IRC ve mIRC Kullanıcılarının Buluşma Noktası
  Mobil Sohbet, Sohbet ve Sohbet Odaları




Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 22 Ocak 2016, 23:35   #1
Çevrimiçi
Neden birçok Kilise veya mezhep mevcuttur


-- Sponsor Baglantı --


İsa bir Kilise kurmuştur nasıl olur da bugünkü dünyada birkaç Kilise mevcuttur?
Bu durum nasıl izah edilebilir?

Gerçekten M. İsa, havarisi Petrus'a "Sen Petrus (yani kaya)'sın ve ben Kilise'mi bu Kaya üzerine kuracağım" diye hitap ederek bir tek Kilise kurma niyetini açıkça beyan etmiştir. Bugün birçok Kilise veya mezhep mevcut ise, bu Kiliseler asırlar boyunca birçok ve çeşitli sebeplerden dolayı ana Kilise'den ayrılarak türemişlerdir. Burada böylece türemiş olan Kiliselerin hepsinin değil fakat en önemli olanlarının doğuşunu ana hatları ile ve çok kısa bir şekilde sıralamaya çalışacağız.

İlk önce şunu hatırlatmamız gerekir ki, hıristiyan dininin ilk senelerinden beri çeşitli ibadet şekilleri ortaya çıkmıştır. İman, itikat ve öğreti bakımından bütün Hıristiyanlar bir tek itikada bağlıdırlar. Fakat eskiden beri ibadet için, lisan bakımından ve âyinlerin şekli bakımından, bütün ayrıntıları kapsayan bir birlik yoktu. Her cemaat, ya da her cemaat topluluğu kendi lisanını kullanmıştır ve bu şekilde, aynı ana ibadet şekli muhafaza edilmesine rağmen, her lisan sahasında o bölgenin lisanı ve kültürüne göre bazı çeşitleme ve ayrıntılar ilâve edilerek birkaç ibadet şekli türemiştir. Hatta aynı lisan sahasında bile bazan birkaç ibadet şekli ortaya çıkmıştır; örneğin, Yunan lisanı sahasında aziz Vasilios ve aziz Hırisostomos ibadet şekilleri doğmuş ve bugüne kadar yaşamaktadır.

Ayrıca her bölgedeki Kilise'ler kendi lisan ve kültürüne göre düzenlediği şekilleri yanında, teşkilatlanmada da serbest bir şekilde hareket etmişlerdir. Ancak önemli meseleler veya önemli ihtilaflar ortaya çıkınca bu Kiliseler Roma'daki Papa'ya başvurmuşlardır; son karar Papa'ya veya onun tarafından toplanmaya çağrılan Genel Konsil'e ait idi; bugün de yine aynı durum devam etmektedir, hiç olmazsa Katolik Kilise'sinde.
Böylece eskiden beri, İskenderiye Patriği yetkisi altında bir İskenderiye Kilise'si, Antakya Patriği yetkisi altında bir Antakya Kilise'si, Ktesifon Patriği yetkisi altmda bir Acemistan Kilisesi veya İran Kilisesi; Kudüs Patriği yetkisi altında bir Kudüs Kilise'si, vs. Kiliseler teşekkül etmişlerdir. Fakat bütün bu çeşitli Kiliseler Hıristiyan dininin birliği simgesi ve koruyucusu olan Roma'daki Papa'ya bağlı ve tabi kalmışlardır ki, bu şekilde bunlar birer ayn Kilise değil, bir tek Kilise, evrensel manasına gelen Katolik Kilise'sini ve bu tek Kilise'nin şubelerini oluşturmakta idiler.

Fakat bazı yerel Kiliseler bu ibadet şekli ve teşkilatlandırmadaki özelliklerle iktifa etmeyerek, Roma'daki Papa'dan, yani Katolik Kilise'sinden ayrılayarak kendilerini tamamen birer müstakil Kilise ilan etmişlerdir. Böylece asırlar boyunca, bazıları önemsiz bazıları önemli olan birkaç Kilise türemiştir.

Bu ayrılma hareketlerinin şahsi, siyasi, dini ve iktisadi sebeplerini araştırmak için burada yer yoktur. Bu çeşitli sebepleri araştırıp tespit edebilmek için her ayrılma olayı için uzun tetkikler lazımdır ki, bunları buraya aktarmak imkânsızdır. Biz burada sadece, tarih boyunca bu şekildeki hareketlerden dolayı ortaya çıkan çeşitli Kiliselerin en önemli olanlarını sıralamakla iktifa etmeliyiz.

Bu Kilise'ler şunlardır:

a) Nesturi ve Keldaniler. - Katolik Kilise'sinden kopup kendisini ayrı ve müstakil bir Kilise ilân eden ilk Kiliselerden biri, Ktesifon Kilisesi olmuştur. İlk önce bu Kilise'ye, o zaman Acemlerin düşmanları olan Roma İmparatorları ile işbirliği yapıyor şeklindeki ithamlardan kurtulmak için, İznik Konsili sırasında (M.S. 325) önemli imtiyazlar ve hareket serbestliği tanınmıştır. Sonra, 431 senesinde Efes'te toplanan Konsilde Bizans Patriği Nestorius sapık olarak mahkûm edilmiştir. Nestorius ise bu kararı kabul etmemiş ve Edessa - bugünkü Şanlıurfa - şehrine sığınmıştır; bu şehir o zamanlarda, Ktesifon Kilise'sine ait önemli bir ilahiyat merkezi idi. Nestorius ve onun yandaşları bu bölgeyi bir propaganda merkezi olarak kullanıp bütün Sasani İmparatorluğunda yeni müritler ve çömezler kazanmaya çalışmışlar ve bu işte başarılı olmuşlardır; o kadar başarılı olmuşlardır ki, bu asrın sonuna doğru Kilise, resmi bir ayrılma yapmadan Katolik Kilise'sinden tamamen kopmuştur ve bu durum bugüne kadar devam etmiş ve hâlâ etmektedir. Bu Kilise orta çağlarda bütün Mezopotamya'da önemli bir rol oynamıştır, sonra ise, bilhassa Timur Lenk'in zülumlarından dolayı, çok zayıflamıştır. Bugünlerde bu Kilise bilhassa Irak'da ve İran'da yaygındır; Türkiye'de ise, birinci dünya savaşına kadar Hakkâri'de bu Kilise'ye mensup olan 100.000 kişi kadar bir cemaat vardı; bu harp esnasında, birkaç aile hariç, bunların hepsi Irak'a iltica etmişlerdir. Bu Kilise'nin resmi ismi "Şarki Apostolik Kilisesi"dir (1) ; halk arasında ve birçok tarihçiler tarafından ona sadece "Nesturi" veya "Asuri" Kilisesi denilir. Patriğin resmi ikâmetgâhı, Bağdat civarlarında bulunan eski Ktesifon şehridir, gerçek ikâmetgâhı ise Bağdat veya A.B.D'inde bulunan Detroit şehridir.
Orta çağlarda, XIII, asırda, bu Kilise'nin bazı episkoposları, hatta patrikleri, yeniden Roma'daki Papa'ya bağlanmak istemişlerdir ve Papa'lıkla yeniden bağlantı kurmuşlar. Nihayet XVI. asırda Papa'ya bağlı olan bütün bu cemaatler bir araya getirilerek teşkilatlanmış ve Keldani Kilise'si kurulmuştur. Bu Kilise, Nesturilerin lisanı ve ibadet şeklini korumakla beraber, Papa'ya bağlı olarak Katolik Kilise'sinin itikadını ve yetkisini kabul etmektedir; bu Kilise'nin Patriğinin ikâmetgâhı Bağdat'tadır. Türkiye'de birkaç yüz kişilik bir cemaat ile bir Başepiskopos'u vardır; resmi ikâmetgâhı Diyarbakır/Amida ise de, kendisi gerçekten İstanbul'da oturmaktadır.

