IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 22 Ocak 2016, 11:06   #1
Çevrimiçi
Hıristiyanlar Kurban kesmiyorlar Abdest almıyorlar


-- Sponsor Baglantı --


Hıristiyanlar Kurban kesmiyorlar, ibadetlerini belli saatlerde, belli bir istikamete doğru yapmıyorlar ; Kilise'ye girmeden önce veya dua etmeden önce abdest almıyorlar. Niçin?

Aslında burada bir soru değil, birkaç soru sorulmaktadır, ve onları sırayla gözden geçirmeli ve cevaplandırmalıyız.

- Hıristiyanlar, kiliseye girmeden önce veya dua etmeden evvel abdest almıyorlar; dışarıdan veya bedeni hareketlere bakılırsa, böyledir, çünkü Hıristiyanlıkta, - hangi mezhep olursa olsun, - abdest almak diye bir davranış veya bir kural yoktur.

Buna rağmen, Hıristiyanlar kiliseye, herhangi bir binaya veya herhangi bir daireye girilir gibi girmezler. Kiliselerin girişinde okunmuş suyla dolu olan bir veya iki küçük kurna bulunur; ve Hıristiyanlar kiliseye girerken sağ ellerini bu suya batırıp, "tek Allah olan Peder, Oğul ve Kutsal Ruh'un adına" diyerek ıslak parmaklarıyla haç çıkarırlar; bu hareket ve sözlerle Allah'ın huzuruna geldiğini ve ibadet etme niyetini belli etmektedirler. Diyebiliriz ki, bu hareket de bir nevi abdest, manevi abdesttir. Bu hareket de bir nevi abdesttir, çünkü en önemli unsur olan, maddi veya bedeni temizlik değil, fakat manevi temizlik, ruhun ve kalbin temizliğidir; Allah bilhassa buna dikkat edip değer verir. Bu alınan birkaç su damlası ise bu gerçeği hatırlatmaktadır; demek ki suyun daha çok simgesel bir görevi vardır, ruhun ve kalbin temizliğinin önemini hatırlatmaktadır. Zaten, M. İsa, bedeni temizliğine çok önem veren fakat manevi temizliğini unutan ferisilere hitap ederek onlara "önce kupanın ve çanağın içini temizle ki, dıştan da temiz olsunlar!" (Mt. 23,26) demiştir. M. İsa bunları söylerken çanak veya bardakları simgesel bir şekilde zikretmiştir; bu sözlerle insanın iç temizliğinin, demek ki kalbin ve ruhun temizliğinin bedeni temizliğinden daha önemli olduğunu vurgulamak istemiştir.

Aynı zamanda, haç çıkarmak hareketi, Hıristiyan dininin temel inançları oluşan tek Allah olan Kutsal Üçlü-Birliği ve M. İsa'nın haç üzerindeki ölümünü hatırlatmaktadır.

Bedeni temizlik ise, şart değilse bile, uygundur ve yakışır ve kiliseye gidenler umumiyetle temiz ve uygun bir şekilde giyinmişlerdir; kiliseye gitmeden önce bu hazırlıkları kendi evlerinde yaparlar.

- Belli bir istikamete doğru ve belli saatlerde dua etmeye gelince. Bu da bir gerçektir; Museviler Kudüs'e doğru, Müslümanlar ise ilk önceleri Kudüs'e doğru, sonra ise ve şimdi Kabe'ye doğru (kible) namaz kılmaktadırlar. Hıristiyanlar ise, ilk senelerde, Musevilerin ananelerine uyarak ibadetlerini Kudüs'e doğru, sonra ise doğuya doğru yöneltmişlerdir; daha doğrusu, Hıristiyanların ibadethaneleri, demek ki kiliseleri, umumiyetle doğuya doğru yönelmişti. Fakat bu yön durumu asla bir şart değildi, daha çok bir gelenek halinde idi, ve aslında Hıristiyanların ibadetleri hiç bir yöne doğru bağlı değildir, böyle bir şart yoktur; demek ki Hıristiyanlar her yöne doğru ibadet edebilirler. M. İsa, İncil'de birkaç defa duadan bahsetmiştir, bu konuda çeşitli öğütler vermiştir, fakat hiç bir zaman hangi yöne doğru dua etmeleri gerektiğinden söz etmemiştir. Çünkü Allah belli bir yere bağlı veya mahdut değildir, her yerde hazır ve nazırdır.

