürer, ve senin önünden kendi salahın yürür; Rab’bin izzeti dümdarın olur. 9 O zaman imdada çağıracaksın, ve Rab cevap verecek; feryat edeceksin, ve: işte buradayım, diyecek.
Eğer boyunduruğu, parmak uzatmağı, ve fesat söylemeği ortanızdan kaldırırsan; 10ve canının çektiği şeyi aç olana verirsen, ve alçaltılmış canı doyurursan; o zaman karanlık içinde ışığın doğacak, ve koyu karanlığın öğle vakti gibi olacak; 11ve daima Rab sana yol gösterecek, ve kurak yerlerde senin canını doyuracak, ve kemiklerini kuvvetlendirecek; ve sulanmış bir bahçe gibi, ve suları yalancı olmayan bir kaynak gibi olacaksın 12Ve senden çıkacak olanlar eski harebeleri bina edecekler; çok nesillerin temellerini dikeceksin; ve sana: Gedik kapatan, Memlekette oturulsun diye yolları eski haline koyan, denilecek.

13Mukaddes günümde dilediğini yaparak Sebt gününü ayak altına almazsan; ve Sebt gününe ferah gün, Rabbin mukaddes gününe izzetli gün dersen; ve kendi yollarında yürümeyerek, kendi zevkini bulmayarak, ve kendi sözlerini söylemiyerek o güne izzet verirsen; 14 o zaman zevkini Rabde bulursun; ve seni dünyanın yüksek yerleri üzerine bindiririm; ve atan Yakubun mirasını sana yediririm; çünkü Rabbin ağzı söyledi.
Birinci ayete baktığımız zaman Tanrı, kendi halkının günah ve suçlarını bilmesini istiyor. Dindar bir şekilde Kutsal Yasanın gereklerini yerine getiren, oruç tutan ama yürekte hiçbir değişim yaşamayan, kendi günahlarının farkında olamayan, kendinde değişmesi gerekenleri fark etmeyen bir halk Tanrı’yı hoşnut edemiyordu.

Demek ki orucun tanımını yaparken kendi günah ve hatalarının farkında olmak diyebiliriz. Halkın ruhen yüreklerinde isyan ve itaatsizlik vardı. Orucu bir askeri kural gibi yerine getiriyorlardı. Böylece yürekten kaynaklanan kötü düşünceler onları oruca rağmen kirli tutmaktaydı. Aç kalmak dışında dünyasal alışkanlıklarının ve tutkularının onları yönlendirdiği her şeyi yapıyorlardı. 2-3 ayetlerine baktığımız zaman sözde tuttukları bu oruç ile kendilerini doğru görmeye başlıyor, Tanrı’ya bu neden böyle oldu, neden benim başıma şu iş geldi gibi sorularla adeta hesap sormaktaydılar. Bu gurur ile ‘Niçin oruç tuttuk da görmüyorsun? Canımızı alçalttık da bilmiyorsun?’ diyecek kadar Tanrı’ya karşı küstah bir tavır takınmışlardı[1].

Sanki Tanrı onların oruç tutmasına muhtaçmış gibi Tanrı’dan bir karşılık vermesini bekliyorlardı. Kendileri yaptıkları bu işin karşılığında Tanrı’nın onlara bir şeyler verme zorunluluğu varmışçasına Tanrı’dan hesap soruyorlardı. Oysa Tanrı bizlerin oruç tutmasına ihtiyaç duymuyor. Oruç bizim içindir, orucu Tanrı için değil öncelikle kendimiz için tutuyoruz. Çünkü değişmesi gereken bizizdir, Tanrı değil. Değişmesi gereken bizim hayatımızdır, değişmesi gereken bizim yüreğimizdir. Bizler oruç tutunca Tanrı bir şeyler kazanmış olmuyor ki, tutmadığımız zamanlarda Tanrı bir şeyler kaybetmiş olsun. Demek ki, oruçta diğer bir esas ise; gururumuzu farketmek ve bunun kırılmasına çalışmaktır. Ayetimiz ‘orucunuz gününde işinizin peşindesiniz, ve bütün işçilerinizi sıkıştırırsınız’ demektedir. Oruç tutarken kavga eden, çekişen, ve işçilerini sıkıştıran, kötülük ve hile yollarından ayrılmayan insanlar kendi suçlarını göremiyorlardı.

Görüyoruz ki, oruç ile farkına varmamız gereken diğer bir nokta ise; ailemizin, kültürümün, alışkanlıklarımızın ve yetişme tarzımızın bizi yönlerdirdiği yanlış insani ilişkilerin farkına varmamız, tövbe ve pişmanlıkla değişmeğe çalışmamızdır.