b) Suriyaniler. - Yine beşinci asırda, Süryani denilen cemaat ve diğer cemaatler de Katolik Kilisesinden, daha doğrusu Bizans Kilisesinden kopmuşlardır.

Antakya Patrikliği, Bizans İmparatorluğunda en önemli Patriklik idi, o zamanlarda; bu Patrikliğin cemaatlerinin çoğu Suriyanice konuştukları ve ibadetlerinde de bu lisanı kullandıkları için, bu Kilise'ye ilk önce Suriyani Kilisesi, sonra ise Eski Suriyani manasına gelen Suriyani Kadim Kilisesi denildi. M.S. 451 senesinde Khalkedon (bugünkü Kadıköy)'de toplanan Genel Konsil "monofısizm" denilen ve M. İsa'nın şahsiyetini ilgilendiren öğretileri reddetmiştir; Suriyaniler bu Konsil'in kararları kabul etmemişler. Ayrıca bu Konsil Bizans episkoposuna bazı imtiyazlar tanımıştır: bu imtiyazlar ise Antakya'da hoş görülmemişlerdir. Buna rağmen, 518 senesinde Bizanslılar, İstanbul Patriğe daha çok önem vermek için, onu Antakya Patrikliğinden ayırdılar: fazla olarak Suriyaniler, Bizans İmparatorları tarafından baskı altında tutulmuşlardır. Fakat altıncı asrın ortasında Yakup Baradios isimli Urfa episkoposu bu Kiliseyi yeniden teşkilatlandırmış ve canlandırmıştır; bu sebepten dolayı birçokları bu Kiliseyi "Yakubi Kilise" diye adlandırırlar. Görülüyor ki, bu Kilise de resmi bir şekilde Katolik Kilisesinden ayrılmamıştır; ayrıca onun ayrılış hareketi Roma Katolik Kilisesinin reisi olan Papa'ya karşı değil, daha çok Bizanslılara karşı ve özellikle Bizans Imparatorlarına karşı yapılmış bir hareket idi.

Suriyani Patrikleri, Antakya'daki merkezlerini kaybedip, çeşitli şehir veya manastırlarda oturmak mecburiyetinde kaldılar: Halep, Urfa, Diyarbakır, Harran, Malatya, Mardin. Bugün, Suriyani-Kadîmler özellikle Suriye'de, Irak'ta ve Lübnan'da yaşamaktadırlar; Patrikleri Şam'da oturmaktadırlar. Türkiye'de ise, eskidenberi anayurtları olan Güneydoğu bölgelerinde, Mardin, Diyarbakır ile Midyat ve bu şehirlerin ci-varlarındaki köylerde yaşamaktaydılar, fakat şu son yirmibeş sene boyunca bu cemattler bu bölgeyi terketmişler ve ancak ikibin kişilik bir cemaat o bölgede hala yaşamaktadır. Ayrıca birkaç bin kişi şu son senelerde İstanbul'a yerleşmiştir.

Bu Suriyani-Kadîm Kilise'si yanında, üç asırdan beri bir Suriyani Katolik Kilise'si de vardır. Eskidenberi küçük gruplar veya cemaatler Katolik Kilise'sine bağlı kalmışlardı, fakat hiç bir teşkilatları olmadığı için resmi bir mevcudiyetleri yoktu. 1662 senesinde bu cemaatler için bir episkopos tayin ve takdis edilmiştir. Fakat bir asır boyunca Suriyani-Kadimler ona ve cemaatlerine karşı bir zülüm ve baskı politikası uygulamışlardır, hatta 1706 senesinden 1783 senesine kadar bu Kilise'nin episkoposu bile yoktu; 1782 senesinde yeni bir episkopos takdis edilmiştir ve o zamandan bugüne dek, "Suriyani Katolik Kilise'si" denilen bir Kilise mevcuttur; Patriğin ikâmetgâhı Şam'dadır; cemaatleri bilhassa Suriye'de, Lübnan'da ve Irak'ta yaşamaktadır; Türkiye'de bu Kilise'ye mensup olanlar İstanbul'da bin kişilik bir cemaat oluşturmaktadırlar.

c) Ermeni Kilise'leri. - Üçüncü asrın ikinci yarısında, Kayseri'den hareket ederek doğuya doğru ilerleyip İncil'i ilan eden Gregor Lusavoriç, Ermenilere de İncil'i tanıtmıştır ve 295-300 seneleri arasında Ermeniler Hıristiyan dinini resmen kabul etmişlerdir. Bunlar yavaşça teşkilanıp Bizans Kilisesine bağlı bir Kilise oluşturmuşlardır. İlk zamanlarda, bölgelere göre ya Bizanslıların ya da Suriyanilerin ibadet şekillerini kabul etmişlerdir, fakat çok zaman geçmeden İncil'i, âyinlerini ve dualarını kendi lisanlarına çevirip kendilerine mahsus olan bir ibadet şeklini ortaya koymuşlardır. Bu yeni Kilise, Zerdüşti İranlılar tarafından çok zulüm görmüştür ve bunun için 451 senesinde Khalkedon (bugünkü Kadiköy) Konsiline hiç bir episkopos ya da başka bir temsilciyi gönderememişlerdir. Hatta Konsil'den haberdar bile değillerdi; otuz sene sonra, 491 senesinde Vagarşapat/Eçmiyadzin'de toplanan bir Ermeni Sinodu, ya da yerel Konsil, Khalkedon Konsil'inin kararlarını reddetmiştir, ve bu red kararı birkaç sene sonra, 506 senesinde Dvin'de toplanan başka bir Ermeni Sinodu tarafından teyyid edilmiştir. Bu şekilde Ermeni Kilise'si tamamen bağımsız bir Kilise olmuştur.