Aynı şekilde Hıristiyanların kesin ve belli ibadet saatleri yoktur; genelikle hususi ve şahsi dualar veya ibadetler daha çok sabahları ve akşamları yapılırlarsa, gün boyunca da belli dualar yapılır, örneğin yemekler zamanında; din adamları, rahip ve rahibeler için bu şekilde gün boyunca yapılacak dualar öngörülmüştür. Cemaat halindeki âyinler ise her yerde, o yerdeki cemaat için daha uygun olan saatlerde yapılır; sebebi çok basittir: Allah insanların dualarını, niyazlarını veya hamd-ü senaları duymaya veya kabul etmeye daima hazırdır, belli kabul saatleri yoktur, bazı önemli insanlarda olduğu gibi. Burada başka bir gereği de önemle vurgulamalıyız; o da şudur ki, bazı kişi veya zümrelerin iddiaların aksine, Hıristiyanların dua edebilmeleri için bir papazın mevcudiyeti şart değildir; bilakis her Hıristiyan her gün bir kaç dua kendi başına yapmalıdır.
Bir gün M. İsa'ya buna benzer bir soru iletilmiştir; bir Samariyeli kadın kendisine nerede, şu dağda mı yoksa Kudüs'te mi tapınmak gerektiğini sormuştur. M. İsa, cevap olarak ona şunları söylemiştir: "Kadın, inan bana, öyle bir saat geliyor ki, Peder'e ne bu dağda ne de Kudüs'te tapınacaksınız... Allah ruh'tur ve O'na tapınanlar da ruhta ve gerçekte tapınmalıdırlar." (bk.Yu.4,19-24). Demek ki, önemli olan ne yer, ne saat, ne istikamet ne de bedeni duruş fakat zihniyet ve niyet, yani ruhun ve canın istikameti, önemli olan ruhun gerçekten Allah'a doğru yöneltilmesidir; kaldı ki, bedeni duruş ruhun duruşunun ifadesi ya da simgesi olabilir.

- Kurban kesme konusunda ise, bu da bir gerçektir, Hıristiyanlığın ilk senelerinden beri bugüne dek Hıristiyanlar -hangi mezhebe bağlı olurlarsa olsunlar - hiç kurban kesmiyorlar. Halbuki, Musevilerde bu ibadet eskidenberi çok yaygındı ve gerçekten Musevilerin dininin vazgeçilmez bir unsuru idi.