Demek ki, oruçta Tanrı ile düzeyli bir ilişki hedeflenirken, dünyaya karşı da insani yaklaşımlarımızın olumlu bir yönde değişmesi söz konusu olmalıdır. Kutsal Yazı 4. ayette oruç hakkında ‘kavga ve çekişme için, ve kötülük yumruğu ile vurmak için oruç tutuyorsunuz’ derken, 9b ayetinde ‘parmak uzatmağı, ve fesat söylemeği ortanızdan kaldırırsan’ ifadeleri ile oruç tuttuğumuz için tutmayanları suçlamak, ve ‘işte şu oruç tutmayanlar var ya’ diye ayrım yapmamızı yasaklar. Halbuki hemen her sene oruç tutanlar ile tutmayanlar arasında bir kavga ve çekişme olmaktadır. Doğrusu bu tatsız olayların sebebi oruç tutan insan ise vay o kişinin haline. Tanrımız bizlere oruçlu olmayanlara karşı bir tavır sergileme hakkı vermemektedir. Oruçta hedeflenen şey yalnızca kavga ve çekişmelerden uzaklaşmak değildir. Ayrıca ailemizde, arkadaş ve akraba çevremizde dargın olduğumuz kimselerle, bize dargın olan kimselerle barış yapma yolunda samimi girişimlerde bulunmamız gerekmektedir. Dargın olan kimselerin barışmasına arabuluculuk yapmak için kolları sıvamak orucumuzun bir parçası olmalıdır. 5. ayette Tanrı, hem oruç tutuğumuzu herkese ilan eden davranışların sergilenmesine, hem de sahte alçakgönüllülük gösterilerine orucu alet etmemize karşıdır. Diğer yandan oruç gününü canın alçaltıldığı gün olarak niteler. Kişi gururdan tövbe edip, bir günahkar olduğunu kabul etmeli, alçakgönüllülüğü öğrenmeye ve yaşamaya çalışmalıdır[2].

6. ayette emriniz altında çalışan kişilere karşı olan tutum ve davranışlarınıza dikkat çekilmektedir. Yetkimiz altında çalışan işçilere ya da yönetimimiz altındaki memur ve müdürlere karşı olan davranışlarımız acaba Tanrı’yı hoşnut ediyor mu? Aynı zamanda sizin yetkiniz altında olan ev halkı ve evde çalışan insanlarla olan diyaloğunuz nasıl? Komşularınızla olan ilişkiniz ne durumda? Tanrı oruç zamanında bunları da gözden geçirmenizi istemektedir. Eğer bir kişi emri altında çalışan kişinin haklarına saygı duymuyorsa, onların maaşlarını düşük ödüyorsa, sigortasını ödemiyorsa, düşük ücret için küçük yaşta çocukları çalıştırıyorsa, fakirlere, ihtiyaç içinde olan kimselere karşı merhamet etmiyorsa, Tanrı bu kişinin tuttuğu oruçla da ilgilenmiyor.

Yine komşumuzun hakkı bize geçmişse ve yaptığımız bu yanlışlıkları düzeltme yolunda yüreğimizde bir pişmanlık oluşmamışsa, yetkimiz altındaki insanların bize geçen hakları konusunda Kutsal Kitaba uygun ahlaki bir tavır sergileme prensibi geliştirmek için bir adım atmamışsak, Tanrı tuttuğumuz bu oruçtan memnun değildir.

Komşumuzun, işçilerimizin, emrimiz ya da yetkimiz altında çalışan kişilerin, ailemizde ve akrabalarımızdaki kişilerin şahsına karşı takınmış olduğumuz kaba davranışlardan dönmemişsek; orucumuzdan beklenilen gerekli maneviyatı alamamışız demektir.
Onlara karşı olan kötü söz ve davranışlardan vazgeçmek (Kötülük zincirlerini açmak, boyunduruk bağlarını çözmek)[3], sözle ya da zorlayarak yaptırdığımız işlerle sanki bize karşı mecburlarmış gibi insanlardan daha fazla şeyler isteyerek esir gibi gördüğümüz insanlardan özür dileyip onların gönlünü almak, onlara da kendimize yapılmasını istediğimiz şekilde davranarak (ezilmiş olanları hür olarak koyvermek, ve her boyunduruğu kırmak )[4] hayatımızı değiştirmeye karar vermemiz orucun kendisidir.
Ayrıca içinde bulunduğumuz ruhsal savaşta bütün bunları başarabilmek ve galip gelebilmek için oruç bize destek olacaktır. Şeytanın oyunlarına düşmemek ve tuzaklarını kırmak için duamızın yanında oruç bize büyük bir destek olacaktır. Tanrı halkı kendini alçaltıp oruç ve dua ile Tanrı’nın önünde yürümeye çalıştığı zaman her boyunduruğu kıracak ve her bağı çözecektir. Ölüm diyarının kapıları bile Tanrı halkının sahip olduğu yetkiye direnmeyecektir. Tanrı halkı Kurtarıcı Tanrısını hoşnut eden dua ve oruçla yeryüzünde bağladığı her lanet ve kötülük göklerde bağlanmış olacak, yeryüzünde çözdüğü her bereket göklerde de çözülecektir[5].

7 Ayette Tanrı’nın bizden acıyan bir yürek ile kendi yiyeceğini, giyeceğini başkaları ile paylaşan biri olmamızı istediğini görüyoruz. Yani Tanrı, tıkabasa karnımızı doyurduktan sonra tekrar yiyeceğimiz zamana kadar yiyeceklerimizi saklayıp bir süre için aç kalmamızla hoşnut olmuyor. Tanrı elindeki yiyeceği aç olanla paylaştığı için aç kalan bir insan görmek istiyor. Yani oruç bir açlık ve susuzluk döneminden çok, bir paylaşma ve insanlarla kucaklaşma dönemi olmaktadır. Diğer yandan insanlara yardım yaparken ırk veya din ayrımı yapmamalıyız. Yani oruç: ezilmiş, toplum dışına itilmiş insanları hor görmemek, farklı millet ve ırkları sevebilmeyi öğrenme gayretidir.
Bizim ruhsal gıdamız olan İncil’i başkalarıyla paylaşıyor muyuz? İncil yanlızca Hıristiyanlar için değil, bu dünya içindir. İman edenler için özel bir vahiydir. İman etmeyenler için genel vahyin yanında Tanrı’yı ve ahlaki standartları öğreten, günah ve cezayı, Tanrı korkusu ve yargıyı öğreten bir kitaptır. Bu ruhsal yiyeceği hep kendimize mi saklıyoruz yoksa paylaşıyor muyuz? Kendi ailemiz, ve kendi kilisemiz dışında bulunan insanların da İncil’e ihtiyaçları olduğunu görebiliyor muyuz? Gerek ruhsal gıda gerek se fiziksel gıda olsun bunları paylaşmak sevgi ve merhamet gerektiren şeylerdir.
Henüz İsa Mesih’in yüreğini tam olarak anlayamamışsak bunları yaşamamız oldukça zordur[6]. Luka 10:25-37 ayetlerinde sonsuz yaşamı alacak kişinin nitelikleri anlatılırken iyi komşuluk ilişkilerine dikkat çekilir. Buradaki iyi komşu yaralı insanı görünce yüreği sızlayan (33.ayet) ve acıyıp merhamet eden (37.ayet) olarak tanımlanır.