Fakat bu özgürlük hareketi yine, Roma'daki Katolik Kilise'sine karşı değil, daha çok Bizans Kilise'sine ve bilhassa Bizans İmparatorlarına karşı yapılmıştır. Ermeni Kilise'si kendisini "Ermeni Apostolik Kilise'si" olarak(1) tanıtmaktadır; halk arasında ise ona daha çok, bu Kilise'nin kurucusu olan Gregor Lusavoriç'in anısına "Ermeni Gregoryen Kilise'si" denilir. Bu Kilise'nin merkezi, Ermenistan'da bulunan Eçmiyadzin şeh-rindedir ve bu Kilise'ye mensup olan cemaatler bugün bilhassa Ermenistan'da, Lübnan'da, Suriye'de, Kudüs'te yaşamaktadırlar; Türkiye'de ise İstanbul'da bir Patrikhaneleri ve birkaç kilise ve cemaatleri vardır.

Ermeniler, Kilise olarak, diğer Hıristiyan Kiliselerinden ayrılmışlarsa da, bazı cemaatleri, bazı episkoposları, hatta bazı patrikleri bile bu ayrılma hareketini tasvip etmeyip, eskiden beri ve asırlar boyunca Katolik Kilise'sine bağlı kalmışlardır. Fakat 1740 senesinde, Suriye'deki Katolik Ermenileri kendileri için bir Patrik seçmişlerdir ve Petrus ismindeki bu Patrik, Roma Kilise'si tarafından tasdik ve takdis edilmiştir. O günden beri bu Katolik Ermeni Kilise'si teşkilatlanıp bugüne kadar devam etmiştir; Patriği ilk önce İstanbul'da oturmuş, fakat 1928 senesindenberi Beyrut'ta oturmaktadır; cemaatleri bilhassa Lübnan'da, Suriye'de, Irak'ta ve İran'da yaşamaktadırlar: bugün Türkiye'de, İstanbul'da bir Ermeni Katolik Patriği vardır ve aynı şehirde birkaç Ermeni Katolik kilisesi ve cemaatleri bulunmaktadır.

d) Maruniler. - Suriye'de, Asi nehrinin vadisinde bulunan birkaç manastırda yaşayan birçok rahip, V. asırda yaşamış olan Aziz Marun etrafında toplanmışlardı ve zamanla müstakil, Ortodoks Kilise'sine bağlı olmayan bir cemaat oluşturmuşlardır; daha sonra, Müslüman Arapların zulümlerinden kaçmak maksadıyla, Lübnan dağlarına göç edip, orada müstakil bir cemaat olarak bir zahit hayatı sürdürmüşlerdir; ibadet şekillerini Suriyanilerden almış ve düzenlemişlerdir. Bunlar eskiden beri Katolik Kilise'sine bağlıdırlar, bunun için Katolik yani Papa'ya bağlı bir Kilise oluşturmaktadırlar; buna rağmen ayrı bir teşkilatı ve ayrı episkoposları ve bir Patrikleri vardır. Patrikleri Lübnan'da, Bkerke şehrinde oturur; cemaatleri ise bilhassa Lübnan'da ve Suriye'de yaşamaktadırlar. Türkiye'nin güneyinde bu Kilise'ye mensup olan birkaç aile hâla yaşamaktadır, fakat ayrı ibadethaneleri ve teşkilatları yoktur.

e) Rum Ortodoks Kilise'si. - M. S. 330 senesine kadar küçük bir kasaba olan İstanbul şehri, o sene büyük bir törenle Yeni Roma ünvanı ve Konstantinopolis adı ile Doğu Roma İmparatorluğunun başkenti olarak ilan edilmiştir; ondan sonra bu şehir çok gelişmiş ve büyük bir şehir olmuştur. İstanbul episkoposu da, o zamana kadar, bugün Marmara Ereğlisi adı ile tanınan Herakleia episkoposuna bağlı idi. Yeni başkentin episkoposluğu olduktan sonra, önem kazanarak, yetkisinin sahası da gitgide genişlemiştir; yukarda (bk. b) gördüğümüz gibi, 451 senesinde bu episkoposluğa bazı imtiyazlar tanınmış ve 518 senesinde de Antakya Patrikliğinin yetkisinden çıkarılmıştır; altıncı asrın sonuna doğru, evrensel manasına gelen "Ökümenik" ünvanını da ismine eklemiştir. Orta çağlarda, Bizans Patrikleri birkaç defa Katolik Kilise'sinden ayrılmışlardır, fakat her defasında birkaç sene sonra onun yetkisini yine kabul edip, tanımışlardır; nihayet 1054 senesinde Bizans Patriği Mikael Kerularios bir defa daha Katolik Kilise'sinden ayrılmış ve bu itizal asırlar boyunca ve bugün hâlâ devam etmektedir.

Osmanlılar İstanbul şehrini zaptettikten sonra, Sultan II. Mehmet, Rum Ortodoks Patriğine birçok imtiyazlar tanımıştır, özellikle bu Patriğe bundan böyle İmparatorlukta yaşayan bütün Ortodokslar - yani Katolik olmayanlar - üzerinde yetki tanımıştır. Böylece, Osmanlı İmparatorluğu genişleyince, Patriğin yetki sahası da büyüyüp genişlemiştir. Ancak XIX. asırda Balkan ülkeleri ve sonra diğer ülkeler Osmanlılara karşı ayaklanarak bağımsızlıklarını kazandıkları zaman, bu yeni bağımsız ülkelerin cemaatleri, din bakımından da bağımsızlıklarını ilan edip Rum Patriğinden ayrıldılar. Bu şekilde biraç müstakil Ortodoks Kilisesi daha ortaya çıkmıştır: Yunanistan Ortodoks Kilise'si, Yugoslavya Ortodoks Kilise'si, Romanya Ortodoks Kilise'si, Bulgaristan Ortodoks Kilise'si, vs. Bu yeni Kilise'lerin ibadet şekilleri Rum Ortodokslarından alınmış ve ibadetlerinin, âyinlerinin metinlerini kendi lisanlarına çevrilmiştir. Bu Kiliselerin başkanları çeşitli ünvanlarını taşımaktadırlar; kimi Patrik, kimi Başepiskopos'tur; onların ikâmetgâhları her ülkenin başkentidir ve Patriğin veya Başepiskopos'un yetkisi de her ülkenin Ortodokslarıyla sınırlandırılmıştır.
Bütün bu Kilise'lerin tarihçelerini burada anlatmak imkânsızdır; ancak şunu hatırlatmalıyım ki, İstanbul'da, Bulgar Ortodoks Kilise'sine bağlı bir cemaat hâlâ mevcuttur.

Rus Ortodoks Kilise'si, çok daha önce, 1589 senesinde, Rum Ortodoks Patriklerinin yetkilerini reddederek, Moskova şehrini Üçüncü Roma olarak ilan edip ayrı bir Patrik tayin etmiş ve böylece tamamen müstakil yeni bir Ortodoks Kilise'si ortaya çıkmıştır.