Fakat, M. İsa'nın şakirtleri olan ve O'nun öğretisini kabul edip ona göre yaşamaya gayret eden Musevilikten gelen ve Hıristiyan dinine geçen ilk Hıristiyanlar bu ibadet şeklini çok geçmeden terketmişlerdir, ve sonraki nesiller onu yine canlandırmaya hiç teşebbüs etmemişlerdir. Demek ki, Hıristiyan dininde bu ibadet şeklinin yeri yoktur. Acaba niçin? Musevilikten Hıristiyanlığa geçenler niçin onu derhal bırakmışlar? Hıristiyanlar tamamen kurbansız mıdır? Allah'a hiç bir şey sunmazlar mı, şükranlarını belli etmek için O'na bir şey sunmaya ihtiyaç duymazlar mı? - Bilâkis; fakat Hıristiyanlann tek kurbanı vardır, o da M. İsa'nın kendisidir. Daha önce (bk. N. IV) belirttiğimiz gibi, M. İsa, insanları kurtarmak için çarmıha gerilerek kendisini Peder Allah'a kurban olarak sunmuştur. M. İsa'nın ilâhi şahsiyeti sayesinde ise bu kurbanın değeri ve önemi sonsuzdur; bundan sonra veya bunun yanında diğer kurbanların değeri veya önemi kalmamıştır; bu sebepten dolayı bundan sonra herhangi bir kurban nafiledir. Bu gerçek Yeni Ahit'de, İbranilere yazılmış olan mektupta açık bir şekilde ifade ve izah edilmiştir: Eski Ahit'in kurbanları kusursuz ve mükemmel olmadıkları için her sene, hatta her hafta ve her gün tekrarlanması gerekmekteydi ve gerçekten tekrarlanmışlardı. M. İsa'nın kendisini Peder Allah'a kurban olarak sunduğu zaman ise, kusursuz, mükemmel, değeri biçilmez ve değeri sonsuz olan bir kurban olmuştur ki, artık başka kurban gerekmez, istenilmez. "Mesih kendisini bir kere kurban edip günahı ortadan kaldırmak için çağların sonunda ortaya çıkmıştır" (İbr. 9,26). Ve "Mesih İsa'nın bedeninin ilk ve son kez sunulmasıyla kutsal kılındık.... Kutsal kılınanları tek bir sunuyla sonsuza dek mükemmelliğe erdirmiştir." (İbr. 10,10 ve 14). Bu sebepten dolayı Hıristiyan dininde eskiden beri kurban kes*mek denilen ibadet şekli kaldırılmıştır; tek ve mükemmel kur*ban M. İsa'nın kendisi olduğu için, başka kurbanlar kesmek M. İsa'yı küçümsemek gibi bir hareket olacaktı.

Aziz Petrus ilk hıristiyan cemaatlerine yazarak onları Allah'a "ruhsal kurbanları" sunmaya davet etmiştir (I. Pet. 2, 5). Pavlus da Roma'daki Hıristiyanlara yazarak "ruhsal ibadet'ten bahsetmektedir. M. İsa da Samariyeli kadına: "Allah ruhtur ve O'na ibadet edenler de ruhta ve hakikatte ibadet etmelidirler" demiştir (Yu. 4, 24). Demek ki, ibadetlerimizde en önemli unsur insanın iç dünyası, onun zihniyeti, ruhsal durumudur; dış şekilleri, bedensel durum vs. ise, sadece bu iç dünyanın bir simgesi ve yansıtma olmalı. Kaldı ki, bedensel durum, iç dünyanın durumu, insanın dikkatini vs. etkileyebilir ve genellikle etkilemektedir.
Efkaristiya âyini ise, M. İsa'nın kendisini Peder Allah'a sunmasını bir nevi tekrarlanmasıdır. M.İsa kendisini yeniden, fakat bu defa kansız ve ızdırapsız bir şekilde Peder Allah'a kurban olarak sunmaktadır. Cemaat ise, bu harekete, bu niyete, bu haleti ruhiyeye iştirak ederek M.İsa'yı Peder Allah'a sunmaktadır; Hıristiyanların kurbanı aslında bundan ibarettir. Zaten, Allah'a daha mükemmel, daha kusursuz, ve daha yüce, daha ulvî bir kurban sunmak mümkün mü? Bu ilâhi kurban yanında başka kurban sunmak manasız bir harekettir. Bu şekilde Hıristiyanlar tamamen kurbansız değildir, bilâkis, onlar da Allah'a karşı olan şükranlarını belli ederler; zaten "Efkaristiya" kelimesi Yunanca bir kelimedir, ve onun manası "teşekkür" dür; çünkü daha ilk Hıristiyanlar, daha kabil bir kurban bulamadıklarından Allah'a şükretmek için bu âyine başvurmuşlardır.


aLinti..
Hıristiyanlar Kurban kesmiyorlar, ibadetlerini belli saatlerde, belli bir istikamete doğru yapmıyorlar ; Kilise'ye girmeden önce veya dua etmeden önce abdest almıyorlar. Niçin?