Neticede iyi komşu ekmeğini, İncilini, imkanlarını tanımadığı kimseler için bile paylaşan kişidir. Bunu yaparken motivasyonu hümanizm değildir, iyi işler yapma görevi değildir. Fakat ‘çok acıyan ve lütfeden, geç öfkelenen ve inayeti ve hakikati çok olan’ Tanrı’nın yüreğidir.

Diğer yandan ‘Kendi etinden olandan kaçınmamak’ sözleri başta kendi anne ve babamıza karşı sorumluluklarını ihmal edenlerimizi ihtar etmektedir. Onların yaşlılıklarını iyi geçirmelerine yardımcı oluyor muyuz? Onların yaşlılığından kaynaklanan sözlerini, davranışlarını ve isteklerini saygı ve anlayışla karşılıyor muyuz? Ailemizdeki yaşlılar bizim varlığımız için şikayette mi yoksa şükür mü ediyor? Kendi eşimize ve çocuklarımıza olan davranışlarımız başkalarına açıklanmış olsaydı acaba bizi utandırırmıydı? Onlara yeterli vakit ayırıyor muyuz? Yoksa bizde çağımızın meşgül olma hastalığının esiri miyiz? Plan, program ve randevularımızla olan meşguliyetimiz ailemizle vakit geçirmemize bir engel teşkil eder halde mi?
İşimiz ve diğer meşguliyetimiz bizim için bir din haline gelmemeli. Bu yanlızca dış dünya için değil kilise için de bir problemdir. Kişiler sürekli plan ve projelerle uğraşmaktan, sürekli ‘Tanrı için bir şeyler yapıyor olmaktan’ o kadar çok meşguldür ki Tanrı ile vakit geçirmeye, O’nu dinlemeye çalışmaya, dua etmeye bile vakit yoktur. Bu durumda oruç: Tanrı için bir şeyler yapmaktan önce ‘Tanrı ile birlikte bir şeyler yapma’ girişimimizin ilk adımıdır.
İnsanlar arasında ayrım yapmamak, insanlığı sevgiyle kucaklamaya çalışmak Tanrı’nın beğenisini kazanmış bir oruçtur[7].

8. ayette ‘O zaman ışığın tan gibi doğar, ve yaran çabuk et sürer, ve senin önünden kendi salahın yürür; Rabbin izzeti dümdarın olur’ sözleri Tanrı’nın isteğine uygun tutulan orucun bir başka bereketine dikkatimizi çeker. İsa Mesih dağda görünümü değişip nasıl yüceliğini gösterdiyse[8], Tanrı da kilisesinin dünyada öyle parlamasını istemektedir.

Tanrı’nın isteğine göre tuttuğumuz oruç ile hatalarımız, eksikliklerimiz, zayıf yönlerimiz günahın açtığı bir yara olarak çabuk et sürecek, iyileşecektir. İnsanların önünde yaptığımız iyi işler ve imanlı yaşayışımız Tanrı’nın bizde nasıl çalıştığını gösteren bir işaret olacaktır. 9a ayetinde yazıldığı üzere, işte o zaman Kurtarıcı Tanrımızın merhametli eli yardım için bize uzanacak ve yolumumuzu açacaktır. Her durumda iyilik için etkin olan Kutsal merhamet Tanrı’sının kendisini imdada çağıran halkına cevap vermek ve yardım etmek için olan istekliliği burada dikkatimizi çekmektedir.
‘Canının çektiği şeyi aç olana verirsen’ diye yazan 10a ayeti ile karşımızdaki kişiyi kendimiz gibi görerek yardımda bulunmamız ve sevgi göstermemiz istenmektedir. Yardımda bulunurken karşımızdaki kişiyi tanımıyor olsak bile o kişiye soframızdan arta kalmış olanı değil, ya da sevmediğimiz bir yiyecegi değil, en çok sevdiğimiz şeyi ve canımızın o gün en çok çektiği yiyeceği verebilen bir yürek oluşması esastır aynı zamanda.
Bu durumda oruç; öncelikle ruhsal anlamda yenilenmeye olan ihtiyacımızı Rabbin önüne getirerek yiyecek, içecek ve dünyasal işlerden bir süre için kendimizi alıkoymak demek olmaktadır. İşte bundan sonra Tanrı’nın isteğine göre tutulan bu orucun bereketlerini görmekteyiz:

10b ayetine baktığımız zaman Tanrı’nın isteğine uygun tutulan oruç ile hayatımızda Rab’bin ışığı olacak, Tanrısal aydınlanışı daha iyi bir şekilde göreceğiz ve sıkıntı zamanlarında Tanrı’nın kutsayan eli üzerimizde olacaktır.
Rab hayatımızın karanlık ve zor dönemlerinde bizi feraha çıkaracaktır. 11 ayette Rab’bin, hayatın her alanında bize rehberlik edececeği hatırlatılır (daima Rab sana yol gösterecek[9], yaşamdan zevk alacaksın ve ihtiyacın olan yerde Rab senin yanında olacak (ve kurak yerlerde senin canını doyuracak), canına sağlık verecek (kemiklerini kuvvetlendirecek), hayatında Kutsal Ruh’un meyveleri olacak, ürün veren semereli bir yaşamın olacak (sulanmış bir bahçe gibi- kurak bir bahçe gibi değil-), Hayatının günleri boyunca tatmimkar bir yaşam süreceksin. Senin tanıklığını, ev ve iş hayatını, düşünceni Rab o sonsuz sevgisiyle bereketleyecek (ve suları yalancı olmayan bir kaynak gibi olacaksın). Tıpkı iman atamız İbrahime yaptığı gibi (12. ayet), Tanrı yalnızca seni değil, senin zürriyetini de bereketleyecek (Ve senden çıkacak olanlar eski harebeleri bina edecekler; çok nesillerin temellerini dikeceksin; ve sana: Gedik kapatan, Memlekette oturulsun diye yolları eski haline koyan, denilecek.).
Kutsal Yazı Rab’be ayırılmış günleri (yanlızca oruç zamanı değil) gerçekten Rab’be ayırmamızı ve o günde Allahımızın yüzünü aramamızı istemektedir (13. ayet), (Mukaddes günümde dilediğini yaparak Sebt gününü ayak altına almazsan; ve Sebt gününe ferah gün, Rabbin mukaddes gününe izzetli gün dersen). Rab’be ayrılmış olan günlerde dünyasal işlerden zamanında vakit ayırıp, kendi işlerimizden dinlenip, emrimizde çalışanların da dinlemesini sağlamalıyız.

Rab’be ait günlerde Rab’bin sözü için vakit ayırıp, O’na izzet ve görkem sunarak geçirmemiz gerekmektedir. Rab’be ait günleri gezip eğlenmek için değil ama (ve kendi yollarında yürümiyerek, kendi zevkini bulmayarak, ve kendi sözlerini söylemiyerek o güne izzet verirsen) Rab’be ait olanı Rab’be ödemek için yaşamalıyız. Kuşkusuz bütün bunları yapan ve yaşayan kişi Rab’bin esenliğini tadacaktır (14. ayet).

O zaman Davut’un “sözün süzme gümeç balından tatlıdır”[10] dediği zaman yaşadığı o lezzeti tatmak bizlere de nasip olacaktır (o zaman zevkini Rabde bulursun).

Tanrı bize bu ayetlerde ayrıca, kazandığımız bu ruhani zenginliğe ek olarak dünyasal zenginlik te vaat etmektedir (ve seni dünyanın yüksek yerleri üzerine bindiririm; ve atan Yakubun mirasını sana yediririm). Peygamber İşaya burada Rab’bin sözüne hizmet eden biri olarak buradaki emirlerin, yasakların, bereketlerin ve dolayısyla övgünün Rab’be ait olduğunu hatırlatarak ‘çünkü Rabbin ağzı söyledi’ diyerek son sözü söyler.
Yani oruç; günahlarımızı, suçlarımızı farketmek ve gururumuzun kırılması için, alçakgönüllü olmayı öğrenmek ve tövbe etmek için, Tanrı’yla daha derin ve anlamlı bir ilişki kurabilmek için, Tanrı’nın hayatımız için olan planını daha iyi bir şekilde anlamak için, bedensel ve maddesel şeylerden bir süre için uzaklaşarak yaptığımız, Kutsal Kitap okuma, dua ve yakarışla birlikte sürdürdüğümüz, bir ibadet biçimidir.
Hıristiyanlıkta oruç genelde yılın belirli ayı için konmuş bir ibadet biçimi değildir. Kiliselerin ibadet takvimlerinde cemaati teşvik ve bir hatırlatma olarak oruç dönemleri yer almasına karşın imanlılar diledikleri zaman oruç tutabilirler.
Orucu; kişinin kendini alçaltarak ruhsal olanı aramak için yiyecek ve içecek şeylerden belirli bir süre uzak durması olarak tanımlamamız mümkündür. Oruçta esas olan; kişinin gurunun kırılması, günahlılığının farkında olarak pişmanlık duyup tövbe etmesidir.

Kişi oruç dönemi boyunca bütün aklı, bütün gücü ve bütün kalbiyle Tanrı’yı aramaya yönelir. Genelde Kutsal Kitap’ta oruç bahsinin geçtiği yerlerde dua, yakarış ve Tanrı’yı aramaktan bahsedilir.