Rum Ortodoks Kilise'si yanından bir de Rum Katolik Kilise'si mevcuttur. 1911 senesinde İstanbul'da yaşayan Rum Katolikleri için bir episkopos takdis ve tayin edilmiştir; fakat cemaatlerin çoğu birkaç sene sonra, Birinci Dünya savaşından sonra Yunanistan'a göçetmiştir; bu günlerde Rum Katolik Kilise'sine mensup olan ancak bir kaç aile İstanbul'da yaşamaktadır - Bu Rum Katolikler, biraz sonra bahsedeceğimiz Melkit-Katolikler' le karıştırılmamalı.(bk. f.).

f) Melkitler. - Bu ad altında, İskenderiye, Kudüs ve Antakya Patrikliklerine mensup olan ve Bizanslıların ibadet şekillerini takip eden - Katolik olsun ya da olmasın - Hıristiyanlar belirtilmektedir. İbadetlerinde genellikle Arap lisanını kullandıkları için, birçok defa onlara "Bizans ibadet şeklini takip eden Arap Hıristiyanlar" denilir; ancak bu resmi adları çok uzun olduğu için, bunlara kısaca "Melkit" denilir. Bu "melkit" ismi ilk önceleri biraz aşağılayıcı ve alaylı bir lakap idi. Çünkü diğer cemaatler, Bizans Kilise'sine karşı ayaklandıkları ve kendilerini birer bağımsız Kilise ilan ettikleri zaman, onlar Imparator'a bağlı kalmışlar; bunun için onlara "Kralcı" ma*nasına gelen "Melki" lakabını vermeye başlamışlardır; Avrupalılar bunu "melkit" şekline çevirmişlerdir.

1054 senesinde, Bizans Kilise'si Katolik Kilise'sinden ayrıldığı zaman, Melkitlerin çoğu Bizans Patriğine sadık kalıp onu bu ayrılma hareketinde takip etmişlerdir; bazı cemaatler ise Katolik Kilise'sini terketmeyi reddetmişler ve Suriye'de oturan birkaç Melkit cemaati XV. ve XVII. asırlarda Roma'ya yaklaşmaya başlamışlardır. Bunlar nihayet 1709 senesinde resmen Papa'ya bağlanmışlardır ve XVIII. asırda ayrı bir teşkilat ortaya koymuşlardır ve böylece o zamandan beri bir Katolik Melkit Kilise'si de mevcut olmuştur. Bu Katolik Melkitler, - Rumların ibadet şekillerini kullandıkları için - birçok de*fa" Rum Katolik" olarak adlandırırlar. Bunları, biraz önce (bk. e, son) bahsettiğimiz Rum Katoliklerle karıştırmamalıyız.

Melkitler - Katolik olanlar ve diğerleri - bilhassa isimlerini yukarda zikrettiğimiz üç Patrikliğin bölgelerinde yaşamaktadırlar. Türkiye'nin güneyinde, Antakya, Tarsus, Mersin civarlarında, hâlâ birkaç cemaat bu Kilise'ye bağlıdır. Patrikleri ise şimdi şu şehirlerde oturmaktadırlar: Katolik Patrikleri, İskenderiye, Kudüs ve Beyrut'ta; Katolik olmayanlar ise İskenderiye, Kudüs ve Şam'da.

g) Protestanlar ve Anglikanlar. - Aslında "Protestan" ismi tek bir Kilise için değil, XVI. asırdan beri Reform hareketleri ile ortaya çıkan birçok Kilise için genel bir terim olarak kullanılır.

31 Ekim 1517 senesinde Martin Luther, Wittemberg kilisesinin kapılarına 95 tezini asarak Reform hareketini başlamıştır. Bu hareketle Luther'ci "Protestan Kilisesi", ya "Tashih edilmiş" veya "Düzeltilmiş olan Kilise" manasına gelen "Reform Kilisesi" adlı tamamen müstakil olan yeni bir Kilise olarak ortaya çıkacaktı. Sonra, asırlar boyunca Luthercilik bir çok yeni Kilise türetecekti; bütün bu Kiliseler bugün bir nevi Konfederasyon halindedirler.

Calvin, Reform hareketini benimseyerek onu yaymak maksadıyla, 1532 senesinde "İnstitutions Chretiennes" yani "Hıristiyan Dini Öğretisi" adlı eserini telif edip Cenevre'de neşretmiştir. 1541 senesinde, nihaî bir şekilde Cenevre şehrin*de yerleşen Calvin bu şehirde yeni bir Reform Kilisesi kurmuştur; bu Kilise de sonraki asırlarda birkaç ayrı Kilise vücu*da getirmiştir.

Aynı senelerde İngiliz kralı VIII. Henry, eşi Catherine'den boşanmak için Papa'ya başvurmuştur; fakat Papa buna müsaade etmeyince, - çünkü Katolik Kilise'sinde boşanma yoktur. - İngiliz kralı Papa'nın yetkisini reddederek kendisini İngiliz Kilise'sinin reisi olarak ilan etmiştir, 1554 senesinde; böylece "Anglikan Kilise'si" olarak adlandırılan yeni bir Kilise ortaya çıkmıştır.

Bu Kilise'nin en büyük özelliği. Papa'nın yetkisini reddedip İngiltere'nin Hükümdarını Kilise'nin reisi olarak kabul etmesidir; itikatleri ve ibadet şekilleri tamamen Katolik Kilise'sinin ibadetlerine benzer.

Protestan Kilise ve Mezhepleri en çok Orta ve Kuzey Avrupa ile Kuzey Amerika'da yayılmıştır. Geçen asırdan beri, Türkiye dahil, Orta doğu'da da birkaç cemaat kurulmuştur.

Bu Kiliseler yanında diğer bazı Kiliseler de mevcuttur; örneğin, Kiptiler, Gürcistan Kilisesi, Habeşistan Kilisesi, vs. Fakat Türkiye'de bunların temsilcileri olmadıkları için ve aynı zamanda bu bölümü daha fazla uzatmamak için, bu Kiliselerden burada bahsedilmeyecektir.

Yukarıda bahsettiğimiz Hıristiyan Kiliseleri gösterdiğimiz coğrafi bölgelerle sınırlı idiler, fakat bilhassa İkinci Dünya Savaşından sonra bir çok Hıristiyanlar memleketlerini terk edip Avrupa'nın ve Amerika'nın çeşitli memleketlerine göç etmişlerdir, ve netice olarak bütün Hıristiyan Kiliselerinin cemaatleri bugün çok dağınık bir şekilde yaşamaktadırlar.
1) "Apostolik" kelimesi, havarilere dayanan ya da havarilere kadar giden manasına gelir.




aLinti..
İsa bir Kilise kurmuştur nasıl olur da bugünkü dünyada birkaç Kilise mevcuttur?
Bu durum nasıl izah edilebilir?