Aslında burada bir soru değil, birkaç soru sorulmaktadır, ve onları sırayla gözden geçirmeli ve cevaplandırmalıyız.

- Hıristiyanlar, kiliseye girmeden önce veya dua etmeden evvel abdest almıyorlar; dışarıdan veya bedeni hareketlere bakılırsa, böyledir, çünkü Hıristiyanlıkta, - hangi mezhep olursa olsun, - abdest almak diye bir davranış veya bir kural yoktur.

Buna rağmen, Hıristiyanlar kiliseye, herhangi bir binaya veya herhangi bir daireye girilir gibi girmezler. Kiliselerin girişinde okunmuş suyla dolu olan bir veya iki küçük kurna bulunur; ve Hıristiyanlar kiliseye girerken sağ ellerini bu suya batırıp, "tek Allah olan Peder, Oğul ve Kutsal Ruh'un adına" diyerek ıslak parmaklarıyla haç çıkarırlar; bu hareket ve sözlerle Allah'ın huzuruna geldiğini ve ibadet etme niyetini belli etmektedirler. Diyebiliriz ki, bu hareket de bir nevi abdest, manevi abdesttir. Bu hareket de bir nevi abdesttir, çünkü en önemli unsur olan, maddi veya bedeni temizlik değil, fakat manevi temizlik, ruhun ve kalbin temizliğidir; Allah bilhassa buna dikkat edip değer verir. Bu alınan birkaç su damlası ise bu gerçeği hatırlatmaktadır; demek ki suyun daha çok simgesel bir görevi vardır, ruhun ve kalbin temizliğinin önemini hatırlatmaktadır. Zaten, M. İsa, bedeni temizliğine çok önem veren fakat manevi temizliğini unutan ferisilere hitap ederek onlara "önce kupanın ve çanağın içini temizle ki, dıştan da temiz olsunlar!" (Mt. 23,26) demiştir. M. İsa bunları söylerken çanak veya bardakları simgesel bir şekilde zikretmiştir; bu sözlerle insanın iç temizliğinin, demek ki kalbin ve ruhun temizliğinin bedeni temizliğinden daha önemli olduğunu vurgulamak istemiştir.

Aynı zamanda, haç çıkarmak hareketi, Hıristiyan dininin temel inançları oluşan tek Allah olan Kutsal Üçlü-Birliği ve M. İsa'nın haç üzerindeki ölümünü hatırlatmaktadır.

Bedeni temizlik ise, şart değilse bile, uygundur ve yakışır ve kiliseye gidenler umumiyetle temiz ve uygun bir şekilde giyinmişlerdir; kiliseye gitmeden önce bu hazırlıkları kendi evlerinde yaparlar.

- Belli bir istikamete doğru ve belli saatlerde dua etmeye gelince. Bu da bir gerçektir; Museviler Kudüs'e doğru, Müslümanlar ise ilk önceleri Kudüs'e doğru, sonra ise ve şimdi Kabe'ye doğru (kible) namaz kılmaktadırlar. Hıristiyanlar ise, ilk senelerde, Musevilerin ananelerine uyarak ibadetlerini Kudüs'e doğru, sonra ise doğuya doğru yöneltmişlerdir; daha doğrusu, Hıristiyanların ibadethaneleri, demek ki kiliseleri, umumiyetle doğuya doğru yönelmişti. Fakat bu yön durumu asla bir şart değildi, daha çok bir gelenek halinde idi, ve aslında Hıristiyanların ibadetleri hiç bir yöne doğru bağlı değildir, böyle bir şart yoktur; demek ki Hıristiyanlar her yöne doğru ibadet edebilirler. M. İsa, İncil'de birkaç defa duadan bahsetmiştir, bu konuda çeşitli öğütler vermiştir, fakat hiç bir zaman hangi yöne doğru dua etmeleri gerektiğinden söz etmemiştir. Çünkü Allah belli bir yere bağlı veya mahdut değildir, her yerde hazır ve nazırdır.