Kutsal Kitap oruçtan bahsettiği zaman duaya her zamankinden daha fazla vakit ayırmamızı bekler. Oruç; yalnızca aç kalarak yine günlük işlerimizi aynen yapmaya devam ederek geçirdiğimiz dini bir zorunluluk ya da yük değildir.
Kutsal Kitabın İşaya 58. bölümü Tanrı’nın oruç için olan isteği hakkında bize yeterli bilgi verir:
1 Yüksek sesle çağır, esirgeme, sesini boru gibi yükselt, ve kavmıma günahlarını, ve Yakup evine suçlarını bildir. 2Halbuki her gün beni arıyorlar, ve yollarımı bilmekten hoşlanıyorlar; adalet etmiş ve Allah’ın hükümlerini bırakmamış bir millet gibi benden doğru hükümler soruyorlar; Allah’a yaklaşmaktan hoşlanıyorlar. 3Niçin oruç tuttuk da görmiyorsun? Canımızı alçalttık da bilmiyorsun? diyorlar. İşte siz orucunuz gününde işinizin peşindesiniz, ve bütün işçilerinizi sıkıştırırsınız.
4İşte siz kavga ve çekişme için, ve kötülük yumruğu ile vurmak için oruç tutuyorsunuz; bugün öyle oruç tutmuyorsunuz ki, yüksek yerde sesinizi işittiresiniz. 5Benim seçtiğim oruç, insanın canını alçaltacağı gün, böyle mi olur? Saz gibi başını iğmek, ve altına çul ve kül sermek mi? buna mı oruç, ve Rabbe makbul gün, diyorsun? 6Kötülük zincirlerini açmak, boyunduruk bağlarını çözmek, ve ezilmiş olanları hür olarak koyvermek, ve her boyunduruğu kırmak, benim seçtiğim oruç bu değil mi? 7Kendi ekmeğini aç olanla paylaşmak, ve yurtsuz düşkünleri kendi evine getirmek, ve çıplağı görünce üstünü örtmek, ve kendi etinden olandan kaçınmamak değil mi?
8O zaman ışığın tan gibi doğar, ve yaran çabuk et sürer, ve senin önünden kendi salahın yürür; Rab’bin izzeti dümdarın olur. 9 O zaman imdada çağıracaksın, ve Rab cevap verecek; feryat edeceksin, ve: işte buradayım, diyecek.
Eğer boyunduruğu, parmak uzatmağı, ve fesat söylemeği ortanızdan kaldırırsan; 10ve canının çektiği şeyi aç olana verirsen, ve alçaltılmış canı doyurursan; o zaman karanlık içinde ışığın doğacak, ve koyu karanlığın öğle vakti gibi olacak; 11ve daima Rab sana yol gösterecek, ve kurak yerlerde senin canını doyuracak, ve kemiklerini kuvvetlendirecek; ve sulanmış bir bahçe gibi, ve suları yalancı olmayan bir kaynak gibi olacaksın 12Ve senden çıkacak olanlar eski harebeleri bina edecekler; çok nesillerin temellerini dikeceksin; ve sana: Gedik kapatan, Memlekette oturulsun diye yolları eski haline koyan, denilecek.

13Mukaddes günümde dilediğini yaparak Sebt gününü ayak altına almazsan; ve Sebt gününe ferah gün, Rabbin mukaddes gününe izzetli gün dersen; ve kendi yollarında yürümeyerek, kendi zevkini bulmayarak, ve kendi sözlerini söylemiyerek o güne izzet verirsen; 14 o zaman zevkini Rabde bulursun; ve seni dünyanın yüksek yerleri üzerine bindiririm; ve atan Yakubun mirasını sana yediririm; çünkü Rabbin ağzı söyledi.
Birinci ayete baktığımız zaman Tanrı, kendi halkının günah ve suçlarını bilmesini istiyor. Dindar bir şekilde Kutsal Yasanın gereklerini yerine getiren, oruç tutan ama yürekte hiçbir değişim yaşamayan, kendi günahlarının farkında olamayan, kendinde değişmesi gerekenleri fark etmeyen bir halk Tanrı’yı hoşnut edemiyordu.

Demek ki orucun tanımını yaparken kendi günah ve hatalarının farkında olmak diyebiliriz. Halkın ruhen yüreklerinde isyan ve itaatsizlik vardı. Orucu bir askeri kural gibi yerine getiriyorlardı. Böylece yürekten kaynaklanan kötü düşünceler onları oruca rağmen kirli tutmaktaydı. Aç kalmak dışında dünyasal alışkanlıklarının ve tutkularının onları yönlendirdiği her şeyi yapıyorlardı. 2-3 ayetlerine baktığımız zaman sözde tuttukları bu oruç ile kendilerini doğru görmeye başlıyor, Tanrı’ya bu neden böyle oldu, neden benim başıma şu iş geldi gibi sorularla adeta hesap sormaktaydılar. Bu gurur ile ‘Niçin oruç tuttuk da görmüyorsun? Canımızı alçalttık da bilmiyorsun?’ diyecek kadar Tanrı’ya karşı küstah bir tavır takınmışlardı[1].

Sanki Tanrı onların oruç tutmasına muhtaçmış gibi Tanrı’dan bir karşılık vermesini bekliyorlardı. Kendileri yaptıkları bu işin karşılığında Tanrı’nın onlara bir şeyler verme zorunluluğu varmışçasına Tanrı’dan hesap soruyorlardı. Oysa Tanrı bizlerin oruç tutmasına ihtiyaç duymuyor. Oruç bizim içindir, orucu Tanrı için değil öncelikle kendimiz için tutuyoruz. Çünkü değişmesi gereken bizizdir, Tanrı değil. Değişmesi gereken bizim hayatımızdır, değişmesi gereken bizim yüreğimizdir. Bizler oruç tutunca Tanrı bir şeyler kazanmış olmuyor ki, tutmadığımız zamanlarda Tanrı bir şeyler kaybetmiş olsun. Demek ki, oruçta diğer bir esas ise; gururumuzu farketmek ve bunun kırılmasına çalışmaktır. Ayetimiz ‘orucunuz gününde işinizin peşindesiniz, ve bütün işçilerinizi sıkıştırırsınız’ demektedir. Oruç tutarken kavga eden, çekişen, ve işçilerini sıkıştıran, kötülük ve hile yollarından ayrılmayan insanlar kendi suçlarını göremiyorlardı.