Gerçekten M. İsa, havarisi Petrus'a "Sen Petrus (yani kaya)'sın ve ben Kilise'mi bu Kaya üzerine kuracağım" diye hitap ederek bir tek Kilise kurma niyetini açıkça beyan etmiştir. Bugün birçok Kilise veya mezhep mevcut ise, bu Kiliseler asırlar boyunca birçok ve çeşitli sebeplerden dolayı ana Kilise'den ayrılarak türemişlerdir. Burada böylece türemiş olan Kiliselerin hepsinin değil fakat en önemli olanlarının doğuşunu ana hatları ile ve çok kısa bir şekilde sıralamaya çalışacağız.

İlk önce şunu hatırlatmamız gerekir ki, hıristiyan dininin ilk senelerinden beri çeşitli ibadet şekilleri ortaya çıkmıştır. İman, itikat ve öğreti bakımından bütün Hıristiyanlar bir tek itikada bağlıdırlar. Fakat eskiden beri ibadet için, lisan bakımından ve âyinlerin şekli bakımından, bütün ayrıntıları kapsayan bir birlik yoktu. Her cemaat, ya da her cemaat topluluğu kendi lisanını kullanmıştır ve bu şekilde, aynı ana ibadet şekli muhafaza edilmesine rağmen, her lisan sahasında o bölgenin lisanı ve kültürüne göre bazı çeşitleme ve ayrıntılar ilâve edilerek birkaç ibadet şekli türemiştir. Hatta aynı lisan sahasında bile bazan birkaç ibadet şekli ortaya çıkmıştır; örneğin, Yunan lisanı sahasında aziz Vasilios ve aziz Hırisostomos ibadet şekilleri doğmuş ve bugüne kadar yaşamaktadır.

Ayrıca her bölgedeki Kilise'ler kendi lisan ve kültürüne göre düzenlediği şekilleri yanında, teşkilatlanmada da serbest bir şekilde hareket etmişlerdir. Ancak önemli meseleler veya önemli ihtilaflar ortaya çıkınca bu Kiliseler Roma'daki Papa'ya başvurmuşlardır; son karar Papa'ya veya onun tarafından toplanmaya çağrılan Genel Konsil'e ait idi; bugün de yine aynı durum devam etmektedir, hiç olmazsa Katolik Kilise'sinde.
Böylece eskiden beri, İskenderiye Patriği yetkisi altında bir İskenderiye Kilise'si, Antakya Patriği yetkisi altında bir Antakya Kilise'si, Ktesifon Patriği yetkisi altmda bir Acemistan Kilisesi veya İran Kilisesi; Kudüs Patriği yetkisi altında bir Kudüs Kilise'si, vs. Kiliseler teşekkül etmişlerdir. Fakat bütün bu çeşitli Kiliseler Hıristiyan dininin birliği simgesi ve koruyucusu olan Roma'daki Papa'ya bağlı ve tabi kalmışlardır ki, bu şekilde bunlar birer ayn Kilise değil, bir tek Kilise, evrensel manasına gelen Katolik Kilise'sini ve bu tek Kilise'nin şubelerini oluşturmakta idiler.

Fakat bazı yerel Kiliseler bu ibadet şekli ve teşkilatlandırmadaki özelliklerle iktifa etmeyerek, Roma'daki Papa'dan, yani Katolik Kilise'sinden ayrılayarak kendilerini tamamen birer müstakil Kilise ilan etmişlerdir. Böylece asırlar boyunca, bazıları önemsiz bazıları önemli olan birkaç Kilise türemiştir.

Bu ayrılma hareketlerinin şahsi, siyasi, dini ve iktisadi sebeplerini araştırmak için burada yer yoktur. Bu çeşitli sebepleri araştırıp tespit edebilmek için her ayrılma olayı için uzun tetkikler lazımdır ki, bunları buraya aktarmak imkânsızdır. Biz burada sadece, tarih boyunca bu şekildeki hareketlerden dolayı ortaya çıkan çeşitli Kiliselerin en önemli olanlarını sıralamakla iktifa etmeliyiz.

Bu Kilise'ler şunlardır:

a) Nesturi ve Keldaniler. - Katolik Kilise'sinden kopup kendisini ayrı ve müstakil bir Kilise ilân eden ilk Kiliselerden biri, Ktesifon Kilisesi olmuştur. İlk önce bu Kilise'ye, o zaman Acemlerin düşmanları olan Roma İmparatorları ile işbirliği yapıyor şeklindeki ithamlardan kurtulmak için, İznik Konsili sırasında (M.S. 325) önemli imtiyazlar ve hareket serbestliği tanınmıştır. Sonra, 431 senesinde Efes'te toplanan Konsilde Bizans Patriği Nestorius sapık olarak mahkûm edilmiştir. Nestorius ise bu kararı kabul etmemiş ve Edessa - bugünkü Şanlıurfa - şehrine sığınmıştır; bu şehir o zamanlarda, Ktesifon Kilise'sine ait önemli bir ilahiyat merkezi idi. Nestorius ve onun yandaşları bu bölgeyi bir propaganda merkezi olarak kullanıp bütün Sasani İmparatorluğunda yeni müritler ve çömezler kazanmaya çalışmışlar ve bu işte başarılı olmuşlardır; o kadar başarılı olmuşlardır ki, bu asrın sonuna doğru Kilise, resmi bir ayrılma yapmadan Katolik Kilise'sinden tamamen kopmuştur ve bu durum bugüne kadar devam etmiş ve hâlâ etmektedir. Bu Kilise orta çağlarda bütün Mezopotamya'da önemli bir rol oynamıştır, sonra ise, bilhassa Timur Lenk'in zülumlarından dolayı, çok zayıflamıştır. Bugünlerde bu Kilise bilhassa Irak'da ve İran'da yaygındır; Türkiye'de ise, birinci dünya savaşına kadar Hakkâri'de bu Kilise'ye mensup olan 100.000 kişi kadar bir cemaat vardı; bu harp esnasında, birkaç aile hariç, bunların hepsi Irak'a iltica etmişlerdir. Bu Kilise'nin resmi ismi "Şarki Apostolik Kilisesi"dir (1) ; halk arasında ve birçok tarihçiler tarafından ona sadece "Nesturi" veya "Asuri" Kilisesi denilir. Patriğin resmi ikâmetgâhı, Bağdat civarlarında bulunan eski Ktesifon şehridir, gerçek ikâmetgâhı ise Bağdat veya A.B.D'inde bulunan Detroit şehridir.
Orta çağlarda, XIII, asırda, bu Kilise'nin bazı episkoposları, hatta patrikleri, yeniden Roma'daki Papa'ya bağlanmak istemişlerdir ve Papa'lıkla yeniden bağlantı kurmuşlar. Nihayet XVI. asırda Papa'ya bağlı olan bütün bu cemaatler bir araya getirilerek teşkilatlanmış ve Keldani Kilise'si kurulmuştur. Bu Kilise, Nesturilerin lisanı ve ibadet şeklini korumakla beraber, Papa'ya bağlı olarak Katolik Kilise'sinin itikadını ve yetkisini kabul etmektedir; bu Kilise'nin Patriğinin ikâmetgâhı Bağdat'tadır. Türkiye'de birkaç yüz kişilik bir cemaat ile bir Başepiskopos'u vardır; resmi ikâmetgâhı Diyarbakır/Amida ise de, kendisi gerçekten İstanbul'da oturmaktadır.

b) Suriyaniler. - Yine beşinci asırda, Süryani denilen cemaat ve diğer cemaatler de Katolik Kilisesinden, daha doğrusu Bizans Kilisesinden kopmuşlardır.