Aynı şekilde Hıristiyanların kesin ve belli ibadet saatleri yoktur; genelikle hususi ve şahsi dualar veya ibadetler daha çok sabahları ve akşamları yapılırlarsa, gün boyunca da belli dualar yapılır, örneğin yemekler zamanında; din adamları, rahip ve rahibeler için bu şekilde gün boyunca yapılacak dualar öngörülmüştür. Cemaat halindeki âyinler ise her yerde, o yerdeki cemaat için daha uygun olan saatlerde yapılır; sebebi çok basittir: Allah insanların dualarını, niyazlarını veya hamd-ü senaları duymaya veya kabul etmeye daima hazırdır, belli kabul saatleri yoktur, bazı önemli insanlarda olduğu gibi. Burada başka bir gereği de önemle vurgulamalıyız; o da şudur ki, bazı kişi veya zümrelerin iddiaların aksine, Hıristiyanların dua edebilmeleri için bir papazın mevcudiyeti şart değildir; bilakis her Hıristiyan her gün bir kaç dua kendi başına yapmalıdır.
Bir gün M. İsa'ya buna benzer bir soru iletilmiştir; bir Samariyeli kadın kendisine nerede, şu dağda mı yoksa Kudüs'te mi tapınmak gerektiğini sormuştur. M. İsa, cevap olarak ona şunları söylemiştir: "Kadın, inan bana, öyle bir saat geliyor ki, Peder'e ne bu dağda ne de Kudüs'te tapınacaksınız... Allah ruh'tur ve O'na tapınanlar da ruhta ve gerçekte tapınmalıdırlar." (bk.Yu.4,19-24). Demek ki, önemli olan ne yer, ne saat, ne istikamet ne de bedeni duruş fakat zihniyet ve niyet, yani ruhun ve canın istikameti, önemli olan ruhun gerçekten Allah'a doğru yöneltilmesidir; kaldı ki, bedeni duruş ruhun duruşunun ifadesi ya da simgesi olabilir.

- Kurban kesme konusunda ise, bu da bir gerçektir, Hıristiyanlığın ilk senelerinden beri bugüne dek Hıristiyanlar -hangi mezhebe bağlı olurlarsa olsunlar - hiç kurban kesmiyorlar. Halbuki, Musevilerde bu ibadet eskidenberi çok yaygındı ve gerçekten Musevilerin dininin vazgeçilmez bir unsuru idi.

Fakat, M. İsa'nın şakirtleri olan ve O'nun öğretisini kabul edip ona göre yaşamaya gayret eden Musevilikten gelen ve Hıristiyan dinine geçen ilk Hıristiyanlar bu ibadet şeklini çok geçmeden terketmişlerdir, ve sonraki nesiller onu yine canlandırmaya hiç teşebbüs etmemişlerdir. Demek ki, Hıristiyan dininde bu ibadet şeklinin yeri yoktur. Acaba niçin? Musevilikten Hıristiyanlığa geçenler niçin onu derhal bırakmışlar? Hıristiyanlar tamamen kurbansız mıdır? Allah'a hiç bir şey sunmazlar mı, şükranlarını belli etmek için O'na bir şey sunmaya ihtiyaç duymazlar mı? - Bilâkis; fakat Hıristiyanlann tek kurbanı vardır, o da M. İsa'nın kendisidir. Daha önce (bk. N. IV) belirttiğimiz gibi, M. İsa, insanları kurtarmak için çarmıha gerilerek kendisini Peder Allah'a kurban olarak sunmuştur. M. İsa'nın ilâhi şahsiyeti sayesinde ise bu kurbanın değeri ve önemi sonsuzdur; bundan sonra veya bunun yanında diğer kurbanların değeri veya önemi kalmamıştır; bu sebepten dolayı bundan sonra herhangi bir kurban nafiledir. Bu gerçek Yeni Ahit'de, İbranilere yazılmış olan mektupta açık bir şekilde ifade ve izah edilmiştir: Eski Ahit'in kurbanları kusursuz ve mükemmel olmadıkları için her sene, hatta her hafta ve her gün tekrarlanması gerekmekteydi ve gerçekten tekrarlanmışlardı. M. İsa'nın kendisini Peder Allah'a kurban olarak sunduğu zaman ise, kusursuz, mükemmel, değeri biçilmez ve değeri sonsuz olan bir kurban olmuştur ki, artık başka kurban gerekmez, istenilmez. "Mesih kendisini bir kere kurban edip günahı ortadan kaldırmak için çağların sonunda ortaya çıkmıştır" (İbr. 9,26). Ve "Mesih İsa'nın bedeninin ilk ve son kez sunulmasıyla kutsal kılındık.... Kutsal kılınanları tek bir sunuyla sonsuza dek mükemmelliğe erdirmiştir." (İbr. 10,10 ve 14). Bu sebepten dolayı Hıristiyan dininde eskiden beri kurban kes*mek denilen ibadet şekli kaldırılmıştır; tek ve mükemmel kur*ban M. İsa'nın kendisi olduğu için, başka kurbanlar kesmek M. İsa'yı küçümsemek gibi bir hareket olacaktı.