Görüyoruz ki, oruç ile farkına varmamız gereken diğer bir nokta ise; ailemizin, kültürümün, alışkanlıklarımızın ve yetişme tarzımızın bizi yönlerdirdiği yanlış insani ilişkilerin farkına varmamız, tövbe ve pişmanlıkla değişmeğe çalışmamızdır.

Demek ki, oruçta Tanrı ile düzeyli bir ilişki hedeflenirken, dünyaya karşı da insani yaklaşımlarımızın olumlu bir yönde değişmesi söz konusu olmalıdır. Kutsal Yazı 4. ayette oruç hakkında ‘kavga ve çekişme için, ve kötülük yumruğu ile vurmak için oruç tutuyorsunuz’ derken, 9b ayetinde ‘parmak uzatmağı, ve fesat söylemeği ortanızdan kaldırırsan’ ifadeleri ile oruç tuttuğumuz için tutmayanları suçlamak, ve ‘işte şu oruç tutmayanlar var ya’ diye ayrım yapmamızı yasaklar. Halbuki hemen her sene oruç tutanlar ile tutmayanlar arasında bir kavga ve çekişme olmaktadır. Doğrusu bu tatsız olayların sebebi oruç tutan insan ise vay o kişinin haline. Tanrımız bizlere oruçlu olmayanlara karşı bir tavır sergileme hakkı vermemektedir. Oruçta hedeflenen şey yalnızca kavga ve çekişmelerden uzaklaşmak değildir. Ayrıca ailemizde, arkadaş ve akraba çevremizde dargın olduğumuz kimselerle, bize dargın olan kimselerle barış yapma yolunda samimi girişimlerde bulunmamız gerekmektedir. Dargın olan kimselerin barışmasına arabuluculuk yapmak için kolları sıvamak orucumuzun bir parçası olmalıdır. 5. ayette Tanrı, hem oruç tutuğumuzu herkese ilan eden davranışların sergilenmesine, hem de sahte alçakgönüllülük gösterilerine orucu alet etmemize karşıdır. Diğer yandan oruç gününü canın alçaltıldığı gün olarak niteler. Kişi gururdan tövbe edip, bir günahkar olduğunu kabul etmeli, alçakgönüllülüğü öğrenmeye ve yaşamaya çalışmalıdır[2].

6. ayette emriniz altında çalışan kişilere karşı olan tutum ve davranışlarınıza dikkat çekilmektedir. Yetkimiz altında çalışan işçilere ya da yönetimimiz altındaki memur ve müdürlere karşı olan davranışlarımız acaba Tanrı’yı hoşnut ediyor mu? Aynı zamanda sizin yetkiniz altında olan ev halkı ve evde çalışan insanlarla olan diyaloğunuz nasıl? Komşularınızla olan ilişkiniz ne durumda? Tanrı oruç zamanında bunları da gözden geçirmenizi istemektedir. Eğer bir kişi emri altında çalışan kişinin haklarına saygı duymuyorsa, onların maaşlarını düşük ödüyorsa, sigortasını ödemiyorsa, düşük ücret için küçük yaşta çocukları çalıştırıyorsa, fakirlere, ihtiyaç içinde olan kimselere karşı merhamet etmiyorsa, Tanrı bu kişinin tuttuğu oruçla da ilgilenmiyor.

Yine komşumuzun hakkı bize geçmişse ve yaptığımız bu yanlışlıkları düzeltme yolunda yüreğimizde bir pişmanlık oluşmamışsa, yetkimiz altındaki insanların bize geçen hakları konusunda Kutsal Kitaba uygun ahlaki bir tavır sergileme prensibi geliştirmek için bir adım atmamışsak, Tanrı tuttuğumuz bu oruçtan memnun değildir.

Komşumuzun, işçilerimizin, emrimiz ya da yetkimiz altında çalışan kişilerin, ailemizde ve akrabalarımızdaki kişilerin şahsına karşı takınmış olduğumuz kaba davranışlardan dönmemişsek; orucumuzdan beklenilen gerekli maneviyatı alamamışız demektir.
Onlara karşı olan kötü söz ve davranışlardan vazgeçmek (Kötülük zincirlerini açmak, boyunduruk bağlarını çözmek)[3], sözle ya da zorlayarak yaptırdığımız işlerle sanki bize karşı mecburlarmış gibi insanlardan daha fazla şeyler isteyerek esir gibi gördüğümüz insanlardan özür dileyip onların gönlünü almak, onlara da kendimize yapılmasını istediğimiz şekilde davranarak (ezilmiş olanları hür olarak koyvermek, ve her boyunduruğu kırmak )[4] hayatımızı değiştirmeye karar vermemiz orucun kendisidir.
Ayrıca içinde bulunduğumuz ruhsal savaşta bütün bunları başarabilmek ve galip gelebilmek için oruç bize destek olacaktır. Şeytanın oyunlarına düşmemek ve tuzaklarını kırmak için duamızın yanında oruç bize büyük bir destek olacaktır. Tanrı halkı kendini alçaltıp oruç ve dua ile Tanrı’nın önünde yürümeye çalıştığı zaman her boyunduruğu kıracak ve her bağı çözecektir. Ölüm diyarının kapıları bile Tanrı halkının sahip olduğu yetkiye direnmeyecektir. Tanrı halkı Kurtarıcı Tanrısını hoşnut eden dua ve oruçla yeryüzünde bağladığı her lanet ve kötülük göklerde bağlanmış olacak, yeryüzünde çözdüğü her bereket göklerde de çözülecektir[5].