Antakya Patrikliği, Bizans İmparatorluğunda en önemli Patriklik idi, o zamanlarda; bu Patrikliğin cemaatlerinin çoğu Suriyanice konuştukları ve ibadetlerinde de bu lisanı kullandıkları için, bu Kilise'ye ilk önce Suriyani Kilisesi, sonra ise Eski Suriyani manasına gelen Suriyani Kadim Kilisesi denildi. M.S. 451 senesinde Khalkedon (bugünkü Kadıköy)'de toplanan Genel Konsil "monofısizm" denilen ve M. İsa'nın şahsiyetini ilgilendiren öğretileri reddetmiştir; Suriyaniler bu Konsil'in kararları kabul etmemişler. Ayrıca bu Konsil Bizans episkoposuna bazı imtiyazlar tanımıştır: bu imtiyazlar ise Antakya'da hoş görülmemişlerdir. Buna rağmen, 518 senesinde Bizanslılar, İstanbul Patriğe daha çok önem vermek için, onu Antakya Patrikliğinden ayırdılar: fazla olarak Suriyaniler, Bizans İmparatorları tarafından baskı altında tutulmuşlardır. Fakat altıncı asrın ortasında Yakup Baradios isimli Urfa episkoposu bu Kiliseyi yeniden teşkilatlandırmış ve canlandırmıştır; bu sebepten dolayı birçokları bu Kiliseyi "Yakubi Kilise" diye adlandırırlar. Görülüyor ki, bu Kilise de resmi bir şekilde Katolik Kilisesinden ayrılmamıştır; ayrıca onun ayrılış hareketi Roma Katolik Kilisesinin reisi olan Papa'ya karşı değil, daha çok Bizanslılara karşı ve özellikle Bizans Imparatorlarına karşı yapılmış bir hareket idi.

Suriyani Patrikleri, Antakya'daki merkezlerini kaybedip, çeşitli şehir veya manastırlarda oturmak mecburiyetinde kaldılar: Halep, Urfa, Diyarbakır, Harran, Malatya, Mardin. Bugün, Suriyani-Kadîmler özellikle Suriye'de, Irak'ta ve Lübnan'da yaşamaktadırlar; Patrikleri Şam'da oturmaktadırlar. Türkiye'de ise, eskidenberi anayurtları olan Güneydoğu bölgelerinde, Mardin, Diyarbakır ile Midyat ve bu şehirlerin ci-varlarındaki köylerde yaşamaktaydılar, fakat şu son yirmibeş sene boyunca bu cemattler bu bölgeyi terketmişler ve ancak ikibin kişilik bir cemaat o bölgede hala yaşamaktadır. Ayrıca birkaç bin kişi şu son senelerde İstanbul'a yerleşmiştir.

Bu Suriyani-Kadîm Kilise'si yanında, üç asırdan beri bir Suriyani Katolik Kilise'si de vardır. Eskidenberi küçük gruplar veya cemaatler Katolik Kilise'sine bağlı kalmışlardı, fakat hiç bir teşkilatları olmadığı için resmi bir mevcudiyetleri yoktu. 1662 senesinde bu cemaatler için bir episkopos tayin ve takdis edilmiştir. Fakat bir asır boyunca Suriyani-Kadimler ona ve cemaatlerine karşı bir zülüm ve baskı politikası uygulamışlardır, hatta 1706 senesinden 1783 senesine kadar bu Kilise'nin episkoposu bile yoktu; 1782 senesinde yeni bir episkopos takdis edilmiştir ve o zamandan bugüne dek, "Suriyani Katolik Kilise'si" denilen bir Kilise mevcuttur; Patriğin ikâmetgâhı Şam'dadır; cemaatleri bilhassa Suriye'de, Lübnan'da ve Irak'ta yaşamaktadır; Türkiye'de bu Kilise'ye mensup olanlar İstanbul'da bin kişilik bir cemaat oluşturmaktadırlar.

c) Ermeni Kilise'leri. - Üçüncü asrın ikinci yarısında, Kayseri'den hareket ederek doğuya doğru ilerleyip İncil'i ilan eden Gregor Lusavoriç, Ermenilere de İncil'i tanıtmıştır ve 295-300 seneleri arasında Ermeniler Hıristiyan dinini resmen kabul etmişlerdir. Bunlar yavaşça teşkilanıp Bizans Kilisesine bağlı bir Kilise oluşturmuşlardır. İlk zamanlarda, bölgelere göre ya Bizanslıların ya da Suriyanilerin ibadet şekillerini kabul etmişlerdir, fakat çok zaman geçmeden İncil'i, âyinlerini ve dualarını kendi lisanlarına çevirip kendilerine mahsus olan bir ibadet şeklini ortaya koymuşlardır. Bu yeni Kilise, Zerdüşti İranlılar tarafından çok zulüm görmüştür ve bunun için 451 senesinde Khalkedon (bugünkü Kadiköy) Konsiline hiç bir episkopos ya da başka bir temsilciyi gönderememişlerdir. Hatta Konsil'den haberdar bile değillerdi; otuz sene sonra, 491 senesinde Vagarşapat/Eçmiyadzin'de toplanan bir Ermeni Sinodu, ya da yerel Konsil, Khalkedon Konsil'inin kararlarını reddetmiştir, ve bu red kararı birkaç sene sonra, 506 senesinde Dvin'de toplanan başka bir Ermeni Sinodu tarafından teyyid edilmiştir. Bu şekilde Ermeni Kilise'si tamamen bağımsız bir Kilise olmuştur.

Fakat bu özgürlük hareketi yine, Roma'daki Katolik Kilise'sine karşı değil, daha çok Bizans Kilise'sine ve bilhassa Bizans İmparatorlarına karşı yapılmıştır. Ermeni Kilise'si kendisini "Ermeni Apostolik Kilise'si" olarak(1) tanıtmaktadır; halk arasında ise ona daha çok, bu Kilise'nin kurucusu olan Gregor Lusavoriç'in anısına "Ermeni Gregoryen Kilise'si" denilir. Bu Kilise'nin merkezi, Ermenistan'da bulunan Eçmiyadzin şeh-rindedir ve bu Kilise'ye mensup olan cemaatler bugün bilhassa Ermenistan'da, Lübnan'da, Suriye'de, Kudüs'te yaşamaktadırlar; Türkiye'de ise İstanbul'da bir Patrikhaneleri ve birkaç kilise ve cemaatleri vardır.