Aziz Petrus ilk hıristiyan cemaatlerine yazarak onları Allah'a "ruhsal kurbanları" sunmaya davet etmiştir (I. Pet. 2, 5). Pavlus da Roma'daki Hıristiyanlara yazarak "ruhsal ibadet'ten bahsetmektedir. M. İsa da Samariyeli kadına: "Allah ruhtur ve O'na ibadet edenler de ruhta ve hakikatte ibadet etmelidirler" demiştir (Yu. 4, 24). Demek ki, ibadetlerimizde en önemli unsur insanın iç dünyası, onun zihniyeti, ruhsal durumudur; dış şekilleri, bedensel durum vs. ise, sadece bu iç dünyanın bir simgesi ve yansıtma olmalı. Kaldı ki, bedensel durum, iç dünyanın durumu, insanın dikkatini vs. etkileyebilir ve genellikle etkilemektedir.
Efkaristiya âyini ise, M. İsa'nın kendisini Peder Allah'a sunmasını bir nevi tekrarlanmasıdır. M.İsa kendisini yeniden, fakat bu defa kansız ve ızdırapsız bir şekilde Peder Allah'a kurban olarak sunmaktadır. Cemaat ise, bu harekete, bu niyete, bu haleti ruhiyeye iştirak ederek M.İsa'yı Peder Allah'a sunmaktadır; Hıristiyanların kurbanı aslında bundan ibarettir. Zaten, Allah'a daha mükemmel, daha kusursuz, ve daha yüce, daha ulvî bir kurban sunmak mümkün mü? Bu ilâhi kurban yanında başka kurban sunmak manasız bir harekettir. Bu şekilde Hıristiyanlar tamamen kurbansız değildir, bilâkis, onlar da Allah'a karşı olan şükranlarını belli ederler; zaten "Efkaristiya" kelimesi Yunanca bir kelimedir, ve onun manası "teşekkür" dür; çünkü daha ilk Hıristiyanlar, daha kabil bir kurban bulamadıklarından Allah'a şükretmek için bu âyine başvurmuşlardır.


aLinti..
__________________
#HerSeyCokGuzeℒoℒacak..ღ ❦
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
abdest, almıyorlar, hıristiyanlar, kesmiyorlar, kurban

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
'Beni kaale almıyorlar' dedi, istifa etti! Seth Avrupa ve Dünya'dan Futbol 0 25 Ekim 2014 15:33
Hıristiyanlar Madonna'yı protesto ediyor PassioN Haber Arşivi 0 24 Nisan 2012 21:46
Abdest üzerine abdest almak caiz midir? Kalemzede İslami Makaleler 0 09 Ağustos 2011 15:20