7 Ayette Tanrı’nın bizden acıyan bir yürek ile kendi yiyeceğini, giyeceğini başkaları ile paylaşan biri olmamızı istediğini görüyoruz. Yani Tanrı, tıkabasa karnımızı doyurduktan sonra tekrar yiyeceğimiz zamana kadar yiyeceklerimizi saklayıp bir süre için aç kalmamızla hoşnut olmuyor. Tanrı elindeki yiyeceği aç olanla paylaştığı için aç kalan bir insan görmek istiyor. Yani oruç bir açlık ve susuzluk döneminden çok, bir paylaşma ve insanlarla kucaklaşma dönemi olmaktadır. Diğer yandan insanlara yardım yaparken ırk veya din ayrımı yapmamalıyız. Yani oruç: ezilmiş, toplum dışına itilmiş insanları hor görmemek, farklı millet ve ırkları sevebilmeyi öğrenme gayretidir.
Bizim ruhsal gıdamız olan İncil’i başkalarıyla paylaşıyor muyuz? İncil yanlızca Hıristiyanlar için değil, bu dünya içindir. İman edenler için özel bir vahiydir. İman etmeyenler için genel vahyin yanında Tanrı’yı ve ahlaki standartları öğreten, günah ve cezayı, Tanrı korkusu ve yargıyı öğreten bir kitaptır. Bu ruhsal yiyeceği hep kendimize mi saklıyoruz yoksa paylaşıyor muyuz? Kendi ailemiz, ve kendi kilisemiz dışında bulunan insanların da İncil’e ihtiyaçları olduğunu görebiliyor muyuz? Gerek ruhsal gıda gerek se fiziksel gıda olsun bunları paylaşmak sevgi ve merhamet gerektiren şeylerdir.
Henüz İsa Mesih’in yüreğini tam olarak anlayamamışsak bunları yaşamamız oldukça zordur[6]. Luka 10:25-37 ayetlerinde sonsuz yaşamı alacak kişinin nitelikleri anlatılırken iyi komşuluk ilişkilerine dikkat çekilir. Buradaki iyi komşu yaralı insanı görünce yüreği sızlayan (33.ayet) ve acıyıp merhamet eden (37.ayet) olarak tanımlanır.

Neticede iyi komşu ekmeğini, İncilini, imkanlarını tanımadığı kimseler için bile paylaşan kişidir. Bunu yaparken motivasyonu hümanizm değildir, iyi işler yapma görevi değildir. Fakat ‘çok acıyan ve lütfeden, geç öfkelenen ve inayeti ve hakikati çok olan’ Tanrı’nın yüreğidir.

Diğer yandan ‘Kendi etinden olandan kaçınmamak’ sözleri başta kendi anne ve babamıza karşı sorumluluklarını ihmal edenlerimizi ihtar etmektedir. Onların yaşlılıklarını iyi geçirmelerine yardımcı oluyor muyuz? Onların yaşlılığından kaynaklanan sözlerini, davranışlarını ve isteklerini saygı ve anlayışla karşılıyor muyuz? Ailemizdeki yaşlılar bizim varlığımız için şikayette mi yoksa şükür mü ediyor? Kendi eşimize ve çocuklarımıza olan davranışlarımız başkalarına açıklanmış olsaydı acaba bizi utandırırmıydı? Onlara yeterli vakit ayırıyor muyuz? Yoksa bizde çağımızın meşgül olma hastalığının esiri miyiz? Plan, program ve randevularımızla olan meşguliyetimiz ailemizle vakit geçirmemize bir engel teşkil eder halde mi?
İşimiz ve diğer meşguliyetimiz bizim için bir din haline gelmemeli. Bu yanlızca dış dünya için değil kilise için de bir problemdir. Kişiler sürekli plan ve projelerle uğraşmaktan, sürekli ‘Tanrı için bir şeyler yapıyor olmaktan’ o kadar çok meşguldür ki Tanrı ile vakit geçirmeye, O’nu dinlemeye çalışmaya, dua etmeye bile vakit yoktur. Bu durumda oruç: Tanrı için bir şeyler yapmaktan önce ‘Tanrı ile birlikte bir şeyler yapma’ girişimimizin ilk adımıdır.
İnsanlar arasında ayrım yapmamak, insanlığı sevgiyle kucaklamaya çalışmak Tanrı’nın beğenisini kazanmış bir oruçtur[7].

8. ayette ‘O zaman ışığın tan gibi doğar, ve yaran çabuk et sürer, ve senin önünden kendi salahın yürür; Rabbin izzeti dümdarın olur’ sözleri Tanrı’nın isteğine uygun tutulan orucun bir başka bereketine dikkatimizi çeker. İsa Mesih dağda görünümü değişip nasıl yüceliğini gösterdiyse[8], Tanrı da kilisesinin dünyada öyle parlamasını istemektedir.