Ermeniler, Kilise olarak, diğer Hıristiyan Kiliselerinden ayrılmışlarsa da, bazı cemaatleri, bazı episkoposları, hatta bazı patrikleri bile bu ayrılma hareketini tasvip etmeyip, eskiden beri ve asırlar boyunca Katolik Kilise'sine bağlı kalmışlardır. Fakat 1740 senesinde, Suriye'deki Katolik Ermenileri kendileri için bir Patrik seçmişlerdir ve Petrus ismindeki bu Patrik, Roma Kilise'si tarafından tasdik ve takdis edilmiştir. O günden beri bu Katolik Ermeni Kilise'si teşkilatlanıp bugüne kadar devam etmiştir; Patriği ilk önce İstanbul'da oturmuş, fakat 1928 senesindenberi Beyrut'ta oturmaktadır; cemaatleri bilhassa Lübnan'da, Suriye'de, Irak'ta ve İran'da yaşamaktadırlar: bugün Türkiye'de, İstanbul'da bir Ermeni Katolik Patriği vardır ve aynı şehirde birkaç Ermeni Katolik kilisesi ve cemaatleri bulunmaktadır.

d) Maruniler. - Suriye'de, Asi nehrinin vadisinde bulunan birkaç manastırda yaşayan birçok rahip, V. asırda yaşamış olan Aziz Marun etrafında toplanmışlardı ve zamanla müstakil, Ortodoks Kilise'sine bağlı olmayan bir cemaat oluşturmuşlardır; daha sonra, Müslüman Arapların zulümlerinden kaçmak maksadıyla, Lübnan dağlarına göç edip, orada müstakil bir cemaat olarak bir zahit hayatı sürdürmüşlerdir; ibadet şekillerini Suriyanilerden almış ve düzenlemişlerdir. Bunlar eskiden beri Katolik Kilise'sine bağlıdırlar, bunun için Katolik yani Papa'ya bağlı bir Kilise oluşturmaktadırlar; buna rağmen ayrı bir teşkilatı ve ayrı episkoposları ve bir Patrikleri vardır. Patrikleri Lübnan'da, Bkerke şehrinde oturur; cemaatleri ise bilhassa Lübnan'da ve Suriye'de yaşamaktadırlar. Türkiye'nin güneyinde bu Kilise'ye mensup olan birkaç aile hâla yaşamaktadır, fakat ayrı ibadethaneleri ve teşkilatları yoktur.

e) Rum Ortodoks Kilise'si. - M. S. 330 senesine kadar küçük bir kasaba olan İstanbul şehri, o sene büyük bir törenle Yeni Roma ünvanı ve Konstantinopolis adı ile Doğu Roma İmparatorluğunun başkenti olarak ilan edilmiştir; ondan sonra bu şehir çok gelişmiş ve büyük bir şehir olmuştur. İstanbul episkoposu da, o zamana kadar, bugün Marmara Ereğlisi adı ile tanınan Herakleia episkoposuna bağlı idi. Yeni başkentin episkoposluğu olduktan sonra, önem kazanarak, yetkisinin sahası da gitgide genişlemiştir; yukarda (bk. b) gördüğümüz gibi, 451 senesinde bu episkoposluğa bazı imtiyazlar tanınmış ve 518 senesinde de Antakya Patrikliğinin yetkisinden çıkarılmıştır; altıncı asrın sonuna doğru, evrensel manasına gelen "Ökümenik" ünvanını da ismine eklemiştir. Orta çağlarda, Bizans Patrikleri birkaç defa Katolik Kilise'sinden ayrılmışlardır, fakat her defasında birkaç sene sonra onun yetkisini yine kabul edip, tanımışlardır; nihayet 1054 senesinde Bizans Patriği Mikael Kerularios bir defa daha Katolik Kilise'sinden ayrılmış ve bu itizal asırlar boyunca ve bugün hâlâ devam etmektedir.

Osmanlılar İstanbul şehrini zaptettikten sonra, Sultan II. Mehmet, Rum Ortodoks Patriğine birçok imtiyazlar tanımıştır, özellikle bu Patriğe bundan böyle İmparatorlukta yaşayan bütün Ortodokslar - yani Katolik olmayanlar - üzerinde yetki tanımıştır. Böylece, Osmanlı İmparatorluğu genişleyince, Patriğin yetki sahası da büyüyüp genişlemiştir. Ancak XIX. asırda Balkan ülkeleri ve sonra diğer ülkeler Osmanlılara karşı ayaklanarak bağımsızlıklarını kazandıkları zaman, bu yeni bağımsız ülkelerin cemaatleri, din bakımından da bağımsızlıklarını ilan edip Rum Patriğinden ayrıldılar. Bu şekilde biraç müstakil Ortodoks Kilisesi daha ortaya çıkmıştır: Yunanistan Ortodoks Kilise'si, Yugoslavya Ortodoks Kilise'si, Romanya Ortodoks Kilise'si, Bulgaristan Ortodoks Kilise'si, vs. Bu yeni Kilise'lerin ibadet şekilleri Rum Ortodokslarından alınmış ve ibadetlerinin, âyinlerinin metinlerini kendi lisanlarına çevrilmiştir. Bu Kiliselerin başkanları çeşitli ünvanlarını taşımaktadırlar; kimi Patrik, kimi Başepiskopos'tur; onların ikâmetgâhları her ülkenin başkentidir ve Patriğin veya Başepiskopos'un yetkisi de her ülkenin Ortodokslarıyla sınırlandırılmıştır.
Bütün bu Kilise'lerin tarihçelerini burada anlatmak imkânsızdır; ancak şunu hatırlatmalıyım ki, İstanbul'da, Bulgar Ortodoks Kilise'sine bağlı bir cemaat hâlâ mevcuttur.

Rus Ortodoks Kilise'si, çok daha önce, 1589 senesinde, Rum Ortodoks Patriklerinin yetkilerini reddederek, Moskova şehrini Üçüncü Roma olarak ilan edip ayrı bir Patrik tayin etmiş ve böylece tamamen müstakil yeni bir Ortodoks Kilise'si ortaya çıkmıştır.

Rum Ortodoks Kilise'si yanından bir de Rum Katolik Kilise'si mevcuttur. 1911 senesinde İstanbul'da yaşayan Rum Katolikleri için bir episkopos takdis ve tayin edilmiştir; fakat cemaatlerin çoğu birkaç sene sonra, Birinci Dünya savaşından sonra Yunanistan'a göçetmiştir; bu günlerde Rum Katolik Kilise'sine mensup olan ancak bir kaç aile İstanbul'da yaşamaktadır - Bu Rum Katolikler, biraz sonra bahsedeceğimiz Melkit-Katolikler' le karıştırılmamalı.(bk. f.).

f) Melkitler. - Bu ad altında, İskenderiye, Kudüs ve Antakya Patrikliklerine mensup olan ve Bizanslıların ibadet şekillerini takip eden - Katolik olsun ya da olmasın - Hıristiyanlar belirtilmektedir. İbadetlerinde genellikle Arap lisanını kullandıkları için, birçok defa onlara "Bizans ibadet şeklini takip eden Arap Hıristiyanlar" denilir; ancak bu resmi adları çok uzun olduğu için, bunlara kısaca "Melkit" denilir. Bu "melkit" ismi ilk önceleri biraz aşağılayıcı ve alaylı bir lakap idi. Çünkü diğer cemaatler, Bizans Kilise'sine karşı ayaklandıkları ve kendilerini birer bağımsız Kilise ilan ettikleri zaman, onlar Imparator'a bağlı kalmışlar; bunun için onlara "Kralcı" ma*nasına gelen "Melki" lakabını vermeye başlamışlardır; Avrupalılar bunu "melkit" şekline çevirmişlerdir.

1054 senesinde, Bizans Kilise'si Katolik Kilise'sinden ayrıldığı zaman, Melkitlerin çoğu Bizans Patriğine sadık kalıp onu bu ayrılma hareketinde takip etmişlerdir; bazı cemaatler ise Katolik Kilise'sini terketmeyi reddetmişler ve Suriye'de oturan birkaç Melkit cemaati XV. ve XVII. asırlarda Roma'ya yaklaşmaya başlamışlardır. Bunlar nihayet 1709 senesinde resmen Papa'ya bağlanmışlardır ve XVIII. asırda ayrı bir teşkilat ortaya koymuşlardır ve böylece o zamandan beri bir Katolik Melkit Kilise'si de mevcut olmuştur. Bu Katolik Melkitler, - Rumların ibadet şekillerini kullandıkları için - birçok de*fa" Rum Katolik" olarak adlandırırlar. Bunları, biraz önce (bk. e, son) bahsettiğimiz Rum Katoliklerle karıştırmamalıyız.

Melkitler - Katolik olanlar ve diğerleri - bilhassa isimlerini yukarda zikrettiğimiz üç Patrikliğin bölgelerinde yaşamaktadırlar. Türkiye'nin güneyinde, Antakya, Tarsus, Mersin civarlarında, hâlâ birkaç cemaat bu Kilise'ye bağlıdır. Patrikleri ise şimdi şu şehirlerde oturmaktadırlar: Katolik Patrikleri, İskenderiye, Kudüs ve Beyrut'ta; Katolik olmayanlar ise İskenderiye, Kudüs ve Şam'da.

g) Protestanlar ve Anglikanlar. - Aslında "Protestan" ismi tek bir Kilise için değil, XVI. asırdan beri Reform hareketleri ile ortaya çıkan birçok Kilise için genel bir terim olarak kullanılır.

31 Ekim 1517 senesinde Martin Luther, Wittemberg kilisesinin kapılarına 95 tezini asarak Reform hareketini başlamıştır. Bu hareketle Luther'ci "Protestan Kilisesi", ya "Tashih edilmiş" veya "Düzeltilmiş olan Kilise" manasına gelen "Reform Kilisesi" adlı tamamen müstakil olan yeni bir Kilise olarak ortaya çıkacaktı. Sonra, asırlar boyunca Luthercilik bir çok yeni Kilise türetecekti; bütün bu Kiliseler bugün bir nevi Konfederasyon halindedirler.

Calvin, Reform hareketini benimseyerek onu yaymak maksadıyla, 1532 senesinde "İnstitutions Chretiennes" yani "Hıristiyan Dini Öğretisi" adlı eserini telif edip Cenevre'de neşretmiştir. 1541 senesinde, nihaî bir şekilde Cenevre şehrin*de yerleşen Calvin bu şehirde yeni bir Reform Kilisesi kurmuştur; bu Kilise de sonraki asırlarda birkaç ayrı Kilise vücu*da getirmiştir.

Aynı senelerde İngiliz kralı VIII. Henry, eşi Catherine'den boşanmak için Papa'ya başvurmuştur; fakat Papa buna müsaade etmeyince, - çünkü Katolik Kilise'sinde boşanma yoktur. - İngiliz kralı Papa'nın yetkisini reddederek kendisini İngiliz Kilise'sinin reisi olarak ilan etmiştir, 1554 senesinde; böylece "Anglikan Kilise'si" olarak adlandırılan yeni bir Kilise ortaya çıkmıştır.

Bu Kilise'nin en büyük özelliği. Papa'nın yetkisini reddedip İngiltere'nin Hükümdarını Kilise'nin reisi olarak kabul etmesidir; itikatleri ve ibadet şekilleri tamamen Katolik Kilise'sinin ibadetlerine benzer.

Protestan Kilise ve Mezhepleri en çok Orta ve Kuzey Avrupa ile Kuzey Amerika'da yayılmıştır. Geçen asırdan beri, Türkiye dahil, Orta doğu'da da birkaç cemaat kurulmuştur.

Bu Kiliseler yanında diğer bazı Kiliseler de mevcuttur; örneğin, Kiptiler, Gürcistan Kilisesi, Habeşistan Kilisesi, vs. Fakat Türkiye'de bunların temsilcileri olmadıkları için ve aynı zamanda bu bölümü daha fazla uzatmamak için, bu Kiliselerden burada bahsedilmeyecektir.

Yukarıda bahsettiğimiz Hıristiyan Kiliseleri gösterdiğimiz coğrafi bölgelerle sınırlı idiler, fakat bilhassa İkinci Dünya Savaşından sonra bir çok Hıristiyanlar memleketlerini terk edip Avrupa'nın ve Amerika'nın çeşitli memleketlerine göç etmişlerdir, ve netice olarak bütün Hıristiyan Kiliselerinin cemaatleri bugün çok dağınık bir şekilde yaşamaktadırlar.
1) "Apostolik" kelimesi, havarilere dayanan ya da havarilere kadar giden manasına gelir.




aLinti..
__________________
#HerSeyCokGuzeℒoℒacak..ღ ❦
  Alıntı ile Cevapla

IRCForumlari.NET Reklamlar
radyo44.com.tr
Cevapla

Etiketler
bircok, kilise, mevcuttur, mezhep, neden, veya

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kadınlar Neden Birbirlerine Yalan Söylerler veya Abartlı Konuşurlar Lcia Ah Kadınlar 1 15 Mart 2015 02:53
Birçok Katı Cisim Matken Cam Neden Şeffaftır? Desmont Merak Ettikleriniz 0 06 Şubat 2015 20:21
Neden Düğün veya Nikâh Töreni Yapmalı? Burce Evlilik Hazırlıkları 0 20 Nisan 2014 18:48
Az Kanamalı veya Kısa Süreli Adet Görme Neden Olur? Lucifer Kadın Sağlığı 0 08 Ocak 2012 20:50
Neden BöyLe Bir Hata Veya Uyarı Veriyor ? Yardım pls. DeVRi vBulletin Sorunları ve Çözümleri 6 08 Aralık 2007 21:35