Tanrı’nın isteğine göre tuttuğumuz oruç ile hatalarımız, eksikliklerimiz, zayıf yönlerimiz günahın açtığı bir yara olarak çabuk et sürecek, iyileşecektir. İnsanların önünde yaptığımız iyi işler ve imanlı yaşayışımız Tanrı’nın bizde nasıl çalıştığını gösteren bir işaret olacaktır. 9a ayetinde yazıldığı üzere, işte o zaman Kurtarıcı Tanrımızın merhametli eli yardım için bize uzanacak ve yolumumuzu açacaktır. Her durumda iyilik için etkin olan Kutsal merhamet Tanrı’sının kendisini imdada çağıran halkına cevap vermek ve yardım etmek için olan istekliliği burada dikkatimizi çekmektedir.
‘Canının çektiği şeyi aç olana verirsen’ diye yazan 10a ayeti ile karşımızdaki kişiyi kendimiz gibi görerek yardımda bulunmamız ve sevgi göstermemiz istenmektedir. Yardımda bulunurken karşımızdaki kişiyi tanımıyor olsak bile o kişiye soframızdan arta kalmış olanı değil, ya da sevmediğimiz bir yiyecegi değil, en çok sevdiğimiz şeyi ve canımızın o gün en çok çektiği yiyeceği verebilen bir yürek oluşması esastır aynı zamanda.
Bu durumda oruç; öncelikle ruhsal anlamda yenilenmeye olan ihtiyacımızı Rabbin önüne getirerek yiyecek, içecek ve dünyasal işlerden bir süre için kendimizi alıkoymak demek olmaktadır. İşte bundan sonra Tanrı’nın isteğine göre tutulan bu orucun bereketlerini görmekteyiz:

10b ayetine baktığımız zaman Tanrı’nın isteğine uygun tutulan oruç ile hayatımızda Rab’bin ışığı olacak, Tanrısal aydınlanışı daha iyi bir şekilde göreceğiz ve sıkıntı zamanlarında Tanrı’nın kutsayan eli üzerimizde olacaktır.
Rab hayatımızın karanlık ve zor dönemlerinde bizi feraha çıkaracaktır. 11 ayette Rab’bin, hayatın her alanında bize rehberlik edececeği hatırlatılır (daima Rab sana yol gösterecek[9], yaşamdan zevk alacaksın ve ihtiyacın olan yerde Rab senin yanında olacak (ve kurak yerlerde senin canını doyuracak), canına sağlık verecek (kemiklerini kuvvetlendirecek), hayatında Kutsal Ruh’un meyveleri olacak, ürün veren semereli bir yaşamın olacak (sulanmış bir bahçe gibi- kurak bir bahçe gibi değil-), Hayatının günleri boyunca tatmimkar bir yaşam süreceksin. Senin tanıklığını, ev ve iş hayatını, düşünceni Rab o sonsuz sevgisiyle bereketleyecek (ve suları yalancı olmayan bir kaynak gibi olacaksın). Tıpkı iman atamız İbrahime yaptığı gibi (12. ayet), Tanrı yalnızca seni değil, senin zürriyetini de bereketleyecek (Ve senden çıkacak olanlar eski harebeleri bina edecekler; çok nesillerin temellerini dikeceksin; ve sana: Gedik kapatan, Memlekette oturulsun diye yolları eski haline koyan, denilecek.).
Kutsal Yazı Rab’be ayırılmış günleri (yanlızca oruç zamanı değil) gerçekten Rab’be ayırmamızı ve o günde Allahımızın yüzünü aramamızı istemektedir (13. ayet), (Mukaddes günümde dilediğini yaparak Sebt gününü ayak altına almazsan; ve Sebt gününe ferah gün, Rabbin mukaddes gününe izzetli gün dersen). Rab’be ayrılmış olan günlerde dünyasal işlerden zamanında vakit ayırıp, kendi işlerimizden dinlenip, emrimizde çalışanların da dinlemesini sağlamalıyız.

Rab’be ait günlerde Rab’bin sözü için vakit ayırıp, O’na izzet ve görkem sunarak geçirmemiz gerekmektedir. Rab’be ait günleri gezip eğlenmek için değil ama (ve kendi yollarında yürümiyerek, kendi zevkini bulmayarak, ve kendi sözlerini söylemiyerek o güne izzet verirsen) Rab’be ait olanı Rab’be ödemek için yaşamalıyız. Kuşkusuz bütün bunları yapan ve yaşayan kişi Rab’bin esenliğini tadacaktır (14. ayet).

O zaman Davut’un “sözün süzme gümeç balından tatlıdır”[10] dediği zaman yaşadığı o lezzeti tatmak bizlere de nasip olacaktır (o zaman zevkini Rabde bulursun).

Tanrı bize bu ayetlerde ayrıca, kazandığımız bu ruhani zenginliğe ek olarak dünyasal zenginlik te vaat etmektedir (ve seni dünyanın yüksek yerleri üzerine bindiririm; ve atan Yakubun mirasını sana yediririm). Peygamber İşaya burada Rab’bin sözüne hizmet eden biri olarak buradaki emirlerin, yasakların, bereketlerin ve dolayısyla övgünün Rab’be ait olduğunu hatırlatarak ‘çünkü Rabbin ağzı söyledi’ diyerek son sözü söyler.
Yani oruç; günahlarımızı, suçlarımızı farketmek ve gururumuzun kırılması için, alçakgönüllü olmayı öğrenmek ve tövbe etmek için, Tanrı’yla daha derin ve anlamlı bir ilişki kurabilmek için, Tanrı’nın hayatımız için olan planını daha iyi bir şekilde anlamak için, bedensel ve maddesel şeylerden bir süre için uzaklaşarak yaptığımız, Kutsal Kitap okuma, dua ve yakarışla birlikte sürdürdüğümüz, bir ibadet biçimidir.
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
hristiyanlikta, oruc

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Mazeretsiz Oruç Tutmamak Sonucunda Yerine 61 Gün Oruç Tutmak Diye Bir Şey Var Mıdır? Elysian Meal , Fıkıh ve Dini Sorular 0 21 Mayıs 2014 08:58
Oruç MasteR06 Dini Hikayeler 0 03 Ocak 2014 17:11
Oruç Zen Dini Hikayeler 0 07 Haziran 2013 11:12
Oruç Kalemzede İslami Makaleler 0 01 Ağustos 2011 21:35